Üniversitelerarası Kurul (ÜAK), Celal Şengör'ü oybirliği ile YÖK üyeliğine aday gösterdi. Şengör, Rusya Federasyonu Doğa Bilimleri Akademisi ve ABD Ulusal Bilimler Akademisi yabancı üyesi. *Fransız Bilimler Akademisi tarafından yerbilimleri dalında büyük ödül (Lutaud Ödülü) ile taltif edilen Şengör'ün jeoloji alanında 6 kitabı, 175 bilimsel makalesi ve 137 tebliğ özeti var.
http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=3579
http://www.mines.itu.edu.tr/geol/aka...lal_sengor.htm
Celal Şengör'ün çarpıcı mektubu şöyle:
'Temsilciniz olmamı isteyerek bana verdiğiniz şerefin her türlü sevinç
ve tatmin hissinin üzerinde olduğunu belirtmiş, bunun yaşamımda bana
verilen en büyük mükafat olduğunu arzetmiştim.
Bunu çok zor bir zamanda, uygarlığa karşı yöneltilmiş saldırıların
fütursuzca geliştiği bir ortamca cesaret ve haysiyetle yaptınız. Bu
saldırıların en son örneği Adalet ve Kalkınma Partisi ile Milliyetçi
Hareket Partisinin ortaklaşa başlattıkları üniversitelerde türban
serbestisi atağıdır. Bunu yakından izlemekteyim. Bizim açımızdan,
üniversitelere dini bir sembolün girmesinin hukuk cephesinin,
kamuoyunda öne çıkartıldığı kadar belirleyici olduğunu sanmıyorum,
çünkü hukuk nihayet aksiyomatik bir sistemdir. Baştan kabul edilen
aksiyomlara bağlıdır. Bu açıdan hukukun rölativist bir temeli vardır
ve bu temel onu bazı durumlarda pek tehlikeli bir tahakküm aracı
yapabilir. Bunun en meşhur misalleri Katolik Engizisyon Mahkemeleri
olmakla beraber, onu aratmayacak güncel örnekleri, Sovyetler
Birliğinden Nazi Almanyasına, Çin Halk Cumhuriyetinden Amerika
Birleşik Devlelerine kadar değişen çok geniş bir yelpazede görülmüş,
pek çok insanın en feci şartlarda katledilmesine, toplumların sefalet
ve felaketine neden olmuştur.
Halbuki üniversitede dinin 'şakırdatılması', bizzat üniversite
kavramıyla çelişir. Dünyada katolik, protestan veya islami
üniversitelerin olması veya üniversitelerin Orta Çağ'da dinsel
kurumlardan türemiş olması bu gerçeği değiştiremez. Din, belirli
dogmalar çevresinde kurulmuştur ve yanılmaz olduğu iddia edilen bir
veya birkaç tanrının vahiyleri olan dogmalarından vaz geçemez. Bilim
ise sürekli olarak gerçeği arayan ve gerçekle bağdaşmayan hiçbir şeyi
kabul etmeyen bir düşünce sistemidir. Bilim, bitmeyen bir
deneme-yanılma süreci içerisinde daima yanlışları eleyerek hakikate
asimtotik olarak yaklaşır. Ancak hepinizin bildiği gibi, tek bir ters
veri en ihtişamlı teoriyi çöpe atmaya yeterlidir. Dinin pek çok
dogması bilimin isbatları karşısında bu şekilde çöpe gitmiştir. Bugün
artık ne dünyanın yedi günde yaratıldığına, ne Nuh Tufanına, ne de
Havva ile Adem masalına inanmak mümkündür. ´Üniversitede yasak olmaz'
diyenlerin, üniversitede yanlışlığı isbat edilmiş fikirlerin artık
kullanılamayacağını ve öğretilmeye devam edilmelerine izin
verilemeyeceğini anlamış olması gerekir. Bu nedenle coğrafya
derslerinde düz bir dünya veya fizik derslerinde Aristo fiziği
öğretmeye kalkan hocalara izin verilemez.
Karşımıza dinin dogmalarını reddeden bilimi öğrenmek için geldiğini
iddia ederken, o dogmalara bağlı olma sembolünden inatla vaz
geçmeyenlerin bilimsel dürüstlük ve samimiyetine nasıl inanacağız?
Akla açık bir ihanet olan bu davranışın temsilcilerini, aklın ve
bilimin geliştiricisi olan üniversitelerimize nasıl alacağız? Böyle
kişilere, öğrettiğimiz bilimi öğrendiklerine itimad ederek nasıl not
veya diploma vereceğiz? Günün birinde öğrendiklerini, aklı ve bilimi
ve dolayısıyla insan uygarlığını boğmak için kullanmayacaklarına nasıl
güvenebileceğiz?
Bu nedenle üniversite tüm dogmatik inanç sistemlerini işlevine temel
yapmayı reddeder. Onları bilimsel olarak inceler, ancak temsilcilerini
üyeleri olarak kabul etmez. Militan dogmatiklerin üniversite bünyesine
kabul edilmemelerinin nedeni budur. Kimse bize bu açıdan
´bilimperestlik yapıyorsunuz' diye bir eleştiri yöneltemez, zira,
büyük felsefeci Lord Bertrand Russell'ın dediği gibi, insanlığın
gerçekten bildiği fakat bilimin bulmuş olmadığı hiçbir şey yoktur. Bir
başka deyişle, bilim dışında insanlığın hiçbir bilgi kaynağı yoktur.
* *Türban yasağının kaldırılmasını temelde yalnızca bu nedenle kabul
etmemiz mümkün değildir. Bu konuda ne karşımıza çıkarılacak hukuk
sistemleri, ne de dünyadan gösterilecek örnekler bizi ikna edebilir
(sui-misal, misal olamaz). Bizim düşüncemizin ve faaliyetimizin temeli
eleştirel akılcılıktır. Aklı ve eleştiriyi kabul etmeyen hiçbir
sistemi üniversite kapısından içeri alamayız.
İcab ederse, ülke yöneticileri akıllarını başlarına alana kadar o
kapıları kapatırız. Bu bizim tarihsel geleneklerimizden gelen hakkımız
ve hem insanlığa hem de öğrencilerimize karşı görevimizdir.
Bu düşüncelerimi muhterem kurulunuza en derin saygılarımla arzederim.'