Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Bilim > Biyoloji

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 12-07-2024, 22:02
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.057
Standart Baslangicta...

Baslayalim..

Gunumuzde, birbirini yiyen, ve besin kaynagi olarak kullanan cesitli canli topluluklarinin arasinda yasiyoruz. Ekosistemlerimiz, katil balinalarin foklari yemesi, foklarin kalamarlari yemesi ve kalamarlarin da krill ile beslenmesi gibi beslenme iliskileriyle sekillenmistir. Bu ve diger canlilar, besinlerinden enerji elde etmek icin oksijene ihtiyac duyarlar. Ancak Dunya'daki yasam her zaman boyle degildi.

Oksijenin olmadigi ve metan gazinin yuksek oldugu bir ortamda, --Dunya tarihinin buyuk bir bolumunde-- hayvanlar icin yasanabilir bir yer olmamistir. Bildigimiz en eski yasam formlari, yaklasik 3,7 milyar yil oncesine ait kayalarda fosillerini birakan mikroskobik organizmalardi (mikroplar diyelim). Bu izler, canlilar tarafindan uretilen bir tur karbon molekulunden olusuyordu.

Mikroplarin varligina dair kanitlar, ayni zamanda 3,5 milyar yil oncesine dayanan, olusturduklari sert yapilarda (buna stromatolit deniyor) da korunmustur. Stromatolitler, yapiskan mikrobiyal ortulerin tabakalar halindeyigilmasiyla olusur. --genelde-- Mineraller bu tabakalarin icinde cokelir ve mikroplar olse bile dayanikli yapilar olusturur. Bilim insanlari, Dunya'nin en eski yasam formlarini daha iyi anlamak icin gunumuzde nadir gorulen canli stromatolit resiflerini inceler.

Yaklasik 2,4 milyar yil once siyanobakterilerin evrimlesmesi, Dunya'nin tarihinde carpici bir donusumun baslangici oldu. Bu mikroorganizmalar, gezegenimizin ilk fotosentez yapan canlilari haline gelerek, su ve gunes enerjisini kullanarak besin uretmeye ve bu surecte oksijen salmaya basladilar. Bu gelisme, atmosferdeki oksijen seviyesinde ani ve dramatik bir artisa yol acti ve cevreyi oksijene dayanamayan diger mikroplar icin daha az elverisli hale getirdi.

Bu Buyuk Oksijenlenme Olayi'nin kanitlari, Demir Formasyonlari olarak bilinen deniz tabani kayaclarindaki degisimlerde gorulmektedir. Oksijence zengin sig sular, demirce zengin derin sularla karistiginda, demir oksijenle kimyasal olarak tepkimeye girerek --oksitlenir--demir oksit mineralleri olusturur. Bu mineraller deniz tabanina cokerek, kayaclarda koyu renkli, demirce zengin tabakalar meydana getirir.

Ilk oksijen artisinin ardindan, oksijen seviyeleri daha dusuk bir seviyede dengelendi. Aslinda, olen siyanobakterilerin su icinde asagi dogru suruklenmesi ve curumesi, muhtemelen oksijen seviyelerini bir miktar dusurdu. Bu durum zamanla degisecekti.

Siyanobakterilerin bu devrim niteligindeki evrimi, Dunya'nin atmosferini ve okyanuslarini kokten degistirdi. Bu degisim, daha karmasik yasam formlarinin gelismesi icin zemin hazirladi. Ancak bu surec ani olmadi; milyonlarca yil boyunca kademeli olarak gerceklesti. Oksijen seviyelerindeki dalgalanmalar ve dengesizlikler, yasamin cesitlenmesi ve evrimlesmesi icin yeni firsatlar ve ayni zamanda da zorluklar yaratti.

Bu donem, Dunya'nin biyolojik ve kimyasal tarihinde bir donum noktasi olarak kabul edilir.

Siyanobakterilerin faaliyetleri sayesinde, gezegenimiz bugun bildigimiz oksijen acisindan zengin atmosfere sahip oldu. Bu durum, sadece solunum yapan canlilarin evrimini mumkun kilmakla kalmadi, ayni zamanda ozon tabakasinin olusmasina da yol acarak, Dunya'nin yuzeyini zararli ultraviyole isinlarindan korudu.

O da ne? Ufukta cok hucreliler gorunuyor...

Evet, dunya uzerindeki yasam, mikroorganizmalarin hukum surdugu uzun bir donemin ardindan, yeni ve heyecan verici bir evreye girdi. Mikroplar bircok kimyasal islemi gerceklestirebilse de, karmasik vucut yapilari icin gerekli olan ozellesmis hucrelere sahip degillerdi. Hayvan vucutlari ise deri, kan ve kemik gibi cesitli hucre tiplerinden olusur ve bu hucreler, her biri belirli bir gorevi yerine getiren organelleri icerir. --bunlarin gelisimi de cok uzun zaman icinde olmustur-- Bu arada kucuk bir not: Mikroplar sadece tek hucreli yapilar olup, ne organellere ne de DNA'larini paketleyen cekirdeklere sahiptir.

Ancak, mikroplarin diger mikroplarin icinde yasamaya baslamasiyla --evet kulaga cok cilgin geliyor--DEVRIM NITELIGINDE BIR DEGISIM gerceklesti. Bu mikroplar, icinde yasadiklari hucrelerin organelleri gibi islev gormeye basladi. Ornegin, besinleri enerjiye donusturen mitokondriler, bu karsilikli fayda saglayan iliskilerden evrimlesti. Ayrica, ILK KEZ DNA cekirdek icinde paketlenmeye basladi. Bu yeni ve karmasik hucreler --buna okaryotik hucreler diyoruz-- tum hucreyi destekleyen ozellesmis parcalara ve rollere sahip oldu.

Hucreler ayrica bir arada yasamaya basladi, muhtemelen bunun bazi avantajlari oldugu icin. Hucre gruplari, daha verimli beslenebiliyor veya sadece daha buyuk olmaktan kaynaklanan bir koruma elde edebiliyordu. Toplu halde yasayan hucreler, grubun ihtiyaclarini karsilamak icin her hucrenin belirli bir gorevi ustlenmesiyle evrimlesti. Bazi hucreler grubu bir arada tutmak icin baglantilar olusturmakla gorevlendirilirken, diger hucreler besinleri parcalayabilen sindirim enzimleri uretmeye basladi.

Bu gelismeler, cok hucreli yasamin temellerini atti. Hucreler arasindaki is bolumu ve uzmanlasma, daha karmasik organizmalarin ortaya cikmasina olanak sagladi. Ornegin, bazi hucreler dis etkilere karsi koruma saglarken, digerleri besin tasinmasi veya sinyallesme gibi gorevleri ustlendi.

Cok hucreli yasamin evrimi, canlilarin boyut ve karmasiklik acisindan buyuk bir sicrama yapmasina izin verdi. Bu, denizlerde baslayan ve sonunda karasal yasamin gelismesine yol acan uzun bir surecin baslangiciydi. Farkli hucre tiplerinin bir araya gelmesi ve isbirligi yapmasi, bugun gordugumuz bitki ve hayvan cesitliliginin ortaya cikmasini sagladi.

Sonuc olarak, cok hucreli yasamin ortaya cikisi, Dunya uzerindeki yasamin evriminde kritik bir donum noktasiydi. Bu gelisme, basit mikroorganizmalardan karmasik canlilara uzanan yolculugun belki de en onemli adimiydi ve gezegenimizin biyolojik cesitliliginin temelini olusturdu.

Iste buradan ILK HAYVANLARA geliyoruz...

Bu uzmanlasmis, isbirligi yapan hucre kumeleri, sonunda ilk hayvanlar haline geldi; DNA kanitlari, yaklasik 800 milyon yil once evrimlestigini gosteriyor. Sungerler en eski hayvanlar arasindaydi. Sungerlerden elde edilen kimyasal bilesikler 700 milyon yil kadar eski kayalarda korunurken, molekuler kanitlar sungerlerin daha da erken gelistigine isaret ediyor.

