
23-06-2008, 23:31
|
|
Üyeliğini Sonlandırmış
|
|
Üyelik tarihi: 17 Apr 2008
Mesajlar: 222
|
|
Kuran'ın Aslı Yakıldı mı?
Kuran’ın vahyedilmesi ve yazılması:
Vahiy kelime gizli konuşmak, fısıldamak anlamlarına gelmektedir. Peygamberlere vahiy onun elçisi Cebrail tarafından getirilmiştir. Peygamberler de kendisine aktarılan bu vahyi, görevi gereği diğer insanlara aktarmıştır. Al’a suresinde Allah Kuran’ın peygambere vahyini şöyle anlatmaktadır:
87/6- Sana okutacağız, sen de unutmayacaksın.
Kuran peygamberimize vahiy olunurken ezberletiliyordu. Peygamberimiz de ezberlediği bu ayetleri onunla birlikte olan vahiy katiplerini yazdırıyordu. Her ayetin hangi surede olacağını işaret ediyordu. Bir yandan da sahabe tarafından peygamberin koyduğu bu tertibe göre ayetler ezberleniyor ve okunuyordu.
Kuran’ın yazılmasını iyi anlayabilmek için günümüzden 14 asır önceki şartları da göz önünde tutmak önemli olduğunu düşünüyorum. Özellikle İslam dinin ilk yıllarında ekonomik güç ve imkanlar çok iyi değildi. Yazı için gerekli olan araçlar çok ilkel düzeydi. Bunun yanında gerekli araçlara da ulaşmak çok zordu. Kuran ayetleri çok ilkel yazı gereçleriyle deri, kemik, taş parçaları,bağırsak, hurma yapraklarının üzerine yazılıp peygamberimizin evinde korunuyordu.
Ayrıca Arap yazısı çok gelişmiş durumda değildi. Harekelendirme ve harflerden bulunan noktalar yazıda kullanılmıyordu. Örneğin “Be” harfi ile “Te” harfini ayıran noktalar bu dönemde henüz kullanılmıyordu. Bu harfler yazının akışına göre ne olduğu tayin edilip ona göre okunuyordu. Bu nedenle Arapça’nın okunması ve yazılması çok zordu.
İlk Derleme Çalışması:
Peygamberimiz döneminde Kuran hala vahyedildiği için kitap olarak henüz derlenmemişti. Fakat hafızlar tarafından sıra ile okunuyor ve her gelen yeni vahiy Kuran’da peygamberimizin işaret ettiği sureye konuluyordu. Peygamberimiz vefat ettiğinde Kuran bir çok hafız tarafında ezbere okunur durumdaydı ve vahiy tümü yazılı kayıt altına alınmıştı.
Ebu Bekir dönemindeki Yemame savaşında bir çok sahabenin şehit düşmesi ve bunlardan bazılarının Kuran hafızı olması, hafızların azalmasına sebep oldu.
Bunun için Hz. Ömer’in teklifi doğrultusunda Ebu Bekir tarafından Kuran’ın tümünün tek bir nusha halinde toplanmasına karar verildi. Zeyd ibn Sabit tarafından surelerin tertibi göz önünde bulundurulmadan tüm yazılı ayetler toplatıldı. Toplanan bu ayetler dönemin imkanlarına uygun kağıt yapraklar üzerine yazılmıştı.
Zeyd’in derlediği bu Kuran, Ebu Bekir’in korumasında kalmış, onun vefatinden sonra Ömer’e geçmiş, onun şehit edilmesinden sonra ise kızı Haysa’ya intikal geçmiştir.
İkinci Derlenmesi:
Osman’ın halifeliği sırasında İslam devletinin sınırları çok genişledi. Farklı Arap kabilelileri İslam’ın kabul etmelerinin yanında farklı ırklardan insanlar da İslam dinin seçiyorlardı. Ana dilleri farklı olan insanların Kuran’ı okuyuşları doğal olarak farklı olacaktı. Aynı şekilde farklı arap kabileleri arasında da günümüzdeki Araplar arasında olduğu gibi derin lehçe farklılıkları vardı. Bu nedenle gerek bu farklı arap kabileleri ve gerekse farklı milletlerin Kuran okuyuşları arasında farklılıklar oluştu. Bu okuyuş farklılıkları anlaşmazlıklara ve tartışmalara yol açmaya başlamıştı. Hatta bu tartışmalar gruplaşmalara ve insanların bu farklılıklardan dolayı birbirlerini tekfirlikle suçlamaya kadar ulaştı.
Bu durumu anlamak için Türkçe’den örnek vermek gerekirse;
“ Her Müslüman kardeşler” ayetini doğu şivesiyle konuşan bir kişi ile İstanbul şivesi ile konuşan kişi farklı telaffuz edecektir. İstanbul lehçesiyle “kardeştir” ifadesini doğu lehçesiyle konuşan bir kişi “Gardaşdır” diye telaffuz edebilir. Burada bir anlam farklığı yokken, okunu farklılığı oluşmaktadır.
Arapça’da farklı lehçeler arasında Türkçe’ye göre çok daha büyük farklılıklar vardır. Bu yüzden anlam olarak aynı olsa da, farklı okunuşlar ortaya çıktı. Bu okunuşları insanlar yazıya geçirdiği zaman bu seferde zaten ilkel bir yazı durumunda olan Arapça’da yazılarda farklılıklar oluşmaya başladı. Tükçe’deki örneğe dönersek. Kardeştir kelimesini başka Arap kabileleri lehçelerinden dolayı yazıda da farklı yazdılar.
Kişisel gayretlerle yazılmış olan Kuran’lar hem metotsuz olarak toplanmış ve içinde bir çok imla hatası ve kişisel yorumlar barındırıyordu. Bazılarında Kuran dışında peygamberimize ait sözler de yazılmaya çalışılmıştı.
Bunun ilerde sorun yaratabileceğini gören Osman harekete geçerek, bu farklılıkları ortadan kaldırmaya karar verdi.
Bir komisyon kurularak Kuran peygamberimizin lehçesi olan Kureyş lehçesinde Ebu Bekir döneminde toparlanmış olan metinlerden, okunuş sırasına göre derlendi.
Bundan sonra okuma farklılıklarını ortadan kaldırmak ve Müslümanları tek bir okuyuş etrafından birleştirmek için bütün şahsi Mushaflar ve Kuran parçalarının yakılmasına karar verildi.
Bu dönemde devlet çok büyümüş ve ekonomik imkanlar daha çok artmıştı. Daha önceden imkansızlıklar içinde deri, kemik, taşa yazılmış ve zaman içinde sürekli okunduğu için yıpranmıştı. Kuran çok daha iyi imkanlarla ve gelişmiş bir yazı tekniği ile Kureyş lehçesinde kağıda yazılmıştı. Artık eski ve yıpranmış nushalar da ihtiyaç kalmamıştı. Bunlar da ortadan kaldırıldı.
Böylece kureyş lehçesinden yazılmış tek nusha kaldı. Günümüzde tüm İslam dünyasından kullanılan nusha da bunun kopyasıdır. Günümüzde birbirinden farklı düşünen, hatta birbirine düşman dahi olan onlarca Müslüman grup, mezhep, tarikat yada düşünce ekolü vardır. Bu grupların hiç birisinde ayrılık sebebi Kuran’ın metni hakkında değildir. Sii yada Sünni olsun hepsi aynı Kuran’a iman eder. Farklılıklar Kuran dışında bazı hadisleri insanların kaynak olarak kabul etmesinden kaynaklanır.
Sonuçta Kuran’ın aslının yakılması olayı kısaca budur.
|

