Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam > Önerdiğimiz Başlıklar

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 24-12-2008, 14:37
frodo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
frodo frodo isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 26 Aug 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 5.875

Onur Üyeliği 

Standart İslamın Ortaya Çıkışı ve Erken Tarihi

Dreimalali'nin sayesinde tanıdığımız Ohlig'in kuran ve Muhammed konusunda
çıkardığı kitabın bir tür önsözü sayılabilecek yazılar ekteki linkte.

Sanırım hipotezinin ana dayanakları ile ilgilidir. İlgilenebilecek arkadaşımız
olabilir mi acaba ?

http://www.bpb.de/publikationen/C7N1...slam.html#art0

İnsani olan her şey kabûlüm.

Konu frodo tarafından (05-01-2009 Saat 01:16 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 31-12-2008, 22:29
Titan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Titan Titan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 05 Oct 2007
Bulunduğu yer: Bilgisayarımın Karşısı
Mesajlar: 1.610
Standart

DreimalAli, bu linkin çevirisini de yaparsan, yabancı kaynaklardan Kur'an ve Muhammed hakkında bilgilerimizin bir karşılaştırmasını yapmış oluruz, sen veya Almanca bilen biri...

"Aç insanların karnını doyurduğum zaman bana kahraman diyorlar. Bunların neden aç olduğunu sorduğum zaman ise; bana komünist diyorlar"

Ernesto Che Guevera
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 02-01-2009, 01:14
DreiMalAli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
DreiMalAli DreiMalAli isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 04 Feb 2005
Bulunduğu yer: Üstü Açık Köy
Mesajlar: 665
Standart

Umarım Türkçeye benziyordur. Çünkü fazla özenmemiştim.
Geçen sene tercüme ettiğim yazının aynısı olsa gerek.
Henüz linkini bilmiyorkenl, gazete baskısından tercüme etmiştim. Her ikisini kelime kelime kontrol etmedim ama, kontrol ettiğim kadarı ile aynı yazı.
Bu yüzden geçen seneki tercümeyi veriyorum.


Sevgiler

Bir müslüman yalan söylemezse, rahat edemez. Bu bir doğa kanunudur, hiç şaşmaz.
Bak: İslam'ın birinci şartı olan Kelime-i Şehadet = Yalancı şahitlik.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 02-01-2009, 01:15
DreiMalAli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
DreiMalAli DreiMalAli isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 04 Feb 2005
Bulunduğu yer: Üstü Açık Köy
Mesajlar: 665
Standart

İslamın Ortaya Çıkışı ve Erken Tarihi


İslam bir milyardan fazla inanırı ile dinamik büyüyen bir dindir. Kendisinin Tanrı tarafından gönderilen, rivayete göre 570 632 yılları arasında Arabistan Yarımadasında yaşamış olan Muhammedin (muhammad) kurduğunu belirtir. Ölümünden sonra başarılı bir askeri ve dini tarih başladı. Yayılmacı savaşcıları bulundukaları bölgedeki iki büyük imparatorluğa, Bizans ve Sasani (Pars) İmparatorluğu, karşı koyabildi.Bir kaç on yıl içerisinde hakimiyeti bütün Yakın Doğudan Hindistan sınırına kadar erişebildi. Mısır ve Kuzey Afrika fethedildi, İspanya’ya ve Güney Fransa’ya kadar erişildi.

Bu operasyonlar, Muhammedin politik önderliğini takip eden halifeler tarafından yönetildi. Önce, 661 yılına kadar, sonradan Dört Halife olarak adlandırılanlar tarafından. Sonra, 750 yılına kadar başkenti Şam’a taşıyan Emeviler tarafından. 8. yüzyılın ortalarından itibaren ise Şam merkezli Abbasiler tarafından.

