Ali İsmail Korkmaz doğum gününde mezarı başında anılacak
Ali İsmail Korkmaz, doğum gününde sevgi ve özlemle anılıyor. 2013 yılındaki Gezi Direnişi sırasında Eskişehir'de saldırıya uğrayan ve 38 gün süren yaşam mücadelesini kaybeden Korkmaz için bugün memleketi Hatay'da bir anma töreni düzenlenecek.
EKİNCİ MEZARLIĞI'NDA BULUŞMA
Ali İsmail Korkmaz Vakfı (ALİKEV), genç yaşta hayattan koparılan Ali İsmail'in hatırasını yaşatmak adına bir çağrı yayımladı. Vakıf tarafından yapılan açıklamada, Ali İsmail Korkmaz'ın bugün saat 17.00'de Antakya'daki Ekinci Mezarlığı'nda bulunan kabri başında anılacağı belirtildi.
Paylaşımda, "Ali İsmail Korkmaz'ı doğum gününde sevgiyle ve özlemle anıyoruz. Saat 17.00'de mezarı başında buluşuyor, adını ve hatırasını birlikte yaşatıyoruz" ifadelerine yer verildi.
"HAYALLERİ YOLUMUZU AYDINLATIYOR"
ALİKEV, sosyal medya üzerinden paylaştığı duygusal mesajda Ali İsmail'in eksikliğine ve mirasına şu sözlerle dikkat çekti:
"Bugün Ali İsmail Korkmaz'ın doğum günü. Yaşasaydı 32 yaşında olacaktı. Onun hayalleri, adalet duygusu ve dayanışmayı büyütme isteği hâlâ yolumuzu aydınlatıyor. Daha eşit ve özgür bir dünya için attığı adımlar, bugün de hepimizin içinde yaşamaya devam ediyor. Biz de ALİKEV olarak onun bıraktığı yerden yürümeye devam ediyoruz."
NE OLMUŞTU?
Üniversite öğrencisi Ali İsmail Korkmaz, 2 Haziran 2013 gecesi Eskişehir'de sivil giyimli şahıslar ve bazı polis memurlarının saldırısına uğramış, ağır yaralanmıştı. Beyin kanaması geçiren ve 38 gün komada kalan Korkmaz, 10 Temmuz 2013 tarihinde henüz 19 yaşındayken aramızdan ayrılmıştı. Korkmaz'ın katledilmesi, Türkiye'de adalet arayışının en önemli simgelerinden biri haline gelmişti. https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiy...ilacak-2487813
Türkiye'deki doğum oranları tartışma konusu. Youtube'da geçen gün bu konuda bir video gördüm. 3 kişi yarım saat konuştular ama ben konuştuklarından birşey anlamadım. Özetle 'ekonomi' dediler sadece.
Toplumsal konularda söz söyleyenlerin bu kadar banal olması acayip.
50 sene önce ekonomi çok mu iyiydi sanki.
Ekonomi tabi ki önemli ama insanların çocuk yapmamasının en büyük nedeni değil ki.
Ali İsmail Korkmaz haberi mesela. Bu haber beyninizin bir kenarında duracak. ''Bu ülkede 19 yaşındaki bir genç, sebepsiz yere sokakta polis ve esnaf tarafından dövülerek öldürüldü.'' bilgisi hafızanıza kazınmış durumda.
Bu tarz haberleri izleyip geçmiyorsun aslında. Hani Türk insanı tepkisiz filan diyoruz ya, al sana tepki.
Bu haberler biriktikçe, senin geleceğe dair umutlarında bitiyor.
Evlenmek istemiyorsun, çalışmak istemiyorsun, bu topluma katkı sunmak istemiyorsun, çocuk yapmak istemiyorsun, ..vb
Zaten depresyon oranları patlamış durumda. Uyuşturucu ve kumar da öyle.
Niye sanıyorsunuz?
Türkçe rap bile patlamış durumda.
İnsanlar rap söyleyerek, rap dinleyerek bile bir isyanları olduğunu göstermek istiyorlar.
Uyuşturucu ve kumar da öyle aslında. Umutsuz bir toplum inşa etti, bu hukuğu guguk yapanlar.
Müge Anlı ve Esra Erol'un Atv'deki programlarında neler neler anlatılıyor? Niye böyle oluyor/oldu?
Salt ekonomi yüzünden değil işte. Adalet kardeşim.
Minguzzi mesela. Çocuğu pazarda bıçakladılar.
Bu bilgiler kafanda işte. Çocuk yapsam, çocuğumu pazarda bıçaklarlar mı ya da ikinci çocuğu yapsam, pazarda bıçaklarlar mı diye alttan alta düşünüyorsun sen. Gerizekalı olmayan herkes düşünüyor bunu.
