Yukardaki yazı yazıştığım bir başka grupa gönderildi. İlk olarak orda okuma fırsatı buldum. İki yıl önce yazılmış olmasına karşın güncel siyaset bu metinleri hala güncel tutuyor. Bu yazıya gecikmiş de olsa vermiş olduğum yanıt aşağıdadır.
Ataol Behramoğlu'na Yanıtımdır
Ataol Behramoğlu sevdiğim bir yazardır. Anlayış olarak da kendimi yakın hissediyorum. Kardeşi Nihat Behram da kendisi de yıllardır sosyalistlerin severek okuduğu yazar ve şairlerdendir. Türkiye’de verilen demokrasi mücadelesinin önemli isimlerindendir. Son yıllarda yazılarını düzanli takip edemedim. Attila İlhan’da çok sevdiğim bir yazardı. Hatta öldüğü zaman ağlamıştım. Ancak insanlar değişiyorlar, farklıu düşünmeye başlıyorlar, farklı etkileniyorlar. Bunların hepsi de gayet doğal. Attila İlhan’dan çok şey öğrendim, ama son yıllarda mithiş bir milliyetçi yazar oldu çıktı. Sitesinde şimdi son dönem yazdıkları var tabii. Sultan Galiyev’den, bir sarışın Kürt’ten, kalpaklı Gazi Paşa’dan başka şey yazmaz olmuştu, bir de ateşli bir nükleer santral savunucusuydu. Timur Selçuk’un şarkılarını da yıllardır büyük bir beğeniyle dinliyorum. Nasıl olduğunu anlamak zor ama islamcı bir söyleme yöneldi, söylediklerini, ne düşündüğünü anlayamaz oldum. Yine Yalçın Küçük de yıllarca yazılarını ilgiyle okuduğum biriydi. Kemalizm hakkında inanılmaz sert eleştiriler yazardı. Türkiye’nin NATO’ya girebilmek için Sovyetlerin Kars ve Ardahan’ı istediğine dair bir senaryo uydurduğunu, aslında böyle birşey olmadığını, II. İnönü Savaşı diye bir savaş olmadığını, bunun da Çerkes Ethem’e karşı İnönü’yü öne çıkarabilmek için uydurulmuş bir yalan olduğunu, Yunan ordusu ile asıl büyük çatışmanın Çerkes Ethem’in güçleriyle yapıldığını yazardı. Bunları ispatlamak için sayfalar dolusu bilgi ve belge aktarırdı kitaplarında. Şimdiki Yalçın Küçük ise başında bir kalpakla Mustafa Kemal’e övgüler dizip, “sabetayist basınımıza” verdikçe veriyor.
Aydınlarımızın ilginç yönelişleri olabiliyor. Böyle bir zenginliğimiz var. Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, bir zamanlar sosyslist olan bir süre sonra Kemalist yada milliyetçi, bir zamanlar Kemalist olan bir sonra liberal, liberal olan islamcı, islamcı olan sosyalist vb. olabiliyor. Bunlar gayet doğal şeyler bence ve artık bunları bir zenginlik olarak değerlendirmemiz gerekli. Hiç kimse dönek değildir. İnsanlar düşüncelerini değiştirirler, değiştirebilirler.
Behramoğlu’nun aşağıdaki yorumuna ise katılmıyorum. Bence yurtsevmez diye bir kategori de sözcük de yoktur. Böyle bir olgu da yoktur aslında. Behramaoğlu nesnel değerlendirmemiş ve politik bir vurguyla kelimeye yönelip biçimlendirmeye çalışmış. Kendi anlayışını yurtsever bazı başkalarını da yurtsevmez olarak nitelemek için böyle bir kategori oluşturmuş. Halbuki aslında herkesin kendi bakış açısından yurtsever olduğunu görebilirdi. Bir örnek vermek gerekirse bir islamcı için yurtseverlik kendi inandığı çerçevede bir yaşamın sürdürülmesidir. Eğer ülkesinde islamın hükmü sürerse ülkesi güçlenecektir, kurtuluşa ulaşacaktır. Yani hiçbir islamcı yurdunu sevmediği için politik anlayışını diğerlerine kabul ettirmek için uğraşmıyor ki. Yada bir sosyalist için ülkesinin kurtuluşu sosyalizmdedir. Ezilenlerin kurtuluşu ile ülkesi kurtulacaktır. Bir liberal için de ülkesi eğer uluslarası ekonomiye entegre olursa refahı artacaktır, insanları özgürlkeşecektir. Kısacası aslında herkes yurtseverdir. Kendi doğru bulduğu politik yaklaşım çerçevesinde bir yurtseverlik de yapmaya çalışıyordur.
