Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Felsefe > Felsefik Tartışmalar

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 17-05-2008, 04:17
meaculpa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
meaculpa meaculpa isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 20 Feb 2008
Mesajlar: 929
Exclamation Kader ve Ispatı iddası!

Pazartesi, 31 Mart 2008
Atom parçacığının yönünü ve hızını 43 saniye önceden gören bir geliştiren Hollandalı fizikçi, kaderin varlığını bilimsel olarak ispatladığını savunarak bilim dünyasını sarstı.
Restoranda yemeğinizi bitirdikten sonra genelde bir garson yanınıza gelir ve “Tatlı veya çay alır mısınız?” diye sorar. Bir süre düşündükten sonra kararınızı verirsiniz. Diyelim ki böyle bir durumda çay içmeyi seçtiniz. Bunu özgür iradenizle mi yaptınız ya da zaten kaderinizde o çayı içeceğiniz yazıyor muydu?

İşte bu ve benzeri sorular, modern insanın varoluşundan bu yana gündeme geliyor. Din adamları, siyaset bilimciler ve davranış uzmanları; yüzyıllardır “insanın davranışlarını kader mi yoksa, özgür iradenin mi belirlediğini” tartışıyor. Semavi dinler elbette kader kavramının varlığına işaret edip evrendeki tüm varlıkların kontrolünün Tanrı’ya ait olduğunu vurguluyor. Bilim dünyası ise somut olarak ispatlanamadığı için kadere şüpheyle yaklaşıyor.

Karşıtlarının teorisini çürüttü

Örneğin 1926′da kuantum fizikçisi Werner Heisenberg belirsizlik ilkesini ortaya atarak, “Evrendeki bir atomun yerini ve hareketliliğini aynı anda bilmek imkansızdır” dedi. Bu özetle şu anlama geliyordu; “Eğer aynı anda bir atomun konumu ve hareketleri ölçülemiyorsa, bu atomun gelecekte nerede olacağı ve nasıl hareket edeceği bilinemez.” Yani Heisenberg’e göre atomlardan oluşan kainattaki nesnelerin hareketleri önceden belli değilse, o zaman kader kavramı da bilimsel verilerle açıklanamaz. Ancak Nobel ödüllü Gerard Hooft’un geçtiğimiz günlerde sonuçlandırdığı 10 yıllık araştırma, kader kavramına karşı çıkan bilim adamlarının dayanak gösterdiği teoriyi çürüttü.

Bilim dünyası yankılandı

New Scientist dergisine kapak olan araştırma kapsamında Professor Gerard t Hooft, “Bir parçacığın nerede ve ne hızla hareket ettiğini” aynı anda tespit etme olanağı sağlayan bir geliştirdi. Hooft, bir atomun 43 saniye sonra nasıl hareket edeceğini önceden bilme kapasitesine ulaştı.

Çikolatayı yiyeceğiniz önceden belli

Araştırma bilim dünyasında büyük yankı uyandırdı. New Scientist tarafından dünyanın en iyi matematikçileri arasında gösterilen John Conway ile Simon Kochen, araştırmayı “özgür irade” kavramının ölümü olarak yorumladı. Princeton Üniversitesi’nde görev yapan Conway şöyle konuştu: “Eğer Hooft gibi bir insan atomun konumu ve hareketini aynı anda tespit edebiliyorsa, üstün bir zekaya sahip olan bir varlık evrendeki tüm parçacıkların etkileşimini takip edebilir. Bir başka deyişle özgür irademizle yaptığımız seçimlerin belirsizliğinin ardında belirleyici bir düzen vardır.”

Kochen konuyu daha basit terimlerle anlatarak, “Önünüze bir dilim çikolatalı, bir dilim çilekli kek getirildiğini düşünün. Çikolatalı keki yemeye başladığınızda, bunun kendi seçiminiz olduğunu düşünüyorsunuz. Oysa ki çikolatalıyı yiyeceğiniz zaten belliydi. Biz özgür olduğumuz düşünüyoruz. Eğer Hooft’un i hatalı değilse özgürlüğümüz sınırlı bir ilüzyondan ibaret olabilir” dedi.

