Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 26-10-2004, 16:35
HACI
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart TANRI KAVRAMI VE TERMODİNAMİK YASALAR...

Ahlaksız veya cahil Müslüman’ların bilimi sömürdüğünü biliyoruz. Onların arasında mühendis ve doktorların bile yer aldığını görüyoruz. İnsanların, özellikle masum Müslüman’ların bu tür cahil veya sahtekarlar tarafından aldatılmasına izin veremeyiz. Bilim adına ahkam kesen bu kesime gerekli derslerin verilebilmesi için ateist bilim adamlarını seferberliğe çağırıyorum.

Vampirler için sarımsak ne ise, Müslüman’lar için de evrim o dur...

Müslüman’lar evrim lafını duymamak için ellerinden gelen her şeyi yapacaklardır. Müslüman sahtekarlarin ahlaksızlığı yalnız evrimle bitmiyor. Başlıyor. Bazı ahlaksız sahtekarlar diğer bilimsel konuları işleyerek bazı aklı başında Müslüman’ları, hatta onların aklı başında olması gereken profesyonellerini bile, iğfal etmede başarılı oluyorlar.

Evrimden sonra gelen ikinci bilimsel konu entropi dir. Entropiyi bazı ahlaksız Müslüman ve Hristiyan yazarlar halka yanlış tanıtmaya çalışmaktadırlar. Entropiyi bir kaos olarak tanıtan bu sahtekarlar, bir yaratıcının bu yasaya rağmen canlıları yarattığını ileri sürerek, Allah’ın varlığını kanıtladıklarını sanmaktadırlar. Evrim kuramında olduğu gibi, onlara ne kadar çok yanıldıklarını tekrar tekrar hatırlatmak gerekmektedir Bu forumda birinci ve ikinci termodinamik yasalar üzerinde duracak ve bu ilginç doğa yasalarının önemine bir kere daha değineceğim.

Selamlar

HACI

Devam edecek....
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 26-10-2004, 18:12
HACI
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart

Big Bang’i izleyen kısa zaman dilimi içinde enerji maddeye dönüşmüştür. Big Bang singülarite olarak bilinir. Her şeyin tek olduğu bir zamandır.
Big Bang öncesi zaman çok kısa sürmüştür. False vacuum denen bir durum ortaya çıkmış ve enerji düzeyi düşmeye veya dilüe olarak azalmaya vakit bulamadan genişlemek zorunda kalmıştır. Korkunç bir ısı ortaya çıkmış ve protondan bile yüzmilyarlarca kere küçük bir nokta, Big Bang’i izleyen 10^-37 ile 10^-34 saniye arasında geçen zamanda ışık hızından da hızlı bir şekilde genişlemiştir. Daha sonra bu enerji soğurken faz değişiminden geçmiş ve şimdiki evren oluşmuştur.

Fizik yasaları Big Bang’den ve başlangıcından sorumludur. Hiçbirşeylik bizim anladığımız bir mekan değildir. Hiçbirşeylikte ve ondan çıkan evrende total enerji sıfırdır. Çekim gücü negatiftir. Madde ise pozitiftir. Bu iki değer birbirlerini nötralize etmekte ve ortaya sıfır enerji çıkmaktadır.

Evet.. Evren yoktan var olmuştur. Ama bu yokun tanımı farklıdır. Bu yok virtual particle lardan oluşmuştur. Kuantum dalgalanması denen olay (quantum fluctuation) evreni oluşturmuştur.

Entropi yasasına göre ısı sıcaktan soğuğa doğru hareket eder. Big Bang sırasında da bu fizik yasasına uyulmuş ve Big Bang’den etrafa ısı dağılırken, Big Bang soğumuştur. Entropi yasasına uyulmuştur.
Evren 300 bin yıl opak dönemini yaşamıştır. Isı çok yüksek olduğundan atomaltı zerreler bir araya gelerek atomları, yani Hidrojen, Helyum, Lityum ve çok az miktarda Berilyum elementlerini, oluşamamıştır. Daha sonra ısı düşmüş ve çekim gücü manifest hale geçerek, maddenin öbek öbek birikmesi sağlanmıştır.

