Temelde çeşitli dürtüler olsa da, içeriği dolduran aslında toplumsal yaşam, içinde bulunulan sistem ve hakim anlayışlarıdır. Aşk kendin için istemek, bunu yaparken de engelleri görüp aşma, isyan iken, sevgi değer esaslıdır ve bu değer diğerleri içindir... (detaya gerek yok)
Aşkı ortaya çıkartan koşullar?
İnsanlık mülkiyet ve buna bağlı yaşam biçimlerini benimsediğinde, beraberinde statüleri, kastları, sınıfları, mahrumiyeti, mahremiyeti, ezilmişliği ve psikolojisini ve zaruri olarak devlet ve dinleri, ahlak gibi çeşitli baskı ve yaptırım kurum ve uygulamaları ortaya çıktı. Kısa geçiyorum...
Aşk bir isyan mıdır?
Sosyal yaşam o denli değişti, sistematikleşti ki, insanlar gittikçe doğaya yabancılaştı(bu kısımı da geçiyorum). Sonuç olarak toplumlarda ahlak adı altında bir cendere oluşturuldu, ataerkil yapılaşmalar, kadın-erkek arasında örülen uçurumlar, çeşitli dini masallarla kadının şeytanlaştırılması, zaten mülkiyet egemenlikelri haline gelen sistemler eliyle kadının mülkleştirilmesi, böylece sahip olmak, sahiplik, statü göstergesi ve ancak sahip olunabildiği, kadını, erkeğin malı yapabildiği koşullarda birlikte olabileceği, bir de bunun yanına toplumun, mahallenin, mezheplerin, bilmem nelerin, ebeveynlerin rızası vb. eklendi...
Bu halde doğal olarak işleyen dürtülerle, aşırı çelişen yaptırımlar, yukarıda kısaca değindiklerim, erkek ve kadını biribirine ulaşılamaz hale getirirken, korkunç bir ulaşma, elde etme arsuzunu da tetiklemiş oldu. Erkeğe ve kadına empoze edilen "kadın senin(erkek) malın, mülkiyetin olduğunda,,,, sen(kadın) erkeğin mülkü olduğunda ancak birlikte olabilirsiniz" vb. yaptırımları oldu(oysa 2 yetişkin insanın aralarındaki ilişkiyi belirleyenin, yine kendi -özgür ve baskı altında olmaksızın- iradeleri olmalıdır, istisnalar elbette mümkün, ancak kaideden söz ediyorum) . Kısaca gönüllü birliktelik anlayışı yok edilirken, yerine mülkiyet ilişkisi hakim kılındı ve her mülkün de bir bedeli vardı. Tabi beraberinde bir çok engeli de doğurdu.
Böylece aşk bir yanıyla kendisi için istemek(ya benimsin ya kara toprağın), şiddetle arzulanan bir hedefi elde etme arzusuna, saplantısına değin dönüşürken, diğer yandan da eylemiyle de bir isyandı ve bu isyan salt topluma değil, kişinin kendisi ve karşısındakine karşı da bir isyanıydı.
Aşk olumsuz mudur?
Bir şeyin, eylemin olumlu ya da olumsuz olup, olmadığını belirleyen verili koşulda kendisini olayların merkezine koyan özne veya referanları için nasıl etki ettiği, oluşturduğu, nasıl kullanılıp, kullanılamadığı, yarar ve zarar gibi kriterlerle ilgilidir. Haliyle olumlu-olumsuz kriteri açısından, şeylerin nasıl kullanıldıkları, etki oluşlturdukları belirleyici olmaktadır.
Örneğin aşk çerçevesinden yaklaşacaksak,
"ya benimsin, ya kara toprağın" -> Olumsuzdur(aşkın dejenere halidir, doğasına aykırıdır, ama ne yazık ki buna olanak tanıyan da yine aşkın yapısı, arzu temelidir)...
"Sensiz dünya malı neyleyim" => Olumludur(aşkın doğasına uygundur).
