Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 18-08-2007, 16:42
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart 'Mülkiyet' kavramı

mülkiyet nedir ? yaşarken soyut ve somut olarak neleri mülk ediniriz hiç düşündükmü ? soyut mülkiyetlerimiz,ırkımız,dinimiz,görüşlerimiz,düşün celerimiz,tarihimiz olabilir mi? mülkiyet sahibi olmak bizi zengin mi eder yoksa esir mi? somut anlamda mülkiyetsiz olma fikrini marxtan mı ödünç aldık ? mülkiyetsiz olmak fikrinin mülkiyeti nereye ait olmalıdır ? öze mi yoksa marx a mı ait olmalı ? arada fark var mı?

mülkiyet kavramı denilince aklıma gelen pekçok sorudan bazıları bunlar? fikirlerinizi öğrenmek isterdim.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 18-08-2007, 21:43
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: 'Mülkiyet' kavramı

Mulkiyet hirsizliktir .
Insanlarda mulkiyet kavraminin, komun hayati yasanan magaralardan, aile barinaklarina tasinmalariyla basladigini dusunuyorum.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 18-08-2007, 22:00
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: 'Mülkiyet' kavramı

respendial dogru teşhisi koymuş, devam ederiz konuya, açarak tabii ki.


* *saygılarımla
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 19-08-2007, 00:37
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: 'Mülkiyet' kavramı

Mülkiyetsizlik tanımını entellektüel seviyede yapmak ile özden gelen farkındalıkla ulaşmak arasında bence büyük fark var.entellektüel seviyede bilinen doğrular ne yazık ki her zaman uygulanan doğrular değildir,üstelik bunların entellektüel seviyede dillenmesi sanki uygulanıyormuş gibi yanılsamacı bir aldanışa götürür.doğrularımız ancak teoriden pratiğe geçirilip bizim yaşanan gerçeğimiz olduğunda kıymet ifade eder.emek sömürüsüne karşı olmak,sınıf ayrımı yapmamak,çalışan herkesin toplum için üreten bir emekçi olduğunu,üretimin şişirilmiş gereksinimlerin doyumsuz tatmini için çalışmaktan vazgeçmesi,mutluluk tatminimizi gereksinimizin ötesindeki birikmiş maddi yığıntıdan değil,zihinsel birikimimizden ve toplum yararına üretimimizden kazanıldığı ve mülkiyet kavramının temel yaşam gereksinimlerinin gerçek karşılıklarıyla sınırlandığı toplum ütopyası gerçek olsa dünyanın kurtuluş günüdür o gün.

Bu ütopyaya nasıl ulaşılır ki?Bir toplum içinde barındırdığı aydınlık birey sayısı kadar aydındır.aydınlığı yakalamak adına doğrularımızı çoğunluğa dayatıp, tepelerine yaktığımız doğruluk ışığında oturmak zorunda bıraktıklarımızın oluşturduğu topluluk aydınlıkta değildir, ışıktan gözü kamaşmış ne yaptığını bilmeyen sürülerdir.doğrular onlara kişisel farkındalıkla ulaşanlar için uygulanabilir ve sürdürülebilir doğrulardır.diğer türlü sadece baskıcı ve kısıtlayıcı yaptırımlardır.

Mülkiyetsizlik sadece somut anlamıyla değil soyut anlamlarıyla birlikte düşünülmelidir.doğum ve ölüm arasındaki adına yaşam denilen bu zaman dilimi inanç sahibi olalım veya olmayalım aslında kaçışı olmayan bir mahkumiyettir.ruhlar bedenlere,bedenler dünyadaki yaşama mahkumdur.aynı mahkumiyeti paylaştığımız bir dünya dolusu yoldaşla beraber yaşamaktayız.yoldaşlık aynı yolu yürümek,yürünen yolda dayanışma içinde olmak demektir.bu ırksal,tarihsel,düşünsel,dinsel her türlü soyut mülkiyetden arınarak, somut mülkiyetlere gereksinimin kalmadığı noktaya ulaşmış olmak demektir.soyut olan mülkiyetlerimizden kurtulamadıkça somut mülkiyetsizlik kavramına ulaşmak bana göre pek mümkün değil.ırksal bir mülkiyetimizin varlığını kabul ettiğimiz anda peşinden ırkımızın tarihsel mülkiyeti,topraksal mülkiyeti,dinsel mülkiyeti bizi esir alacaktır.biz ve onlar kavramını oluşturmuş olacağız.mülkiyetsizlik benim,bizim,senin,onun gibi tanımlara sahip olmamak demektir.mülk sahibi olmak esaret iken mülkiyetsizlik özgürlüktür.bence mülkiyetsizliği savunan birinin dünyayı bir bütün ve tüm insanları eşit,ırkından,tarihinden,dininden arınmış olarak görebilmesi gerekir.inanış ve düşünüş farklılıkları kişisel kalmalıdır.

