Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika > Tarih

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 17-12-2007, 09:29
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Osmanlı'nın Türklüğü..

İlginç bir Osmanlı seviciliği ile karşı karşıyayız. Tarih deyince Osmanlı, Osmanlı deyince böbürlenmek geliyor aklımıza. Osmanlının, vakanüvis geleneğini anımsatan bir övünç atmosferiyle anılması yetmezmiş gibi, onların tam tersine ve hiç olmayacak bir şey daha yapılıyor: Vakanüvisleri cin çarpmışa döndürecek bir tarih yazımıyla Osmanlıdan adeta bir ''Türk asr-ı saadeti'' yaratılmaya çalışılıyor. Türkmen halk ve Türkmen beyliklerini boyun eğdiren, zulmeden Osmanlı üzerinden Türkçülük inşa ediliyor. *

Kabul etmek zorundayız ki Osmanlı Devleti'nin yıkılması, diğer tüm imparatorlukların yıkılması gibi hem tarihsel olarak kaçınılmaz hem de ''evrensel tarih açısından olumlu bir olgudur'' (T. Timur). Çünkü 20. yy imparatorlukların tarihsel olarak ömrünü bitirdiği bir çağın ifadesiydi. Ancak bu yıkılış egemen Türk-İslamcılık nezdinde hep bir ''felaket'' olarak algılanageldi. Öyle ki ''Cumhuriyet kuşakları bile, Osmanlı Devleti'nde Türk unsurunun yerini ve işlevini kavrayamadan, Viyana kapılarına kadar giden Kanuni'yle öğündü durdu'' (T. Timur).

Bugün bize ''milli geçmişimiz'' diye öğretilen Osmanlı, gerçekte kozmopolit bir devleti ifade etmektedir. Kuşkusuz milli olmak tek başına bir erdem değil. Üstelik Osmanlı'nın gayri milli niteliği de, milletlerin henüz oluşmadığı bir zamanda kendi başına kötü veya iyi bir meziyet değil. Ancak Osmanlı üzerinden bunca çok ''milli'' böbürlenmeye gidildiği günümüz koşullarında, Osmanlı'nın gayri milli niteliğinin altını çizmek zorunlu. Bu bilinç, tarihin bir egemenlik aracı olmaktan çıkartılıp, insanlığın görece ilkel döneminde yaşanmış gerçekliğin bilgisi düzeyine yükseltilebilmesi anlamında da zorunlu.

Mevcut resmi tarih yazımından, Türkmenlerin Osmanlı egemenliği altında yaşadığı gerçekleri, keza Osmanlının Türkleri nasıl gördüğünü de öğrenemiyoruz. Dolayısıyla ''atalarımızın tarihi'' diye bize belletilenlerden, gerçek anlamda atalarımızı da öğrenemiyoruz. Tam tersine hem atalarımızı hem de komşu halkların atalarını ezenlerin hamasi propagandasıyla dumura uğratılıyoruz.

Esasen geçmişi ''milli tarih'' ekseninde okuma ve okutma çabası; ister onu bir milli böbürlenme nedeni yapmak, isterse milli olmadığı gerekçesiyle reddetmek şeklinde olsun yanlıştır. Çünkü imparatorluk tarihleri, hiçbir şekilde milli kalıplara sığamaz.

Osmanlı tarihini ''Türklerin tarihi'' , Osmanlının savaşlarını da ''Türklerin savaşları'' olarak okumak/okutturmak, gerçekleri çarpıtmaktır ve ne yazık ki ikinci dönem Cumhuriyet tarihçiliği kendi nesillerine böyle bir tarih öğretmektedir. Kaldı ki Türklerin tarihi yazılacaksa bunun Osmanlı'ya karşı bir tarih olması zorunlu. Çünkü Osmanlı, öncelikle Türk beyliklerinin düşmanı, yokedicisi olmuştur; ikincisi kendi içinde otantik Türkmen kültürünün ciddi bir tasfiyesinden sorumludur. Dahası Osmanlı tarihi, diğer halklardan daha da ağır bir şekilde Anadolu halkına karşı saldırı ve katliamlar tarihidir.

