Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Bilim > Biyoloji > Evrim

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 30-11-2024, 04:06
noob1 noob1 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 02 May 2018
Mesajlar: 196
Standart Evrim Teorisi, chatgpt son noktayı koydu

chatgpt nin evrim teorisi hakkında söylediği cümle:


Evrim teorisi, doğadaki değişim ve çeşitlenmeyi açıklamaya yönelik bilimsel bir modeldir ve özellikle biyolojik yaşamın nasıl evrimleştiğini açıklar. Ancak bu teorinin amacı Tanrı'yı reddetmek değil; bilimsel bir bakış açısıyla, canlıların zaman içinde nasıl geliştiğini ve çevreye nasıl adapte olduklarını anlamaya çalışmakla ilgilidir. Yani, evrim teorisi, Tanrı'nın varlığını veya yokluğunu doğrudan ele almaz.
[/QUOTE]
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 30-11-2024, 13:56
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.670

Onur Üyeliği 

Standart

Sonuç?
Olgular ve bilimi,,, zaten Tanrı safsatasına dairlik veya görelik taşı-ya-maz. Örneğin depremle ilgili araştırmalarda amaç ilgili olayı anlamak, çözümlemek içindir, hernagi bir masal kahramanı ve masal senaryolarının, örneğin Pinokyo tarafından yapılıp, yapılmadığının tespiti veya Pinokyo tarafından yapılıyor vb. iddiasınına itiraz için değildir. Kısaca boş uğraşın, saçmalığın anlamı da yeri de yok...

Örneğin Ağrı Dağını dedem yaptı-yarattı diyen birisi böyle söyledi diye, dağın varlığı, volkanik oluşumların araştırılmasında amaç kişinin dedesi iddiasıyla ilgili değil, bizzat olgu, olaylara, gözleme dair bilgi içindir...

Kısaca evrim terosini tanrı ile ilişkilendirenler de, kendi, kendine gelin, güvey olanlar. Ha bu tespitler bir çok saçma dini senaryo, masal ve kurguların saçmalığını gözler önüne serebilir, ancak amaç bu değildir, işin bu kısmı kendiliğinden, kaçınılmaz olarak gelir.

Örneğin Ağrı dağının volkanik bir oluşum olduğu araştırma ve bilgisi yayınlandığında, amaç birilerinin dedesini hedef almak değildir, ancak bu tespit, özelde böyle bir düşünce, amaç hatta zerre değini içermese bile, Ağrı Dağı'nı dedem yaptı-yarattı inancının, diyen kişinin bu söyleminin saçmalığını da gözler önüne serer.

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 30-11-2024, 17:45
dine mine ne dine mine ne isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
Standart

Etki-tepki, dünyadaki birçok olayı anlamamıza yardımcı olur, ancak canlıların işleyişini ve Güneş gibi karmaşık olayları açıklamak için yeterli değildir. Canlılar sadece tepki vermez; düzenli çalışır, enerji kullanır ve çevreleriyle uyumlu hareket ederler. Güneş'in işleyişi de kuantum fiziği gibi özel kurallara dayanır.

Her şeyi sadece etki-tepki ile açıklamak, kendini kandırmaktır. Canlılar ve evrim gibi karmaşık süreçler daha derin düşünme gerektirir. Basit açıklamalar, gerçek anlayışı gizlemeye çalışmaktır. Dialektik süreçte hem oluşum hem de bozulma vardır; bu da tesadüfe meydan okur.

Tesadüf, özgürlüğün bir arkadaşıdır ama Tanrı'nın varlığını reddetmez. Özgürlük ve tesadüfler, evrende rastlantısal olayların ve insan iradesinin varlığını gösterse de, bir yaratıcı gücün varlığını sorgulatmaz.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 01-12-2024, 06:59
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.670

Onur Üyeliği 

Standart

dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Etki-tepki, dünyadaki birçok olayı anlamamıza yardımcı olur, ancak canlıların işleyişini ve Güneş gibi karmaşık olayları açıklamak için yeterli değildir. Canlılar sadece tepki vermez; düzenli çalışır, enerji kullanır ve çevreleriyle uyumlu hareket ederler. Güneş'in işleyişi de kuantum fiziği gibi özel kurallara dayanır.
Etki-tepki şu ya da bunu, her şeyi açıklar demedim ki, yine nerenden uydurdun . Etki-tepki sayesinde duyumlarız, o sayede görür, duyar, koklar, tadar ve aldığımız etkileri yorumlarız. Şu kadarcık cümleyi hala çarpıtmayı başarıyorsun, herhangi bir olgu, olayı açıkladığına dair bir iddiam mı var, sahtekar, ancak açıklamalarımız veriler, veriler de etki-tepki sayesinde elde ettiğimiz ve kıyaslayıp, yorumladığımız tepkilerdir. Göz, kulak vb. bunlar araçtır ve bizim duyu organlarımzıdır, bunlar olmazsa -neyi algılayacaksın?-, etkilere, tepkimeyecek(duyar-lılık), yorumlanacak etki de olmayacak. Çeşitli etki, tepki, ilişkiler; kıyas, yorum, çeşitli kombinasyonlara, tanımlaya olanak, imkan sağlar