Muhammed öğretisini sözlü olarak bildirdi. Bunlar dinleyiciler tarafından hafızalarda tutuldu, kemiklere ve hurma yapraklarına kaydedildi. İslami rivayete görebu materyallar üçüncü halife Osman (Othman, Uthman) toplatıldı, Zaid ibn Thabit’in başkanlığında bir komisyon tarafından 650-656 yılları arasında, yani Muhammedin ölümünden 18-24 yıl sonra bu gün elimizde bütün olarak bulunan haline getirildi Halife Osman geri kalan tüm versiyonları yasakladı. 1925 yılında Kahirede basılan Kuran’ın (Kahire Kuranı), ki Kuran tefsirelrinin temelini oluşturur, Osamanın Kuranına denk geldiği iddia edilir.

Batı Kuran araştırmaları bu güne kadar hala müslüman geleneğini takip ediyor.Hans Zirker bu ortak görüşü şöyle formüle ediyor: „İncil ile karşılaştırıldığında Kuran kısa ve homojen bir oluşum süresine sahip. (…) Muhammedin ölümünden yaklaşık 20 yıl sonra kitap haline geldi. Bu günküler onun bir kopyasıdır. Vahiylerin, Muhammede gönderildiği şekliyle otantik olarak Kurana girdiğinden, bir kaç istisna haricinde, müsmüman olmayan bilim adamlarının dahi şüphesi yok.“(1) Rudi Paretin fikri de: „Kurandaki bütün ayetler içinde herhangi bir tanesinin dahi Muhammed tarafından dikte edilmediğini kabul etmek için bir nedenimiz yok.“(2)

Bir müslüman yalan söylemezse, rahat edemez. Bu bir doğa kanunudur, hiç şaşmaz.
Bak: İslam'ın birinci şartı olan Kelime-i Şehadet = Yalancı şahitlik.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 02-01-2009, 01:15
DreiMalAli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
DreiMalAli DreiMalAli isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 04 Feb 2005
Bulunduğu yer: Üstü Açık Köy
Mesajlar: 665
Standart

Tarihsel Sorunlar


Müslüman geleneğinin benzeri olan batılıların bu ortak görüşün temellerini hiç bir tarihci kabul edemez. Arap peygamberi Muhammed hakkındaki “bilgiler” ilk olarak dört “biyografik eserde”mevcut. Ki bunlara ancak 9. ve 10. yüzyılın başlarında erişilebiliyoruz. Sonuncusu ise, Tabari’nin Yıllıklar’ı, Arapların yayılması, imparatorlukları ve halifelikleri hakkında sözlü iletileri içeriyor.

Bu “biyografile” efsanevi materyal sunuyorlar: “Gerçek tarihi kalıntı çok az. Kurandaki imalar yardımıyla dallandırılıp büyütülüyor.”(3) Her şeyden önce Muhammed ve İslamın başlangıcına dair görüşleri, Muhammedden iliyüz-üçyüz yıl sonra ortaya çıkmış olduğundan, bunlar ancak 9. ve 10. yüzyılın yazarlarının düşüncelerine şahitlik yapabilirler ama, çok geride kalan bir zaman için kaynak değiller.

Muhammedin ölümünden sonraki iki yüzyıl için eşzamanlı islami edebi yazı mevcut değil. Bu durum genellikle bildirilmiyor. Josef van Ess bir istisna. İslamiyetin 2. ve 3. yüzyılını üzerine altı ciltlik araştırmasında, İslamın birinci yüzyılı hakkında sadece bir kaç sikke ve yazıttan başka elde bir şey bulunmadığından dolayı bu yüzyılı incelemeye almadığını belirtiyor. éAynı sorunları” tesbit ettiği halde 2. yüzyıldan başlıyor. (4) Karşı taraf olan Bizanslılar da yeni bir dinin temsil edildiğini belirtmiyorlar.

