Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika > Tarih

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 10-09-2008, 23:15
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart İlginç Bir Kişi- Yakup Cemil

İttihatçıları her zaman için takdir etmişimdir, farklı ve yurtsever insanlar olarak görmüşümdür. Çogu da deli dolu ve gözünü kırpmadan ölüme gidiyor. Her biri onurlu. Her ne kadar başlangıç ve sonuç paragrafları ile tam anlamı ile hemfikir olmasam da Bu yazıyı sizlerle paylaşmak istedim :


Yakup Cemil; Devlet İçinde Devlet Olan Adam

Türkiye'de devlet içinde özel örgütlenme girişimleri yeni değil. Bu günün Ergenokon'unun da temelleri olan gelenek, cumhuriyetten de önce devlet sistemimizde var olmuştur. Yakın Tarihimizde de bunlardan en önemlilerinden biri Yakup Cemil olmuştur.

Yakup Cemil İttihat Terakki'nin tetikçisiydi. İttihat Terakki'ye muhalefet eden herkesi, vatana muhalefet ediyor kabul eder ve onları ortadan kaldırmayı bir vatan görevi bilirdi. Gün geldi, her tetikçi gibi, onu kullananları da tehdit etmeye başladı ve 92 yıl önce bugün, 11 Eylül 1916'da kullanıcısı Enver Paşa tarafından kurşuna dizilerek öldürüldü.

Yakup Cemil'i, çalışma arkadaşı ve Teşkilatı Mahsusa'nın son başkanı
olan Hüsamettin Ertürk'ün Sebil Yayınlarınca, 1956 yılında "İki Devrin
Perde Arkası" adıyla yayınlanan anılarından tanıtmak istiyorum sizlere. H.Ertürk onun için "devlet içinde devlet olan adam" tanımını kullanmıştır.

H. Ertürk'e göre, astığı astık, kestiği kestik olan Yakup Cemil'i devrin ne Harbiye Nazırı, ne Dahiliye Nazırı, ne de herhangi bir devlet ricali zapdedebilmiş, herkes bin bir korku ve dehşet içinde kendisinden çok çekinmiştir. Mahiyetinde çeteleri, asker kaçaklarından ve yol kesen eşkiyalardan oluşturan, akla hayale gelmez maceraların bu tehlikeli kahramanını koskoca imparatorluk içinde önleyecek bir kuvvet yoktu.

Bu olanlardan sonra akla şu geliyor ister istemez; Yakup Cemil bu gücü
nereden alıyordu, kendisine kim göz yumuyordu?

H. Ertürk anılarının devamında buna açıklık getirmeye çalışıyor ve; "Bunu anlamak için öncelikle İttihat terakkinin içindeki komploları tahlil etme mecburiyeti vardır." Diyor.

Ateşli bir karaktere, isyankar bir ruha sahip olan Yakup Cemil de diğer genç subaylar gibi 2. Meşrutiyetten önce Abdülhamit idaresine karşı muhalefete geçerek, o da diğerleri gibi tabanca üzerine yemin ederek İttihat Terakki'ye dahil olur.

Abdülhamid'in tahttan indirilmesinden sonra parti içinde vali kadar yetkisi bulunan murahhas mesullüklerden birini ele geçirdikten sonra yüzbaşı rütbesindeyken askerlikten istifa eder ve murahhas mesul olarak İttihat Terakki prensiplerini yürütmek üzere Adana'da görev alır. Ancak davranışları nedeniyle diğer partililerle uyuşamaz. Bu sırada İtalyanların Trablusgarb'a saldırdığı haberleri gelir ve Yakup Cemil de gönüllü subay olarak tekrar orduya katılır ve Trablusgarb'a gider.

Kanun tanımaz davranışları burada da kendini gösterir ve bir gece, her
şeyden habersiz zenci subay Şükrü efendiyi, sırf farklı renkten olduğu için casus olduğundan şüphe ederek yatağında uyurken öldürür. Bu hareketi, en samimi arkadaşı olan Enver (Paşa) Beyi bile kızdırır ve onu İstanbul'a gönderir.

