Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika > Tarih

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 28-06-2007, 02:36
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Ermeni Sorunu Nedir? Çözüm Nerede?

Fransız Parlamentosu'nda kabulüyle birlikte Ermeni sorunu, bugün dünyanın, belli bir çözüm dayatan önemli bir sorunlarından biri haline gelmiştir. Bu yeni durum, Türkiye'nin içinde boğuştuğu sorunlara yeni birini daha eklerken, yaşadığı krizi daha da derinleştirmiştir.

* * *Türkiye, başkalarına yöneldiğinde destek verdiği uluslararası eleştiri ve uygulamaların, bu kez kendisine yönelmesi karşısında adeta şok yaşamakta, gelişmeyi, kendi varlığına yönelik uluslararası bir tehdit olarak algılamaktadır. Soruna ilişkin pozisyonunu gözden geçireceğine, diğer tüm sorunlarında yaptığı gibi kendini daha da kasmakta , eleştirileri karşı suçlamalar ve boykotlarla etkisizleştirmeye çalışırken, içte de ayrık bir sesin çıkışını engellemek temelinde bir tahkimata gitmektedir.

* * *Ermeni sorunu her gündeme geldiğinde devlet, getirenin kimliğine göre, onun geçmişteki katliamlarını anımsatarak ve memlekette tam bir infial ortamı yaratıp toplumun sorgulama yetisini biraz daha tahrip etmektedir. Sorunu dillendiren eğer bir Türk vatandaşıysa, hemen "vatan haini" yaftası yapıştırmakta ve tabii bizlerin ne kadar üstün, haklı, mazlum, anlaşılmaz, vs. olduğumuzu yineleyerek "çözüm" üretmektedir.

* * *Oysa kendimize yapılanı anlar ve hatta abartırken, başkalarına yaptığımızı redderek soruna çözüm üretemeyiz; aksine kendi yaptığı ve çıkarına uygun olanı "meşru", kendine yapılan ve çıkarına uygun olmayanı "gayrı meşru" gören iki yüzlü bir toplumsal ruh hali yaratırız. Bu noktada, toplumun ve ülkenin çıkarları açısından soruna ilişkin gerçekleri dillendirmek, sağduyulu bir çözümün gerçekleşebilmesini sağlayacak bir irade yaratmak açısından sola önemli bir sorumluluk düşmektedir.

* * *Herkesin önce kendi evinin önünü temizlemesi gerekmektedir. Kendi sorunundan önce, başkalarının yaptıklarını gündeme getiren devletleri bu açıdan eleştirmeliyiz kuşkusuz; ancak eleştirimizin meşru bir zemine oturması için önce kendi sırtımızdaki kamburlardan kurtulmamız gerekiyor. Kendi evindeki olumsuzlukları temizlemeyenlerin başkalarının olumsuzluklarını, üstelik tamamen misilleme babından eleştirmesinin inandırıcılığı olamayacaktır.

* * *Tarihimizin milli ve dinsel tahakkümden kurtarılarak yeniden ve tabii çifte standarda düşmeden ve gerçeklere uygun olarak yazılmasıyla işe başlamak zorundayız. Bu noktada görece öznelliği meşru kılan tek yan, tarihin ezilmişlerden ve yok edilmişlerden yana bir hümanizm ve empati ile okunmasıdır.

Sui misal misal olmaz

* * *Uluslararası hukuk normları çerçevesinde Ermenilere yapılanın bir soykırım olup olmadığı tartışılabilir. Ancak bu tartışma, Doğu Anadolu'nun tarihsel yerlileri Ermenilerin bir halk olarak ortadan kaldırılmış olduğu ve bu anlamda tarihsel bir haksızlığın kurbanı oldukları gerçeğini değiştirmez.

* * *Uluslararası hukuk çerçevesinde, olayın adını ne şekilde koyacağımız sorunundan bağımsız olarak, ortada hesaplaşmaktan kaçamayacağımız bir insanlık dramı mevcuttur. Resmi tez, böylesi bir hesaplaşmadan kaçma amacı üzerinden inşa edilmiştir.

* * *Önceleri "arkadan hançerlemenin yarattığı tepki"; "ölenlerin en çok 300 bin olduğu ve katledilmeyip, tamamen göç koşullarından öldükleri" iddialarıyla başlamış, şimdi se, "Ermenilerin çok daha fazla Türkü katlettiği ve asıl soykırımı Ermeniler yaptığı" gibi absürd noktalara gelmiştir. Şimdi de bu tezi turistlere, ama esas olarak kendi bilinçaltımıza benimsetmek çerçevesinde, yurdun dört yanını "Ermenilerin Türklere yaptığı soykırım anısına" anıtlarla donatma kararı almış bulunuyoruz. Yani Ermenilerin esamisi okunmayan, buna karşılık herkesin Türk veya Türkleştirilmiş olduğu 65 milyonluk devasa bir ülkede, "Ermenilerin Türklerin soylarını kırdığını" tarih tezi yapacak ve üstelik bunu anıtlarla tescil etmeye kalkacak denli bir cinnet atmosferine sürükleniyoruz.

* * *Devlet, soruna ilişkin kabullendiği tek yaptırım olan tehcirin, devletlerin kendini koruması için meşru bir hak olduğunu iddia etmektedir. Toplumu devletin tebaası olarak gören anlayışla; bu mantığın bir iç tutarlılığı olduğu doğrudur. Ancak, toplumu hak ve özgürlükleriyle esas, devleti ise bunlara tabi kabul eden evrensel hukuk açısından tehcir, hiçbir, ama hiçbir gerekçeyle meşru gösterilemez.

* * *Savaş ortamlarına dair başta Amerika'nın Japonları tehciri olmak üzere verilen örneklerin değeri yoktur; çünkü hem bu örnekte Japonların kırımı söz konusu değildir, hem de hukuk diliyle konuşacak olursak, "sui misal misal olmaz".

