
09-03-2008, 03:32
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
|
|
TC ve felsefenin tarihsel gelişimi..
Saygideger arkadaslar;
Kurtulus savasi ve onun lideri Mustafa Kemal'in yaptigi devrim bir ust yapi devrimidir, ve maalesef, 84 yilda ne algilanmis nede halk, yonetilenler tarafindan bilinclendirelerek bu devrim alt yapiya tasinamamistir.
Cagmizda demokrasiden, haktan ve hukuk devletinden bahsedebilmek icin, o ulkede yasiyan halk dedigimiz kesim bireysellestirerek, bir birey bilinci tasimali ve bilinc sayesinde hak ve ozgurluklerini koruyabilmelidir. Bu da toplumda, bireylerin olusturduklari ve haklarini ariyabilecegi sivil kuruluslarin ortaya cikmasiyla mumkundur. Eger bir ulkede, birey degilde ailenin bir ferdi, toplumun bir ferdi, halktan biri, abisinin kardesi, babasinin oglu, ve saire varsa, birey yoktur. Dolayisiyla olmayan birey, ne hak ve ozgurluklerinden haberdardir, nede bulundugu toplumda dusunduklerini rahatca ifade edebilmek hakkina sayiptir. Ya baba basgisi ya mahalle basgisa ya okul basgisi ya din baskisi ya milliyet baskisi, ve buna benzer topluma yerlestir bilimum baskilarla buyur. Ya o baskilara boyun eyer, yada isyan eder. Iste 84 yildir, Turkiye'yi idare edenler, devlet eli ile ve kendi istedikleri dogrultusunda toplum yetistirdiklerinden, birey yetistirememislerdir.
Ne zaman Turkiye birey yetistirmeye karar verir, ve o yetistirdigi bireye taniyacaga hak ve ozgurluklerin hukukunu yaratir, iste o zaman bireyi hur, bireysel haklarini rahatca savunabilen, bunu bir isyan veya bas kaldiris degilde bir bilinc temelinde yapan bir toplum olusur, iste bu toplumun bireyleri kendi bireysel goruslerini rahatca nasil savunabiliyorsa, karsisindaki bireyinde karsi goruslerini saygiyla karsilamayi ogrenir. Boylece bireyler arasinda saygi dayanismasi baslar, ve hicbir birey kendisine ogretilen, vede empose edilen toplumun deger yargilarini, ahlakini, dini ve milli anlayisini biribirine kabul ettirmeye calismaz. Boylece toplumun icindeki bireyler bir mozaik cesitliligi icinde ve bilincli bir sekilde birbirlerini algiliyarak, birbirlerine saygi duyarak bereberce yasamayi ogrenirler.
Kisaca, 84 yildir, Turkiye'nin idare sekline ne denilirse denilirsin, ne tartisilirsa tartisilsin, ana sorunu birey ve bireyin bilinci olan bireysel hak ve ozgurlukler, ve devletin gorevi olan bunu koruyucu hukukun temelindeki sivil toplum orgutlerini yaratamamasidir.
Aslinda konu felsefe konusudur.
Tarihde felsefi gelisme sudur: Karl Marx'in ve Friedrich Engels'in ortaklasa teorisini ortaya attigi ve Lenin'in carlik Rusya'sini yikarak pratikde uyguladigi buyuk sovyet devriminden sonra (ki bildiginiz gibi Soviet Sosyalist Cumhuriyet Birligi yerine, sadece Rusya sabit kalmak sartiyla, birsuru devletler ortaya cikmis yani 1990'larda Soviet Sosyalist Cumhuriyet Birligi parcalanmistir. Ve yine bilindigi gibi, bunu takiben Yugoslavya parcalanmistir.
Tekrar felsefenin tarihine donucek olursak, Fredrich Nietzsche (1844-1900) ortaya NIHILISM diye bir filosofik acilim atmis ve bu butun dunyada buyuk etkisi gorulecek sekilde (gunumuzde cokca raslanmaktadir) yayilmis ve yayilmaktadir.