50 kez anlattım(bir başka başlıkta aynı çarpıtmaları yaptın), ÇARPITIYORSUN, hayır bu adilik, sahtekarlık, karaktersizlik, kişiliksizlik, saplantıların için gerçekten kendini alçaltacak düzeye değin düşmektir. Hem kendini hem başkalarını aldatma gayesiyle eline ne geçiyor? Her cümlemi binbir türlü sahtekarlıkla çarpıtıp, oyunlar oynadın, 10 kez açıkladım yahu, kendinede mi saygın yok?.
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Tesadüf, özgürlüğün bir arkadaşıdır ama Tanrı'nın varlığını reddetmez. Özgürlük ve tesadüfler, evrende rastlantısal olayların ve insan iradesinin varlığını gösterse de, bir yaratıcı gücün varlığını sorgulatmaz.
Tanrı kim, hangi tanrı, sebep? Bana bir tane somut eylemi, algısı, gözlemi, deneyi sınamasını verdin mi? Ne-sini gördün de tanımlıyorsun? Ortaya somut ne koydun -ki saçmalıyorsun? Her cümlemi çarpıtıyorsun. Tanrı diye bir şey yok, yani O TANIMA UYAN HERHANGİ BİR uyduruk masal tiplemesine "gerçekte" SAHİP DEĞİLİZ, tanım dışında bir tanrın varsa, safsata yapmadan, kavramları çarpıtmadan, sahtekarlık yapmadan ORTAYA KOY, hani nerede bu nesne, özne? Ha evren* varsa demek ki tanrı var gibi saçma, sapan şeyler öne sürme, resmini çek, videsonu çek, eylemlerini çek, bize de göster - oysa saçma, gereksiz, anlamsız, bunun neden anlamsız olduğunu defalarca açıkladı-m-k... *Ki benim görüşümde evren sınırsızdır -yani insnaın farazi seçimleriyle sınırlanamaz-, farazi, gayr-ı resmi olarak sınırlayan insandır ve asla, verili koşulda ışığın elverdiği mesafelerden ötesi, daha fazlasını, uzağını göremeyecek - bizim sınırlayıp evren dediğimiz ise bir büyük gökada olabilir ancak(forumda bununla ilgili detaylı görüşlerimi başka başlıkta açıklamıştım), ve yine defalarca maddenin(yani fiziki olan her şeyin) zaman mefhumuyla sınırlanamayacağı, başlangıç tayin edilemeyeceği ,çünkü zaman kavramının zaten ortada olan maddenin+maddi biçimler, yapılar, ilişkilerin vb. değişiminden soyutlandığını da defalarca izah etmişimdir -yani bunalr olmaksızın zaman anlam taşımaz.. -mutlak sorunu da yapı,biçime dayalı bir sorunudur, bu da zaman kavramıdır ve bu da zamanın bağlı olduğu zemine bağlıdır. Yani daha altı için anlam taşımaz -varlık-yokluk ne mutlaktır ne de değildir, bu kavrama muhatap değildir çünkü bu kavram varlık-yokluğun biçimlerine kıyasla anlam kazanır... Bir aracın varlığı hızına bağlı değildir, ancak hız, aracın hareketine bağlı anlam kazanır, kavranması içind efalarca kez örnekledim bunu. Yani araç yoksa hızı da yok, hareket halinde değilse yine hızdan söz edilemez, madde değişecek ki, başlangıç, bitiş, mutlak, zaman vb. gibi kavramlar anlam kazansın, maddenin dışında, ötesinde var olamazlar... Sonsuz uzay denmişse, -ki aslında sınırsız uzay diyor olsam da- ne sonlu, ne de sonsuz olarak anlam taşımaz, ama ifade edebilmek, kavrayabilmemiz namına biz "sonsuz" kelimesinin kullanıyoruz, sınırlanamazlığın bir biçimde ifadesi çabası...

1. Görme, ışık dalgaları etkisiyle -maddi baskı, etki, titreşimler-
2. Duyma ses dalgaları etkisiyle -maddi baskı, titreşimler-
3. Dokunma kuvvet, basınç vb. -etkisiyle, maddi etki, titreşimler vb.
4. Tad alma, bileşikler+maddi etkisiyle
5. Koku alma, çeşitli maddi parçacıkların, bileşiklerin etkisiyle

Yani ALGININ TEMELİNDE ETKİ-TEPKİ VAR. Ben demiyorum ki her şey etki-tepki diye, zaten temelinde olan bir eşy olduğunu söylemişim, ancak bir gerizekalı buradan senin yaptığın türde absürt biçimli binbir çeşit çarpıtma çıkartabilir... kendinle dalga geçmektesin...

Şimdi ben burada etki-tepkinin bir yönüyle ilgili söz ediyorsam, etki-tepki sayesinde veri ediniyor, yorumladığımızda BİLGİ halini alıyor diyorsam, burada amacım herhangi bir olgu, olay, nesne her ne ise DETAYINA GİRMEK, İZAH ETMEK, AÇIKLAMAK için değil, nasıl VERİ-BİLGİ EDİNDİĞİMİZ meselesi açısından etki-tepkinin temel rolünü dile getirmek içindir. Peki neden dile getirdim, defalarca açıkladım, örnekler verdim... Yahu bu kaçıncı tekrarım? Kulak zarı ne yapar???

Örneğin evdesin ve camına yağmur damlaları çarpıyor olsun. Bu halde damlacıkların etkisiyle maddi tireşim, yayılımı ve kulak zarına etki etmesi sayesinde ses olarak yorumladığın çat, pat vurma sesleri olsun. Ben sana ısrarla diyorum ki, sen çat, pat ses duyuyorsun diye, yağmur=ses veya yağmur=çat-pat denemez, cahil 50 mesajdır bunu anlamadın, üstüne bir de tam tersini iddia ettiğimi boca ettin, zeka sorunun mu var?

Yani özünde şahsına münhasır IŞIK diye bir nesne yok, ses diye bir nesne yok, renk diye bir nesne yok, tüm bunlar aldığımız etkilerin, şu ya da bu biçimi, şu ya da bu kuvveti, şu ya da şiddeti vb. üzerinden yaptığımız kıyaslar sayesinde anlam kazanıyor. Yani bu yorumlar için ASLOLAN ETKİ, etki biçimleri, etki yayılımları, titreşimleri, etki aralıkları-frekans, verdiğimiz tepki vb. göre değişiyor. O halde biz özne olarak süreci tersine çevirip, safsata tanımlar yapmamalı veya kırmızı rengi olduğu için elma var, aslında elmada yok, sadece kırmızı var gibi yaptığın türden absürt yaklaşım, tanımlar yapmamalyız(madde yok frekans var dediğin gibi!), bu başlıkta yaptığın gibi, çarpık, çarpıtılmış lafızlar anlam taşımaz. Örneğin ses ortamdaki madde, maddi yapıların birbirine olan etkisi-TEPKİSİ(kulak da tepki verir)+ortamda olan değişimlerle(örneğin basınç deriz, aslında o da özünde maddi ilişkiler ağında bir etki-tepki biçimi), etki-tepki dağılımı-yayılımı(dalga), oluşturduğu maddi değişimler(ister bileşik, isterse biçim olsun) üzerinden-sayesinde elde ettiğimiz yorumdur. Yani sen çıkıp ses duydun diye, yağmur damlası=çat-patttır, aslında yağmur damlası diye bir şey yok, sadece ses var, etki-tepki, dolayısıyla iş ve işin kapasitesi ölçeği(enerji) bakımından, madde yok, enerji var, alıcılarına, alıcının kapasitesi, duyarlılığı oranında frekanslar halinde, yani aralıklı etki dağılımları(örneğin dalga) alıyorsun diye, madde yok frekans var diyermezsin, amuda kaldırmamalı, teresine çevirmemelisin... Anlatabiliyor muyum? Bir kerede insan gibi, sahtekarlığı, saplantılı psikolojik açmazlarını, zombiliği bir kenara bırakıp anlamaya çalış -gerçi belkide işine gelmiyor...