Okyanustaki oksijen seviyeleri bugune gore hala dusuktu, ancak sungerler dusuk oksijen kosullarini tolere edebiliyor. Her ne kadar diger hayvanlar gibi metabolize olmak icin oksijene ihtiyac duysalar da cok aktif olmadiklari icin fazla oksijene ihtiyac duymazlar. Ozel hucreler tarafindan vucutlarina pompalanan sudan yiyecek parcaciklarini cikararak hareketsiz otururken beslenirler.

Sungerin basit vucut plani, sert iskelet parcalariyla desteklenen su dolu bosluklarin etrafindaki hucre katmanlarindan olusur. Gittikce daha karmasik ve cesitli vucut planlarinin evrimi, sonunda farkli hayvan gruplarinin olusmasina yol acacaktir.

Bir hayvanin vucut planina iliskin yapilandirma talimatlari onun genlerindedir. Bazi genler, bilesenleri dogru bir sekilde bir araya getirmek icin diger bircok genin belirli yer ve zamanlarda ifadesini kontrol ederek orkestra sefleri gibi hareket eder. Hemen yerine getirilmese de, karmasik bedenlere iliskin talimatlarin bazi bolumlerinin ilk hayvanlarda bile mevcut olduguna dair kanitlar var.

Iste sert iskeletleri sayesinde sungerler Dunya'da ilk resif yapicilar oldular.

Yaklasik 580 milyon yil once --Ediakaran Donemi-- sungerlerin yani sira baska organizmalarin da cogalmasi soz konusuydu. Vucutlari yaprak, kurdele etc. seklinde olan bu cesitli deniz tabani canlilari, 80 milyon yil boyunca sungerlerin yaninda yasadi. Bu arada fosil kanitlari dunyanin her yerindeki tortul kayalarda bulunabilir.

Ancak Ediacaran hayvanlarinin cogunun vucut planlari modern gruplara benzemiyordu.

Ediacaran'in sonuna gelindiginde oksijen seviyeleri yukseldi ve oksijene dayali yasami surdurmek icin yeterli seviyelere yaklasti. Ilk sungerler aslinda bakterileri yiyerek ve onlari ayrisma surecinden uzaklastirarak oksijenin artmasina yardimci olmus olabilir.

Ancak yaklasik 541 milyon yil once, Ediakaran donemine ait cogu organizma kayboldu -- bu; bilim insanlarinin hala anlamaya calistigi bir durum. Fakat buyuk bir cevresel degisimden kaynaklanmis olabilir--

Fakat ilginc bir durum var; Ediacaran'in sonlarina tarihlenen fosil kayitlarinda bulunan tuneller, solucan benzeri hayvanlarin okyanus tabanini kazmaya basladigini gosteriyor. Bu erken donem kucuk muhendisler, sedimenti bozmus ve belki de havalandirmis olabilir, bu da diger Ediacaran hayvanlar icin kosullari bozmus olabilir. Sonucta bazi hayvanlar icin cevresel kosullar kotulesirken, digerleri icin iyilesti; bu durum muhtemelen turler arasinda bir degisim katalizleyebilmis olabilir.

ve "BOOMB!!!" Kambriyen patlamasi..Hayir hayir oyle aniden olmadi...En azindan 55 milyon yillik bir surec.

Kambriyen Donemi --541-485 milyon yil once--, yeni yasam formlarinin vahsi bir patlamasina tanik oldu. Yeni yasam tarzlariyla birlikte kabuklar ve diken gibi sert vucut parcalari ortaya cikti. Sert vucut parcalari, hayvanlarin tuneller kazma gibi cevrelerini daha radikal sekilde duzenlemelerine olanak tanidi. Ayrica, daha aktif hayvanlara dogru bir degisim de gerceklesti. Trilobitler gibi zirhli hayvanlarin aktif beslenmeye basladi. Bu tuhaf gorunumlu organizmalarin cogu evrimsel deneylerdi, ornegin 5 gozlu Opabinia. Ancak bazi gruplar, trilobitler gibi, milyonlarca yil boyunca basariyla yasadi ve Dunya'yi domine etti, ancak sonunda yok olup gittiler. Stromatolit mercan kayaligi olusturan bakteriler de azaldi ve Dunya'daki kosullar degismeye devam ettikce brakiyopodlar adi verilen organizmalarin olusturdugu resifler ortaya cikti. Bugunun baskin resif olusturuculari olan sert mercanlar ise birkac yuz milyon yil sonra ortaya ciktilar.

Kambriyen'in sonunda neredeyse tum mevcut hayvan tipleri veya filumlari (yumusakcalar, eklem bacaklilar, halkali solucanlar vb.) belirlenmisti ve besin aglari ortaya cikmisti, bugun bunlar Dunya ekosistemlerinin temelini olusturur.




Detayli arastirma icin kaynaklar

[1] https://astrobiology.nasa.gov/news/r...ion-years-ago/
[2] https://asm.org/articles/2022/februa...acteria-change
[3] https://news.mit.edu/2021/photosynth...n-origins-0928
[4] https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC6880289/
[5]https://naturalhistory.si.edu/educat...animal-origins
[6] https://www.imperial.ac.uk/news/1892...vailable-life/

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...

no matter how far we go intellectually or how much science we do, we are not even close to understanding the truth

'kimi dinde imanda buldu yolu, kimi akil, bilim yolunu tuttu derken ses geldi karanliklardan; gafiller! dogru yol ne odur, ne bu' - Hayyam
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 12-07-2024, 22:16
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.057
Standart

Ayrica, bir belgesel onerisinde bulunmak istiyorum. Turkcesi yok fakat arzu edenler google cromea "langauge reactor" uzantisini ekleyebilir. Bu sayede Turkce altyazi ile izlenebilir. Altyazilarin dogrulununu kontrol etmedim. Yuzde yuz dogru degilse de, yine de iyi bir secenek olabilir. Ben orjinalini izledim ve begendim.

What Caused The Cambrian Explosion?






Forum uyesi olmayanlar, video basligini youtube uzerinden aratip, izleyebilir.

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...

no matter how far we go intellectually or how much science we do, we are not even close to understanding the truth

'kimi dinde imanda buldu yolu, kimi akil, bilim yolunu tuttu derken ses geldi karanliklardan; gafiller! dogru yol ne odur, ne bu' - Hayyam
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 13-07-2024, 18:32
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.057
Standart Kambriyen -Canlilik Patlamasi

Yaklasik bes yuz milyon yil once, Dunya uzerinde yasam, gorece kisa bir sure icinde dramatik bir sekilde degisti ve buyuk yeni turlerin ortaya cikmasiyla onemli olcude zenginlesti. Kambriyen patlamasi nasil gerceklesti ve neden sona erdi? Bu yazida bu sorulari cevaplandirmaya calisacagiz. Yaziyi temel olarak, Israil kaynakli The Weizmann Institute of Science'dan cevirmeye calisacagim. Genel olarak harfi harfine cevirmeyecegim. Okudugumu yazacagim.

Kambriyen Donemi, yaklasik 541 milyon yil once baslayip 485 milyon yil once sona eren bir zaman dilimini kapsar ve Dunya'nin eski okyanuslarinda biyolojik turlerin cesitliliginde ani bir artis yasandigi belirgin bir donemdir. Bu olay, Kambriyen Patlamasi olarak bilinir ve bazen Biyolojik Buyuk Patlama olarak da adlandirilir.

Bu doneme ait eski deniz organizmalarinin cesitli fosilleri kesfedilmistir ve bu fosiller, insanlar da dahil olmak uzere bircok grubun atalarini icerir, ornegin kordalilari --Ingilizcesi Chordate--. Bu "patlama" doneminde, modern biyolojik sistemlerde var olan bazi anatomik yenilikler ilk kez ortaya cikti. Ornegin, bilesik bacaklari ve gozleri olan eklembacaklilarin veya solungaclari bulunan solucanlarin gorunusu.