Princeton Üniversitesi’nin felsefe uzmanı Hans Halvorson ise “Ne olursa olsun, kader ve özgür iradeyi sadece fizikle açıklamaya kalkmak doğru olmayabilir. Özgür irade konusunda fiziğin de cevap veremeyeceği sorular var” diyerek konunun zamana bırakılması gerektiğine işaret etti.

Bu işin aslını, astarını bilmek lazım diyorum. İnternette arattım konuyu fakat pek de farklı yazılar bulamadım.Bende yorumlamak için buraya asıyorum.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 17-05-2008, 04:35
K.C. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
K.C. K.C. isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 02 Jun 2006
Mesajlar: 4.587
Standart

Herşey kaderimizse, özgür irademizin yaşamımız üzerinde yeri ve etkisi yoksa o halde hiçbir fiilimizden sorumlu tutulmamamız gerekir.
Bunun biyerleri İslam'la çelişiyor sankim...

YILDIZLAR ATEŞ BÖCEĞİ SANILMAKTAN KORKMAZLAR

http://kadinislamadalet.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 17-05-2008, 04:47
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart

ilk defa duyuyorum. Bu işin nasıl oldugu hakkında da bilgi verebilirsen o zaman tartışmak mümkün olabilir. Ama şu anlattıgın spekülasyondan ileri gitmiyor. Şimdi olayın aslı şu.

Bir elektronu gözlemlemek zorunlu olarak bir ışık faaliyeti olmak zorunda. Oraya bir ışık demeti gidecek ve kullandıgınız araça göre gözlem beyninize aktarılacak. Ancak elektrona gönderilen ışık neredyse elektronla aynı büyüklükte bir enerjiye sahip, dolayısıyla ışık elektrona ulaştıgı anda ona etki ederek hareketlilik saglayacak. Elektrondan size yansılayan görüntü elektron hareket etmeden önceki görüntüdür, size ulaştıgı anda elektron da hareket etmiştir ve size ulaşan görüntü şimdi geçmişteki görüntüdür. Bu yüzden de bir elektronun hızını ve konumunu ölçmek imkansızdır.

Normal kitlesel büyüklükler için geçerli olmayan bu durum atom altı parçacıklar için kaçınılmaz. Şimdi bu fizikçi ne tarz bir aygıt kullanış ki bu enerji tepkimesini ortadan kaldırmış. Bunu bilmek gerekiyor. Bir de quantum fizigi atom altı parçacıklar için geçerli nedeni de gözlem enerjisi ile elektron enerjisinin neredeyse aynı düzeyde olması ve gözlem enerjisinin elektrona bir enerji vererek onu hareket ettirecegi. Bizim gibi büyüklükler için zaten bu geçerli degil. Dolayısıyla buradan kalkıp ta kedere varmak biraz garip diye düşünürüm.

saygılarımla

Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...

Nazım Hikmet

www.dilaverkom.blogcu.com
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 17-05-2008, 05:32
meaculpa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
meaculpa meaculpa isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 20 Feb 2008
Mesajlar: 929
Standart

Hiç şüphesiz, biz herşeyi kader ile yarattık. Bizim emrimiz, bir göz kırpma gibi yalnızca 'bir keredir.' (Kamer Suresi, 49-50)

Bu konu çok girift, islamda. İmanın şartlarından biridir kader. Yani olmazsa olmazlardandır. Kader anlayışı adına kimi topluluklar zındıklıkla bile suçlanmışlardır. İslam ama hangi islam dememiz gerekiyor sanırım.

Kader' in islam kaynaklı tanımını verelim önce;

Lügat anlamı açısından : Ölçü, miktar, plân, program, takdir, biçim ve şekil verme demektir.

