ictenlik´isimli üyeden Alıntı
Hazır olmadığınız bir yaşam biçimini savunuyorsunuz..
Komünizm.
Hazır olan savunlamıyordur.
Komünizm adına düşünenlerin hepsi kendini parti, sınıf/yönetici (parti yöneticisi ve yöneten) yerine/kılığına koyar. İşçi ve yönetilen değil.
|
Bu geçerli değil, elbette feodal anlayışla bu kafayı yaşayanlar da var, ancak kimse ben yöneten olayım diye girmez bu yola, öyle de düşünmez, istisnalar kaideyi bozmaz. Örneğin demokrasi isteyenlere de demokrat denir, demokrasinin olmadığı koşulda elbette
istemi anlam kazanır. Bu tek başına da anlam taşımaz, bir toplum demokrasiyi bilmiyorsa da demokrasi yaşanamaz, ancak bu süreçle anlam kazanır. Kapitalizmde isek, demokratlar elbette Parti kurmuştur(seçimlere Partilerin katılması dahi tam da senin dediğinin temelini oluşturur, seçimler partiler eliyle genel bir biçimde yapılıyorsa, aslında orada demokrasi yoktur) vb. Peki demokrasi yoksa? Öyleyse; demokrat illa
ben olayım şeklinde istendiği için aday olmaz, demokrasi olmadığı için aday olur(demokrasiyi içselleştirmemiş bir toplumda, elbette demokratlar da tabiki ve ısrarla seçilmek isteyecektir, bütün toplum demokrasiyi içselleştirdiğinde böyle bir ayrımdan da söz edilemez olur.).
Sosyalist ise, bir bütün halinde halk konseylerini esas alır. Örneğin ben halkın yönetimini
istiyorum, kendim için özel bir şey istemiyorum(AKP rejiminden rahatsız he rinsan kendisi için özel bir şey istiyor değil, ama seçimlerde de ister ki, kendi, adayları rejim yanlısı olmasın). Parti ise o koşullarda, erk değil ideolojiktir, yönetmez, sürece, işleyişe, işleyişin aşağıda belirttiğim doğrultuda sağlıklı olması için genel politika üretebilir. Zaten olması gereken budur, partiler genel halk seçimlerine, halkın yönetimine, halka rağmen, halk adına girmemeli, girememelidir. Ancak herkes halk konseylerinde sıradan yurttaştır ve halk kabul görür, delege de olurlarsa seçilebilirler. Toplum demokrasiyi içselleştirmemişse de kendilerinin seçilmesi için de ekstra çaba sarfetmek zorundadırlar -ki işleyiş içselleştirilebilsin.)
Temel,
Halk Konseyleri: Seçilmiş veya belirli kriterde toplumdan ayrılmış değildir,
kriter; her insan doğduğunda doğal adaydır ve 18 yaşına geldiğinde de doğal üyesi olur. Kriteri bundan ibaret
A ->
Bütün halkın en doğal ve temel organik dahili olduğu TEMEL konseyler(şuralar, sovyet aynı anlamdadır, "Avrupa Konseyi=Avrupa Şurası=Avrupa Sovyeti"),
işyeri, mahalle, köy, kamu kurumu konseyleri -> hükümeti -> seçtikleri Komite, kısaca insanların
çalıştığı ve yaşadığı her alanın doğal kurumu. Örneğin A işyeri konseyi->komitesi, B üniversitesi konseyi->komitesi, C mahallesi konseyi->komitesi vb. İlk elden yerel "hükümettir"(tırnak içinde, çünkü sosyalizmde hükümet insanı yönetmek değil, sorumluluk, iş yönetimi bağlamındadır).
B -> A komitesince
seçilen delegelerin İlçeyi oluşturması, ilçe konseyi, bunlar da komiteyi oluşturur. Bu halde İlçe Komitesi yine bu komiteden İl'e gönderilen delegeler.
C -> B komitelerinden
seçilen delegelerce oluşan İl konseyidir, yine bu konsey komitesini seçer, komite delegeleri de merkez konseyi.
D -> C'den
seçilen delegelerce oluşan merkez konseydir, konsey komiteyi seçer, komite de otomatik olarak merkezi "hükümet" olur, kısaca "hükümet" tüm ülke
komiteler toplamıdır.
