
08-06-2008, 06:25
|
|
|
Yeni Dünya Düzeni
Bundan yaklaşık iki yıl önce Küreselleşme ve Yeni Dünya Düzeni üzerine uzun bir araştırma yapmış , elde ettiğim verilerden hareketle toplam altı adet makale yazmıştım .
Bu makalelerden ilk dördünü ''Yeni Dünya Düzeni'' , diğer ikisini de ''Küresel Yağmacılık'' adı altında yayıma vermek isteerim .
***
Yeni Dünya Düzeni
Fıkra bu ya,Amerika Birleşik Devletleri başkanı George W.Bush ve İngiltere Başbakanı Tony Blair karşılıklı oturmuşlar,dünyanın geleceği hakkında sohbet etmektedirler.
- Biliyor musun Çorç,der Toni Blair.Afganistan'ı hallettik,Irak'ı da hallettik, şimdi de sırada İran ve Suriye var,belki de böylece yeni bir dünya savaşı çıkacak.
- Savaş özgürlüktür, der George Bush bilgiç bir edayla.
- Evet,Üçüncü Dünya Savaşı çıkacak ve bu savaşta dört milyon müslüman ve bir de diş doktoru ölecek,diye devam eder Tony Blair.
Dinleyenlerden biri dayanamaz ve sorar:
- Niye bir de diş doktoru?
Tony Blair gayet keyifle elini Bush'un omuzuna atar:
- Demedim mi sana Çorç ! Bak, kaç müslüman ölmüş kimse ilgilenmiyor bile.
Bu fıkrayı yazmaktaki amacım kimseyi güldürmek değil elbette.Gerçekte şu sözde uyduruk fıkra bile sizce de yaşadığımız dünya gerçeğini yansıtmıyor mu?
11 Eylül'de meydana gelen İkiz Kule saldırılarını biliyorsunuzdur.Sizce bu saldırılarda kaç kişi ölmüştür dersiniz?
Toplam 2600 kişi,eğer yardıma koşan itfaiyeci ve güvenlik görevlilerini de hesaba katarsanız üç aşağı beş yukarı bu sayıyı 3000'e çıkarabiliriz.
Bu rakamı neredeyse herkes bilmektedir.
Peki bu saldırı sonrası ,güya misilleme bağlamında Afganistan'a düzenlenen sözde terörist avı operasyonunda kaç kişi öldü dersiniz?
Kimsenin vicdanını sızlatmak istemem,bu makaleyi bu amaçla da ele almış değilim.Sadece birazcık hafızamızı zorlar da o günlere dönersek, iki ay gibi kısa bir sürede ABD'ye bağlı B-52 bombardıman uçaklarının gece gündüz bombaladığı Afganistan'da tamı tamına 3770 sivil hayatını kaybetmiştir .
Havadan yapılan ''halı bombardımanı'' ( bir nevi yüzlerce parçaya ayrılıp yere saplanan bomba ) sonucu kaç Afganlının daha hayatını kaybedeceği veya parçalanıp sakat kalacağı ise meçhul.
Sözde ''terörist avı'' adına Afgan halkının başına gökten rahmet değil,bomba
yağmış ve zavallı Afganlılar bu bombaların kahredici sağanağında birer birer can vermiş,ne bombaların nereden geldiğini ne de ne için öldürüldüklerini dahi bilememiştir.
Haritada bile yeri bilinmeyen köyler dahi bombalanmış ; bir gecede ihtiyar , genç , çocuk , bebek farketmeksizin en az 300 zavallı insan hayatını kaybetmiştir . Öyle ki bazen kırk kişilik koca bir aileden geriye bir büyükanne ve torununun kalması gibi insanlık trajedilerine bile rastlanmıştır.
Dünyanın neredeyse her tarafında gücü elinde bulunduran ''satılık medya'' ölen ABD'li olunca yas tutup papağan gibi ölü sayısını tekrar ede ede zihinlere adeta kazırken,ölen Afganlı olunca yanına dahi uğramamış,sözde terörist avlayan ABD'yi davasında haklı bile bulmuştur.
Gerçekte avlanan terörist felan değil,resmen o zavallı Afgan halkı,o zavallı insanlardı.
Yıllık milli geliri sadece ve sadece 83 milyon dolar olup dünyanın en fakir ülkesinin insanları...
Tepelerine bomba yağdıran bir B-52'nin maliyeti kadar dahi milli geliri olmayan...
Sormazlar mı insana , 11 Eylül saldırılarına doğrudan karışanların kaçı Afgan vatandaşıydı?
Birçoğu Amerika ve Almanya'da eğitim görmüş Suudi Arabistan vatandaşı değil miydi?
Vahşi Teksas usulü önce idama mahkum edilip sonra acımasızca öldürülen zavallı Afganlının suçu neydi o halde?
Ve yıl 2008...
Hani nerede Usame bin Ladin,hani nerede El-Kaida teröristleri?
Kaçını yakalayabildi Amerika ; çökertebildi mi El-Kaida örgütünü?
Satılık sıfatının aslında bazen pekala da az geldiği çirkin medya ve habire zalimin borazanı konumundaki çirkin fikir baronları,ki dünyanın hemen hemen çoğu yerinde maalesef bunlar böyledir, bu durum yüzlerine çarpıldığında Amerika'nın Afganistan'daki masum insanlara karşı işlediği bu insanlık suçunu ''iyinin kötüyle mücadelesinin faturası'' olarak lansetmekten dahi utanmamaktadırlar.
Terörist diye adlandırdıkları o Taliban'ı eğiten her şeyden önce kimdi?