Dini açıdan : Cenâb-ı Hakkın, kâinatı ve içindekileri, zamanı, kıyameti, âhiret âlemlerini, yâni bütün mükevvenatı yaratmadan önce bir ölçü ve programa göre takdir etmesidir ve ‘levh-i mahfûz’ denen İlâhî deftere, kaydetmesidir


Ve islamda kader anlayışı adına safları tanımlayalım;

Ehli sunnet dediğimiz çogunluk, maturidilik ve eşarılik mezheplerinin anlayışlarını ortaya koyar buna karşılık cebriye ve mutezile mezhepleri islam dünyasında azınlıkta kalmış ve çoğu zamanda sapkınlar olar ilan edilmişlerdir.

Maturidiliğe göre kader, allahın ezelden ebede kadar olacak bütün şeylerin zaman ve yerini, özellik ve niteliklerini ilmiyle bilip, sınırlaması ve takdir etmesi demektir. Allah'ın ezelde irade ettiği ve takdir buyurduğu şeyleri zamanı gelince meydana getirmesi ve yaratmasına da kaza denir.

Eşarilige göre de durum tam tersidir. Yani kader tanımı kazadır, kaza tanımıda kaderdir.

Cebriye'ye göre insanda irade hürriyeti, seçme imkanı ve fiili yapma gücü yoktur. Bu itibarla, insan özgür değildir, allah tarafından önceden belirlenmiş işleri yapmak zorundadır.

Mutezileye göre ise insanlar, fiillerini özgür iradeleriyle kendileri yaparlar. Bu fiillerin oluşmasında allahın müdahalesi yoktur. Eğer insanın fiillerini kendisi değil de Allah yaratmış olsaydı, insanın o fiilden dolayı ceza görmesi, adalet değil zulüm olurdu.

Ehli sunnet dedigimiz çogunluk cebriye ile mutezile arasında yer bulmaktadır. Ve varılan sonuc şudur; allah insana seçme sansı tanımış ve yaptıklarından da sorumlu tutmuştur. Ve insanın ne yapacagını önceden bilir, takdir eder ve yaratır. ( kader ile yaratmak deyimi-ayette ki unsur)

- Allah yani herşeyi önceden ilmiyle bilen yaşanacakların hepsini bildigi için , levhi mahfuza yazmıştır.

-Kader denilince konusulması gereken zaman unsuru burda fanilerin anladıgı biçimde değildir. Çünkü zaman da onun yarattıklarındandır ve hiçbirşeyin öncesi sonrası yoktur hersey tek bir noktadadır. Yani ona göre herşey yaşanmış ve bitmiş bir durumdadır zaten.

-insana bahşedilen cüz-i irade ile, insan secme hakkına sahiptir. Seçimi ile allahtan diler, allah da ona göre yaratır olacak olanı. (Zaten bu irade de olmasa hersey batacak ya o da işin tuhaf kısmıdır) Bu irade olmaz ise zaten yaratılan cehennmeın de cennetinde hiçbir fonksiyonu olmaz yani geliriz cebriye anlayısına. Kul, rüzgar karşısında savrulan bir yapraktan başka bir şey olmaz.


Konu çok girift dediğim gibi. Sevgili K.C ve şu kadarını söyleyebilirm ki islamla çelişmiyor bence. en azından ehli sünnet ona da birşeyler uydurur hatta uydurmuş bile baksana.

Özgür irdaenin yaşamımız üzerinde ki yeri ; cuz-i irade kavramının içinde saklıdır. Ama senin bahsettigin olay zaten cebriyenin öngörülerinden. İslam ama hangi islam dememin anlamı da bu idi. Devam ederiz daha...
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 17-05-2008, 07:13
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart

Bu konu çarpıtılmış ve abartılmış bilgiler içeriyor bana göre.
Bir atom parçacığının yönünü ve hızını önceden yapacağı hareketi, onun alt parçalarındaki hareketlerden yola çıkarak tespit etmek mümkün olabilir. Ama bunu bir insana, insan beynine indirgeyip özgür iradenin geçersizliğine bağlamak saçma.