Bu olaganustu genis cesitlilik ayni zamanda ilk avci turlerinin ortaya cikmasina da yol acti. Bu zamana kadar bilinen tek hucreli alg ve bakterilerle beslenen toplayicilar vardi. Yirticilarin ortaya cikisi onemli bir degisimi isaret etti; cunku bunlar daha once gozlenmemis cene ve dislere sahipt. Ustelik avlanma yetenegi gelismis yuzme kabiliyeti sergilediler.

Kambriyen oncesindeki ve yaklasik 635 milyon yil once baslayan jeolojik doneme Ediakaran Donemi denir. Bu donemde Dunya uzerindeki serbest oksijen miktari onemli olcude artti, muhtemelen buzullarin geri cekilmesine yol acan artan sicakliklar nedeniyle. Yeni gelisen kosullar tek hucreli alglerin gelismesine olanak tanidi ve bu algler de fotosentez yapmaya basladi - bu surecte cevreden karbondioksit ve su emerek gunes enerjisini kullanarak seker uretirler. Bu surecin yan urunu atmosfere salinan oksijendir.

Ediakaran Donemi'ne ait jeolojik katmanlarda, meduzalara, solucanlara ve sungerlere benzeyen cok hucreli organizmalarin fosillesmis kalintilari bulunmustur. Bu tur fosiller Antarktika haric tum kitalarda bulunmustur. Arastirmacilar bu organizmalarin Ediakaran'dan sonra dunyadan kayboldugunu ve evrimsel bir basarisizlik olarak degerlendirildiklerini one surmuslerdir. Ancak, Guney Avustralya'da bulunan Kambriyen fosilleri, Ediakaran Donemi'nde bulunan organizmalara tipatip benzeyen cok hucreli organizmalar iceriyor.


Is Dickinsonia our oldest ancestor?



* Turkcesi yok fakat "language reactor" uzantisi ile izleyebilirsiniz.

Patlamaya Neden Olay Sey

Dunya'nin yaklasik 4.6 milyar yil once olustuguna inaniliyor, ancak yaklasik 600 milyon yil oncesine kadar evrim yavas bir sekilde ilerliyor ve tek yasayan organizmalar bakteri, plankton ve tek hucreli alglerdi. Kambriyen patlamasi sirasinda bu trend aniden degisti ve Dunya uzerindeki organizma cesitliligi ve karmasikligi en buyuk ve en onemli sekilde evrimlesti.

Patlamaya yol acan belirli faktorleri belirlemek zor olsa da, bircok arastirmaci bu olayin ana nedeninin bu donemde atmosferik oksijen seviyelerinin artmasi olduguna inaniyor. Avustralya'nin Tasmania Universitesi'nden arastirmacilarin liderliginde uluslararasi bir ekip tarafindan yapilan bir calismada, arastirmacilar "aptal altin" olarak da bilinen pirit adli bir mineralde neredeyse iki bin kaya orneginde iz elementlerin varligini olctuler. Bu olcumler, Dunya'nin uzak gecmisindeki oksijen ve besin miktarini tahmin etmelerine olanak tanidi. Bunlardan bazilari, selenyum (Se) gibi elementler, oksijene cok duyarlidir ve onunla tepkimeye girerler; bu nedenle oksijen seviyelerindeki degisiklikler, sedimanter piritte milyarlarca yil boyunca korunan diger bilesiklerin olusumuna yol acar. Bu nedenle, sedimanter pirit bilesimi analizi, pirit sedimaninin olustugu donemdeki atmosferik oksijen seviyelerini tahmin etmeyi mumkun kilar.

Arastirmacilar, 2.5 milyar yil once onemli bir artistan sonra, atmosferik oksijen konsantrasyonlarinin giderek azalmaya basladigini kesfettiler. Yaklasik 600 milyon yil once ise bu trend degisti ve Dunya atmosferindeki oksijen konsantrasyonlari tekrar keskin bir sekilde artmaya basladi; bu artis Kambriyen patlamasinin zirvesi olan yaklasik 500 milyon yil once zirveye ulasti.

Oksijen konsantrasyonundaki artisin nedeni, levha tektonigi hareketlerinin etkisiyle olabilir; bu hareketler genis capta volkanik faaliyet ve depremlere yol acarak deniz suyunu karistirip oksijenle zenginlestirdi. Ayrica, depremler ve volkanik faaliyetler muhtemelen biyolojik adaptasyonlari tesvik eden sert bir yasam ortami olusturmus olabilir, boylece bazi organizmalarin hayatta kalma yetenegini artirmis olabilir.

Biyolojik surecler oksijen olmadan da gerceklesebilir; ornegin, karbondioksit, kukurtlu molekuller veya demir iceren mineraller gibi seyler kullanilabilir, ancak oksijen bir avantaja sahiptir - hucrenin cok daha fazla enerji uretmesine izin verir ve bu nedenle enerji tuketimi yuksek karmasik sistemlerin isleyisi icin onemlidir.

Oksijenin artisinin buyuk olasilikla tek hucreli alglerin artan faaliyetinden kaynaklandigi dusunulmektedir. Bu algler, bahsedildigi gibi, bu donemde artan sicakliklarin eriyen buzullar ve buzullarin serbest biraktigi bircok besin maddesi ile birleserek gelistiler ve bu durum olasi, Algenin buyumesinde onemli bir rol oynadi.


Oksijen Konsantrasyonlari Degistiginde

Bugun de, dunya genelinde modern denizlerdeki oksijen eksikligi olan bolgeler, burada eski zamanlarda hukum suren ekoloji hakkinda bize bilgi verebilir. 2013 yilinda yayimlanan bir calismada, ABD'deki Harvard Universitesi'nden arastirmacilar, deniz tabaninda bulunan oksijen minimum bolgelerindeki cok hucreli solucanlar uzerinde oksijen seviyeleri ile hayvan evrimi arasindaki baglantiyi incelediler. Oksijen seviyelerinin ortalama kuresel deniz yuzeyi konsantrasyonlarinin %0.5'in altinda kaldigi yerlerde, ana turler dogrudan tek hucreli organizmalari besleyen kucuk solucanlardir. Deniz tabanindaki oksijen konsantrasyonlari %0.5 ile %3 arasinda oldugunda, daha fazla cesitlilikte tur bulunabilir, ancak besin agi basit kalir ve temel olarak tek hucreli organizmalara dayanir. Yalnizca daha yuksek oksijen seviyelerinde, etobur avcilar bulunabilir, besin agi dallanir ve karmasikligi artar.

Bu bulgular, bugune kadar bulunan fosil kayitlariyla ve o donemlerdeki tahmini oksijen konsantrasyonlariyla uyumludur. Ediakaran doneminde, oksijen konsantrasyonlari ozellikle tek hucreli organizmalar uzerinde beslenen hayvanlarin bazi gelisimlerine olanak tanimistir. Oksijen konsantrasyonlarindaki artis, bilesik gozlu, cene ve dislere sahip avcilar gibi daha karmasik hayvanlarin evrimini kolaylastirmistir.



Kambriyen Doneminden Uc Trilobit Fosili | Fotograf: Icsms, Shutterstock

Kambriyen Doneminde Yasam

Kambriyen Donemi'nde en iyi bilinen hayvanlar trilobitlerdir; sert kabuklu, basi ve bacaklari olan eklembacaklilardir. Bugun 20 binden fazla trilobit turu bilinmektedir. Bazilarinin gozleri vardi, bazilari etobur avcilardi ve digerleri curumus madde veya tek hucreli alglerle beslenirdi.

