O nasıl bir bakış açısıdır vgm? Hala görelilik ve referans değişimi noktasında tek yönlü düşünüyorsun. Böylesi genellemeler yapılamaz maalesef. Senin galaksin samanyolunun hareket hızı nedir? Işık hızında mı hareket ediyoruz biz? Işığın san deki hızı bizim referansımıza göre başka referanslara göre daima yaklaşık 300 000 km dir. Buraya kadar bir sorun yok. Peki şöyle söyleyelim atıyorum seni ışık hızına çıkarmanın bir yolunu bulduk kütlen olduğu halde aynı kütlede ışığa dönüştün. Buradan Andromedaya gitmen ne kadar sürecek? Saatine baktığında zaman geçmiş olacak mı? Cevap veriyorum hayır. Uzayın hangi uzaklığına gidersen git ışık sözkonusu olduğunda onun zamanı yoktur. Burada yaptığın düşünce hatası, sürekli kendi referanslarına göre uzayın durumunu betimleyip yerel durumdan hareketle genellemeler üretmendir. Samanyolu 8 milyar ışık yılı uzaktaki bir galaksiye göre ışık hızına yakındır. O galaksi de samanyoluna göre o hızdadır. Bu iki galaksinin birbirine bağıl olarak ışık hızına yakın hızda uzaklaştığını söyleriz. Ancak evrenin genişlemesi teorisinin kökeni bu düşünce değildir. Galaksilerin birbirinden uzaklaştığından hareketle böyle bir teori ortaya atılmış olsa da evrenin ışık hızında genleştiği şeklinde bir genelleme üretilemez, sadece genişlediğini söyleyebilir,kritik kütle hesabından dolayı da ivmesinin zamana göre değişimini ölçebiliriz. Işık hızının sayısal değeri kafanızı karıştırıyor. Yani sen hızları aritmetik olarak topladığın için çapa bakıp ışık hızından daha hızlı genişlediği yolunda yanlış bir sav ortaya atıyorsun. Dikkat et buna kütle çekimi konusundaki son yazımda da bu hatanı belirttim fakat sanırım onu da okumadın. Ayrıca ilk savın da deneylerle örtüşmüyor klasik big bang e dair eski savları aşın artık bunlar masal oldu. Evrenin genişleme ivmesi artıyor kütle çekimi ya da herhangi başka unsur bu genleşmede bir azalma meydana getiremez kuantum elektrodinamiği her şeyin teorisi ve M kuramı dahilinde kurulan yeni modellerde böyle bir alternatif yok. En azından yaşadığımız evren için.
Kaos teorisi demeliyiz ona, Kant ve Laplace ın determinist felsefeleri çok geride kaldı.
Olbers in saçma sav ı eşliğinde yapılan hesaplar 25 milyar ışık yılını öne sürüyor. Bunun dışında evrenin başlangıcındaki A ve B galaksisi arasındaki aralık sürekli genişlediği için bugün 13,7 ışık yılı uzaklıktaki galaksi, tüm uzaklıkları seri olarak toplarsak yaklaşık olarak aslında 78 milyar ışık yılı uzakta. Bu da evrenin yarıçapının 78 milyar ışık yılı olduğunu gösteriyor. Sen yine aynı hatayı yapıp zamandan bağımsız olarak ışık hızının katettiği mesafeyi hep sabit algılama hatası yaptığın için düz mantıkla evrenin çapı 78 milyar ama yaşı 13,7 milyar demek ki evren ışık hızından hızlı genişlemiş şeklinde hatalı genellemeler yapmayı sürdürüyorsun.
Birincisi evrenin çapı 25 milyar ışık yılı da olsa 78 milyar ışık yılı da olsa bu durum klasik big bang teorisine göre yaşının 13,7 milyar yıl olması ile çelişmez. Görelilik teorisini çift yönlü ve zamana bağıl olarak düşünmek zorundasın.
İkincisi evrenin ilk 1 milyon yıllık varlığındaki zaman hız ve mesafe faktörü ve buna bağlı zaman mekan koordinat eksenleri sürekli değiştiğinden yine toplam yarıçapı bu veriler üzerinden hesaplarken bugünün verilerini baz alarak değil, tüm zamanların verileri dahilinde matematiksel seri toplamı yapman gerekir.
