
24-04-2008, 22:45
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
|
|
Türkiye Tahlili
Türkiye'nin kimler tarafından ve nasıl yönetildiği, hakim gücün ne olduğu, siyasi ve ekonomik yapısı farklı kesimlerce farklı değerlendirilir. Bu farklı analizler nedeniyle farklı çözüm yolları, farklı mücadele şekilleri ortaya konulur. Eleştirilen, suçlanan hedefler de farklı olur.
Türkiye'de hakim güç burjuvazi midir?
Burjuvaziyse hangisi? Milli burjuvazi mi? Tekelci işbirlikçi burjuvazi mi?
Yoksa Kemalizm mi?
85 yıl önceki egemen güç şimdi de aynı mıdır?
Bir Oligarşiden söz edilip durulur. Bu oligarşiyi kimler oluşturuyor?
Bürokratik oligarşi mi? Derin devlet oligarşisi mi?
Ya da bir faşist diktatörlük mü var?
Görünürde göstermelik yarı demokrasi denilebilir mi?
Devlete hakim olan güç, devletin tüm kurumlarına da hakim midir?
Ordusuyla, polisiyle, bürokratıyla, teknokratıyla hakim güç çizgisinde midir?
Varsa medyadaki yayın organları hangileridir?
Hangi yayın organları gazete, dergi, tv vs. devletin dolayısıyla egemen güçlerin çizgisindedir?
Türkiye sömürge bir ülke midir? Yarı sömürge ve yeni sömürge diyebilir miyiz?
Kapitalist bir ülke olarak tanımlanabilir mi?
Yarı feodal bir ülke denilebilir mi?
20. yüzyılın ilk yarısındaki Türkiye'de bugüne dek rejim açısından neler değişti ya da değişmek üzere? Örneğin cumhuriyetin ilk yıllarındaki siyasi-ekonomik yapısı aynı mı? Yoksa rotasından şaştı mı? Karma ekonomik sistem yıkıldı diyebilir miyiz? Elde satılacak birşeyler kaldı mı?
Bu bir karşı devrim midir?
|

25-04-2008, 00:31
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Oct 2007
Mesajlar: 3.982
|
|
Re: Türkiye Tahlili
Türkiye burjuva demokratik devrimini yaşamışmıdır ki kapitalist olsun?
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu ve gelişmesine bakarak bugün ki küreselleşen dünya üzerindeki konumunu ortaya koyabiliriz.
Karşı devrim değil bir tasfiye süreci ve dinci oligarşinin egemenlik savaşını yaşamaktayız.
Türkiye'de işbirlikçi burjuvazi ve devlet üst yönetim kademesi ve mafya birlikteliğinde kurulmuş bir oligarşik yapılanma mevcuttur.
Bu oligarşik yapı direk Abd güdümünde tam bir işbirliği içinde ülkeyi bugün ki konumuna getirmiştir.
Ülkemiz açık pazar ve tüketim toplumu haline getirilmiş ve borç batağına sokulmuştur.
Yarı feodal yarı sömürge az gelişmiş bir ülkeyiz.
Satılacak ormanlarımız akarsularımız ve topraklarımız var.
''asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek,aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur''
|

25-04-2008, 11:48
|
|
|
Re: Türkiye Tahlili
Benim görüşlerim şöyle:
-Türkiye'de burjuvazi hiçbir zaman hakim sınıf olmadı. Günümüzde de böyle. Türkiye'nin hakim sınıfı ordu ve bürokrasidir.
-Türkiye ne bir sömürge ne de yarı-sömürgedir. Ekonomik gelişimini iç dinamikleriyle sağlayamadığı için batı desteğine sarılmıştır. Bu ise ekonomik bir bağımlılık yaratmıştır. Özellikle askeri alanda Amerika'ya bağımlıdır. Bu bağımlılıklar siyasal kararları da zaman zaman önemli ölçüde etkilemiştir. Ancak tüm bu bağımlılık altında bile bunu kırmanın olanağı vardır. K. Kore veya Küba tipi bir "bağımsızlık" çözüm değildir.
Bağımlılığı kırmanın yolu içte ve dışta barışçıl politikalar izleyerek askeri alandaki harcamaları kısmak ve ülke kaynaklarını eğitim, sağlık, teknoloji gibi alanlarına yönlendirmekle mümkün olur. 6. filo askerlerini denize dökmekle değil. Veya Coca Cola'yı boykot etmekle değil.
-Türkiye 1980'li yıllarda yarı-feodal dönemden çıkmış ve tam kapitalist düzene geçmiştir. Günümüzde sadece feodal kırıntılardan bahsedilebilir.