* * *20. Yüzyılın başlarında tüm Osmanlı coğrafyasında olduğu gibi Anadolu nüfusunun da yarısına yakını gayrı Müslimdi. Ne ki, 1923'e gelindiğinde bu denge bütünüyle değişecektir. Bu değişimde, Osmanlının son dönemindeki savaşların neden olduğu Anadolu'ya yoğun Müslüman göçü önemli bir nedendir. Ancak göçün bir de karşı tarafı vardır; tüm katliamlara rağmen Hıristiyan halkların kopuşunu engelleyemediği oranda Panislamist bir savunma hattına çekilen Osmanlının, Anadolu'nun gayrı Müslim nüfusunu yok etmesi söz konusudur.

* * *Gelenler nasıl katliamlar ve yağmalardan geçerek geldiyse, gidenler de aynı katliam ve yağmalarla gideceklerdi. Ermenilerin özgün bir durumu vardır. Neredeyse, 800 yıldır egemenliği altında oldukları Müslüman iktidarlar tarafından dağıtılmış ve kendi tarihsel topraklarında bile hemen hemen her yerde azınlığa düşürülmüşlerdir. Ulusal bilinç edinmeleri sonrasında, çoğunluk oldukları bir alana sahip olmamaları, dahası çepeçevre Müslüman nüfusla kuşatılmış olmaları da devletleşmelerini adeta imkansız kılıyordu. Ermenilerin başka handikapları da sözkonusudur:

* * *Balkan halkları, bağımsızlık savaşları ve karşılıklı kırımlarla devletleşirken, bu kopuşların faturası Ermenilere ödettirilecektir. Öyle ki dağılma korkusuna kapılmış olan Osmanlı,planlı bir devlet operasyonuyla, Anadolu'nun İslami tahkimatını gerçekleştirme çerçevesinde Ermenilerin tasfiyesi yoluna gidecektir.

* * *Bu noktada istismar edilen bazı sorularla karşı karşıyayız:

* * *Halen soruna egemen olan resmi yaklaşım, Ermeni ve diğer gayrı Müslim halkların ulusal bilinçlerin tümüyle emperyalist kışkırtmaların sonucu olduğu ve Osmanlıdan kopmanın "vatana ihanet" olduğu yönündedir.

* * *Aynı zamanda kendi uluslaşma hak ve temellerini reddeden bu mantık, Cumhuriyetin Osmanlıya rücu ettiğinin göstergesidir. Dahası bu mantık kendi içinde problem taşımaktadır. Öncelikle başka halklar üzerindeki kendi tahakkümümüzü "meşru", başkalarınınkini "gayrı meşru" görmek gibi bir tutarsızlığa sahiptir.

* * *İkincisi, kendi ulusumuzun devletleşmesini doğal bir hak olarak görürken, başka ulusların bu hakkı olmadığını düşünmektedir. Üçüncüsü ulusal bilinci belli bir tarihsel koşulların sonucu değil, suni olarak yaratılan bir durum olarak görmektedir.

Sadakat beklemenin meşruiyeti

* * *Ermenilerin savaşta arkadan vurduğu, "vatan haini" olduğu yargısı da diğerleri gibi demagojiktir. Çünkü, Osmanlı I. Dünya Savaşı'nda, meşru bir müdafaa değil, emperyalist bir konumdaydı: Bu savaş, halkın meşru savaşı değil, savaş sonrası oluşacak pastadan pay almak için milyonlarca insanı acımasızca ölüme gönderen egemenlerin savaşıydı. Böyle bir savaşta halktan, hele ki farklı milliyet ve dinlerden insanlardan sadakat beklemenin meşruiyeti olamazdı.

* * *Dahası, Osmanlı bir vatan değil , monarşi ve kapıkulunun mülküdür. Vatan, uluslaşmanın, ortak kültür değerlerinin, iktidarın dünyevileşmesi ve halkın yönetime katılmasının sonucunda oluşan bir değerdir. Bu açıdan Osmanlı vatan değildi. Dahası Müslümanlar için tabi olmayı gerektiren nedenler bulunsa bile, gayrı Müslimler için böyle nedenler bulunmamaktadır; çünkü Osmanlı kendini İslami değerler üzerinde kurmaktadır.

* * *Osmanlı, takip eden süreçte; Türk olmayan Müslümanların da iktidarı olmaktan çıkacaktır, çünkü İslamcılığın İmparatorluğu korumaya yetmediği noktada giderek kendini Türklük değerleri üzerinde tahkim etmeye yönelmiştir.

* * *Bu nesnellik içinde bakıldığında, Müslüman olmayan ve daha sonra da Türk olmayan her milliyetin Osmanlıdan ayrılıp kendi vatanını ve devletini kurmasının meşruiyeti sorgulanamaz. Ona karşılık, İmparatorluğun çıkarları çerçevesinde bu hakları bastırmaya yönelik her türden baskı, tehcir, kırım gayrı meşrudur. Dolayısıyla bir vatana ihanet durumu değil, tarihsel ömrünü tamamlamış diğer tüm imparatorluklar gibi , dağılması kaçınılmaz olan bu çağdışı egemenliğin içinden, tarihin mantığına uygun ulusal cumhuriyetlerin doğması süreci söz konusudur.

* * *İşte bu realiteyi reddederek, Osmanlının çöküşünden "ihanetler" üreten bir mantığın, bırakalım demokratlığı, cumhuriyetçi olması bile mümkün değildir. Kaldı ki, Türk Kurtuluş Savaşı da Osmanlıya başkaldırarak, başka bir anlatımla "ihanet ederek" ve onun örgütlediği bir dizi dinci ayaklanmayı bastırarak kendini kurabilmişti.

* * *Ermeni taleplerinde "ihanet" bulan mantık, kendi doğası gereği, kendi ulusal kurtuluşunda da "ihanet" görmek durumundadır.

* * *Teorik olarak farklı bir gelişim çizgisi de gerçekleşebilirdi. Örneğin, tüm bağlı halkların kendi kimliklerini eşit haklı olarak yansıtabilecekleri, kimsenin üstün addedilmediği, herkesin kendi bölgesinde kendi ulusal kültürüyle (karışık yaşanan yerlerde ise kendi kültürel kurumlarıyla) yaşayabileceği, devletin tüm bu mozaiğin içinde dinlere ve milliyetlere eşit mesafede duran laik ve uluslar üstü bir yapıya sahip olduğu bir Osmanlı federasyonu oluşabilirdi ve kuşkusuz çok da iyi olurdu. Böylece, halklar o korkunç travmaları, katliamları, sürgünleri yaşamadan örnek bir beraberlik oluşabilirdi. Ancak, ne Osmanlının monarşik ve teokratik yapısı böylesi demokratik bir dönüşüm yeteneğine sahipti, ne de emperyalizm böyle bir sürece izin verirdi.