1000 tane şey var kafanın içinde.
Yenidoğan çetesi ya da.
Yeni doğan çocukların fişlerini çektiler bu ülkede.
Böyle bir ülkede çocuk yapacaksan, buyur yap.
Bırak kurslardaki tecavüz olayını, mecliste bile bu konu ayyuka çıktı.
Yemiyorsun yediriyorsun, giymiyorsun giydiriyorsun ve senin çocuğuna mecliste birileri göz koyuyor. Taciz ediyor, tecavüz ediyor ve bu konu yüzünden ailece hayatınız mahvoluyor.
Gençler bu konuların hepsini biliyor, düşünüyor.
Öyle kiralar fazla meselesi değil, bu doğum oranı meselesi.
Asli pay ekonomi ve ondan bağımsız olmayan kültürün... (tabi ilgili videoda kişiler ekonomiden ne anlıyor ona da bakmak gerekir)
Eskiden de adalet sorunluydu ve hele her 10 yılda bir darbe dönemleri ve sonrası bu sorun daha baskındı. Yaşam koşulları ise daha iyiydi*, zorlukların temel belirleyeni ekonomi, kültür, toplumsal adaletsizlikteki denge faktörü, arz vb. meselesi de buna etki edebiliyor ve aslında tümü de "ekonomi" ya da ekonomik temele dayanır(siyaset de buna dahil). Kültür faktörü, o denli baskındı ki, nüfus planması yapılmak zorunda kalınır-dı, ancak kültürün de temelinde yine ekonomi, üretim ilişkileri yatar... Adalet konusunda da temelinde aslında yine ekonomi yatar. Yani temel faktörlerin en başında gelir.
* Reel ücretlerden değil, bir biçimde çare bulmaları, arzın zorunlu ihtiyaçlar temelinde olması ve kapitalist ihtiyaçlandırmanın -zorlamanın- daha düşük olması, kırsal hayatın sağladığı temel gıdaya olan erişim, olanaklar, nüfusun büyük çoğunluğunun kırsalda kendi barınaklarında kalıyor olması, fatura giderlerinin olmaması veya çok düşük olması, hatta bebek bezi, mamasının dahi olmaması, yozlaşmış da olsa hala süregelen imece, mikron ölçeğinde de olsa kolektivizm kültürü vb. bir çok sebeple... AKP'den önce ise; günümüze oranla 1 asgari ücret, 1 emekli maaşı, 4-5 kat oranında daha yüksektir(-günümüze oranla, ç.eşitli değer kayıpları, alımgücü paritesi vs.düşüldüğünde. Kısaca şu an asgari ücretin en az 70.000 TL olması gerekirdi ki, eski dönem koşullarına ulaşılabilsin). Tüm reel ücretler, geriye dönük ancak altın ile ölçülebilir, bu ölçümlerde altının normal seyri üzerindeki değer fazlası(ki son 30 yıl açısından muhtemel bu %20 civarı), alım gücü paritesi farkı çıkıldığında geriye çok küçük sağlamalar da olsa, geçerli, sağlam bir kıstas elde edilir. 1 Asgari ücretin 10-14 çeyrek altın aldığı koşullardan, 20 yılda ve sonunda 3 çeyrek altına düşmesi, buna rağmen toplumun %2'sinin kazancının 5 kat, kalan %7'nin de(yandaş, eşraf, bürokrasi, trolü, vurguncusu vs.) 2-3 kat arttıdığı koşullarda ne beklenebilir ki?
1980 öncesi ülke ağırlıklı olarak tarım toplumudur. Kültürel olarak da, geniş nüfus oranları açısından hala daha tarım toplumu kültürü yarı hakimdir veya çözülme sürecindedir. O toplumlarda kadın ve çocuk, feodal mülkiyetin bir parçası gibidir ve çocuklar orta yerde büyür, büyütülür ve evlilik zoraki, çocuk da zoraki görülür... 1980 sonrasında sermaye yararına ucuz işgücü, ucuz köle sağlamak, kırsal nüfusun artmasına karşın toprağın artmaması vs. vs. bir çok sebeple, şehirlere göç verilmiş, erimde değişen yaşam koşulları ve şehir, kapitalist hayatın olağanüstü zorlukları insanlarda yılgınlığa vb. de yol açmıştır(arabesk kültürü gibi).