Entropi kaos değildir. Entropi bir fizik yasasıdır. Rastgelelik demektir ama, bu tümüyle başı sonu belli olmayan bir düzensizlik değildir. Fiziksel olgular bu yasaya uymakla yükümlüdürler. Canlılar ve insanlar da bu fizik yasasına uymak zorundadırlar. Allah insanı bu fizik yasasına rağmen yaratmış olsaydı, canlılar ve insanların vücudu bu fizik yasasına uymazdı. Oysa, madde ve enerji gibi, insan ve canlı vücudu da bu yasaya mükemmel bir şekilde uymaktadır. Bu durum bile açıkca bir Tanrı’nın olmaması gerektiğini göstermektedir.

Entropi bir düzendir demiştik. Düzensizlik gibi görünmesine rağmen öyle değildir. Madde ve enerjinin uyduğu mükemmel değilse bile son derece ilginç bir düzenin sorumlusudur. Entropinin neden bir düzen olduğunu size bir deneyin ayrıntılarını inceleyerek açıklamak istiyorum. Önce entropi hakkında bazı temel kavramlara değineceğim.

Entropi akla üç ayrı termodinamik domain’in varlığını getirir. Başka bir deyişle entropi kavramı, tek bir termodinamiğin değil, üç ayrı termodinamik alanının ürünüdür.

Bunlardan ilki olan dengeli termodinamikde entropi sıfırdır.

Linear thermodynamic denen ikinci türünde sistem “dengeye yakındır” ama tam dengede değildir. Termodinamik güçler zayıftır. Bu durumda hareket, sistemi etkileyen güçle doğru orantılıdır. Örneğin ısı hareketi sıcaklık farklarına bağlı olarak değişir. Veya diffüzyon olayı yayılan maddenin yoğunluğuna bağlıdır. Bu durumda minumun düzeyde entropi ortaya çıkar ve etrafa dağılır.

Nonlinear Thermodynamic denen durumda ise ısının hareketi güçlerin linear fonksiyonu olarak ortaya çıkmaz. Yani güçle doğru orantılı değildir. Bire bir bir tepki yoktur. Non-linear termodinamikde kapalı sistemde olan kimyasal dengeyi tanımlamak mümkün değildir. Ayrıca sistemde oluşan kararsızlık, ilginç bir feonmenin ortaya çıkmasının nedenidir. Buna “spontaneous self-organization” denir.. Sistem kendiliğinden bir düzene girer. Bu konu ile ilgilenmek isteyenler aşağdaki Nobel ödülü sahibi Belçikalı Prigogin’in Fransızca eserine bakabilirler(*). Bende İngilizce bir özeti var ve bunları oradan yazıyorum. Non-linear thermodynamic için bir örnek vererek konuyu kapatmak istiyorum.

Çeşitli sıcaklık gradient’i ile birbirlerinden ayrılan horizantal tabakalardan oluşmuş bir sıvıyı ele alalım. Bu sıvıyı vertikal sıcaklık gradient’ine maruz bırakarak, stabilitesini bozalım. Alt sınırındaki ısıyı, üst tabakalardan biraz yüksek tutalım. Sıvıdaki moleküllerin düzeninin bozularak ajite olduğunu ve ısının alttan üste doğru hareket ettiğini gözlemleriz. Sıcaklık farkını artırırsak ve ısının diffüzyonla yayılması için gerekli sıcaklık farkının üstüne çıkarsak, ısı hareketinin kararsız olmaya başladığını gözlemleriz. Bu keresinde sıvıdaki moleküller topluca “ahenkli” bir şekilde hareket etmeye başlayacaklar ve ortaya çıkan “convection fenomeni” ısı dağılımını hızlandıracaktır. Bunu makroskopik olarak görmek mümkündür. Bu durum açıkca sistemdeki entropinin arttığının delilidir. Yeni ortaya çıkan supramoleküler düzen ise, ortamdaki enerji alış verişini stabilize edecektir.
Kendiliğinden yüksek derece düzene giren bu tür strüktürler için “dissipative structures” “dağılan yapılar” denmektedir. Bu terimi ilk defa Prigogine kullanmıştır. Sistemde ortaya çıkan aşırı entropi çevreye dağıldığı için Prigogine bu terimi kullanmıştır. Dengesi bozulan sistemde etrafa entropi şeklinde dağılan enerji, yeni bir düzenin kaynağı olmaktadır.