Fakat Enver Bey, onu yine de yanından ayırmaz. İttihat Terakki'nin darbe ile iktidarı ele geçirdiği Babıali baskınında da Yakup Cemil Enver Beyin yanındadır. Baskın sırasında Enver Bey, Harbiye Nazırı Nazım Paşayı istifaya ikna etmeye çalışırken Yakup Cemil, Nazım Paşanın yanına gelir ve silahını onun şakağına dayayarak tetiği çeker. Nazım Paşanın kanlar içinde yerde yattığını gören Enver Bey Yakup Cemil'e, neden böyle yaptığını sorunca, onun cevabı; "bu adamlara laf anlatılmaz, onları böyle susturmak lazım" diyerek yerde yatan Nazım Paşaya silahındaki diğer kurşunları da boşaltır.

Enver Paşa onu yine yanından ayırmaz, işlediği cinayetlerin hesabını sormaz. Kamil Paşadan saderet mührünü isterken de, İttihat Terakki
kabinesini padişaha onaylatmak için saraya koşarken de yanında o vardır. Mahmut Şevket Paşanın suikast ile öldürülmesinden sonra Enver Paşanın Harbiye Nazırı olması konusunda parti genel merkezine baskıda bulunanların başında da o vardır.

İttihat Terakki merkezi de, Enver Paşa da Yakup Cemil'den ürkmeye
başlamıştır artık. Dünya Savaşı başlar başlamaz Enver Paşa onu Teşkilat-ı Mahsusa'ya sokar ve bir müfreze ile Kafkas cephesine gönderir. Mahiyetinde iki bine yakın asker vardır. Hatta Trabzon'da Rıza Bey kuvvetleri de ona katılır. Bu kuvvetlerle Ardahan ve Batum'un Rus kuvvetlerinden geri alınmasında katkıları olmuştur.

Bir süre sonra kuvvetleri, Rus kuvvetleri karşısında eriyince Erzurum'a Miralay Mahmut Kamil Beyin yanına giderek kuvvetlerini yenilemesi konusunda destek ister. Mahmut Kamil Bey gerekli desteği verir. Yakup Cemil Rus kuvvetleri karşısında zaman zaman yenilgiye uğrayınca bunun acısını mahiyetindeki yardımcılarından çıkarır ve en ufak hatalarında kurşunu dizdirmemeye başlar. Nihayet Mahmut Kamil Bey onun bu keyfi davranışlarına dayanamaz ve onu Bitlis'teki alaya gönderir. Burada Alay komutanı Miralay Ali Bey (Daha sonra İstiklal Mahkemesi başkanlığı yapan Kel Ali lakaplı Ali Çetinkaya) vardır. Ali Bey de acımasızlıkta ondan geri değildir ve bir gün onun kanun, nizam tanımaz halleri karşısında sinirlenerek; "bana bak, ikide bir silaha sarılmakla iş olmaz, ordu nizamına uymazsan seni bitiririm, iflahını keser, mahvederim, akıllı ol, edebinle otur" diyerek
dikkatini çeker. Yakup Cemil, Ali Beyin restine karşı çıkamaz ve belkide hayatında ilk defa sükut eder. Ancak Ali bey ondan çekinmektedir, sinsice bir plan kurmasından endişe ederek onu Bağdat'a gönderir. Burada Enver Paşa'nın amcası Halil Paşa bulunmaktadır.

Kısa süre sonra Halil Paşa da ondan bıkar ve bir gün ona; "şimdi aldığım bir haberde sizi İstanbul'da Harbiye Nezaretinden çağırıyorlar, hemen hareket ediniz" diyerek onu İstanbul'a göndererek başından defeder. Daha sonra da İstanbul'a Enver Paşa'ya çektiği telgraf ile Yakup Cemil'i kendilerine gönderdiğini, hayrını görmelerini dilediğini bildirir.

Yakup Cemil ise, habere inanmıştır ve kendisinin daha önemli görevlere
getirilmek üzere çağrıldığını düşünür. İstanbul'a geldiğinde ise Enver Paşa tarafından soğuk karşılanınca aldatıldığını anlar. Enver Paşa onu yine de gönüllü subayların aldığı en yüksek rütbe olan binbaşılığa yükseltir. Fakat o bunlarla yetinecek bir kişi değildir, paşalık ve ordu komutanlığı istemektedir. Hatta bir gün Enver Paşaya; "benim sayemde bu makamlara ulaştın, geldiğin yerleri bana borçlusun, seni bu makamlara oturtan benim, sen de benim hakkım olan makamları vereceksin" diyerek tehdit eder. Enver Paşa yine alttan alarak, kanunlar çerçevesinde gönüllü subayların ancak binbaşılığa kadar yükseltilebileceğini söyler fakat Yakup Cemil ısrarlıdır; "o halde
kardeşiniz Nuri Beye nasıl paşalık ve fahri generallik verildi" der. Enver Paşa hala alttan almayı sürdürerek; "Nuri Bey fahri general oldu, ama sen muvazzaf rütbe istiyorsun" der. Yakup Cemil ona da razıdır; "tamam, nasılsa fahri generalliğin yetkileri de muvazzaflar gibidir, beni de fahri general yapın" der.