23-06-2008, 23:43
|
|
|
Merhaba Aheste;
Bu alıntıladığınız yazıda size en az 100 adet çelişki gösterirsem beni kafirlikle itham etmeyeceğinze söz verirmisiniz. ?
Selamlar
|

24-06-2008, 00:11
|
|
Üyeliğini Sonlandırmış
|
|
Üyelik tarihi: 17 Apr 2008
Mesajlar: 222
|
|
Lütfen, amaç fikir alışverişinde bulunmak değil mi zaten...
|

24-06-2008, 00:19
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 26 Aug 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 5.875
|
|
"Bundan sonra okuma farklılıklarını ortadan kaldırmak ve Müslümanları tek bir okuyuş etrafından birleştirmek için bütün şahsi Mushaflar ve Kuran parçalarının yakılmasına karar verildi."
Nasıl yani orijinal Kuran, Muhammed Mustafa'nın ölümünde yazılı kayıt altına alındığını iddia ettiğin orijinal Kuran, sırf okuma farklılıklarının önüne geçebilmek amacıyla yakıldı öyle mi?
Ve sen bu mantıktaki tuhaflığı farkedemiyorsun ? Üstelik de Peygamberin sakalını, hırkasını
kutsal emanet diye saklayan bir geleneğe rağmen ???
İnsani olan her şey kabûlüm.
|

24-06-2008, 00:38
|
 |
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665
|
|
Bu yazinin en guzel yeri burasi
|
Bu dönemde devlet çok büyümüş ve ekonomik imkanlar daha çok artmıştı. Daha önceden imkansızlıklar içinde deri, kemik, taşa yazılmış ve zaman içinde sürekli okunduğu için yıpranmıştı. Kuran çok daha iyi imkanlarla ve gelişmiş bir yazı tekniği ile Kureyş lehçesinde kağıda yazılmıştı. Artık eski ve yıpranmış nushalar da ihtiyaç kalmamıştı. Bunlar da ortadan kaldırıldı.
Böylece kureyş lehçesinden yazılmış tek nusha kaldı.
|
Demek ki teknolojik yetersizliklerden dolayi eski nushalari yok etmek gerekiyor. Bu bir sunnet sayilir mi acaba? Bu arada kagida yazilmis olan nushalar tekrar nasil deri, kemik ve tasa donusmus oluyorlar?
|