Geçmişte işgalci Rusya'ya karşı bunları,binlerce Taliban'ı eğiten ABD'nin ta kendisi değil miydi?
Yarattığı Frankenştayn dönüp kendisini vurunca, cezasını niye Afgan halkı çekiyordu?
Hem Amerika gibi istihbarata korkunç bütçe ayıran bir ülkenin, kendisine düzenlenecek böylesi büyük bir saldırıdan,İkiz Kule saldırısından habersiz olması düşünülebilir miydi?
Sorular sorular...
Vicdanlar kurumuya görsün; dert mi dünyaya,dert mi insanlığa,dert mi medyaya!
Şu sözde dijital çağda,şu sözde her habere bir tık ötede ulaşabildiğimizi sandığımız global dünyada gerçekte ne korkunç bir desenformasyona tabi tutulduğumuzun da idrakinde misiniz?
'' Yahu bunlardan bana ne! '' diyorsanız , buyurunuz yukarıdaki fıkrayı tekrar okuyunuz ve katıla katıla gülünüz !
Neticede her şey bir vicdan meselesi.
( Devam edecek ... )
|

08-06-2008, 06:34
|
|
|
- Hanım , gözlüğümü getir ; bugün canım biraz ''canlı'' savaş filmi izlemek istiyor .
Bilir misiniz , yıllar sonra resmen itiraf edilmiştir .
Ne mi itiraf edilmiştir?
Amerikan istihbaratının, Japonların Pearl Harbour'a baskın düzenleyeceğini önceden bildiği...
Amerika , bir süre sessiz kalıp uzaktan izlediği İkinci Dünya Savaşı'na artık fiilen katılmış olup amacı önce faşist Almanya'yı devre dışı bırakmak , sonra da çevresindeki bütün adaları birer birer yutan Japonya'yı dize getirmektir .
Ama savaşa katılmanın da haklı bir gerekçesi olması gerekmez miydi sizce de?
Aylardan Aralık , yıllardan 1941...
Amerika Birleşik Devletleri ''Gel de beni avla!'' dercesine okyanusun ortasına av ördeği gibi diktiği savaş donanmasını Japonlara resmen hedef göstermiş , bir baskın sonucu vurulunca da çalışması son aşamasına getirilmiş olup insanlık tarihinin öncesinde görmediği , hatta hiç bilmediği o dehşet etkiye sahip atom bombalarını misilleme kabilinden Japonların en önemli kentlerinden Hiroşima ve Nagazaki'ye arka arkaya çakmakta zerre tereddüt göstermemiştir .
Pearl Harbour'da ölen Amerikalı asker sayısı 2300 olup 154 tane de uçak kaybedilmiştir .
Peki , bunun diyeti ne olmuştur,yani Japonların ödediği diyet?
Tam yüz katı...
Evet evet,yanlış duymadınız,tam yüz katı bir bedelle ödetilmiştir bu Japonlara.
Atom bombaları,daha ilk düştüğünde, 80 bin Japon'un hayatını elinden alıvermiştir.Nagazaki'ye atılan atom bombasının etkisi ise daha da büyük olmuştur.Buradakilerle beraber hesabı yapılacak olursa toplam 250 bin Japon yaşamını kaybetmiştir.
Bombaların yaydığı zararlı ışınların,hatta insan genetiğini bile olumsuz manada etkileyen şuaların daha kaç yüzbin,belki de kaç milyon insanın sakat doğmasına veya ölmesine yol açacağı ise o sıralar henüz bilinmiyordu.
Bütün bunlar Japonlara,üstelik de önlerine bilinçli bir şekilde, av niteliğinde konulan sözde yitirilmiş donanma karşılığında reva görülüyordu.
Pearl Harbour baskını sonucu Amerikan kamuoyunda medya yoluyla öyle bir heyecan,öyle bir infial yaratılmıştı ki,neredeyse bütün Japonlar yeryüzünden silinse Amerikalıların kini dinmeyecekti.
Tıpkı 11 Eylül İkiz Kule baskınında olduğu gibi...
Yapılacağından önceden bal gibi de haberinin olunduğu ve bile bile göz yumulduğu...
Müthiş bir desenformasyonla ( yanlış ve hileli bilgilendirme ),sadece Amerikalının değil, insanlığın bile aldatıldığı...
Sonrasında zavallı Afgan halkının başına tonlarca bombaların yağdırılıp iki ay gibi bir sürede dört bine yakın sivilin yaşamına kastedildiği gibi.
Öncesinde,1990'larda her ay zavallı beş bin ( sayıyla: 5.000 ) Iraklı çocuğun sözde ambargo adına dünyanın gözleri önünde ölüme terkedildiği gibi...
Çok çok öncesinde ise koskoca bir milletin, Kızılderililerin acımasızca yok edildiği gibi.
Ve...
Elini attığı her yere kan, gözyaşı ,kıyım,yıkım,ölüm ve acı getirdiği gibi.
Daha niceleri gibi.
Çünkü değişik hayatların değişik değerleri vardı!
O sebeple Amerikalının ve Batı'nın yaşam kalitesi kesinlikle müzakere dahi edilemezdi.
Aşağı tabakaya ait olup medeni olmayanları yönetmek ve yeraltı yerüstü madenlerini yağmalamak,bu uğurda gerekirse öldürmek Tanrı tarafından Batı'ya verilmiş bir haktı!
Birilerinin işlediği cinayetti,ama o cinayeti bizimkiler işlerse,sümme haşa,o cinayet değildi!
Hem silah tüccarları ve silah ekonomisi boşuna mı saçını süpürge ediyordu?!