Benden her şeyi açıklamamı bekliyorsun -sanki mecburmuşum veya bir olayı açıklayamazsam bu tanrının ispatı olacakmış gibi. yahu bu en akıl mantık, zeka dışı safsata, masal bile değil, rezalet. insanı köreltme, köleleştirme çabasından öte anlam taşımıyor... sen ise hiç bir şey açıklamamak ve kör cehalettten öteye geçmeyen bir körlükle, tanrı yaptı etti demek gibi, hiç bir şeyi açıklamayan saçma, safsata bir yol seçip, üstüne de arsızca pişkinlik yapıyorsun... O halde buyur sen açıkla tanrı nasıl yaptı, tanrıyı kim, nasıl var etti(nasıl?)?

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 01-12-2024, 23:03
dine mine ne dine mine ne isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
Standart

Var olanı anlamak için var olmayanı bilmemiz gerekir; tersi de doğrudur. Varlık ve yokluk, birbirine bağımlı kavramlardır ve zihnimiz bu zıtlıkları algılayarak anlam oluşturur. Ancak bu bağımlılık, sadece maddi bir düzlemle açıklanamaz.

"Var olan" ve "var olmayan" kavramları, maddi olmayan bir düzleme işaret eder ve bu zıtlıkları fark edip yorumlayabilen bilinçli bir özne gerektirir. Maddeler, bu tür soyut farkındalıklara sahip değildir.

Emergenz (ortaya çıkış) gibi kavramlar da yalnızca maddi süreçlerle açıklanamaz, çünkü bu süreçlerin ortaya çıkardığı özellikler, maddi bileşenlerin ötesinde, bağımsız bir metafizik düzleme dayanır. Bu, varlığın yalnızca maddeyle sınırlı olmadığını, maddi olmayan boyutların da önemli olduğunu gösterir.


Eğer Emergenz maddi düzeyin ötesine geçiyorsa, klasik diyalektik materyalizmin eksik olduğunu savunuyorum. Klasik diyalektik materyalizm, değişimi yalnızca maddi etkileşimler üzerinden açıklar ve maddi olmayan süreçlere yer vermez.

Klasik diyalektik materyalizmin, maddi olmayan süreçlerin maddi olanla ilişkisini açıklamakta yetersiz. Diyalektik, yalnızca maddeye dayanmamalı, aynı zamanda maddi ve immateryal güçlerin etkileşimini de içermeli.

Bu absürd bir görüş değil, gerçekliğin daha derin, maddi olmayan bir düzeyine işaret eden bir bakış açısıdır. Sen Emergenz'i A ve B'nin etkileşiminin bir sonucu olarak görüyorsun. Ancak ben, bu sonucun neyle etkileştiğini soruyor ve bununla ilgili cevabımı "hiçlik" olarak veriyorum. Yani şunu demek istiyorum: Maddi olmayan, sadece maddi süreçlerin ötesine geçen bir düzey var ki bu, bu etkileşimlerin temelinide oluşturabiliyor.


Sen ışığı, gücü ve diğer fiziksel fenomenleri maddi bir düzeyde anlamaya çalışıyorsun, ancak deneyimlerin, algılarımız ve anlamlandırmalarımız yalnızca maddi süreçlerle açıklanamaz. Dialektik anlayışımda, maddi dünyanın ötesinde bir manevi temel ""gereklidir"", çünkü bizim deneyimlerimiz, yorumlamalarımız ve anlamlandırmalarımız maddi olmayan bir düzeye, yani bilinç veya zihin gibi boyutlara dayanır.

Evet, ışık ve diğer fiziksel fenomenler maddi bir düzeyde var olabilirler, ancak onların deneyimlenmesi sadece beyin kimyasına indirgenemez. Beyin bir tür sinyal işleyici gibi çalışsa da, bu sinyallerin yorumlanması ve anlamlandırılması daha derin bir bilinçli farkındalık gerektirir. Bu süreçlerin sadece maddi bir açıklaması, gerçek deneyimimizi ve bilinçli farkındalığımızı yansıtmaz.

Senin dialektik anlayışın, yalnızca maddi etkileşimlerle sınırlı kalırsa, bilinç ve deneyim gibi daha derin olguları açıklamakta eksik kalır. Bu yüzden manevi bir temel veya bilinçli etkileşimlerin de hesaba katılması gerektiğini düşünüyorum. Maddi dünyanın ötesinde bir manevi düzey olmadan, deneyimlerimizin tam anlamını çözümlemek imkansız olur.

Dolayısıyla benim diyalektik anlayışım sadece maddi düzeydeki etkileşimleri değil, aynı zamanda zihinsel ve ruhsal düzeydeki etkileşimleri de kapsamakta ve böylece daha kapsamlı bir anlayışa ulaşmaya çalışmaktadır.

Benim dialektik anlayışımda, dünyadaki hiçbir şey tesadüfen var olamaz. Yeryüzündeki her şey, bu gezegenin şartlarından bitkilerine kadar bir düzen ve anlamla var olur. Hiçbir şey tesadüf değildir. Eğer her şeyin tesadüfen ortaya çıktığını kabul edersek, o zaman hiçbir şeyin gerçek bir değeri olamaz. Yaratılmamış bir şeyin kıymeti yoktur. Eğer dünya ve içindeki her şey, tesadüflerin bir sonucuysa, o zaman varlıkların değeri, anlamı ve yaratılış amacı tartışmaya açılır. Bu gereksiz, çünkü eğer her şeyin rastlantısal olduğunu kabul edersek, bu insanı, varlığını sorgularken derin bir anlamsızlık ve değersizlik duygusuyla baş başa bırakır.