NIHILISM kisaca, herhangibir temel, ana, esas, kok tanimayan, ve evrensel nebir dogrunun nebir gerceyin, nede herhangibir ilkenin yok olusunu genel ahlaki, geleneksel, moral, v.s gibi kulturel, toplumsal, milli, dini, v.s tum deger yargilarini sifir kokene indirgeyen bir felsefedir. Bu felsefenin diger bir yanida hayali kahramanlar yaratmaktir (Superman, Spiderman, Harry Potter, Batman v.s)
Gelelim onemli konuya. AMERIKAN IDEALIZMI, felsefi akim olarak, Marxism/Leninism, ve onun devami olan, ayni zamanda herseyin sonu anlamina gelen NIHILISM'in paralelinde, 1900'lerin baslarinda ortaya atilmis PRAGMATICISM, PRAGMATISM, EXISTENTIALISM, ve son olarak NEO-PRAGMATISM felsefeleri olarak gelismis, ve bugunki Amerika'nin dunyaya meydan okuyan cani istediginde istedigi ulkeyi iskal eden, ve bunuda bilumum kandirmacalarla susluyebilen, hem teorik, hem pratik, hem kulaga hos gelen, vede soyle boyle cok cazip! bir yapi kazanmistir.
Bugun dunyada bu idealizmi teorik olarak yenebilecek herhangibir felsefi gorus maalesef ortaya atilamamistir.
Oyuzden NIHILISM'den sonra dunya her yonuyle bir kaosa girmis, hem bireysel hemde toplumsal guc hem hukukun, hemde adaletin, ve maalesefki insanligin sonunu hazirlamistir. Bugun bireyler rahatca bas kaldirabilmekte, baskalarinin rahatca canina kiyabilmekte, hatta bunlari yaparken zevk aldiklarini soyluyebilmektedirler. (Hanibal filmde oldugu gibi). O yuzden artik dunyadainsani vicdan rafa kalkmis, yerini vicdansiz akil almistir. Ve bu akil sadece ya bir bireye ya bir topluma ya bir zumreye hizmet eder duruma gelmis, ve bu vicdansiz akli uygulamamanin nedeni ortadan kaldirlmistir. Yani bireyler kolayca ve memlunlukla birer canavar kesilebilirler.
Turkiye ozeline gelirsek, bence yapilmak istenen NIHILISM ve sonraki AMERIKAN IDEALIZMI'ni once teorik olarak beyinlere sokmak, makul karsilanmasini saglamak, ve pratikte herhangibir sicak savasa gereksinim kalmadan Turkiye'yi a) yok etmek b) parcalara bolmek c) idaresini karsi cikilamazcasina ele gecirmek d) gerektiginde baska ulkelere tabiki AMERIKAN IDEALIZMI paralelinde peskes cekmek e) en muhimi kendisine yakin guc olarak gordugu Rusya, Cin, ve Avrupa Birligi ulkelerine komsu olarak, onlarin tarihi gelismelerini yakindan incelemek ve gerekirse ve bu gelismeler AMERIKAN IDEALIZMI'ne ters duserse, mudale etmek.
Hatrlatmak isterimki, Marksist ideoloji'deki "ulkelerin kendi kaderlerini kendilerinin tayin hakki" biraz degistirilerek "ulkelerin kaderlerinin AMERIKAN IDEALIZMI'ile tayin hakki"na donusturulmustur ve donusturulmektedir.
Tabii bu ideolojinin birde dini yonu vardirki, bu bilindigi gibi evangelizim'dir ve nihayi amaci Yahudi'lere hizmettir. Bunun icin yapmasi gereken Hiristiyanligin butun kollarini (Katolik, Protestan, Ortodoks) yanina alarak, once Islamiyeti ve Islamiyetin hakimiyetini dunya uzerinden silmek ve nihayi amacta Hiristiyan'ligida Yahudi'lige donusturerek, dunyayi tek din ideolojisi altinda istedigi gibi yonetmeyi amaclamaktadir.
