İsim tuhaf ya da ilginç gelebilir biliyoruz. Belki işin içinden çıkmayanlar vardır.
Genelde şu yapılır. "Felsefeye Giriş", "Felsefeye Başlangıç"
Peki ya Bitiriş ve ya da Çıkış var mıydı?
Buna umarım bu metni okuyanlar karar versin.
Anlamanyanlar İçin çok KOlaylaştırılmış Ontoloji Çatışkısı
İlk ön durum sorgusu;
Hiçbir-şey yoktan var ve vardan yok olamaz, o halde bir-şeyler hep -her zaman- varolmalıdır.
Hiçbir-şey yoktan var ve vardan yok olamaz, o halde bir-şeyler (ilk özne kapsamında tanrı, ilk madde, ilk durum ilk alan -önceki durum ve yer kapsamında hiç vb) her zaman -ondan önce- varolmalıdır
Hiç-bir-şey yoktan var ve vardan yok olamaz, o halde bir-şey, bir-şeyler ya da çok-şeyler her zaman varolmalıdır.
Hiçbirşey yoktan var ve vardan yok olamaz o halde bir şey, bir şeyler ya da çok şeyler ya da tüm şeyler (tüm her şey/ler) (olduğu gibi) her zaman varolmalıdır
Bir şeyler baştan beri varolabiliyorsa çok şeyler baştan beri varolabilir
Bir ya da çok şeyler baştan beri varolabiliyorsa, tüm şeyler (tüm herşey/ler) baştan beri varolabilir .
Bir şeyler hep varolmalıysa (hep vardıysa) nasıl bir başlangıçtan sözedeceksin? (yaratım ve oluşma farketmez)
Bir şey/bir şeyler her zaman varsa bir başlangıç yoktur.
Bir şey/bir şeyler ya da çok-şey ya da tüm-herşey her zaman varsa bir başlangıç yoktur.
Bir şeyler her zaman varolmalıdır o halde bu bir şeylerin varolması başlangıçtan öncedir ve o halde başlangıçtan önce bir şeyler vardır
Başlangıçtan önce bir şeyler varsa başlangıç çelişik
Başlangıçtan önce bir şeyler varsa başlangıç, sabit değil, başlangıç değildir
Hiçbir-şey yoktan var ve vardan yok olamaz o halde bir başlangıç varsa bile başlangıçtan önce bir şeyler hep -her zaman- varolmalıdır.
Başlangıçtan önce bir şey varsa başlangıç yoktur ya da başlangıçtan öncekinin başlaması öbür başlangıçtan öncedir o başlamışsa başlangıcın kendi çelişkilidir. Başlangıcı nkendi çelişikse başlangıç nedir var mı?
Hiçbir-şey yoktan var ve vardan yok olamaz o halde bir başlangıç, oluş varsa bile başlangıçtan, oluştan önce bir şeyler hep -her zaman- varolmalıdır. O halde başlangıç başlangıç ve oluş oluş değildir
Bir başlangıç yoksa hiç bir şey oluşmamıştır.
Varolmamıştır çünkü yok değildi.
Bir-şeyler her zaman varolmalıysa ilk-şeyler olamaz bu varlık (ilkler) çoğaldı demek olacak
Çoğalırsa/artarsa ve bölünürse zaman içinde azalır ve azalabilir deme çatışkısına düşeriz o halde varlık artmadı, artmamış olması gerekir
Artarsa azalır.
Çoğalarak ve bölünerek artan ve azalan varlık? Temel ilkeler
Hiç-bir-şey ya da her-şey yoktan var ve vardan var ve yok olamaz o halde her şey vardı
o halde
hiç bir şey azdan çok çokdan az olamaz ya da tam tersi
azdan çok ve çoktan az olmalar temeldir ve yasadır deriz
ama az indirgemesi çoku oluşturanla aynı mı ve az bölümlemesi çoklaşanın kendi mi
Bir kere herşey hiçşeyden "hep ve her" (şey) olamaz. hiç adı üstünde hiçtir her adı üstünde herdir. Hiç hep olduysa bu sonsuz ve ya da tekrar hiç olur bu daim olur. o zaman hiçler herlere ve herler hiçlere dönüşüyor deriz.
yani
"hiç-bir-şey" değil "her-bir-şey" hiçten ve yoktan var ve yok ya da her olamaz.
Bir kere hiç her olamaz yok var olamaz
Hiçbirşey hiçten her ye da hep ve hep ve herden hiç olamaz o halde herşey hepti
Her-bir-şey hiç-bir-şeyden türeyemez o halde her-şey her-şeyden türememiş ama türememiştir. Türemeksizin var.
Eğer hiçbirşeyden bir herbirşey olsaydı yoktan var da olurdu. Eğer postülatını dayanağını koruyacaksan buna iyi bak koru
Eğer hiç şey her şeye diyalektik olarak dönüşüyorsa bu dönüşüm sonsuz ama mantıksız
....
Hepleşmemiştir ve herleşmemiştir çünkü hiç değildi ve varlaşmamıştır çünkü yok değildi
Yoktan vara gelmemiş çünkü önce yokta değildi ve herleşmemiş hiçten here gelmemiş çünkü önce hiçte değildi
Ya hiç şey ya da her şey ;ya hiç yer ya da hep yer baştan beri varolmalıdır ve baştan beri bir şeyler ve yerler (hiç şey her şey ve hiç yer her yer fareketmez) varolmalıysa baş ve baştan beri diye bir şey yoktur, geçersiz ve çelişiktir
Varlaşmamış çünkü yoklaşık değil herleşmemiş çünkü hiçleşik değil. Ollaşmadı çünkü olmayışta ve olmayışık değildi.