Kapitalist koşullarda eline 100 birim para geçen birisi, kırsal yaşam alanlarında eline 20 birim para geçenden daha yoksul olabilir(genelde de öyledir)... İnsanların evlenip, çocuk yapıp, yapmama konusunda salt kendi namına bakarsak adaletin payı düşüktür. Ancak adalet ekonomiden bağımsız olamaz, o sebeple ekonominin belirleyici tarafından baktığımızda adalet de, yaşam standartları, çalışma, üretim koşul ve ilişkileri bazında korkunç bir etki oluşturur, bu etki salt adalet değil, kültürü de belirleyici hale gelir. Yani adalet kavramını kişilerin birbiriyle ilişkisi, suç ve hukuk kurumlarının ne yaptığından ziyade, ekonomik ve hayatın üretildiği temel alanlarda aranmalıdır. Örneğin, adalet için şöyle 3 yıllık bir deney yapıp, herkese asgari ücreti ve kirada yaşamayı dayatıp(aksinin yapılmasına imkan vermeyip), istisnasız herkesi o koşullarda yaşatmak lazım -ki en temelde adaletsizliğin kaynağı ve temelde nereden başladığı-olduğu görülsün... Hasılı adaletin de temeli ekonomidir...
Sonuç olarak Türkiye gibi hala daha feodal kültürü atamamış, aşırı ataerkil toplumlarda, buna rağmen nüfus artış oranının normalin altında seyrinin temel sebebi ekonomidir. Bu toplumun adalet anlayışı da cahilcedir, ya da zaten yanlıştır ve çok da umrusamazlar veya kişisel tercihlerinde pek de bağlayıcı olmaz.
Ama eline ancak 1 ev kirası tutarınca para geçen birisinin evlenmesi, evlense bile yaşamını sürdürebilmesi, sürdürse bile çocuk yapabilme sorumluluğuna girebilmesi ve o evliliği de sürdürmesi veya sağlıklı sürmesi imkansızdır... Sistem diğer taraftan da bunu bilinçli olarak tercih eder, çünkübilinçsiz toplumlar hayatlarının neden bu kadar zorlu ve acımasız olduğunu sorgulamak yerine, meselenin kaynağında, iyi birer ücret veren patrona, iyi ücret verecek olan bir meseleğe, akademik eğitim, diplomaya sahip olmakla çözüldüğünü düşünürken, zorlu yaşam koşulalrında da birbirlerine düşerler... Kısaca azınlık bir sınıf ve eşrafı olağanüstü koşullarda ve hak, hukuk, adalet gibi kavramlarla zerre sorun hissetmeden yaşarken, bu hayatı sağlamanın koşullarından birisi de sömürdükleri toplumun yoksul, çatışmalı, özellikle hengame içerisinde çaresiz kalmasını sağlamaktır. Burada köle sahiplerinin, köleleri(geniş toplum yığınları) üzerinde bir çok basit, kendiliğinden yöntemler var ancak girmeye de gerek yok... Normalde ülkelerde nüfusun azalması insanlığın yararınadır, ancak kapitalist sistemlerde hem sömürge hem de üretim ve ucuz iş gücü vb. bir çok sebeple nüfus fazlalığına ihtiyaç duyarlar...
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
------- Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Bir ülke ekonomik temeller üzerine inşa edilmez, adalet üzerine, yani yasalar üzerine inşa edilir.
Temel adalettir, yasadır, hukuktur.
Anayasa mahkemesinin verdiği kararları bile tanımayan erk, bu ekonomik krizin müsebbibidir.
Yani temeli ekonomi gösterdiğiniz zaman, bu erki/iktidarı bir anlamda aklamış gibi olursunuz. Çünkü ekonominin kötü olmasını, sokaktaki vatandaş fırsatçılara veya dış güçlere bağlayabiliyor.
Tabi ki insanlar ''bu ülkede adalet yok, ben evlenmem bu ülkede, ben çocuk yapmam veya çok çocuk yapmam'' demiyor. ''Ekonomi'' deyip kestirip atıyor ama ekonomi değil işte.
İnsan, çevresinde olan bitenleri gözlüyor, her şeyden etkileniyor. Bu etkileşim yüzünden çoğalmak istemiyor.
Mesela artan boşanma oranları. ''Niye evleneyim, herkes boşanıyor nasılsa'' deniyor. Boşanmaların artmasının nedeni ekonomi mi?
Kadının çalışma hayatına girmesi, erkeğin düşük ücretle çalışması gibi etkenlerin arkasında ne var?
Siyasi iktidar var. Bu siyasi iktidarın adaletle/yasalarla ilişkisi ortada. Haliyle boşanmaların artmasının temel nedeni ekonomi değil, siyasi iktidar.
Ekonomi ara neden, ana değil.
Bir ülke ekonomik temeller üzerine inşa edilmez, adalet üzerine, yani yasalar üzerine inşa edilir.
Temel adalettir, yasadır, hukuktur.