Bu tartışma sonrasında Enver Paşa, artık Yakup Cemil'den kurtulmanın
zamanının geldiğine kanaat eder. Hüsamettin (Ertürk) Beyi çağırarak Yakup Cemil'i İran'a göndermek istediğini bu konuda ne düşündüğünü sorar. Hüsamettin Bey Enver Paşanın niyetini anlamıştır. Onu ülke sınırları dışına göndererek kurtulmak istemektedir ve Enver Paşaya kendisinin de muvafık bulduğunu söyler. Bunun üzerine Enver Paşa, Yakup Cemil'e gerekli silah techizat ve kuvvet vererek hazırlık yapılmaya başlanması talimatını verir.

Ancak Enver Paşanın niyetini Yakup Cemil de anlamıştır. Yakup Cemil
şüphesini belli etmeden görevi kabul eder ve yardımcılarını ve mahiyetine girecek askerleri seçmeye başlar. Asker kaçaklarını ve dağa çıkmış eşkiyaları mahiyetine almak için af çıkarılmasını sağlar. Hapishanelerde ne kadar azılı mahkum varsa kuvvetlerine dahil eder. Gerekli hazırlıklarını tamamlar.

Yakup Cemil'in niyeti Babıaliyi tekrar basarak idareyi ele geçirmektir. Fakat Yakup Cemil'in niyetleri dışarı sızmış ve Talat Paşaya ulaşmıştır. Ancak Talat Paşa hemen harekete geçmek istemez, çünkü Enver Paşa'ya durumu bildirmeye kalksa Enver Paşa yine her şeye rağmen Yakup Cemil'i korumaya kalkacak, onun tamamen ortadan kaldırılmasına mani olacaktır. Yakup Cemil'in harekete geçeceği güne kadar beklenir. Nihayet 13 Temmuz 1916 günü harekete geçeceği haber alınır. Yakup Cemil'in askerleri hazırdır. Hazırlanan tuzağı gören yakın arkadaşı Sapancalı Hakkı bey derhal Yakup Cemil'e koşarak; "yahu sen deli misin, Enver Paşaya bu kadar fenalık yapmaya hakkın yok, Talat Paşa günler öncesinden niyetini haber aldı, sana kurulan tuzağı görmüyor musun, çabuk adamlarını dağıt" deyince Yakup Cemil olanlara inanamaz. Güçlükle Hakkı Bey tarafından ikna edilir ve askerlerini dağıtır.
Böylece İkinci Babıali baskını gerçekleşmez.

Fakat bu hareketi onu kurtaramaz ve birazdan yanına bir çavuş gelerek,
kendisini Merkez Kumandanı Cevad Beyin beklediğini iletir. Yakup Cemil
Cevad Beyin yanına çıktığında ona; "Harbiye Nazırı ve Başkumandan
Vekili Enver Paşanın emri ile tutuklusunuz" der. Yakup Cemil, "mademki paşa hazretlerinin emri ile, o halde başüstüne" diyerek durumu kabullenir. Bu sırada inzibat subayları ile çavuşlar gelerek kendisini Bekirağa bölüğü hapishanesine götürür.

Yakup Cemil hapishaneye konmuştur ama kimse silahlarını almaya cesaret
edememiştir. Yakup Cemil için silah demenin namus demek olduğunu
biliyorlardı, almaya kalktıklarında çok kan döküleceğinden endişe
etmektedirler. Yakup Cemil hapishanede sürekli tetiktedir, getirilen yemekleri yemez, yatağına yatmaz. İki gün geçmiş olmasına rağmen bu
durumunu muhafaza eder.