Adamcağızlar gece gündüz demeden fazla mesai yapıyorlar,insanlık hayrına bütün enerjilerini seferber ediyorlardı!
Yazıktı günahtı,üstelik de bu sektörden ekmek yiyen bir yığın işveren ve de gariban emekçi vardı!
Bu hep böyleydi ve insanlık uyanmadığı müddetçe de hep böyle kalacaktı.
- Hanım gözlüğümü getir! Bugün canım biraz ''canlı'' savaş filmi izlemek istiyor.
***
Yıl 1991,Birinci Körfez Savaşı..
Baba Bush'un,öncesinde İran'a karşı kullandığı eski dostu Saddam ve ülkesi Irak'la bu aralar arası hiç iyi değildi.
Alçak,küstah ve de terbiyesiz Saddam nükleer ve kimyasal silahlar üretmekte idi!
Üstelik de ağabeyinin rızasını almadan,çok ayıp çok!
Gerçi Amerika da nükleer ve de kimyasal silah üretmektedir ama,olsun o Amerika'dır; zira o hem kovboydur ( sığır çobanı ) hem de güçlüdür,var mıdır ona yan bakan!
O halde Irak vurulacaktır; mukadderat,alın yazısı!
Silah tüccarlarının sümüğüne karışmış şu gözyaşlarına da mı bakmaz,
insafa gelmezsin ey Ademoğlu!
Adeta keyifli bir maç seyreder gibi dünyanın neredeyse her bir milletinin onurlu ve de mutlu bireyleri birasını , mezesini önüne çekmiş ,başta CNN olmak üzere baba Bush'un önderliğindeki Amerika'nın Irak'a yaptığı hava saldırılarını izlemekle meşguldü .
Ciyuv ciyuv!...
- Karanlıkta bir şeyler patlıyor,ama ne; hanım iyi seçemiyorum, gözlüğümü getir!
Atari oyunlarındaki gibi patlayan işte o ışıklar 150 bin Iraklı askerin canına okuyor,200 bin insanı feci şekilde yaralıyor, 50 bin sivil ve de suçsuz günahsız insanın ,üstelik de kadın,ihtiyar,çoluk çocuk demeden yaşamına son veriyordu.
- Hanım hanım,sana kaç sefer dedim,şu kumanda aletiyle oynayıp durma! Baksana savaş oluyor,üstelik de canlı canlı , ciyuv ciyuv,aynen çocukluğumuzdaki gibi,ateri salonlarında nasıl da sıra beklerdik,hey gidi hey!
Gerçekte ise savaştan belki de daha korkunç bir insanlık suçu işleniyordu.
Müthiş bir desenformasyonla insanlığın aldatıldığı bir suç.
Duyarsızdı herkes her şeye.
Çünkü bazılarınınki can,bazılarınınki de patlıcandı!
Çünkü değişik hayatların değişik değerleri vardı!
Birilerinin işlediği cinayetti,ama bizimkiler işlerse o cinayet değildi!
Bu hep böyleydi ve insanlık uyanmadığı müddetçe de hep böyle kalacaktı!
- Hanım gözlüğümü getir ; bugün canım biraz ''canlı'' savaş filmi izlemek istiyor .
( Devam edecek ... )
|

08-06-2008, 06:46
|
|
|
Yıl 2001,aylardan Ekim...
Birleşmiş Milletler, ( artık neyin birleşmişi ve de hangi milletleri temsil ediyorsa ... ) Genel sekreterliği tarafından hazırlanan rapora göre,Amerikan ve İngiliz hükümeti tarafından bloke edilen 4 milyar dolarlık gibi , günümüzde belki de sıradan bir şirketin yıllık cirosundan bile daha az insani yardımın önünün kesilmesi sonucu adına Irak denilen ülkede bir zamanlar insanların açlık ve kitle ölümleriyle karşı karşıya kaldıklarını da bilir misiniz?
Ve bu bahsi edilen insanlık dışı ambargo sebebiyle,bundan yedi yıl gibi kısa bir süre öncesinde Irak'ta günde 167,ayda ise ortalama 5000 ( yazıyla : beş bin ) çocuğun öldüğünü de hesapladınız mı hiç?
Yooo; bir solukta okuyup geçmeye benzemez bazı şeyler.Lütfen ve de rica ediyorum;şu andan tezi yok, beş bine kadar sayınız!
Çok merak ediyorum,bakalım nefesiniz beş bine kadar saymaya yetecek mi?
Önceki makalelerimin birinde İkiz Kulelere yapılan saldırıda ortalama üç bin Amerikalının hayatını kaybettiğini belirtmiştim.
İnsanlık düşmanı bu ambargo sonucu Iraklı çocuk ölümleriyle ilgili yukarıda verdiğim rakam ise bu sayının neredeyse iki katı.Üstelik de bu miktardaki ölümler her ay düzenli gerçekleşmiştir,öyle ki tam sekiz yıl boyunca.
Ve planlı bir şekilde insanlar,bilhassa zavallı Iraklı çocuklar resmen ve de dünyanın gözleri önünde adına ölüm denilen uçuruma iteklenmiştir,adeta ilahlara kurban verir gibi.
- Sebep?
- Efendim,namussuz Irak nükleer silah üretmektedir, atom bombası yapma hazırlığı içerisindedir!
- İyi ama,siz de üretiyorsunuz?
- Olur mu efendim; biz üretiyorsak gayet demokratik yollardan üretiyoruz,
Irak ise antidemokratik yollardan üretiyor!
