Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 20-05-2008, 03:52
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart 19 Mayıs

YA BAĞIMSIZLIK YA ÖLÜM

"1919 yılı Mayısının 19 uncu günü Samsun'a çıktım.
Genel durum ve görünüş:

Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu topluluk, Genel Savaşta yenilmiş, Osmanlı ordusu her yanda zedelenmis, koşulları ağır bir "Ateşkes Anlaşması" imzalanmış. Büyük Savaşın uzun yılları boyunca, ulus yorgun ve yoksul bir durumda. Ulusu ve yurdu Genel Savaşa sürükleyenler, kendi başlarının kaygısına düşerek, yurttan kaçmışlar. Padişah ve Halife olan Vahdettin, soysuzlaşmış, kendini ve yalnız tahtını koruyabileceğini umduğu alçakça yollar araştırmakta. Damat Ferit Paşa'nın başkanlığındaki Hükümet, güçsüz, onursuz, korkak, yalnız padişahın isteklerine uymuş ve onunla birlikte kendilerini koruyabilecek herhangi bir duruma boyun eğmiş.

Ordunun elinden silâhları ve cephanesi alınmış ve alınmakta...
İtilâf devletleri, Ateşkes Anlaşması hükümlerine uymayı gerekli görmüyorlar. Birer uydurma nedenle, İtilaf donanmaları ve askerleri İstanbul'da.
Adana iline Fransızlar; Urfa, Maraş, Antep'e İngilizler girmişler.
Antalya ile Konya'da İtalyan birlikleri, Merzifon'la Samsun'da İngiliz askerleri bulunuyor. Her yanda yabancı devletlerin subay ve memurları ve özel adamları çalışmakta. Daha sonra, sözümüze başlangıç olarak aldığımız tarihten dört gün önce, 15 mayıs 1919 da İtilaf devletlerinin uygun bulmasıyla Yunan ordusu İzmire çıkarılıyor.
Bundan başka, yurdun dört bir bucağında Hıristiyan azınlıklar, gizli, açık, özel istek ve amaçlarının elde edilmesine, devletin bir an önce çökmesine çalışıyorlar.

Bu açıklamadan sonra genel durumu, daha dar bir çerçeve içine alarak, çabucak ve kolayca, hep birlikte gözden geçirelim:

Düşman devletler Osmanlı Devletine ve ülkesine maddesel ve tinsel bakımdan saldırmışlar; yoketmeye ve paylaşmaya karar vermişler.
Padişah ve Halife olan kişi, hayat ve rahatını kurtarabilecek çareden başka bir şey düşünmüyor. Hükümeti de aynı durumda. Farkında olmadığı halde başsız kalmış olan ulus, karanlık ve belirsizlik içinde, olup bitecekleri bekliyor. Felaketin korkunçluğunu ve ağırlığını anlamaya başlayanlar, bulundukları çevreye ve olaylardan etkilenebilme güçlerine göre kurtuluş çaresi saydıkları yollara başvuruyorlar... Ordu, adı var, kendi yok bir durumda.
Komutanlar ve subaylar, Genel Savaşın bunca sıkıntı ve güçlükleriyle yorgun, yurdun parçalanmakta olduğunu görmekle yürekleri kan ağlıyor; gözleri önünde derinleşen karanlık felâket uçurumunun kıyısında kafaları, çıkar yol, kurtuluş yolu aramakta...

