Bilmek mi? İnanmak mı?
Bazı arkadaşlarımın bu iki kavramı çok kere karıştırdığına bizzat şahit oldum. Karıştırmayanların cevap yazması gereksiz. Baktığım kadarıyla henüz benzer bir yazı yazılmamış. Gözden kaçırmadığımı umarak yazma ihtiyacı hissettiğim bir yazıyı yazıyorum...
*Bilmek, inanmak..
*Zamanımızda beraber kullanılan bir kavram olmaya başladı. Ancak bana göre bu iki kavram arasında kanıtlardan ziyade bir anlaşmazlık var.
*En ufak örnek olarak ben size yazıyı yazarken bir yandanda elimde bir anahtar tuttuğumu söyleyebilirim. Siz elimde anahtar tuttuğumu bilmezsiniz. Ancak inanabilirsiniz...
*Veya gelip görebilirsiniz, hatta anahtara dokunup hissedebilirsiniz. Bu zaman ise orada bir anahtar olduğuna inanma gereği duymazsınız. O zaten oradadır. Biliyorsunuzdur yani..
*Kısaca inanırken bilmek veya bilirken inanmak olamaz. Az öncede anlattığım gibi. Saçmadır..
*Bu işe pekala yüzde ile de bakabiliriz;
*Örneğin bu yüzde var olan somut ve geçerli kanıtlar %100 olarak betimlenebilirse -örneğin yerçekimi kanunu somut bir kanıtımız var değil mi onun hakkında?- onun olduğunu biliriz. Ama ona inanamayız. Herhalde aramızda yerçekimi kanununa inanıyorum diyen birisi yoktur. Eh inanmayanda olmadığına göre onu biliyoruz değil mi?
*Bu yüzde %100den küçükse o zaman onu bilemeyiz ancak inanabiliriz. Bu yüzde %70 %80 %90 civarlarındaysa yüksek olasılık doğrudur -kesin değil-
*Bu yüzde %60tan küçükse o zaman onun olmama ihtimali daha yüksektir. Yani somut örnekler azdır. Ama bu olamayacağı anlamına gelmez yinede ötekilerdense bir kenara bırakılabilir. Ancak bazıları yinede bunlara inanırlar buna 'körü körüne inanmak' deriz.
*Zaten burasıda ateizm ile agnostizm'in kesiştiği noktadır. Ateistler sadece %100 veya %90 lık kesimle ilgilenirken ötekilere gereken somut kanıt bulunmadıkça reddederken, agnostikler bütün hepsine şüpheci gözle bakmaya özen gösterirler.
*Ve ne yazık ki zamanımızın bilimide tamda olması gereken gibi yapıp biraz daha ateist bir tutum içindedir. Yani yüksek olasılık olmayanları bir kenara bırakmaktadır.-yok kabul edilmektedir-
*Pekala bu kadar % ile uğraştıktan sonra biz bu %'leri nasıl belirleyeceğiz?
* * Elbette etrafımızdaki nesneleri nasıl belirleyebiliyorsak. yani 5 duyu organımızında bu işin içinde rol oynadığı bir deneme ile. Aksine psikolojiyi etkileyen veya bilinmeyenden yola çıkarak kendine kanıt aramak ise bilim için sadece saçmalıktır, kaale bile alınmaz.
*Peki öyleyse duyguları göremiyoruz onları nasıl kanıtlıyoruz?
* *Psikoloji etraftaki etkenlere bağlı olan bir bilim dalıdır. Ancak yinede biraz daha zorlayıcıdır. Her zaman bir birini tutmaz. Ancak psikolojide çeşitli şekilde deneme yanılma- yani gözlem- ile elde edilen bir bilimdir. Yani ne kadar duyguda olsa bir gözleme ihtiyaç duyulur.
Peki öyleyse bilim neden ötekileri bir kenara bırakıyor yani onlarında doğru olma ihtimali var. *
* *Çünkü varolduğunu kanıtlamak yok olduğunu kanıtlamaktan epey bir kolaydır. Yani burada ben kafamdan bir şey belirleyip -peri gibi- size onun var olduğunu söylesem ve dünyadaki bilinmeyen olayların hepsini ona bağlasam - bir bakıma dinlerin bağlandığı gibi- siz bana inanmazsınız ancak bunun olmadığını kanıtlamak için her taşı kaldırıp altında peri var mı diye bakmanız gerekmektedir, ki bu da saçmadır değil mi?
*Şimdi -karıştıran- müslüman arkadaşlarım biliyor musunuz ? İnanıyor musunuz ? Bence size bu soruya verilecek cevabınız doğrultusunda cevap verilmeli.
*Bu yazıdakiler sadece benim düşüncelerimdir bir yerden alıntı değil. Yani her türlü eleştiriyede açık..
*Saygılarımla...
Sen sofusun, hep dinden dem vurursun;
Banada sapık, dinsiz der durursun.
Peki, ben ne görünüyorsam oyum;
Ya sen? ne görünüyorsan o musun?
|