Osmanlı tarihi ile Türk tarihi arasında kurulacak ilişki, Osmanlının Türkmenlerce kurulmuş olması ve Osmanlının egemenlik kurduğu toprakların bir kısmının bugün Türkiye'nin kurulu olduğu topraklar olmasından ibarettir. Bunun dışında Türkler'in tarihi, Osmanlı'ların tarihinden çok Akkoyunluların, Karamanoğullarının, Safevilerin ve tabii Baba İlyas'ların, Şeyh Bedrettin'lerin, Pir Sultan'ların tarihi olabilir. Durum buyken Osmanlı'nın Türkmen Safevilerle savaşı, Türklerin ''İran-Acem-Şii'' devletiyle savaşı olarak öğretilebiliyor hâlâ!

' ŞALVARI ŞALTAK OSMANLI'

Esasen tarihi ulusların ve uluslararası mücadelenin tarihi olarak okumak, tarihsel realiteyi anlamayı olanaksızlaştırır. Modern öncesi tarih, gerçekte ulusların henüz oluşmadığı bir sürecin bilgisidir; dolayısıyla tarihte kurulan devletlerin etnik bir bilinç ve etnik düşmanlıklar üzerinden kuruldukları iddiası, ancak aptalların veya insanları köleleştirmeye çalışan demagogların iddiası olabilir. Dahası Osmanlı egemen sınıfı ve kültürü, içinden geldiği Türkmen halkı ve geleneği dışlayan, kozmopolit bir gerçekliği yansıtmaktadır.

Kaldı ki aksi iddiada olanlara, Osmanlı yönetici kastı Kapıkulu içine Türk alınmadığını, buna karşılık çoğunluğunun Sırp ve Rumlardan oluştuğu bilgisini de özellikle anımsatmak gerek.

Bizi modern tebaalar olarak yaşatmak isteyenlerin uydurduğu Osmanlı tablosunun aksine, Türkmenler hiçbir zaman kendilerini Osmanlı saymamışlar. Tabii Osmanlı da hiçbir zaman Türkmenleri kendinden saymamıştır. Anadolu'nun Türkmen halkı için Osmanlı; ''Osmanlı hanedanına, sarayda yaşayanlara, Osmanlı idare teşkilatına mensup, Osmanlı idare teşkilatında görevli, kentlerde yaşayıp bu devletin çeşitli alanlarında hizmetinde olan kişilere verilen addır'' (Z. Sarıhan).

Halk, özellikle de Türkmen halkı, kendi kimliğini Sarayda oluşturulan Arap, Acem ve Bizans kırması kimlikte değil, Baba İshak'ta, Yunus Emre'de, Hacı Bektaş'ta, Pir Sultan Abdal'da, Nasrettin Hoca'da, Şeyh Bedrettin'de, Köroğlu'nda, Karacaoğlan'da, Dadaloğlu'nda bulmuş; daha doğrusu bunlar, onun siyasal önderi ve kahramanları, ozanları, mizahçıları, düşünürleri ve insancıl yüzü olarak tarihte yer almışlardır.

Oysa Osmanlı egemen aklı Yunus Emre yolunda yürüyenlere, bizzat Şeyhülislam Ebussuud Efendinin fetvasıyla düşünüş ve yaşam tarzları ''küfür'', cezaları ''ölüm'' yargısı biçilmiştir.

Türkmen deyişinde olduğu gibi halk için Osmanlı; ''Şalvarı şaltak Osmanlı / Eğeri kaltak Osmanlı / Ekende yok biçende yok / Yemede ortak OsmanlI'' olmuştur (F. Sümer).

Dadaloğlu gibi direnme gücünü bulmuş olanlar için ise, kurtulunması gereken bir düşmandır Osmanlı; ''Belimizde kılıcımız kirmani / Taşı deler mızrağımın temreni / Hakkımızda devlet etmiş fermanı / Ferman padişahın dağlar bizimdir.''