* * *Bugün yapmamız gereken, milliyet ve din ayrımı gütmeyen bir yaklaşımla; ezilmiş, katledilmiş, sürülmüş insanlar ve halklardan yana pozitif bir ayrımcılıkla tarihimizle hesaplaşmak olmalıdır.

* * *Asıl önemlisi de, evrensel insanlık değerleriyle barışmak, başkalarının hak ve özgürlüklerde bizimle eşitliğini hazmetmek, özetle gerçek anlamda insanlaşmaktır.

* * *Çanakkale'de, Yemen'de, Kafkaslar'da ne olduysa...

* * *Bugün Enver Paşa'ları, İttihat ve Terakki ve Abdülhamit'in uygulamalarını savunmak noktasına kadar gerileyen bir Cumhuriyet, kendi değerlerine yabancılaşmış olmaktadır. Oysa İttihat ve Terakki, en büyük kötülüğü bizzat Türk ve Müslüman halkına yapmıştır. Kendisine bir saldırı olmadığı halde, salt kaybedilmiş İmparatorluk topraklarını tekrar ele geçirip kendini tahkim etmek için I. Dünya Savaşı'na girenler, sadece öldürdükleri diğer halklardan insanların değil, aynı zamanda Çanakkale'de 250 bin, Kafkaslarda 100 bin, Yemen'de 100 bin ve savaş boyunca 1,5 milyon Müslüman ve Türkün toprağa gömülmesinin de sorumlusudurlar .

* * *Farklı dinden bir halkı öldürme kararlılığı, gerçekte Müslüman ve Türk muhipliğinin değil, iktidar hırs ve çıkarlarının ürünüdür. Kaldı ki, başka halkları sevme bilincinden yoksun olan ümmetçilik veya milliyetçiliğin, gerçekte kendi halkını da sevmesi mümkün değildir .

* * *Cumhuriyetin kuruluşunda Mustafa Kemal, Osmanlının suçlarını, iktidar yapısını reddederek işe başlamıştı. Bunun yeterince köklü bir reddediş olmadığı ve Cumhuriyetin önemli oranda İttihatçı kadrolarca kurulduğu, dolayısıyla son tahlilde bir gelenek devri olduğu söylenebilir. Ancak bu durum yine de Cumhuriyetin Osmanlıya karşı bir redd-i mirasla kurulduğu gerçeğini değiştirmez.

* * *Bugün Enver Paşa'nın cesedini devlet töreniyle Türkiye'ye getirmek, Ermeni katliamının kabulünü Cumhuriyete karşı bir komplo olarak algılayıp, konunun tartışılmasını bile "vatan hainliği" suçlamasıyla bastırmaya çalışmak; hortlayan bu Osmanlı ruhunun Cumhuriyete egemen olmasının , Cumhuriyetin Osmanlı önünde secdeye yatmasının, dolayısıyla kendi temellerini reddetmesinin göstergesidir.

* * *Bu bağlamda bilince çıkarılması gereken diğer nokta da, Ermeni kırımıyla hesaplaşmaktan kaçan böylesi bir "Cumhuriyet" bilinci ile o bilincin kendi halkına reva gördüğü adaletsizlikler arasındaki kaçınılmaz ilişkidir .

* * *Tüm bu irdelemeler ışığında TC, konuya ilişkin ciddi bir ikilemle karşı karşıyadır:

* * *Cumhuriyet, ya Ermenilere yapılan kırımın sorumlusu Osmanlı ve İttihat ve Terakki'ye karşı, bu yok edilmiş halkın acılarını paylaşan , kendini kuruluş günlerindeki bilinçle Osmanlıdan ayıran bir konumda tanımlayacaktır ya da kendini Osmanlıyla özdeşleştirerek, İmparatorluk bilinciyle halkları kendi tebaası, dolayısıyla onların ulusal hak taleplerini kırımla cezalandırılmayı meşru gören anti demokratik bir kemikleşmeye uğratacaktır.

* * *Bugün yapılan ne yazık ki, ikincisidir. O da Cumhuriyeti,dünyada artan bir meşruiyet kazanan Ermeni sorununun asli ve tek muhatabı konumuna düşürmektedir. Bu yol, yanlışlığı bir yana, Türkiye'ye ülkesi ve yurttaşları ile çok büyük sıkıntılar yaşatacaktır.

* * *Hem dünyanın mevcut değişimini okuyamayan hem de hümanist bir tarih bilincine ve demokratikleşmeye açılamayan bir Türkiye'yi ekonomik, siyasal, diplomatik ve manevi tüm alanlarda oldukça yüklü bir fatura beklemektedir.

Kırımın Nedenlerini Doğru Anlamak

* * *Yüzyıl başında dünyanın pek çok yerinde gerçekleşen zulümlerin iki asli faili vardır.

* * *Birincisi yükselen emperyalizmin kendine yeni egemenlik alanları açmasıdır.

* * *İkincisi de tarihsel ömrünü bitirmiş olan İmparatorlukların, gayrı meşru yollardan egemenlikleri altına aldıkları toprak ve halkları ellerinde tutmaya devam etme çabasıdır.

* * *İmparatorluklar dönemi sona ermişti ve onlar kaçınılmaz olan sonlarını geciktirebilmek için, egemenlikleri altındaki milliyetlerin bağımsızlıklarını feodal bir vahşetle ezmeye çalışıyorlardı. Dolayısıyla yaşanan insanlık dramlarından emperyalizm kadar, Rus, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı imparatorluk bilinci de doğrudan sorumludur.

* * *Anti emperyalizm konusunda tutarlı olmanın biricik koşulu, öncelikle kendi imparatorluk özleminden kurtulmaktır. Bunu başaramayanların anti emperyalizmi, gerçekte emperyalist olamamış olmanın kompleksidir .