Oysa bu düzenin arkasında bilinçli bir yaratıcı güç olabileceği fikrini neden dışlıyorsun? Mantık çerçevesinde baktığımızda, evrendeki düzeni ve uyumu, bir yaratılışın ve bilinçli bir düzenin parçası olarak görmek, hem dünyadaki rolümüzü anlamamıza hem de davranışlarımızı şekillendirmemize yardımcı olabilir.

Tanrı'nın varlığına karşı çıkarken, bu tavrının ardında gerçekten rasyonel bir sebep mi var, yoksa bu sadece bir ego tatmini ya da sırf karşıtlık olsun diye alınmış bir pozisyon mu? Eğer her şeyin tesadüfen ve anlamsızca var olduğunu savunuyorsan, bu yaklaşım insan yaşamını değersizleştirmez mi? Amaçsız ve anlamsız bir yaşam, insanlığı nereye götürür?

Belki de asıl mesele, bu karşıtlıkla kime hizmet ettiğini sormalı: Gerçekten insanlığa mı, yoksa sadece kendi egona mı?
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 02-12-2024, 00:17
dine mine ne dine mine ne isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
Standart

spartacus´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
madde yok, enerji var[/I], alıcılarına, alıcının kapasitesi, duyarlılığı oranında frekanslar halinde, yani aralıklı etki dağılımları(örneğin dalga) alıyorsun diye, madde yok frekans var[/COLOR] diyermezsin, amuda kaldırmamalı, teresine çevirmemelisin... Anlatabiliyor muyum? Bir kerede insan gibi, sahtekarlığı, saplantılı psikolojik açmazlarını, zombiliği bir kenara bırakıp anlamaya çalış -gerçi belkide işine gelmiyor
Anlatmaya çalıştığım şey, kuantum düzeyinde maddenin klasik fiziğin tanımına uymadığıdır. Evet, enerji ve frekanslar maddenin farklı bir boyutunu ifade eder. Ancak burada madde yok, frekans var demek, bir şeyi tersine çevirmek değil, kuantum düzeyindeki fenomenleri açıklama biçimidir. Frekanslar, olasılık dalgaları ve enerji, bu düzeydeki temel gerçekliktir.

Makro dünyadaki katı madde algımız, kuantum düzeyindeki dalgasal özelliklerle tamamen uyumlu değil. Dolayısıyla, bu iki farklı perspektifi birbirine karıştırmadan ele almak gerekir. Benim amacım, bu farklılıkları açıklamakdı, maddenin doğasını inkar etmek değil. Amuda kaldırmak ya da tersine çevirmek gibi ifadelerinle durumu gereksiz şekilde niye kişiselleştiriyorsun. Ben sadece bilimin ortaya koyduğu gerçeklikleri ifade ediyorum.


spartacus´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Benden her şeyi açıklamamı bekliyorsun -sanki mecburmuşum veya bir olayı açıklayamazsam bu tanrının ispatı olacakmış gibi. yahu bu en akıl mantık, zeka dışı safsata, masal bile değil, rezalet. insanı köreltme, köleleştirme çabasından öte anlam taşımıyor... sen ise hiç bir şey açıklamamak ve kör cehalettten öteye geçmeyen bir körlükle, tanrı yaptı etti demek gibi, hiç bir şeyi açıklamayan saçma, safsata bir yol seçip, üstüne de arsızca pişkinlik yapıyorsun... O halde buyur sen açıkla tanrı nasıl yaptı, tanrıyı kim, nasıl var etti(nasıl?)?
Senin yaklaşımın, aslında insanı değersizleştiren bir bakış açısı. Kendinin tesadüfen var olduğunu kabul etmek, aslında evrenin ve insanın değerini küçültmek anlamına gelir. Eğer her şeyin sadece rastlantısal bir sonucu olduğunu savunuyorsan, o zaman insanların değerini, anlamını ve amacını da o şekilde küçümsemiş oluyorsun. Ancak, tüm bu soruları sorgulamak, aslında insanın potansiyelini keşfetme çabasıdır.

Tanrı'nın varlığına ilişkin tartışmalar aynı zamanda varoluşun anlamına ilişkin derin bir soruyu da içerir. Tanrı'nın nasıl var olduğunu sorarak aslında varoluşun ve yaratılışın kökenine dair bir anlayış geliştirmeye çalışıyoruz. Bu soruyu anlamaya çalışmazsan, gerçekte ne olduğunu sorgulayacağına kendi görüşüne köle olursun.

Evet, matematiksel süreçlerde ve evrende bir düzenin olması, tesadüflerin ötesinde bir açıklamayı gerektiriyor. Akıl ve mantık, bizleri bu derinliklere götüren en güçlü araçlardır. Olabilir demek, gerçek bir anlam taşıyan bir şeyin ortaya çıkması için akıl ve mantığa dayalı bir sorgulamayı gerektirir. Tanrı'nın varlığı da bu bağlamda tartışılmalıdır. Onu açıklamaya çalışmak, aslında daha büyük bir gerçeği anlamaya yönelik bir çabadır. Tanrı yaptı demek de, hiçbir şeyin anlamsızca ortaya çıkmadığını savunmakla ilgilidir, bu yüzden bu şekilde dar bir bakış açınla, gerçeği anlamaktan çok uzaksın.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 02-12-2024, 08:27
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.670

Onur Üyeliği 

Standart

dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Anlatmaya çalıştığım şey, kuantum düzeyinde maddenin klasik fiziğin tanımına uymadığıdır. Evet, enerji ve frekanslar maddenin farklı bir boyutunu ifade eder. Ancak burada madde yok, frekans var demek, bir şeyi tersine çevirmek değil, kuantum düzeyindeki fenomenleri açıklama biçimidir. Frekanslar, olasılık dalgaları ve enerji, bu düzeydeki temel gerçekliktir.
Pöfff, pöffff. Arkadaşım mesele o değil, kuantuım dünyası dediğine dair bir şey bildiğin yok, peki kuantum dünyasında frekans, enerji vb. dediğini nasıl algıladın, neye göre ölçtün. Buyur madde, muhteva, etki-tepki olmaksızın anlat da görelim, hayal mi kuruyorsun?