-Milli burjuvazi-İşbirlikçi burjuvazi ayrımının günümüzde siyasal bir anlamı kalmamıştır. Bir firmanın gerçek anlamda büyümesi uluslararası alanda pazar bulmasıyla mümkündür. Bunun için uluslararası rekabet koşullarında varolabilmeyi sürdürmek gerekir. Bu rekabet koşullarında varolabilmek için firmalar arasına ortaklıklar kurulmaktadır. Örneğin Türkiyenin bilimsel-teknolojik birikimi ve sermaye düzeyi Toyota gibi otomobilleri salt milli burjuvaziyle üretmesi mümkün değildir. Bu nedenle Sabancı grubu Toyota ile işbirliğine girmiştir. Türkiyenin en büyük özel teşebbüsü Koç'ların Hitachi ile Beko-Hitachi birlikteliği veya İtalyan Fiat ile birlikteliği gene benzeri işbirlikteliğidir. Bunlara rağmen Türkiye ne japonyanın ne de İtalya'nın sömürgesi veya yarı-sömürgesi olmuştur.
-Türkiyeda faşizm yoktur. Geçmişte de olmamıştır. Ancak faşizan rejim hep varolagemiştir. Buna otokratik rejim de denebilir. Demokrasi hep ordu-bürokrasi baskısı altında kısıtlı olarak varolagelmiştir. Demokrasi gerçekten benimsendiği için değil "batıda varolduğu için" varolagelmiştir.
-Hakim güç devletin her yerinde de hakimdir. Ancak küçük varyasyon farkları mecuttur. Örneğin kimi kurumlarda özellikle orduda ve yargıda CHP çizgisi daha hakimken eğitim sisteminde ve emniyet teşkilatında MHP, Adalet partisi çizgisi daha hakim durumdadır. Günümüzde ise eğitim sistemi AKP çizgisine girmiştir. Özetle MHP, AP, CHP çizgisi farklı yerlerde ve dönemlerde farklı oranlarda hakim durumdadır. Günümüzde de AKP.
-Devlet yukarıda saydığım farklı siyasal partilerin çeşitli oranlarından oluştuğu için medyada tam bir temsilcisini göstermek zordur. Buna rağmen benim devlete en yakın çizgide bulduğum gazete Hürriyet'tir. farklı konularda farklı gazeteler devlete yakın görüşte seyretmektedir. Örneğin Kürt sorunu konusunda gazetlerin çok büyük bir bölümü devlet ile aynı çizgide yer almaktadır.
-Devletçi ekonomi doğu blokunda yıkıldığı gibi Türkiyede de yıkıldı. Tüm dünya bu yönde. Atatürk'ün İzmir İktisat Kongresi'ndeki hedefi de bu idi.
|

25-04-2008, 13:06
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Oct 2007
Mesajlar: 3.982
|
|
Re: Türkiye Tahlili
''Türkiye'de burjuvazi hiçbir zaman hakim sınıf olmadı.
Türkiye 1980'li yıllarda yarı-feodal dönemden çıkmış ve tam kapitalist düzene geçmiştir'' Cem
Burjuva hakim sınıf olmuyorda kapitalizme nasıl geçiliyor?
80 ihtilaliylemi yoksa Özal iktidarıylamı geçilmiş kapaitalist düzene?
80 ihtilali gelişen ilerici devrimci hareketi yok etmiş 80 anayasasıylada 60 anayasasının özgürlükleri yok edilmiştir.
Özal dış borçlanmayı ve ekonomik bağımlılığımızı artırmış ülkemizi açık pazar haline getirmiştir.
Alınan borçlar makyaja ve iktidar yanlılarının zenginleşmesine kullanılmıştır.
''asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek,aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur''
|

25-04-2008, 14:06
|
|
|
Re: Türkiye Tahlili
|
Burjuva hakim sınıf olmuyorda kapitalizme nasıl geçiliyor?
|
Burjuvazi siyasal hayata hakim olmamıştır Türkiyede. Ekonomik hayata hakim olmakla siyasal hayata hakim olmak birbiriyle ilişkili olsa bile farklıdır.
|
80 ihtilaliylemi yoksa Özal iktidarıylamı geçilmiş kapaitalist düzene?
|
Özal döneminde kapitalizme geçiş tamamlanmıştır diye düşünüyorum.
|
Özal dış borçlanmayı ve ekonomik bağımlılığımızı artırmış ülkemizi açık pazar haline getirmiştir.