Kambriyen Donemi ile ozdeslesmis ozellikle ilginc bir hayvan Anomalocaris'dir. Bircok arastirmaci, zamaninin en ust duzey yirticilarindan biri olduguna inaniyor. Neredeyse bir metre uzunlugundaydi, bu gunumuz standartlarina gore cok buyuk olmayabilir, ancak Kambriyen Donemi'nden bildigimiz en buyuk hayvan yapar. Anomalocaris'in sekli karidese benziyordu; uzun bir kuyrugu, iki dikenli on bacagi ve dis dolu kare bir agzi vardi. Ayrica, modern eklembacaklilarinkine benzer sekilde cok gelismis bilesik gozleri bulunmaktaydi.



Anomalocaris. Zamaninin en one cikan yirticisi mi? | Gorsel: Dotted Yeti, Shutterstock

Kambriyen patlamasi ayni zamanda dunyaya Echinodermata subesini de getirdi; bu sube yildiz baliklari, deniz hiyarlari ve deniz kestanelerini icerir. Bu gruptan gelen en eski fosil Helicocystis, Kambriyen'den gelir. Arastirmacilar, bu organizmanin Echinodermata subesine ait bir hayvan oldugunu, pentaradyal simetrisi nedeniyle belirlediler; yani bes ana segment ve bu subenin karakteristik olan iskelet plakalari gibi. Kesfedilen fosil bir deniz kestanesine benzese de, yildiz baliklari gibi akrabalarindan farklidir, cunku onu olusturan bes segment birbirine baglanmistir.




Pikaia. Bilinen en eski (bugune kadar) omurgali atasi - insanlari da iceriyor | Gorsel: SCIENCE PHOTO LIBRARY / JOSE ANTONIO PEÑAS

Partinin Sonu

Kambriyen Donemi, muhtemelen bircok trilobit turunun yok olmasina yol acan ani bir kitlesel yok olma olayiyla sona erdi. Arastirmacilar, bu ani yok olmanin nedeninin oksijenin azalmasi ve toksik sulfur iceren bilesiklerin (sulfurler) olusmasi olduguna inaniyorlar.

2011 yilinda, ABD'den arastirmacilar, Gec Kambriyen Donemi kayalarinda modern oksijen yoksunu deniz ortamlarina benzer ozellikler bulduklarini rapor ettiler, ornegin Karadeniz gibi. Bu bulgu, birbirinden cok uzak yerlerden toplanan kaya orneklerine dayanmaktadir, bu da o donemde kuresel bir fenomenin isaretcisi olabilir. Atmosferik oksijen konsantrasyonlarinda keskin bir dususun nedeni bilinmemekte olup, bu soru bilimsel dunyayi hala ilgilendiren bir sorudur. Kitlesel yok olma olayini hayatta kalan hayvanlar, bugun bildigimiz tum biyolojik sistemlerin atasidir.



Kambriyen Dönemindeki Deniz Yaşamı. Bizim antik atasalarımız. | Görsel: Christian Jegou, Science Photo Library

Kambriyen Dönemi'nde, Dünya'da daha önce veya sonra hiç gözlemlenmemiş bir ölçekte yaşam patlaması yaşandı. Tek hücreli organizmalardan ve onları besleyen basit hayvanlardan oluşan biyolojik olarak fakir bir dünyadan, yüz binlerce türü içeren karmaşık bir biyolojik ve ekolojik sistem evrildi.

O günlerde deniz popülasyonunun bileşiminin ne olduğunu, bu organizmaların nasıl göründüğünü, ne yediklerini ve çoğunun kitlesel yok oluşuna neyin neden olduğunu sadece tahmin edebiliriz, ancak tam olarak ne olduğunu asla bilemeyiz. Hipotezlerimiz çoğunlukla dolaylı bilgilere dayanmakta ve birçok değişken tarafından etkilenebilir. Kambriyen patlamasından önce zırhlı omurgasız türlerin birçok olabileceği, ancak yumuşak biyolojik organların sert kabuklar ve kafeslerden çok daha az iyi korunduğu için jeolojik bir iz bırakmadıklarını bilmekteyiz.

Eğer öyleyse, belki de Kambriyen patlaması sadece sert kabukların evrimleştiği bir dönemdi. Fosil kalıntılarından toplanan bilgilere dayandığımız için, bu dönemin bir Biyolojik Büyük Patlama'yı temsil ettiğini yanlışlıkla düşünebiliriz. Ancak, eski çamurların özel koşulları, yumuşak biyolojik dokuları ve formları korumayı başarmış ve antik dünyanın yumuşak organizmaları hakkında birçok şey öğrenmemize yardımcı olabilir, ancak bu bulgular nadirdir. Dolayısıyla, bugün elimizde bulunan bilimsel araçlarla, en azından basitçe ifade etmek gerekirse, yaşamın bir "patlaması" olan aynı dinamik, ilkel dönemin sınırlı bir bakış açısını kazanabiliriz.

The Weizmann Institute of Science

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...

no matter how far we go intellectually or how much science we do, we are not even close to understanding the truth

'kimi dinde imanda buldu yolu, kimi akil, bilim yolunu tuttu derken ses geldi karanliklardan; gafiller! dogru yol ne odur, ne bu' - Hayyam
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 07-08-2024, 07:05
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.057
Standart Evrim ilerliyor: tetrapodlar

Acanthostega ve Ichthyostega, tetrapodlarin en eski izleri olmasa da, erken tetrapodlar arasinda eksiksiz olanlardir. 360-380 milyon gerilerden bahsediyoruz.





Acanthostega ve Ichthyostega, Gec Devoniyen doneminde yasamislardir ve bugune kadar kesfedilen tum materyaller Dogu Gronland'dan gelmistir. Bu canlilar, hem hava hem de sudan oksijen alabilmelerini saglayan bir solungac ve akciger sistemine sahiptiler. Bu cift solunum sistemi, onlarin hem su altinda hem de karada yasamalarina olanak taniyordu. Dort uzuvlari ve her birinde degisen sayida parmaklari vardi. Ancak, amfibilerin, surungenlerin ve memelilerin dogrudan atasi olan bes parmakli bir tur, henuz Devoniyen kayalarinda bulunmamistir.

Ilk tetrapodlarin, Elpistostegalia adli, neredeyse tum yuzgeclerini kaybetmis ve daha sonra uzuvlarin gelisecegi bolgede dort yuzgec birakan bir grup canlidan evrimlestigi dusunuluyor. Bu grup icinde en iyi korunmus olan Tiktaalik, yaklasik 375 milyon yil once Kanada'nin en kuzey kara kutlesi olan Ellesmere Adasi'nda bulunmustur. Bu canlilarin ilkel akcigerleri ve baslarinin ustunde gozleri vardi. Tiktaalik'in bu ozellikleri, onun sig suda veya kiyi bolgelerinde yasadigina isaret eder.

Ilk tetrapodlarin izleri, Devoniyen doneminin ortalarina tarihlenen ve Polonya'da yaklasik 390 milyon yillik, ve Irlanda'da yaklasik 384 milyon yil oncesine dayanan bir gecmisi vardir. Bu izler, ilk kara yuruyuslerini gerceklestiren tetrapodlarin izleridir. Polonya'daki izler, muhtemelen sig suda veya karada olabilecek bir alana aittir. Irlanda'daki izler ise hem kuru arazide hem de sig sularda ilerleyen tetrapodlarin izleridir.

Uzuvlarin gelisimi, ilk tetrapodlar veya atalarinin, diger yirticilarin ulasamadigi ekosistemleri kullanabilmelerini saglamis olabilir. Guney Afrika'da bulunan tetrapod fosilleri, bugun bircok deniz baligi icin yuva islevi goren tortullarda kesfedilmistir. Daha buyuk baliklar bu alanlara giremez, bu nedenle uzuvlarin gelisimi, kucuk balik surulerinden faydalanmada ustun bir avantaj saglamistir. Bazi fosiller, Guney Afrika'da bulunmustur. Bu tetrapod fosilleri, kutup alanlarinda dahi bulunmustur ve bu da tetrapodlarin oldukca genis bir dagilima sahip oldugunu gostermektedir.