İnsanlar depremi çözmemişken, Dünyayı öküzün sırtına koydular, öküz kafasını salladıkça sallandığımızı veya tanrının hiddeti olduğunu iddia ettiler(senin gibi!). Sen 21. yüzyılda dahi aynı kafadasın.., eğer bir konuda henüz yeterince derine inemiyorsak, sana -daha doğrusu senin gibi cahilleri sömürenlere- düşen masallar, üfrükler, akıl, mantık dışı çarpıtmalarla uydurup cehaletten faydalanmaları veya kişilerin, empoze edilmiş saplantıları namına kendilerini kandırmasıdır... çünkü bilmiyorlar, senin de, insanlığın da kuantum diye ifade ettiği, aslında evrenin(maddenin), en temel doğası(ayrı, gayrı bir dünya değil) ve bildiğin pek bir şey yok. çünkü alıcılarımız makro veya alıcılarla olmazsa, SATIHLAR üzerinde oluşan çeşitli etkiler, EMARE, İZLERE göre değerlendiriliyoruz -yani direk gözlem yok, o sebeple frekans, enerji deniyor, resmen, tam anlamıyla, sebeplerini, ilişkileri, daha alt düzeyleri çözecek bir gözlem söz konusu değil! Bir çok sözde bilim safsatası -seninkiler en başta- uydurma, saçmalık, sahtelik, şarlatanlık.

Diğer yazdıklarında aynı minvalde, örneğin katı, sıvı algın yanlış, başka başlıkta zaten açıklamıştım(MADDEYİ KATI sandığın İÇİN bu kadar basit saçmalayabiliyorsun). Yine tekrar edeyim, katı, sıvı gibi mefhumlar -> MOLEKÜLER, YANİ BİLEŞİKLER ve YAPILARLA İLGİLİDİR, daha bunu anlayamadın ki! Sana göre demir katıdır, su sıvıdır, oysa katı olan demir değil, değişken, göreli moleküler yapıdır(hala mı anlayamıyorsun? yoksa sahtelik mi?).. Örneğin bütünden, moleküler yapıdan yalıtılan 1 parça, sadece 1 parça ne katı, ne sıvı, ne gaz olarak hatta ne de kütle(başka hiç bir parça ihtiva etmiyorsa) bakımından ifade edilemez, kaç kez daha anlatayım?

Bu konuyu da berbat etme, bu saçmalıkların detaylıca kaç kez açıklandı. Kuantum dünyasında frekans, enerji denmesinin sebebi -> direk ve yeterli gözlemin OLAMAYIŞI, dolayısıyla dolaylı kavrayış da ancak alınan etkiler ve bu etkilerin sayımı(frekans) ile oluyor, VERİ BU!. Ne denmesini bekliyorsun, aha gördüm denmesini mi? O düzeye gelinmedi, belkide hiç gelinemez -çünkü nasıl ki 1 mikrobun bünyemizde hareket etmesini hissetmiyor, direk görmüyor, etkileşime giremediğimiz hiç bir parça, ilişkiyi de direk gözlemleyemeyiz. Ancak kalem bazlı düşünürsek, form-yapılar ve aralarındaki ilişkiler ne kadar küçülürse, etkileri de o derecede küçülür. Yani sen bu etkileri kulağın, gözünle vb. duyamazsın, çünkü duyu organlarının(alıcılar) yapısı, çeşitli düşük etkilerle tepkimeye girecek düzeyde değildir. Örneğin milyonlarca bakteri, mikrop kolunda gezerken göremez, duyamazsın, ancak varlıkları mikroskoplarla(gözünden yüzlerce kez daha hassas, etkilere duyarlı) gözlemlenebilir ve ayrıca çeşitli, dolaylı etkilere de yol açmıştır. Örneğin sağlık sorunları, çürürken duyduğumuz kokuları vb. gibi, bu halde sen hastalık var mikroplar yok diyemezsin(sırf mikropalrı göremediğin ve bilmediğin, ama sonuçlarını hastalıkla edindiğin için). Ne yapıyoruz? Dolaylı yollarla çözümlemeye çalışıyoruz. Haliyle elimizde olan etkilerin direk değil, dolaylı sonuçlarını değerlendirmek zorunda kalıyoruz. Elde kalan enerji, dalga, frekans kavramlarıyla izaha dönüşüyor, -henüz- başka çaresi yok! Örneğin bir satıh üzerinde oluşan emareler-izleri inceliyoruz, bu emarelerin ne kadar zamanda kaç kez oluştuğunu, ne ölçekte etki ettiğini, etkinin oluşturduğu sonuçları, ölçüyor, SAYIYORUZ(FREKANS), enerji, frekans vb. demeyecektik de, ne diyecektik?

Madde nedir? Bütün nesnelerin, madi form-yapıların muhtevasıdır, çok özel -form-yapı ve biçimlerine indirgenmiş- bir tanımı olamaz, bu bağlamda frekans, enerji dediğinin de muhtevası(dolaylı, dolaysız) madde, maddi ilişkiler, etkileşimler vb. ve türlü sonuçlarıdır.

Gözün, kulağın milyar kat daha duyarlı olsaydı, mevcut evrenin, doğanın, ortamın stabil, düzenli olmadığı gibi, tanımladığın biçimlerle, şu an ifade ettiğin türden bir normallik de olmazdı. Yani bu halde görebildiğin ölçüde şu, göremediğine bu, kuantum vb. ayırmayacaktın. Oysa biyolojik olarak o düzeyde gözlemleyebilseydin, göreceğin KAOS ve kuantum dediğimiz de, YALITIK, ayrı bir dünya değil, MEVCUDUN -VARLIĞIN- DOĞASI, yapısı, hali... Mikro, makro diye AYRIK VEYA YALITIK DEĞİL, BİR BÜTÜN. Sadece sen göremiyor ve normalliği görebildiklerinle belirlediğin için ayrıştıyorsun(ayrımı çeşitli biçimleri kriter edinip yapan sensin)... nasıl ki denize girdiğinde suyun atomik yapısı, ilişkileri görmediğin halde sana stabil bir haldeymiş gibi görünmesi gibi(daha etkili bir algılama biçimi kullan ne göreceksin? milyarlarca yapı bileşiği, aralarında saliselerle ifade edemeyeceğin ilişkiler, etkileşimler, baktığın yerden -belirli bir geniş açıdan gözlemlediğinde->kaos!). Kavramları da çarpıtıyorsun.