Bilmem su soruyu hic kendinize sordunuzmu: Turkiye topraklari neden bir filosof yetistiremiyor, ve dunya'ya acilim getirecek fikirleri ortaya atamiyorda sadece ortaya atilmis fikirleri ustelik yeteri kadar algilayamadan takibe ve yoruma calisiyor, yani kisaca fikir konusunda dunyada liderlik yerine, hep takipcilik yapiyor.
Saygilarimla
evrensel-insan
Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
|

09-03-2008, 03:55
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Oct 2007
Mesajlar: 3.982
|
|
Re: TC ve felsefenin tarihsel gelisimi
Fikir adamlarımız öldürülüyor,katlediliyor.
Özgür birey,demokratik toplum yaratılamamış.
Abd güdümüne girmişiz,borçlandırılmışız,tüketim toplumu haline getirilmişiz.
Türkiye Cumhuriye'ti tasfiye ediliyor,satılıyor.
Gün geçtikçe işimiz zorlaşıyor,elimizi kolumuzu,gözümüzü bağlamışlar.Kurbanlık koyun gibi hem ağlıyoruz,hem gidiyoruz.Dur demenin zamanı gelmişte geçiyor.
Geleceğimiz ellerimizde ne yaparsak veya yapmazsak biz yapacağız.
Geçmişe ağlamak fayda vermez.
Gün bugündür.
Aklı selim tüm yurtseverlerin birlikte mücadelesi gerekmektedir.
Olmak veya olmamak noktasındayız.
Ülkemize sahip çıkmak,birlik ve beraberliğimizi tesis etmek zorundayız.
Sorunlarımızı çözemezsek,çözülürüz.
Saygılar
''asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek,aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur''
|

09-03-2008, 04:22
|
 |
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665
|
|
Re: TC ve felsefenin tarihsel gelisimi
sayın evrensel insan,
bu yazınızda gördüğüm şey de batı değerler sistemini nihilizm ile tanımlamanız. Bu doğru bir değerlendirme değil. Evet nihilizm (hiççilik) bir dönem batı dünyasında güçlenen bir akım oldu. Ancak ne Amerikan sistemini ne de tüm batı düşünsel dünyasını bununla eşleştirmek mümkün değil. Kaldı ki bence nihilizm bugün pek de fazla önemsenen bir akım değildir. Nihilizmin bir değerler sistemine inanmamak demektir. Nietzche Tanrı'nın öldüğünü ilan ederek, onunla beraber değerler sisteminin de öldüğünü ve geriye inanılacak birşey kalmadığını ilan ediyordu. Halbuki Turgenyev'in "Babalar ve Oğullar"ını okursanız, orda bile nihilimin nasıl savunmasız kaldığını görebilirsiniz. Aşka da inanmayan kahramanımız gidip körkütük aşık olur ve bu yüzden kendi ile çatışmalar yaşamaya başlar. Nihilizm bir tür yenilmişliğin felsefesidir. İnanacak değer bulamayan yada onları sürekli kaybeden aydının felsefesidir. Ne batı dünyasının ne de Amerikan idealizminin felsefesi olmamıştır. Ayrıca da Nihilizm Marksizm-Leninizmin devamı da değildir. Marksist-Leninistlerin yüzde 90'ı nihilizmin ne olduğunu bile bilmez.