Üçüncüsü, senin sav ına göre yüksek enerjili taneciklerin dünyaya ulaşma şansı hiç yoktur. Çünkü bu taneciklerin oluşup uzaya yayıldığı zaman, güneş sistemi oluşmadan daha önce sona ermiştir. Aynı şekilde senin ışığın hızına göre katettiği mesafenin boyutu yanlış sav ına göre kozmik arka alan ışınımından haberdar olma şansımız da yoktur. Çünkü bu ışıma evrenin ilk birkaç yüzbin yaşında iken yani evrenin ısısı 3000 K iken yayılan fotonlardan kalmadır. O zaman senin sav ına göre bu arka alan ışınımının zamanı 13 milyar ışık yılı uzakta olduğuna göre 5 milyar yaşında olan güneş sistemine ulaşmasına daha 8 milyar yıl vardır. Neye göre?
Olbers paradoksuna itirazlarım sürmektedir.
Buradaki temel sav taranan bölge arttıkça yıldız sayısının arttığı noktasındadır. Yani paradoks der ki, eğer evren sonsuz olsaydı uzay aydınlık görünecekti. Buradan hareketle de kabaca göremediğimiz çok uzak galaksilerin yani bize göre bizden ışık hızında uzaklaşan galaksileri de sözde kabaca hesaba katarak evrenin çapının 25- 28 milyar ışık yılı olduğunu iddia eder.
1. Çok uzak galaksilerin görünebilirlik sınırının 7-8 milyar ışık yılı olduğunu çünkü o uzaklıktaki galaksilerin bize bağıl olarak ışık hızına çok yakın hızlarla uzaklaştığından hareketle, bu görünemezlik sınırının kaba hesaba katılmasındaki somut verinin kaynağı nedir? Eğer evrenin çapı 500 milyar ışık yılı ise yine de 8 milyar ışık yılından ötesini göremeyeceğimize göre çapının 25 milyar ışık yılı olduğuna dair hiç bir kanıt öne sürülemez. Bu çap 9 milyar ışık yılı da olabilir 999 milyar ışık yılı da. Herhangi veri alamadığımıza göre kafadan 25 milyar ışık yılı diye atmaktan öte bir anlamı yoktur bu değerin ve hiç bir kanıtı yoktur.
2. Işığın zamandan bağımsız oluşu nedeniyle mutlak olduğunu öne sürmek, madde enerji döngüsü ile çelişir. Işığın sonlu bir hızı vardır. Dolayısıyla tüm evrenin sonsuz yıldız ışığı nedeniyle tamamen ışıyarak aydınlanacağı sav ı matematiksel açıdan mantıksızdır. Çünkü sonlu hız dolayısıyla sonsuz sayıda yıldızın ışığı yine de tam bir aydınlanma yaratamaz. Dolayısıyla uzayın sonsuz olma düşüncesi uzayın karanlık olması savını destekler. Olbers ise ışık hızını zamandan bağımsız olması nedeniyle sonsuz varsayarak sonsuz evrende sonsuz ışığın Dünyaya ulaşacağını öne sürmüştür. Oysa belli aralıklarla yerleştirilmiş ampuller, ne kadar büyük bir alanı kaplarlarsa kaplasınlar görüş alanının tamamen aydınlanmasını sağlayamazlar. Olbers paradoksu bu noktada perspektif anlayışından yoksundur. İki boyutlu uzay haritasını düşünüp boşluklara uzak yıldızlar yerleştirerek yıldızlar arasındaki karanlık çoğunluğu yok saymaktadır. Uzay sonlu da olsa sonsuz da olsa gökyüzü karanlık ve yıldızlar az görünecektir. Çünkü yıldızlar arası mesafe her daim yıldızın çapından çok *daha büyüktür. Dolayısıyla aydınlığı da uzaklıkla azalır.
