
09-06-2008, 04:42
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080
|
|
Kadın Sünneti
BM verilerine göre, her yıl yaklaşık 2 milyon kız çocuğu, sünnet nedeniyle hayatını kaybetme tehlikesi yaşıyor.
Dünyada her gün yaklaşık 6 bin genç kızın sünnet edildiği bildirildi.
Kadın sünneti başta Yeni Gine, Mısır, Etiyopya olmak üzere Afrika’daki birçok ülkede, Avustralya, Malakka takım adaları, Brezilya, Meksika, Peru, Ortadoğu, Batı Asya ve Hindistan’da yaşayan Müslüman topluluklarda yaygın.
Tülin Uygur'un araştırması:
Kadın sünneti esas olarak, Afrika kıtasının orta şeridinde yer alan 30 Afrika ülkesinde uygulanıyor. Bu bölgedeki kadınların %72-99’u, diğer Afrika ülkelerindeki bazı etnik grupların veya kabilelerin kadınlarının %18-72’si sünnetli. Umman, Yemen, Birleşik Arap Emirliği’nde, Endonezya ve Malezya’nın bazı bölgelerinde, Kuzey Irak’ta bazı Kürt bölgelerinde yaşayan kadınlar arasında da daha az oranlarda olmakla beraber sünnet geleneği yaşatılmakta. Ayrıca, bu ülkelerden gelen göçmenlerin geleneklerini taşımaları ve sürdürmek istemeleri nedeniyle kadın sünneti, Avrupa, Kanada, Amerika, Yeni Zelanda ve Avustralya‘da da görülüyor ve kadınlara yönelik şiddetin en uç uygulamalarından biri olarak tüm dünyayı ilgilendiren bir kadın sorunu olmaya devam ediyor.
Geleneğin kökleri
Mısır’da yapılan arkeolojik kazılarda bulunan bazı kadın mumyalarının sünnetli olduğu belirlenmiş, kadın sünnetinin nasıl yapıldığı M.Ö 1600’lü yıllardan kalan duvar resimlerinde detaylı bir şekilde tasvir edilmiştir. Bu, kadın sünneti geleneğinin kökeninin çok eski çağlara dayandığının göstergesidir de. Kadın sünnetinin halen uygulandığı pek çok Afrika ülkesinde, Hristiyan, Müslüman, Musevi ve tek tanrılı olmayan dinlere inanan gruplarda da sünnetin yoğun olarak uygulanması, sünnet geleneğinin tarihinin tek tanrılı dinlerden daha eski olduğunu ve tek tanrılı din seçiminin bu geleneğin sürdürülmesini etkilemediğini gösterir.
Kadın sünneti esas olarak 3 ayrı şekilde uygulanır.
1) Klitorisin tümüyle kesilmesi (clitoridectomy);
2) Klitoris ile birlikte yakın çevresindeki küçük ve bir kısım büyük dudakların kesilmesi (excision);
3) Klitoris ile birlikte küçük ve büyük dudakların neredeyse tümüyle kesilmesi, açık yaranın dış çeperlerinin biraraya getirilerek yaranın tümüyle dikilmesi, sadece idrar ve aybaşı kanamasının akabileceği ve ancak küçük parmak genişliğinde olan bir açıklık bırakılması (infibulation).
Bu uygulamalar dışında Dünya Sağlık Örgütü; delme, dağlama, kazıma, vajinanın içine kanama sebebi olan çeşitli bitkiler yerleştirme veya bazı müslüman topluluklarda “sünnet/sunna” denilerek klitorisin bir şekilde işaretlenmesi gibi kadının cinsel organına yapılan müdahaleleri de dördüncü uygulama şekli olarak mücadele edilmesi gereken sünnet kapsamına almıştır.