Toplumlar, sosyal ilişkiler, üretim ilişkileri, ülkeler, sistemler, rejimler, SİYASET, yasalar, ADALET-ADALETSİZLİK tümü de ekonomi-k temel ve ihtiyaçlar, PAY, payda, paylaşım, hak(hakkına düşen, düşmeyen) üzre inşa olur(kimin adaletiyle ülke kuruluyor? Burada kastedilen hangi adalet, nasıl? Neye dayanıyor? Bu tür önce yasa(neye göre, kim belirliyor?), sonra ekonomi -ki bu imkansız, önce ortada ekonomi, sonra adalet kriteri, yasalar gelir. Ömer'in adaleti, monarşinin adaleti, rejimin adaleti, Ali'nin, Ayşe'nin, Allah'ın adaleti, adaletsizliği gibi deyimler; feodalizmden, monarşiden kalma kutsal monarşi, kutsal devlet, her şeyi bilen "her işi onu yazan bağnaz masal yazarlarının sergilediği haliyle gerçekte adaletsiz, sorgulanamaz tanrı masalları" vb. gibi kişi, sözde seçkin bir irade veya seçkin bir otoritenin iradesi veya davranışına veya yasalar-ın-a dayandırma esaslı yaklaşımlar, aldatıcı deyimler(öncelikle ve asli kriter, temelde yatan ekonomi olmalı)... O halde doğru soru burada kastedilen KİMİN, NEYİN, neye dayanan ADALETİ?. Eğer yasalarla oluyorsa, o halde masabaşında yasa yazmak zor olmasa gerek, öyleyse neden bu adaletsizlik? Yasaya uymuyorlar mı, sebep?(gerçi temel ekonomi ve ekonomi biliminden bağımsız olan ve adına yasa dediklerimiz düzmece, genelde kişiler arasındaki yüzeysel ilişkiye dayanır)... Oysa, insanlığın son 10.000 yılında açığa çıkan, saraylar, devletler, ülkelerin vb. muğlak, yüzeysel ve olanakları dışta tutan göstermelik sözde hukuk yasaları vb. adalet değil, aksine ADALETSİZLİK sayesinde ve adaletsizliği meşrulaştırma ihtiyacıyla KURULMAKTADIR. Tam da bu sebeple ortaya çıkmaktadırlar ve tam da bu sebeple ekonomiye, yani temele inmek zorundayız(*). Elbette adaletsizliğin belirleyiciliği ayrı konular ve elbette adaletin olmayışı, bütün olumsuz sonuçların sebeplerinin en başında gelir. Özünde ve temelde zaten sana katılıyorum. Ancak burada kastedilen adalet, hele konu nüfus artışı oranlarında düşüşler ve toplumun neyi öncelediği, tercihleri esas alındığında adaletsizlziğin farkındlaığı konusu tek başına temel alınabilir bir etki oluşturmuyor(Bu coğrafya, mecvut toplum ve bütün kriterleri, kafasına vura vura paraya endekslenmiş, para aracıyla köleleştirilmiş bir toplum açısından)...
Bu ülkede, "özgürlük", "uçurtma" kelimelerinin dahi yasaklandığı, 1980-1985 arası doğum oranı %10-13 oranında seyretmektedir. Temelde ekonomi, kültür olmayacaksa, o halde, bu konuya, nüfus artışındaki düşüşe dair kastedilen adalet engeli, kriteri nedir? Adaletsizliğin bütün olumsuz sonuçları, ekonomik imkan, olanaklardan mahrum kalma konusu da başta olmak üzere sana katılıyorum, ancak eldeki malzemenin davranışının bir çok sebeple USÜLE, ESASA uymadığını dile getiriyorum. Temel kriteri para ve zoraki mahrum bırakarak kölesi edilmiş bir toplumun, haliyle olanak ve olanaksızlıklarını baz alma esası, davranışından söz ediyorum, yani analiz etmemiz gereken malzeme, koşullar ortada ve bu toplum normal değil(mankurtlaştırılmış ve adalet anlayışı da mankurtu olduğu etiket yiyicilerinin şahsi menfaatlerine ve kendilerine düşecek menfaate göredir ve bu menfaat de aldanışmışlığın getirdiği kof böbürlenme, diken yedirilen koyunun kendi kanının tadından haz alması, duyması gibidir) -kaldı ki OLANAKLARI VARKEN(şayet varsa) neden toplumca(!) evlenmekten kaçınır veya çocuk yapmamayı tercih ediyor olsun? Aynı adaletsiz koşullarda asgari ücret 100.000 TL olsa, bunların çoğunun yapacağı ilk işlerden birisi araçlarına çakar takmak olur, elbette bu bağlamda ne yapacaklarını kendileri bilir[/B]... Ben bunu savunmuyorum, haksızsın demiyorum, mevcut olanın davranışına göreliyorum, yoksa mevcut olanın sefaleti, yoksunluğunun da altında elbette, bunu bilsin veya bilmesin adaletin olmayışı yatıyor. Yani demek istediğim, haklısın, temelde adaletsizlik yatıyor, ama o adaletsizliğin temelinde de -saklanan, gizlenen- ekonomi, fayda-çıkar ilişkisi ve toplumsal farkındasızlık, cehalet yatıyor.