* * *Böyle bir "anti emperyalizm"; başkalarının emperyalizmine karşı kendi emperyalizmini üretme çabasından başka anlam taşımaz. Bu tür bir çifte standardın ne yazıktır ki, Türk solunda da önemli bir karşılığı vardır. Oysa anti emperyalizmin biricik anlamı, tüm tahakküm ilişkilerine ayrımsız bir tutarlılıkla karşı çıkmak, halkların eşit haklılığını savunmaktır.

* * *Tahakküm altındaki milliyetlerin bir ulus olarak kendilerini kurmaları ve kendi ulusal devletlerini kurma talepleri; nesnel olarak ilerici bir anlam taşımaktaydı. Bu realiteyi sindirememiş olanların kendi milli bilinci, ulusal devleti ve bunun için verilmiş kendi bağımsızlık mücadelesiyle barışık olması da düşünülemez.

* * *Bir diğer trajik gerçek de, İttihat ve Terakki'nin, Abdülhamit istibdadına karşı mücadeleyle ve bu mücadeleye önemli bir Ermeni katılımıyla iktidara geldikten sonra , bu imparatorluk misyonunun modern temsilcilerine dönüşmeleri ve daha önce bizzat eleştirdikleri Abdülhamit'in Ermenilere yönelik katliamlarının çok daha kapsamlısını gerçekleştirerek onları Anadolu'dan bütünüyle silmeleridir.

* * *Ermeni tehcir ve kırımı, gerçekte İmparatorluğu diriltme bilinciyle kirlenmiş İttihat ve Terakki'nin, Balkanlardaki bağımsızlık savaşlarından çıkardığı dersin ürünüdür. İmparatorluk, diğer imparatorluklar gibi, ama diğerleri kadar sanayileşemediğinden onlardan daha büyük bir hızla çözülüyordu. İşte bu diğerlerinden daha erken ve kaçınılmaz olan bu sonu engellemek kaygısı, katliam ve sürgünleri kaçınılmaz kılıyordu. Dahası bu refleksten, sadece diğer halklar değil, aynı zamanda İmparatorluğun üzerinde yükseldiği halk olan Türkler de, diğerlerinden geri kalmayan bir şekilde payını alıyordu.

* * *Gerçekte bu süreçte belirleyici faktör, Ermenilerin, Müslüman halka göre erken uluslaşmaları, bu doğrultuda örgütlenmeleri ve Müslüman halka oranla daha çok zenginleşmeleridir.

* * *Ermeniler, (Anadolu'daki Müslümanlardan ayrımla) köylü olmaktan çok şehirli ve zanaatkâr bir halktır. Birlikte yaşadıkları Müslümanlardan farklı olaraka Ermenilerin burjuvalaşması sahip oldukları ulusal bilinç ve örgütlülüğün temel nedenidir.

* * *Bu ulusal bilinç ve zenginleşme, iki kesimi ciddi anlamda rahatsız etmeye başlamıştı. Hem zenginleşen hem de Tanzimat ve sonrası reformlarla artık eskisi gibi ikinci sınıf tebaa olmaktan çıkmaya başlayan Ermenilerin, Müslüman eşraf ve ağalarda yarattığı rahatsızlığı da dikkate almalıyız. (Ki bunların önemli bir kesiminin Kürt olduğu da anımsatılmalıdır).

* * *Ermenilerin çok uluslu Osmanlı çatısı altında güvenle yer alabilmelerini engelleyen iki önemli faktör daha vardır:

* * *Osmanlının hızla daralması nedeniyle, Anadolu, her gün sayıları artan oranlarda göçmen Müslüman topluluklarının yerleşimine açılıyordu. Yeni gelenler ise, büyük katliam ve travmalardan geçtiği için, Anadolu'daki görece barış atmosferini önemli oranda değişime uğratacak bir Hıristiyan düşmanlığı bilincine sahipti.

* * *Başka bir önemli faktör de, Kafkasya ve Bakanlardaki gelişmeler sonucu, Osmanlının Panislamist bir siyaset hattına girmiş olmasıdır. Bu ise, Osmanlıdaki son büyük Hıristiyan topluluğu olan Ermenileri dışlayarak birlikte yaşama koşullarını imkansızlaştırıyordu.

* * *Ermeni kırımı, önce Abdülhamit'in Panislamist çizgisi üstünde ve risk faktörlerini ortadan kaldırma temelinde, 1893'lerde başladı. Ancak bu çizginin o uluslararası konjonktürde Ermenileri bütünüyle silmesi mümkün değildi.

* * *İmparatorluk önemli bir emperyalist denetim altındaydı ve bu koşullarda Abdülhamit, bu işi mümkün olduğunca az tepki alacak şekilde, parça parça ve devletin resmi güçleri yerine, Hamidiye Alayları olarak örgütlediği Kürtlere ve çapulculara yaptırıyordu. O üreçte "ayaklandılar bastırdık" mazereti yaratmak ve Ermenileri sindirmek için; vergi artırımları, kişisel ve dinsel tacizler sıklıkla kullanılmış ve bu tacizler sık sık uluslararası sorun olmuştur.

* * *Daha sonra İttihat ve Terakki döneminde ise, Ermenilere yönelik kırımda önemli değişim olacaktır. Osmanlı, başlamış olan I. Dünya Savaşı'nda Alman emperyalizminin fiili desteğine ve hatta yönlendiriciliğine sahiptir; dolayısıyla Ermenilere karşı kırımın çok daha radikal ve bir seferde gerçekleştirilebilmesinin koşulları oluşmuştur.


Yeniden Güncelleşmenin Nedenleri?

* * *Özellikle emperyalist ülkelerde güncelleştirilen sorunun, milliyetçi etkilere açık olan Türk Solunu da kendi içinde bölmesi nedeniyle, soruna doğru yaklaşımın önemi daha da artmaktadır.

* * *Türkiye'nin, öncelikle Irak veya Sırbistan gibi emperyalist çıkarlara çomak sokan, dolayısıyla terbiye edilmesi gereken bir güç olmadığını anımsamakta yarar var. Tersine Türkiye, emperyalist sistemin 50 yıllık güvenilir bir müttefiki, bütün potansiyelleriyle ona açık bir ülkesi.