Sünnetli kadınların % 80-85’inde 1. ve 2. tür sünnet uygulanmaktadır. Cibuti, Somali, Sudan’da kadınların % 98’i firavun tarzı da denilen ve sünnetin en ağır şekli olan “infibulation” yöntemi ile sünnet edilmektedir. Ayrıca Mısır’ın güneyinde, Eritre ve Etiyopya’da, Gambia, Çad, Kenya ve Mali’nin bazı bölgelerinde de bu tür sünnetler uygulanmaktadır. Ayrıca, bu yöntemle sünnet edilen kÿadınların her doğum sonrasında yeniden sünnet edilmesi gerekmektedir. Doğumu kolaylaştırmak için doğum esnasında sünnet bölgesi yarılan kadınlar doğumdan hemen sonra yeniden dikilmektedir. Böylece kadınlar, çocuk sayıları kadar sünnet olmakta, aynı acıları defalarca aynı yoğunlukta yaşamak zorunda kalmaktadırlar.
Sünnet yaşı bölgelere göre değişmekle beraber genelde Etiyopya ve Nijerya’da kız bebek 8 günlük iken, Mısırda 3-8, Sudan’da 5-8, Somali’de 4-10 ve diğer pek çok ülkede 13-15 yaşları arasında kız çocukları sünnet edilmektedir. Sünnet, genelde genital bölge uyuşturulmadan ve bıçak, traş bıçağı, keskin cam parçaları, keskin teneke kenarı kullanılarak yapılır. Yaranın tutturulmasında akasya ağacı dikenleri, kemik çiviler, iğne, hayvan kıllarından elde edilen iplikler, deri iplikler kullanılır. Daha sonra kız çocuğu ayağa kaldırılarak bacakları dizden kalçaya kadar bitişik olarak sıkıca sarılır ve sünnetlinin birkaç hafta hareket etmeden yatması, idrarını ve dışkısını yattığı yerde yapması sağlanır. Sünnetçi dışında, kız çocuğunun etrafına toplanan kadınlardan bazıları kız çocuğunun kollarını, bacaklarını sıkıca tutar, bazıları kıpırdamaması için omuzlarından bastırır. Dilini yutmasını veya ısırmasını engellemek için kızın ağzına bir bez veya sopa yerleştirilir; diğer kadınlar tarafından da çığlıkları bastırmak için def çalınıp yüksek sesle şarkılar söylenir ve bir yandan da iyi dilekler iletilir.
Sünnet: Kadınlığın göstergesi

Kadınların her türlü geleneği kuşaklara aktarmada en iyi ‘taşıyıcı’ oldukları bilinen bir gerçek. Yaşadıkları acıları kendi çocuklarına da “gelenek” adına yaşatmak isteyen kadınlar, sünneti özellikle 7 yaş üzeri ve ergenlik çağındaki kız çocuklarına, bir şölen gibi sunarlar. Kadın sünneti, büyümenin ve kadınlığa atılan adımın gereği olarak tanıtılır. Hediyeler, elbiseler, eğlenceler vaad edilir. “Az” çığlık atan kızlar herkesin beğenisini ve takdirini alırken, çok çığlık atan kızlar hem acıları hem de utançlarıyla başbaşa bırakılır ama sonuçta sünnetli kızların genel olarak çevrelerinde statüleri yükselir, evlenmeleri garanti altına alınır ve maalesef hayatları boyunca sürecek sağlık sorunlarıda böylece başlar.