Ek: Her konsey, seçtiği delegeyi yani komiteyi
denetleme yetkisine sahiptir ve böylece bütün hükümet doğal bir işleyişle konseylerce
denetlenir. Siz A'yı delege seçtiniz, sorunları konuşup, yapılması gerekenleri kongrede karara bağladınız ve bu kişiye de sorumluluk verdiniz, baktınız ki, sorumluluklarını yerine getir-e-miyor,
konsey toplantısında, sorunu dile getirip, seçim yaptınız ve yeter çoğunluğu sağlarsanız bu delegeyi geri alıp, yerine bir başkasını belirleyebilirsiniz. Demokrasi tüm yukarıda dile getirdiğim süreçler ve kurumlarla birlikte, budur da(
seçilenin seçen tarafından denetlenmesini içerir). İşleyiş, konseyler->sorunlar, çözümler, sorumluluklar, görev->komiteler bağı ve tabiyeti. Konseyler özgürce olağan toplantılar yapar, yapabilir, halk anlık durum değerlendirmelerinde, olumlu, olumsuz eleştireilerde bulunabilir, komiteleri denetleyebilir. Seçilen, seçene ve seçenin verdiği sorumluluklara tabidir.
Burada farkındaysanız
bütün hükümet halk tarafından ve doğal, temel olan taban konseyce oluşturulur ve hükümet doğal yollarla ve doğal katılımcı(halk) tatafından
aşağıdan yukarı kurulur ve tabi olma durumu da yukarıdan aşağıyadır.
Nesine karşı çıkıyorsunuz, hangi objektif gerekçelerle,
istenen, arzu edilen budur(doğada 4/4'lük yaşam yoktur, hiç bir şey mükemmel ve arzu edilene göre değildir, olamaz da. Nesnel
verili koşullar insan iradesinden bağımsızdır, ancak nesnel koşulları
değiştirme yönünde insan
emeği, müdahalesi de etkili olur. Fakat bu, örneğin
çöle düşmüş birisi
şimdi bu çöl ormanlık, etrafı dereler olsun demesiyle,
lafla olmaz. Bu anlamda iradesinden bağımsızdır, ama insanlık emek ile, pratikle, çalışarak
gerçekleşmesi için çaba sarfedebilir, başarabilir de, yine de 4/4'lük,
mükemmel olmaz, bu sefer
kar soğuğunda buralar 20 derece olsun diyeni çıkacaktır. Öyleyse biz,
ne istiyor, neyi başarmak istiyoruz, kıstas budur..
Kapitalizmde temsili demokrasi dedikleri ve partilerle(sirk cambazlarıyla) yapılan demokrasi değil, tam tersine demokrasinin engellenmesi içindir, yerine de demorkasi olmayana demokrasiymiş gibi meşruiyet sağlamak için. Partiler özünde fikir kulüpleri gibi, aynı görüşte olanların toplaştığı bir yerdir, seçme ve seçilme işi ise bizzat halkın olmalıdır ve partiler seçime katılmamalıdır. Kısaca
partilerin işi ideolojiktir, yönetim olgusu ise halka ait ve yerleşik, yerinde olmak zorunda.
Mevcut olan da ise, insanlar aldatılıyor, sanılıyor ki yönetim denelince ülke merkezinde 100-600 kişilik bir meclis olur, herkes 5 yılda bir hurra parti adıyla ortaya çıkmış seçkinlerin, elitlerin, parası olanın veya parası olana tabi olanın, kısaca halkın dışında ve halka yabancı birilerini seçer onlar da,
halka rağmen halk adına yine halkın seçmediği kişilerce(atanmış binlerce amir, müdür vs. de dahilidir) yönetir(bürokrasi). Bu mudur? Budur. Yani mecvut olan hem eleştirdiğiniz, beğenmediğiniz hem de savunduğunuz oluyor, bu ciddi bir çelişkidir.
Halka rağmen halk, sınıfa rağmen sınıf adına hareket edenler de kendisine bir çok feodal kahramanlık, haklının savaşı, iyi-kötü, doğru-yanlış, dost-düşman savaşı gibi, tamamen dini(ki yerleşiktir, kişiler kendi halinde başka türlüsünü bilmez) bir zeminde olup adına zamanın modası "sosyalist" diyebilir, bütün işi edilgen, müm'in-kafir edebiyatında slogan atmaya veya kişisel insan psikolojisine(oyuncağı alınmış çocuk gibi) indirgemiş olabilir, ancak bu bizim nazarımıza bir kriter değildir. Biz bunlara "sol, sağ sapma" diyoruz ve keşke olmasalar ve bunlar da, arzu etmesek de yaşanacak, yaşanıyor, kimsenin iradesinde değil. Yani ben
olmasın, olsun dememle de oluyor değil. Örneğin Köroğlu'nu ele alalım, efsanede 1 tane Köroğlu var, haksızlığa karşı gelmesini taktir ederken,
bir kesim çıkar Köroğlu olmak ister, biz ise; halka rağmen, halk adına Köroğlu olmak istemiyoruz, aksine Köroğlu olmaya mecbur bırakan koşulları ortadan kaldırmak istiyoruz..