Nihayet Divanı Harp reisi Nafiz Beye durum iletilerek; "siz onun eski arkadaşınız, iki gün geçtiği halde silahlarını alıp hakim karşına çıkaramadık, siz bir konuşsanız" diyerek ricada bulunulur. Nafiz Bey ricayı kabul ederek Yakup Cemil'in hücresini ziyaret eder. Yakup Cemil eski arkadaşını görünce umursamaz, yanında bulunan boş iskemleyi göstererek oturmasını işaret eder. Nafiz Bey lafa nereden başlayacağını bilemez. Bu sırada terleyen gözlüklerini silmek içindeki cebindeki mendile uzanan Nafiz Bey, Yakup Cemil'in tabancasının namlusunu anlının ortasında bulur. Nafiz Bey ecel terleri dökmektedir, ancak; "endişe etme bak, mendil çıkarıyorum, üzerimde silah yok, istersen ara deyince" Yakup Cemil; "kusura bakma dostum, alışkanlık işte" diyerek özür diler. Nafiz Bey, Yakup Cemil'den silahlarını
istemeye daha fazla cesaret edemez ve hücresinden ayrılır.

Konu Merkez Kumandanı Cevad Beye anlatılır. Cevat Bey bir plan yapar.
Güçlü kuvvetli üç asker, Yakup Cemil'in hücresi önünde nöbet bekleyen
askerlerin arkasına saklanır.Yakup Cemil tuvalete gireceği sırada saklandıkları yerden çıkarak üzerine atılırlar ve hepsi birlikte yere
yuvarlanır. Kollarını ve bacaklarını kenetleyerek hareketsiz kalmasını
sağlarlar ve bu şekilde silahlarını üzerinden alırlar. Yakup Cemil bu
durumdan memnundur. Çünkü silahlarını kendi eliyle teslim etmemiş,
kendinden güçlü üç kişi ondan zorla almışlardır. Onları ikaz eder;" dikkat edin, tabancaların tetikleri açık ve kurşunlar namludadır, bir kaza olur!" Artık Yakup Cemil üç günün uykusuzluğunun ardından gönül rahatlığı ile yatıp uyuyabilir.

Ertesi gün hakim karşısına çıkarılır ve tüm planlarını itiraf eder. Cezası bellidir; kurşuna dizilmek.

İdam günü önce imam dua etmesine yardımcı olmak ister, imama; "hocam
zahmet buyurma, Ben Allah'a karşı vazifemi yaptım, dinime ve vatanıma
bütün ömrümü vakfettim" der. Sonra savcı yardımcısı vasiyetini yazmak
ister, ona da güler ve; "malım yok ki vasiyet edeyim, yalnız şu yüzüğümü ve saatimi eşime veriniz, benim çocuklarımı İttihat Terakki ve arkadaşlarım elbette aç bırakmazlar" der ve sonra görevli subaya döner; "zabit efendi, hükümetin emrini yerine getiriniz, görevinizi iyi yapınız, yaşasın İttihat Terakki" der ve duyulan düdük ile 14 silah birden patlar. Yakup Cemil yarım saat can çekiştikten sonra ölür.

Hüsamettin Ertürk'e göre, Yakup Cemil'den akan kanlar yerde adeta
İttihat Terakki yazmıştır.

Hüsamettin Ertürk anılarının sonunda işaret ettiği üzere, Dünya Savaşın sona ermesinin ardından Enver Paşa yurt dışına kaçacağı günün öncesinde Hüsamettin Beyi yanına çağırarak; "bundan sonra Teşkilatı Mahsusa'nın başkanı sensin, görünürde teşkilatı tasfiye edeceksin, ama gerçekte asla tasfiye etmeyeceksin, teşkilatı tasfiye etmek demek devletin tüm gizli sırlarının ve gücünün düşman eline geçmesi demektir, teşkilatımız her zaman var olacak." talimatını verir.

Son zamanlardaki gelişmelerden gördüğümüz kadarıyla da Enver Paşanın
bu talimatına titizlikle riayet edilmiş.

Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...

Nazım Hikmet

www.dilaverkom.blogcu.com
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 10-09-2008, 23:42
Ayejj - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ayejj Ayejj isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 21 Apr 2008
Mesajlar: 1.190
Standart

Yakup Cemil'in hayatını anlatan Soner Yalçın'ın yazdığı ''Teşkilatın iki silahşörü'' adlı kitabı yakın zamanda okudum.Ordada benzer bilgiler var.

Fırtınalı bir hayatı olmuş ele avuca sığmayan bir ittihatçı.Kendisine hayran kalmamak elde degil.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 04:02 .