Burada, pek önemli olan bir noktayı da belirtmeli ve açıklamalıyım.
Ulus ve ordu, Padişah ve Halifenin hayınlığından haberli olmadığı gibi, o makama ve o makamda bulunana karşı yüzyılların kökleştirdiği din ve gelenek bağlarıyla içten bağlı ve uysal. Ulus ve ordu, kurtuluş yolu düşünürken bu atadan gelen alışkanlık dolayısıyla kendinden önce yüce halifeliğin ve padişahlığın kurtuluşunu ve dokunulmazlığını düşünüyor. Halifesiz ve padişahsız kurtuluşun anlamını kavramaya yetenekli değil... Bu inançla bağdaşmaz görüş ve düşüncelerini açığa vuracakların vay haline! Hemen dinsiz, vatansız, hayin, istenmez olur. Bir başka önemli noktayı da söylemek gerekir. Kurtuluş yolu ararken, İngiltere, Fransa, İtalya gibi büyük devletleri gücendirmemek, temel ilke gibi görülmekteydi. Bu devletlerden yalnız biriyle bile başa çıkılamayacağı kuruntusu, hemen bütün kafalarda yer etmişti. Osmanlı Devleti'nin yanında, koskoca Almanya, Avusturya-Macaristan varken hepsini birden yenen, yerlere seren itilâf kuvvetleri karşısında, yeniden onlarla düşmanlığa varabilecek durumlara girmekten daha büyük mantıksızlık ve akılsızlık olamazdı. Bu anlayışta olan yalnız halk değildi; özellikle, seçkin denilen insanlar bile böyle düşünüyordu.
Öyleyse, kurtuluş yolu ararken iki şey söz konusu olmayacaktı. İlkin, İtilâf devletlerine karşı düşmanlık durumuna girilmeyecekti;
Sonra da, Padişah ve Halifeye canla başla bağlı kalmak temel koşul olacaktı.

Şimdi baylar, izin verirseniz size bir soru sorayım:
Bu durum ve koşullar karşısında kurtuluş için, nasıl bir karar düşünülebilirdi?

Açıkladığım bilgilere ve gözlem sonuçlarına göre üç türlü karar ortaya atılmıştı:
Birincisi, İngiltere'nin koruyuculuğunu istemek
;
İkincisi, Amerika'nın güdümünü istemek. Bu iki türlü karara varmış olanlar, Osmanlı Devletinin bir bütün olarak kalmasını düşünenlerdir. Osmanlı ülkesinin çeşitli devletler arasında paylaşılmasından ise, bu ülkeyi bütün olarak bir devletin kanadı altında bulundurmayı yeğleyenlerdir.
Üçüncü karar, bölgesel kurtuluş yollarıyla ilgilidir. Örneğin: Bazı bölgeler, kendilerinin Osmanlı Devleti'nden koparılacağı görüşüne karşı ondan ayrılmamak yollarına başvuruyor. Bazı bölgeler de, Osmanlı Devleti'nin ortadan kaldırılacağına, Osmanlı ülkesinin paylaşılacağına olup bitti gözüyle bakarak kendi başlarını kurtarmaya çalışıyorlar. Bu üç türlü kararın gerekçesi, yapmış olduğum açıklamalar arasında vardır.

Baylar, ben bu kararların hiçbirini yerinde bulmadım. Çünkü bu kararların dayandığı bütün kanıtlar ve mantıklar çürüktü, temelsizdi. Gerçekte, içinde bulunduğumuz o günlerde, Osmanlı Devleti'nin temelleri çökmüş, ömrü tükenmişti. Osmanlı ülkesi bütün bütüne parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türk'ün barındığı bir ata yurdu kalmıştı. Son olarak, bunun da paylaşılmasını sağlamak için uğraşılmaktaydı. Osmanlı Devleti, onun bağımsızığı, padişah, halife, hükümet, bunların hepsi kavramı kalmamış birtakım anlamsız sözlerdi. Neyin ve kimin dokunulmazlığı için kimden ve ne gibi yardım istemek düşünülüyordu ? O halde sağlam ve gerçek karar ne olabilirdi?
Baylar, bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da ulus egemenliğine dayanan, kayıtsız, koşulsuz, bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmak.
İşte, daha İstanbul'dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun'da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulamaya başladığımız karar, bu karar olmuştur.
Bu kararın dayandığı en sağlam düşünüş ve mantık şu idi:
Temel ilke, Türk ulusunun onurlu ve Şerefli bir ulus olarak yaşamasıdır.
Bu, ancak tam bağımsız olmakla sağlanabilir. Ne denli zengin ve gönençli olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık karşısında uşak durumunda kalmaktan kendini kurtaramaz. Yabancı bir devletin koruyuculuğunu istemek insanlık niteliklerinden yoksunluğu, güçsüzlüğü ve beceriksizliği açığa vurmaktan başka bir şey değildir. Gerçekten bu aşağılık duruma düşmemiş olanların, isteyerek başlarına yabancı bir yönetici getirmeleri hiç düşünülemez. Oysa, Türk'ün onuru ve yetenekleri çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir ulus, tutsak yaşamaktansa yokolsun, daha iyidir.
O halde;
YA BAĞIMSIZLIK YA ÖLÜM!