Alınan borçlar makyaja ve iktidar yanlılarının zenginleşmesine kullanılmıştır.
|
Bunlar madalyonun bir yüzü. Tesbitlerine katılıyorum ancak bu dönemden sonra önemli gelişmeleri de görüyoruz: Kaçakçılık sona erdi. Kalitesiz ve pahalı mal üreten ama yabancı rekabeti olmadığı için bunları halka mecbur eden yerli üreticilerin sömürüsü sona erdi. Yerli üreticiler kaliteyi arttırdılar. 1970 li yıllarda "yabancı mal" demek genellikle kaliteli mal, "yerli mal" ise genellikle kalitesiz mal demekle eş anlamlı kullanılıyordu. Günümüzde artık çoğu kimse böyle düşünmüyor. Üreten şirkete bakılıyor.
Halkın alt tabakasının yaşam düzeyi pek yükselmedi ama orta ve üst tabaka önemli iyileşmeler oldu. Gümrük birliğiyle birlikte mallarda ucuzlama oldu.
Özal döneminden sonra yerli sanayi yok olmadı. Tersine bugün sadece istanbul ve Bursa değil Gaziantep, Kayseri, Denizli gibi şehirler yerli sanayinin gelişmesinin simgeleri oldu.
1970 lerde doğu şehirlerimiz (Adana dahil) birer şark şehri görüntüsünde iken bugün Adana, Elazığ, Malatya gibi bizzat gözleyebildiğim şehirler çok büyük değişimler yaşadı.
Gittikçe artan otobanlar, *tüneller, üniversiteler, renkli tv'ye geçiş, çok kanallı radyo ve tv yayınları ve bunun sonucunda müzik sektöründe önemli gelişmeler...
1970 li yıllarda İstanbul statlarında bile gece maçı yapılamazdı. Işıklandırma yoktu!
1. lig Anadolu takımlarının sahaları bile genellikle çim değil toprak idi.
Milli takım 1-0 yenildiğinde "Yenildik ama ezilmedik" derdik. Şimdilerde dünya 3. cülüğü yaşadık. Galatasarayla UEFA ve Süper kupayı kaldırdık. Fenerle çeyrek finallere çıktık.
NBA'e basketbolcu yolluyoruz.
Nobel ödülü alan romacı çıkardık, Eurovision'da birinci olan bir şarkıcı çıkardık.
Bunların hepsi 1980'lere kadar hayaldi.
Örnekler çoğaltılabilir. Gerçeğin sadece bir yönünü görüp diğer yönlerini görmemek olmaz. Özal döneminin önemli negatif sonuçları olduysa da pozitif yanları bana göre ağır basmaktadır. Zaten bundan dolayıdır ki Özal'dan sonra gelen hiç bir iktidar Özal politikalarında değişiklik yapmamıştır.
Tabiki yoksulluk, işsizlik, gelir dağılımı adaletsizliği gibi çok önemli problemlerimiz halen vardır. Ama bunların olması ileri atılımları görmememize neden olmamalı diye düşünüyorum.
|

25-04-2008, 14:14
|
 |
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665
|
|
Re: Türkiye Tahlili
Cem'in bastaki degerlendirmesine ana hatlariyla katiliyorum. Ama bazi noktalarda farkli dusunuyorum.
Turkiye'de bir burjuva devrimi olmamistir. Bu dogru. Hakim sinif ise ordu burokrasidir. Ancak burjuva degerler sistemini getirmek ve bu yolla ulkeyi kapitalist bir gelisime sokma cabasi hep olmustur. Bunun icin de burokrasinin kontrolunde bir burjuva sinif gelistirilmeye calisilmistir. Bu anlamda, yani burjuvazinin aristokrasiyi devirip iktidari ele gecirmesi anlaminda degil de, burjuva degerler sistemini yerlestirme anlaminda bir burjuva devrimi ariyorsak bu 1908 devrimidir. 1908, padisahin gucunu meclis ile sinirlamak ve daha sonra Cumhuriyet doneminde yapilacak bircok burjuva temelli girisimin ilk orneklerini ortaya koymak acisindan 1923'ten de daha onemlidir. 1923'de burokrasinin ikinci bir atagi vardir. 1920'den beri milli mucadeleyi yuruten meclis 29 Ekim 1923'te feshedilmis, M.Kemal tarafindan ilk darbe yapilmis ve cumhuriyet ilan edilmistir. Sonra da yeni bir meclis olusturulmustur. Sonrasinda yapilan reformlarda da burjuvazi sinif olarak bir etkinlige sahip degildir. Hersey devlet burokrasisi tarafindan yurutulmektedir, ancak reformlar burjuva niteliktedir. Bu sureclerin hicbirinde burjuvazinin etkinliginden soz etmek mumkun degil. Bu acidan bakildiginda, cocuklarimiza Cumhuriyet tarihi okutmak ve tarihi 1919'dan baslatmak buyuk bir yanlistir. Ataturk'un Nutuk olarak bilinen konusmasi, 1919'dan baslar ve daha cok muhaliflerinin safdisi edilmesini gerekcelendirmeye calisir. Bu konusma konjokturel bir konusmadir. Gercek yakin donem Turkiye tarihi 1908'de hatta daha da oncesinde baslamalidir.