Olmadı çünkü olmamış/ham/tohum/tane ya da filiz de olma bekler değildi
Oluk olarak oluk ve oluşuk olan/duran hazır oluk ve oluşuktu
Oluşuk varlık hep ve zamansız
Baştan beri kavramsal olarak başı ve baştan beriyi tanımlayamaz
Soru
a - Başlangıçtan önce bir şey vardı-yoktu
b - Başlangıç vardı-yoktu
cevap sorgu yukarısı
Bitti.
"içtenlik"
Herkesin yanıldığı ya da herkesin kaybettiği gün neyin olduğunun önemi yok
Konu "ictenlik" tarafından (29-05-2021 Saat 20:54 ) değiştirilmiştir.
Soru M.Z.B.
Guzel hos diyonda yaratanin ozelliklerini ezgecmissin .sana bana gore bir sey yoktan var edilemez cunku oyle bir ozelligimiz yok ama yaratan icin bu gecerli degil ve bu yuzden yaratanin esi benzeri yoktur
M.Z.B ye dedik ki; Ali Nesin'e müracaat edin o matematik anlıyor. (Umarım isminin kullanıldığı için bize kızmaz. Bunun uygun bir denklemi olup olmayacağını sorguluyorum ve bende ki matematikçi çağrışımı Ali Nesin'dir matemati kdeyince aklıma Ali Nesin geliyor)
Her neyse M.Z.B. ye Verilen Yanıt
M.Z.B Bak şimdi
İyi dinle
Hiçbirşey yoktan var ve vardan yok olamaz o halde hiçbir şey yok değildi ve vardı bir şeyler o halde
Tanrı da eğer varsa/vardıysa yoktan var ve yoktan var olamaz ya da Tanrı yoktan varolmasızın vardı.
O halde tanrı vardan yok ve yoktan varolmamıştır.
Hiçbirşey ya da birşeyler ya da tanrı yoktan var ve vardan yok olmamışsa bir şeyler başlamamıştır.
Yani tanrı yoktan varolmadıysa başlamamamıştır.
(Tanrı ya da birşeyler ya da herşey yoktan var ve vardan yokolmadıysa tanrı başlamamıştır.
Tanrı yoktan var ve vardan yokolmadıysa tanrı başlamamıştır.)
Bir şeyler başlamışsa tanrı bir şeyleri başlatmamıştır.
Tanrı bir şeyleri başlatmamışsa konu kapanmıştır/kapanmalıdır.
ama yine de bilmek istiyorsan
Tanrı yoktan varolmadıysa Tanrı Tanrıyı başlatmamıştır.
Tanrı tanrıyı başlatmadıysa Tanrıyı Tanrıdan başka kimse başlatmamalıdır ya da başlayan nedir?.
Kimse Tanrıyı başlatmamak istiyorsa yine konu kapanmalıdır.
Yani Tanrıyı kimse başlatmıyorsa konu kapanmalıdır.
Hala kapanmıyorsa Ali Nesin e müracaat edilmeli
ya da Tanrıyı başlatan ne ve nasıl neyi başlattığını açıklamalı..
Herkesin yanıldığı ya da herkesin kaybettiği gün neyin olduğunun önemi yok
Varlıkta; Önceki Baştaki İlk Özne ,Önceki Baştaki İlk Tanrı, Önceki Baştaki İlk Madde, Önceki Baştaki İlk Hiç, Önceki Baştaki İlk Bilinmez Durum, Önceki Baştaki İlk Patlama (Ya da İlk ve Son Evren) Cinsinden İlk Hareket ve İlk Neden/İlke (Nedensellik) ya da Herhangi İlk Önceki En Baştaki İlk Durum Tekilliği ve Buna Dair Başlayarak ve Sonradan Oluşarak Gelişerek Varlıklaşma Çözümlemesi Hataları ve Yanılgısına Dair
Hiçbirşey yoktan varolamaz derken aslında tümherşey yoktan varolamaz diyoruz
Yani şu an varolan tüm herşey ve biz yoktan varolamayız ve yoktan var-olmadık diyoruz.
Yani aslında bu cümle apaçık.
Hiçbirşey (ya da her şey) varolmadı her şey vardı.
(Ama ille de her şey yoktu diyeceksek herşeyi oluşturacak "bir şeyler" vardı demeliyiz. O da çelişiktir tıpkı Tanrı gibi)
Hiçbir şey (yoktan ya da varlık ve kendi olmayandan) varolmadı herşey vardı ve yerindeydi. Kuşkuya yer bırakmayacak şekilde.
Tümherşey sadece ve sadece tümherşeyden ya da tüm herşey cinsinden olandan varolabilir çünkü tüm herşey tüm herşeye eşit.
Eşit değilse tüm herşeyi doğuran ve çoğaltan tüm herşey cinsinden, tüm herşeye tam eşit çoğalabilir ya da kendinden oluşabilir şey.
Tümherşey yoktan varolamaz o halde tüm herşey ya da tüm herşey değilse de bir şeyler önceden beri hep varolmalıdır diyoruz
Yani tümherşey her zaman ve hep varolmalıdır dersek bence sorunu çözüyoruz ama demezsek ve araya bir hiç seti, tanrı seti ve ilk başlangıç seti çekersek;
Tümherşey var değildi ama birşeyler de yok değildi (vardı) deriz
Soru:Varolan nedir? O bir şeyler nedir?
Cevap Din: Tanrı vardı.
Cevap Bilim: Hiçlik ya da bilinemez/tanımlanamaz ön durum vardı.
Cevap bilimden gidelim.
Ve tümherşey daha önceden tümherşey değildi ve birşeyler (hiç bilinmeyen tanımlanmayan) formundaydı ve birşeylerden tümherşey oluştu deriz ki
Bir şeyler vardı ve bir şeyleri (tüm şeyleri) oluşturabilir deriz
Ama bu durumda bir şeyler (hiç ya da tanrı) yine ezeli ve sonsuz öncesiz olacak.