Ekonomi = FAYDA ve elbette fayda-zarar, menfaat esasına dayanır ve temel ekonomi, insanlığın doğa, yaşam biçimi ve ilişkilerinden en az maliyetle faydalanması esasına dayanır(BURADA EKONOMİ üzerine görüşler, ekonomi-politik veya ekonomiye dairlik ile ekonomi karıştırılmamalı, kastetiğim ekonominin temelde ne olduğu, kaynağı -yani su'yun varlığı, ortadalığı ile, suyun kimyasına dair konuşmanın arasındaki fark gibi, önce su, kimyası sonra). Bunu merkeze koyun, adaletin de, siyasetin de temeli burasıdır... Buradaki fayda, pay-ıma ölçütünü de neye, kime göre üzerinden değerlendirin. (*)AKP veya yandaşları veya bu rejimden nemalananlar neden adaletsiz davranmakta ve adaletsizliği, yalanı, dolanı, yüzleri kızarmadan, aleni biçimde sergileyebilecek düzeyde kendilerine hak görmektedirler ve onlara bu olanağı sağlayan-veren nedir? Çıkarı, sağladığı faydalar mı var ve bu fayda faktörü en temel faktör değil mi? SİSTEM mi AKP'yi vb. var ediyor yoksa AKP mi sistemi var ediyor? Sistem iyi, ama kötü olan AKP'mi veya öyleyse nasıl olanak, imkan buluyor, sağlıyor? Önce bunu cevaplamanız gerekir.
Ülkede adalet, gerçek solcuların umrunda, ancak onların azınlık etkisi bizi yanıltmasın... Birde piyasada sözde ekonomist kimliğiyle dolaşan kalın, darkafalı sözde "liberaller" vardır, ekonominin temeline inmeden, asıl ekonomiyi dışta tutarak(ki bilinçli olarak yaparlar), ekonomiyi de saçma-sapan basit, aslen geçersiz istatistiklere indirgeyip(çünkü dünya kapitalizmi bunu yapar, doğasına uygun olarak esas çoğunluğu, temelde yatan üretim, paylaşım ilişkisi daha doğrusu temel olan adaleti veya adaletszliği yok sayar), ekonominin kötü olmasının sebebinin ekonomik koşullar, üretim, tüketim ve paylaşım ilişkileri vb. değil de, seçilmiş yöneticilerin, bürokrasinin basiretsizliğiymiş gibi gösterirler -ki bu aslında bir yanılgıdır. Oysa en temele EKONOMİ yatar ve adalet de, adaletsizlik de orada başlar. Eğer adaletten söz ediyorsak ve eğer adalete ihtiyaç duymuşsak o halde adaleti değil, ADALETSZİLİĞİ VE TEMELDE YATANI KONUŞMAK GEREKİR.
Kısaca diyorum ki, ADALET-SİZLİK KONUSUNDA HAKLISIN, ancak toplumun davranışı, tercihi açısından elde olan malzeme, usüle de, esasa da uymuyor... Zaten ekonomiden bağımsız adalet kavramının da, toplumsal tercihlere dair ekonomiyi dışta bırakan yaklaşımların da bir anlamı, muhatabı olmuyor.
O halde neden adalet yok, bu adalet dediğimiz şey insandan bağımsız, ayrı, dışında bir nesne, özne-irade midir? Kişiler zümreler, egemenler neden adil olmazlar? Ekonomi ve adalet, yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumrutadan sorusu gibi görülebilir ancak öyle değildir(insan açısından ekonomi, insanın ihtiyaçları ve karşılama sürecine dayalı doğal bir zemini temsil eder. önce fayda, çıkar(!), sonra bu çıkarlar veya faydanın hak, hukuk, payların eşit olup, olmaması, eşit veya hak esasına uygun dağılıp, daıtılmaması, paya düşen kriteri vb. gelir ve bu konu bir kaç paragrafla detaylandırlabilir bir konu değil ve ADALET, yasa, hukuk, siyaset derken de, ilk bakmamız gereken temel nokta, fayda, çıkar hesabı, kimin faydası-çıkarları, nerede, nasıl, kimler üzerinden,,, diğerlerinin hakkı, hukuku, faydasını gasp ediyor ve toplumsal konumu, statükosu, temsili(devlet mi, silahlı güç mü, ülke mi, rejim mi, saray mı, hükümet mi, hukuk mu, her ne bok üzerinden ise) ve üzerine nasıl bir siyaset, adalet, hukuk tesis ediliyor vb. olmalı.. Şu ya da bu koşul, yaşam biçimlerinde, yaşanan, işleyen ekonomik süreçlerin sağlıklı olup, olmaması konusunda, en temelde adaleti kriter etmemiz -EKONOMİ-POLİTİK, meselenin siyasi, hukuki yanı ve sonuçları, analizine girmek- gerekir -ki haklısın.