Kapitalizmin gelismesi icin burjuvazinin devrim yapip iktidari ele gecirmesi gerekmiyor. Kapitalizm Avrupa ulkelerinde de burjuva devrimlerinden once olusmaya basladi, devrim sadece egemen sinif degisimidir. Turkiye'de boyle bir devrim olmamasi kapitalizmin gelismemis ve hatta oturmamis oldugu anlamina gelmez. Kapitalizm daha 1920'lerde 30'larda da vardi, ancak asil gelismesini 50'li ve 60'li yillarda gerceklestirdi. Turkiye'de en buyuk *kapitalist gelisim 50 ve 60'li yillarda oldu. Kapitalizm sehirlerde zaten oldukca hizli gelisti, ancak kirlarda hep bir sorun yasandi. Cunku kirlarda buyuk topraklara sahip feodal bir sistem yoktu. Topraklarin buyuk bir cogunlugu kucuk cifcilerin elindeydi ve tarima kapitalizmin girmesi oldukca sancili oldu. Yine de 50 ve 60'li yillarda tarimda makinelesme inanilmaz sekilde artti. Su anda hala topraklarin yuzde 50 kucuk ciftcilerin elindedir. Ancak tarimda kapitalist iliskiler artik gelismistir. Cunku kapitalist iliski buyuk tarim ciftlikleri olmasi ile degil, pazara uretim yapma ile ilgilidir. Turkiye'nin ciftcisi hemen hemen tamamen pazara uretim yapmaktadir. (Benim babam yazlari gidip koyde yaptigi evinin bahcesinde fasulye, domates, biber eker. Sonra toplayip eve getirir. O haric. *  )
Dolayisiyla Turkiye'de kapitalist uretimin hakim hale gelmesi bence 1980'lere degil daha onceye dayanir. 1980'lerde olan ic pazara dayali ithal ikameci rejimin bitirilip ihracata dayali ekonomiye gecilmesiydi. "Ithal ikamesi kapitalizm degildir, yari-feodal bir sistemdir" demek bence yanlis olur. Burdaki fark suydu. Icerde sermayenin buyumesi ve ozellikle sanayinin gelismesi icin disariya karsi duvarlar orulmus, ic pazara dayali bir kapitalizm gelismesi ongorulmustu. Bu sistem 70'lerin sonlarina dogru cesitli ic ve dis sorunlardan dolayi yurumez hale geldi. Sonunda sistem coktu ve 12 Eylul darbesi sonrasinda ihracata dayali bir sistem desteklenerek ithalat duvarlari da asagi cekildi, kur sistemi degistirildi. Ice kapali sayilabilecek bir gelisme surecinden disa acik gelisme surecine gecildi yani.
Bu kadar gelismeden sonra burjuva devrimin tamamlanmasi diye birseyden bahsetmek acikcasi komik olur. Ulkede kapitalist donusum diye bir sorun yok artik. Kapitalizm Turkiye'de hakim uretim bicimidir. Ama burjuvazi hala iktidari elinde tutan sinif sayilmaz. Burokrasi ile fazla didismeye girmedigi surece istedigini yaptiriyor. Ama asil egemenlik hala burokrasinin elindedir. Boyle bir burjuvazi devrim falan yapmaz. Yavas yavas, fazlaca riske girmeden burokrasinin gucunu elinden almaya calisir, olan da budur zaten. Bunun gayet iyi farkinda olan ordu ve burokrasi de bunu alabildigine ertelemeye calisiyorlar. Butun dert de burdan kaynaklaniyor.
|

25-04-2008, 19:41
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
|
|
Re: Türkiye Tahlili
Cumhuriyet öncesi Osmanlı döneminde burjuvazi ve işçi sınıfı çok cılızdır.
Yönetimde etkinliği olmayan sayıları sınırlı bu burjuvaları daha ziyade gayrimüslimler oluşturur.