Aşk isyan tarafıyla olumlu, isyan ettiğinin kölesi, kendisine empoze edileni (mülk, mal gibi görme, malı olsun diye isteme, kendi egosu için isteme -bencillik) arzulamakla da olumsuzdur. Bireysel olduğu sürece de çoğunlukla olumsuz olacaktır, yani kişinin salt kendisi için arzuladığı, erkek ise kadını malı, mülkü, kadın ise erkeği sahibi, efendisi görme vb. türden aşklar olumsuzdur, burada aşk ve istencin, toplumsal karakteri söz konusu olursa, yani verili toplumsal yaşam, doğa, baskı, şiddet veya çeşitli kastlaştırma, köleştirme vb. kurtulma istenci, arzusu şeklinde ise olumludur... (Her isyanın motorunda aşk vardır ancak cinsel çereçeveye yansıyan ile diğerleri karıştırılmalı -> yani aslında aşkın öznesi ulaşabilme arzusudur, sınıflı toplumlar ise, doğasında bulunan mülkiyet ve egemenlik, efendilik, hakimiyet anlayışı gereği, bunu "elde etme çerçevesinde" çapıtmış oldu).
Cinsel arzu aşk mıdır?
Hayır, yemek gereksinimi gibi doğaldır. Ancak kişiler çok çeşitli biçimlerde baskılanmış, engellenmiş, birbirine ulaşılamaz kılınmış, aşırı kutuplaştırılmış, kastlaştırılmış vb. durumda ise, aşka ve isyana yönelim olur, zorunlu bir hal alır ve kişielrin mevcut durumlarını değiştirmek namına aşka varılır. Aşkı(ulaşma, kavuşma arzusu) nasıl kullandıkları da aşkın olumlu veya olumsuz olmadığı konusunu belirler. Kişi mal, mülkü, sırf kendisi için istiyorsa bu dejere olmuş aşk aslında ihtirastır ve doğrusu hamuru nefretle de yorulmaktadır...
Cinsel arzu aşk(cinsel temalı olan aşk) mı dır diye sormuş ve hayır demiştim, çünkü cinsel istek ve arzular doğaldır ve elbette istence de yansır, ancak gerçekleşme koşulları olağanüstü, doğal olmayan egnellerle örülü ise, isyan ve duvarları aşma, ulaşma arzusu tetiklenen ve kaçınılmaz bir hal alır. Elde etme(insan elde edilen bir şey, mal, meta değildir) motivasyonu ise zararlıdır, ama ne yazık ki günümüzde insanlar verili sistem mülkiyet üzerine sömürü merkezli ve kadın da erkeğişn mülkü, malı olarak empoze edildiği için, bu motivasyonla(güdülenme, güdülmeyle) hareket eder. -Ki zarar verir ve dejenere olmuş aşk(ihtiras, sahiplik-efendilik-hakimiyet duygusu, entrika) sevginin de önüne geçer ve elde ediliği an, kişi mülke sahip olduğu an artık onu sırtına semer vurup üstüne bineceği bir eşek olarak görmeye başlar, gözünde dağ gibiydi, artık pire gibidir...
Böylece ve aslında aşk da, mülkiyet(üretim araçları üzerindeki!) sistemleriyle din, ahlak vb. gibi ortaya çıkan ve özünde ekonomi ve hasılı psikolojik sebeplere yol açan sorunlarla işlev kazanmış, ister birey, isterse toplumlar bazında olsun piskolojik bir sorundur da. Burada sorun olarak ifade edilen aşkın, olumlu veya olumsuz kullanımıyla kendisi değil, ihtiyaç duyulmasına yol açan yaşam biçimidir... (Eğer imkan oslaydı da sınıflı toplumalarla yabancılaşmış insan modeli dışında insna toplulukalrını inceleyebilsedik, ya da her ne kadar çok az da olsa mülkiyet ilişkielrinin etkilediği yerli kabileler incelenirse, hırsızlık, ahlak(! hukukun katlidir), ihtiras, mal, mülk edinmek gibi ihtiraslı aşkların da toplumsal bir karşılığı olmadığını görebilirdik, insanlığın temel sorunu doğaya ve doğasına olan yabancılaşmadır ve bunun temelind eyatan asıl sebepleri görmek ve çözmek zorundadır. Kadın ile erkeği, sanki ayrı ayrı ele alınığ ayrıştırıldığında insan değilmiş gibi ve kadını da erkeğin malı, mülkü gibi işleyen bir toplumun sağlıklı olabileceği düşünülebilir mi?)
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Konu spartacus tarafından (17-01-2025 Saat 13:51 ) değiştirilmiştir.
|