Bir müslüman yalan söylemezse, rahat edemez. Bu bir doğa kanunudur, hiç şaşmaz.
Bak: İslam'ın birinci şartı olan Kelime-i Şehadet = Yalancı şahitlik.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 02-01-2009, 01:16
DreiMalAli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
DreiMalAli DreiMalAli isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 04 Feb 2005
Bulunduğu yer: Üstü Açık Köy
Mesajlar: 665
Standart

İslam hakimiyeti altında hristiyan literatürü


Ama Arap hakimiyetindeki hristiyanlar – Suriyeliler, Yunanlılar, Mısırlılar – bu iki yüzyılda sadece manastır ve kliseler kurup Çine kadar misyonerlik yapmadılar. Zengin bir literatür de bıraktılar: Kronikler, mektuplar, vaizle, ruhani karalar, apokalipsler (Ç.N.: dehşet hikayeleri?). Her şeyden önce de teolojik eserler. Bunlar ama genellikle günlük işlerle ilgil: hristiyanların kendi aralarında tartışmaları, Chalkedonier’ler Monophistler’e karşı, Monerget’ler Monoteletker’e karşı, suriyalilerin yunanlı hristiyanlar hakkında görüşleri vs.

Bu yazılarda çok seyrek olsa da ara sıra yeni Arap egemenliğinden söz ediliyor. Araplardan pek bahsedilmiyor. Çoğunlukla, “islam öncesi” zamanlarda da olduğu gibi, ya Sarazen (çadırda yaşayanlar, haydut, göçebe) diye adlandılıyorlardı ya da 4. yüzyıldaki Hieronimusdan beri alışıldığı gibi – ki zamnında kainat hakkındaki “bilgiyi” temsil ediyordu – İsmali’ler veya Hagerenler diye. Bunlardan Genesis’de “çölde” oturanlar diye bahseder (Gen. 21, 9 – 21; 25, 12 – 18) . Bazan “Arabistan” ile de ilşkilendiriliyorlardı. Bununla ama Arap Yarımadasını değil, mezapotamyadaki Arabistanı veya 106 yılnda Romalılar tarafından fethedilen, Şamdan Kızıldenize kadar uzanan Nabataer Bölgesini (provincia Arabia) kasrtediyorlardı. “Arap” hükümdarı Muaviye zamanında Arap Hükümdarlığını överlerken, Abdulmelik zamanından bir yük ve Tanrının bir cezası gibi bahsediyorlardı. Apokalipslede daha da ileri gidip, ancak bir anti hristiyanlık hükümdarlığı tarafından geçilebilecek kötülüklerin toplamından bahsediyorlardı.

Arabların yeni bir dininden ise hristiyan kaynaklar bahsetmiyorlar. Nadir hallerde, özel bir Tanrı anlayışından bahsediliiyor: Tanrı birdir ve benzersizdir/ortaksızdır – ya da hristiyani- Tanrının oğlu değil. Bu yüzden olsa gerek, babası uzun yıllar yönetimde yer almış olan, Arapları iyi tanıyan Şamlı Johannes (ölümü 750 civarı) İsmali’lerin dinini hristiyanlıkdan sapanlara dahil ediyordu.

Bir müslüman yalan söylemezse, rahat edemez. Bu bir doğa kanunudur, hiç şaşmaz.
Bak: İslam'ın birinci şartı olan Kelime-i Şehadet = Yalancı şahitlik.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 02-01-2009, 01:16
DreiMalAli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
DreiMalAli DreiMalAli isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 04 Feb 2005
Bulunduğu yer: Üstü Açık Köy
Mesajlar: 665
Standart

Kuranın İznik öncesi (Ç.N.: İznik Kararları 325 yılında belirlendi) Suriye teolojisi


Bu (Ç.N.: İznik kararları) Kuranın temel teolojik önermesidir. İçerisinde muhammad terimi içinde sadece dört defa bulunmakda ve sadece bir yerinde, geç zamanlarda eklenen bir yerinde, kesinlikle bir Arap peygamberinden bahsediyor. İsa 24 sefer anılıyor, Meryem 34 sefer, Musa 136 sefer, Harun 20 sefer. Kuranın teolojisi doğru Tanrı görüşüne ve hristiyanlık merkezli. Sık sık, Tanrının tek olduğu, benzersiz/ortaksız olduğu vurgulanıyor, İkilik, Üçlük reddediliyor. Mesela 112. surede “1 De ki: O tekdir, 2 Tanrıdır(?), 3 doğurmadı, doğurulmadı.. 4 kimse ona eşdeper değildir.” İsa için, Tanrının oğlu olmadığı, mesih, kul/hizmetci, elçi ve peygamber (mesela sure 4, 171) olduğunu söyler: İsa (kelime olarak: mesih), Meryemin oğlu, sadece Tanrının oğludur, meryemden gelen sözüyle (Ç.N.: ?) kendisinin ruhundandır (...). Tanrı tekdir (...) çocuk sahibi olmakdan (münezzehdir) .“