Birey olmak önemli bir sorundur elbette. Batı dünyasında bu sorun hıristiyanlığa karşı verilen mücadele ile gündeme geldi. Tanrısal emirlerin karşısında birey bir hiçti. Aydınlanma ile birey kavramı önem kazanmaya başladı. Bunun için büyük mücadeleler verildi. Doğu dünyasında ise bu mücadele çok daha geriden seyretti. Hiç bir mücadele verilmemiş değil. Ancak doğu devletleri her zaman daha despotik bir yapıda oldular. Batı Avrupa'daki gibi parçalanmış egemenlik alanları yoktu. Büyük devletler ve güçlü otoriteler vardı. Bu yüzden özgürlük düşüncesi, birey düşüncesi, akla değer verme düşüncesi daha geç gelişti. Mustafa Kemal'in devrimleri üstyapı devrimleriydi, doğru. Ama eğer bir Nihilist gibi düşünmezsek eğer bütün bunları bir tek kahramanın ortaya çıkıp gerçekleştirmediğini siz de görüyorsunuzdur. Bu devrimlerin geçmişten gelen temelleri vardı. Yenilik hareketleri Osmanlı'nın son dönemini kaplamıştır. Mustafa Kemal'den önce bir İttihat Terakki hareketi vardı. Osmanlı aydınının kafasında değişiklikler gerektiği son derece netti, sadece bunların nasıl yapılması gerektiği bulanıktı. Mustafa Kemal bunları silahla yaptı.
Mustafa Kemal de, İttihat Terakki de, onlardan önceki Osmanlı aydınlanmacıları da değişikliğin yönünün batı olması gerektiğini düşünüyorlardı. Batı değerler sistemini ne Marksizm'e ne Sosyalizm'e ne de bir başka felsefe akımına indirgediklerini sanmıyorum. Her birinin ayrı eğilimleri olsa da, her biri ayrı yanlarından ele alsa da ortada tek bir felsefe akımına indirgenemeyecek bir düşünsel gelişme süreci olduğunu Osmanlı aydınları da görüyordu. Bence o dönemin aydınları bugünün milliyetçi yada islamcı birçok aydınından bile daha kapsamlı görüyordu batı dünyasını. O dönemde çok sayıda düşünce akımının da Osmanlı'ya girdiğini görüyoruz. Şimdi ise bütün bu insanlığa mal olmuş düşünce akımlarını elinin tersiyel bir tarafa itan bir aydın kesimi var ne yazık ki. Herşeyi adeta bir kumanda merkezinden yönetiliyormuş gibi görüyorlar yada öyle görmek istiyorlar. Sonra da bu merkeze duydukları öfkeyi nerdeyse son iki üç yüzyılın bütün insanlık ürünlerine yansıtıyorlar.
Sizin çizdiğiniz ABD merkezli, dinsel alanda evangelistler, felsefi alanda nihilistlerden oluşan tablo da bence böyle bir tablo. Ancak ne yazık ki bugünün dünyasının da batısının da gerçeğini yansıtmıyor. Bundan dolayı bu temel ve bence yanlış olan değerlendirmelerden yola çıkarak sonuçlar çıkarmanın doğru olmayacağını düşünüyorum.
saygılarımla
|

09-03-2008, 04:41
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
|
|
Re: TC ve felsefenin tarihsel gelisimi
Saygideger sargon;
Turkiye henuz nihilizmi tanimis bir toplum degildir,siz nihilizmi ve onun bireye verdigi bireyci akilcilik gucunu ve tarihsel temeldeki tum insanlik disi dusunce ve davranislari,bati temelinde takip ederseniz ne demek istedigimi daha iyi anlarsiniz.Nihilizm bireyci akilciligin iflasidir ve bu iflas yuzunden amerikan idealizmi dunyayi ortacagin karanlik temeline guc kullanarak cekmektedir,bunu dogunun vatandas toplumlarini hem mikro ayrimcilik temelinde orgutluyerek-ki bu sorosvari ozgurluktur-ummet veya kole toplumu haline getirmekte batidaki bireyleri de beyinleri dusunmeyen robotlar haline donusturmektedir.Nihilizmin insan ve insanligi yok edici nasil bir canavar oldugunu,umarim Turkiye toplumu yasamaz,ama ben Britanya'da yasayan bir birey olarak bunun cok yakindan yasandigina sahit oluyorum.Bu konu da da simdiki zamanin gecmisi ve gelecegi yazimi okumani oneririm.Eger insani ve onun insanligini dusunce de yasatan ve kalici kilan olacaksak,bunun onundeki engeli ve felsefesini cok iyi algilamak gerekir,isisten gecmeden.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