Ayrıca bir şeyin etkilerine maruz kalıp bunu deneyimlemek, bilmek başka, kaynağı, sebebi, temelde yatan ilişkileri bilip, bilmemek başkadır. Örneğin depremi yaşamak, olayı -etkisini yaşamak bilmek, kullanmak başka, depremin nasıl meydana geldiğini bilmek başkadır. Ne DEDİM OLAYI, etkiyi BİLMEK BAŞKA, kaynağı bilmek başkadır. İşte frekans diye okuyup, saçma, sapan yerlere çektiğin konu da aslında böyle, olaylar -veya dolaylı etkiler- gözlemleniyor, sayılıyor(frekans diyoruz!), olay oluyor veya öngörülüyor, böylece enerjiden(İŞ!! HALİYLE ENERJİ TÜKETİMİ, yani iş kapasitesi sarfiyatı!) söz ediyoruz, ne diyecektik? Biz bu kavramları çarpıtmıyoruz ki!

Kabaca(Bilal'e anlatır gibi, senin de anlayacağın biçimde bir kez daha(10. kez) özetleyim?
Frekans-> olayların, esas alınan etkilerin vb. birim zamanda kaç kez meydana geldiği, sayısı, öğrendin mi bunu? Hala neden çarpıtıyorsun?
Enerji -> 1 Cismin veya sistemin İŞ KAPASİTESİNE denir, kaynağı (iş kapasitesine sahip olanı) görememen, kaynağın olmadığı veya Pinokyo'nun var olduğu anlamına gelmez. Bu durumda, bu halde etki ve sonuçlarıyla bir kanıya varır, frekans, enerji vb. gibi bir çok ölçü birim, kriterini kullanmak durumunda kalırız. Çarpıtmaların, sahteciliğin, saplantılı saçmalıkların kaç kez irdelendi? Çarpıtmanın lüzumu yok, ortalıkta dolaşan bir yığın -dünya öküzün sırtında kafasında konuşup, nemalanan- şarlatanlar ve aldatılmış cehalet var.

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu

Konu spartacus tarafından (02-12-2024 Saat 20:52 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 03-12-2024, 02:26
dine mine ne dine mine ne isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
Standart

spartacus´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Pöfff, pöffff. Arkadaşım mesele o değil, kuantuım dünyası dediğine dair bir şey bildiğin yok, peki kuantum dünyasında frekans, enerji vb. dediğini nasıl algıladın, neye göre ölçtün. Buyur madde, muhteva, etki-tepki olmaksızın anlat da görelim, hayal mi kuruyorsun?
Üzgünüm, ama Gerçek, aslında bir açıdan rüya gibi. Biraz felsefi özgürlükle, gerçekten de gerçeğin bir açıdan rüya gibi olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü biz "gerçek" olarak gördüğümüz her şey, aslında belirsiz ve dinamik bir temele dayanıyor, tıpkı rüyaların geçici görüntüleri gibi.
Frekans ve enerji birbirinden ayrılmaz bir şekilde bağlantılıdır. Örneğin, E=h⋅f formülü, bir nesnenin enerjisinin doğrudan frekansı ile belirlendiğini gösterir.

Dolayısıyla, bir elektron frekans olmadan enerjiye, kütleye (çünkü kütle bile bir enerji biçimidir) sahip olamazdı ve hareket, salınım ya da etkileşim olmazdı. Kısacası: Fiziksel bir gerçeklik olmazdı, yalnızca gerçekleşmemiş bir olasılık olurdu.

Kuantum dünyasında madde, enerji ve frekanslarla "varlık" kazanır. Bir elektron, frekansı olmadan enerjiye sahip olamaz ve bu enerji olmadan da hareketi ya da var olması mümkün değildir. Yani, frekans ve enerji, maddeyi meydana getiren temeldir.

Maddeyi bir su yüzeyinde oluşan dalga gibi görmek de uygun bir benzetme. Madde, tıpkı su dalgalarının yüzeyde hareket etmesi gibi, enerji ve frekansların etkileşimiyle şekillenir. Su dalgaları, su moleküllerinin titreşimleriyle oluşur ve bir enerji transferi söz konusudur. Benzer şekilde, maddede de parçacıklar enerji ve frekanslarla hareket eder ve bu etkileşimler, maddenin ""varlığını"" ve özelliklerini belirler. Yani eğer enerji ve frekans yoksa, o zaman dalga ve dolayısıyla madde de yoktur. Çünkü madde, enerji ve frekansların etkileşimiyle varlık kazanır. Bir su dalgası nasıl su moleküllerinin hareketiyle oluşuyorsa, kuantum seviyesinde de madde, enerji ve frekansların etkileşimi ile şekillenir. Eğer bu temel bileşenler yoksa, dalga da yoktur ve dolayısıyla madde de var olamaz.

Bu enerji ve ona bağlı frekans, bir kuantum nesnesinin, var olduğunu tanımlayan konum, momentum ya da yük gibi özellikler sergileyebilmesi için gereklidir. Bu yüzden kuantum seviyesinde, maddeden çok enerji ve frekanslardan bahsedilir. Enerji ve frekanslar, maddenin temelden önce gelir çünkü bunlar, kuantum nesnelerinin varlıklarını ve özelliklerini oluşturan temeldir. Bizim bildiğimiz madde, Bu temel değişkenlerin etkileşimleriyle ortaya çıkar. Enerji ve frekans olmadan kuantum nesneleri ve dolayısıyla madde de olmazdı. Kuantum seviyesinde, parçacıklar kendiliğinden bir şey değiller. Bunun yerine,belirli bir düzeyde potansiyel olarak varlar yani dalga benzeri bir doğaya sahip olasılık bulutlarıdır.


Eğer enerji ve frekans yoksa, o zaman köfte (yani madde) de yok. Kuantum dünyasında parçacıkların varlığı enerji ve frekansla belirlenir. Yani, enerji ve frekans olmadığında, bunlar olmadan madde de mevcut olamaz. Bu yüzden, enerji ve frekans, maddelerin ve onların varlıklarının temeli gibidir. Ne kadar Ekmek (enerji/frekanz) varsa, o kadar da köfte (fiziksel varlık) vardır. Ekmek yoksa, köfte de olmaz."