Bu teoloji ve hristiyani değer ama yeni değil. Tersine eskiden suriye hristiyanlığı tarafından temsil ediliyordu. Kuzey Suriye Teolojisinde “Monoarchianismus” diye isimlendirilen uniter (Ç.N.: hristiyanlıkda teslisi kabul etmeyen. Merkezcil. ?), güç iktidarı düşüncesindeki monoteizmdi. İncildeki Tanrı ve Tanrının ruhu terimleri aynı tanrının dışa yansıyan belirtileri, Tanrının kuvveti olarak anlaşılıyor: dinamik Monoarchianizm. Bununla İsanın bir insan olması ön planda oluyor. Tanrının izniyle etikliğini en çok ispatlayabilen insan. Onun peşinden gidenlerinde yine kendilerini ispatlayabilecekleri, ispatlamak zorunda oldukları düşüncesi. Yani antiochenisch (Ç.N.: Antakya usulü?) liyakat/yararlılık hristiyanlığı.

Apostolik Babaların (Ç.N.: yalnız İncile dayalı bir hristiyanlık) bir Didache isimli bir yazısı - ki 2. yüzyıldan kalma olup en eski Evharista vaizidir- İsayı Tanrının kulu/hizmetcisi olarak isimlendiriyor. Diğer bir yazıda, Polykarp’ın Martyrium’u isimli yazıda (Ç.N.: Senede bir kaç sefer dini acı çekmek anlamına geldiği gibi, Mezarlık üzerine kurulmuş ibadethane anlamına da geliyor) Tanrı “sevilen ve övülen kul/hizmetci olan İsanın babası” olarak anılıyor (97 yılında Romada yazılmış olan Klemen Mektuplarının ilkinde de aynı şekilde geçer). Bu gelenekdeki Tanrının görünüşü monarchianistce (Ç.N.: ?). İsa sadece bir kul/hizmetci idi(6).

Fırat yakınlarında Samotadaki piskopos Paul İsanının Tanrılığını reddediyor ve ekliyor “Eğer Tanrının Oğlu bir Tanrı olmuş olsaydı Tanrılar bunu bildirirlerdi”(7). Paulun öğretisi, İsanın bize eşit olduğu, yani insan, “ama her yönüyle daha iyi” “üzerindeki rahmetinden” dolayı(8).

Yunan Kilisesinde ise İsanın Tanrının Oğlu olduğu, Tanrı sözünün yaniden doğuşu olduğu görüşü hükmediyordu ve 325 yılında, İznik Kararları ile resmileştirildi: Oğul “Tanrıdan bir Tanrı, ışıkdan bir ışık, gerçek Tanrıdan bir gerçek Tanrı, doğurulan, yaratılmayan”dı, daha da ileri giderek “babaya eşdeğer”di.

Fırattan Hindistan kadar uzanan Persler Hükümdarlığındaki kiliselrin büyüğü olan doğu Suriye Kilisesi Roma İmparatorluğundaki bu tartışmalara katılmıyordu. Önun öğretisi İznik Öncesi Teoloji idi: Tanrı tekdir (hükümranlık sadece ona ait), İsa onun elçisi, kulu/hizmetcisi, peygamber ve mesihdir. Ama 410 yılından sonra, baskıyla, Sasanilerin başşehri Seleukia-Ktesiphon (bugünkü Bağdat yakınında), kendisini otonom bir kilise gördmesine rağmen, ruhani meclisinde İznik Karalarını kabul etti. Tanrıya eşdeğer olan Tanrıoğlu düşüncesinin Doğu Suriye Kilisesinde yayılabilmesi çoğu bölgelerde 6. yüzyıla kadar uzandı.