Kadın sünnetinin sağlık açısından, bilinen pek çok sakıncası vardır. Kız çocukları ve kadınlar uyuşturulmadan ve birçok işte kullanılan, steril olmayan araçlar ile yapılan müdahalenin hemen ardından kan kaybına bağlı şok, kansızlık, kan zehirlenmesi, enfeksiyonlar, idrar yaparken yaranın yanması sebebiyle idrar tutma ve bunun yarattığı sorunlar, tetanos, HIV/AIDS bulaşması gibi sorunlar yaşamaktadır. Ayrıca sünnet, kadınlarda idrar yapma zorluğu, idrar kaçırma, sık tekrarlayan idrar yolları iltihabı, kronik vaginal enfeksiyonlar, kistler, fistüller, cinsiyet organı çevresinde aşırı duyarlılık veya tümüyle his kaybı, mens sorunlarına yol açmaktadır. Hamilelik ve doğum sırasında kadının ve bebeğin hayatını tehlikeye atan zorluklar, bağırsaklarda ve idrar torbasında yaralanmalar; doğumlar nedeniyle defalarca sünnet olma durumda kalan kadınlarda kansızlık, depresyon, endişe, kabus gibi ömür boyu süren fiziksel ve ruhsal sorunlara sebep olmaktadır.
saygılarımla
Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...
Nazım Hikmet
www.dilaverkom.blogcu.com
|

09-06-2008, 06:35
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
|
|
Hadis Numarası: 2141
Ravi: Hz. Ümmü Atiyye(r.a.)
Hadis Metni: Bir kadın Medine'de kızları sünnet ederdi. Resulullah (sav) (kadını çağırtarak) kendisine: "Derin kesme. Zira derin kesmemen kadın için daha çok haz vesilesidir, koca için de daha makbuldür" diye talimat verdi. (Rezin'in rivayetinde Resulullah şöyle buyurur: "Kızları sünnet ederken üstten kes, derin kesme, bu şekilde kesilmesi yüze daha çok parlaklık, kocaya daha çok haz verir.")
Kaynak: Ebu Davud, Edeb 179, (5271)
|

09-06-2008, 06:42
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080
|
|
ilginç, o zaman bu sünneti agırlıklı olarak İslam ülkelerinde görüyoruz. Daha dogrusu İslamiyet öncesi kadın sünnetinin yogun oldugu, daha sonra İslamiyeti benimsemiş olan ülkelerde. Bu hadisin kaynaklık ettigini söyleyebilir miyiz.
saygılarımla
Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...
Nazım Hikmet
www.dilaverkom.blogcu.com
|

09-06-2008, 06:56
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
|
|
|
ilginç, o zaman bu sünneti agırlıklı olarak İslam ülkelerinde görüyoruz. Daha dogrusu İslamiyet öncesi kadın sünnetinin yogun oldugu, daha sonra İslamiyeti benimsemiş olan ülkelerde. Bu hadisin kaynaklık ettigini söyleyebilir miyiz.
|
İslam, putperestlik üzerine kurulmuş ve putperestliğin çoğu adet ve ibadetini bünyesine almış bir dindir.
Sünnet, İslam öncesi toplumlarda olduğu gibi, putperest Araplarda da vardı.
Yani, İslam'la gelmiş bir adet değil.
Ve bana kalırsa Muhammed'in ve ashabının sünnet olduğu ile ilgili bir bilgi olmamasının sebebi, zaten putperest adeti gereği sünnet olmuş olmalarıdır.
Putperest Araplarda hem kızların hem de erkeklerin sünnet edildiğini İbni İshak da yazar.
Dolayısıyla müslümanların sünnet olmaları bu hadisle başlamaz ama bu hadis, müslüman kızların da sünnet olmalarını tasdiklediği için bu ilkel yöntemin sürdürülmesine sebebiyet verir.
Hadisin içeriğine dikkat edilirse, Muhammed "Kızları da sünnet edin" demiyor.
Zaten yapılmakta olan kız sünnetinin işlemi için uyarıda, tavsiyede bulunuyor.
|

09-06-2008, 07:22
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 21 Mar 2008
Mesajlar: 225
|
|
Bu yazıyı okumadan önce ilerde kendi çocuklarımı sünnet ettirip ettirmeme konusunda kararsızdım.Açıkçası çocuklar, toplum içinde dışlanıp psikolojik sorunlarla boğuşmasınlar diye sünnet ettirmeyi düşünüyordum.Ancak aşağıdaki yazıyı gördükten sonra kararımı büsbütün değiştirmeyi düşünüyorum.