- Elinizde somut bir kanıtınız var mı peki ; belge, ispat, delil?...
- Yok ama,hem araştırıyoruz hem de şüpheleniyoruz;bulacağız inşaallah . Malum önce iddianame vardır,sonra o iddianameden hareketle suç ve suçluya ulaşma. Üstelik de hem küm yani...
- Peki yapan kim?
- Saddam...
- O halde onu yakalayın,Iraklı çocukların suçu ne?
- Olur mu hiç ; onlar da geleceğin birer Saddam'ı. Suç ve şüphe tek taraflı değildir.
Emperyalistler bu durumu,büyük lokma misali o ''Büyük Yalanlar''ını, kendi ülkelerindeki medya olmak üzere önce kendi halklarına,sonra da dünyanın diğer ülkelerinde satın aldıkları''Dünya Medyası'' vasıtasıyla işte böyle yaydılar ve de yutturdular.
Elbetteki ve gayet tabidir ki İkiz Kule kurbanları insandı,insan evladıydı; Iraklı çocuklar ise,Allah'ın önce bir köşeye atıp sonra da unuttuğu haşa birer maymun,birer inek yavrusu,birer dana idiler!
ABD ve SSCB arasında onyıllarca süren '' Soğuk Savaş''ta bile bu kadar insan ölmemişti.En azından bu yoğunlukta, en azından bu kadar gaddar,sorgusuz sualsiz ve de acımasızca.
Yeni bir dünya kuruluyordu, sadece güçlünün hakim olduğu,sadece güçlünün sözünün geçtiği...
Yeni bir dünya.
Sadece haksızın konuştuğu; haklının,zavallının,biçarenin ise sesinin kısık çıktığı bir yana,hiç mi ama hiç duyulmadığı.
Gümbür gümbür patlayan bomba seslerine kulaklar tilki gibi dikilmişken...
O bomba sonucu parçalanan,ki çoğunlukla da suçsuz insanların can çekişirkenki o son haykırışlarına, kulak tırmalayan bir cazırtı muamelesinin yapıldığı...
Yeni bir dünya.
Küresel bir dünya .
Zavallı bir dünya.
( Devam edecek ... )
|

08-06-2008, 06:58
|
|
|
Önceki yazıya Irak'la başladık, Irak'la devam ediyoruz .
Irak konusu belki de hala daha güncelliğini koruduğu için bu böyle .
Yoksa Amerika'nın dünyanın çesitli yerlerinde işlediği cinayetleri teker teker ele almaya kalkışsak bu konuda herhalde en az yüz adet makale yazmamız gerekecek .
Evet , Irak'la devam ediyoruz .
Biliyorsunuz , çok değil , on-onbeş yıl gibi kısa bir süre öncesinde Baba Bush'un ve ortağı İngiltere'nin önderliginde Irak'a resmen bir saldırı düzenlenmiş , millete canlı canlı seyrettirilen bu savaşa da ''Körfez Savaşı'' denilmişti .
Büyük çoğunluğu havadan yapılan saldırı sonrası onbinlerce askerin yanısıra yine binlerce masum sivil yaşamını kaybetmiş , fakat gel gör ki Saddam rejimi devrilememişti .
Sonrasında Irak'a kendi hava bölgelerinde uçuş yasağı getirilmiş , sözde Saddam'ı düşürme adına nihayetinde dehşet bir amborga ile Irak halkı , ki en başta da masum çocuklar , resmen cezalandırılmaya tabi tutulmuştu .
Bir anda ne oluyorsa Irak'ta çocuk ölümleri hızla artıyor , sadece yetişkinler değil , her beş çocuktan birisi kansere yakalanıyordu .
Neydi bunun sebebi ?
Saddam'ı nükleer silah üretmekle suçlayan ABD ve hempası İngiltere Körpez Savaşi'nda resmen , özellikle de güney cephelerde zayıflatılmış uranyum gibi ''kitle imha silahları'' kullanmıştı .
Üstelik de az buz da değil , tam 900 bin ton .
Kısacası Körfez Savaş'ında olup bitenler gerçekte tam bir nükleer savaşı idi .
İşte , 2008'nın şu aylarında toprakları da zaten elinden alınmış zavallı Irak halkına , öncesinde de resmen bir Çernobil faciası yaşatılmış , düpedüz halk katliamı , hatta soykırım derecesinde suç işlenmiştir .
Çoluk çocuk , ihtiyar , kadın , inek ,dana vs. ne varsa Irak halkının neredeyse tamamına yakını bu bahsini ettiğim zayıflatılmış uranyum kullanımı sebebiyle birer birer kansere yakalanmış ; heyhat , konulan uluslararası ambargo neticesinde ülkeye her türlü ilaç sevkiyatı da yasaklandığından tedavilerine dahi imkan tanınmayıp kaderleriyle başbaşa bırakılmışlardır .
Medya sağır , insanlık sağır , eli kalem tutanlar üç maymunu oynadıkları gibi daha bir de zalime alkıştutmakta idiler .
Bir halk düşünün , ki şu anda toprakları da yok artık , 21.yüzyılda medeni dediğimiz şu dünyada , önce ülkelerinin altı üstüne getirilircesine bombalanıyor ; elektrik santrallerinden tutun da içme su şebekesine , ulaşım ağından tutun da petrol rafinerilerine varıncaya kadar bütün yeraltı ve yerüstü ne kadar altyapıları varsa harap edilip kullanılamaz hale sokuluyor , sonra da ambargo konularak toplu soykırıma tabi tutuluyordu da ne Birleşmiş Milletler'in ne de diğer uluslararası kuruluşların gıkı dahi çıkmıyordu .
