Helikoptere ok atıyorlarmış. Hükümetin ortak kararıyla koruma altına alınmışlar ve kimsenin o bölegeye girip çıkmasına müsade edilmiyormuş. Keşke o kabilede yaşayan biride ben olsaydım. Saçının telinin gözükmesinin günah sayılabileceğini düşünen canlılarla, aynı ülkede yaşamamış olurdum.
bu adresten bu tanrıdan hiç haberdar olmayan insanları (evrim süreci bizden evvel safhada olan) kardeşlerimizi görebilirsiniz...
Sayın dolfen, bu adamlar evrim sürecinde bizden evvelse zaten hep beraber yaratılışı bildiğini iddia bütün dinlerin buharlaşmasını izleyeceğiz. Ama adamların izolasyonun farklı bir türün evrimine yeterli olacak kadar uzun süreli olduğunu sanmam. Kankalar bir de neanderthal falan çıkarsa, seyreyle gümbürtüyü.
Bu kabile ile de baglantı aynı şekilde kurulabilirmi bilmiyorum, fakat amazonda bulunan bir başka kabilenin üzerinde yapılan bir araştırmaya yer vermek istedim bu başlık altında...
AMAZON'DA SAYILARIN OLMADIĞI BİR YAŞAM
Kavramlar, ifadeleri için kullanılan sözcüklerden bağımsız olarak var olabilirler mi?" Uzun yıllar filozof ve dil bilimcilerin zihnini meşgul eden bu soru, Columbia Üniversitesi'nden Peter Gordon tarafından başka bir boyuta taşınmış gibi görünüyor. Matematiksel kavramlar üzerine araştırmalar yapan Gordon, Amazon ormanlarında yaşayan küçük bir kabilede "2" sayısından sonra gelen hiçbir sayının konuşma dilinde karşılık bulmadığını keşfetmiş. Gordon, sayılar dilde karşılık bulmadığı sürece sayısal miktarların algılanamayacağına parmak basmış.
Piraha adı verilen 200 kişilik söz konusu avcı-toplayıcı kabile, Amazon'da bir kasabada yaşıyor. Küçük bir sosyal yapı sergileyen kabile henüz sanatla tanışmamış. Para yerine ise takas usulü kullanılıyor. Yalnızca 10 adet sesli ve sessiz sözcük barındıran dilleri, dünyanın en kısıtlı ve kısır dillerinden biri.
Gordon, yaptığı çalışmalar sırasında kabile üyelerinin en basit testlerde bile başarısız olduklarını gözlemlemiş. Örneğin, bir masa üzerine 10 adet çubuk sıralayıp aşağıya bu çubuklara eş çubuklar sıralamalarını istediğinde, 2 ya da 3. çubuktan sonra kabile üyelerinin zorlandıklarını görmüş. Bunun yanı sıra, boş kâğıtlara çizilmiş çizgilere bakarak aynılarını çizmeleri istendiğinde kabile üyeleri bu testte de başarısızlığa uğramış.
Her ne kadar kimi dil bilimciler insanların sayıları içsel olarak doğuştan duyumsayabildiklerini var saysalar da Gordon kendi bulgularının bu düşünceyle çeliştiğine parmak basıyor. Piraha kavmindeki bireylerin 3'ten sonraki sayıları algılayamadıklarını belirten Gordon, bunu kullandıkları dilde bu sayılara karşılık gelen sözcüklerin noksanlığıyla bağdaştırıyor.
Gordon, bu bulgularının dil bilimci Benjamin Lee Whorf'un kuramıyla uyum içerisinde olduğunu belirtiyor. Whorf'un kuramına göre dil ile düşünce birbiriyle karşılıklı etkileşim içerisinde. Diğer bir deyişle dil, düşünme tarzımız üzerine yoğun etkide bulunuyor (Daha detaylı bilgi için bkz. Dil ve Düşünce). Dolayısıyla bu kavim için konuşacak olursak, eğer ki sayıların dilde karşılıkları bulunmuyorsa, sayısal değerleri algı da gelişmemiş oluyor.
Bu kabile soyut, somut ilişkisine daha düşünsel olarak varamadıklarını ortaya koyuyor. İnsanların ilk düşüncesi hep soyut oldu. Soyuta daha sonra teknoloji ilerledikçe varıldı. Rakamlar da bir soyutlamadır.
Dikkat edilirse sanatı da bilmiyorlar, dolayısıyla tanrıyı da bilmiyorlar. Henüz bu soyutlamaya ulaşamamışlar ve ortaklaşa olarak yaşıyorlar.
Bu kabile bir tanrı geni oldugunu iddia edenlerin, insanın özünün kötü oldugunu iddia edenlerin, başlangıçtan itibaren adem'e din gönderildigini iddia edenlerin dikkatlice üzerinde düşünmeleri gereken bir makale.
saygılarımla
Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...
"Dikkat edilirse sanatı da bilmiyorlar, dolayısıyla tanrıyı da bilmiyorlar."
Sn. dilaver,
Kafamız her zamanki gibi yine karıştı.
Tanrı kavramı ilkel toplumlarda, korkulardan mütevellit, açıklama getirilemeyen olaylar neticesi doğmamış mıydı?
İlkel bir düşünce değil miydi?
Bizi kandırdınız mı?
Tüm yazılarımda savundugum tez şudur. Tanrıyı yaratan insandır ve tanrı sınıflı toplumlarla birlikte dogarak kabile şefinin protitipinde şekillenmiştir. Bunun için de tarımın gerçekleşmesi gerekiyor. Tarım öncesi avcı ve toplayıcı topluluklarda tanrı kavramı yok. Her şey dogallıgı içinde ve dogal halinde.
Bazı mitolojilerde bir yaratıcı kavramı olsa bile bu dogadan soyut degil. Ateşin çalınması başlıklı yazımda bu sürece deginmeye çalıştım. Orada avcılık ekonomisindeki 4 kabileden örneklerle olayı başlatarak daha sonra sınıflı toplum ve ataerkil gelişmeler ile birlikte nasıl gaddar ve cezalandırcı tanrıya varıldıgını göstermeye çalıştım.
Sanat ile dinsel düşüncenin gelişimi başattır. Totemci topluluklarda bir yansılama olarak ortaya konulan sanat ve mistik figürler daha sonra dinsel ayinlerin de temelleri oldular.
saygılarımla
Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...
Hımmm,, Sevgili Dilaver'in bu son mesajını ben sittin sene okusam yinede anlayamam.
Evrenselin yanında duran ya huyundan ya suyundan durumları mıdır nedir