İnsanın yapacağı hareketi 43 saniye öncesinden tespit etmek mümkün olamaz. Çünkü insan birkaç salise içinde dahi karar değiştirebilir.
Bir boksörün hareketlerini düşünün, her saniyede bir yumruk atabiliyor bazan. O atacağı yumruğun şekline de mevcut pozisyona göre saliseler içinde karar veriyor. Öyle ki beyin komutları reflekslerle karışıyor. Kalecilerde de öyle.

Kanıtlanmak istenen, bir atom parçacığının hareketi önceden tespit edilebiliyorsa, bu demektir ki insanın da atomları incelenerek ne yapacağı önceden tespit edilebilir. Buradaki hata, incelenen atom parçacıklarının hareketine etki eden faktörler muhtelif dış etkenlerdir. Ama insanın hareketine etki eden beynidir ve beyin sınırlı özgür iradeye sahiptir.

"Dondurmanız ne'li olsun?" sorusuna verilecek 15-20 çeşit seçenek vardır. Hele 2'li-3'lü karışık alındığında bu seçenekler ikiye-üçe katlanır.
Bazan insan ne alacağına son anda karar verir, hatta söylediğini değiştirir.
"İncirli- üzümlü yerine karadutlu-böğürtlenli olsun"

Şimdi insanın ne dondurma yiyeceği neden önceden programlanmış olsun ki?
İnsan hayatında belki her yıl onlarca kez bu dondurma konusunu yaşar. Gün içinde milyonlarca fiili vardır insanın. Bir ömür boyunca belki trilyonlarca.
Nerede saklanıyor olabilir bu programın bilgileri? Genlerde mi, beyinde mi?
Bana çok anlamsız geliyor.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 17-05-2008, 07:43
aydoe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
aydoe aydoe isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Oct 2007
Mesajlar: 3.982
Standart

Kader diye bişey yoktur.
Şans vardır ,olasılık vardır.
Şimdi zar atıyorsun 1 gelme olasılığı 1/6 dır ,bu olasılıktır,ama her atım için 1/6 dır ,yani 6 defa atınca mutlaka bir tane 1 gelecek diye bişey yoktur,30 sefer atarsın hiç 1 gelmeyebilir işte bu şanstır.
Kader de ise 1 gelme önceden belirlenmiş olmalı ki bu mümkün değildir.

''asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek,aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur''
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 17-05-2008, 08:28
meaculpa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
meaculpa meaculpa isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 20 Feb 2008
Mesajlar: 929
Standart

dilaver´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
ilk defa duyuyorum. Bu işin nasıl oldugu hakkında da bilgi verebilirsen o zaman tartışmak mümkün olabilir. Ama şu anlattıgın spekülasyondan ileri gitmiyor.

saygılarımla
Teorik Fizik Profesörü Gerard ‘t Hooft Ve Teorisi

Geçen ayın başlarında Nobel ödüllü bir fizikçi, üzerinde çalışmakta olduğu ve kuantum mekaniğindeki belirsizliğin altında, daha derin ve belirleyici bir gerçekliğin yattığını açıklayan teorisini sonuçlandırdı. Teorisini açıkladıktan bir hafta sonra iki önemli matematikçi bu teorinin, fiziğin de ötesinde bir kısım derin çıkarımlara sahip olduğunu gösterdi. Bu çıkarımlara göre kuantum fiziğinde belirsizlik kanununun geçersizliği, “özgür (cüz’î) iradeye” sahip olduğumuz düşüncesinin de geçersizliği anlamına geliyordu. Matematikçiler fizikçinin hatalı olduğunu düşünüyor.

Princeton Üniversitesi felsefecilerinden Hans Halvarson “çağımızın en iyi fizikçilerinden biri ile dünyanın en iyi matematikçilerinin karşı karşıya gelmeleri oldukça çarpıcı” diyor.