|
Yaşadıkları acıları kendi çocuklarına da “gelenek” adına yaşatmak isteyen kadınlar, sünneti özellikle 7 yaş üzeri ve ergenlik çağındaki kız çocuklarına, bir şölen gibi sunarlar. Kadın sünneti, büyümenin ve kadınlığa atılan adımın gereği olarak tanıtılır. Hediyeler, elbiseler, eğlenceler vaad edilir. “Az” çığlık atan kızlar herkesin beğenisini ve takdirini alırken, çok çığlık atan kızlar hem acıları hem de utançlarıyla başbaşa bırakılır ama sonuçta sünnetli kızların genel olarak çevrelerinde statüleri yükselir, evlenmeleri garanti altına alınır ve maalesef hayatları boyunca sürecek sağlık sorunlarıda böylece başlar.
|
Tüm bunların bizim ülkemizde de erkek çocuklarına uygulanan eziyetten ne farkı var ki?Bu yazıyı foruma taşıdığın için teşekkürler sevgili dilaver.İlginçtir, müslümanlara kadın sünnetinden bahsettiğim zaman böyle birşeyin olduğundan haberleri bile olmadığını görüyorum."Kadın da sünnet mi olurmuş canım, sallama..." diyorlar.Öyle şey olurmuymuş hiç? Ancak aynı insanlar ülkemizde erkek sünnetinin ne kadar faydalı olduğunu anlatmaktan geri de durmuyorlar.Sanırım bu yukarıdaki, gelenek illişkileriyle oldukça alakalı.
sevgiler
Tanrı, bilinmeyenlerin üstüne örtülmüş bir gölgeden ibarettir.
|

09-06-2008, 08:13
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
|
|
Nurcuların sitesinden:
İslam öncesi Arabistan'da sünnet bir Hijyen tedbiri olarak düşünülmüştür (M. Hamidullah, İslâm Peygamberi, çev. Salih Tuğ, İstanbul 1973, s. 291). Araplarda sünnet bir temizlik ve güzelleşme operasyonu olarak kabul edilir. Bundan dolayı sünnet karşılığında "taharet" kelimesi de kullanılmaktadır (Karslızade Cemalettin, Me'debetül-Hıtân, İstanbul 1252 H., s. 7).
Hz. Peygamber'in sünnetli doğduğuna dair (bk. İbn Haldun, Mukaddime, İstanbul 1970, II, s. 400; Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiya, İstanbul 1972, I, 59). Bazı rivayetlere göre ise doğumunun yedinci gününde dedesi bir ziyafet vererek onu sünnet ettirmiştir.
Bazı toplumlarda, kızlarda erkekler gibi sünnet edilirler. Daha çok gizli olarak icra edilen bu sünnet Mısır, Arabistan ve Cava'da yaşayan müslümanların bir kısmında halen mevcuttur. Bu toplumlarda İslamiyet öncesi de sünnetin varlığı bilinmektedir. İslâmiyetin zuhuruyla İslâmi bir anlam kazanmıştır. Bütün İslam dünyası dikkate alınırsa azınlıkta kalan yerel bir âdet olarak görülür (A.J. Wensinck, Hiton, IA, VlI, s. 543).
Klitoris üzerindeki küçük bir parçanın kesilmesi olan, kadınların sünneti rivayete göre Hz. İbrahim zamanından kalmıştır ve ilk sünnet olan hanım Hz. Hacer'dir (Taberi, Milletler ve Hükümdarlar Tarihi, çev. Z. K. Uğan, Ankara 1954, I, 371).