Ne Kurtuluş savaşında ne de cumhuriyetin kuruluşunda da herhangi bir öncülükleri ve destekleri söz konusu değildir. Öncülük ve egemenlik bürokratlardadır. Destek güçse aşiretlerden, köylülerden sağlanmıştır.
Cumhuriyetin ilanından sonra İzmir İktisat Kongresi ile milli burjuvazi yaratma çabaları başlar.
Bu yıllarda en çok tartışılan bir devlet sosyalizminin oluşturulup oluşturulamayacağıdır.
Devlet sosyalizmi sözü ilk olarak 1914'de Talat Paşa'nın ağzından duyulur. Talat Paşa, ülkenin ancak bir devlet sosyalizmi ile düze çıkabileceğini söylemektedir. Cumhuriyetin ilk yıllarında da Celal Bayar devlet sosyalizmini savunur. Devlet sosyalizminden kastettikleri devlet eliyle teşebbüslerin yapılması, sanayinin oluşturulması ve devlet dışındaki hür teşebbüsçülere de devlet desteği sağlanmasıdır. Yani bir anlamda devlet kapitalizmidir algılanan, anlatılmak istenen.
Nitekim kapitalist kalkınma modelinde müdahaleci sistem uygulanır. Çünkü cılız burjuvaziyi liberal sistemle kendi haline bırakmak mümkün olmaz. Bu onları yeniden Avrupa Kapitalizminin kucağına atmak olurdu. Zaten bu yıllardan itibaren Avrupa ülkeleri dahi liberalizmde müdahaleci sisteme yönelmek zorunda kalacaklardı ve yaklaşık 20-25 yıl böyle geçecekti. * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Ayrıca bu dönemi Sovyetler Birliği yönünden etkileyen önemli bir yan vardır. 1917 Ekim Devrimi ile başlayan üretim araçlarına el konulması ve sosyalizmin uygulanması 1921'de yaşanan büyük kıtlık ile duraksar. 1928'e kadar Rusya'da hür teşebbüsçülere imkan sağlanarak geçici bir kapitalist dönem yaşanır. Yabancı sermayeye dahi imtiyazlar tanınır. 1929'da Stalin, adına Nep (Yeni Ekonomik politika) *denen bu politikaya son verildiğini açıklar ve yeniden sosyalizmin inşaasına geçilir.
1923-24'lerde Bolşevik sempatizanlarına, sosyalizm uygulaması isteyenlere karşı Sovyetlerdeki bu durum örnek verilerek "Türkiye'de bir işçi sınıfı yok. Sanayi çok zayıf. Sosyalizme geçiş şartları henüz teşekkül etmemiş. Bakın Rusya dahi kapitalizmi zorunlu olarak sürdürüyor." denilerek en doğrusunun dıştan bağımsız, işbirlikçi olmayan milli bir burjuvazinin yaratılması olduğu görüşünde birleşilmiştir.
Öte yandan 1923 Türkiye'sinde bir toprak reformu düşünmeye dahi gerek duyulmaz. Çünkü toprak boldur ve çoğu da ekilememektedir. Sonraki yıllarda ise reforma asıl engel eşraf olacaktır.
1923-1932 yılları arası uygulanan müdahaleci milli iktisat, bu yıllardan itibaren yerini devletçiliğe bırakmıştır. Bu durum kendiliğinden ve kaçınılmaz olarak gelişmiş ve 1945'e kadar sürmüştür.
Devlet sosyalizmi diye ısrar edenler bu yıllarda isteklerine ulaşmıştır. Mahmut esat Bozkurt "Devletçilik, devlet sosyalizmidir." diye tanımlayacaktır. İş Bankası grubu ise devletçiliğe karşı bir kampanya başlatarak "Kadro devletçiliği komünistliktir." diye tavır alacaklardır.
Artık devlet hür teşebbüsle işbirliği yapmadan direk kendi sanayi kurmakta ve işletmektedir. Bu dönemin en önemli özelliği ise yabancı şirketlerin büyük çoğunluğu devletleştirilmiştir. Ancak milli burjuvaziye, özel teşebbüse karşı bir engelleme kesinlikle olmamıştır.
1923-1945 arası yıllar Türkiye'nin tahlili açısından önem arzettiği için genişçe değinmek gereği duydum. Gerekirse daha da detaylarına inebiliriz. Sonraki yıllardaki değişimler bellidir ve ne derece değişikliğe neden olduğu konusunda hemfikir olunabilir. Önemli olan ilk temellerin ne üzerine kurulduğunda birleşebilmektir.
|

25-04-2008, 23:53
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
|
|
Re: Türkiye Tahlili
Burjuva Devrimi denince, burjuvanın başını çektiği, bizzat katıldığı, savaştığı bir devrim anlamak yanlıştır. Burjuvazi, kendisini destekleyen işçilerle, köylülerle, bürokratlarla, küçük burjuvalarla devrimini yaptırabilir. Hatta bu devrime sosyalistler dahi katılabilir.