mülkiyetsizlik tanımını entellektüel seviyede siyaset felsefesiyle yapabiliriz ama tanımın ötesindeki yaşayan gerçek anlamına dokunmak için siyaset felsefesinin ötesinde bir farkındalığa gereksinim var.entellektüel seviyede mülkiyetsizlik öğrenilmiş bir doğrudur ve tüm öğrenilmiş doğrular gibi *dayatmacı tavra sahip olabilir,farkındalık seviyesi ile anlaşılan mülkiyetsizlik kavramı ise gerçek anlamına özündeki algı seviyesinin yükselmesiyle ulaşmaktadır.biri bilmekte ve herkesi öğrenmeye zorlamakta,diğeri ise doğrusunun gerçek olduğunu kavramış ve onu yaşamaktadır. mülkiyetsizlik kavramına özden gelen farkındalıkla nasıl ulaşılabileceği ise ayrı bir konu.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 19-08-2007, 01:23
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: 'Mülkiyet' kavramı

Tarih mülkiyeti ise yaşanmış vahşetleri,savaşları bizi mirasçı konumuna düşürerek tekrar yaşanmasına sebep olur.ölmüş,unutulmuş olanı,unutulması gerekeni tekrar yaşanılmak üzere ısıtır.yeni masum ve taze başlangıçları engeller.geçmişin kirli,kinli gölgesini bugüne düşürür.aydınlık olması gereken bugün geçmişin gölgesiyle kararır.tanımadığım ve fiiliyatından mesul olmadığım dedemin hataları beni takip eder.yada dedeme yapılmış olanı sanki ben düzeltebilirmişim gibi bana anlamını yitirmiş kan davalarını miras bırakır.ben bugün buradayım benim sorumluluğum bugünde ve bugün benimle yaşayan diğerleriyle.gün bugündür yaşanan bu andır.geçmiş geçip gitmiştir.yaşanan o günün dinamiği içinde yaşanmış haklısı veya haksızı ile toprağa gömülmüştür.güçsüzdü, zayıftı,ezildi yada güçlüydü o zamanın dinamiğinde ipler onun elindeydi ezdi geçti ne yapabilirim.ezdiklerinden ben özür dileyemem yada ezilen dedem için kimse bana özrünü sunamaz.bu nasıl bir mantıksızlıktır.ben o değilim,sen de öbürü değilsin.onlar kendileri aralarında yaşadıklarını kendi yarattıkları dinamik içinde ve bulundukları zaman dilimi içinde yaşadılar.yaşadıkları her ne idiyse bitti.sahne değişti,yeni bir sahne ve yeni oyuncular var şimdi.o onların hayatıydı,ben benimkini yaşamak istiyorum.onların kokuşmuş önyargılarını kinlerini,kavgalarını,vahşetlerini duymak ve dinlemek istemiyorum çünkü bu taze gün benim ve benimle birlikte olanların.kuşkusuz başlangıcımı onların bıraktığı yerden devralıyorum ama sonunda nereye varacağım benim özgür irademe bağlı.tarihin yaşanmış bitmiş olanı hortlatarak bugünü kirletmemesi için tarihin mülkiyetinden kurtulmak gerekir ,bıraksın tarih kirli ve yapışık ellerini yakamızdan,bugünümüzden biz kendi dinamiğimizi kendi özgür irademizle ve aklımızla kuralım.bizden sonra kurulacak sahne bir önceki gibi kin ve nefret dolu bir yeni başlangıca sebep olmasın,tarih bir sonrakine bir öncekinin yaptığı yanlışların sorumluluğunu yükler yada kurumuş kanı,akacak yeni kanların temizleyebileceği gibi hastalıklı çıkarımlar yapar.tarih mülkiyetinden kurtulmak gerekir.çünkü bizim tarih dediğimiz her ne ise bugünü geçmişin dayatmasında yaşatıp bizi tarihin vahşetinde esir etmektedir.