Hz. Peygamber, "Sünnet (hıtan), erkeklere sünnet, kadınlar için fazilettir" (Ahmed b. Hanbel, V, 75; Ebu Davud Edeb, 167; el-Fethu'r-Rabbânî, XVII, 1312) buyurur. Bu sünnet, Ebu Hanife ve İmam Malik'e göre mutlak sünnet, Ahmed b. Hanbel'e göre erkeğe vacib, hanımlar için sünnettir. Şafiî erkek ve kadın arasında vucûb bakımdan bir fark görmemiştir (el-Fethu'r-Rabbanî, XVII, 1312). Çoğunluğu hanefi olan Türklerde kadınlar sünnet edilmezler. Ebu's-Suud Efendi kendisine yöneltilen; "Diyar-ı Arap'da avratları sünnet ederler. Bu fiil sünnet midir?" sorusuna "el-Cevap: Müstehaptır" şeklinde cevap vermiştir (M. Ertuğrul Düzdağ, Şerhul-İslam Ebu's-Suud Efendi Fetvaları, İstanbul 1972, s. 35).
Tamamı için:
http://www.sorularlaislamiyet.com/su...eyword=h%FDtan
|

09-06-2008, 08:52
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080
|
|
Kadın sünnetine karşı
Kadın sünneti konusunda bilgi ve bilinçlenmenin artışı, esas olarak Afrikalı kadınların 1950’li yıllardan itibaren her platformda verdikleri zorlu mücadelenin sonucunda olmuştur. Batılı kolonicilerin sadece Afrika’nın yeraltı ve yer üstü zenginliklerine ilgi duyması, oradaki insanların sadece fiziksel güçleriyle ilgilenmesi, onları köleleştirmesi ve diğer sorunlarına kulak tıkaması ÿnunun gün ışığına çıkışını geciktirmiştir. Bazı misyoner grupların bu sorunu antropolojik boyutlarıyla incelemesi, batının sünnete folklorik bir olgu olarak yaklaşmasına ve sorunu gözardı etmesine yol açmıştır.
1950 yılında, Afrikalı delegelerin Birleşmiş Milletler’in (BM) hemen her toplantısında konuyu kararlılıkla gündeme taşıma çabaları sonucunda BM, Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) konuya eğilmesini istemiştir. Ancak, 1959 yılında WHO, konunun organizasyonunun yeteneği (!) dışında olduğunu söyleyerek bu konuda çalışma yapmayı reddetmiştir. 1960 yılında, BM Adis Ababa konferansında konu yeniden Afrikalı katılımcılar tarafından dile getirilmiş ve bu geleneğin yol açtığı acılar ve sakıncalar anlatılmıştır.
Toplantıda, Dünya Sağlık Örgütü’nün konuya eğilmesi ve bu geleneğin yol açtığı sağlık sorunlarını araştırması istenmiş ama bu talep cevapsız kalmıştır. Kadın sünneti sorunu ne Birleşmiş Milletler’in ilan ettiği “1975 - Uluslararası Kadın Yılı”nda ne de Meksiko City’deki Kadın Konferansı’nda ele alınmamıştır. Sadece konferansın sonuç bildirgesinde, kadınların dışlanması maddesinde sünnetten söz edilmiştir. Dünya Sağlık Örgütü, 1975 yılından sonra kadın sünnetini incelemeye almış; 1980’den sonra göçler nedeniyle Avrupanın bu sorunla yüzyüze kalması nedeniyle çalışmalar hızlanmış ve gerek sünnet uygulamalarının olduğu ülkelerde gerekse sünnetin göç nedeniyle taşındığı ülkelerde sünnete karşı mücadelede bazı ilerlemeler kaydedilmiştir.