Buna rağmen Türkiye'de bir burjuva devriminden bahsedilemez. Yukarıdan aşağı ve tamamı ordu eliyle gerçekleşen devrimler aşama aşama demokratikleşmeyi getirmiş, bu demokratikleşmeden de burjuvazi nimetlenmiş, serpilmiş, gelişmiştir. 3. Selim'le başlayan ıslahat hareketleri, Tanzimat fermanı, 1. Meşrutiyet, 1908 devrimi, Ulusal Kurtuluş Savaşı, Kemalist devrimler, 1960 devrimi bu demokratikleşme aşamalarıdır. 12 Mart ve 12 Eylül faşist dönemleri ise geçici olmuş, sonrasında demokratikleşmeler devam etmiştir. Tüm bunlar Burjuva demokrasisinin puzzle'larının tamamlanması olarak görülebilir.
Burjuvazi, Cumhuriyet Türkiye'sinde ta başından itibaren kendisi egemen olamamış olsa bile düşüncesi egemen olmuştur. 1932'li yıllara kadar kesintisiz teşvik görmüş, 32-45 yılları arasında ise devletçiliğin gölgesinde ama özgür kalmıştır. Bu dönemde millidir ve tekelci değildir.
Daima yönetilmiş, dizginler hiç elinde olmamış, sürekli müdahale altında tutulmuştur.
1945, Kemalist devrimlerin sona erdiği, devletçiliğin frenlendiği yıldır. Çok partili sisteme geçişle birlikte yabancı sermaye ile ilişkiler yükselme dönemine girecek, burjuvazi tekelleşmeye başlayacaktır. "Köy Enstitüleri kapatılsın!", "Toprak reformuna hayır!" sloganları altında ABD'ye yöneliş, Amerikan Marshall yardımları, askeri yardımlar, Nato ve borçlanmalar, ardından IMF ve Dünya Bankası, Burjuvazinin milliliğinin ortadan kalkması ve işbirlikçi niteliğe dönüşüm süreci ile Kemalizm uygulamada ortadan kaldırılmıştır. Bundan sonraki aşamada sadece sözde kalacak, uygulamada Küçük Amerika olma ideali yolunda kürek çekilecektir.
Buna göre şunları söyleyebiliriz:
Türkiye'de 1945'lere kadar hakim güç milli burjuvaziyi ve devletçiliği destekleyen, koruyan-kollayan Kemalizm'dir.
1945'den sonra Kemalizm egemenliğini yitirmeye başlamıştır. Bundan sonra iktidar olanlar kemalist olduklarını söyleseler de uygulamaları Kemalizme aykırı olacaktır. Yani artık hakim güç ABD destekli işbirlikçi bürokratik kesim olacaktır. Bu kesim kimilerince "Oligarşi" olarak tanımlanacaktır. Bu oligarşi, görünürde bürokratik oligarşi olarak, perde arkasında ise derin devlet oligarşisi olarak işlev görecektir. Zaman zaman MİT-CİA işbirliği ile eylemlere girişecek, darbeler tezgahlayacak, zaman zaman kontrgerilla vs. adda örgütlerle antikomünist mücadele verecektir. Sakin dönemlerde ise göstermelik yarı demokrasi uygulanacaktır.
Bu geçiş ve değişim dönemlerinde çeşitli tasfiyeler, ayrışmalar yaşanacaktır.
Örneğin medyada Cumhuriyet gazetesi geçmişte devletçi bir politika izlemişken, artık düzene muhalif bir çizgi izleyecektir. Düzeni savunanlar ise Hürriyet gibi yelpazenin ortasında, Tercüman gibi yelpazenin sağında olan gazeteler olacaktır.
Türkiye, emperyalizmin yeni sömürgeci girişiminin etkisi altında ekonomik bağımsızlığını yitirmiş, dolayısıyla siyasi olarak da bağımlı hale gelmiş bir ülkedir. Bu bağımlılığın tam bir bağımlılık olduğu söylenemez. Ancak tam bağımsız bir ülke olmadığımız da bir gerçektir. Bu açıdan Türkiye'nin yarı sömürge bir ülke olduğu söylenebilir. *
Kapitalizm Türkiye'de yerleşmiştir ama gerek feodalitenin tamamen tasfiye edilememiş olmasından, gerekse liberal ortamı yeterince bulamadığından çarpık bir yapı kazanmıştır.