Kuantum mekaniği fizikçiler tarafından kabul ediliyor ancak, bu teori hâlâ, Einstein’ı da rahatsız eden ve henüz çözülememiş bir takım paradokslarla dolu. Örneğin, bir parçacığın dönüşünün ne olduğunu, dönüşümü siz gözlemlemeden önce bilemezsiniz −kuantum mekaniğine göre dönüş belirlenemez. Ayrıca, siz de bir deneyin sonucunun ne olacağını önceden tahmin edemezsiniz; tek yapabileceğiniz şey, belirli bir sonuca ulaşma olasılığını tahmin etmektir.

Parçacık fiziğindeki Standart Modeli matematik temellerine oturtan ve bu sebeple 1999’da fizik Nobel Ödülü alan Hollanda’lı Gerard ’t Hooft, “kuantum mekaniği muhteşem bir şekilde işliyor, ancak henüz tamamlanmış değil” diyor. Hooft ve birçok fizikçi, gerçeklik için, kuantum fiziğinin ortaya koyabileceğinden daha derin bir açıklama arayışındalar; bunun en önemli sebeplerinden biri, onca çabalarına rağmen Genel Görelilik ve ortaya koyduğu yerçekimi açıklamasını kuantum fiziğiyle birleştirememeleri. Hooft, “radikal bir değişiklik gerekli” diyor.

10 yıldan fazla bir süredir Hooft, 10-35 metre küçüklüğünde olduğu söylenen Planck uzunluğundan da daha küçük ölçeklerde yer alan gizli bir gerçeklik katmanı olduğu fikri üzerinde çalışıyor. Hooft, bu kavramı desteklemek için matematiksel bir model geliştirdi. Bahsedilen bu daha alt (derin) düzeyde, parçacıklardan veya dalgalardan söz edemeyeceğimizi söylüyor ve ‘varlıklar’ için enerjiye sahip “durumlar” kelimesini kullanıyor. Geliştirdiği modele göre, bu ‘durumlar’ önceden tahmin edilebilir davranışlar sergiliyorlar; yani teorik olarak önceden hesaplanabilirler.

Ancak, hesaplamalar bireysel durumların en fazla 10-43 saniye kadar izlenebileceğini gösteriyor ve bu kısacık sürenin ardından birçok durum tek bir “son durum” altında birleşiyor; bu da kuantum mekaniğindeki ‘belirsizliği’ meydana getiriyor. Ölçümlemelerimiz bu son durumları aydınlatıyor, fakat bir önceki bilgi kaybedildiği için kesin olarak geçmişlerini ortaya çıkaramıyoruz.

Hooft’un teorisi, bir parçacığın yerinin ve hızının aynı anda kesin olarak ölçülenememesi gibi kuantum mekaniğine has birçok garipliği açıklayabilse de önemli bir engelle karşılaşıyor. Teoriye göre durumlar negatif enerjiyle sonuçlanabiliyor ki bu da fiziğe aykırı bir durum. Ama Hooft bu problemi de parçacıkların negatif enerjiye sahip olmalarını engelleyerek çözmeyi başardı. Hooft “bu sorunu çözdükten sonra bunun en doğru yaklaşım olduğuna çok daha fazla ikna oldum” diyor.

Aslında Hooft’un söylemeye çalıştığı şey şu: Kuantum mekaniğinde parçacık hareketleri önceden tahmin edilemez görünse de, bir alt gerçeklikte yer alan durumları gözlemleyebilmemiz halinde parçacıkların hareketlerini de önceden bilebiliriz.

Diğer bilim adamları bundan çok etkilendiler. Hollanda Eindhoven Teknik Üniversitesi’nde Fizikçi Willem de Muynck: “Bu, bilinen en küçük ölçeklerde dünya hakkında bize bilgi veren çok güzel bir teori” diyor. “Fakat bu küçüklükler günümüz deneyleriyle ulaşılamayacak ölçekler.”

Hooft’un teorisi bilim adamları için büyüleyici olabilir, fakat bizler için beklenmeyen ve muhtemelen ürkütücü sonuçları var.

Princetown Üniversitesi’nden John Conway ve Simon Kohen adlı matematikçiler, kuantum mekaniğinin altında herhangi bir belirleyici teorinin olmasının, özgür iradelerimizi elimizden alacağını belirtiyorlar.