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
------- Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
İnsanlar Akp yüzünden evlenmiyor, çocuk yapmıyor. Söylemek istediğim şey bu.
Kapitalizm/Sosyalizm tartışmasından, devletin varlığının doğru olup olmadığından ya da insanların cehalet sorunundan bağımsız olarak söylüyorum bunu.
1990'lı yıllarda niye insanlar 3-5 çocuk yapıyordu ya da neden boşanmıyorlardı da, Akp iktidara geldiğinden beri evlenme oranları azalırken, boşanma oranları arttı veya doğum oranları azaldı? Mesele bu. Ele alınması gereken konu bu.
Tabi ki geçmişte de adaletsizlikler oldu ama Akp döneminde olan şey çok farklı.
İnsanların bir kısmı bu konunun farkında. Yani Akp yüzünden evlenemediğinin veya çocuk yapamadığının farkında ama bir kısmı da farkında değil. Farkında olmak zorunda da değil. Herkes siyaset/sosyoloji bilecek değil sonuçta.
Akp döneminde o kadar çok travma ortaya çıktı ki, insanların evlenmesi veya çocuk sahibi olması çok zor.
Birkaç tane sayayım;
-Kadın cinayetleri
-Depremde onbinlerce insanın ölmesi
-Ali İsmail Korkmaz gibi gençlerin sebepsiz yere öldürülmesi, Gezi'de ya da 15 temmuz'da.
-Yeni doğan çocukların fişlerinin çekilmesi
-Mülakat denilen şey
-Somali cumhurbaşkanının oğlunun trafikte işlediği cinayet gibi haberler
-Taciz/tecavüz olaylarının çok artması ve 'bir kereden birşey olmaz' diyenlerin varlığı
-Uyuşturucu kullanan milyonlar
-Kumara saplanmış milyonlar
-Asgari ücretin veya emekli maaşının inanılmaz az olması, gelir eşitsizliğinin inanılmaz bir boyuta çıkması
-Daltonlar gibi mafya oluşumlarının ortaya çıkması
-Milyonlarca insan da silah bulunması
-Trafikte en ufak bir şey de kan dökülmesi
-Okullarda öldürülen öğretmenler
-Hastanelerde öldürülen doktorlar
-Artan intihar olayları. Polis intiharları mesela.
-Hapishaneden çıkarılan onbinlerce insan
-Milyonlarca göçmen/mülteci
-Pandemi
Bunların hepsi travma. İnsanlar bu haberlerden tabi ki etkileniyor ve ona göre davranmaya başlıyor. Bu yüzden 1990'lardaki gibi doğum oranlarına ulaşılamıyor ya da boşanma oranları evlenme oranlarını geçiyor. Hepsinin temelinde Akp var.
Peki, akp ne yaptı? Yargıya müdahale etti. Aslında ele geçirdi.!
Yasama-yürütme- yargı diyoruz ya; buradaki yargıya müdahale ettiği için bu travmalar yaşandı ve yaşanmaya devam edecek.
Yargı, 1990'larda, bugüne nazaran bağımsızdı. O zamanlarda da adaletsizlikler vardı, ekonomi iyi değildi ama yargıya siyaset az müdahale ediyordu.
Bugün yargıya, siyasete güven oranları yerlerde. İnsanlar güvenmiyor. Güvenmediği için bu topluma çocuk yapmak istemiyor işte.
Ne zaman güven ortamı sağlanırsa, ekonomi kötü olsa bile insanlar tekrar çocuk yapmaya başlar. Güveni sağlayacakta iktidardır.
Adalet ve güven dedim ya, ekonomist Emre Şirin'de benim altını çizdiğim şeyleri aynen tekrarlamış.
Videonun sonunda problemin ekonomi olmadığını haykırmış işte.
Aklın yolu birdir.
Adalet ve güven dedim ya, ekonomist Emre Şirin'de benim altını çizdiğim şeyleri aynen tekrarlamış.
Videonun sonunda problemin ekonomi olmadığını haykırmış işte.
Aklın yolu birdir.