Yıllarca acımadan sürdürdükleri ambargo sonucu göz göre göre tam yarım milyon Iraklı çocuğun kanına giriliyordu da , adına medya dediğimiz uluslararası vicdansızlar güruhu tek satırla da olsa bu durumu dile getirmiyorlar ; getirmedikleri gibi koca dünyayı Saddam öcüsüyle korkutarak oyalıyorlar , insanlığın gözleri önüne kasıtlı bir şekilde perde çekiyorlardi .
Bütün bunlardan cesaret alan zamanın haydut çetesinin Dışişlerden sorumlu Eski Bakanı Madeleine Albright kendisine , Irak'a konulan ambargo neticesinde 1991-1998 yılları arasında ölen beşyüz bin çocuğun,ambargo karşılığına değip değmediği sorusuna aynen şöyle cevap vermekte zerre sakınca görmüyordu :
- Evet , sanırım buna değdi...
İşte bütün bunlar Irak halkına Saddam bahanesi ile yapılıyordu .
Peki , kimdi bu Saddam ?
***
Saddam'a geçmeden önce birkaç cümleyle de olsa Irak'ın kısa bir tarihine bakalım :
Bilindiği üzere 1918 yılı Osmanlı Devleti'nin başta İngiltere olmak üzere zamanın emperyalist güçleri tarafından maddi yaşamına son noktanın konulduğu yıldır .
Petrolün ne kadar büyük bir güç olduğu bu yüzyıl başlarında iyice açığa çıkmış ; Fransa , Suriye , Lübnan ve Kuzey Irak'ı ; İngiltere ise Bağdat ve Basra'yı denetimleri altına almışlardır . Bu bağlamda Osmanlı'dan koparılmış ne kadar , içlerinde Irak da dahil olmak üzere Arap ülkesi varsa , kısa sürede bu güçlerin resmen sömürgesi haline getirilmişlerdir .
Osmanlı'ya karşı bağımsızlık vaadiyle aldattıkları Araplara verdikleri hiç bir sözün gereğini yerine getirmemişler , o sebeple de Irak uzun yıllar tamamen kukla kral Faysal'ın idaresi altında yaşatılmıştır .
1956 yılına kadar İngiliz sömürgesi durumunda kalan Irak , 1958 yılında milliyetçi Abdülkerim Kasım'ın ani bir darbesi ile kukla kral Faysal idaresinden kurtulmuş ; gel gör ki , kendisini sosyalist Arap milliyetçisi olarak tanıtan Kasım da iç çekişmelerin kurbanı olmaktan kurtulamamıştır .
Milliyetçi darbe sonrası Irak petrollerinin millileştirme proğramına dahil edilmesi Irak petrollerini işleten yabancı şirketlerin tekerine çomak sokmuş ; İkinci Dünya Savaşı'ndan galip çıkan yeni süper güç Amerika ise hiç gecikmeden duruma derhal el koymuştur .
Sonrasında tamamen Amerikan istihbarat örgütü CIA'nın komplosu ile Irak'ta yeni bir sayfa açılmış , Baas Partisi iktidara getirilmiştir . 1979 yılına gelindiğinde Irak'ta artık tek güç Baas Partisi ve onun başındaki de Amerika'nın sadık adamı Saddam'dır .
O sıralar İran'da Ayetullah Humeyni liderliğinde şeriatçı bir devrim gerçekleşmiş ; bu devrim ABD'yi derhal şeytan ilan etmekte gecikmemiştir .
Bir zamanlar Şah Rıza Pehlevi liderliğindeki kuklası İran'ın böylesine elinden avucundan çıkmış olması Amerika'yı dellendirmekle kalmamış , gerek yeni devrimi büyüyüp gelişmeden kundağında boğmak , gerekse eski kuklası İran'a tekrar sahip olabilmek amacıyla sadık adamı durumunda bulunan Saddam'ı İran'a karşi kışkırtma faaliyetlerine başlamıştır .
Kışkırtmış ve başarmıştır da .
İki taraftan tam bir milyon insanın öldüğü İran-Irak savaşında Irak ve Saddam'a kimyasal , biyolojik ve nükleer olmak üzere her çeşit silah satışı yapan Amerika , sonraları bu ülkeyi işgal ederken bu silahları bahane etmekten çekinmeyecektir .
Saddam'a ayrıca gerek füze teknolojisi gerekse Şarbon mikrobu satan sadece Amerika değil , İngiltere de bu işin içerisindedir .
Bu durum ta ki elleriyle besleyip büyüttükleri canavarın Kuveyt'i işgal etmesine kadar sürmüştür .
Saddam İran'la on yıl boyunca sürdürdüğü savaşta komşusu Kuveyt'e fevkalede borçlanmış ; borcunu ödemek yerine üstüne yatmış , bu da az gelmiş gibi bir de Kuveyt'i işgale kalkmıştır . Adamımız gemiye azıya almış , artık efendilerini dinlemiyordu bile .
Hayır hayır ; efendiler kuklalarının her yaramazlığına katlanırdı da , denetimlerinden çıkıp kendi başlarına buyruk hareket etmelerine asla dayanamazlardı .
Yarattıkları canavarı önce bir güzel her türlü silahlarla donatmışlar , tabii ki bir güzel de petrol karşılığı silah satışı yapmışlar , sonra da söz dinlemiyor diye yarattıkları bu canavarı tekrar yok etmeye kalkışmışlardı .
Dünyaya da güya Saddam'ı cezalandırdıkları propagandasını yapıyorlardı .