Evet.... Bu gözlemler karşısında entropiyi olumlu bir doğa yasası olarak düşünebiliriz. Canlı olmanın gizemini entropi ile açıklamak paradoks gibi durmuyor artık... Hep derler zaten.. “Düzen kaosdan çıkar.”

(*)Prigogine, I., and Stengers, I.: La Nouvelle Alliance, Gallimard, 1979.

Görüldüğü üzere entropi yasası evrene müthiş bir düzen getiriyor ve zamanın ve ısı ile birlikte diğer doğal fiziksel süreçlerin yönünü saptıyor. Entropi yüzünden kimyasal evrim denen olay vuku buluyor. Yani kimyasal maddeler birbirleri ile tepkileşiyorlar ve ortaya yeni bir kimyasal madde çıkıyor. Bu tepkileşmenin bir yönü var. Zaman ve ısı gibi, bu tepkileşme de tek yönlü. Bu tepkileşme ürünü olan yeni kimyasal madde parçalanınca yok oluyor. Kendini oluşturan öğelere dönüşmüyor. Buna biz kimyasal evrim diyoruz. Entrop ilkesi işte bu kimyasal evrimden sorumlu.. Entropi olduğu için kimyasal evrim var. Kimyasal evrim var olduğu için ilk hücre ortaya çıkabiliyor ve zamanla canlılık dediğimiz bazı nitelikler kazanabiliyor. Canlı hücreler de evrime uğrayarak, bugünkü durum ortaya çıkıyor..

Ne kadar basit değil mi?

HACI
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 27-10-2004, 00:45
ella ella isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 20 Oct 2004
Mesajlar: 154
ella - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Fikri tutsak değil fikri özgür insanlar için