* * *Geniş bir Pazar ve önemli bir askeri güç ve jeostreatejik mekan olarak emperyalizm için taşıdığımız önem de açıktır. Bunlara karşılık bizim, pire için yorgan yakan geleneğimiz dikkate alınacak olursa, ABD ve Fransız Parlamentolarındaki gelişmelerin emperyalist çıkarlara hiç de uygun olmadığı açıktır.

rk İslamcı camiada baskın olan açıklama tarzı şöyledir:

* * *Türkiye'nin yeni iddiaları var, Türk birliği kuruluyor, Müslüman birliği faktörü var. Emperyalizm işte bu gelişmeleri engellemek için Türkiye'yi sıkıştırıyor. Türkiye'yi böyle suni sorunlarla meşgul ederek zayıflatmak istiyor!

* * *Bu görüş, içte Türk İslamcı tahkimatı arttırmak, toplumu gerçek sorunlarından uzaklaştırıp bu korkunç eşitsizlik koşullarında bile kontrol altında tutmak için oldukça işlevseldir. Ancak süreci açıklama yeteneğinden bütünüyle yoksun ve demagojiktir.

* * *Dış sorun yaşadığımız her durumda pişirilip karşımıza getirilen ve solun bir kesimini de etkileyen, "emperyalistlerin Sevr'i canlandırmaya çalıştığı" iddiası da bu açıdan mesnetsizdir.

* * *Ekonomisinden politikasına kadar zaten onların bağımlısı , üstelik Kore, Irak, Sırbistan ve daha bir dizi emperyalist operasyonda yurttaşlarımızın canını ve çıkarlarını feda etmekten kaçınmayan bir bağlılık sergileyerek rüştünü ispatlamış bir müttefikiz biz. Ne emperyalist savaşa rakip olarak girmiş ve yenilginin faturasıyla karşılaşan bir Osmanlı İmparatorluğuyuz bugün, ne de emperyalizme karşı bağımsızlık savaşı veren 1920-23 dönemi genç cumhuriyetiyiz.

* * *Neden Sevr Paranoyası?

* * *O halde, Sevr paranoyası, neden ikide bir güncelleştiriliyor?

* * *Halkın (özellikle anti emperyalist duyarlılıklara açık kesimlerinin) birikmiş tepkileri ve beklentilerinin saptırılıp kontrol altına alınması için oldukça işlevsel bir araç değil mi bu?

* * *Sevr, bir realiteye veya bir riske değil, bir iktidar gereksinimine karşılık düştüğü için bu kadar çok gündemdedir.

* * *Kaldı ki, Sevr duyarlılığı konusunda iç tutarlılıktan söz etmek de mümkün değildir. Kore'ye, Cezayir'e, Vietnam'a, Somali'ye, Yugoslavya ve Irak'a karşı yürütülen "Sevr"lere açık destek sunmuş, bir kısmına asker göndermiş bir devlet geleneğine sahibiz biz.

* * *Ermenistan'ın Türkiye'yle kıyaslanmayacak kadar küçük bir pazar olduğu ve jeostratejik mekan olarak da hiçbir önem taşımadığı da anımsanırsa, Türkiye'ye karşı Ermenistan'dan yana bir emperyalizmin; ne emperyalizminden ne de aklından söz etmek mümkün olacaktır.

* * *Soğuk Savaş'ın bittiği, etnik aidiyetlerin önem kazandığı, insan haklarının emperyalistler açısından önemli bir meşruiyet ve tabii kontrol etme aracı haline geldiği bir dünyada yaşıyoruz artık.

* * *Bu koşullarda uluslararası çapta etkinlik sağlayan her fikir ve talep, emperyalist egemenliği tehdit etmediği müddetçe, emperyalist ülke parlamentolarında yansımasını bulabilmektedir. İnsan hakları, AGİK kararlarıyla birlikte bizzat emperyalistlerin uluslararası meşruiyet ve kontrol çerçevesine dönüşmüş bulunmaktadır. Dahası Ortadoğu'nun ve Balkanların denetim altına alınması çıkarıyla birlikte bu çerçeve, aynı zamanda adına askeri müdahaleler geliştirilebilecek bir uluslararası konsepte dönüştürülmüştür.

* * *Milliyetçiliğin yükselişi temelinde bir dizi yeni katliam ve sürgünün yaşandığı, keza emperyalist kontrole direnen ülkelerin, bir iki istisna hariç, genellikle kendi içinde birer açık diktatörlük rejimi olması, emperyalist ülke toplumlarında insan hakları için müdahale bilincini bir norma dönüştürmüştür.

* * *İşte bu uluslararası toplumsal atmosfer, zaten dünya çapında çok önemli bir meşruiyete sahip olan Ermeni sorununun birden bire güncelleşmesi ve siyasal düzleme yükselmesini sağlayan temel neden olarak görülmelidir.

* * *Durum buysa, önümüzdeki dönemde Ermeni sorununun diğer parlamentolarda da yasalaşması kaçınılmazdır. Bu ise Türkiye'nin dış ilişkilerini giderek tıkayan , dünya kamuoyu nezdinde Sırbistan'la, Irak'la eşdeğer bir konuma düşmesine, dolayısıyla çok daha büyük tavizlerle bile sorun ve gereksinimleri için uluslararası destek bulması olanaksız bir konuma düşmesine neden olacak görünmektedir.

* * *Bunların iç sürece yansıması ise demokrasinin daha da olanaksızlaşması, genel fakirleşmenin yanı sıra eşitsizliğin daha da artması olacaktır.Halen devlete egemen olan akıl ise, ya dünyanın bu durumunu okuyamayıp faşist milislerin ilkel aklının düzeyine düşmektedir. Ya da gerçekleri ve demokrasiyi hazmeden bir ortamda kendi iktidarını sürdüremeyeceğini düşündüğünden bu çizgisinde inat etmektedir.