2000’li yılların başında Fransa’da, Malili bir genç kızın kendini zorla sünnet ettiren ailesini ve sünnetçi kadını polise ihbar etmesi ve kendini bu şiddete karşı korumayan Fransa devletini mahkemeye vermesi üzerine açılan dava tüm Avrupa ülkelerine örnek bir dava olmuştur. Genç kızın kendi toplumundan dışlanmasına rağmen davayı sonuna kadar sürdürmesiyle, en az 48 kızı daha sünnet ettiği saptanan sünnetçiye 8 yıl, anneye 2 yıl hapis cezası verilmiştir. Fransa devleti sosyal hizmetler yasalarını gözden geçirerek “sünnet” tehditi altında bulunan göçmen gruplarına yönelik çalışmalarını hızlandırmıştır. Bu arada eski Fransız kolonisi olan Mali’de de kadın sünnetini yok etmek için, Fransa hükümetinin doğrudan mali yardım, malzeme ve eleman yardımı yapmasıyla bir çalışma başlatılmıştır. 1997-2008 yılları kapsayan 2 aşamalı bu çalışmaların ilk bölümünde sünnete karşı köy köy gezilen bir kampanya sürdürülmüş, bu kampanya TV ve radyolar ile desteklenmiş, her türlü kültür faaliyetinde kadın sünneti konusuna yer verilmiştir. % 98’lerde olan kadın sünneti oranının bu kampanya sayesinde şimdiden çok daha aşağı seviyelere indirilebildiği tahmin edilmektedir. Afrika ülkelerinin bir çoğunda henüz çok etkili olmasa da yeni yasal düzenlemeler yapılmıştır.
Binlerce yıllık geleneklerin sadece yasal düzenlenmelerle ortadan kaldırılmasının mümkün olmadığı; aksine, yalnızca yasal zorlamalarla verilen mücadelenin bu geleneklerin yeraltına inmesini ve bazı güçlerce bir şekilde yaşatılacağını tahmin etmek hiç de güç değil. Yine de, gelişmiş ülkelerin yeni yasalar ile kendi ülkelerinde kadın sünnetini yasa dışı ilan etmesi, sünneti bizzat yapan kişinin ve yaptıran ailenin cezalandırılacağının duyurulması ve hemen her uluslararası toplantıda kadın sünneti konusunun gündeme getirilmesinin mücadele için olumlu olduğunu söylemek mümkün. Ancak, Afrika’da yaşanan savaşlar, zorunlu göçler, açlık, susuzluk ve iç çatışmalar bu sorunun gündemde önemli şekilde yer almasını engellemektedir . Öte yandan zengin batılı ülkelerin para musluklarını kısmaları, koca bir kıtanın hastalıkların ve açlığın pençesinde kıvranmasını seyretmeleri, sadece doğal zenginliklerini çalabilecekleri Afrika ülkelerine ilgi göstermeleri kadın sünnetine karşı verilen mücadelenin etkisini maalesef olumsuz yönde etkilemektedir.
Ataerkil düzene dayalı bir gelenek
Erkeğin kendi neslinin devamını sağlamak amacıyla, hayatının en önemli yatırımını yaparak “sahip olduğu” kadınların ve doğacak kız çocuklarının cinselliklerini kontrol altına alma hakkını kendinde görmesi temelinde yükselen binlerce yıllık kadın sünneti geleneği, özünde kadının erkeğin hakimiyeti altında ve ikincil görülmesinden doğan ve yaşatılan ataerkil düzene dayalı bir gelenek.
“Kadın sünneti” ni sürdürmek isteyen güçlerin kullandığı gerekçeler arasında; kadın cinsel organlarının sünnetten sonra temiz ve görünüşünün düzgün olması, daha kolay temiz tutulabilmesi, kadınlığa adımın sembolü sayılması ve kadının kadınlığını öne çıkarması, kadının kadınlar arasında kabul görmesini ve değer kazanmasını sağlaması, kadının evlilik şansının artırması, dine bağlılığının göstergesi olması, bekaretin korunması, erkeklere daha fazla zevk vermesi, kadınları çıldırmaktan koruduğuna inanılması gibi gerekçeler sayılabilir. Bazı toplumlarda sünnetsiz kadınların orgazmının erkek spermlerini öldürdüğüne ve erkeğin kısırlığına sebep olduğuna, sünnetli kadınların doğurganlığının arttığına, bazı toplumlarda ise klitorisin erkek organından kalma bir parça olduğuna, kesilmezse büyümeye devam ederek sarkacağına ve gerçek kadın olabilmek işin bu parçanın kesilmesi gerektiğine inanılır. Sünnetsiz kadınların yaşadıkları gruplardan dışlandıkları, evlenemedikleri, pis ve “fahişe” gibi görüldükleri de yaşanan gerçekler.