Osmanlı'ya kapılanmak isteyen Türkmenlerin çizdiği tablo ise, Mesihi'nin dizelerinde, Osmanlı mekanında Türkmene yer olmadığının dramatik bir ifadesidir: ''Mesihi gökten insen yer yok / Yüri var gel Arabdan ya Acemden.''

Osmanlı'nın Türkmen'e bakışı da alabildiğine aşağılayıcıdır. Osmanlı bürokrasisinin en gözde iki ismi bu bakış açısını şöyle yansıtır:

Hoca Sadeddin Efendi, ''Başına tac aldı çıktı ol pelid / İtdi bi-idrak etrakı mürid'' (yani Şah İsmail'i kastederek, bir alçak başına taç alıp çıktı / idraksiz Türkler etrafında mürid oldular) derken, Koçi Bey, Yeniçerinin ''bozulmasını'' , Ocak'a ''Harem-i Hümayun'a hilaf-ı kanun Türk ve Yörük ve Çingane ve Yahudi ve bi-din, bi-mezhep nice kallaş ve ayyaş...'' (yani kanun yasak etmesine rağmen Türk, Yörük, Çingene ve Yahudi dinsiz, mezhepsiz, kalleş ve ayyaş) girişiyle açıklayarak, Osmanlı resmi siyasetinin Türkmen'e bakış açısını ortaya koyar.

Adli mahlasıyla şiir yazan padişah II. Beyazıt'ın,

''Değme etrak ne bilsin gam-ı aşkı Adli

Sırr-ı aşk anlamaya hallice idrak gerek''

Türkçesiyle, ''Türkler ne anlar aşktan Adli / Aşkın sırrını anlamaya epeyce akıl gerek'' diyerek, aynı bakışı yansıtmaktadır.

Bir diğer örneğimiz Osmanlı Divan edebiyatının en seçkinlerinden Baki'ye ait; okullarda çocuklarımıza ''en büyük Türk atalarından'' diye tanıtılan Kanuni'ye sunduğu şiirinde;

''Her tac olmaz fahr-u fena ehline sertac

Türk ehlinüney hace biraz başı kabadır'' der.

Yani, ''her taç yoksulluk ve yokluk ehline baştacı olmaz. Ey hoca Türk toplumundan olanın başı kabadır, sultan olma yeteneğinden yoksundur'' demektedir.


' ETRAK-I Bİ İDRAK'

Geçmişine böylesi yabancılaşan bir sarayın kültürel olarak da geçmişini sürdürmesi düşünülemezdi. ''Saray'da anadili Türkçe olan pek az insan bulunması'' (P. Mansen) bir yana, kullanılan resmi dil de, her ne kadar Türkçe temeli üzerinden yükseliyorsa da, Farsça ve Arapça kelimeler ve asıl önemlisi bu dillerin gramerinden türetilmiş Osmanlıcaydı. Osmanlı kurumlaştıkça, halk ile Saray arasındaki uçurum, kendini dilde de göstermek üzere derinleşiyordu. Aşık Paşazade'nin de belirttiği gibi, Osmanlı'da;

''Türk diline kimesne bakmaz idi

Türklere hergiz gönül akmaz idi

Türk dahi bilmez idi bu dilleri''

Dildeki bu yabancılaşmada kendini gösteren Osmanlılık, aynı zamanda bu yeni kırma diliyle halkı aşağılayan bir egemenliğin de oluşturucusuydu. Dolayısıyla bu süreç, ''Türk devlet geleneğinin bir evrimi'' olmaktan çok, yeni faktörlerle birlikte ona yabancılaşan bir nitelikle Osmanlılaşma süreciydi.