* * *Tarih boyunca görülmüştür ki, kendi sorunlarını çözme iradesi sergileyemeyen toplumlar, dış güçlerin istismarı ve çözüm iradelerine uygun boşluklar üretmekten kaçınamazlar (Osmanlının son yüzyılı bu gerçeğin tipik bir örneğidir). Bu nedenle, dünyanın alabildiğine küçüldüğü ve kültürel atmosferinin değiştiği bu konjonktürde Türkiye, bugüne kadar yok saydığı bu sorunla çok daha dezavantajlı koşullarda yüzleşmek durumunda kalmıştır.

* * *Engellenmeseydi...

* * *Tarihimizle hesaplaşmaktan, gerçeklerle yüzleşmekten artık daha fazla kaçamayacağımız bir dönemece gelmiş bulunuyoruz. Kuşkusuz buraya, kendi iç demokratikleşmemizin sonucu değil, emperyalist ülke parlamentolarındaki kararlarla gelmiş olmamız talihsizliktir. Ancak bu talihsizliğin sorumlusu , tarihimiz ve toplumsal bilincimiz üzerindeki ağır devlet tekelidir.

* * *Eğer yasal ve fiili yaptırımlarla ve resmi görüş manipülasyonlarıyla tarihimizle yüzleşip sorunları kendi içimizde çözme olgunluğuna varmamız engellenmeseydi, hem kendi içimizde demokratikleşmemiz, hem de Ermenilerle (ve tabii Rumlarla, Kürtlerle, vb.) barışık yaşamanın yollarını bulmamız pekala mümkün olabilecekti. Oysa şimdi sorun, şovenizmin ve yabancılaşmanın toplumu teslim alması anlamında bir infial nedenine dönüşmektedir.

* * *Bilgilenme ve ifade özgürlüğüne en ağır yaptırımları uygulayan , bu anlamda demokrasi dinamiklerini tahrip eden bu devlet geleneği, tıpkı Kıbrıs vb . diğer sorunlarda olduğu gibi , şimdi de dünyanın temel gündem maddelerinden birine dönüşen Ermeni sorunuyla karşı karşıya kalmıştır.

* * *Bugün kendi soykırımlarıyla değil de, Osmanlınınkiyle uğraştıkları gerekçesiyle suçladığımız emperyalist ülkelerin, kendi soykırımlarının araştırılmasını, kınanmasını en küçük anlamda yasaklamadıkları, bu konuda tanık olduğumuz binlerce kitap, film, müzik, sempozyum ve makaleden biliyoruz. Dolayısıyla emperyalist ikiyüzlülük çerçevesinde kendi bahçelerini temizlemeden bizim geçmişimize ilişkin karar alanlar da, er veya geç, ama bir farkla ki kendi iç dinamikleriyle kendi soykırımlarını kınayan ve özür dileyen bir noktaya geleceklerdir.

* * *Solun tavrı

* * *Solun bu konuda geliştireceği tavır, öncelikle tüm hak ihlallerine karşı çıkmak temelinde biçimlenmek durumundadır. Ancak bu tavrın etkili olması için, onun toplumun ve yurdun çıkarıyla ilişkilendirilerek tanımlanması gerekiyor.

* * *Solun her iki açıdan da problemli olduğu bilinmektedir. Bu açıdan, ezilen kimliklerin haklarını sınıf indirgemeciliğiyle reddedenler yanı sıra, halkına baskı ve eşitsizliklerin en katmerlisini reva gören devlet politikalarının yedeğinde, anti emperyalizmcilik oynayanlar , ne yazık ki solun önemli bir kesimini oluşturmaktadır.

* * *Ermeni sorununa ilişkin çözücü tutum, öncelikle, sorunun bugüne kadar bilinçli olarak geciktirilmiş özgürce araştırılmasının ve Osmanlı arşivlerine özgürce ulaşmanın önünü açmaktır. Ama her halükarda, Ermenilerin, halen Türkiyelilerin yurduna dönüşmüş olan topraklardan zorla sürülerek topraksızlaştırılmaları ve bu süreçte devlet organizasyonuyla katledilmelerini kınamak zorunludur . Yine bunun tutarlı gereği olarak bireysel düzlemde bu topraklarda yaşama talebinde bulunacak olanların, gelip Türkiye'ye eşit haklı yurttaşlar olarak yerleşmeleri ve güvenliklerinin sağlanmasının kapı açmak gerekiyor.

* * *Bunun ötesinde, eski Ermenistan üzerinden topraklı bir "çözüm", çözüm olamayacaktır. Tarihsel haksızlıklar, bu toprakların, halen üzerlerinde masum ve meşru olarak yaşamakta olan mevcut sakinlerinden alınıp tarihsel sahiplerine verilerek düzeltilemez.

* * *Esasen tarihsel haksızlıkları yeni tarihsel haksızlıklarla çözme anlayışı uygulanabilir de değildir. Böylesi bir "çözüm", diyelim ki kansız bile başarılsa (ki asla mümkün değildir), yeni acılar üretmekten başka bir sonuç üretmeyecektir.

* * *Kanı kanla yıkamak nasıl olanaksızsa, tehciri de tehcirle düzeltmek olanaksızdır. Kaldı ki, mevcut uluslar arası hukuk temelinde siyasal olarak toprak talep etmenin meşruiyeti de bulunmamaktadır.

* * *Böyle bir yaklaşım, en az İsrail devletinin gayrı meşru kuruluşu ve kurulduğundan beri Ortadoğu'da kan akmasının asli faili olması gibi bir sonuçtan başkasını üretemez. Kaldı ki, bugün II. Dünya Savaşı sonrasının boşluk atmosferi olmaması bir yana, Türkiye de, o günün İngiliz ve Fransız sömürgesi Ortadoğu ülkelerinden biri değildir.

* * *İsrail gibi gayrı meşru bir çözüm, salt yeni acılar üretmesi itibariyle değil, bu konum farklılıkları nedeniyle de imkansızdır (Burada tabii diğer bir garip durumdan söz edilmelidir ki, Türk devlet geleneği, bugün yakındığı emperyalistlerin dümen suyunda politikası nedeniyle İsrail devletini ilk tanıyan, dolayısıyla Ortadoğu'daki bu emperyalist dayatmaya ilk destek vermiş ülkelerden biridir).