Behramoğlu sosyalist geleneğe bağlı kalma sinyalleri veriyor. Halkın yurtsever duygulara bağlı kaldığını ama aydınların yurtsevmez olduğunu söylüyor. Bu iddia içinde son derece tehlikeli bir eğilim taşıyor. Bu anlayışı sadece Behramoğlu değil aslında birçok “yurtsever” ileri sürüyor. Attila İlhan da “Türk aydını dediğimiz kişi, Batı’nın maneci ajanıdır” diyor sitesinde.
http://www.attilailhan.gen.tr/
Peki doğru mudur? Halkımız yurtsever olup, aydınlarımız yurtsevmez midir gerçekte. Yüz yıldan beri, yani milliyetçi düşünce Anadolu topraklarına girdiği yıllardan beri bu konu çokça kullanmış durumda. Bütün iktidarlar yurtsever idiler. Bütün iktidarlara muhalefet edenler ise vatan hainliği ile suçlandılar. Tabii ki bunların en ünlüsü Nazıum Hikmet’in vatan hainliğidir. Vatan hainliğine devam ediyorum şiiri ile de tarihe geçti. Ama sadece o değil binlerce kişi vatan hainlişği ile suçlandı hep. Örneğin liberal Kemalist yazarlardan Ahmet Emin Yalman da Nazım tarafından vatan hainliği ile suçlanıyordu.
Ahmet Emin Yalman
Selanikli Osman Efendi
keskin muhasebecilerdendi
ama o da yanıldı ömründe bir kere
yanlış bir tohum atıp rahm-i madere.
Bu tohum dünyaya çıkıp insan biçimini aldıysa da,
boyu bir karış kaldıysa da,
öyle haltlar yedi, öyle işler karıştırdı ki
sövdüler kabrinde bile babası Osman Efendiye.
Osman Efendi, Ahmet Emin adını takmıştı tohumuna,
Ahmet Emin, Yalman'lığı kattı buna
ve Ahmet Emin Yalman
önce Alaman oldu sonra Amerikan.
Ona göre her devirde, her zaman
satılacak bir gazeteydi "Vatan"
ve hazret sattı vatanı.
Hapse atacaklarmış Ahmet Emin Yalman'ı
Amerikana yaranmaktaki rekabet yüzünden.
Hapisteki hırsızlara acıyorum ben,
ahlâkları bozulacak
Emin Beyle aynı damda yaşayarak...
1959
Ahmet Emin Yalman’ın çıkardığı gazetenin adı “Vatan” olduğu için bu konu şairler tarafından pek tutulmuş o zamanlar. Neyzen Tevfik de islamcıları bakış açısından aynı sözleri *yada benzerlerini yazar Yalman için. Yalman’ın suçu da keskin bir Kemalist olmaktı ve bu yüzden bir dinci-milliyetçi olan şimdilerin TV show kahramanı halkine gelen Hüseyin Üzmez tarafından vuruldu. Üzmez de ününü bu şekilde elde etti.
Şu bizim dönme dolap Ahmed Emin
Dîn ü îmânımıza çatmadadır
Başımız ağrımaz etsek de yemin
Vatanı on kuruşa satmadadır.
Sadece aydınlar diğerlerini böyle suçlamıyor, bunu en çok iktidarlar kullanıyorlar elbette. En çok kullanıldığı dönem ise 12 Eylül dönemi oldu. Evren ve generalleri darbelerine karşı direnen herkesi böyle suçluyordu. Tabii Evren ve generalleri Yurtsevmez gibi kelimeler üretemiyorlardı, onlar “nifak tohumları”, “vatan hainleri” , “satılmışlar”, “anarşist-teröristler” gibi halkın daha kolay anladığı sözcükleri tercih ediyorlardı.
Sorunun başına dönersek eğer, yurtsevmezlik eleştirisinin kaynağı ne olabilir, nerden çıkabilir bu iddia. Örneğin özelleştirmeyi savunan birisi yurtsevmez olabilir. Türkiye’nin AB’ye girmesini isteyen biri yurtsevmez olabilir. Halbuki daha önce de dediğim gibi bu bir bakış açısıdır. Bunları savunan kişi yurtsevmez olduğu için değil onun yurtseverlik anlayışı seninkinden farklı olduğu içindir. Kısaca aslında basit bir kavram gibi görülen ve herkesin başlangıçta hiç tartışmadan doğal olarak kabul edebileceği bir kavram bir politik zorlama ile subjektif bir hale gelebiliyor.
Sonuç olarak Behramoğlu yanlış bir anlayıştadır. Bu anlayış yanlış olduğu gibi zarar vericidir. Bir ülke aydınıyla, düşünce gücüyle, yazarıyla çizeriyle kalkınır. Jean Paul Sartre bir zamanlar “sizin görüşünüze katılmıyorum ama görüşünüzü ifade etmeniz için herşeyi yaparım” demişti ve hiç de politik anlayışlarını kabul etmediği halde sırf Fransa hükümetinin baskısını göğüsleyebilmek için Maocu bir derginin yazı işleri müdürlüğünü üstüne almıştı. Bizim de böyle bir aydınlanmaya ihtiyacımız var. Aydınlarımızın farklı anlayışları, farklı iddiaları olabilir, onları “vatan haini”, “yurtsevmez” vb. diye kategorize etmek yerine bu farklılıklarla birarada yaşamayı becermek ve bu çeşitlilikten daha büyük bir güç çıkarmayı öğrenmemiz gerekiyor.