Bu çerçevede ''Türk'' kelimesinin resmi görevlilerin rapor ve yazılarında genellikle aşağılama ve küçümseme ifadeleri olarak kullanıldığı gerçeği de çarpıcıdır: İbn-i Kemal, Naima, Hoca Saadettin Efendi , vb. aynı zamanda şeyhülislam, vezir gibi yüksek görevler de yapan, Osmanlının resmi tarihinin de yazıcıları olanların kaleminde Türkler (ve Kürtler); 'Türk-ü sütürk' (azgın Türk), 'Türk- bed lika' (çirkin yüzlü Türk), 'Etrak-ı bi idrak' (anlayışsız-akılsız Türkler), 'Nadan Türk' (kaba, cahil Türk), 'Eşirra-Etrük' (şerli, çok kötü Türkler), Kızılbaş-ı evbaş (kızılbaş rezili), Etrak-i na-pak (pis, murdar Türkler), Ekrad-ı bi akl u din , cemaat-ı kallaş (akılsız ve dinsiz Kürtler, kalleş cemaat), vb...

Bu ifadelerden başka bir milliyetin Türk düşmanlığını çıkarmamak lazım kuşkusuz. Ancak egemen sınıf olan devşirme kapıkulu ve Saray'ın reayaya, halka, dolayısıyla başta Türkmen olmak üzere Anadolu halkına karşı aşağılayıcı bakış açısının ideolojik dışavurumu ile karşı karşıyayız.

24/6/2006 *Erdogan Aydın

Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...

Nazım Hikmet

www.dilaverkom.blogcu.com
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 17-12-2007, 11:09
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: Osmanlı'nın Türk'lügü

http://www.turandursun.com/modules.p...ewtopic&t=3849
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 17-12-2007, 13:53
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.681

Onur Üyeliği 

Standart Re: Osmanlı'nın Türklüğü..

Sorular ve sorular....

Neden ?

Osmanlı Türkmenleri neden baskı altına almıştır? Türk oldukları için mi, kendilerini ne olarak görüyorlar dı peki-Osmanlı-Müslüman-Ümmet-Sünni?

Türkmenler neden Osmanlıya karşı sürekli başkaldırmıştır? Türkmen oldukları için mi?
O halde Alevilik neden "siyasi" bir tehdit olarak görülmüştür peki?!

Safevi Devleti neden Türk devleti iken(siyasi özne bumuydu acaba) çatışmalarda böyle ifade edilmemiştir? Mesala Çaldıran savaşını neden Türkler kazanmıştır denir? Resmi tarih neden Feodal dönemde mezhebi, yani asıl toplumsal örgüyü oluşturan Ümmet'i(dini toplumsal yapı) değilde milleti baz alır, 18. yüzyıl sonrası değişen siyasi anlayış gereği Avrupalılardan mı böyle öğrenmişlerdir?
iyide o halde neden azınlıkda kalsa, İran'da sünni yada diğer mezheplere baskı olmuştur? Onlarda Türk oldukları için mi?

Feodal kurumsallaşma gereği öne çıkan ümmet ise ve feodal iktidarın politik yapısı gereği, ümmeti birlik, devlet olma hakkına yol açıyor ise, Alevilik siyasi bir tehdit olarak görülmüş olabilir mi?
Diğerinde ise başka mezhepler?
Neden?...

Resmi tarih anlayışı bilimsel görüşden yoksundur. Bu gün osmanlı üzerinden milli bir böbürlenme yaratmak veya bu bahisle Osmanlı üzerinden Millete dayalı bir siyasal örgütlenmekden bahsetmek, kabul edilebilir ve kanıksanabilir bir tarih masalı uydurarak, övgüler dizmek gerciliktir. kaldı ki Milli mücadele her şeyden evvel Osman'lıya karşı verilmiştir, o halde Osmanlı'nın sağlam iktidarını millete dayandırmak, kafaları bulandırmaktır. Osmanlı'nın tüm siyasi karar ve baskıları "milli" kriterlerle değil "egemen sömürünün" dayandığı temel dayanak noktası "ümmet", din olarak işlenebilir. Siyasallaşan ve kurumsallık kazandırılan "ümmettir" çünkü.