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK


( NUTUK'TAN)
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 20-05-2008, 04:05
qw19 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
qw19 qw19 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 21 Mar 2008
Mesajlar: 1.406
Standart

Herkese iyi bayamlar dilerim.

Selamlar.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 20-05-2008, 04:16
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart

Gençliğin bayramı kutlu olsun! Kendini genç hissedenlerin de..

Atatürk, nutuk'taki giriş yazısına Samsun'a çıkışını anlatarak başlıyor.
Gerçekten de 19 Mayıs 1919 kutsal isyanın, Ulusal Kurtuluş Savaşının, devrimin başlangıç tarihidir.

Nutuk'un girişindeki ilk yazılarda padişah Vahidettin'in hayınlığından, işbirlikçiliğinden sözeder.
Buna karşın başta dinci kesim olmak üzere kimi çevreler, Vahidettin'in Mustafa Kemal'i Samsun'a ülkeyi kurtarma amacıyla gönderdiğini öne sürerek, padişahın hain olmadığını iddia eder. Hatta bu iş için 40.000 altın yardımda bulunduğu ileri sürülür.

Bu konu tam olarak aydınlanmamış olup hala tartışma konusudur.
Vahidettin hain miydi? Ya da çaresizlikten dolayı mı düşmanla işbirliği yapmak zorunda kalmıştı?
Yoksa vatanın kurtulmasını istemiş, bunun için de en uygun lider olarak Mustafa Kemal'i mi görmüş ve görevlendirmişti?
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 20-05-2008, 04:23
evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
evrensel-insan evrensel-insan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
evrensel-insan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Saygideger arkadaslar;

Bundan sonra 19 Mayis, bir bayram gunu degil; vatandaslarin,- Turkiye'nin gelecegi acisindan-ozel dusunme, kendini degerlendirme, ve kendisinin ve ulkesinin nereye dogru yol aldigini nedenleme-sorgulama gunu olmalidir.

Bu genelde yapilmiyor, bari TC'yi getiren, 19 Mayis, 23 Nisan, 30 Agustos, 29 Ekim ve bilimum TC'yi yaratan tarihi gunlerde yapilsin.

Gecmisi yadetmek, anmak v.s. degil;ondan ve hatalarindan nedenleyerek-sorgulayarak ders cikarmak; ve yapilan hatalarin en azindan bir kere daha tekerrur etmemesi icin;onlem almak, gelecege yonelmek ve gelecek icin neler yapilabilecegini ve yapilmasi gerekenlerin neler olmasi gerektigi, bu yapilacaklarin topluma ve ulkeye uyumu ve ulkeye ve topluma neler getirecekleri v.s. ortaya konmalidir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 20-05-2008, 05:12
imhotep - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
imhotep imhotep isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Dec 2007
Mesajlar: 1.257
Standart

Ya İstiklal Ya Ölüm !

Yaşasın Kemalist Devrim, Yaşasın Mustafa Kemal !

Bayramınız kutlu olsun...
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 20-05-2008, 06:21
Lestat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Lestat Lestat isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Mar 2008
Mesajlar: 520
Standart

Daha güzel bayramlar görme umuduyla....
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 20-05-2008, 06:59
thunderpoint - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
thunderpoint thunderpoint isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 03 Jul 2007
Mesajlar: 2.842
Standart

Bayramların tüm insanlığın sevinci olması umuduyla..

İyi bayramlar...