Sanki Saddam eşittir Irak'tı .
Gerçekte cezalandırılan zavallı Irak halkıydı .
O zavallı çocuklardı .
Not: Makalenin bundan sonrası ''Küresel Yağmacılık '' başlığı ile devam edecek .
Aydınus
|

08-06-2008, 06:58
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 08 Jun 2008
Mesajlar: 64
|
|
Tröstler dünya düzeninin temelinde bunlar var bence..özellikle yahudi sermayesi yahudi tröstleri ....savaş piyasa-pazar savaşı bizim ülkemizse orta malı olmuş....
|

08-06-2008, 07:07
|
|
|
Küresel Yağmacılık
KÜRESEL YAĞMACILIK
- Sınırlar yıkılıyor , dijital çaga girdik , internet sayesinde her şey bir tık ötede olup neredeyse koca küre köy haline dönüştü , her şeyden anında haberdar olmamız bir yana , her şey ama her şey çok kolaylaştı , ben bu çağı Kanuni Sultan Süleyman çağına bile değişmem ; çiçekler , böcekler , kelebekler , aşk meşk , lay lay lay lom , enseyi karartmayııın!...
Ne güzel değil mi?!
Bu konunun değerlendirilmesi bu kadar kolay ve bir o kadar da safiyane olamaz , olmamalı .
Amerika üçyüz milyonluk bir nüfusa sahip olup dünyanın sadece yüzde altısını oluşturmasına rağmen , sizce dünya zenginliğinin kaçta kaçını elinde bulundurmaktadır ?
Tam yüzde ellisini ...
Peki , kişi başına düşen yıllık milli geliri 39.000 bin dolar olan bu ülke bu tamamen eşitlikten uzak ve adaletli olmayan duruma kanaat etmekte midir?
Hayır asla !..
Etmemektedir , etmeyecektir de .
Dijital teknoloji sayesinde tamamen üçük bir köy haline dönüşen dünyanın gerçekte süper güç Amerika ve Batı tarafından daha iyi kontrol edilebilmesine ve üretilen değerlerin çoğunluk kısmına el konulabilmesine imkan verdiğini de düşündünüz mü hiç ?
Ne güzel küreselleşiyoruz işte canıım , değil mi ama !
Hayatı boyunca işportacılık yapmış olup gerçekleri insanlara anlatmayan , anlatmadıkları gibi sömürgecilere daha bir de alkış tutan ''enseyi karartmayıncı'' şarlatanlarla elbetteki işimiz olamaz , onlar ne derse desin biz enseyi karartacağız .
Çünkü işportacı değiliz , çünkü koca hayatını kırk cümleye sığdırma başarısını gösterebilmiş sığ düşüncelilerden hiç olmadık , hele ki haksızın ve sömürenin yanında asla değiliz , insanlık düşmanı katillere alkış tutmak bizlerin harcı değildir .
Önceki ''Yeni Dünya Düzeni'' başlıklı makale serisinde konuyu daha çok insani ve vicdani boyutlarda ele almış ; küresel yağmanın gerek gerçek yüzünü ortaya sermeyi gerekse başta süper güç Amerika ve ortağı İngiltere'nin , nihayetinde bütün Batı'nın dünyaya ettiklerini somut örneklerle ortaya koymayı bu makale serisine saklamıştık .
Kuşku yok ki SSCB'nin dağılması sadece dünya dengelerini alt üst etmekle kalmamış , Amerika'nın rakipsiz bir şekilde istediği gibi dünyaya yeniden şekil vermesine de müthiş bir fırsat yaratmıştı .
Soğuk Savaş Dönemi'nde dünyayı önce iki kutuplu hale getirip kızıl tehlike paranoyasıyla , ki ülkemiz de bundan oldukça kötü bir şekilde nasibini almıştır , besleyip ekonomisinin bel kemiğini oluşturan silah sanayisini sürekli gözeten Amerika , kızıl tehlikenin ortadan kalkması ile birlikte yeni bir düşman yaratmanın ve dünyayı bu paranoya ile uyutmanın çarelerini düşünmeye başlamıştır .
Sovyetlerin çökmesi sonrasında ABD , Rus mevduatlarında bulunan üçyüz milyar dolar tutarındaki hesabı bir anda çekerek Rusya'yı tamamen etkisiz ve kendisine bağımlı hale getirmiş olup en başta Orta Asya'da oynayacağı ve dünya milletlerine de oldukça cici bir şekilde lanse edeceği küreselleşme adlı oyuna geçebilirdi artık .
Ama ona her şeyden önce bir düşman gerekli idi .
Bir şey iyi bilinmelidir ki , tıpkı İngilizler gibi Amerika da yüzyıllık stratejiler güder ve hedeflerine ulaşabilmek için bu konuya müthiş bir fon ayırırlar . Bu uğurda gerektiğinde medya , gerektiğinde de bilimden bile istifade edilir . Öyle ki çeşitli teşekküller ve araştırma kuruluşları belli bir amaç doğrultusunda , satılık bilim adamlarından da istifade edilerek suyun altı bir güzel ısıtılır .
Her şey kıvama ulaşınca da zaman yitirilmeden ikinci aşamaya geçilir . Bu aşama , en çetin ve en acımasız olanıdır .
İşte Amerika , gerek medyayı gerekse bilimi böylesine kullanarak kendisine yeni bir düşman yaratmakta gecikmedi .
Yeni düşman , bir zamanlar kızıla karşı dünyanın , ülkemiz de içlerinde dahil olmak üzere çeşitli bölgelerinde örgütledigi ''yeşil'' idi .