* * *Birlikte yaşıyor olsaydık

* * *Halen ülkemizin kurulu olduğu coğrafyanın bir kısmının geçmişte tarihsel olarak Ermenilerin yurdu olmuş olduğu, dolayısıyla bugün buralarda esamileri okunmuyorsa, en hafif ifadeyle tarihsel bir haksızlığa kurban gittikleri açıktır. Bunu kabullenmek ve Ermenilerin hem katledilmek hem de topraksızlaştırılmak anlamındaki tarihsel acısını paylaşmak, geçmişteki bu haksızlığa ortak olmaktan çıkmak, iki temel konuda ilerletici olacaktır.

* * *Birincisi, insanlarımızın tarihe daha nesnel bakan bir bilinç olgunluğuna ulaşmalarını, başta Ermeniler olmak üzere başka halklar ve kültürlerde düşmanlık değil dostluk bulmalarını ve evrenselleşmelerini sağlayacaktır.

* * *İkincisi, Ermeni halkının, milliyetçiliğin etki alanına girmesine neden olan travmayı hafifleterek, uygulanabilir çözümler için psikolojik bir atmosfer oluşmasını sağlayacaktır.

* * *Tehcir ve kırımı yaptığı aşikar olan Osmanlı iktidarını savunmaktan ve onunla bütünleşmekten radikal biçimde kopulmalıdır.

* * *Bu, aynı zamanda monarşiye karşı cumhuriyeti , teokrasiye karşı laikliği, tebaalığa karşı yurttaşlığı, feodal egemenliğe karşı burjuva devrimini , çok uluslu ümmet toplumuna karşı ulusal devleti savunma tutarlılığına ulaşmanın da asgari gereğidir.

* * *Son olarak dramatik bir gerçeği belirterek bitiriyorum: Ermeni tehciri tıpkı Rum mübadelesi gibi, yaşattığı acılar bir yana, bu coğrafyanın hem kültürel hem de maddi anlamda fakirliğinin başlıca nedenlerinden biridir .

* * *Eger onlar bugün bizimle birlikte yaşıyor olsalardı, hiç kuşkusuz kültürel olarak çok daha zenginleşecek ve demokratik bir toplum olma şansına çok daha yakın olacaktık. Dahası bu kesimlerin aynı zamanda o dönemin en gelişkin zanaatkarları ve burjuvaları olduğu gerçeği anımsanacak olursa, onların göçertilmesinin, bu coğrafyanın geç sanayileşmesi ve bugünkü fakirliğinde ciddi bir neden olduğu net olarak görülür.


08.02.2001 * *Erdoğan AYDIN
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 08-12-2007, 00:37
FECHAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
FECHAN FECHAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Sep 2007
Mesajlar: 102
Standart Re: Ermeni Sorunu Nedir? Çözüm Nerede?

E.Aydın ,Ermeni Sorununda da Batıcı-Liberallerle aynı düzlemde düşünüyor.
E.Aydın'ın en temel yanılgısı,çözümlemelerinde Emperyalizmi hiç dikkate almaması.
Bu durum Aydın'ı ya batıcı liberallerin yanına,ya da dinsel ve ırkcı gericiliğin yanına itiyor.
E.Aydın'ın dünya görüşünde yurt savunması,yurtseverlik gibi kavramların da yeri yok.
Bu durumda gerici tarih savlarına doğru evriliyor.

"Bilgimiz kadar merak ederiz."
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 09-12-2007, 21:38
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: Ermeni Sorunu Nedir? Çözüm Nerede?

Sevgili dilaver,

bu yaziyi bizlerle paylastigin icin cok sagol. Yazidaki tespitlere katiliyorum, ama dinime kufreden musluman olsa diye de dusunuyorum. Batili ulkeler insana hic acimasi olmayan merhametsiz insanlarin ulkeleridir. Bu devletler hicbir zaman insana deger verdigi icin bu ip konulara girmez. Bizim yapacagimiz en guzel sey, ermeni sorununu kurt sorunu gibi gormezden gelip, kendi kendimizi kasmadan, ve batiya bu sorunun cozumlerinden *faydalanma firsati tanimadan tarihimizle yuzlesmek olurdu.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 09-12-2007, 21:53
vartor - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
vartor vartor isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 15 Mar 2006
Bulunduğu yer: Toronto
Mesajlar: 8.614

Onur Üyeliği 

Standart Re: Ermeni Sorunu Nedir? Çözüm Nerede?

Sevgili respendial, batili ulkeler kendi tarihleriyle yuzlesebiliyor. Elestirenler vatan haini ilan edilmiyor.
Aramizdaki fark bu olsa gerek.

Iman, ask gibidir,gozleri koreltir,beyni muhurler.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 09-12-2007, 22:47
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: Ermeni Sorunu Nedir? Çözüm Nerede?

ah sevgili vartor, onlarin tuzu kuru. Bugun bile Afrika'da yeni yeni katliamlar oluyor. Onlar tarihleriyle yuzlesebilirler tabi, hirsiz kendileri, polis kendileri, hakim kendileri. En azindan savasi kaybeden Almanya savastaki hasarlari icin yardim alirken, Almanya'nin yaninda savasa giren ve kaybeden Osmanli, topraklarinin dortte ucunu kaybetmistir.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 10-12-2007, 15:14
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: Ermeni Sorunu Nedir? Çözüm Nerede?

"Dolayısıyla *emperyalist *ikiyüzlülük *çerçevesinde *kendi *bahçelerini *temizlemeden *bizim *geçmişimize *ilişkin *karar *alanlar *da, *er *veya *geç, *ama *bir *farkla *ki *kendi *iç *dinamikleriyle *kendi *soykırımlarını *kınayan *ve *özür *dileyen *bir *noktaya *geleceklerdir."

Burada kastedilen nedir?
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 10-12-2007, 18:16
pook pook isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Aday Üye
 
Üyelik tarihi: 29 Nov 2006
Mesajlar: 5
Standart Re: Ermeni Sorunu Nedir? Çözüm Nerede?