Düşünebildiklerinin hepsini düşünülebileceklerin tamamı zannetme!
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 20-05-2008, 08:22
gozeneli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
gozeneli gozeneli isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 15 Feb 2008
Bulunduğu yer: gozeneli@kolay.net
Mesajlar: 482
Standart

Asıl bugün gerçek Türk kutlu günüdür.Dogum günün Kutlu olsun ATAM
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 20-05-2008, 08:23
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart

Nutuk'un girişindeki ilk yazılarda padişah Vahidettin'in hayınlığından, işbirlikçiliğinden sözeder.
Buna karşın başta dinci kesim olmak üzere kimi çevreler, Vahidettin'in Mustafa Kemal'i Samsun'a ülkeyi kurtarma amacıyla gönderdiğini öne sürerek, padişahın hain olmadığını iddia eder. Hatta bu iş için 40.000 altın yardımda bulunduğu ileri sürülür.

Bu konu tam olarak aydınlanmamış olup hala tartışma konusudur.
Vahidettin hain miydi? Ya da çaresizlikten dolayı mı düşmanla işbirliği yapmak zorunda kalmıştı?
Yoksa vatanın kurtulmasını istemiş, bunun için de en uygun lider olarak Mustafa Kemal'i mi görmüş ve görevlendirmişti?
Bu konu oldukça geniş ama kaynakları dar bir konudur.
Önce maddeler halinde konuyu özetleyecek ve birkaç link vereceğim.
İtiraz olunan noktalar varsa irdeler, tartışırız.

1- İstanbul'un işgalinden 21 Mayıs tarihine kadar olan zamanda Mustafa Kemal İngilizciymiş, İngiltere yanlısıymış rolü oynamış ve bunu başarmıştır.
Bunun sebebi tehlikeli görülüp Malta'ya sürülmemek ve güven duyulup önemli kilit bir görev alabilmektir. Kafasındaki görev ise Erzurum Valiliğidir.

2- Daha önce Anadolu'da 9. ordu komutanlığı yapmış olan Yakup Şevki Paşa ve Ali İhsan Paşa İngilizlerin baskısıyla bu görevlerinden azledilerek İstanbul'a geri çağrılmış ve Malta'ya sürülmüştür.

3- İngilizlerin rahatsızlığı, Ermeni, Rum ve Gürcü'lerin bölgedeki zulmü ve kıyımına karşı "şura" denilen yöresel hükümetler kurulması ve bu şuraların engellenmemesi, tersine yardım ve destek görmesidir. Bu nedenle hükümetten bu yardım ve desteğin engellenmesi, şuraların dağıtılması, isyan örgütlenmelerinin önüne geçilmesi için bölgeye bir müfettiş atanmasını ister.

4- Damat Ferit Paşa hükümetinin de güvenini kazanmış olan Mustafa Kemal için İngilizler vize verir. Genelkurmay tarafından hazırlanan talimatla Mustafa kemal'e umduğunun çok üzerinde geniş yetkiler verilir. Bu geniş yetkiler Damat Ferit'in gözünü korkutmamasın diye görev alanı sadece Samsun yöresi olarak belirtilir.

5- Mustafa kemal, Damat Ferit'ten sonra Vahidettin'le de görüşür. Bu görevi kabul ettiğini ancak Ali İhsan Paşa ve Yakup şevki Paşa'nın düştüğü durumu kabullenmeyeceğini ifade eder. Padişah'ın Mustafa kemal'i vatanı kurtarması için gönderdiği iddiası büyük bir yalandır.

6- Mustafa Kemal, Samsun'a vardıktan sonra bölgede Pontusçuların terör estirdiğini görür.21 Mayıs'ta İngilizlerin Samsun'a asker çıkardığını görür görmez İstanbul'a telgraf çeker ve bu duruma itiraz edilmesini ve asker çıkarmanın engellenmesini ister. Böylece İngilizler Mustafa Kemal konusunda aldandıklarını anlarlar ve derhal geriye çağırılmasını isterler.