Merhaba Hacı,
Çok güzel masalsı bir anlatımla olayları anlatmışsın. “Entropi olduğu için kimyasal evrim var. Kimyasal evrim var olduğu için ilk hücre ortaya çıkabiliyor ve zamanla canlılık dediğimiz bazı nitelikler kazanabiliyor.” Ama maalesef hayat böyle değil.
Senin bu anlatımın hep örnek verdiğin Turan Dursun’un röportajındaki anlattığı hikayeye benziyor. Hani süpürgeyi su dolu kovaya batırmış sonra duvara sürmüş ve bakmış ki bazı şekiller insana benziyor. İşte demiş insan da böyle tesadüfen oldu. Hayat bu kadar basit değil maalesef.
Prigogine bu iddiasını biliyorum özelikle materyalist dünyası onun bu düşüncesine dört elle sarıldılar, çünkü büyük bir açmaz içindeydiler. Fakat bu masalsı anlatım da bir sadece ideolojik bakış açısıyla bakanları tatmin etti. Özellikle “spontaneous self-organization” dediğin kavram en çok tartışılan kavramdır. Doğa da böyle bir mekanizma olduğunu söylüyor. Sonuç olarak onun isimlendirdiği bu mekanizma bir iradenin ve aklın kabulünden öteye geçmez. O da doğadaki bu düzenin ancak kendi kendini organize edebilen bir sistemle mümkün olduğunu kabul etmek zorunda kalmıştır. Bu sadece Prigogine’nin bir kabulüdür. Zaten onun düşüncesi en çok bu noktada eleştirilir.
Senin verdiğin örnekte açık sistemlerde dışarıdan ısı verildiğinde bir düzen oluşturabileceğine dairdir. O kadar uzağa gitmeye gerek yok, böyle bir örnek vermek için. Bak sana herkesin anlayacağı bir örnek. Deniz kıyısına gidersen dalgaların kum tanelerini küçükten büyüğe doğru dizdiğini görürsün. Burada hiç bir akıl yoktur. Sadece doğa dalganın hareketleriyle böyle bir düzen oluşur. Fakat aynı kumsalda kumdan yapılmış bir kale görsen ya da “Ahmet bunu yazdı” diye bir yazı görsen bu artık dalganın işi değildir. Burada açık bir tasarım ve akıl söz konusudur. Michael Behe isimli ABD li bir mikrobiologun bir kitabı var . “Darwin’in kara kutusu”, show kitap tarafından yayınlandı. Onu okumanı tavsiye ederim. Hep kendi içinize kapalı kalmayın. Farklı görüşleri de okuyun.
Evrende de bir düzenin ötesinde bir tasarım vardır. Öyle canlılık hikaye anlatır gibi “sonra kimyasal evrim oldu, sonra ilk hücre ortaya çıktı, sonra ilk hücre evrilip kompleks organizmalara dönüştü” şeklinde anlatıldığı gibi doğadan işler yürümez. Zaten yürüseydi bugün hala bunun tartışmasını yapıyor olmazdık. İşte sana örnek veriyorum. Madem olay bu kadar basit, elimizde bu kadar imkan var, hadi bir canlı hücresi yapalım. Sen bu olayın basitçe olduğunu söylüyorsun. Ben bırak normal şartlarda bu olayın olmasını, laboratuar şartlarında bu olayı gerçekleştirilmesini bile kabul edeyim. Bu şu anki teknik imkanlara rağmen bile gerçekleştirilemez.
Bunun dışında DNA’daki bilgiyi de gerektiği gibi kavrayamadığınızı düşünüyorum. DNA bir bilgidir. Bakın ne düzen en tasarım. Bunun ötesinde bir kavramdan söz ediyorum. Doğa da hangi mekanizma böyle bir bilgiyi üretebilir. Öyle suyu kaynatıp moleküllerin tek sıraya dizilmesi gibi bir durum değil. Bu konuyu daha iyi anlamaya çalışın.
Ben sizin yazılarınızda gördüğüm önemli bir psikoloji var. Siz oturup kendi aranızda muhabbet ediyorsunuz ve her şeyi açıkladığınızı zannediyorsunuz. Bir de tahmin ediyorum birbirinizi de hararetle onaylıyorsunuz. Biraz bu kapalı dünyanızı kırın, dışarıya açılın. İdeolojik saplantılarınızı da terk edin. Gerçeği belki öyle daha rahat görebilirsiniz.
Vampir Müslüman benzetmen çok şeker.:-) Ama ben sarımsaktan korkmadığım gibi Evrim konusundan da çekinmem.:-) Herhalde bu da vampir düşüncesi gibi bir hurafe ve sen buna inanıyorsun:-) Bu hurafelere inanma bence….
Evrim konusunda da birkaç söyleyeyim. Ben şahsen evrime karşı bir önyargım yok. Bu konuda benim inancıma göre bir sorun yok. Allah Canlıları evrimsel bir süreç içinde de yaratmış olabilir. Bu yüzden bazı insanlar gibi buna fanatikçe karşı çıkmıyorum. Ama evrimcilerin açıklamalarının senin hikayenden öteye gitmediğini düşünüyorum. Evrimin açıklaması gereken 3 temel sorunu var. Birincisi ilk canlılık nasıl ortaya çıktı. Cansız maddeler nasıl oldu da ilk canlı organizmayı meydana getirdi. Bu konu bence evrimin en temel açmazıdır. Öyle 1950lerde yapılmış ne olduğu belirsiz ne ortaya koyduğu anlaşılmayan deneyleri papağan gibi tekrarlamayın. Hücre nasıl sentezlendi bunun için ikna edici bir açıklama yoktur. Bu konudaki tüm iddialar masalsı anlatımlardır.
İkincisi doğada evrimleştirici mekanizma nedir. Doğal seleksiyon takdir edersin ki evrimsel bir mekanizma değildir. Sadece zayıf ve hasta olanların ayıklanmasını ve güçlü bireylerin hayatına devam etmesini sağlayan, evrimcilerin iddiasının aksine nesli koruyan bir mekanizmadır. Mutasyon ise bozucu bir mekanizmadır. Örneğin mutasyonla bir DNA şifresinin yapısını bozabilirsiniz. Kolla ilgili geni kaybedebilir kolsuz birey ortaya çıkartabilirsiniz. Ya da kolunu 3 tane yapabilir, vücudunun başka bir yerinden çıkartabilirsiniz. Fakat DNA’ya yeni bir bilgi ekleyemezsiniz. Bir sürüngenden mutasyonla kanat çıkartamazsınız. Peki ama bu evrilmeyi sağlayan mekanizma hangisidir?
Üçüncüsü ise ara geçiş formudur. Tartışmalı birkaç fosil dışında neden milyonlarca ara geçiş formuna ait fosiller yoktur? Bunu evrimciler kendilerine de soruyor. Sen belki bunu bir sorun olarak görmeyebilirsin. Fakat bunu sorun olarak gören birçok evrimci bilim adamı var. Hatta bazıları bu sorunu çözmek için bir ara sıçramalı mutasyon fikrini bile ortaya attılar.
Bu üç sorun nedeniyle ben evrimsel bir sürecin yaşadığına inanmıyorum. Çünkü bunlar bana evrimsel bir süreç yaşanmadığını ve yaşanmayacağını gösteriyor.
Tekrar size tavsiyemi söylemek istiyorum. Dünyaya açılın. Körü körüne bazı fikirlere saplanmayın. Sadece ideolojik kaygılarla fikirleri desteklemeyin. Bu bağnaz bakış açısından kendinizi kurtarım, başka şeylerinde olabileceğine ihtimal verin.
İdeolojik takipçilerin sorunu budur. Bu ideolojilerin üretenler mesela evrimci bilim adamları bile bu konuya başka bakış açılarıyla bakmaya çalışırken, onun takipçileri kraldan daha fazla kralcı oluyorlar.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 27-10-2004, 11:22
ben
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart

peki,
bütün bu bilimsel teorilere inanmayalımda;
havvanın, yılanın sunduğu elmayı yiyip, ademide kandırıp cenetten kavulduğunamı inanalım?
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 27-10-2004, 17:19
ella ella isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 20 Oct 2004
Mesajlar: 154
ella - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Sevgili Ben,
Birincisi Kuran’a eleştiri getirmek için ilk başta Kuran’ı bilmek lazım. Öyle yılanlı falan bir olay Kuran’a yok. Farklı bir olay var.
İkincisi, zaten ilk yaratılış ve cennette yaşam metafizik bir konudur. Bu bilimin sınırları dışındadır. Bu konunun bilimsel olarak değerlendirilmesi zaten bir iddia edilmez.
Fakat bilimsel olarak canlılıkta var olan tasarım gözlemlenebilir. Tüm canlılığın bir akıl ürünü olduğu buluna bilir. Çünkü tüm canlılıkta var olan yapılar, bunların kendi kendine tesadüfen olamayacağı gösterilir.
Michael Behe’nin “Darwin’İn kara kutusu” isimli kitabını okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Farklı düşünceleri öğrenin. Sadece bir bakış açısına saplanmayın. Göreceksiniz ufkunuz nasıl açılacak.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 27-10-2004, 18:22
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart

Ella....
Termodinamik konusunda görüşlerimiz belli oldu.. Sizi konunun metafizik yönü ilgilendiriyor. Ama termodinamik yasalar fizik yasalarıdır.
Şu soruyu kendinize sormalısınız..
Diyelim ki termodinamik yasalar bir canlı oluşumu için uygun değildir.
Peki Allah neden canlıları termodinamik yasalara uymak üzere tasarımladı?
Neden?
Allah neden canlıları bu ilkelere karşı olan bir yaratık şeklinde yaratmadı?
Neden?

HACI
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 27-10-2004, 22:37
ella ella isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 20 Oct 2004
Mesajlar: 154
ella - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

MErhaba HAcı,
Bu söylediğin mantığı çok sık rastlıyorum. Kendi düşüncene göre bir mantık üretmiş ve tersi olması gerektiğini söylüyorsun. Bunu nereden çıkartıyorsun ki? Neden Allah bu şekilde yaratmış olmasın? zaten bu şekilde yaratmıştır. Bu sorunun çıkış mantığında bir hata var. Allah''ı sizin düşündüğünüz gibi düşünüyor kabul ediyor ve kendi mantığınıza ya da mantıksızlığınıza göre değerlendiriyorsunuz.
Bir de tersini düşünün bence.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 27-10-2004, 23:53
HACI
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart

Ella kardeşim: Şimdi bu konuyu usa vuralım.. Mantığa vuralım. Bilime vuralım. Bakalım nasıl bir durum ortaya çıkacak...

EVRENİN GİZEMİ NEDE SAKLIDIR? TANRIDA MI?

Teistlere göre canlılık termodinamik ilkelerle, özellikle entropi ile bağdaşmaz. Bu yüzden canlıları Tanrı yaratmış olmalıdır.
Entropi ikinci termodinamik yasasıdır. Buna göre evrende rastgelelik giderek artmaktadır. Tanrı’nın varlığına inananlara göre bu yasa canlıların kendiliklerinden ortaya çıkmasına izin vermez.