Bu adaptasyon, milyonlarca yil boyunca sayisiz kucuk degisiklikle tetrapodlarin baliklardan amfibilere, dinozorlara, surungenlere, kuslara, memelilere ve aradaki her seye evrimlesmesine neden olmustur. Ilk tetrapodlar ve onlarin soyundan gelenler, gezegende 365 milyon yil boyunca basarili bir sekilde var olmus, cesitlenmis ve farkli ortamlarda hayatta kalmayi basarmistir. Bu basarili evrimsel soyun torunlarindan biri de biziz.

Ilk karaya cikan canlilarin bazilari metre uzunlugunda semenderlere benziyordu, ancak henuz tam olarak o asamada degillerdi. Bugunku monitor lizards/ejderlerin etleri parcalayan dislerine benzer dislere sahiptiler. Turlerine bagli olarak yedi veya sekiz parmaklari vardi ve gozleri, muhtemelen sudan biraz otesindeki karasal olasiliklari daha iyi gorebilmek icin, baslarinin ustunde yer aliyordu.

Acanthostega ve Ichthyostega da, ilk tetrapodlarin en eksiksiz fosilleri olarak temsil edilmektedir. Bu grup, okyanuslardan ayrilip karada yuruyen ilk omurgali canlilarin soyundan gelir. Tetrapodlar ve soyundan gelenler, gezegende 365 milyon yil boyunca basarili bir sekilde yasamis, cesitli sekillerde hayatta kalmis, yumurta birakmis veya canli dogum yapmislardir. Bazilari karada yasayan en buyuk hayvanlar olurken, bazilari yasamlari boyunca birkac asamadan gecerek metamorfoz yapabilmistir. Digerleri ise karadan ayrilarak gokyuzune veya tekrar okyanuslara geri donmustur. Eger onlarin evrimsel basarisindan suphe duyuyorsaniz, kendinize sorabilirsiniz; siz de onlardan birisiniz.

Tetrapodlar nasil baliklardan amfibilere, dinozorlara, surungenlere, kuslara, memelilere ve aradaki her seye evrimlesti? Bazi arastirmacilar, yeni ekosistemlerdeki firsatlarin, sayisiz kucuk adaptasyonu tetikledigine inanmaktadir. Ilk tetrapodlar, muhtemelen timsahlarin bugun yaptigi gibi sig suya uyum saglayarak karaya gecis yapmamislardir. Timsahlar karasal canlilardan evrimlesmistir. Ancak, ilk tetrapodlar veya atalarinin sig suya gecis yaparak, diger yirticilarin ulasamadigi bir ekosistemi kullanma olasiliklari yuksektir. Bu canlilar, buyuk yirticilarin ulasamayacagi sig sularda veya kiyi bolgelerinde avlanarak hayatta kalmislardir.

Ilk tetrapodlarin sig sularda yasama ve avlanma stratejileri, onlarin karaya gecis surecinde onemli bir rol oynamistir. Bu surec, sayisiz kucuk adaptasyon ve evrimsel degisiklikle milyonlarca yil boyunca devam etmistir. Tetrapodlar, baliklardan amfibilere, surungenlere, dinozorlara, kuslara ve memelilere kadar cesitli formlara evrimlesmislerdir. Bu surecte, karada yuruyen ilk canlilar, suyun disinda da hayatta kalabilecek ozellikler gelistirmislerdir. Solungaclarin yani sira akcigerlerin gelisimi, bu canlilarin hem su altinda hem de karada oksijen alabilmelerini saglamistir. Ayrica, uzuvlarin gelisimi, bu canlilarin karada daha etkili hareket etmelerine olanak tanimistir.

Evet, Tetrapodlarin evrimi, sayisiz kucuk adaptasyonun bir sonucudur. Ilk tetrapodlar, suyun disinda yeni ekosistemlere uyum saglamak icin cesitli ozellikler gelistirmislerdir. Bu surecte, farkli turler arasinda cesitli evrimsel yollar izlenmistir. Bazi turler karada yasamaya uyum saglarken, bazilari yeniden suya donmus veya gokyuzune cikmislardir. Bu evrimsel cesitlilik, tetrapodlarin gezegendeki basarisinin bir kanitidir. Tetrapodlarin evrimi, yasamin cesitliligini ve adaptasyon yetenegini gostermektedir. Tetrapodlar, baliklardan evrimlesmis ve zamanla karada, suda ve havada yasayan cesitli turlere donusmuslerdir. Bu evrimsel surec, yasamin ne kadar dinamik ve adaptif oldugunu gostermektedir. Tetrapodlar, evrimsel tarihimizin onemli bir parcasidir ve onlarin hikayesi, yasamin nasil cesitlenip uyum sagladigini anlamamiza yardimci olmaktadir. Bu evrimsel basari, tetrapodlarin milyonlarca yil boyunca hayatta kalmasini ve cesitlenmesini saglamistir. Bizler de bu evrimsel surecin bir parcasiyiz ve tetrapodlarin torunlari olarak onlarin mirasini tasimaktayiz.

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...

no matter how far we go intellectually or how much science we do, we are not even close to understanding the truth

'kimi dinde imanda buldu yolu, kimi akil, bilim yolunu tuttu derken ses geldi karanliklardan; gafiller! dogru yol ne odur, ne bu' - Hayyam
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 11-02-2025, 23:19
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.057
Standart Dinozor konusuna girmeden once kisa bir giris

Bugun yazmaya baslayacagim bu yazi, dini, felsefi ve bilimsel duzlemden degerlendirildiginde cok onemli bir yazi dizisi olacak. Hem yasami ve mekanizmalarini hem dinozorlari ogrenecegiz. Ama once cok onemli bir seyle baslamamiz lazim. Dunya'mizin 4.6 milyar yillik tarihine goz atacagiz. Bu devasa zaman diliminin yarisindan fazlasinda, dunyada yasamin aslinda cok basit, tek hucreli organizmalardan ibaret oldugunu gorecegiz. Bunun neden cok onemli oldugunu en son soyleyecegim. Siz simdiden tahmin etmissinizdir.

Oncelikle bu zaman dilimini gosteren time scale



(Daha sonra bu grafigi detayli anlatacagim.)

Evet, organizmalar diyorduk. Bu ilk ve basit organizmalar, bakterilere benzer boyut ve sekle sahipti. O zamanlarda canlilik mikrop duzeyinde bir yerdeydi. Ve yasamin basladigi ilk 2 milyar yil boyunca, bu basit organizmalarin genetik bilgilerini ve hucresel aktivitelerini birbirinden ayiran bir cekirdek (nucleus) yoktu. Yani, hucrelerin genetik programini koruyan bir cekirdek olusumu ancak yasamin baslamasindan 2 milyar yil sonra ortaya cikti, dile kolay 2 MILYAR YIL! Cekirdek, yasam kimyasinin evriminde devrim niteliginde bir yenilikti, cunku bu yapi yasamin kimyasini cok daha karmasik hale getirdi. Ama bu devrimden sonra bile, yaklasik 600 milyon yil once ilk cok hucreli organizmalarin fosil izleri bulunana kadar, yasam cok basit kaldi.

Yani, DUNYA TARIHININ 3 MILYAR YILI BOYUNCA YASAMI ASLINDA MIKROSKOPLA GOREBILIRDIK!.

Bu surecleri anlamadan, dinozorlarin nasil ortaya ciktigini tam olarak anlamamiz mumkun degil.

O yuzden,hayatin ne oldugunu tanimlayarak baslayalim.

Yasam yada hayat nedir ve neden gittikce daha karmasik hale gelmistir? Yasami tanimlarken, gunumuzde gozlemleyebildigimiz canlilardan yola cikacagim. Butun "canli" varliklar esasinda su ozellikleri tasir:

Hayatin bir ozelligi MAKRO-BIYOMOLEKULLER icerirmesidir. Yani nedir bu havali sozcuk? DNA, proteinler, lipidler ve karbonhidratlar gibi dort ana biyomolekul siniftan bahsediyorum. DNA, organizmanin genetik bilgisini tasir; proteinler yapisal veya fonksiyonel gorevler ustlenir. Ote yandan lipidler enerji depolar ve hucre zarlarini olusturur. Karbonhidratlar ise bildiginiz uzere enerji saglar (glikoz gibi mesela) veya yapisal islev de gorur (buna basit bir ornek olarak bitkilerdeki selulozu verelim).