Senin deden benim dedemi kesti özür dile.senden ben özür dileyemem ki çünkü ben kesmedim,ayrıca kesilen de sen değilsin dedendi.senin onlar adına kan davası gütmen ne kadar yanlışsa benim de onlar adına özür dilemem o kadar anlamsız.o onların arasında yaşandı olumlu veya olumsuz bitti gitti,onlara ait olan yaşanmışlıklar niye bize dönüyor.çünkü tarihi mülk edindik.biz niye seninle şimdi ve burada geçmiş yüzünden tartışıyoruz.dedelerimizin adına mı?çünkü ırkımızı mülk edindik.üstelik yüzlerini bile bilmediğimiz dedelerimiz adına tartışırken bizde onların yanlışına doğru bir kere daha *sürüklenmiyor muyuz? Mahkemelerde açılan davalar zaman aşımına uğrar,failleri ölünce kapanır,ama tarih mülkiyetindeki *davalar her zaman canlıdır.

Katliam anıtları dikilir tarihin ve dedelerin yaşanmış yanlışları üzerine çünkü torunların görevidir onların kandavasını sürdürmek.kurumuş kanların üzerine yeni ve taze kanlar akmalıdır tarihin rahat etmesi için,rahat etmesi gereken tarih değil bugündür oysa.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 19-08-2007, 09:17
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: 'Mülkiyet' kavramı


Sevgili ikikereiki ;

Mülkiyet kavramının değişik ve ilginç bir açılımını yapmışınız.
Görünen o ki maddi veya manevi geçmişimizden alınan her türlü şey bizim mülkiyetimiz olmuş.
Tarih boyu bundan muzdarip olan insanlık çeşitli arayışlara girmiş ve bunları bir çok devrimlerle hayatına geçirip eşitlik içinde yaşayabilmenin yollarını aramış.
Bugün dünya insanları olarak geldiğimiz noktaya baktığımızda ;Tarihten almamamız gerekenleri mülkiyet diye almış,almamız gereken dersleri ise yeterince alamamışız görünüyor oysa.
İnsanoğlu varlık alanında ilk göründüğü günden itibaren biliyor ki doğdu ve ölecek.
Doğmak ve ölmek arasındaki bu zaman diliminde de birlikte yaşadığı diğer kişilerle yaşamı bir şekilde paylaşacak.
Kısacası hayatın bir çok yönünü gayet iyi bilen insanoğlu ki ülkemizde,bir gün öleceğinin bilincinde olan insanlar "Mal sahibi mülk sahibi hani bunun ilk sahibi." sözünü söyleyip, bu sözün içerdiği anlamı düşünüp duygusallaştıklarında,içlerinden *"Hakikaten yarın öbür gün toprak olacağız,nedir bu hırs,tamah,kin,garez,adaletsizlik vb" der durur.
Bu yüzden cenaze törenlerini severim.Orada insanların pc ekrarına dönmüş gözlerinde bu yansımaları okurum.
Okurum da mezarlığın kapısı aşılıp yaşanan alana gelinince biraz önceki bakışların gitmiş olduğunu da görürüm.

Birey-kurum ve toplum üçlemesinin,temeli olan bireyler,iyiye,güzele,adalete,insafa doğru değişmedikçe,farkındalığa sahip olmadıkça temelini oluşturdukları kurumlar ve toplumların da değişebilmesi olası görülmüyor.
Hep eğitim deyip durdum.
Şu an her ülkenin yönetim kadroları ülkelerinin veya eğitiminin çok iyi olduğunu düşündükleri diğer ülkelerin okullarında son derece gelişmiş eğitimler almış olarak ülkelerinin ve sorumlu oldukları insanların kaderi için kolları sıvayıp görev almaktalar.
Peki dünya neden bu halde o zaman ?
Alınması gereken kararlar sadece idari olsa iş kolay,çünkü tüm bu idari işlerin altından kalkabilecek yeterinden fazla bilgi ve birikim var idarecilerde.
Ama bazı kararlar var ki işte onlar ahlaki kararlar. Ki konumuzda burada kilitlenip kalıyor gibi.
İşte bunlara yanıt verebilecek bilgi ve birikim nerede hangi okulda ve eğitmeni kim ?

Manacı ile manayı tarif edeni karıştırmamak lazım.İkisi de önemli ama görevleri farklı.