Evren giderek düzensizleşmektedir. Canlılık ise müthiş bir düzendir. Dünyada ve evrende canlılar var olmamalıdır.
Entropiye rağmen canlılar nasıl ortaya çıkmıştır?

Birinci termodinamik yasaya göre enerji yoktan var, vardan yok olmaz.... Tanri''ya inananlar icin bu ilke canlı yaşamı ile bağdaşmamaktadır.

Bu sorular nasıl yanıtlanırlarsa yanıtlansınlar, gerçekler değişmeyecektir...

Aslinda entropi yasası canlıların ortaya çıkmasının en büyük nedenidir. Bu yasa olmasaydı, canlılar ortaya çıkamazdı. Evrende canlılık olmazdı.

Canlılar birinci termodinamik yasasına da harfiye uyarlar. Kendileri enerji üretmezler. Çevrelerinden aldıkları biyolojik enerjiyi başka tür bir enerjiye çevirerek yaşarlar. Bu enerjiyi kullanıp, tüketemezler. Sadece yaşamlarını sürdürmek için, biyolojik olmayan bir enerjiye ve ısıya çevirmek üzere kullanırlar ve fazlasını depolarlar. İçinde yaşadığımız evrende enerji kullanılarak yok edilemez. Ancak bir şekilden diğerine çevrilebilir. Canlılar ve insanlar bu termodinamik ilkesine aynen uyarlar.

Canlıların termodinamik ve diğer bütün fizik yasalarına harfiyen uyması bir Tanrı tarafından yaratıldıklarının değil, doğanın eseri olduklarının kanıtıdır.

Termodinamik yasalarına rağmen Tanrı canlıları yaratsaydı, canlıların termodinamik ilkelerine uymaması gerekirdi. Canlı olmak durumu fiziko-kimyasal bir süreçtir. Canlılar kendilerini ilgilendiren mevcut bütün fizik yasalarına harfiye uyarlar. Öyle ise canlılar cansız atom ve moleküllerin bir araya gelmesinden oluşmuş varlıklardır.

Tanrı’nın canlıları bilerek ve termodinamik yasalara uymak üzere tasarımladığını düşünelim.. O zaman termodinamik yasaların canlıların oluşmasına engel bir ilke olmadığı sonucunu çıkarmak zorundayız. Başka bir deyişle canlılık termodinamik ilkeleri ile mükemmel bir şekilde bağdaşmaktadır.

Canlı olma durumunu Tanrı’sal yaratılışla açıklamaya gerek yoktur. Bu müthiş olayı başaracak fizik yasaları vardır.

Her şeyden önce biz, canlıların yaratılışını bir kenara bırakmalı ve fizik yasalarının kökenini araştırmalıyız. Evrenin gizemi fizik yasalarında saklıdır.

Selamlar

HACI
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 29-10-2004, 15:26
ella ella isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 20 Oct 2004
Mesajlar: 154
ella - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Merhaba Hacı,
Termodinamiğin birinci kanunu gerçekten enerjinin yoktan var olmayacağını vardan da yok olmayacağını söyler. Sana sorum şu: Bigbang’ın başına dönersek tüm maddenin ve zamanın bir başlangıcı var. Bu tekillik noktasında fizik kanunları geçerli mi? Tekillik anından önceki anda ne vardı?
Termodinamiğin ikinci kanunuyla ilgili yaptığın yorumlar bence yanlış. Bu tarz mantık senin ve senin gibi düşünenlerde hep rastlıyorum. Kendince bir ön kabul yapıyorsun, sonra bu ön kabulü yanlışlayıp kendini haklı çıkartıyorsun. Oysa ön kabulün baştan yanlış. Örneğin şöyle diyorsun:

“Termodinamik yasalarına rağmen Tanrı canlıları yaratsaydı, canlıların termodinamik ilkelerine uymaması gerekirdi.”