Conway “Çikolatalı ya da sade kek yemeyi tercih ettiğinizde, bu kararınızda gerçekten özgür müsünüz?” diyor. Yani, bir başka deyişle, evrendeki tüm parçacık etkileşimlerini gözlemleyen biri, hangi tür keki seçeceğinizi sizden önce tam olarak bilebilir mi? Öyle görünüyor ki cevabın doğruluğu, kuantum mekaniğindeki ‘belirsizlik’ mi gerçeğin doğru tanımlaması, yoksa bu belirsizliğin altında belirleyici bir düzen olduğunu söyleyen Hooft mu haklı, buna bağlı.

Conway ve Kochen, parçacık dönüşünü ölçüp neler olduğuna bakmak suretiyle Hooft’un teorisini incelediler. Bir dönüş her zaman 3 dikey eksen boyunca ölçülür. Küresel bir parçacık için seçeceğiniz eksen ve de ölçümlerin hangi sıralamayla yapılacağı size bağlıdır. Fakat seçimler özgür iradeyle mi yapılır yoksa hepsi daha önceden zaten belli midir?

Matematikçilerin kanıtladığı şey şu olmuştur: Eğer eksenleri yada ölçüm sırasını belirleyecek küçücük bir özgür iradeniz varsa, o zaman her yerdeki parçacıkların da aynı seviyede özgürlüğü olması gerekir. Bu da, parçacıkların tahmin edilemeyecek şekilde davranışlar gösterdiği anlamına gelir. Fakat Hooft’un teorisinde de belirtildiği gibi parçacıklar özgür değilse, matematikçiler eksen ve ölçüm sıralamasının belirlenmesinin mümkün olmadığını ispatlamış olmaktadırlar. Başka bir deyişle, deterministik (programlanmış) parçacıklar özgür iradeyi ortadan kaldırmışlardır.

Özgür irade konusundaki tartışmalar felsefenin tarihi kadar eskidir. Kuantum teorisi ortaya atıldığından beri de insanlar, özgür iradeyi bu teorinin merkezindeki belirsizlik ile bağdaştırmaya çalışmışlardır. Conway “bu konuyla ilgili ilk somut kanıta sahip olduğumuz için gurur duyuyoruz” diyor.

Conway ve Kochen teoremlerinin Hooft’un teorisini çürütmediğini ve teoremlerinin sadece “Hooft’un teorisinin doğru olması halinde, fiillerimizin özgür olamayacağını” gösterdiğini belirtiyorlar.

Kochen: “Hayatlarımız, bir filmin ikinci gösterimi gibi olabilir, tüm hareketler sanki özgürmüş gibi oynanıyor fakat aslında bu özgürlük sadece bir illüzyon (bir varsanış)”.

Matematikçiler eskiden beri özgür irademiz olduğuna inandıkları için, onlara göre Hooft’un teorisinin yanlış olması gerekiyor. Conway: “Bir şeyi yapabilmek için özgür iradeye inanıyor olmalıyız. Ben bu kahveyi içmekte ya da fırlatıp atmakta özgür olduğuma inanıyorum. Bu konuşmayı yapma seçimimde de özgür olduğuma inanıyorum” diyor.

Halvorson tartışmanın kişisel meseleye dönüştüğünü söylüyor. Ona göre Kochen ve Conway, geleceğimizin zaten önceden belli olduğu fikrine katlanamıyorlar; ama Hooft ve Einstein gibi insanlar da, evrenin, tamamen fizik tarafından tanımlanamaz olduğu fikrini aynı şekilde rahatsız edici buluyorlar.

Felsefeciler için her iki görüş de sorun olabilir. Rutgers Üniversitesi’nden fizik felsefecisi Tim Maudlin “Özgür iradenin dayanağı olan kuantumun rasgeleliği hareketlerimizin kontrolünün tamamen bizde olduğu anlamını taşımıyor. Bizler ya önceden programlanmış makineleriz ya da rasgele yaşayan makineleriz. Bunda pek fazla seçim şansımız yok” diyor.