Hala Doğu Anadolu'da aşiret düzeni ve toprak ağalarının hakimiyeti sürmektedir. Yarı feodal denmesi ağır olsa da feodalitenin varlığı ve etkinliği inkar edilemez.
Karşı devrim 60 yıldır sürmekte olup tamamlanma aşamasındadır. 1932'lerde yabancı şirketlerin tamamına yakını millileştirilmişken, bugün tüm devlet ve kamu kuruluşları özelleştirilmekte ve bir kısmı da yabancılara satılmaktadır. Milli burjuvazi cılızlaşmış, karma ekonomik sistem yıkılmıştır.
Milliyetçi devrimciliğin yerini ılımlı İslam almış, oligarşik oluşumlara bir de tarikat-cemaat oligarşisi eklenmiştir. Bir yandan liberalizm yerleşirken diğer yandan gericilik yükselmiştir.
Şehirleşme nitelik değiştirmiş, köyden göçenler eskiden şehir kültürüne adapte olurken şimdi şehir kültürü köy kültürüne dönüşmüştür. Örneğin, İstanbul'un 30 yıl önceki çehresi ile bugünkü çehresi arasında büyük fark vardır. Bu, çağdaşlaşma yolunda da geriye dönüşün işaretidir.
Günümüzde yaşanan çekişme ise karşı devrimin tamamlanmasına karşı direnenlerle, hükümetin her alanda iktidar olabilme mücadelesidir.
|

26-04-2008, 14:54
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Oct 2007
Mesajlar: 3.982
|
|
Re: Türkiye Tahlili
Pante'nin tespitlerine katılıyorum.
Osmanlı geri kalmış rönesansı yaşayamamış ve Osmanlı'nın küllerinden kurulan Türkiye Cumhuriyeti'de batı uygarlığına erişme mücadelesiyle kurulmuştur.
150 yıl geriden başladığımız bir mücadelede *ilerlemiş kapitalist ülkeleri onların kurmuş olduğu sistemde yakalamamız ve kapitalist emperyalist ülkeler arasına girmemiz tabiki mümkün olmamıştır.
Feodalizm zaman içinde tasfiye olmuşsa da halen feodal kalıntılar ve feodal ilişkiler varlığını sürdürmektedir.Kapitalizmin inşası mümkün olmamış milli burjuvazi gelişememiş,dünyanın dev küresel sermaye şirketleriyle entegre olabilen işbirlikçi burjuvazi hakim olmuştur.
Devlet yönetiminde oluşan bürokratik oligarşi emperyalizmin ve ülke içindeki temsilcileri olan işbirlikçi burjuvazinin emrindedir.
Kapitalizm emperyalizmdir ve küreselleşme adıyla yeni sömürgecilik dayatılmaktadır,
Ülkemiz yarı sömürge ithal kapital bir ülkedir.
Aşağıya Fikret Başkaya'nın okunmasının faydalı olacağını düşündüğüm *bir kitabını ve bir makalesini ekledim.
Yenilgi Tuzağı
Fikret Başkaya
Ütopya Y.
İstanbul 2001
Türkiye, "Nizam-ı Cedit"ten "Güçlü ekonomiye geçiş programı"na kadar iki yüz yıldır bir yenilgi tuzağına düşmekten yakayı kurtaramadı. Bütün bu zaman zarfında üretilen tüm kavramlar veya hakim retorik, hep aynı anlama gelen şeylerdi. Hepsinin ortak paydasında Batı'da ortaya çıkan kapitalizme "uyum sağlamak" vardı. Nizam-ı cedit, asrileşme, muasırlaşma -daha sonra bu kavram çağdaşlaşma olarak yeniden sahneye çıkacaktı-, batılılaşma, modernleşme, kalkınma, "istikrar", "yapısal uyum", şimdilerde "güçlü ekonomiye geçiş" vb... esas itibariyle sömürgeleşmenin başka kavramlarla ifadesinden ve başka araçlarla sürdürülmesinden başka bir şey değildi. Velhasıl, kapitalist gelişmenin farklı evrelerine "uyumu" ifade eden, olup-bitenleri meşrulaştıran, kavramın gerçek anlamında bir "retorikti".