Mehmet Perinçekin 100 Belgede Ermeni Meselesi kitabından
" 29. belgede Ermeni bolşevik devlet adamı Boryan'ın Türkiye'nin Ermeni isyanını bastırmak için giriştiği mücadeleyi haklı görmesi, 44. belgede Ermenistan'ın ilk başbakanı ve Taşnak partisinin kurucusu Kaçaznuni'nin "Sevr gözlerimizi kör etmişti" demesi son derece anlamlıdır. Menşevik Gürcistanı'nın Toprak Bakan Yardımcısı Karibi "Türklerin yerinde kim olsa aynısını yapardı" derken bu haklılığa gönderme yapmaktadır. "
adamlar kendileri kabul etmiş Türkiyenin haklı olduğunu, çözüm daha iyi tanıtım.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 10-12-2007, 18:46
3.yol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
3.yol 3.yol isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 30 Jul 2007
Mesajlar: 1.165
Standart Re: Ermeni Sorunu Nedir? Çözüm Nerede?

"E.Aydın'ın en temel yanılgısı,çözümlemelerinde Emperyalizmi hiç dikkate almaması." - FECHAN

Sn. Fechan,
Yaziyi hic okumadan mi guncellediniz?
Hemen hemen her paragrafta emperyalizm ile iliskilendirilmis bir yazidan nasil boyle bir cikarimda bulunuyorsunuz sastim dogrusu.

Saygilar,
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 10-12-2007, 21:40
aydoe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
aydoe aydoe isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Oct 2007
Mesajlar: 3.982
Standart Re: Ermeni Sorunu Nedir? Çözüm Nerede?

Hırsız kendileri ,polis kendileri,hakim kendileri ?(Respendial?
Kim bunlar?Bizim bunlara borcumuz mu var?
Garibanlığın gözü kör olsun parasızlığın gözü körolsun.
Güç kimde düdük onda istediği gibi öttürür.

Diyalektik materyalizmi ve bilimsel sosyalizmi bilirim.
Bir sosyalistin dünyaya bakışı diyalektik materyalist bakış olmalıdır.Aidiyete bağlı bakış olmamalıdır.
Sosyalim ve nihayetinde Komünizm hedef olsa da anti-emperyalist ve ilerici bağımsızlık hareketleri desteklenmelidir.Ben sünni islam kimliğimi atmışım milliyetim yoktur ama yurtseverim.

Erdoğan Aydındın'da keşke alevi kürd aidiyetini atabilse!
''solun her iki açıdan da problemli olduğu bilinmektedir.Bu açıdan ,ezilen kimliklerin haklarını sınıf
* indirgemeciliğiyle *reddedenler yanı sıra ,halkına baskı ve eşitsizliklerin en katmerlisini *reva
* gören devlet politikalarının yedeğinde , anti- emperyalizmcilik oynayanlar,ne yazık ki solun * * * * *önemli bir kesimini oluşturmaktadır.''E. Aydın

Sınıf indirgemeciliğiyle reddedenler

Yani sınıf mücadelesi olayına getirmeyin,ezilen kimliklerin mücadelesini verin diyor.

Anti_emperyalizmcilik oynamayın emperyalistlerin çizdiği haritaları onaylayın diyor.

''Ama her halükarda Ermenilerin,halen Türkiyelilerin yurduna dönüşmüş *olan topraklardan zorla sürülerek topraksazlaştırılmaları ve bu süreçte devlet organizasyonuyla katledilmelerini kınamak zorunludur.Yine bunun tutarlı gereği olarak bireysel düzlemde bu topraklarda yaşama talebinde bulunacak olanların ,gelip Türkiye'ye eşit haklı yurttaşlar olarak yerleşmeleri ve güvenliklerinin sağlanmasına kapı açmak gerekiyor.'' E. Aydın

Kınayacaz bir zorunluyuz ,kınamazsak ne olur?Kapıları açacağız ,toprak vereceğiz,güvenliklerini sağlayacağız.Bizi kim koruyacak bu Türklerde nerden gelmişse oraya gitsin buraları eski helen zaten

Ya dostlar akıllı olun enternasyonalizmle ne alakası var bu taleplerin ,sosyalizmle komünizmle ne alakası var ?
Adamlar resmen Abd uşağı Ermenistan ,Kürdistan kurmanın mücadelesini veriyorlar.
Ben her gün 10 tane kürt sitesi geziyorum,nihai hedef büyük kürdistan ,sosyalist felan yok abd işbirlikçisi hepsi
Her gün Özgür Gündemi ve özgür yeni Politikayı okuyorum
Evrenseli devamlı okurum
Cumhuriyeti okurum
Dilaver önerdi müdahale 1.2. sayı okudum
Ben salakmıyım yoksa paranoyakmıyım?
Adamların sınıfsal bir talebi yok
Orak çekiçi attılar bayraklarından amerika güdümünde kürdistan kuruyorlar
Sosyalistleride kandırıp kendilerini destekletecekler
Peki bize bunları diretenler ne kadar demokrat ne kadar özgürlükçü?
Benim için hiç önemli, değil din devleti kurulmuş (Tuan Dursun mu kalır sitesimi kalır?)
Kürdistan kurulmuş,Ermenilere toprak verilmiş
Adamlar haklı değil davalarında haklı olsalar dağa çıkmazsam *
Abd için Bop içinmi savaşacam?

''asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek,aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur''
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 10-12-2007, 22:28
FECHAN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
FECHAN FECHAN isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Sep 2007
Mesajlar: 102
Standart Re: Ermeni Sorunu Nedir? Çözüm Nerede?

ucuncuyol";p=&quot´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster

Sn. Fechan,
Yaziyi hic okumadan mi guncellediniz?
Hemen hemen her paragrafta emperyalizm ile iliskilendirilmis bir yazidan nasil boyle bir cikarimda bulunuyorsunuz sastim dogrusu.

Saygilar,
E.AYDIN'ın çözümlemeleri batıcı-liberal niteliktedir.
Tüm yazılarından anlaşılıyor.
Ermeni sorununda,E.Aydın'ın savları da Amerikan-Fransız savlarının tekrarı.

"Bilgimiz kadar merak ederiz."
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:07 .