|

09-03-2008, 04:54
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
|
|
Re: TC ve felsefenin tarihsel gelisimi
Saygideger sargon;
Mustafa Kemal ve onun kurtulus savasi ve gerceklerini,bizi 150 yildir yoneten ve yonlendiren bati ballandira ballandira anlatiyor,bize Turkiye de ogretilen Tarih tamamen duygusal ve gercek disidir.Batinin en guzel tarafi tarihe duygusal bakmayip,tarihi carptirici yalanlara bas vurmamasidir.Ben hala Turkiye toplumunun Ataturk konusunun tabusunu yikabildigine inanmadigimdan,bu konuya girmeyecegim,yalniz sana su kadarini soyleyeyim.Lozanin temeli,TC'ni bir osmanli imparatorlugunun devami olarak belirtir ve sana bir soru,neden hicbir bati gucu Istanbul,u savasmadan terketti ve kurtulus savasina Ingilizler,italyanlar-yani dogu daki Fransizlar dan baska- bir bati gucu katilmadi?bu sorular uzerine dusunmeni oneririm,eger bu konu senin icin bir tabu degilse.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
|

09-03-2008, 05:06
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Oct 2007
Mesajlar: 3.982
|
|
Re: TC ve felsefenin tarihsel gelisimi
Bugünün dünyası batının gerçeği nedir?
Abd özgürlük ihracatçısı bir ülkemidir?
Irak'ta Kürt devleti mi kurmak yoksa kendine enerji ve su kaynaklarının kontrolünü elinde tutmak için ileri karakolmu kurmaktadır?Aynı zamanda İran'a cephemi oluşturmaktadır.
AB'nin tek taraflı işleyen gümrük birliği ne işimize yaramıştır?
Kanada'da kilit görevlere niye Kanadalılar getirilmektedir?
Batı kendine müslümandır.Çifte standardı vardır.İnsanlık vardır ama batılı ayrıcalıklı insandır,diğerleri ikinci sınıf insandır.
İleri gitmiş ülkeler bir güzel sömürü düzeni kurmuşlar,dünya kaynaklarını kendilerine aktarmaktalar.Kurallarını kendileri koydukları bir oyun oynayıp hep kazanmaktalar.
Bu oyunu oynamak zorunda değiliz.Oyunu bozalım.
Kendi oyunumuzu kuralım.
saygılar
''asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek,aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur''
|

09-03-2008, 05:38
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
|
|
Re: TC ve felsefenin tarihsel gelisimi
Saygideger aydoe;
Iste bunu basarabilmek icin ve bu oyunu bozabilmek icin batinin felsefesini cok iyi algilamak ne yapmak istedeginin bilincine varmak ve ona alternatif insan ve insanlik temelli felsefeyi ortaya atmak ve bunu once her kisinin kendisinde basarmasi ve dusunce ve davranisiyla etrafina sunmasi,ve bunu hicbir odun vermeden kararlilikla yapmasi gerekiyor.
Kurdistan konusu,amerikan idealizminin once kuzey iraki turkiye ye federe bir yapiyla baglamak ve sonra bu federe yapiyi genisleterek,Turkiye'yi ilimli islam cumhuriyeti-Sevr de Turkiye'ye birakilan yer-Kurdistan ve Ermenistan'a bolup Federe devletler Birligini ya da cumhuriyetini kurmak,SSCB ve Yugoslavyanin nasil sorosvari ozgurluk temelinde parcalandigini hatirliyalim.Cunku sonucta bir ulkeyi ne kadar bolersen,yonetmek o kadar kolay olur.