Mesela Suriye teoloğu olan Aphrahatın (ölümü 345 yılında) İznik Kararlarından haberi yoktu. „Tanrılığın kutsal ismi, Tanrıya layık adaletli insanlara da verildi. Tanrı sevdiği insanlara „oğullarım“ „arkadaşlarım“ diye hitap etti.“ Örnek olarak Musayı, Süleymanı, bütün İsrail Halkını gösteriyordu. „Onu (İsa) biz Tanrı diye adlandırdık. Onun (Tanrı) Musayı kendi adıyla isimlendirdiği gibi.(9)“ Yani Aphrahatın görüşüne göre de İsa Musadan daha fazla veya değişik bir şekilde Tanrının Oğlu değil.

İznik Kararları doğrultusundaki inanç ancak 5. yüzyılda Doğu Suriye Kilisesi tarafından da kabul edildi. Kuran ama, İznik Kararları öncesi savunulan, daha eski bir Tanrı ve İsa inacına bağlı. Şiddetli bir şekilde yanlış Tanrı kavramıyla ve diğer yazı sahiplerinin Hristiyanlığıyla savaşmaya devam ediyor.

Bir müslüman yalan söylemezse, rahat edemez. Bu bir doğa kanunudur, hiç şaşmaz.
Bak: İslam'ın birinci şartı olan Kelime-i Şehadet = Yalancı şahitlik.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 02-01-2009, 01:17
DreiMalAli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
DreiMalAli DreiMalAli isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 04 Feb 2005
Bulunduğu yer: Üstü Açık Köy
Mesajlar: 665
Standart

Pers sürgünlerinin rolü


Peki ama bu eski Suriye teolojisi Doğu İranda nasıl daha da güçlenerek ayakta kaldı, korundu? Pers Hükümdarları, Partlar ve Sasaniler, Tevratta tanıdığımız Asurların ve Babilonların sürgün geleneğine devam ettirdiler. Fırat nehri sürekli olarak Roma İmparatoeluğuna sınır olarak kalsa da, Akdenize kadar uzanan kısa süreli fetih savaşları ve peşinden şehir halkının sürgün edilmesi sık sık oldu. Sürgün edilenler, ki içleriçde hristiyanlar da vardı, hatta bir seferinde Antakyanın tüm şehir halkı, doğuda çok uzaklara yerleştirildi (10).

241 yılında, Dicleden kuzeye, Fırata kadar uzanan Arabiya Krallğının Dicle yakındaki başşehri Hatra da Sasanilerin eline geçti. Bura halkı ve daha fazla halk grupları Arabiyadan sürülerek doğuda çok uzaklara yerleştirilde. Tahminen Marvda (bugünkü güney Türkmenistan) yaşamaya zorlandılar. Bunların arasındaki aramanlılar, belki arap hristiyanları da, yeni yurtlarında, isole edilmiş durumlarıyla, eski hristiyanlık geleneklerine devam edip geliştirdiler. Sonraları Pers İmparatorluğundaki doğu Suriye büyük klisesi İznik Kararlarını , zamanala Roma İmparatorluğunun başka kararlarını kabul etmiş olsa da, bunlar (Ç.N.: sürgünler) soylarının getirdiği Hristiyanlığı korudular. Kuran geleneğinin Suriye başlangıcını o zamanın sürgünlerinde aramak gerekir. Doğu İrandan kaynaklanan Kuran öğretileri, en azından temel bir bölümü, batıya erişti. ve Abdulmelik, ki kendisi Marvlıdır, ve oğlu Velid zamanında devlet doktrininin doktrinini oluşturup Arapçaya girdi, yerleşti. Kuranın Allah önermermelerinin çoğunluğunun anti İkilik (Ç.N.:binitar kelimesini İkilik olarak çevirdim?) olması böylece anlaşılımış oluyor, çünkü İznikin kutsallık ruhuna pek değinmiyor. Sadece Kuranın sonraları ortaya çıkan ve seyrek bazı yerleri Üçlü Tanrı düşüncesine karşı çıkıyor.

Kuranın Allahı eski Suriye Hristiyanlığının erken çağının düşüncleriyle direk ilişkilidir. Bublar Kuran teolojisinin çekirdeğini teşkil ederler. Zaman içerisinde ama diğer baş materyallar da eklendi.