3.Yıldızlar sonsuz ömürlü değildir. Dolayısıyla ışık hızına çok yakın hızlarda yıldız ömürlerinin bir anlamı yoktur. Yani makro boyutta evreni küresel düşünüp sınırlandırsak bile içindeki yıldızlar bir oluşur bir söner diğeri oluşur. Karadelikler ışığı yani fotonları soğurur atomaltı boyutta fotonlar farklı oluşumlara girişir,madde enerji oluşumu,foton salınımı,foton soğurulması,kütle enerji dönüşümler dahilinde yeni kütle çekim alanlarına dönüşümler gerçekleşir. Kuantum boyutunda evren kaynar bir kazan gibidir. Kuantum üstü boyutun yasalarının oluştuğu bu dünya bu nedenle toptancı perspektiflerle açıklanamaz. Yani bu tür foton alışverişleri ve madde enerji dönüşümleri, dinamik evren modellemeleri dahilinde Olbers paradoksu tamamen geçersizdir çünkü statik ve sınırlı evren düşüncesi için ortaya atılmış olduğu hiç bir geçerli mantığının olmadığı anlaşılmaktadır. Popülist ve şoven kültürün fiziğe bir dayatmasıdır.
Big bang paradoksu ve Olbers Paradoksu
Big-bang in sorun yaratan kısmı zamana başlangıç olarak düşünülmesi ve bu referans ile genişlemenin nedeninden ziyade sebebinin bir ilk nedene gönderme yapmasıdır. Aslında teori kendi argümanları ile bu durumu reddetse de bakış açılarının aldığı düşünce referansı neye göre ise, o idea nın kendisine big-bang i referans almasıdır.
Örneğin biraz süslü yazmış olmak ile birlikte evrensel-insan'ın big-bang teorisi bağlamında Aristoteles evren görüşünü anlatması gibi.

*Aristoteles in ve skolastiğin elinde bilinçdışı doğa ya dair bir deney gözlem ve non lineer anti determinist fikirler bulunmadığından ötürü de tartışma döner dolaşır hareketten bağımsız ilk hareket ettiricinin soyut ve fantastik varlığı içinde boğulur.
Ancak teorik açıdan evrenin en erken 10^-43 sn si bilinebilir. Bu ne demektir? Madde ve zamanın anladığımız formları için düşünebileceğimiz öngörü sınırı demektir. Buradan hayalgücü yüksek mistiklerin birtakım aşkın ruhlar cinler tanrılar yaratması kısmını bir yana bırakırsak, 10^-43 sn den önceki zaman da aslında evrenin ondan sonraki toplam zamanını kapsar. Yani şöyle düşünün, madde örgütlenip genişledikçe zaman yavaşlamaktadır. Neden? Çünkü zaman maddeseldir o yüzden fotondan başka hiç bir partikül atomaltı boyutta da olsa ışık hızında hareket etmez. Relativistik kütle formülü kütleli cismin ışık hızına ulaşamayacağını söyler ancak ondan daha hızlı hareket edemeyeceğini söylemez çünkü negatif madde mümkündür ve onlar zamanda geri gidip bizim göreli boyutumuzda yine ışıktan hızlı olabildikleri oranda yavaş ilerlediğini zannettiğimiz kararsız anti partiküllerdir. Yani anti maddedirler. Ancak bu kütleyi ışık hızına ulaştıramayız teorisi ile de çelişmez. Atomaltı evrendeki fizik yasaları veya ışık hızı için Profesör Richard Feynman ın deyişiyle birbirinin sonucu olan determinist sağduyu ilkeleri aramak manasızdır, doğa sadece kendine özgüdür bizim referansımıza ve aklımıza yani rasyonaliteye özgü değil. Bütün bu kuantum ilkeleri ve görelilik bağlamında aslında evrenin ne kadar zaman önce oluştuğunu söylemek de manasızdır. Bunun ise türlü sebebleri vardır.
1. Çok uzak galaksiler bigbang teorisi bağlamında farklı yapılar üretmesi gerekir. Çünkü erken evren görüntüleri olduğu halde,pek de erken evren gibi olmayan bizimkine çok benzeyen galaksi sistemlerinden oluşmaktadırlar. Sırrı henüz çözülememiş olan sadece kuasarlardır ve aslına bakılırsa onların dev karadelikler mi yoksa başka birşey mi olup olmadığı da belli değildir. Gözlem sorunu vardır.