Dünya'nın geri kalanının da kapitalizmin ilk defa ortaya çıktığı ve ortaya çıkar çıkmaz hakim duruma gelen emperyalist ülkeler gibi olması, onlara benzemesi, iki bakımdan olanaksızdır: Birincisi, kapitalist üretim tarzı kutuplaştırıcıdır, hiyerarşi üretmeye mahkumdur; İkincisi de, herkesin Batı gibi "zengin" ve "müreffeh" olması ekolojik sınırlılık nedeniyle olanaksızdır. Artık iflas eden, iflası sürekli tekrarlanan bu yenilgi tuzağından kurtulmanın, paradigmanın iflas ettiğini kabullenmenin, velhasıl paradigmayı değiştirmenin zamanı gelmiş olmalıdır.
Kapitalizm Emperyalizmdir
Kapitalizmi ve emperyalizmi aşmaya yönelik mücadelenin başarısı sadece barbarlığa son vermek için değil, insanlığın ve uygarlığın geleceğini kurtarmanın da güvencesidir. Elbette bu süreçte en kritik sorun ütopyanın yeniden inşaasıdır...
http://www.bianet.org/bianet/kategor...emperyalizmdir
''Şimdilerde Üçüncü Dünya'daki devletler (elbette hepsi değil) emperyalist merkezlerin ve onların çokuluslu şirketlerinin ayak işlerine koşulmuş aygıtlara dönüşmüş durumdalar. Bütünüyle kompradorlaşmış bu devletler zaten hiçbir zaman gerçek anlamda ulus-devlet tanımına uygun bir yapıyı temsil etmediler. İçi boş kabuktular. Şimdilerde 'kendi ülkelerinde' emperyalizmin, çokuluslu şirketlerin 'zabıta işlerine' koşulmuş durumdalar. Bu yüzden de artık hiçbir meşruluk temeline dayanmaları mümkün değildir. Türkiye söz konusu kompradorlaşmış rejimlerin tipik bir örneğini oluşturuyor... ''
Türkiye halkı halk olmayı becerebilirse ve halk iktidarı kurulabilirse küresel sermayenin ülkemiz için öngördüğü senaryo değişebilir.
Aksi halde ülkemiz halen yaşanmakta olan tasfiye sürecinin sonunda küresel güçlerin egemenliğinde yeniden yapılandırılacak ve bizlerde kendi topraklarımızda küresel sermayenin köleleri olarak açlık ve sefalet içinde yaşamaya mahkum olacağız.
''asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek,aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur''
|

25-05-2008, 02:18
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 19 May 2008
Mesajlar: 190
|
|
Mehmet Şimşek ve Sömürge
Kime sordumsa seni doğru cevap vermediler
Kimi alçak, kimi hırsız, kimi deyyus! dediler...
Künyeni almak için, partiye ettim telefon
Bizdeki kayda göre, şimdi o mebus dediler!...
Mehmet Şimşek...
İngiltere Kraliçesinin huzurunda, İngilterenin menfaatleri uğruna çalışacağına yemin ederek ingiliz vatandaşı olmuştur.İngilizlerin ekonomisi için çalışmış, katkıda bulunmak istemiştir.Türkçesi yetersiz,Türk kültür ve değerlerinden habersiz,askerliğini yapmamışdır.
Akp Başkanı Erdoğan tarafından ''Eh,bu mehmet Ağa da fena çocuk değildir,bunuda bakan yapalım,hem Imf dende tavsiye etmişlerdi''denilmek suretiyle Türkiye Cumhuriyetinin Ekonomisinde söz sahibi olacak bir konuma getirilmiştir.
Getirilmiştir getirilmesi fakat,kim yada kimler getirmiştir.?Hangi bölgeden seçilmiş,kim seçmiş,halk kendisi hakkında ne derece malumata sahiptir..?sorularını sorduğumda yine kendim :
''Erdoğan seçmiş,akp ye getirmiş,bakan yapmış,halksa, Mehmet Şimşek'i yolda görse tanımaz''sözleriyle cevaplandırabiliyorum.
Tüm bunlar olup biterken,''Tarih tekerrür eder'' sözünü hatılıyorum.Meşrutiyet ilan edildiğinde,Sultan Abdülhamidhan mecliste Rum,Ermeni,Yahudi mebuslar olduğunu ,ancak asıl olması gereken Millet temsilcilerinin olmadığını görüyor ve :
''Millet tarlalarda bahçelerde kendi işleriyle meşgül,Ama burada onu temsil eden yok.Bu bir sömürge meclisidir''
Diyerek kapatıyordu.
Bugünde eğer,İngiliz bir bakanImız varsa,,Şaibelerin ve muğlaklıkların kol gezdiği bir meclisimiz varsa; Bu ülkeye artık Sömürge denebilir!
''Bir Topluluğa Olan Düşmanlığınız,Sizi Onlar Hakkında Adaletten Ayırmasın''
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:01 .
|