Sygilarimla;
evrensel-insan
Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
|

09-03-2008, 14:31
|
 |
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665
|
|
Re: TC ve felsefenin tarihsel gelişimi..
sayın evrensel insan,
ben soruma ikna edici bir cevap alamadımç Söylediğim şey şuydu: Nihilizmi batının düşünsel, felsefi değerlerini ifade eden bir akım olarak ortaya koyuyorsunuz. Buna dayanarak da oluşturduğunuz bu değerler sistemini eleştiriye tabi tutuyorsunuz. Ben diyorum ki, nihilizm batı değerler sisteminin ifadesi falan değildir. Sadece düşünce akımlarından biridir. Yani varoluşçuluk gibi, materyalizm gibi, pozitivizm gibi, hazcılık gibi, post-modernizm gibi, daha sayamayacağımız yüzlerce akımdan biridir. Bunlardan hangisi batı değerler sistemini tek başına açıklar ki. Hiçbiri. Belki 19. yüzyıl Avrupası için pozitivizmi ele alabilirdiniz. O diğerlerine göre çok daha güçlü idi. Halbuki 20. ve 21. yüzyıl için bunların hiçbiri tek başına bir açıklama değeri oluşturmaz. Teoriniz bu noktadan kalktığınız için yanlış diyorum.
Bu yanlış olan teorik tespitin üstünden siyasal düzleme geçiyorsunuz ve nihilizmin canavarlığını, nasıl bir tahlike olduğunu, batının doğuyu nasıl bu felsefi temelde parçalayıp yoketmeye çalıştığını anlatmaya çalışıyorsunuz. Henüz ispat edemediğiniz bir şeyin üstüne bir başka ispat edemeyeceğiniz şey daha kurmaya çalışıyorsunuz. Batı doğuyu parçalamak, yok etmek istiyor. Bakın işte SSCB'yi parçaladılar, Yugoslavya'yı parçaladılar, Irak'ı parçalamak istiyorlar, bizi de parçalayacaklar vb. Siyasal düzlemdeki bu parçalanmaların nedeni size göre ABD yada AB oluyor. Halbuki bu parçalanmaların altında hangi dinamiklerin yattığını görmüyorsunuz. SSCB de, Yugoslavya da kendi iç dinamiklerinden dolayı parçalandı. Ne yazık ki sizin açıklamanızla bağdaşmayan bir gerçeklik vardır. Bu sürecin ne batı felsefesiyle ne de nihilizmle bir alakası vardır. Olsa olsa milliyetçi yada baskıcı rejimlerin iflası denebilir buna. Bu tür rejimlerin parçalanmaya yol açtığını tarih bize gösterir. Dış dinamikler, yani ABD, AB falan burda ikincil üçüncül önemdedir.
Bir düşünce sistemi parçaları birbiriyle uyumlu ve açıklayıcı değerlere sahip olursa ayakta kalabilir ve eleştirilere direnebilir. Açıkçası kurduğunuz sistemin parçaları bana çok uyumsuz ve eklektik göründü. Çok sayıda ispatlanmamış, sadece varsayım ve hatta önyargı düzeyindeki argümanı birleştiriyorsunuz. Bundan derli toplu, bütünlüklü bir düşünce sistemi çıkarmanız neredeyse imkansız.
|

09-03-2008, 14:43
|
|
|
Re: TC ve felsefenin tarihsel gelişimi..
Ben hala Turkiye toplumunun Ataturk konusunun tabusunu yikabildigine inanmadigimdan,bu konuya girmeyecegim,yalniz sana su kadarini soyleyeyim.Lozanin temeli,TC'ni bir osmanli imparatorlugunun devami olarak belirtir ve sana bir soru,neden hicbir bati gucu Istanbul,u savasmadan terketti ve kurtulus savasina Ingilizler,italyanlar-yani dogu daki Fransizlar dan baska- bir bati gucu katilmadi?bu sorular uzerine dusunmeni oneririm,eger bu konu senin icin bir tabu degilse.
evrensel insan...
siz neden ingiltere'de yaşıyorsunuz??
sargon'a sorduğunuz sorunun cevabını siz verin biz de öğrenelim..
|

09-03-2008, 15:24
|
 |
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665
|
|
Re: TC ve felsefenin tarihsel gelişimi..
sevgili evrensel insan,
Atatürk konusu tüm Türkiye'de bir tabu olduğu sitemizde de bu tabunun elbette etkileri oluyor. Bu etkiden tüm ülke bir günde kurtulamaz tabii ki. Yine de bu konuyu tartışmaya en yakın yerlerden biri olduğumuzu düşünüyorum. Kaldı ki ne Atatürk ne de devrimleri benim için hiçbir zaman birer tabu olmadı. Kimi zaman Atatürk'ü de kıyasıya eleştirmişimdir.