24-06-2008, 10:03
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
|
|
Tur-7. Tûr'a, yayılmış ince deri sayfalara düzenle yazılmış kitaba, "Beyt-i Ma'mur"a, yükseltilmiş tavana (göğe), kabaran denize andolsun ki, şüphesiz Rabbinin azabı mutlaka gerçekleşecektir.
Kur'an'ın çok ilkel yazı gereçleriyle deri, kemik, taş parçaları,bağırsak ve hurma yapraklarının üzerine yazıldığı bilgisi çelişkilidir. O dönemde bu denli bir ilkelliğin yaşanması pek mümkün görülmüyor. Zaten ayette de deri üzerine yazıldığı ifade ediliyor.
"Osman'ın Hafsa'dan aldığı orijinal kur'an" deniyor, Kur'an parçalarından, çeşitli maddeler üzerine yazılmış ayet ve surelerden bahsedilmiyor.
Bu ilkel malzemeler, büyük olasılıkla orijinal Kur'an haricinde, insanların bireysel olarak yazıp sakladıkları malzemelerdir.
Osman Kur'an'ı değiştirmiştir. İslam için belki de iyi birşey yapmıştır. Çünkü neleri değiştirdiğini, neyi çıkarıp neyi eklediğini bilmiyoruz. Eğer önemli bir değişiklik yapsaydı büyük kargaşalar yaşanabilirdi. Ayrıca Ebubekir, Ömer ve Osman'a muhalif duran Ali buna karşı çıkabilirdi. Gücü yetmediyse dahi, kendisi halife olduğunda müdahalede bulunabilirdi.
Böyle bir müdahale olmamasından anlamaktayız ki Osman'ın Kur'an'la ilgili eylemini Ali de normal karşılamıştır.
Belki de ilk toplama, düzenlemede Ali'nin de karşı olduğu yanlışlıklar yapılmıştı ve sonrasında Ali'nin haklı olduğu ortaya çıkmıştı. Son düzenleme ile bu yanlışlar giderilmiş ve Ali'nin de onayladığı yönde düzeltmeler yapılmıştı.
Yani buradan şu sonuca varabiliriz. Orijinal dediğimiz Hafsa'nın elindeki Kur'an ne derece orijinaldi?
Belki de doğrusu yapılmıştı. Orijinaline, yani Muhammed'in okuduğuna en yakın olan elde edilmişti. Nitekim bu değiştirme eyleminden sönra ortalığın sakinleşmesi ve İslam aleminde artık bu konunun önemsenmemesi ve kabullenilmesi buna işaret etmektedir.
Asıl problem bence noktalama işaretli Kur'an'daki kelimelerle, herekesiz Kur'an'daki kelimeler arasında bir fark olup olmadığıdır. Çünkü noktalama işaretleriyle ayet anlamları çok farklılaşabilir. Bunun yanında Kureyş dili ile bugünkü Arapça üzerinden yapılan mealler de farklılık arzedebilir.
|

24-06-2008, 16:31
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 21 Mar 2008
Mesajlar: 1.406
|
|
Haydi oki yaz şu çelişkileri.
Selamlar.
|

24-06-2008, 16:52
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 19 Jun 2008
Mesajlar: 3.591
|
|
Hafsa'nın vefatından sonra bu ilk derleme ne oldu?
SAPERE AUDE!
"Cehennemliklerin en hafifi azaplısı ayaklarına ateşten iki nalın giydirilmiş olan kimsedir. Bu nalınlar o kimsenin beynini tıpkı bir kazan gibi kaynatırlar. Kulakları kor, azı dişleri kor ve kirpikleri yalazdır. Karın boşluğundaki iç organları eriyip ayaklarından akar. Bu kişi en hafif azaplı cehennemliklerden biri olduğu halde en ağır cehennem azabını çekenlerden biri olduğunu zanneder." (Müttefekün Aleyh)
"Onların derileri pişip yandıkça azabı duymaları için onlara yeni cilt giydiririz." (Nisa; 56) Hasan-ı Basri şöyle demiştir: "Onların derileri günde yetmiş bin kere yanar ve yenilenir."
Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur: "Cehennem ehlinin alt çeneleri göğüsleri üzerine iner, üst çeneleri de alınlarına kadar çıkar. Bundan sonra sırıtan bir kelle halinde kalırlar." (Tirmizi)
Allah işkence edenlerin en hayırlısıdır.
http://kloroben.blogspot.com/
http://blog.radikal.com.tr/Bloglar/malumat-i-siddik
|

25-06-2008, 05:56
|
|
|
Çok ciddi bilgi yanlışları/iftiralar var. Bir kere vahiyler daha peygamber yaşarken, indikten sonra hemen yazılıyordu. Vahiy katipleri vardı; Muaviye bunlardan biridir mesela. Zaten bu gerçeği söyledikten sonra geri kalan iddiaların hepsi temelsiz kalıyor.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:54 .
|