Eğer örgütlediği ‘’yeşil’’ , Amerika'nın sözünü sonuna kadar dinler de uyarsa zaten sorun yoktu . Yok eğer kontrolden çıkar , üstelik bir de Amerikan çıkarlarını iyi koruyamazsa derhal tasfiye edilirdi .
Bir ülke düşünün , silaha ve istihbarata dünyanın en büyük yatırımını yapsın ve dünyanın her tarafında parmağı olsun ; gel gör ki , yine aynı ülke , içlerinde sadece İkiz Kulelerin değil , Beyaz Saray'ın da bulunduğu mekanlara , üstelik de uçaklarla yapılacak bir saldırıdan zerre haberi olmasın .
Böyle bir şey düşünülebilir mi , mümkün müdür bu ?
Amerika 11 Eylül 2001'de gerçekleşen olaya bilerek işte böyle göz yummuştur .
Yummuştur , zira Pearl Harbour baskınında olduğu üzere başta Amerikan olmak üzere dünya kamuoyuna karşı yeni bir düşman sunulmalıydı .
Aslında gerek 11 Eylül'de İkiz Kulelerin vurulması gerekse Afganistan'daki şeriatçı cahil sürülerinden oluşan Taliban rejiminin kendi halkına yaptığı eziyetler Amerika'nın umrunda bile değildi .
Taliban'a karşı yapılan Amerikan harekatının Afgan halkının iyiliği adına sözde özgürleştirme operasyonu olduğunu , necip Türk matbuatının en baş köşelerine oturmuş olup Türk kamuoyuna bu şekilde sunan kesimin yaptığına münevverlik değil , olsa olsa haysiyetsizlik denilir .
Taliban dedikleri zaten Amerika'nın , zamanında Rusya'ya karşı örgütlediği kendi adamlarından başkası değildir . Taliban hükümeti Amerikan çıkarlarını korumada etkisiz kalmış , ülkelerinde istikrarı sağlayamamış , dolayısıyla da Amerika olaya bizzat kendisi müdahele etmiştir .
Afganistan'a düzenlenen operasyonun gerçek amacı , kuşku yok ki 11 Eylül'ün intikamını almak felan da değildir . Amerika'nın iştahını kabartan Orta Asya'nın el değmemiş doğal gaz ve petrol yataklarıdır .
Taliban'ın tasfiye edilmesinin altında da sadece bu amaç yatar .
Dünyanın en büyük iç denizi Hazar , bir tahmine göre dünya petrol ve gaz stoklarının neredeyse üçte birine tekamül etmektedir . İşte bu bölgedeki Taliban'ın da sağlayamadığı istikrarsızlık , bu bölgeye yatırım yapan bütün petrol ve gaz finansörlerini rahatsız ediyordu .
Tarihe şöyle bir geri dönüp baktığımızda bu verimli bölgenin Alman faşistlerinin de iştahını pek bir kabarttığını , Hitler önderliğindeki Almanların gerek Rus Devrimi'ni yerinde boğmak gerekse de Hazar bölgesini denetimleri altına alıp ardından da İran ve Irak topraklarındaki zengin petrol yataklarını ele geçirmek amacıyla göz diktiğini görüyoruz .
Amerika , Taliban'a güvenerek olaya daha uzun süre sessiz kalamazdı .
Önce Taliban tasfiye edilecek , daha sonra da ipleri bizzat kendi eline alacaktı .
( Devam edecek...)
|

08-06-2008, 07:15
|
|
|
Önceki makalemizde başta Amerika olmak üzere Batı'nın , sürekli o propagandasını yaptıkları küreselleşmenin gerçekte nasıl işlediği konusuna ışık tutmaya çalışmış ,11 Eylül sonrasında gerçekleştirilen Afganistan Operasyonu'nun altında yatan gerçekleri ortaya koymaya çalışmıştık .
Her zaman olduğu üzere Amerika'nın hedefi , kukla haline getirdiği ülkelerin de işbirliği ile doğal gaz ve petrol yatakları açısından oldukça stratejik bir öneme sahip Orta Asya'ya yerleşmek ve gücü ne pahasına olursa olsun elinde bulundurmaktı .
Buraya yerleşmek demek aynı zamanda Azeri , Kırgız , Türkmen, Özbek , Tacik , Kazak petrol ve doğal gazını denetim altına almak demekti .
Bu denetim sadece bununla da sınırlı değildi ; burası öyle bir hakim bölge idi ki , direk buradan Irak ve İran petrollerine de hakim olabilirdiniz .
Nihayetinde dünyanın ikinci en büyük petrol havzasına sahip Irak'ın işgali , hemen ardından şimdi de İran'ın tehdit edilmesinin altında sadece ve sadece bu yatar .
Kim ne derse desin , Amerikan sanayisinin kesintisiz işlemesi için bu oldukça elzemdi . Zira bir araştırmaya göre Amerika'nın kullandığı petrolün neredeyse yüzde yetmişi ulaşıma gidiyordu . Uzun vadede Amerika tedbirli davranmazsa o dev sanayi çarkını çevirebilmesinin mümkünatı yoktu .
Ve baba Bush'un da dediği üzere , Amerikan halkının yaşam kalitesi müzakere konusu dahi edilemezdi .
Kuşkusuz bölgenin önemini bilen sadece Amerika değil , Rusya da pek iyi farkında idi . Her ne kadar komünizm sonrası özellikle ekonomik bağlamda bir çöküş yaşamış olsa da şu an yavaş yavaş toparlanmakta olup Amerika ve Batı'ya sunduğu ödünler karşısında o da burada hak sahibi olmaya çalışmaktadır .