Bir müslüman yalan söylemezse, rahat edemez. Bu bir doğa kanunudur, hiç şaşmaz.
Bak: İslam'ın birinci şartı olan Kelime-i Şehadet = Yalancı şahitlik.
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 02-01-2009, 01:17
DreiMalAli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
DreiMalAli DreiMalAli isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 04 Feb 2005
Bulunduğu yer: Üstü Açık Köy
Mesajlar: 665
Standart

Sikkelerin ve Yazıtların Tanıklığı


O zamanların tarihini tekrar yapılandırmak eşzamanlı çokca sikke ve bir kaç tane yazıt mevcut (11). Bunlar, kısıtlı da olsa, o zamanın olaylarını belgelendiriyorlar. Sikkelerin çoğunluğu yapıldıkları yeri bildiroyorlar ve tarihlidirler. Tarihler başlangıçta bazan yerel sayımalara, kısa süre sonra ama “Araplara göre”. Muaviyenin Arap sayımına göre 42 (MS 663) yılında Galilede tamir ettirdiği Gadara Ilıcalarında bulunan ve bir haç işaretiyle başlayan bir yazıtta üç tane tarihleme belirtiliyor: Bizansların vergi yılına göre, Şehrin tarihine göre ve “Araplara göre”. Buradan anlaşılan “Araplara göre” birinci yıl 622 yılı olup Güneş Yılına göre sayılıyor.

622 yılı neden bu kadar önemliydi? Bu yıldaki bir Hicret ancak 9. yüzyılın kaynaklarında geçiyor. Daha önceki yıllarda Sasani Kralı Chasrau II Pers İmparatorluğunu genişletebilmişti. Bizans İmparatorluğunun doğu bölgelerini fethetmişti: Fıratın batısında Suriyeyi, Filistin, Anadolunun büyük bölümünü, Arap Yarımadasını ve Mısırı. Bizans İmparatorluğu artık kendi bölgesinden kovulmuş gözüküyordu. Ama gelişmeler beklenilenden değişik oldu: Genç Bizans Kralı Heraklios 622 yılında Perslere karşı beklenilmeyen bir zafer kazandı. Bunu, Sasani Krallığının kısa süreki olmasına neden olan diğer askeri başarıların başlangıcıydı.

Hearklios bu zaferi, kendi tarafına çekebildiği, hem batı Suriye hem de İran Krallığında uzun süredir yerleşik Araplardan oluşan birliklerlerin yardımıyla ele kazanmıştı. Bu başarısına rağmen, tekrar ele geçirdiği bu eski roma bölgelerini direk olarak kendi hükümranlığı altına almadı, kontrolünü bölgedeki, kendilerini Confoedereti (Arapca Quraisch) (Ç.N.: Kureyş?) olarak gören Arap yöneticilerine teslim etti. 622 yılı, önce Roma İmparatorluğunun doğu bölgelerinde, Arapların kendi yöneetimlerinin ve Arap zaman sayımının başlangıcı oldu.

İkinci bir durağı ise 641 yılı temsil ediyor. İki olay önemliydi: Heraklios tarafından zayıflatılmış olan Pers İmparatorluğu parçalandığından Fıratın doğu tarafında yaşayan Arap kabileleri hükümranlığı ellerine geçirebilmişlerdi. Aynı sene içinde Bizansda Heraklios ölmüş, eşi ve oğlu yeni kral tarafından sakatlatılarak sürülmüşlerdi. Heraklios ve ailesine sadık olan eski bizans bölgeleri Arapları artık kendilerini krala bağlı hissetmeyip bütün hükümranlığı üslendiler.

Bu yeni suverenliğin sembolü olarak 641 yılında il sikke çıkarımı başladı. Bu sikkelerin motifleri hristiyanlığın etkisinde: Haç, uzun haçlarla krallar veya yanlış anlaşılmaya yer vermeyen başka semboller. Anlaşılan o ki, yeni semboller kullanmak için neden yoktu.(12). Önce doğuda daha sonra eski Pers İmparatorluğunda hüküm süren Arap kralı Muaviyeydi, bir hristiyan hükümdarı. Hangi Hristiyanlık akımına bağlı olduğu bilinmiyor. Hoşgörülü birisi olması gerek. Çünkü Suriye hristiyanları tarafından da övülüyordu. Doğu Suriye Patriği İsoyaw III (ölümü 659) “Din huzur içinde ve çiçek açıyor.”(13).