Lozan'la ilgili sorunuza gelirsem. Evet, genç Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı'nın borçlarını devralıp, onun devamı olduğunu kabul etmiştir. Kaldı ki bütün devlet sistemi, kanunlar, bayrağına varana kadar sistemin tamamı Osmanlı'dan devralınmıştır. Kurtuluş savaşı dünyanın görüp göreceği en büyük savaş gibi anlatılır hep. Emperyalizme karşı ilk kurtuluş savaşı diye övünülür. Ama bence bunlar gerçeği ifade etmez. Türkiye'de emperyalizme karşı kurtuluş savaşı daha başlamadan önce Rusya emperyalizme karşı çok daha büyük bir savaş vermişti. Yanıbaşımızda yaşanan bu savaş bütün Anadolu'yu da etkilemişti. Ayrıca tüm Kurtuluş savaşında ölen asker sayısı ortalama bir meydan savaşında ölen asker sayısından bile azdır. Sanırım 11.000 civarında asker ölüyor. Son 25 yılda PKK ile savaşta ölen asker sayısının 7.000 civarında olduğunu, Çanakkale savaşında ölen asker sayısının 200.000 civarında olduğunu düşünürsek 11.000 rakamı emperyalizme karşı savaşın boyutlarını anlayabiliriz. Bir başka örnek olsun, Cezayir Kurtuluş savaşında sadece bir günde 45.000 Cezayir'li, bütün Kurtuluş savaşı boyunca 2 milyona yakın insan ölmüştür. Yada PKK ile savaşta ölen PKK'lı sayısı 30.000'den fazladır. Bu savaşı bir Kürt kurtuluş savaşı olarak düşünen PKK'lı açısından bakmaya çalışırsak durumu sanırım daha iyi anlayabiliriz. Dünyanın ilk ve en şanlı kurtuluş savaşını verdiğimiz iddiası bence tamamen bir efsanedir. Milliyetçi bilincini yaratabilmek böyle efsaneler gerekiyordu ve kuruldu. Bunlar da savaştan sonraki yılların ürünüdür.
Yerel Türk ve Kürt direniş güçlerinin Fransızlara karşı direnişleri dışında asıl savaş Yunan ordusu ile olmuştur. Ölen 11.000 asker bu savaşlarda ölmüştür. Sorunuz sanırım neden İngizler çekilme kararı aldı, Fransa ve İtalya buna uyduğu halde, Yunanistan buna uymadı. Bu konuda çeşitli iddialar var. Örneğin şimdi keskin Kemalist olan, gerçekte her zaman Enver Paşacı olduğunu düşündüğüm, geçmişte ise kendini sosyalist olarak tanımlayan Yalçın Küçük'ün bu soruya cevabı Mustafa Kemal'in İngilizlerle anlaşmış olduğu, daha Kurtuluş savaşı sırasında işbirliğinin sürdüğü ve Türk ordusunun Yunan ordusunu hezimete uğratmasının hemen ertesinde ilk anlaşmanın İngilizlere ve Ruslarla yapılmış olduğu şeklindedir. Hatta olayın dramatik sahnelerini de kitaplarında sık sık anlatır. İçki masasında Mustafa Kemal'in nasıl İngiliz büyükelçisinin kulağına fısıldadığını, samimiyetlerini falan anlatır. Gerçekten de Mustafa Kemal Yunan ordusunu destekleyen İngilizlerle masaya oturmakta ve anlaşmakta bir beis görmemiştir. Bunda hiç bir gariplik yoktur aslında. Rusya da daha Alman ve İngiliz orduları ülke topraklarının içinde iken ve savaş sürerken batı devletlerine anlaşmalar götürüyordu.