Üstelik sünnet geleneği olmayan kabilelere mensup kadınların sünnet geleneği olan kabilelere gelin gitmeleri durumunda yetişkin yaşlarda dahi olsalar sünnet olmak zorunda kalmaları da, örneğin Kenya’da yaşanan bir gerçek. Somali’nin de aralarında olduğu bazı ülkelerde ise evlilik sözleşmesi yapılmadan önce damadın ailesi kadının sünnetli organını inceleme ve “başlık” bedelini sünnetten kalan açıklığa göre belirleme hakkına sahip olması da kadınların yaşamak zorunda kaldığı gerçeklerden biri.
Sosyal antropologların tesbitlerine göre açıklığın küçük olması kadınların bedelini arttırıyor. Kadına karşı bu acımasız saldırıyı sürdüren ve esas olarak kızların cinselliğini baskı altına almak, bekaretini korumak ve cinsel arzularını öldürmek amacıyla bu uygulamayı yapan bazı çağdışı güçlerin, şimdilerde Afrika ülkelerinde hüküm süren ve kültür emperyalizminin yol açtığı yozlaşmaya sözde karşı çıkmaları, kadınlar üzerindeki kontrollerini vahşice artırmaları, kızların yozlaşmasını engellemek için sünnet geleneğini kendilerine kalkan olarak kullanmaları, ve binlerce yıllık işkenceyi sahte bir anti-emperyalist kisve altında sürdürmek istemeleri de sorunun bir başka acı yanı.
Yazarın, yazısının devamı da yukarıdaki şekilde. Yazıyı asarken sadece bilmeyenleri bilgilendirmek amacı taşıyordum ama Pante nin de katkılarıyla üzerinde çalışılması gereken bir konu oldugu ortaya çıktı. Bu konuyu , işleyen Havva nın örtülü yüzü diye bir kitap hatırlıyorum kitaplıgımda. Yarın onu bulursam ondan aktarımlar yapmaya çalışacagım.
saygılarımla
Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...
Nazım Hikmet
www.dilaverkom.blogcu.com
|

09-06-2008, 09:03
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 03 Jul 2007
Mesajlar: 2.842
|
|
dilaver´isimli üyeden Alıntı
Yazıyı asarken sadece bilmeyenleri bilgilendirmek amacı taşıyordum ama Pante nin de katkılarıyla üzerinde çalışılması gereken bir konu oldugu ortaya çıktı.
|
Kesinlikle...
Hatta konu yayıldıkça -düzen böyle giderse, önümüzdeki 3-5 yıl içerisinde- sünnet vakalarının arttığıyla ilgili haberlere bile tanık olabiliriz...
Düşünebildiklerinin hepsini düşünülebileceklerin tamamı zannetme!
|

13-01-2009, 18:13
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080
|
|
Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...
Nazım Hikmet
www.dilaverkom.blogcu.com
|

13-01-2009, 20:51
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 15 Mar 2006
Bulunduğu yer: Toronto
Mesajlar: 8.614
|
|
Kainati ve icinde barindirdiklarini, mukemmel yarattigina inandiklari bir yaraticinin, yarattigi klitorisi kesmek curretini nasil gosterebiliyorlar anlayamiyorum. Bu asirda, hala uygulanmasi ise yurekler acisi. Gerci erkek sunneti de, daha az da olsa, bir baska iskence usulu; ikisi de cocuk haklarina mudahale sayilmali, ailenin zorlamasi butun dunyada yasaklanmalidir.
Iman, ask gibidir,gozleri koreltir,beyni muhurler.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 02:04 .
|