Sevgili Cem Yılmaz'ın şu repliği hoşuma gider : "Eğitim şart."
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 20-08-2007, 11:48
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: 'Mülkiyet' kavramı

Ama *bazı *kararlar *var *ki *işte *onlar *ahlaki *kararlar. *Ki *konumuzda *burada *kilitlenip *kalıyor *gibi. psikokemoterapi


sevgili psikokemoterapi,

zihinsel mülkiyetlerimiz bizi insan olarak şekillendiren mülkiyetlerimiz.törelerimiz,sosyal şartlanmışlıklar,eğitimimiz,fikirlerimiz,bazıları öyle olduğu için bizim de öylesine kabul ettiklerimiz ama sorgulandıkları zaman işaret ettiği amaçtan çok daha farklı olanı içinde barındırdıklarını görüyoruz.

toplumun dayattığı ahlaki kuralların ahlaktan ne kadar uzağa düştüğünü görüp bu dayatmacı ahlak mülkiyetini kabul etmeyen de toplumdan uzakta kalıyor.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 21-08-2007, 14:03
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: 'Mülkiyet' kavramı

sevgili ikikereiki

* *mülkiyet çok eski bir kavram degil insan yaşamında. 6.000 senedir var. İnsan yaşamı, ya da homo sapiensin başlangıcı ise 196.000 sene evveline dayanıyor. Demek ki insanlık 190.000 sene mülkiyetsiz ve sınıfsız yaşıyorlar, çok az bir süre içerisinde ise mülkiyeti tadıyorlar.

* * Bu 190.000 senelik süreçte insanogluna hakim olan güdü paylaşma ve sizin deyiminizle yoldaşça ilişkiler. İnsanın bir tek temel çelişmesi var o da doga. Doga ile başbaşa ve dogadan alıyor, doga onun geçimini saglıyor. Dogaya karşı mücadele edebilmek, doga ile ilişkisinde hayatta kalabilmek için diger insanlarla birlikte olmaya muhtaç. Bir mamutu ancak toplu olarak uçurumdan aşşagı itebiliyorlar, tek kişinin boyutunu aşan bir iş bu. Ürettikleri ( avlayıp, topladıkları ) ancak kendi gereksinimlerine yetiyor. Taa ki topragı ekip biçmeyi ögrenene kadar.

* * Toprak, topragın işlenmesi ve topragın verimliliginin getirdigi artı şimdi toplum bireylerinin önüne yeni bir olay çıkarıyor. O topraga sahip olmaktan elde edilebilecek yararlar. İşte malik olma kavramı, mülk edinme kavramı burada ortaya çıkıyor. İnsan 190.000 senedir süregelen alışkanlıklarını yadsıyor. Eskiden doga ile uyum içerisinde iken şimdidogayı tahrip ederek yeni ekilebilir topraklar açıyor, dogayı insansızca tahribe yöneliyor ve dogaya yabancılaşıyor.

* * *Topragın verimliligini artışı üzerine zerk edilecek emege baglı. Daha çok ememk daha çok verimlilik demek. Karşılıgı ödenmemiş emek daha çok zenginlik ve refah demek. Bu da en kolay köle emegiyle saglanabiliyor. İnsan o zamana kadar yoldaşça ilşkiler içinde yaşadıgı diger insanları kuvvet ve şiddetle köleleştirerek çalıştırmaya başlıyor. Kölecilik başlamıştır ve insan insana yabancılaşmıştır.

* * * Sonuçta insan dikine türümekten sonra kendisini insan yapan erdemlerin tamamından, paylaşımcılıktan, yardımlaşmadan uzaklaşıyor. Yerine ben, hırs, şiddet, kin, nefret vs gibi duygular geçiyor. İnsan artık kendine de yabancılaşmıştır.

* * * Bu süreci güdüleyen ise tek bir kavram. Mülkiyet, daha dogrusu özel mülkiyet. Üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet. Mülkiyet kavramını ekonomik temelinden soyutlayarak ele alırsak ahlak gibi mülkiyetin yansıması olan kurumsal biçemlerde hataya düşebiliriz gibime geliyor.

* * * Ekonomik olarak mülkiyeti toplumsallaştıramadan onun zihinsel ve üst yapısal uzanımlarından da kurtulabilmek mümkün degil. Bunun için varlık mı bilinci belirler, bilinç mi varlıgı belirler sorusunun cevabını vermek gerekiyor.