Şimdiye dek bilinen ve üzerinde MHMT yazan ilk sikke “Araplara göre” 38 yılında (MS 659), Mezopotamyanın uzak doğusunda bastırıldı. Aniden bu parolayla çıkarılmış sikkeler, hem coğrafya olarak hem zaman olarak doğudan batıya yayıldılar. Anlaşıldığına göre, geleceğin Abdulmelikinin geçeceği rota üzerinde, doğudan başlayıp Mezopotamyada, Filistinde ve Kudüsde bastırılmaya başlandı. Batıya geldiğinde, göze çarpan yerinde MHMT yazan çok dilli sikkelerinkenarlarında muhammad açıklamsı bulunmaya başladı. Kısa süre sonra ise bu zaman kadarki MHMT yerin muhammad’a bıraktı.

Kim bu muhammad?(14) Arapca “yüceltilen/övülen (benedictus) veya “yüceltilesi/övülesi” anlamına geliyor. Hristiyan sikke motiflerinde isa için kullanılan bir sıfat. Bu anlama tarzı 691 yılında Abdulmelik tarafından yaptırılmış olan Kubbetüs Sahra’nın yine kendisi tarafından içine yerleştirtilmiş olan yazıt tarfından da desdekleniyor. Bu tek ve benzersiz Tanrıya şahitlikle başlıyor ve eski Hristiyanlık inancı çerçevinde devam ediyor; “Övülesi (muhammad[un]) Tanrı kulu/hizmetcisi (‘abd allah) ve onun elçisi (...). Çünkü mesih İsa, Meryemin oğlu, Tanrının elçisi ve sözüdür.” İsanın Tanrı Oğluluğu reddeliyor(15). Bu Kuranın önermesine de denk geliyor.

Kubbetüs Sahranın içi düzlenmemiş. Ziyon Dağındaki, kayanın tepesini çatı gibi örtüyor. Bu ise Suriye teolojisinde, mesela Aphrahata göre (ölümü 345) bir İsa sembolüdür: “Şimdi kaya üzerinde belirtilen dine ve kaya üzerine kurulu binaye kulak verin(...). İsa, peygamberler tarafından kaya diye adlandırılan (...).(16)” Artık Abdulmelikin sikkelerindki haç motifleri yerini kaya gibi İsa motiflerine terketmeye başladı. Bizans ve Suriye hristiyanlarından farklı olan bir Arap krallığı işareti/sembolü.

Muhammad başlangıçda, -‘abdallah sıfatı (Tanrının kulu/hizmetcisi), peygamber, elçi, mesih gibi – bir hristiyan ünvanıydı. Daha sonraları ama mumammad ilgili olduğu İsadan koptu, ayrıldı. Bunu iki diğer iki gelişme ile gözetlenebilir: 707/708 yıllarında Şamda yapılan Mescid-el-Emeviyyenin ve 756 yılında Medinede kurulan Kutsal Mabedin (Ç.N.:?) yazıtları Kubbetüs Sahranınki ile formal yapı olarak benzer: Tek olan Tanrı övüldükden sonra muhammada, Tanrının kulu/hizmetcisine ve elçisine şehadet edilir. Ama Kubbetüs Sahrada olduğu gibi İsa, Meryemin oğlu, açıkca anılmaz. Orlardaki formüle etmeler, Kudüsdeki teolojiyle benzer olsa da, direk İsa ile ilişkili değildir. Benzer olgu sikkelerde de mevcuttu. Onların kaya sembolleri, mesela haç işaretlerinde olduğu gibi, artık açıkca hristiyanlık olarak göze çarpmıyordu. Muhammadin mihenk noktası artık yoktu. İsole edilmiş bu terim artık yeni “materyal” ile doldurulabilinirdi.