Yasam, baska nedir? Ne ozelligi vardir? HUCRELER degil mi. Bildigimiz tum canlilar, biyomolekulleri iceren, lipit zarlarla cevrili hucrelerden olusur. Fen derslerinden hatirlarsaniz, hucre, yasamin en kucuk islevsel birimidir. Bunlar BESIN alir. Bizler canliyiz ve cevreden besin veya enerji aliriz (ornegin, mesela bitkiler gunesi kullanarak fotosentez yapar. Basit yani). Bunlarin bir METABOLIZMASI vardir. Bu en basit anlamiyla besinleri en kucuk yapi taslarina ayiran kimyasal reaksiyonlar olarak tanimlanabilir ve bu yapi taslarini yeni dokular olusturmak icin kullanan surecleri kapsar. Metabolizma calisir ve ne olur, ATIK ortaya cikar, ATIK. Bu canlilar metabolik sureclerden olusan atiklari disari atarlar. Sonra tabii UREME OLAYIMIZ vardir. Ali'den Veli'ye herkes --eger bir genetik problem yoksa--genetik bilgilerini bir sonraki nesle aktarabilirler. Bir sey unutmayalim, seksuel uremede, yavrular her zaman ebeveynlerinden biraz farklidir. Bunlar zamanla BUYURLER. Mikrobiyal canlilari dusundugumuzde bunlar icin buyume ve ureme ayni anlamda kullanilabilir; yani basit bakteriler buyumeden cogalir. Ancak cok hucreli organizmalarda buyume ve ureme FARKLIdir. Bunlar uruyorlar ve cevreleriyle etkilesime giriyorlar. Yani cevrelerine, yada uyaranlarina YANIT VERIYORLAR. Bu, bitkilerin isiga donmesi veya mikroplarin curumeye karsi tepki vermesi gibi basit bir tepki olabilir.

Yukarida bilhassa buyuk harflerle vurgulamaya calistigim ozellikler, olu organizmalar, yani fosil halindeki canlilar icin gecerli degil. Cunku bu surecler artik devam etmiyor. Mesela bir dinozorun metabolik hizini olcemeyiz ya da onlari yemek yerken veya uremekle mesgulken gozlemleyemeyiz. O zaman, nasil oluyor da dinozorlarin bir zamanlar yasamis oldugunu anlayabiliyoruz? Bu, yasamin tanimini yaparken karsilastigimiz buyuk bir soru. Ayrica, bu soruya cevap verirken, en eski yasam bicimlerinin de tam olarak bu kriterlere uymamis olabilecegini goz onunde bulundurmaliyiz. Mesela, bazi hipotezler, yasamin ilk basta kendini kopyalayabilen RNA iplikcikleri olarak basladigini one suruyor. Bu RNA'lar gercekten yasam miydi, yoksa sadece biyomolekuller mi? Bilmiyoruz, bu, yasam tanimina bagli olarak degisiyor.

Ve bir diger ilginc ornek vereyim. Ve tabii virusler var. Bazi bilim insanlari, viruslerin yasam formu oldugunu dusunuyor, cunku genetik materyalleri (DNA veya RNA) var, ureyebiliyorlar ve evrimlesebiliyorlar. Ancak hucreleri yok, metabolizma yapmiyorlar ve bir konakci olmadan bagimsiz ureyemiyorlar. Bu durum, yasamin tanimina dair baska bir belirsizlik.

Gunumuzde yasamin tanimina dair cok tartismali gorusler var, NASA gibi kurumlar, yasami basitce "kendi kendine surdurebilen kimyasal bir sistem" olarak tanimlar. Yani, yasam, evrimsel sureclerden gecebilecek, kendini surdurebilen bir sistemdir.

Dinozorlarin tarihini ve yasadiklari donemi anlamadan once, yasamin ne oldugunu ve nasil basladigini cok daha derinlemesine dusunmemiz gerekiyor.

Hayatin nasil basladigini tam olarak bilemiyoruz ama bilim insanlari bu konuda cesitli teoriler one suruyor. Canliligin olusmasi icin gereken molekullerin nasil ortaya ciktigini anlamak onemli bir konu. Dunya'nin ilk donemlerinde hangi kosullarin oldugu, yasamin nerede baslamis olabilecegini anlamamiza yardimci olabilir. Bir teoriye gore, ilk yasam cok basit bir RNA molekulu olabilir. RNA, DNA'ya benzer sekilde genetik bilgi tasiyan bir molekul, ama ayni zamanda kimyasal reaksiyonlari da hizlandirabiliyor. Bu yuzden, RNA kendini kopyalayarak zamanla evrimlesmis olabilir. Bir noktada bu molekuller, dis ortamdan korunmalarini saglayan yag tabakalariyla cevrilmis olabilir ve boylece basit hucre benzeri yapilar olusmus olabilir. Zamanla bu yapilar daha da karmasik hale gelerek bugunku hucrelerin temelini atmis olabilir.

Ancak bu teoriye bazi elestiriler de var. RNA, DNA kadar saglam degil ve zorlu kosullarda kolayca parcalanabiliyor. Ayrica, genetik bilgi tasiyan sistemlerin mi yoksa hucre zarlarinin ve metabolizmanin mi once olustugu konusunda bilim insanlari hala fikir birligine varmis degil.

Bu sorulara cevap bulmak icin yapilan en unlu deneylerden biri, 1952'de Stanley Miller ve Harold Urey tarafindan gerceklestirildi. Bilim insanlari, Dunya'nin ilk zamanlarinda oldugu dusunulen su, metan, hidrojen ve amonyak gibi gazlari bir araya getirerek bir deney duzenegi kurdular. Bu karisima elektrik kivilcimlari vererek simsek etkisi yarattilar. Bir hafta sonra, berrak sivi kahverengiye dondu. Sonra incelemeler yaptilar ve amino asitler gibi yasamin temel yapi taslarinin olustugu gorulmus oldu. Bu deney, yasam icin gerekli bilesiklerin canlilar olmadan da olusabilecegini gosterdi. Daha sonra yapilan calismalar, DNA'nin temel yapi taslarinin da benzer sekilde ortaya cikabilecegini kanitladi. Bu da, yasamin cansiz maddelerden meydana gelebilecegi fikrini guclendirdi. Bilim insanlari bugun hala bu sureci tam olarak anlamaya calisiyor. Ayrica, bu bilgileri kullanarak diger gezegenlerde yasam olup olmadigini arastirmak da buyuk onem tasiyor. Ancak, gercekten bagimsiz bir canli organizmanin nasil olustugunu anlamak icin daha fazla arastirmaya ihtiyac var.

Hayatin nasil basladigini anlamak icin, yasamin yapi taslarini laboratuvar ortaminda, biyolojik etkilesimler olmadan sentezleyebilmek onemli bir adim. Ancak, bu deneylerde kullanilan kimyasallar ve kosullar, Dunya'nin erken donemlerinde gercekten var olmus olmali ki, yasamin baslangicina dair gecerli bir aciklama olsun. Butun canlilarin temel bilesenleri karbon, nitrojen, hidrojen ve oksijen. Bunlar, sekerler, proteinler, DNA ve lipitler gibi hayati molekullerin yapi taslari. Ama bu elementler nereden geldi? Yasam icin gerekli hammaddelerin cevrede zaten var olmasi gerekiyordu ve bilim insanlari, Miller ve Urey'in deneylerinde oldugu gibi, bunu test etmek icin bu malzemelerle basladi. Ancak, Dunya'nin ilk zamanlarinda hangi kosullarin hakim oldugu konusunda hala bircok bilinmez var. Yine de, farkli teoriler ortaya atildi ve bu teoriler, Dunya'nin erken doneminde yasami baslatabilecek ortamlarin nasil olabilecegini anlamaya calisiyor.