Oysa 1980, 1990'lı yılların ŞİDDETLİ adaletsizliği de genel-geçer düzeyde, kabullenilmiş, sinmiş, sindirilmiş, belkide -aynen bugün aldatılan o geniş yığınlara verilen dini-milli dozlar gibi- bazı kılıflarla kanıksadığınız, tam bir adaletsizlikti. Ancak bir çoklarınca , adaletin tanımı çarpıtlarak veya çarpık biçimde kavranarak-esas alınan, kriterlenen adalet, adalet-sizlik anlayışı, tanımı, POLİTİK, DAHA DOĞRUSU HAMASET ringinde rakiplerin birbiriyle çatıştığı türden bir rekabet, bir nevi klik çatışması düzeyini aşmayan bir yaklaşım sergilemektedir. Bu da en azından 2 kliğin(kabukta, görünürde), 2 tarafın 200 yıl evveline dayalı, aslen ortak hamaset-siyaset anlayışıyla mirastır. Çoğunluğun anladığı ADALET bu temelde -kliklerin rekabeti arasında- ve bunu da adalet sanıyorlar... Kısaca adaletsizliği kendileri namına hak, meşru sayma veya klik düzeyini aşmayan etiket siyaseti, karşı kliğin, beri kliğe politik baskısı ve bu baskı adına da hukuku, devlet gücünü vb. istismarı üzerinden takındığı tutum sanıyorlar. Yoksa baksanıza temelde yatan ekonomi, ekonomi-politik zemin, fayda-çıkar-menfaat, ekonomi-politik temelin, ekseninin, bunlar açısından hiç bir belirleyici, hesaba katılır bir yanı yok. Sanki adalet BAZI ERDEMLİ kişilerin kişisel davranışalrıyla ilgili bir şeymiş gibi.... Bir toplumun %1'inin ve eşrafı, bilmem neyiyle, %10'unun yağlı, ballı yaşarken, çalar, çırparken, kalanın ve çoğunluğun yoksunluk, yoksulluk, mahrumiyet dahilinde yaşıyor olduğu koşullarda ADALETTEN söz edilemez, tutarlı, yerinde, sağlıklı bir kavrayış için temelde yatan asıl faktörlere, en temele, ekonomi bilimine inmek gerekir. BEN bu temelden yükselenin ADALETSİZLİK OLDUĞUNA İTİRAZ ETMİYORUM veya ADALETSZLİĞİN her türlü olumsuz sonuçlar doğurduğu görüşüne İTİRAZ ETMİYORUM, benim itirazım adaleti neye dayandırdıkları, nasıl kaynaklayıp, tanımladıkları, nasıl oluyorda ekonomiden bağımsız görme yanlıgısına düştükleridir..., adaletszizliği, en temelde sağlayan nedir, hangi koşullardır, çözümlenmesi ve bakılması gereken ASIL TEMEL BURASIDIR DİYORUM(buna neden itiraz ediyorsun, bu belli değil?)? Madem beyfendi ekonomist, acaba bunu bilmiyor mu? Sömürgeci, üstüne de hakim talancı bir egemenlik biçimi veya biçimlerinin, ekonomi-politik, sosyo-politik, sosyo-hukuki olarak adil olması zaten beklenemez, ancak neden beklenemez bunun cevabı nedir? Zaten varlıklarını, temelde adaletsizliğe, ama bu adaletsizliğe olan gereksinmimleri de temelde yatan EKONOMİYE, fayda-çıkar ilişkileri, ekonomi-politiğe dayanır ve buradan hareketle adaletsizlik üretilir vs. Nerede birisinin faydası, diğerinin zararı üzerinden hayat buluyordur, orada adalet gereksinimi anlam kazanır. SORUNLARIN temelinde EKONOMİ-POLİTİK DEĞİL, ADALETİN OLMAYIŞI söylemini esas alan birisi(ki kastedilen adalet ne?) ekonomist olamaz... Bu da bize ülkedeki öğretimin, nasıl da geçersiz ve temelsiz olduğunu gösterir. Belirli ve ancak onlara olanak sağlayan koşullarla, belli bir kesimin FAYDA-MENFAATİ üzre dönen koşullarda, adalet mümkün olur mu?
Kaldı ki 10 kere dile getirdim, EVET TEMELDE ADALET değil aksine düpedüz ASDALETSİZLİK ve adaletsizliğin MEŞRULAŞTIRILMASI gerçeği VAR, sanki adalet olgusunun da temel belirleyeni olarak kayanığına inilmesi gerekir derken, adaletzliği ve sonuçlarını yok sayıyormuşum gibi bir yaklaşım, algı ortaya çıkıyor -ki bu yanlış, böyle bir şey demiyorum, SEBEBİ, kaynağı EKONOMİ DEĞİL, ADALETİN OLMAYIŞIDIR DİYEN BİRİSİ, ekonomi-politik konusunda ya yeterli bilmiyor ya da bir şey bilmiyordur, bu kadar açık ve net. Mataforla ifade edersem, ekonomi uzay iken, adalet bir galaksidir.....