Yani, madde dediğimiz şey aslında enerji ve frekansın belirli bir yapıya bürünmesidir. Bu, maddenin kendi başına var olduğu anlamına gelmiyor; enerjisi ve frekansı sayesinde varlık kazanır. Yani, madde dediğimiz şey aslında bir nevi enerji ve frekansın şekil almış halidir.

Evet, enerji nesnelere bağlıdır, ancak burada önemli olan enerjinin nesnelerin belirli özelliklerini tanımlamak için bir kavram olarak kullanılmasıdır. Enerji, bir nesnenin hareketi, konumu, sıcaklığı veya etkileşimleri gibi özellikler açısından ifade edilir.

Örneğin, bir topun hızına bağlı olarak kinetik enerjisi var veya bir nesnenin yükü ve konumu potansiyel enerji ile ilişkili. Ancak, bu enerjiler sadece bu nesnelerle ilgilidir. Bu, bir nesnenin (örneğin bir elektronun) belirli bir enerjiye sahip olduğu ve bu enerjinin onun hareketi, frekansı veya diğer fiziksel özellikleri tarafından belirlendiği anlamına gelir.

Ancak kuantum seviyesinde enerji sadece bir nesnenin parçası değil, aynı zamanda o nesnenin davranışını belirleyen temel bir faktördür. Bir elektronun enerjisi onun frekansıyla bağlantılı ve bu frekans onun davranışını, hatta konumunu ve hareketini bile etkiler. Bu da kuantum dünyasında enerjinin yalnızca nesnenin "içsel" bir özelliği değil, aynı zamanda nesnenin "belirleyici" bir özelliği olduğunu göstermektedir.

Dolayısıyla enerji nesnelere bağlıdır, ancak aynı zamanda onların varlığını, etkileşimlerini ve özelliklerini belirleyen bir faktördür.

Yani temel olan frekanstır, çünkü bir parçacığın enerjisini ve dolayısıyla varlığını belirler. Madde dediğimiz şey ise, bu enerjilerin ve frekansların bir araya gelmesiyle ortaya çıkan bir yapıdır. Frekans ve enerji olmasaydı, madde var olamazdı. Yani, madde, aslında bir frekans ve enerji yansımasıdır. Bu bakımdan, bir nevi maddeyi "temel" olarak görmek yerine, onun bir sonuç olduğunu kavraman gerekir. Dolayısıyla maddeyi içerik ya da muhteva olarak düşünmen yanlış.

Cünkü bağımsız bir şey değil. Kuantum seviyesinde madde dediğimiz şey, temelde bir dalga gibi davranır ve bunun temel yapı taşları olan enerji ve frekanslarla şekillenir. Yani, senin söylediğin gibi 'madde' denilen şey, kendi başına var olan bir şey değil; aslında dalga fonksiyonları ve bu fonksiyonların frekansları aracılığıyla varlık kazanır. Madde, bir anlamda enerjinin ve frekansın bir formu, bu yüzden maddeyi sadece bir içerik veya muhteva olarak düşünmen yanlış.

Kuantum mekaniği açısından bakıldığında, madde ve enerji arasındaki ayrım belirsizleşir. Dolayısıyla dedigim gibi, dalga diye bahsetmek de bu yüzden doğru. Çünkü maddeyi oluşturan parçacıklar, dalga olarak davranan varlıklardır. Bu dalgalar, enerji ve frekanslarla belirlenir ve bu da onların ""varlığını"", hareketini, etkileşimlerini tanımlar. Bu yüzden madde dediğimiz şey, aslında bir dalga, bir frekans, bir enerjidir.

Niye? Ehh çünkü eğer enerji ve frekans yoksa, o zaman dalga ve dolayısıyla madde de yoktur. Çünkü madde, enerji ve frekansların etkileşimiyle varlık kazanır. Bir su dalgası nasıl su moleküllerinin hareketiyle oluşuyorsa, kuantum seviyesinde de madde, enerji ve frekansların etkileşimi ile şekillenir. Eğer bu temel bileşenler yoksa, dalga da yoktur ve dolayısıyla madde de var olamaz.

Kuantum mekaniğinde, parçacıklar dalga benzeri davranır ve bu dalgaların varlığı, enerjinin ve frekansların bir sonucudur. Yani, bir elektronun varlığı onun enerjisiyle ve frekansıyla belirlenir. Eğer bu unsurlar yoksa, elektron gibi bir parçacık da yoktur. Bu nedenle, maddeyide oluşturan her şeyin temeli, enerji ve frekansta yatar.
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 03-12-2024, 19:50
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.670