Yine oluşma kavramı zamanla çelişecek ve bir şeylerin başlaması yine de çelişkilidir ve yoktan türemediğimizi ve ezeli bir şeylerin oluşunu mutlak kabul edeceğiz.
Ezeli bir şeylerin oluşunu mutlak kabul ezeliyete bize götürecek.
Yani ezeliyette bir hareket ya da ilk hareket öne süreceğiz ki bu saçmadır. Ezeliyette ilk hareket saçmadır. Oluş saçmadır. Başlangıç saçmadır.
Eğer hiç ezeli diyorsan hiç ezelidir. Hiç ezeli değil diyorsan açıkla!
Hiç ezeliyse sonsuz zamanı bir düşün. Ezeli kabulünü.
Bunu okuyorsan koca bilim cemaati-miz var milyar dolarlık fonlar var. Onlar bilemiyor ve anlamıyorlar da bu kadar basit mi deme ve bir dur düşün
Yine başlangıç kavramı ve zaman kavramıyla yine çelişeceğiz.
Yani hiç ve süper ilk patlamayı ele alalım.
Tanrının tanrısı gibi hiçin hiçini aramalıyız. Patlamanın patlamasını... Öncesini. Saçmadır.
Hiçte sonsuz belirsiz bir süre içinde varlığın çekirdeği bekledi de bekledi mi?
Varlık oluştu demek saçmadır bu hipotezdir terkedilmelidir.
Tek bildiğimiz varolduğumuz, var olduğu gerçeğidir. Yok ya da hiçe dair hiç bir bulgu yok. Hiç'te bir insan varsayımı Tanrı gibi . Başlangıçta öyle.
Başlangıç ya da diğer incelemeler hipotez olarak ele alınmalı ama çürüktür bilimnmeli.
Sonuç olarak; oluşma ve zamanın-oluşun başlangıcı ya da varlığın/evrenin ilk kez başlaması ve oluşması ya da ilk ve tek evren oluşu gibi zamana dayalı başlangıç hipotezleri ve çözümlemeleri kesin olarak çelişiktir terkedilmelidir.
Bilimsel olarak terkedilmelidir.
Bir tek evrenin varolması ya da başlangıcının çözümlenmesi denenmesi üzerinden varlık/olma çözümlenemez.
Evrenin başlangıcı çözümlense bile ki bize göre yine başka bir evren için de doğuştan başka indirgeme ve çözümleme net kesin hata olacaktır. Bunlar bize varlık'a dair herhangi net bir ipucu vermeyecek. Teknik gelişim sunabilir. Ontoloji bilgisi ya da öğrenimi anlamında aşkın bilgi sunamaz..
Sözde evrenin başlangıcı varlığın başlangıcı demek değildir ve analitik olarak varlığın başlangıcı bulunamaz, tutarsızdır/çelişiktir.
Evren evren, varlık varlık içinde doğar gelişir, kendinden (kendi cinsindne) türer başka şeyden türeyemez.
Türemeler başlangıçsızdır ve başlayamaz ve başlamamıştır.
Varlığın herhangi cinsinden, kendi olmayan cinsten ilk tekili indirgemesi yoktur. Olamaz. Sonradan çoğullanmamıştır.
Varlık için doğru kavram; sonsuzdan beri/bu yana sonsuz ve ilksizden beri ilksizdir, bu ikisi arasındadır. Başka zaman çerçevesi saçma. Öncesiz sonrasız ve ilksiz başsız ve başlangıçsız varlık her zaman daimdir. Zaman geniş hep/her zamandır. Önce sonra kavramı sınırlıdır ve ya da önce sonranın ne en sonu ne de ilk başı var.Yok..
Herkesin yanıldığı ya da herkesin kaybettiği gün neyin olduğunun önemi yok
(Birinin/birilerinin ben kendimi öyle tanımlamadığım ve öyle bir beyanım olmadığı halde Nihilist/Ateist vb kavramları yakıştırması ve ya da benzeri kavram üzerinden beni kategorize etmesi üzerine açıklamam)
Hiç Hiçlik Hiççilik Kavramına Dair Fikirlerim
Öncelikle her zaman yazdığım gibi Nietszhe'nin kullandığı "Nihil" kavramı ya da şimdi ki bilimce kullanılan örneğin Hawking'in kullandığı varsayılan/öne sürülen hiç kavramı aynı mı? Bilmiyorum
Bunun bizim dilimizde ki karşılığı olan "Hiç" tam olarak bu iki kavramla aynı mı (yani bu çeviri tam uygun mu) onu da bilmiyorum. Bu yorum da öyle olduğunu varsayacağım..
Var <--> Yok (Var'ın karşıtı Yok'tur)
Hiç <--> Hep/Her (Hiç'in karşıtları dilimizde Hep ya da Her'dir)
Var yoktan gelemez, türeyemez deriz, termodinamikten bahsederiz. Aynısı.
Her hiç'ten gelemez türeyemez.
Zıtlıklar ya da karşıtlar, bunlar birbirine göredir ya da bir diğerini tanımlanmaksızın tanımlanamaz.
Hiç kavramı çok basitçe bana göre uzundan bahsetmeksizin kısa kavramının yapılanamamasında olduğu ve ve uzunun kısayla bağlı oluşu gibi, aynı an da tanımlanışı/tanım görüşü gibi her ve heple bağlı aynı an da var.
"Ben hiç kavramına hiç bir anlam yüklemiyorum."
Bu her zaman böyledir.