Fakat Halvarson, Hooft, Conway ve Kochen’ın çalışmalarını memnuniyetle karşılıyor. “Felsefe kendini bilimden çok ötelere attı. Özgür iradeyle ilgili sorulması gereken çok önemli sorular var ve kim bilir belki de bunların cevabını fizikçiler vereceklerdir.”
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 17-05-2008, 08:42
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart

sevgili meaculpa

bu benim soruma cevap olmamış. Ne ile ölçüm yapıyoruz, ve bu ölçümün enerjisi neden elektron enerjisini etkilemiyor. Mesele budur. Teorinin özü budur.

saygılarımla

Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...

Nazım Hikmet

www.dilaverkom.blogcu.com
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 17-05-2008, 08:59
meaculpa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
meaculpa meaculpa isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 20 Feb 2008
Mesajlar: 929
Standart

Dilaver, fizik uzmanımıza da teorisine de yabancıyım artı birsey anlamadıgım için astım zaten bu yazıyı dedim. Bir çok din sitesinde referans olarak kullanılıyor ve irdelemek gerektigine inandım. O yüzden sundugum argümanlar yetersiz kalıyorsa affına sıgınırım çünkü senin sorularınıda anlayamadım. Daha farklı bir biçimde sor istersen yada fizikçinin diğer çalışmalarına bir göz at.
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 17-05-2008, 09:15
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart

sevgili meaculpa

şimdi belirsizlik ilkesinin aslı şu. Demin de anlatmaya çalıştım, bir saha tekrarlayayım. Şimdi bir parçacıgın konumunu ölçmeye çalışıyorsunuz, bunun için bir ölçüm cihazı kullanmaya mecbursunuz. Bu ölçüm cihazı da bir ışık yayacaktır, başka türlü göremezsiniz çünkü.

Şimdi fotonun kütlesi yoktur ama enerjidir o. Elektronun ise kütlesi vardır. Şimdi elektronla temas eden foton bu enerjisi ile elektronu hareket ettirecektir, çünkü neredeyse aynı büyüklükte enerjileri vardır. Elektrona çarpan foton onu hareket ettirirken yansıyı da gözlem aletine gönderir, fakat onun elektrona varış enerjisi elektronu hareket ettirir, ona etki yapar. Ve elektron hareket eder, bu arada ona etki eden fotonun yansıttıgı görüntü elektronun hareket etmeden evvelki görüntüsüdür.

Foton elektrona vardıgı anda iki şey olur, birincisi onun yansısı gözlemciye varır ve aynı anda ona uygulanan enerji ile elektron hareket eder, fakat fotunun yansıttıgı elektronun hareket etmeden evvelki halidir. Aynı anda elektron da harekete geçer. Foton görüntüyü gözlemci aygıtına gönderirken elektron da herekete geçmiştir. İşte bunun için bir parçacıgın konum ve hızını ölçmenin mümkünü yoktur. Quantum belirsizlik ilkesinin özü budur. Gözlemci aygıtının gönderdigi enerji ister istemez parçacıgı hareketlendirir.

Konumunu tespit etmek isterseniz parçacıgı harekete geçirirsiniz.

Bu yüzden hangi gözlem aleti ile ölçtü diye sormuştum. Foton içermeyen bir gözlem olamaz. Foton da elektronu harekete geçirdigine göre bu nasıl oldu anlayamadım. Anladıgım tek şey bunun islami bir martaval olabilecegi.

Anlaşılmaz geldiyse bunu büyük ölçeklerde düşünün. Andromedea Galaksisinin gördügümüz anı, 2 milyok ışık yılı evvelki halidir. Biz gördügümüz anda o farklıdır. Işık ancak bu sürede bize o kadar evvelki görüntüsünü aksettirir.

saygılarımla

Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...

Nazım Hikmet

www.dilaverkom.blogcu.com
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:43 .