Hazar Denizi'ne çıkan yolların Çeçenistan'dan geçmesi Rusları Çeçenistan'a yönelik saldırılara itmiş , Amerika'yla yapılan gizli anlaşma gereği Amerika'nın Orta Asya'ya girmesine Rusya ses etmezken , Rusya'nın da Çeçenistan'a girmesine Amerika göz yummuştur .
Tam bir al gülüm ver gülüm vakası .
Ne gariptir ki Çeçenistan'ı bombardımana tutan Rusya da tıpkı Amerika gibi dünya kamuoyuna terör ve teröristlerle mücadele etme bahanesini ileri sürecektir .
Elbetteki bu bölgelerde etkin olan sadece Amerika ve Rusya değildir . İngiltere , Çin ,Almanya ve Fransa da bu bölgede oldukça faal bir durumda olup şimdilik karşılıklı küreselleşme adlı filmin baş rollerinde oynamaktadırlar .
Bu uğurda verilen mücadelede işbirliği yapan diğer kukla hükümetlere verilen ise , çok affedersiniz köpeğin önüne atılan kemik bile değildir .
Burada bir şeyi asla gözden kaçırmamak gerekir ; sadece Amerika tek başına Ford , Coca Cola , Microsoft , Motorola vs. gibi firmalarıyla dünya kaynaklarının üçte birini kontrol etmektedir .
Eğer bu durumu genele yayarsak karşılaştığımız manzara , daha doğrusu küreselleşme adı altında ballandıra ballandıra anlatılan sömürünün boyutları daha da korkunç bir şekilde karşımıza çıkmaktadır :
Şu anda dünyanın % 15-18 gibi azınlık bir mutlu kesimi dünya zenginliğinin neredeyse % 80'ini elinde bulundurmaktadır .
İşte zamanında , o meşhur IMF ve Dünya Bankası uzun vadedeki Amerikan stratejileri için kurulmuş olup yukarıda verilen yüzdenin değişmemesi adına hareket ederler . Her iki kurumun merkezi de Amerika da olup başkanları mutlaka Amerikalı arasından seçilir .
Her iki kuruluş da fakirliğin globalleştirilmesinehizmek etmekte , verdikleri borçları daha sonra bir silah gibi kullanıp istedikleri ülkelere istediklerini dikte etmektedirler . Bu sebeple yerkürenin neredeyse beşte iki büyüklüğünde bir alanı kapsayan çeşitli dünya ülkeleri korkunç bir borç sarmalı içerisinde kıvrandırılmaktadır .
İşte bu kuruluşlar vasıtasıyla istedikleri ülkelerde istedikleri gibi kukla hükümetleri böyle işbaşına getirmekte , daima bir silah olarak kullandıkları borç sarmalları ile de ulus devletleri yeni dünya düzenine böyle eklemlemektedirler .
Öyle ki o ülkelerin hükümetlerini bile bahsi edilen bu büyük ticari teşekküllere neredeyse gönüllü hizmetçilik bile yaptırabilmektedirler .
Borç içerisinde kıvranan fakir ülkelerin sayısı gittikçe çoğalmaktadır .
Borçlu ülkelerde IMF ve Dünya Bankası tarifeleriyle küçük esnaf ve çiftçilik resmen katledilmekte ve böylelikle bu işten ekmek yiyen milyonlarca insan işsizler ordusuna katılmaktadırlar .
Dünyada öyle ülkeler vardır ki , günde belki de 1 dolardan daha az bir parayla yaşamaya çalışmakta , zengin-fakir uçurumu gittikçe büyümektedir . Dünyaya pompalanan globalleşmenin gerçekte bir balon olduğu gittikçe daha bariz hale gelmektedir .
Özelleştirme , dış borçlara dayalı yatırım ve kamu hizmetlerinin ortadan kaldırılmasını da içeren kurumsal yapılanma programlarının , dünya nüfusunun büyük bölümünü sefalete itmekten başka bir şeye yaramadığı artık gün gibi aşikar .
Sefaletle boğuşan bu ülkeler daima iç savaş tehlikesi ile de burun burunadırlar .
Gel gör ki, bu durum küreselleşmecilerin umurunda olmadığı gibi kurumsallaştırıp resmen devlet politikası haline getirdikleri silah ticareti için de iyi bir fırsat yaratmaktadır .
İngiltere , Blair hükümeti döneminde sadece Irak'a değil , İran , Libya , İsrail ve Suriye'ye ve diğer en az yirmibeş ülkeye resmen ve üstelik de devlet eliyle kimyasal silah satışı yapmıştır .
Amerika'nın nasıl bir silah üreticisi ve tüccarı olduğunu anlatmaya gerek yok sanırım . Gerek Körfez Savaşı'nda gerekse 11 Eylül İkiz Kule saldırısı sonrası Amerikan silah sanayi resmen bayram etmiş ; bir taraftan ülkelerinin belkemiği konumundaki silah sanayileri korkunç bir büyüme gerçekleştirirken , dünyanın diğer ülkelerine sattıkları silahla da İkiz Kule'deki zararı fersah fersah geçen karlara imza atmışlardır .
İşte önüyle ardıyla size bir globalleşme hikayesi özeti .
Daha doğrusu küresel yağma ...
Ve işbu yazı , bu durumu dünyada sanki iyi bir şeyler gerçekleşiyormuş gibi lanse eden , ülkemizde de sayı olarak bir hayli çok durumdaki büyük medyanın 'küçükfikir baronlarına' ithaf edilir .
Aydınus
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:41 .
|