Nietzsche'nin felsefesini duygusal bir veryansın, arayış vb olarak görüyorum ve kendisinin açıkladığı biçimiyle Psikolojik Nihilizm'i (tarif ve tanım olarak) "her şey de varolan bir anlam arayıp bulamayıp sessizce pesedip amaçsızlığı kabul edip yeni bir çıkış arayacağız" dediği biçimiyle seviyorum. Özel de bu kavrama bir anlam yüklemiyorum. Bana göre çocuksu bir hiç. Bazen bir şeyleri açıklayamadığımız da "Hiç" (Hiiiç) deriz.
Bir çocuğa neler oluyor deriz ve bize "Hiç" (Hiiiç) der. Hiç'ten tam bunu anlıyorum. Hiç'ten başka da bir şey anlamıyorum.
Bilimin öne sürdüğü ilk durum olarak hiç. Bana göre zırva, zırvalığın daniskası, tam bir zırvalık, insan aklıyla alay etme, Bilim değil otoriter baskı, hakimiyet, kölelik çağrışımıdır. Gerçeği arama bulma engelidir.
Bilginin tekelleşmesi ve otoritece kontrolü anlamındadır. Hiç kitlelerin engelidir. Düşünürlerin değil ve olmamalıdır.
Hiç özgür bilgiyi ve araştırmayı reddetmeye dayalı bir sınır kabulü ve kölelik ahlakına uygun/yakın ve dayalı bir kavramdır ve kabuldür.
Hiç özgür bir kavram değil , hiç bizi özgürleştirmeyecek o halde yorumum can sıkıcı da olsa özgürlükler onu öyle yazmak ve gerekirse can sıkmak istediğimi desteklemeli...
Nietzsche'nin felsefesini bir küskünlük olarak görüyor ve buluyorum.
Gençliğimde psikolojik Nihilizm olarak tanımına uygun dönemler geçirmiş ve aynı ağlaklık ve küskünlüğü paylaşmış hala da arada duygusal takılmalar da yine paylaşıyor da olabilirim.
Hiç kavramı hiç bir şey ifade etmeyen bir şeydir. Her'in ve hep'in tanımlanmasına, bu ikisinin beraber yapılanmasına ilişkindir. Bir dil aracıdır, kavramdır.
Tüm anlamı budur. Hiç sadece hiç demektir başka bir anlamı da olmayacak.
Hiç kavramı; 'yarı yeni dinleşen bilime' dogma tasması olarak armağan edilmiş sınırlama gibi. Hiç kölelerin kafesi ve düşünsel sınırını belirleyen bir kavram gibi o halde bir sınırlama parçalanıp atılana kadar varolmalı. ve bu can sıkıcı cümleler varolmalı çünkü tam öyle düşünüyorum eğer düşünce ve ifade özgürlüğüne inanıyorsak birilerimize bu yazılanlar bir anlam ifade etmeli.
Herkesin yanıldığı ya da herkesin kaybettiği gün neyin olduğunun önemi yok
S: (Çocuk) Anne/Baba ben nasıl oldum?
C: (Anne/Baba) Leylekler getirdi oğlum/kızım. Annenin karnında oluştun oğlum/kızım
S: (Soran) Biz nasıl neden varız, varoluş/varolma nedir?
C: (Din) Yaa!! Başlangıçta Tanrı diye bir şey vardı/varmış kesin o yapmıştır (Öyle diyorlar. Atalarım bunu kabul ediyor) (kabul et/itaat et!) (Biat et!)
C. (Bilim) Yaa!! Hiç diye bir süperpoziyon da durduk yere patlama oluştu. Nasıl oldu bilmiyoruz da arıyoruz işte biz de ya da Orasını bilmiyoruz/karıştırma (kabul et/itaat et!) (Biat et!)
Bu iki cevapta leylekler getirdiye eşit. Aynı. Tıpatıp
S: (Çocuk) Peki annemin karnına nasıl girdim?
C: Annenin karnına tanrı koydu, o orda oluşuyor, zamanı gelince öğrenirsin bla bla bla...
-
Hiç kavramı; dinsel belirsizlik ve dinsel "yok" (yoktan varolma/zuhur) kavramı ile; (tanrının yoktan var yaratması ile) varoluşun açıklanmamasının bilim tarafından "Yok" yerine "Hiç" kavramı koyarak ve kullanılarak sürdürülmesi gibidir ve tam olarak bunun bir benzerinden ibarettir.
Zuhur kavramında "yok" yerini "hiç" ,tanrı yerini madde/belirsizlik, ilk form vb. alır.
Yoktan zuhrolma yerine hiçten zuhrolma
Özne aracılı zuhrolma yerine madde aracılı zuhrolma
İlk öznenin varlaşması yerine bilinmezin ya da ilk maddenin varlaşması
Daha gelişmiş/kompleks bir açıklama ne yazık ki değil
Dinden farkı yok
Hiç kavramına filozofik ve felsefi olarak sahip olmanın bir Ortadoğu dinine ve Tanrı bilgisine sahip olmaktan bir farkı varsa en fazla lastik ayakkabı yerine deri bir çarık sahibi olmak gibi
Yokluktan var oluşturan, Tanrıya geçit veren, açıklama ile Hiçlikten bir patlama ile ilk madde/durum ya da ilk hareketten var oluşturan önerme ile varlık açıklamaya girişme arasında neredeyse hiç bir teorik/pratik fark yoktur.
Bilim denen bu anlamda din kadar zorba tutarsız, çaresiz, bilgisiz ve karanlıktadır.
Bilim elitleri otorite mahkumları/memurları gibi görünüyor... Bir imamın maaş alması yan gelip yatması ve kitleleri uyutmasından bunun ne farkı var?