Örneğin güneş enerjisiyle çalışan bir küçük buzdolabını ele alalım. Bu buzdolabı termodinamik yasalarına göre hareket eder. Bunun bu yasalara göre çalışması, onun bir tasarım ürünü olmadığı anlamına gelmez ki. Aksine son derece gelişmiş mühendislik imkanları, deneyler ve tasarımlar sonucunda bu makine üretilmiş ve ortaya konmuştur.
Bir de şunu unutma Allah sırf canlıları yaratmamıştır. Bu evrende var olan her şey gibi tüm doğa yasaları da Allah’ın bir yaratmasıdır. Her kanunun bir kanun koyucusu vardır. Doğa yasalarının koyucusu da onları yaratan Allah’tır.
Dolayısıyla canlıları yaratanda, doğa yasalarını yaratan da, tüm canlıların özelliklerini ona uygun şekilde var eden de Allah’tır. Şu anda termodinamik yasaların uygun olarak onun ilk yaratılışının olmayacağı anlamına gelmez.
Bir poleni düşünelim. Rüzgarla savrulan bu ufacık toz parçacığı için de yaşam enerjisini saklar. İçinde barındırdığı enerji ve program onu metreler boyunca ağaç yapabilecek bilgiye sahiptir. Böyle bir bilgi ve enerji o küçücük toz zerresinin içini nasıl paketlenmiştir? her şeyi bozulmaya gittiği evrende, bunlar basit düzenlenme değildir. Burada bilgi, tasarım ve akıl vardır. Bunlardan hiç biri maddenin bir ürünü değildir. Madde belki kısıtlı ölçüde bir düzen üretir ama tasarım ve bilgi üretemez. Olan yapılar bile doğa şartlarında bozulurken, bu yapılar sahip oldukları bilgi ve tasarımla bize üstün bir aklı gösterir.
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 29-10-2004, 16:13
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart

Sevgili Ella:
Siz canlı olma durumunu çok romantize ediyorsunuz. Evet, canlılık muhteşem bir olaydır. Hele insan olmak müthiş bir ayrıcalıktır ama, bir yaratıcıyla açıklamaya gerek olmayacak kadar da doğal bir süreçtir.

Entropi yasasına uyan bir yaratıcının var olduğunu kabul edelim. O zaman entropinin bir canlının ortaya çıkmasını önleyen bir yasa olmadığı anlaşılıyor. Buna rağmen Harun Yahya yalancısı neden entropinin canlı yaşamının ortaya çıkmasını önleyen bir ilke olduğunu ileri sürüyor. Bunun üzerinde hiç düşündünüz mü?

Gelelim buzdolabı olayına..

Örneğin güneş enerjisiyle çalışan bir küçük buzdolabını ele alalım. Bu buzdolabı termodinamik yasalarına göre hareket eder. Bunun bu yasalara göre çalışması, onun bir tasarım ürünü olmadığı anlamına gelmez ki. Aksine son derece gelişmiş mühendislik imkanları, deneyler ve tasarımlar sonucunda bu makine üretilmiş ve ortaya konmuştur.
Bu konuda yukardakileri yazmışsınız...

Buz dolabı termodinamik ilkelerine uyar. Ama onlara karşı da gelir. Yani termodinamik yasalardan yararlanmaz. Ama onlar dikkate alınarak dizayn edilen bir araçtır. Doğal olarak entropi yasasına göre ısı sıcaktan soğuğa doğru akar. Buzdolabı termodinamik olarak doğada mevcut değildir. Çünkü buzdolabında soğuk sıcağa doğru akmaya zorlanır. Daha doğrusu sıcaktan soğuğa akan ısı dışardan soğukla kompanze edilir. Buzdolabının içine koyacağınız sıcak bir su etrafı ısıtır ve buzdolabındaki ısıyı düşürür. Siz buz dolabının içindeki düşük ısıyı korumak ve idame ettirmek için soğuğy dışardan içeriye sevketmek zorundasınızdır. Ancak o zaman giderek ısınmakta olan buzdolabının ısısını tekrar düşürebilirsiniz.

Allah buzdolabını yaratsaydı, size hak verirdim. Allah buz dolabını yaratmamıştır. Allah buz dolabına benzer tek bir canlı veya cansız varlık bile yaratmamıştır. Buzdolabı insan aklının ürünüdür. Canlılar ise doğanın ürünüdürler. Canlı varlıkları yaratmak bir entellektüalite istemez. Çünkü fizik yasaları onun yerini alır. Canlı varlıklar entropi yasasına karşı gelecek şekilde tasarımlansalardı, bu Tanrı’nın varlığının mükemmel bir işareti olurdu. Ama maalesef, termodinamik yasalarına harfiyen uyan canlıların varlığı Tanrı’nın olmadığının en kesin kanıtıdır... Selamlar...

Ne acı..
HACI
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:28 .