7- Mustafa Kemal, İstanbul'a dönmeyi reddeder ve Ali İhsan Paşa ve Yakup şevki paşa durumuna düşmeyi istemediğini görevi kabul sırasında şart koştuğunu bildirir ve ilave eder:
"Beni ya Malta'ya göndermek ya da bir köşede eli kolu bağlı tutmak istiyorlar.Ben buna asla boyun eğmeyeceğim. Daha fazla zorlanırsam bu görevi bırakacak ve şimdi olduğu gibi Anadolu'nun ve milletimin bağrında kalacağım."
(Atatürk'ün söylevleri, Türk Dil Kurumu, 1968 sa.27)

http://www.vkgb.org/modules.php?name...=yazdir&sid=54

http://www.vkgb.org/modules.php?name...=yazdir&sid=55

http://www.birseyogren.com/hakkinda/...rg%C3%BCnleri/

http://www.bilgideposu.com/19mayis.html

http://forum.islamiyet.gen.tr/nasiha...adisahtir.html

http://www.angelfire.com/rnb/atadiyar/ata30b.html

http://pante.blogcu.com/2597206/

Konu pante tarafından (20-05-2008 Saat 08:40 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 20-05-2008, 08:53
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart

Bildigim kadarıyla ordunun terhis emri gelir Mustafa Kemal emre uyar ve İstanbula döner. Yanlış haturlamıyorsam 7 ordu komutanıdır. Döndügü için de kimse tarafından suçlanmaz.

Yakup Şevki Paşa ile Ali İhsan Sabis ise terhisi ve teslimi reddederler. Ali İhsan Paşanın ordusu kolorduya çevrilir ve mecburen İstanbula döner. Girer girmez yakalanır ve Maltaya sürülür.

Yakup Şevki de ordunun terhisini reddeder, direnir o da bin bir türlü hile ile İstanbula çagrılır ve yakalanıp Maltaya gider.

Şimdi olayın aslı bu. Mustafa Kemal ne düşünür ne yapar onu bilemem, kimse de bilemez. Yazılanlar resmi tarihtir. Ve Şişli ye yerleşir pek de zor durumda olmadıgı anlaşılıyor, bu arada İngilizlerle de ilişkileri oldugu anlaşılıyor.

Bu arada bir Paşadan daha bahsetmek gerekiyor o da Medine müdafii Fahrettin Paşadır. Osmanlı Mondros'u imzalar, teslim olur, savaş biter ama kimse Fahrettin Paşa yı teslim alamaz. Girer peygamberin mezarına ve üzerime gelirseniz burayı da kendimi de ordumu da uçururum der. Kimse cesaret edip de bu deli Paşa yı aylarca türbeden çıkaramaz. Mütarekeden 2 ay sonra ancak üç kandırarak paşayı teslim alabilirler. İsmi tüm müsadereci Araplarca çok büyük saygı görür.

Bunları neden yazdım, Mustafa Kemali ve eserini mücadelesini küçümsemek için degil, ama diger kahramanları da küçümsememek gerekiyor. Onlar teslimi reddetmişlerdi. Fakat bizim panteonumuz tek kişilik imal edilmiştir ve orada başka paşalara yer yoktur.

Bu arada Malta dönüşünde ve Büyük Taarruz esnasında ordunun Mustafa Kemalden sonra iki kilit isminin Yakup Şevki Paşa ile Ali İhsan Paşa oldugunu da hatırlatalım. İkisi de 1 ve 2 ordu komutanlarıdır. Gerçi Ali İhsan Paşa İnönü ile kavga eder ve komutanlıktan alınır.

Her iki paşa da gerçek vatanseverlerdir. Mustafa Kemal in önemi ve degeri yadsınamaz, ama bu iki Paşanın teslim olmama çizgilerini ve sırf bu yüzden Maltaya gönderilmelerini de belirtelim. Onlar da ordularını terhis ermiş olsalardı, Maltaya gitmezlerdi.

saygılarımla

Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...

Nazım Hikmet

www.dilaverkom.blogcu.com
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:19 .