Bilim insanları halkı kandıracak açıklamalar üretirler. Genel olarak insanları her zaman bir şey aradıklarına ve yakında bir şey bulacaklarına inandırmalıdırlar. Tüm sorumlulukları sanki budur. Bunun için yetki makam almış gibiler. Yani bilgiyi siz dert etmeyin, biz peşindeyiz siz düşünmeyin, biz sizin yerinize (sınırlar öreriz) yaparız buluruz. Bu ABD nin sen uçak fabrikanı kapat ben sana uçak veririm demesi gibi.
Biri gidip özgür bilgi kovalarsa ve sözde bilimdışı konuşursa dur bakalım bilim tersini diyor, zırva etiketle, şizofren damgala, konuşturma ve sustur her şey çok kolay.
Sözde bilim örgütü ve şebekesi yeni nesil engizisyon
Tanrı demek ;ilk özne, ilk tekillik (varlığı teke/ilke indirgeme) ile varlığın açıklanmasıdır. Özne cinsinden tekillik ve salt.
Hiç demek ve tek evrenli büyük patlama demek ise yine aynıdır. İlk neden, ilk hareket, ilk durum çözümsüzlüğü ile varlığın özne dışı ilk (madde/nesne, diğer tekillik) cinsinden (indirgenerek) açıklanmaya çalışılmasıdır.
Aynı dayatmanın başka versiyonu.
Her ikisi de ilk hareket, ilk neden ve başlamaya gebedir. Bunun birinde neden özne olur birinde nesne/durum/hal olur.
Başlangıcın ilk öznesi bulunmuştur.. Tanrı.. Ne büyük buluş... Herşeyi bulduk ve çözdük.
Olmadı mı?
Başlangıcın ilk durumu/hali bulunmuştur.. Süper hiçlik.. Ne büyük buluş... Herşeyi bulduk ve çözdük.
Başlangıcın saltı (ilk nedeni) özne olmadıysa ve değildiyse; bu sefer de ilk nesne/durum cinsinden bulunmuştur. Hiçlik. Madde.
Bu iki yalanın ve safsatanın çatışması/kavgası ile kitleler güzelce uyutulur ve gerçekten uzak tutulur. Arada üçüncüler, nadiren doğruyu/gerçeği arayan ya da söyleyen çıkarsa da her ikisinin temsilcileri tarafından rahatça susturulur.
İkisi de aynı yanılgıyı üretir ve besler. Varlık oluştu ve gelişti. Sonradan gelişti. Tüm bu işler oluşlar başladı ve sonradan oldu. Zaman içinde oldu. Başlangıçta yoktuk ve puf olduk ve ya da bir gün yok olabiliriz.
Aynı yalanın Nazi propagandası gibi beslenmesi. Gustave Le Bon'un İddia dediği şey...
Din ve bilimin her ikisinin de kabul ettiği başlangıçtır.. İlk nedendir ve ilk nedne/ilke ararlar ve öne sürerler.
Bu anlamda
Hiç; Yok'un 2.0 versiyonu ve yeni sürümü gibi
Bilim; Din'in 2.0 versiyonu ve yeni sürümü gibi
Bilim; Evren/Madde Tanrı 2.0 gibi
Yersen..
Otoriter kontrol araçlarından başka bir şey değiller. Bilimsel bilgi denen bilgi özgürlüğünün önündeki en güçlü sınırlamayı kendi üretip destekliyor. Kitlelere bir yalan satıp pazarlıyor ya da onlar üzerinde pazarlanıyor.
Bilinemez bulunamaz anlamaz ve biz araştırıyoruz bekle.
Bilinemez bulunamaz anlamaz ve biz araştırıyoruz bekle.
Başka şeylerle uğraş, politikayla seksle uğraş ve ya da ...
Tek başına; Parmenides'in "On Natura" şiiri eğer doğru ve açık iyi yorumlanırsa tüm bilim gücünden, safsatasından üstün gibi
Felsefe üzerine (ontoloji bilgisi anlamında) yazılmış diğer herşeyden kesinkes sağlam gibi.
Bilimde ontolojiye ve felsefeye gerçek bir temas anlamında kuantum kuramı dışında bir gelişme yok gibidir
Varlık basittir /Çözümlenmesi
"Hiçbir şey yoktan var ve vardan yok olamaz." Bunu eski doğa filozofları dahil yaklaşık bugünü bilimi ve çoğumuz kabul ediyoruz
Hiçbir şey (herşey) yoktan var ve vardan yok olamaz ve şu an vardır
ve o halde ne kadar ne zamandan beri varolduğunu ve bir başlangıcı olup olmadığını kesin bilmiyoruz
o halde herşey ya hep varolmalıdır ya da bilmiyoruz ve gerisi hipotez olarak tutulmalı
Gerisi saçmalık
Bir şey/bir şeyler her zaman varsa/vardıysa bir başlangıç yoktur.
Bir başlangıç yoksa bir başlangıç arama öne sürme ve kabul de samadır.
Bir başlangıç aramak saçmaysa başlangıç arayanlar ve aratanlar saçmalıyorlar
Herkesin yanıldığı ya da herkesin kaybettiği gün neyin olduğunun önemi yok
Felsefe yüksek bilimler, yüksek eğitimi/öğrenimi temsil eder. Kentlerin kurulmasıyla birlikte okul-akademi, bilgi bilim kavramının yaygınlaşması ve kurumsallaşmasını, oluşumu gelişimini temsil ediyor.
Felsefe nasıl ortaya çıktı demek eğitim öğrenim nasıl ortaya çıktı, okul nasıl ortaya çıktı ve bilim nasıl ortaya çıktı, öğretmen/hoca/öğretici ve hatta öğrenci nasıl ortaya çıktı demekle aynı.
Bunların hepsini barındırır. Aynıdır.