* * * * saygılarımla
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 22-08-2007, 09:11
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: 'Mülkiyet' kavramı


Sevgili dilaver ;

Homosapiensi baz aldığımızda dünyada 196.000 yıllık bir yaşam var.
O yaşam esnasında insanlar doğada bir arada yaşamak zorunluluğu yüzünden birlikte avlandıkları için mülkiyet söz konusu değil.
Ne zaman toprağı ekip biçmek sözkonusu oluyor,o zaman daha çok emek gerektiğinden kölelik oluşuyor.
Bu doğadan uzaklaşmanın tabi bir sonucu gibi görünüyor.
Yani bunlar onun tabiatında var olan içsel duyguların değişmesi ile mi olmuş oluyor neticede ?

Kölelikle başlayan emeğin sömürülmesi durumunun pazifize edilmesi,1833 de İngiltere kraliçesi Victoria'nın köleliği kaldırması ile başlayan süreç;Kağıt üzerindeki köleliğin kaldırılması ile başlayıp 17/Ekim/1917 de artık proleter bir devlet *olması ile en üst boyutuna gelmemiş miydi ?

Eğitime azami önem verilmedi mi ?
Gerekli yasalar çıkarılmadı mı ?
İnsanların bağlılığı sağlanmadı mı ?
İnsanların yeme,içme,barınma,sağlık gibi sorunları çözülmedi mi ?
Özel değil toplumsal mülkiyet sağlanmadı mı ?
Hepsinin cevabı da evet.

İnsanların samimi inancı olan Tanrı, kullanılarak sömürülen insan emeğine karşı,
"Tanrı öldü" artık gerçekliğin maddeci yorumu var,ve olay "İşte budur" denilen bu sistem 80 yılda ne değişti de bu hale geldi ?

Sevgili dilaver.
İnsan dikine de yürüse yatay da yürüse sonuçta var olduğu günden bu yana aldığı kararlar idari olduğu kadar ahlaki de olmalıydı.
İnsanlığın bugün geldiği noktayı,tarihin hangi evresinden izlersek izleyelim,oluşan durumlarda verilen kararların ahlaki olmamasının rolü net olarak önümüzde durmuyor mu ?
Sevgili pante'nin "iyiler ve kötüler" başlığı var.Bazı arkadaşlarımız görecelikten bahs ediyorlar.
insanın doğasındaki var olan duygulara rağmen,insana rağmen insanın her türlü kullanımı nasıl göreceli olabilir ?
Senin ve spartacus'ün tanımı ile "Kendine yabancılaşan" insan,kendini tanımaya başlayıp artık bunu aşmak zorundadır.

Da nasıl ?
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 22-08-2007, 09:53
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: 'Mülkiyet' kavramı

sevgili psiko

* *Gaea Yunan ana tanrıçası, kendi yarattıgı oglu Uranos ile yatıyor Buradan Kronos ve Rhea doguyor kzkardeş bunlar, yatıyorlar ve tanrılar doguyor. Ensest ilişki din olarak kabul ediliyor ve ahlaksız degil. Japon İzanagami ve kardeşi İzatagami onlar da yaratıcı tanrılar ve kardeşler. Yatıyorlar ve insanlık oluşuyor, din olarak vaaz ediliyor ve ahlaksız görülmüyor. Kızları Lut ile yatıyorlar ve yeni Yahudi nesli doguyor , yeni kabileler. Din olarak ögretiliyor ve yaşandıgı dönemde asla ahlaksız olarak görülmüyorlar.

* *Bu söylemler bize neyi gösteriyor. Birincisi toplumda daha sonra mitolojiye ve din yapımına temel olan rastgele bir cinsel ilişki oldugunu ve bunun izdüşümlerinin daha sonraya yansıdıgını; ikincisi bu tarz bir ilişkinin son derece dogal ve ahlaki kabul edildigini. Gerçi burada şu soruyu sormak gerekiyor. Bu ilişkiyi yaşayan insanların ahlak diye bir sorunları, bir kuralları var mıydı.
Zannetmiyorum. Rastgele bir ilişkiler yumagı varsa bir kurallar bütününden bahsedemeyiz. Bunun için tabuyu beklememiz gerekecek.