Onur Üyeliği 

Standart

dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Üzgünüm, ama Gerçek, aslında bir açıdan rüya gibi. Biraz felsefi özgürlükle, gerçekten de gerçeğin bir açıdan rüya gibi olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü biz "gerçek" olarak gördüğümüz her şey, aslında belirsiz ve dinamik bir temele dayanıyor, tıpkı rüyaların geçici görüntüleri gibi.
Frekans ve enerji birbirinden ayrılmaz bir şekilde bağlantılıdır. Örneğin, E=h⋅f formülü, bir nesnenin enerjisinin doğrudan frekansı ile belirlendiğini gösterir.
Rüya ne alaka? Kaldı ki rüyalar da öyle üfürdüğün gibi farazi görüntü değildir, temelde olan madde, maddi ilişki, etkileşimler, bileşiklerdir, ya da anlayacan dilde, sen yoksan(ya da en azından o körelmiş beynin yoksa), rüyaların da yok, rüya görüyorum, o halde yokum diye iddia etmen saçma.
Tabi ki frekans ve enerji birbirinden yalıtılamaz, kim yalıttı ki? Öncelikle ikisinin de temelinde ETKİ-TEPKİ süreçleri(İŞ) ve potansiyeli, etkisi, tespti yatar. Etkiyi almadan veya bir gerçekleşmeden, sen de sayamazsın(frekansı ölçemezsin), maddi ilişkiler, etki-tepki=>İŞ'e, ne kadar iş kapasitesi=>ENERJİ'ye, birim zamanda ne kadar meydana geldiği konusu da FREKANSA anlam verir, burada anlayılamayacak ne var?
Uzun, uzadıya anlattığım için geçiyorum, öncelikle varlığı, fiziki varlık biçimiyle olduğu gibi, etkileşim, hareket, ilişkiler, iş, iş kapasitesi, frekans, devinim vb. bir BÜTÜN olarak kavramak gerekir, zor olmasa gerek... Bütünün bir parçasını -bütünün dışında anlamsız veya söz edilemeyeceği halde- bütünden yalıtıp, bütüne karşı kullanmaya çalışmak, ileri düzey geri zekalılıktır, başka bir şey değil. Bütün başka bir şeydir, bütünün parçalarının nevi şahsına münhasırlaştırılabilen yapısı, davranışları vb. başka...
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Kuantum mekaniğinde, parçacıklar dalga benzeri davranır ve bu dalgaların varlığı, enerjinin ve frekansların bir sonucudur. Yani, bir elektronun varlığı onun enerjisiyle ve frekansıyla belirlenir. Eğer bu unsurlar yoksa, elektron gibi bir parçacık da yoktur. Bu nedenle, maddeyide oluşturan her şeyin temeli, enerji ve frekansta yatar.
Elektronun frekansı, oluşturduğu çeşitli etki, böylece iş, böylece iş kapasitesi(enerji) başka bir şeydir, elektronun tespiti namına, çevrede oluşturduğu etkiler ve bu etkilerin çeşitli biçimlerle sayılması, ölçülmesiyle vb. elde edilmesinden yola çıkarak "elektron yok ama elektronun frekansı var" demek başka. Kısaca bu biçimde çarpıtmaların, akıl, mantık, zeka dışı->saçma. Kaldı ki bir kez daha tekrar edeyim, biz, yani insanlar, zaten çok çeşitli ETKİLERİ, verdiğimiz tepkilerle ÖLÇEREK görür, duyar, TESPİT EDERİZ ve bu aslında salt elektron için değil, bazı hallerde direk, bazı istisnai hallerde de dolaylı etkilerle, tepkimelerle, emarelerle veya şu ya da buna dayalı dar açılı etkileri baz alarak yaparız. Kısaca zaten İŞ sayesinde algılarız, iş kapasitesi ise enerjidir, algı namına kriterler, kıyaslar oluşturmak zorundayız, bu halde bir etkinin aralıklı etkisi, kıyası da önem arzeder -frekans, dolayısıyla her alıcı(etki-tepki) süreçlerimiz bir İŞ olur ve enerji sarfına(iş kapasitesi tükenimine) yol açar

Gerisi bu yazının girişinde basitçe dile getirildi, yıllardır yaptığın bu akıl dışı aldatmaca taktikleriyle ancak kör bir cahil ve bir o kadar saplantılı, şarlatan, kelime oyunlarıyla saçmalamayı görev edinmiş olduğunu göstermiş oluyorsun.

Son olarak bir kez daha, DAVRANIŞ başka bir şeydir şeyin kendisi başka,i bir şeyin davranışından söz ediyorsan, o şeyin varlığını davranışına değil, davranışını varlığına bağlamış olman gerekir, 3 yaşında çocuk bile bu kadar basit mantık hataları yapmaz. Yani örneğin, 1 parçacık dalga gibi davranıyorsa -yani çevresine titreşimli etki-yayılımı biçiminde etki bırakıyor-ediyorsa, bu o parçanın VARLIĞI-YOKLUĞU değil, davranışla ilgilidir.

İnsan değilsin...

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 04-12-2024, 05:27
dine mine ne dine mine ne isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
Standart

Bak, sen diyorsun ki: "Elektron var ve davranıyor." Ama iş öyle değil. Elektronun var olması, onun hareketine ve enerjisine bağlı. Eğer elektron hareket etmiyorsa, enerjisi yoksa, hiçbir özelliği de olmaz. Yani ne kütlesi, ne yükü, ne de "varlığı" ölçülebilir. Hareket olmadan elektron diye bir şeyden bahsetmek mümkün değil. Şimdi bir örnekle düşünelim: Bir topu alıp bir yere koydun. Eğer top hareket etmiyorsa, onun var olduğunu kimse fark etmez. Ama top zıplamaya başladığında, işte o zaman herkes "Bu bir top!" diyebiliyor. Elektron da böyle. Hareketi ve enerjisi olmazsa, "elektron" diye bir şeyden bahsedemezdik.

Sen diyorsun ki "Davranışını varlığına bağlamamız lazım." Yani "Önce elektron var, sonra hareket ediyor" diyorsun. Ama bu yanlis. Çünkü hareket ve enerji olmazsa elektronun kendisi olamiyor. Elektronu "var" eden şey zaten hareket ve enerji. Sen, elektron sanki kendi başına bir "şey"miş gibi düşünüyorsun ki bu yanlış.Elektron gibi parçacıklar, klasik bir nesne gibi değil. Onları gerçek yapan şey hareketleri. Eğer hareket etmeselerdi, varlıklarından da söz edemezdik.

Bak, bilim her zaman mantığımıza veya sezgilerimize uymak zorunda değil. Çünkü bilim, "Bu bana mantıklı geliyor mu?" diye bakmaz, "Bunu deneylerle ve gözlemlerle kanıtlayabiliyor muyuz?" diye bakar. Eskiden insanlar Dünya'nın düz olduğunu düşünüyordu çünkü gözle baktıklarında düz görünüyordu. Ama bilim bunun yanlış olduğunu gösterdi. Kuantum fiziğinde parçacıklar bazen dalga gibi, bazen top gibi davranıyor. Bu, kafamıza çok garip geliyor ama deneyler doğru olduğunu söylüyor.

Einstein'ın görelilik teorisi diyor ki zaman bile herkes için aynı değil! Hareket eden bir saat, durandan daha yavaş işliyor. Bu da kulağa garip geliyor ama bilim bunu da kanıtladı.Yani "Bu bana mantıklı gelmiyor" demek, bir şeyin yanlış olduğunu göstermez. Çünkü bilim, bizim düşündüğümüzden daha karmaşık bir şekilde işler. Bilimsel gerçekler, mantığımızı aşabilir. Bu yüzden bizim sezgilerimiz bu konuda belirleyici değil. Önemli olan, doğanın kurallarının ne dediğidir. Tanrı konusunu bir kenara bırak, aman kalsın. Önce şu gerçeği idrak et, bu yeter.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 01:58 .