Felsefe kavramı tıpkı matematik gibi bir addır. Eğitim öğrenim kurumları yapılanırken ve bu bilgiler ilk kez oluşturulurken bu adlar insanlar tarafından verilmiştir.
Matematik
kelimesinin kökeni Eski Yunancadır. Matesis kelimesi eski yunancada "BEN BİLİRİM" anlamına gelmektedir. Daha sonrada sırasıyla bilim, bilgi ve öğrenme gibi anlamlara gelen μάθημα (máthema) sözcüğünden türemiştir. μαθηματικός (mathematikós) öğrenmekten hoşlanan anlamına gelir.
Felsefe
EYun philosophía φιλοσοφία "bilgelik-sevgisi", felsefe < EYun philósophos φιλόσοφος "bilgelik-seven", filozof → filozof
Bugün fizik kavramı kullanılıyor. Bunun yaklaşık olarak maddebilim, hareketbilim, evrenbilim anlamlarına gelebileceğini söyleyebilirdik
Felsefe o zaman bilimleri, mesela doğabilimleri, insanbilimleri ve sosyalbilimleri hatta evren ve maddebilimi de kapsıyordu. Neredeyse matematik/aritmetik olmayan her şeyi..
Herkesin yanıldığı ya da herkesin kaybettiği gün neyin olduğunun önemi yok
Bilgiye en çok ihtiyaç duyan muhtemelen krallar ve yöneticilerdir.
Daha sonra zengin elit soylu sınıflar, aristokratlar ve onların çocukları
Bunlar yiyip içip yatarlar, kent yönetirler, asker yönetici rahip ve kanun koyuculardır. Çocukları öğrenmelidir. İşler yürümelidir.
Tıpkı kültür sanatın örgütlenmesi gibi bilim ve bilgi örgütlenir,. Bu doğal olarak olur. Buradaki bilgi bilimin örgütlenme sürecinde tarihteki çatı adlar matematik ve felsefe gibi gözükmekte. Bu kavramlar bugünlerde yüksek öğrenim, üniversite, dediğimizde kapsanana benzer biçimde neredeyse o gün öğretilebilecek her şeyi, tüm bilgiyi içerir.
Herkesin yanıldığı ya da herkesin kaybettiği gün neyin olduğunun önemi yok
Felsefe Nasıl Ortaya Çıktı Soru Cevabı Üzerinden Bilginin Politizasyonu ve Karartması
Öyleyse diyebilirsiniz ki bugün neden bu kavramlardan koptuk? Neden felsefeden uzaklaştık? Neden felsefe bize zor, ağır, asla anlaşılamaz bir laf dolaşıklığı gibi geliyor ve matemaitk gibi belli bir disiplin ve çözümleme gibi onu algılamıyoruz?_
Felsefe için bunun cevabını Hypatia'nın ölümünde arayabiliriz.
Bu video bize tam olarak anlatıyor
Bay Foucault (Foco) bu video da bilginin ve felsefenin bize neden anlaşılmaz ve karmaşık gelmesinin sağlandığını çok güzel açıkladı.
Matematik sevmediğimiz çirkin bir şeydir. Felsefe bir laf yuvarlama ve geveleme sanatıdır.
Bilgi iktidarların gücüdür, güç araçlarından biridir. Bir çocuğun eline belli araçların verilmemesi gibi bilgiye herkesin el sürmemesi için çevresinde bir büyü, karmaşa/karmaşıklık, zorluk algısı ve herkesin istese de ona ulaşamayacağı ve istese de bilemeyeceği ve anlayamayacağı algısı oluşturulur ve sahte yanlış bilgi yayımı ile gerçeği gizlenir.
Sonra iktidarlar belli yöntemlerle seçerek bilgiyi ve bilgi araçlarını uygun öznelere dağıtır ve her an kontrol eder, domine eder. Bu süreçte bilgi işleme kapasitesi yüksek olan her anlamda elenir.
Felsefe/bilgi iktidar için öyle korkulası ya da korkulması gereken bir kavram ki;
Pisagor'un okulu yakılmıştır, Sokrates zehirlenerek öldürülmüştür, Hypatia kentin ortasında barbarca parçalanmıştır.
Mesela Komünizm kavramından korkan modern batı dünyası iktidarları (ya da sermayesi) yıllarca komünizm kötülemek ve karşı propaganda üretmek, soğuk savaşla ilgilendi.
Bunun aynısı tarih boyu bilgi ve felsefe kavramlarına yapıldı.. Her anlamda felsefe her yönden bozguna uğratıldı ya da uğraşıcısı için önceden verilen ültümatomlarla belli aralıkta düşünüp tartışması sağlandı ya da sınırlı olana geçit verildi.
Bilgiyle ilgili bazı algılar şunlardır.
Herkes ona ulaşamaz.
Herkes onu anlayamaz.
Aşırı zordur ve karmaşıktır.
İstesen de bilemezsin.
Bilinemezler vardır.
Bilgiye dair belli seviyeler vardır, belli insanlar ve kimi bunları anlayabilir gibi..
Mesela bize Tanrı kavramının nihai olarak çözümlenemeyeceği ve bilinmeyeceği söylenir.
Bilim herşeyi bilemez ve felsefe karmaşıktır kesin değildir ve ispatı yoktur denir ve felsefe de A ,B' den başkasını söyler o halde kesin değildir denir.
Mesela varoluş normal bir akılla düşünceyle kavranamaz çözülemez denir
Fazla düşünme kafayı sıyırırsın (bu şu anlama geliyor bu işlerin fazla peşine düşme, bu bir yaptırım ve bildirim gibi)
Sonuç olarak;
Kantın bilgiye/bilmeye aydınlanmaya cüret et! dediği rivayet olunuyor.