Bir teoriye gore, yasam sig su birikintilerinde basladi. Dunya'nin olusumu sirasinda, atmosferin oksijen icermedigi ve metan, amonyak ve su buhari gibi gazlarla dolu oldugu dusunuluyor. Miller-Urey deneyinde de bu ortam taklit edilmisti. Gerci bazi bilim insanlari bu fikre karsi cikiyor, ama benzer deneylerde farkli gaz karisimlari kullanildiginda da organik molekullerin olustugu goruldu. Eger yasam bu sekilde ortaya ciktiysa, organik molekullerin zamanla kucuk goletlerde veya bilim insanlarinin dedigi gibi "sicak kucuk su birikintilerinde" yogunlastigi dusunuluyor. Su birikintileri surekli islanip kurudugunda, iclerindeki kimyasallarin bir araya gelmesi ve daha karmasik molekuller olusturmasi kolaylasmis olabilir. Hatta bu su birikintileri, gunumuzde Yellowstone Milli Parki'nda gorulen sicak su kaynaklari gibi, volkanik bolgelerde bulunmus olabilir. Buradaki kil parcaciklari, organik molekullerin yuzeylerine yapismasini saglayarak reaksiyonlari hizlandirmis olabilir.

Bir baska teori ise yasamin okyanusun derinliklerindeki hidrotermal bacalarda basladigini one suruyor. Bunlar, Dunya'nin yuzeyindeki catlaklardan giren suyun magma tarafindan isitildiktan sonra denize geri salindigi, asiri sicak ve kimyasal acidan zengin alanlar. Bu bolgelerde, sicaklik 40 ila 300 C arasinda degisiyor ve su, metan, hidrojen ve kukurt bakimindan oldukca zengin. Hidrotermal bacalar, organik molekulleri yogunlastirabilecek gozenekli yapilar olusturuyor ve burada olusan pH farklari, yasamin baslamasi icin gerekli enerjiyi saglayabilir. Eskiden bu kadar sicak bir ortamda molekullerin hemen parcalanacagi ve yasamin gelisemeyecegi dusunuluyordu. Ama okyanusun derinliklerinde yapilan kesifler, bu tur ortamlarda mikroorganizmalarin ve cok hucreli canlilarin yasayabildigini gosterdi. Dahasi, yapilan genetik analizler, asiri sicak ortamlarda yasayan "termofil" mikroorganizmalarin, yasam agacinin en dibinde yer aldigini dusunduruyor. Yani eger yasam baska bir ortamda basladiysa bile, bu canlilar hayatta kalip genlerini gunumuze kadar tasirken, digerleri yok olmus olabilir.

Bazi bilim insanlari ise yasamin Dunya'da degil, uzayda basladigini dusunuyor. Bu teoriye gore, yasamin yapi taslari baska bir gezegende veya sistemde olusmus ve daha sonra kuyruklu yildizlar ya da goktaslariyla Dunya'ya tasinmis olabilir. Dunya'nin erken donemlerinde, gezegen surekli uzaydan gelen kayalarla bombalaniyordu ve bu surecte, yasam icin gerekli bilesenler Dunya'ya ulasmis olabilir. Goktaslarinin ve kuyruklu yildizlarin uzerinde, metan, hidrokarbonlar ve hatta amino asitler gibi organik molekullerin bulundugu tespit edildi. Halley kuyruklu yildizi incelendiginde, toz parcaciklarinin %70'inin karbon, nitrojen, hidrojen veya oksijen icerdigi gorulmus. 1969'da Dunya'ya dusen bir meteor var Murchison. Bu da da Miller-Urey deneylerinde elde edilen organik bilesiklere sahipmis. Ama bu teori, yasamin nasil ortaya ciktigini tam olarak aciklamiyor; sadece surecin Dunya'dan baska bir yerde baslamis olabilecegini soyluyor.

Yani yasamin nasil basladigina dair kesin bir cevabimiz yok suan.. Simdilik sadece tahminler ve destekleyici kanitlar var. Bildigimiz sey ise, yasamin baslangicta cok daha basit oldugu ve zamanla bugunku karmasik hale geldigi. Ayrica, tum canlilarin ortak bir kokenden geldigini ve bugun yasayan tum organizmalarin birbirine genetik olarak bagli oldugunu soyleyebiliriz. Daha sonra devam edecegim.

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...

no matter how far we go intellectually or how much science we do, we are not even close to understanding the truth

'kimi dinde imanda buldu yolu, kimi akil, bilim yolunu tuttu derken ses geldi karanliklardan; gafiller! dogru yol ne odur, ne bu' - Hayyam

Konu Andrew tarafından (12-02-2025 Saat 00:10 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 12-02-2025, 01:15
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.057
Standart

Konuya iliskin bir kac belgesel/ video paylasmak istiyorum:

Turkce:





Ingilizce:








'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...

no matter how far we go intellectually or how much science we do, we are not even close to understanding the truth

'kimi dinde imanda buldu yolu, kimi akil, bilim yolunu tuttu derken ses geldi karanliklardan; gafiller! dogru yol ne odur, ne bu' - Hayyam
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 12-02-2025, 01:31
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.057
Standart

Soyle bir sey daha var. Ben bunu izledim. Buraya youtube'daki kisa reklamini koyayim. (koydum ama gosterilmedi. O yuzden resim ekleyecegim) Satin almaniz yada izlemeniz lazim. Ucretsiz bulabilir misiniz, arastirmadim. Fakat ben begendim. Su an ikinciye izliyorum:



'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...

no matter how far we go intellectually or how much science we do, we are not even close to understanding the truth

'kimi dinde imanda buldu yolu, kimi akil, bilim yolunu tuttu derken ses geldi karanliklardan; gafiller! dogru yol ne odur, ne bu' - Hayyam
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 12-02-2025, 07:16
Singularity Singularity isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 20 Jul 2011
Bulunduğu yer: Ying Evreninin Tek Yang Bilgini
Mesajlar: 930
Standart

Bu teoriler, temelde her şeyin yoktan var edildiğini iddia eden teist sapkınlıkla aynı amaca hizmet eden sözde ateist yaklaşımdır.

Esasen teizm ve ateizm aynı amaca hizmet eder, ve aynı felsefi kökenden beslenir: başlangıçta hiç bir şey yoktu. Dolayısıyla her şeyin bir şekilde başlamış olması, bir başka ifadeyle bir şekilde bir başlangıç noktası olması, ister teist veya ister ateist yaklaşımla ele alınsın, aynı amaca hizmet eder. Her şeyin yoktan var olması.

Neden bunun yerine sürekli dönüşen bir evrende hep var olduğunu göz önüne almıyorsun? Bu, bilimsel tespitlerle uyumludur. Hiç bir fiziksel yada kimyasal reaksiyonda ne madde, ne de enerji artmıyor yada azalmıyor. Evrensel bir gerçeklik olarak sürekli olarak dönüşüm var. Bu evrenin herhangi bir yerindeki herhangi bir element, hep vardı, hiç azalmadı, hiç artmadı, hiç yok olmadı, hiç yoktan var olmadı. Bu durumda hayat da yoktan var olmadı. Başka formatlarda hep vardı.

Karbon elementi, oksijen ve hidrojen elementi, ve diğer elementler hep vardı. Neden sonsuz bir zaman diliminde hareketsiz bir şekilde dursunlar ve tam şimdi aralarında reaksiyonlar oluşturmaya başlasınlar ki. Onlar hep vardı ve hep birbirleriyle birleşip ayrılarak bir şeylere dönüşüp durdular.

Hayat da hep vardı.

Her yeni yer altı keşfi, tüm eski tarih masallarını çöp haline getiriyor. Ve bu her seferinde olan bir şey.