Sorun Mustafa Kemal'in neden anlaştığı değil, İngilizlerin neden çekildiğidir. Bana kalırsa buna cevap verebilmek için Avrupa'nın oyıllardaki durumuna bakmak gerekir. Asıl cevap burdadır. Birinci dünya savaşı 1918'de bitmişti ama sorunlar bitmemişti. Avrupa içten içe çalkalanıyordu. Almanya'da sosyalist bir ayaklanma güçlükle ve büyük kanla bastırıldı. Macaristan'daki devrim de aynı şekilde ulsularası ordularla bastırıldı. Rusya'da hala süren bir iç savaş ve batı ülkelerine giderek yayılan ayaklanmalar vardı. Ayrıca İngiltere, o üzerinde güneş batmayan imparatorluk gücünü kaybetmeye başlamış, savaş onu da güçten düşürmüştü. Zaten savaşın bitiminden ikinci savaşın başlangıcına kadar olan sürede artık eski dünya egemenliğini koruyamayacak ve hekimiyeti ABD'ye devretmek zorunda kalacaktır. Bu dönem İngiltere'nin eski gücünü kaybettiği ve bu yüzden siyasi otoriteyi sağlamakta zorlandığı zamanlar olacaktır. Nitekim emperyalist devletlerin aralarında 4 yıl boyunca süren savaş karşılıklı güçleri zayıflatmış ve emperyalist baskıların eçici bir süreliğine de olsa azalmasını sağlamıştı. Bu göreli hakimiyet boşluğu döneminde arka arkaya yaşanan ekonomil krizler de önemli bir etkendir. İşte tam bu dönemde genç Türkiye Cumhuriyeti bağımsız bir devlet olarak kurulmuş ve dönemin yapısından dolayı da oldukça bağımsız görünümlü bir ekonomik ve siyasal gelişme süreci yaşamıştır. İkinci dünya savaşının bitimine kadar sürecek olan bu göreli bağımsız dönem aslında Türkiye'deki devlet bürokrasisinin bağımsız karakterinden değil, dünyada emperyalist bağımlılığı perçinleyecek bir otoritenin olmamasından kaynaklıdır.
Elbette İngiltere'nin kararında kurtuluş savaşının başındaki kadroların özellikleri bir rol oynamıştır. Eğer önderlik bir burjuva cumhuriyeti isteyen kadrolarda değil de bolşevik yanlılarının elinde olsaydı İngiltere aynı tutumu alabilir miydi? Muhtemelen almayacaktı. Türkiye'de bir bolşevik devrimi bir dünya egemeni için Rusya'dan sonra bir başka darbe olurdu. Mustafa Kemal ve kadrosu bu açıdan İngilizlerin biraz daha rahat davranmalarını sağlamış olabilir. Ancak bütün bunları birer komplo imiş, Mustafa Kemal İngiliz işbirlikçisiymiş şeklinde açıklamaya çalışmak son derece basit bir çaba olur. Görüldüğü gibi hiçbir süreç böyle komplo teorileriyle açıklanacak kadar basit değildir. Bugün de birtakım teorisyenler kolayından emperyalizmin içbirlikçileri olan güçler falan oluştururlar. Bu teoriler nefret almak içindir. İnsanlar öfkelerini bir yerlere yöneltmek istediklerinde en kolay gidecekleri yer nefret içeren böyle ideolojik teorik eskizlerdir. Hiçbir teorik sağlamlığı olmasa da, tamamen kesme yapıştırma olsa da, öfkeyi bir yerlere akıtma aracı olarak bir süreliğine etkili olabilirler. Ama uzun vadede insanlığın "vicdanında" yargılanırlar.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 18:35 .
|