2. big-bang homojen bir evren modeller oysa gözlemler galaksilerin büyükten küçüğe mega topluluklar halinde sıralandığını gösterir. En geniş ölçekte gözlenen "Büyük Duvar" ın da başka bir daha büyük sistemin parçası olup olmadığı bir muammadır. İlginç olan, biz gözleyenler açısından bu haritanın her daim en ucunun ucunun ucunda izole olmuş olmamızdır. Yani büyük duvarın dışındaki büyük mega galaksi topluluğunun kıyısındaki yerel bir üst galaksi topluluğunun yine daha önemsiz yerel grubunun ondan da önemsiz galaksisindeki önemsiz bir bölümünde kollarının dışındaki yine önemsiz görünen sıradan bir yıldız sistemindeyiz. Bunun anlamı nedir? Bana kalırsa bunun anlamı olbers paradoksunun bir görünümüdür. Sanıldığı gibi olbers paradoksu evrenin sınırlı olduğunun kanıtı değil, uzaklarda daha fazla ışık görmemize yol açtığından bu hiyerarşik görüntü ortaya çıkmaktadır. Çünkü asıl uzağa bakıldıkça evrenin daha geniş bir alanını taramış oluyoruz evren genleştikçe aydınlanma olasılığı artmak yerine. Tersine genleşme yüzünden karanlık, geçmişe baktığımız oranda ışıma miktarında artış gözlüyoruz. Yani Olbers in söylediğinin tam tersi doğrudur.
Sonuç olarak evrenin çok az bir kısmının baryonik madde ve elektromanyetik enerji taşıyıcılardan oluştuğu düşünülürse Olbers paradoksunun "evren sonsuz olsaydı uzay aydınlık görünürdü" önermesi iyice mantık dışıdır. Çünkü hem zaman açısından yıldızlar sonsuz ömürlü değil,hem de uzayın çoğunluğunu yıldız olmayan bölgeler oluşturmaktadır. Nasıl bir mantıkla uzay sonsuz olsaydı sadece ışığın yoğunlaşarak uzayı aydın göstereceği düşünülmüş hiç anlaşılır değildir. Kaldı ki evrende Dünyamız küçük bir noktadır bütün ışık huni biçiminde dünyaya odaklanmadıkça böylesi bir aydınlanma olamaz. Üstelik ışığın yayılımı küreseldir bir noktadan dağılır belirli bir noktaya odaklanmaz.
Evrenin genişlemesi de görecelidir.
3. Kritik kütlenin ölçümlerde 1 den küçük çıkması Einstein ı haklı çıkarmıştır. Evren kütle tarafından bükülmüş zaman alanlarından oluşsa da makro ölçekte dümdüzdür. Ne küreseldir ki o zaman kritik kütle 1 den büyük çıkmalıydı, ne de dümdüzdür. Verilere göre hiperbolik ve sonsuzdur. Ancak sürekli 1 ya da daha büyük çıkarılmaya çalışılmakta buna dair veri aranmaktadır. 1 çıksa bile düz evren olacaktır ki başlangıcı ve sonu olmayan ve o yüzden düz görünen bir evren olacaktır. Burda da veriler sonluluğa karşıdır. Evrenin sonlu çıkabilmesi için kritik kütlenin 1 den büyük çıkması gerekir. Oysa uzak süpernovalar evrenin genişleme ivmesinin arttığını göstermiştir. Demek ki kütle çekimi ivmeyi yavaşlatamayacaktır ki bu da sonlu evren ve big bang teorisine karşıttır. Klasik yani mutlak tekillikten patlayarak saçılan ve örgütlenen big bang ise uzak süpernova gözlemlerinden sonra çökmüştür, tekil noktadan patlayan evren teorisi geçersizdir.
Bundan sonrasında yeni modeller kuantum lkeleri M kuramı ve sicim teorileri ve de kaos eorileri eşliğinde ilerleyecek görünüyor. Mutlak ilkeler temelli dogmatik evren tasarımları artık bir işe yaramamaktadır. Evrene başlangıç ve son çizmek hem teorilere eşlik eden matematik ile, hem de teorilerin kendi içinde çelişkiler üretmektedir. Bu tür determinist genellemeler yapma çağı gerilerde kalmıştuır. Gözlem teori ve deneyler eşliğinde fizik yasalarının nasıl işlediğini araştırıp yeni modellemeler yapmak dışında evrene mitolojik varsayımlarla ömür biçmek insanın doğaya anthromorfik olarak baktığı geçmişten kalma bir hatasıdır.