Tarih Tatarlardan söz ediyor, fakat Tartaria'dan söz etmiyor. Tarih Moğolların Avrupa'yı istila ettiğini yazıyor, ama Mu kıtasından söz etmiyor. Zamanın bile gerçek olmadığı bir kurgunun içindeyiz ve her an her şey, şu an olmaktadır. Böyle bir zamansızlık kurgusunda başlangıç diye bir kavram da var olamaz. Başlangıç, gelişme, son gibi üç kavram tanımlarsak hepsi şimdi, şu anda oldu, oluyor ve olacak. Yani hepsi birden aynı anda geçerlidir.

Ve bu durumda...

Sonra devam ederim buna.
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 12-02-2025, 09:38
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.057
Standart

LEVH´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster

Neden bunun yerine sürekli dönüşen bir evrende hep var olduğunu göz önüne almıyorsun? Bu, bilimsel tespitlerle uyumludur. Hiç bir fiziksel yada kimyasal reaksiyonda ne madde, ne de enerji artmıyor yada azalmıyor. Evrensel bir gerçeklik olarak sürekli olarak dönüşüm var. .
...

Merhaba, paylasimin icin tesekkur ederim. Soylediklerinden anladigim kadariyla, birbirimizi tanimadigimiz icin bu sekilde ifade ettigini dusunuyorum.

Ancak, ben maddeyi yoktan var olmus olarak gormuyorum; aksine, maddenin ezelden beri var olduguna dusunuyorum. Uyesi oldugum kilisede de maddenin ve doga kanunlarinin sonsuz oldugu, Tanri'nin ise sonradan Tanri oldugu ogretiliyor. Yani, madde ve doga kanunlari Tanri'dan once gelir. Big Bang ya da bir baslangic fikrini benimsemiyorlar. Tanri, maddeyi yaratan degil, onu organize eden bir varlik. Ustelik, tanri ruh felan da degil, uzayda bir yerde (!) ve varlik hep cesitli sekillerde, yapida ve formda vardi, Tanri maddeyi, enerjiyi yada doga kanunlarini yaratmadi yani. Yani bunlar Tanridan once de vardi. bu sekilde kabul ediliyor. Evrim teorisi uyelerin kendi tercihine birakilmis fakat Kilisenin universitesinde ve muzesinde evrim teorisi ogretiliyor ve sergileniyor. Inanmayanlar cennete felan gitmiyor, inanmadigi icin cezalandirilma yok. Yani ateistler de cennete gider.

Benim inancli olup olmadigim ise tartismali bir durum ve bunu burada tartismayi gerekli gormuyorum, cunku bu subjektif bir mesele. Biraz da aile meselesi. Ancak felsefi teoriler uzerine konusabiliriz; teizm, ateizm ve her iki tarafin da lehine ve aleyhine olan argumanlari tartisabiliriz.

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...

no matter how far we go intellectually or how much science we do, we are not even close to understanding the truth

'kimi dinde imanda buldu yolu, kimi akil, bilim yolunu tuttu derken ses geldi karanliklardan; gafiller! dogru yol ne odur, ne bu' - Hayyam
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 12-02-2025, 13:30
Singularity Singularity isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 20 Jul 2011
Bulunduğu yer: Ying Evreninin Tek Yang Bilgini
Mesajlar: 930
Standart

Devam edecektim aslında, ama cevap verildiğini gördüm. Her zaman böyle aceleci misindir?

Bir kiliseye neden üye olasın ki? Özgüvenin mi eksik? Ya da kendinde gördüğün bir eksikliği öyle mi tamamlamaya çalışıyorsun? Çok gereksiz bir çaba. Çünkü sen ezeli olansın, hiç bir şeye ve hiç kimseye ait ya da muhtaç olmayansın, neden iradeni kilise gibi kendi dışında bir iradeye ipotek edesin ki?

Ancak özgür insanlar kendi aralarında özgürce tartışabilirler, iradesi ipotek altında olanlar, bir kiliseye, camiye, veya teist, veyahut ateist bir gruba yakın olanlar, özgür olamaz ki.

Tanrı, bir şeyleri yoktan var eden anlamında var olamaz, bu zaten imkansız. Ancak simülasyoncuyu Tanrı olarak görüyorsan, bu makul bir bakış açısıdır. O da senden benden farklı değil. Neden sonsuz bir varlık bütününün parçası olan sen, var olmak için, ya da bir yaşamın parçası olmak için, ya da basitçe organize olabilmek için birine veya bir şeye muhtaç olasın ki? Sen zaten ezeli olan olarak evrensel anlamda hiç bir şeye ve hiç kimseye var olmak için muhtaç olmayansın. Neden kendinden bağımsız bir Tanrı'ya ihtiyacın olsun, bir çeşit teknik direktör, antrenör ya da organizatör anlamında mı? O zaman simülasyoncuya inanıyorsun, Tanrıya değil. Sadece, bunun farkında değilsin.

Teizm ve ateizmi tartışmak için teizmi baz alan bir felsefi anlayışa sahip olmak gerekir. Ben teizmi veya ateizmi ve bunların bağlamını kabul etmiyorum ki. Bu şuna benziyor. Fenerbahçe'yi mi tutuyorsun, Galatasaray'ı mı diye sorarsan, futbolla ilgim yok diye cevap veremez miyim. Neden ikisinden birini desteklemem gereksin. Zaten hangisini desteklersen destekle, futbolu desteklemiş olursun. Bu durumda hangisini desteklediğinin bir önemi yoktur. Teizmi veya ateizmi desteklediğinin bir önemi olmaksızın bunlardan herhangi birine yönelik görüş belirttiğinde, teist-ateist felsefeye kendini hapsetmiş olursun. Neden var olmayan bir şeyi destekleyeyim ki? Şöyle düşün. Satanistler var. Bana göre satanist, müslüman, hristiyan, yahudi, ateist, budist, şintoist, deist, vsvs hepsi aynıdır. Tamamı aynıdır. Şeytana tapan adamla bütün hepsini reddeden adam bana göre aynı kategoridedir. Neden bu inanç ekseninde düşüneyim ki?

Sen şu eksende düşün örneğin, varlık-tekillik-simülasyon. Saydığım bu fikirler var oluşun sorgulanması gereken en önemli temelleri. Varlık hep var mıydı? En önemli soru. Süreklilik kesin olarak var olan bir durum. Gerçekten mi? Buna itirazın var mı örneğin. Tekillik, varlıktan gelir ve bir şey ya da bir şeyler varsa birdir, çoğalamaz veya azalamaz, hep birdi, hep birdir ve hep bir olarak kalacaktır. Simülasyoncu bunun içinde bir teferruat olup senin Tanrı dediğin neandertal adamının bu dünya versiyonu. Eğer inanacaksan bari inancının ayakları yere bassın da ona inan bari. Ayrıca Hebelehübü isimli Tanrı yerleri gökleri yaratmıştır ve ikisinin arasındakileri, yerin altında ve göğün üstündekileri yaratmıştır, diğer Tanrı adayları geçersizdir dersem buna ne cevap verebilirsin? Ancak dediğim gibi inanç temelli düşünmek kendi kendini köreltmektir. Gerek yok böyle şeylere. Varlık sensin zaten, vardın, hep vardın, hep var olacaksın, Tanrı "eğer varsa" hiç bir şeyi yaratmadı ya da yok etmeyecek. Neden böyle gereksiz bir şeye inanasın ki?

Tanrı dediğin hayali varlık, var olsa ne olacak, olmasa ne olacak, neyi değiştirdi veya değiştirebilir, ya da neyi değiştirdiğinin ne önemi vardır. Bu son cümleye yanıtını alayım. Sen ezeli ve ebedi olansın, bu bağlamda cevapla. Böyle bir hayali Tanrı, hadi hayali değil de gerçekten varmış gibi düşün, ezeli ve ebedi olan senin üzerinde ne etkisi olabilir?
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler

Etiket
bilim, evrim, hayatin baslangici


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:57 .