* * İlk tabu totemdir, totem hayvanıdır. Bu da yalnız tüketmeyeceksin, toplu yiyeceksin gereksiniminden dogmuştur. Rastgele cinsel ilişkinin daha sonra bir sonucu var, ya da serbest cinsel ilişkinin bir sonucu var. O da çok eşliligin tabu olmasıyla birlikte gelişen mabet fahişeligi Kutsal fahişelik. Evlenecek kadının tapınakta kendisine para atan ilk erkekle yatarak cinsel ilşkide bundan sonra eşinden başkasıyla olmayacagının taahhüdünü vermesinin dinsel ifadesi. Burası bir geçiş dönemidir.Venüs İştar tapımından Demeter- Hera tapımına geçiştir. Bu esnada mülkiyetin henüz ortak oldugunu hatırlatmam gerekiyor. Yapılanlar ahlaksız sayılmıyor, aksine kutsanıyor.

* * Üretim ilişkilerinin belirledigi bir süreçten başka bir şey degil ahlaki kurallar ve yaptırımlar. Buradan sakın üretim araçlarının toplumsal mülkiyetinde bu tarz ilişkiler gereklidir dedigimi sanmayın, böyle bir şey yok. Ama o zamanın bereket kültlerinde bunlar son derece olagan ilişkiler.

* * *Bir artı deger fazlasının tüketimi, kimler tarafından tüketilecegi konusunda bir anlaşamamzlık yoksa insanların kötü olması için de bir sebep aramak boşunadır. Hırsızlık, cinayet, dolandırıcılık, bencillik için hiç bir sebep yoktur. Tüm ürünün hasadı ertesinde toplumun ortak deposuna kaldırıldıgı ve ortaklaşa olarak yemek şölenleri ile toplu olarak tüketildigi Hawai toplumunda adam hangi gerekçe ile ürün çalsın ki. Ya da karnı doyuyorsa neden kendine saklasın ki.

* * *İnsanlık tarihini tarihsel çaglardan başlatır da insan budur, savaşla dogmuştur diye düşünürsek ciddi yanılgıya düşeriz diye düşünüyorum. Son altı bin yıllık sınıflı toplum süreci insanlıgın yabancılaşması sürecidir. İnsanın insan olma hikayesi ise bundan evvelki 190 bin senede yatıyor. Bu süreçte de bahsettigimiz güdüler yok.Girit kazılarının en eski katmanında savaş aleti bulamıyoruz, Sibirya ve Tuna kalıntılarının en eski katmanlarında da göremiyoruz. Ama ana tanrıça heykelciklerine rastlıyoruz. Daha sonraki katmanlarda savaş aletleri de giriyor işin içine.

* * * Çatalhöyük vb kazılarda İ.Ö. 7000-5000 lere tarihlenen kazılarda ölülerin evin içinde tek tek ve kerevetlere ya da sandıklara konuldugunu buluyoruz. Kral mezarlarındaki toplu mezarları, maiyet ile birlikte gömülmeyi göremiyoruz. Bunlar bize o günün insanlarının duygu ve düşünceleri konusunda çok şey ögretiyor. Savaş aleti bulamayınca savaşın olmadıgını kolayca yorumlayabiliriz. Savaşın olmadıgı bir yerde de savaşın zalimlikleri ve onun güdülerinin olmamasını beklemek ve savunmak son derece rasyonel olsa gerektir.

* * * *Mülkiyetin ortak oldugu Irokua federasyonunda devlet yoktu, kabileler meclisinden bir tek kabile bile savaşa hayır dedigi zaman savaş kararı çıkamazdı. Her türlü savaş kararının oy birligi ile alınması zorunluydu. Aksine savaş kararı alınamaz ama o kabile ikna oluncaya kadar beklenirdi. Barış kararı için ise böyle bir çogunluk aranmıyordu. Şimdi Amerikalıların bize empoze ettikleri gibi bu Kızılderililerin vahşi oldugunu, bencil oldugunu, zalim oldugunu iddia edebilir miyiz.

* * * *Kaldı ki Irokua federasyonu kendisini feshettigi 18 yy a kadar dünyanın o zmana kadar gördügü en demokratik yönetim biçimi olarak anılır. Ta ki göçmenler Amerikaya yerleşip de bu kabilelerin arasına toprak mülkiyeti ile onun yararları düşüncesini sokana kadar. Toprak orada diyordu Irokualılar duruyor, ne yapacaksın ki onu. Irokualıların verdikleri kararların ahlaki olmadıgını iddia edebilir miyiz şimdi.

* * * Irokualılar mülkiyet yoluyla parçalandıgı zaman evet ahlaksızlık başgöstermiştir ama kıta işgal edilene kadar degil.

* * * *Çözüm ne midir, Yadsınanı yadsıyacagız. Teorik olarak bu kadar basit.


* * * *saygılarımla
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:38 .