Önceleri bir çok girişimle açılan Fransız ve İsveç tarafından getirilen uzman subayların eğitim vereceği askeri okullar açıldı. Ancak Yeniçeri Ocağı henüz lav edilmediği için pek başarılı olunamadı. Daha sonra ise Yeniçeri Ocağının kaldırılarak yerine "Asakir-i Mansûre-i Muhammediye" kuruluşu vardır. Yine bu kurumda öne çıkan, görüldüğü gibi milli değil Ümmiyettir. Daha sonralarda ise 19. Yüzyılın ilk yarısında(1830 lar) mektebi harbiye nin kuruluşu vardır. Önceleri Fransızların etkin olduğu eğitim ve öğretimde, sonraları sanayide gelişmeler ve Alman ilerleyişi üzerinde Almanlar almıştır... 1848 zaten Almanya'da sanayi devrimidir....
Burada demek istediğim "millileşmek" hem o yıllara tekabül ediyor ama hemde Osmanlı kendi iktidarının sonunu yeni gelişmekte olan, yeni tipde devlet ve örgütlenme yapısında görüyordu. O nedenle teknolojik olarak geride kalmama gayretleri, diğer taraftanda resmi kurum ve kurulaşlarda "milli akımların" yayılmasına olanak veriyordu. Zaten öğretmenler Fransız, İsveç, Alman Subaylar yada öğretmenleriydi.... Mektebi harbiyede bir çok subay "milliyetçilik", "Türklük" akımları yaydığı için cezalar almış, kimileride idam edilmiştir! Bunun altında yatan gerçek özne ise, siyasidir. Çünkü Osmanlı ümmet teşkili üzerine inşaa edilmiş, feodal bir yapı iken, "milli" birlik ve beraberlik, "milli" kurum ve kurumsallaşma Feodal sistemi yıkacak, onun yapısıyla çatışan, yıkmakta olan yeni tipde bir devlete işaret ediyordu.

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 20-11-2011, 10:42
Neva - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Neva Neva isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 03 Aug 2010
Mesajlar: 14.706

Başarı Ödülü 

Standart

Benim merak ettigim; Osmanli'da Yoruk ve Turkmen'ler farkli topluluklar midir? Yoksa kasitli olarak boyle mi lanse edilir resmi tarihte?
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 20-11-2011, 19:25
marcos - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
marcos marcos isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 04 Apr 2011
Mesajlar: 1.340
Standart

Osmanlının seceresi.

Osman Gazi- Ertuğrul Gazi'nin oğlu, Ertuğrul Gazi -Gündüz Alp (Süleyman Şah)'in oğlu, Gündüz Alp -Kaya Alp'in oğlu, Kaya Alp-Kızıl Buğra'nın oğlu, Kızıl Buğra-Baytemir'in oğlu, Baytemir-Aykutlu'nın oğlu, Aykutlu-Tuğrul'un oğlu, Tuğrul-Kaya Batur'un oğlu, Kara Batur-Sakur'un oğlu (Sultan Cem ve Bayati'ye göre bu secere 46.kuşaktan Mete Han'a dayanır.)

Bu soy Anadoluya Türkistandan gelip 160 yıl kadar Van'da ikamet etmiştir.Van-Ahlat çevresinden Ankara'ya oradan da Eskişehir-Bilecik-Kütahya yani Bizans sınırına gelmişlerdir.Ertuğrul gazi Çobanoğullarına Çobanoğulları Selçukluya bağlı idi daha sonra Kayılar Germiyanoğullarına bağlandılar.Selçuklular İlhanlılara İlhanlılar Tebriz'e Tebriz Pekin'e Büyük Kağan'a bağlı idi.

Tabi ki Timur'un Bursa'yı yağmalasından dolayı kesin bilgiler yok olmuştur.1402 den öncesi bilgiler doğruda olmayabilir.

http://bizimsokagincocuklari.com/wp-...EMES%C4%B0.pdf

" Şüphesiz eğer ki hayvanların dini olsaydı, şeytanı insan şeklinde hayal ederdi." / W. Ralph Inge
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 20-11-2011, 23:02
jadi jadi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 18 Jun 2011
Bulunduğu yer: Mordor- Killuminati
Mesajlar: 1.836
Standart

Kemalist rejim tarafindan beyni igdis edilen bireyler Osmanli'nin Turklugunu begenmez elbette. Osmanli'da yabanci dusmanligi yoktu, isyan etmedigi muddetce kimseye durduk yere baski veya zulum de yapmazdi. Tanzimat'tan sonra dinler arasinda uygulanan farkli standartlari da ortadan kaldirmislardir.