O halde felsefe; bilgiye bilmeye cüret etmekle ve o halde yukarıda sayılan engelleri tanımamakla ve bunların saçmalık olacağını, öğrenmenin ve bilginin bir sınırı olmayacağını kabul etmekle başlamalı
O halde yukarıdaki kimi yargıların tamamen saçmalık olduğunu söylüyorum. Varoluşun başına tanrı koyamayacağımız gibi (kesin ama) "hiç" gibi bir belirsizlikte koyamayız ve artık bu bizi Tanrı kadar ve din kadar rahatsız ediyor. Bunu anlamalısınız. Bazılarımız bunu anlamalı. Bilimi modernize dindarlık olarak hatta kölelik biçemi olarak görmeye başladık. Net tarif etmeliyiz. Sermaye hizmetçiliği ve köle emek.
Bu bilim kölelik bilimi. Özgür ontoloji bilgisine geçit vermiyor. Bunu kendi yapıyor.
Bilimle ilgili insanların çoğu kendi bilgi önleme lejyoneri gibi işlevi görüyor. Doğal olarak. Yanlış bilgi yayarak ve doğru bilgiye geçit vermeyerek.
Bilim ilgilisi bilgi özgürlüğüne karşı doğal jandarma ve doğal engizisyon üyesi..
Sınırlayan Tanrı bunun bilimle ne ilgisi var denebilir. Bilimin hiç'i Tanrıyı zımni koruyor. Düşmesini engelleyen vezir gibi şahı koruyan vezir gibi işlev görüyor. Bilim özgür bilginin önünde bir engel. Din gibi köhne ..Berbat...
Köle bilimi.
Herkesin yanıldığı ya da herkesin kaybettiği gün neyin olduğunun önemi yok
Bilinmeyen Bilimdar Dindarlar ve Bilim Dininin İnsanları/Müritleri
Foucault videosuna bir ekleme sunalım. Aşağıda İslam tasavvufunun Mansur'un linci üzerinden ne hale getirildiğini anlatıyor.
Tasavvuf ve Sır
Tasavvuf tarikatlarının büyük çoğunluğu, özellikle şiî-bâtınîler, varlıkbirliği (vahdet-i vücut) anlayışında birleşirler. Bu anlayış, tüm varolanların tanrının çeşitli belirimleri olduğu, daha açık bir deyişle her varlığın bizzat tanrı olduğu inancını dile getirir. İslam gizemciliğinde vahde- i şühut ve vahdet-i kusut'tan sonra erişililen üçüncü ve son aşamadır. Bu en yetkin aşamada bütün varlıklar, görünüşteki ayrılıklarından sıyrılarak tek varlık içinde birleşir ve kaynaşırlar. Önce bütün varlıkları ayrı ayrı gören (vahdet-i şühut) gizemci, sonra kendi iradesini tanrılık irade ile birleştirmiş (vahdet-i kusut)ve daha sonra kendi varlığını tek varlığa katarak vahdet-i vücut aşamasına ulaşmıştır. Bu yetkin aşama, kendinden önceki bütün aşamaları kapsar. Bu aşamada gizemci, artık kendisinin tek varlığın insan biçimindeki belirtisi olduğunu bilmektedir. Örneğin Muhiddin Arabî, Feridüddin Attar, Mevlana Celaleddin gibi son büyük gizemciler bu aşamaya ulaşmışlardır.
İslam gizemciliğinin bu aşaması, Batı'nın kamutanrıcılığına (panteizm) benzer.Dinsel alanda inanca dönüşen bu spekülatif varsayıma göre her şey, tek şeydir. Ayrılıklar görünüştedir, öz birdir. İslamsal vahdet-i vucut anlayışı bu özü tanrıya bağlar. Bir çeşit Hegelci tasarımla tanrının doğalaştığını ve sayısızca çeşitlendiğini, çeşitli varlııklar halinde meydana çıktığını ileri sürer. İslamsal varsayımda olduğu gibi bu bir yaratma değil, bir belirme, (tezahür etme, zahir olma, görünme)dir. Tanrı ot olarak görünür, böcek olarak görünür. Her şey tanrıdır.Demek ki yaratan ve yaratılan (Halik ve mahlûk) yoktur, sadece tanrısal bir varlaşma vardır.
Tasavvuf düşünürlerinden Hallac-ı Mansur, bu düşüncenin açık seçiğini şu sözle ortaya attı: Ben Tanrıyım (Enelhak)…Hemen yakalayıp döve döve öldürdüler. Mansurûn sonu , kendinden sonra gelen tasavvuf düşünürlerine ders oldu. Mansur'un açık seçik sözü söylendi ama, öylesine anlaşılmaz biçimlerde söylendi ki, söyleyenler, öldürülmek şöyle dursun, sözlerini kimsecikler anlamadığından ötürü, tümen tümen hayranlık kazandılar. Birtakım harflere, işaretlere, sayılara anlamlar verildi. Açık seçik düşünce sır oldu. Tarikata girenlere güvenilmiyor, sırrı öğrenebilmeleri uzun denemelere bağlanıyordu. Mansur'un iki kelimeyle söyleyiverdiği o yalın sözü öğrenebilmek için uzun yıllar geçirilmesi gerekiyordu. Bu korku, tarikatlarda birtakım dereceler, menasik adı verilen formaliteler doğurdu. Önce çırak, sonra kalfa, sonra usta olunuyor, ustalıktan sonra da yavaş yavaş yükselenlere gerçek adı verilen sır azar azar sunuluyordu. Sırrı öğrenebilme derecesine gelen, kellesini vermeden sırrı açıklayamayacak kadar tarikata bağlanmış oluyordu. Elde edebilmek için geçirilen uzun ve yorucu çaba sırrı kutsallaştırıyordu. On dakikada öğrenebileceklerini on yılda öğrenenler bilgilerini önemsemek zorundaydılar. Dışarıda kalanlar da, hiçbir şey anlamadan şaşkın şaşkın bakıp durdukları harfleri, sayıları, işaretleri büsbütün kutsallaştırdılar. Üç, beş, yedi, kırk derken, işler büsbütün karıştı. Güzelim insan düşüncesi putlaşmaya başladı.