Bu toplum ki, 12 Eylül karanlığında bile yıllık doğum oranlarında %13 nüfus artışlar gösterip, rekorlar kıran, hatta nüfus artış oranının düşürülmesi için, nüfus planlaması yapılmış bir toplum. Ve senin "o zaman nüfus artış oranı yüksek ise, demek ki adalet varmış" -doğum oranlarını bu oranda etkileyecek kadar hem de-, yaklaşımın doğru değil. Adaletin A'sı bile yoktu... Kısaca bir konuyu baştan yanlış kriterlersek, artık o yanlış çorap söküğü gibi gelir ve ölçü de ölçüt de şaşar. demek ki "bu meseleye dair, sorunun asıl kaynağı ekonomi-k, ekonomi-politik değil, adalettir" demek doğru bir yaklaşım değil, çünkü adalet, politika, fayda-menfaat-çıkar, pay, payda ekseni ekonomiden bağımsız düşünülemez, öyleyse kimin menfaatleri, kimlerin hayatını zindan ediyor ve bunu sağlamak, sürdürmek adına neye -örneğin adaletsizliğe- başvuruyorlar?.[/B]...
Kısaca asıl sorun, ADALET değil -yani öncüle bunu koymak yerine-, hakim olanın, dünyanın, yaşamın, sistemin ADALETSİZ olumasıdır ve adalet dediğimiz de, adaletsizliğin hakimiyetinde anlam ve önem kazanmaktadır. yani adalete sahip değiliz, bizim sahip olduğumuz şey adaletsziliktir, o sebeple de adalete gereksinim duyuyoruz, öyleyse sorgulanmalı, kaynağında yatan ne?...
Peki, Avrupada 1950'den bugüne doğum oranlarındaki düşüşün sebebi nedir?
Adalet sözde erdemli insanın davranışında aranan ulvi, ruhani, uhrevi, ayakları havada veya buna benzer ve kişiye göreli karzeden bir şey mi? ya da, ne bileyim iyi bir Müslüman olmak, Türk olmak, hümanist olmak ve bunlara vb., etiketlere dayanmak ve sınrılanmaksızın bunları yüceltmek, engelsiz tezahürat yapmak veya yapma serbestliğine sahip olmak gibi yaklaşımlarla mı geçerli olmaktadır? Kısaca KAYNAĞI ne? O kadar basit bir soru ki, ADALETSİZLİĞİN KAYNAĞI, TEMELİNİ ÇÖZMEDEN, NEYİN ADİL, ADALET OLDUĞU veya olmadığı veya "NEDEN ADALETSİZLİĞİN tercih edildiği, ne adına, nasıl gereksinim duyulduğu" konusunda nasıl, neye göre karar veriyorsunuz? Çünkü ADALET YOKSA, hakim olan ADALETSİZLİKTİR, öyleyse sebep ve neye, hangi, ne adına destekler üzerine sürmektedir? AKP yanşdaşları, AKP yandaşı olmakla menfaatlerinin zedeleneceğini görseler, ne yaparlardı? AKP'ye oy veren kitlelerin, AKP'ye oy vermenin menfaatlerine(yine ekonomi-politik) olduğu yanılgısını görseler, aksine zararlarına olduğunu(kısaca yine temelde ekonomi-politiği) çözümleseler veya ülkede insani yaşam standartları, ortalama insani yaşam normlarında olsaydı ne olurdu?...
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
------- Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Devletin var olması asıl sorun. Doğru ama daha da ileri gidelim. İnsanın var olması asıl sorun. Bu tartışma bitmez.
Dini veya belirli bir ideolojiyi de asıl sorun olarak görebiliriz, gösterilebilir.
Akp öncesine nazaran, Akp döneminde yaşanan nüfus artış oranının azalmasının temel nedenine bakıyoruz.
Akp'nin, yargıya her anlamda yön vermesi ve bu kuvvetler birliği sonucunda, toplumda bir güven sorunu yaşanması ve bu sorunlar yüzünden ekonominin altüst olmasının altını çiziyoruz.
Buradaki mesele sistemle oynanma meselesi. Akp cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini getirdi, kamuya başörtüsü serbestisini getirdi, yargıya da alenen müdahale edince ip koptu.
Bu yüzden insanlar evlenmiyor, çocuk yapmıyor, az çocuk yapıyor, evlenenler boşanıyor..vb