Kendilerini cumhuriyetin oz evladi olarak goren irkci zihniyet sahibi insanlar, Osmanli'nin Turklugunu asagilar. Onlara gore Osmanli devsirmedir, hepsinin anasi yabancidir, Arap usagidir falan filan.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 20-11-2011, 23:18
marcos - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
marcos marcos isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 04 Apr 2011
Mesajlar: 1.340
Standart

İran'daki Türkmen devlet beyleride Pontus İmparatorunun yok bilmem Bizans tekfurlarının kızları ile evlenmişlerdir.Yabancılar ile evlenmek sadece Osmanlılara has bir durum değildir.

Fakat tarih kitaplarımızda Memluk devletine ve safevilere karşı kazanılan savaşların Türkler büyük savaş kazandı diye gösterilmesi tarihi çarpıtmadır.

Osmanlının adı Devleti Aliye Osmaniye iken Memluk devletinin adı Dawlayi Türkiyyedir.

http://bizimsokagincocuklari.com/wp-...EMES%C4%B0.pdf

" Şüphesiz eğer ki hayvanların dini olsaydı, şeytanı insan şeklinde hayal ederdi." / W. Ralph Inge
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 20-11-2011, 23:33
jadi jadi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 18 Jun 2011
Bulunduğu yer: Mordor- Killuminati
Mesajlar: 1.836
Standart

Osmanli'da vatandaslik haklari irkci zihniyete gore belirlenmez ve yabanci dusmanligi yapilmaz.Nufusunun yarisindan fazlarsini gayri muslimler olusturur. Ama o donem bile yabancilar tarafindan hem Ottoman hem de Turkey olarak adlandirilmistir. Hakim millet Turklerdir ama diger milletler ezilmez, ozerklige sahiptir ve kendi kendilerini yonetirler. Isyan etmeyen hicbir baskiya maruz kalmaz...vs vs
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 20-11-2011, 23:46
marcos - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
marcos marcos isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 04 Apr 2011
Mesajlar: 1.340
Standart

Osmanlı Safevi Memluklar hernekadar Türk devleti olsalarda katalizör olan Türklük değil İslamdı.

Bunu en basit örneği Çaldıran savaşıdır.Çaldıran savaşında kızılbaş Kürtler Safevi ordusunda sünni Kürtler Osmanlı ordusunda yer almışlardır.

http://bizimsokagincocuklari.com/wp-...EMES%C4%B0.pdf

" Şüphesiz eğer ki hayvanların dini olsaydı, şeytanı insan şeklinde hayal ederdi." / W. Ralph Inge
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 20-11-2011, 23:54
jadi jadi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 18 Jun 2011
Bulunduğu yer: Mordor- Killuminati
Mesajlar: 1.836
Standart

Valla butun Avrupa Osmanli'yi Turk imparatorlugu olarak kabul etmis ve Turkey adini vermis. Ama Osmanli'da irkci veya milliyetci bir devlet anlayisi yoktu. "Bu adamlar Turkmen, onlara torpil gecelim" mantigiyla devlet yonetilmezdi

Sah Ismail, Yavuz Selim'e yazdigi bir mektupta "sende Turk musun be Arap usagi" gibisinden bir ifade kullanmis . Belli ki Turkmenler Osmanli'nin Turklugunu begenmiyorlar. Onlara gore Arap usakligi cok kotu bisey olmali. Ayni ifadeyi bugun bile kullanan bir partinin olmasi ise bu partinin Turkmenlerin ruhuna neden bu kadar cok hitap oldugunu gosteren bisey belki de. MK'nin da Araplari asagilayan bir suru beyanati olmustur zaten
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:56 .