Her ne kadar burada asıl öznemiz İslam ise de ben dinlerin doğuşu ve gelişme aşamalarıyla ilgili fikirlerimi genel anlamda ve özellikle de semavi(tek tanrılı) dinler bağlamında paylaşmak isterim.Ayrıca şunu da belirtmeden geçemeyeceğim islamiyetin diğer dinlere mesela museviliğe oranla daha geri bir din olduğu noktasında forumun çeşitli yerlerinde anlatılan görüşlere katılmıyorum.Bu çok göreceli bir hipotezdir ve yaşanılan coğrafyaya göre değişkenlik gösterir.sözgelimi dinler arasında çok saygın bir yeri bulunan ve esasen barış kavramını en kararlı biçimde vurgulayan inanışlardan biri olan budizm bile Kore savaşı sırasında taraftarlarının sadece komünist olduğundan şüphelendiği için bir çocuğa tvlerin önünde kurşun sıkmasını engelleyememiştir.Yani başlangıç olarak şunu söyleyebiliriz ki eğer din olgusunu bilimsel anlamda değerlendiriyorsak ilk bulgumuz onun son derece "insani" olduğu ve sosyolojik yapıyla yakından ilişkili olduğunu görmek olacaktır.Sonuçta tüm düşünceler insan onu uygularsa vardır ve insan onu nasıl yorumluyorsa o düşüncenin pratik değeri de odur.Carl Sagan "Karanlık Dünyada Bilimin Mum Işığı" adlı kitabında bu konuyla bağlantılı olarak şu saptamada bulunmuştur:Bir bilim adamı hem kimyasal silahı icad edip hem de bunun sorumluluğundan kaçamaz.Çünkü o buluşun insanlığa savaş ve ölümden başka hiçbir şey getirmeyeceğini çok iyi bilmektedir."Aynı şekilde atomun parçalanmasından ortaya çıkan enerji insan ihtiyaçlarını gidermek için de kullanılabilir bomba üretmek için de!
Eğer din de dahil olmak üzere insanın ilişkilendirildiği tüm olgular ancak insan eliyle şekilleniyorsa ve tüm bu felsefi düşünüşler insanın ona kattığı değer ölçüsünde işlevli oluyorsa asıl konu başlığımız "insan" demektir.Dolayısıyla dinlere bakış açımızda dahil tüm felsefeyi insan ilişkileri çerçevesinde açıklamaya çalışmak doğru bir fikir yürütme olacaktır kanımca.
Nietchze "hiçbir insanın inanmadığı gün Tanrı ölmüş olacaktır" der Böyle Buyurdu Zerdüşt'te. demek ki insan bu bakış açısıyla "Tanrısını" bile yaratma gücüne sahiptir.Peki bu ihtiyaç nereden çıkmıştır?
Friederich Engels "Ailenin Ve Özel Mülkiyetin Temeli" adlı kitabında bunun sosyo-ekonomik temellerini çok net bir şekilde açıklamıştır.bu konuya uzun uzadıya giremeyeceğim ancak isteyenler
www.kurtuluscephesi.com adresinden bu kitaba ulaşabilirler.
Bu çalışmalar da incelendiğinde anlaşılacaktır ki inanç biçimlerinin doğuş,gelişme ve evriminde ekonomik ilişkilerdeki değişimler belirleyici rol oynamıştır.Ana-erkil aile düzenin yerini ata-erkil aile düzenine bırakması,para ve ticaret kavramının bulunması gibi etkenler insanoğlunu pagan inançlarını da değiştirme ve şartlara uyum sağlamaya itmiştir.Yani her şeyde olduğu gibi burada da evrim süreci söz konusudur.(not:mümkün olduğunca objektif yazmaya çalışıyorum ama şimdi "evrim" sözcüğünü duyan dindar arkadaşlar irkilebilir.Ben yine de hiçbir kutsal kitapta evrimin hiç olmazsa basit şekliyle reddedildiğini görmedim.Ama illaki kanıtlanması ihtiyacını hissediyorsanız ilkel dönemlere gitmeye gerek yok aynaya bakın ve yirmilik dişlerinizin neden orada olduğunu sorgulayın

)
Dinler de insan ilişkileri ve ekonomiyle yakından ilgilidir.Bu yüzdendir ki hemen her semavi din ekonomik kurallar koyma gereği duymuştur.Oysa salt sosyo-ekonomik açıdan bakıldığında insanlık ilkel klan dönemlerinin sonundan itibaren devamlı olarak ekonomi siyasal ve sosyal eşitsizlikler üzerine inşa edilmiştir.Ezen-ezilen,derebeyi-serf.işçi-patron vb..Dolayısıyla bu paradigma üzeine kurulacak her yapı,zorunlu olarak onun eksikliklerini de barındıracaktır.
Meseleye bir de politika açısından bakalım:hiç kimse dinlerin insan medeniyetine yaptığı olumlu katkıları inkar edemez.Sadece bir hastalıkmış gibi din olgusunu incelemek başlı başına bilim ve aydınlanma idealine ihanettir.Elbette dinler de insana bir şeyler vermiştir.Zaten vermiştir ki bugün hala dünyanın büyük çoğunluğu şu ya da bu dine inanmaktadır.Ancak tüm dinler arasında semavi dinlerin tarihsel yeri bambaşkadır.Bugün hala geniş kitlelere hitabeden tek tanrılı dinler bu bakımdan bütüncül bir anlayış çerçevesinde incelenmelidir.
Bugün dinle ilgili olarak karşılaştığımız en önemli paradoks asıl din-reel din farklılaşmasıdır.Hepimiz tanık olmuşuzdur her dinde reform yapmak isteyenler ve muhafazakarlar vardır.Ülkemizde bile İslam açısından bakıldığında bu paradoksun yaşandığı görülebilir.Şu sözlere sık sık rastlarsınız:"din bu değil,asıl islam böyle değil,gerçek islam yaşanmıyor" vb...
Hristiyan,müslüman ya da musevi tek tanrılı dinlerin hepsinde bu pragmatizmi görebiliriz.Peki ama bu ikili yaklaşımın sebebi nedir?Gerçek hristiyanlık,müslümanlık,musevilik .... nasıl yokolmuş ve yerine ne konmuştur?Zannederim bu sorunun cevabını bulmaya çalışmak dinlerin bugünkü pratiklerini anlamamızda da çok işe yarayacaktır.
(Burada kesiyorum ikinci bölümde dinlerin tarihsel gelişimi üzerine fikirlerimi paylaşmaya çalışacağım.Şunu da belirtmek isterim ki her türlü yanlışım konusunda seviyeli ve saygılı her türlü eleştiriye açığım ki yanlışlarım mutlaka olacaktır.Eğer bir noktada yanlış bilgiye sahipsem,yanlış değerlendirmede bulunuyorsam,eksik bilgi veriyorsam benim bu yanlışımı düzeltecek kişiye de minnet duyarım.Herkese selamlar)