Pythagoras'tan gelen sayı mistikliği, İslam düşüncesinde Esterâbatlı Fazullah'ın eliyle Hurufilik oldu. Her harf bir sayıyı karşılıyor, her sayı bir sözü anlatıyordu. Açıkça söylenemeyen söz, sayılarla harflerin ardına gizlenmişti. XIV. Yüzyılda yaşamış olan Fazullah; sayılar, harfler, işaretler komedyası arkasında açık seçik olarak şunu söylemektedir: Biz, evrenin tanrısı olarak ancak insanı bulduk (Mâ Hüdây-ı âlem âdem yâftim).
XX. yüzyılın ikinci yarısında bile kolaylıkla söylenemeyen bu sözü XIV. Yüzyılda söyleyebilmek için harflerin, sayıların ardına gizlenmek gerekirdi elbet.
Mevlânâ Celâleddin (1207-1273), bir şiirinde şöyle demektedir: Bizim yolumuz şu güzelim dünyada yaşamak yoludur… Bir başka şiirinde de şöyle diyor: Körün ayağına bir engel takıldı, yaygıyı yayan iyi yaymamış dedi. Yaygıyı yayan da, a kör dedi, kimseye suç yükleme , sen tutacağın yolu görmüyorsun.
Mevlânâ'nın öğrencileri arasında Süryanos adında bir de Rum delikanlısı var. Çetrefil lakırdı etmesini beceremeyen, açık sözlü bir genç olacak ki , uluorta konuşmalarından ötürü yakalayıp kadı'nın önüne götürüyorlar. Kadı soruyor: Sen Mevlânâ'ya tanrı diyormuşsun, doğru mu?... Süryanos hep o açık sözlülükle: Yalan, diyor ben Mevlânâ'ya tanrı demedim, tanrıyı yaratandır dedim. Tanrı benim, ama bunu yıllardır bilmiyordum, bana tanrı olduğumu Mevlânâ öğretti…Süryanos'u iyice çıldırmış sanarak bırakıyorlar. O da gelip olup bitenleri Mevlânâ'ya anlatıyor. Mevlânâ: Kadı'ya deseydin ki, diyor, yazıklar olsun sana , eğer sen de tanrı olamadıysan.
Mevlânâ'ya göre bilgi, insanı öbür varlıklardan üstün kılar. Evrenin bütün varlıkları içinde bilgiye erişmiş olan tek varlık insandır. Her ne kadar evrendeki bütün varlıklar aynı varlığın belirtisiyseler de, insan bilgiyle hepsinin üstündedir. (Hançerlioğlu, 2008:151,152)
Bunun aynısı Pisagor, Sokrates ve Hypatia, Bruno ve diğer örneklerle felsefeye yapıldı.
Bu felsefe için de yapıldı ama bu dolaylı olarak aslında bilim/bilgi ve bilmenin neredeyse tamamı için yapıldı.
Bugün Komünizm paradigmasını yüzde 3 ümüz inceleyebiliyoruz. Gerimiz akılsız değil. Korkunun ürettiği engeller, daha önceki caydırmalar ve toplumsal kategorizasyonlar bunu engelliyor. Bizzat iktidar.
Bilimsel bilgi ya da terminolojinin bir karmaşa üretmesini nedeni de bunlardır. Ne kadar kontrol gerektiriyorsa o kadar karmaşıktır. Tıp Latince kavramlarla doludur ve doktorların reçeteleri neredeyse eczacı dışında kimse tarafından okunamaz.
Bilim kavramı tıpkı Din gibi bize yedirilmiştir.
Özgür bir bilim yok. Hiç bir anlamda yok. İnsan onuruna çıkarına sermaye çıkarına hizmet dışında hiç bir bilim göremiyorum hiç bir anlamda göremiyorum. Bunu bazılarımız sosyalist olmamamızla ve bunun Kapitalist düzen olmasıyla açıklıyor ama Kapitalist bilimi bilgi de baştacı edip özgür bilgiye Kapitalist bilgiyle Kapitalist bilimin bilgisiyle geri saldırıyor..
Kapitalizm hepimize çok güzel silahlar vermiş o halde kardeşi kardeşe kırdırıyor.
Özgür ontoloji ve episteme tartışma ve söyleşmem yıllardır dindar tarafından ne kadar kısıtlandıysa popüler bilimi sahiplenenlerce eşit kısıtlandı sansüre ve saldırıya ve baskıya alaya tacize ve mobbinge uğradı. Bu bir yerde değil her zaman ve her yerde oldu. Tüm facebook grupları ve tüm forumlar da
Benim kafamda şu var. bilimdar ve dindar . Bunlar birbirinin değişik modeli .Benim için tıpatıp ve nerdeyse tamamen aynı. İkisinden de çekiniyorum.. Saldırgan çünkü. İkisi de laf anlamaz. Net. Açık. Çok açık.
Bu ikisine karşı da dikkatli olmalı ince girmeli ayar vermelisin, politik ve geriden konuşmalısın vs.
Aynı ifadelerle saldırır ve hatta aynı ifadeleri tırnak içine alırlar. Biri dinini koruyor diğeri bilimini.
Aynı hafta ban şizofren diyenin biri dindar diğeri bilimdar
Aynı hafta yazılarıma "ZIRVA" yazanına biri dindar biri bilimdar
Herkesin yanıldığı ya da herkesin kaybettiği gün neyin olduğunun önemi yok