İlk olarak 8. yüzyılın ilk yarısında, peygamber görünümünde tarihleştirildi. En eski kayak olarak Johannes Damascenus bir yalancı peygamber Ma(ch)metden bahsediyor. Daha sonraları, 9. yüzyılda, yine bir hristiyan ünvanı olan ‘abdallah, Tanrının kulu/hizmetcisi, Muhammedin babası olarak tarihleştirildi: Abdullahın oğlu Muhammed. Bu zamanda başlangıç olayları da Arapların etnik yurdu olan Arap Yarımadasına kaydırıldı(17). Kurandaki materyallerin, artık bu zamana kadar çoktan yok olmuş olan mezopotamyanın Arabiya Krallığını veya Bizansın provencia Arabiasını anımsatması elbette bu konuda yardımcı oldu, kolaylık sağladı.

Muhammad hristiyanlığı ve Kuran hareketinin başlangıcı (Ç.N.:?) ama, sikkelerin şahitliğine bakıldığında, Mezopotamyanın uzak doğusundan kaynaklanıyor. Buna temeli Eski Suriyece (Ç.N.: Aramca?) olan sözlerin/önermelerin yazı şekillerine işaret ediyor.

8. yüzyılın ikinci yarısından 9. yüzyılın başına kadar. Bu zaman süresi için da kaynaklar az. Çok bölgeler – zaman zaman – “Merkez” ile az bağlı veya bağlı olmasa da, Arap Egemenliği artık yerleşiyor. Sikkelrin ve yazıtların üzerindeki semboller apokaliptik programlardan çıkmış izlenimi veriyorlar. Buna paralel olarak, günlerin bittiğinde ortaya çıkacak olan kurtarıcıyı (İsa?) atıflayan hristiyanlıkdan motiflenmiş mehdi düşünceleri ortaya çıkıyor. 9. yüzyıl literatüründe sayılan, fakat sikkeler tarafından desteklenmeyen, mesihi adlandırmalar halifelerin isimleri olarak yorumlanıyor. Bu sembılik terimler kişi isimleri mi yoksa bu ismlendirmelerin arkasında anonim hükümdarlar mı yatıyor? 8. yüzyılın sonunda ilk olarak Mekke göze çarpıyor. Mekkede yapılan ilk sikke hicri 203 tarihli peşinden hicri 249 ve 253 tarihliler geliyor. Nihayet bu zaman civarında İslam kendi ayakları üzerinde duran bir din olarak ortaya çıkıyor ve daha önceleri Panteteuchun (Ç.N.: Musaya atfedilen 5 kitap) yazarlarının İran tarihinin araçları ile ayrıntılı bir şekilde yaptıkları gibi, kendisini daha eskilede çıkmış gibi gösteriyor(18). Bu zamanda yapılan adalaet okulları (Ç.N.:Şeriat okulları?) da Perslerin geleneklerini andırıyorlar(19).


(Ç.N.: Gadara: http://research.haifa.ac.il/~mluz/gadara.folder/gadara2.html )
(Ç.N.: Kubbetüs Sahra: http://tr.wikipedia.org/wiki/Kubbet%C3%BCs_Sahra ve http://de.wikipedia.org/wiki/Felsendom )
(Ç.N.:Omaiyadenmoschee=Mescid-el-Emeviyye: http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eam )

Bir müslüman yalan söylemezse, rahat edemez. Bu bir doğa kanunudur, hiç şaşmaz.
Bak: İslam'ın birinci şartı olan Kelime-i Şehadet = Yalancı şahitlik.
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 02-01-2009, 01:18
DreiMalAli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
DreiMalAli DreiMalAli isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 04 Feb 2005
Bulunduğu yer: Üstü Açık Köy
Mesajlar: 665
Standart

Kuran Hakkında Birkaç Not


Tarihi belirlenmiş en eski tam teşkil Kuran 870 yılından kalma. Ama, çoğu 8. yüzyılın ikinci ikinci yarısından kalma parçalar halinde el yazmalar da mevcut. Bu parçalar, sure sıralamasındaki değişiklikleri ve bazı diğer özellikleriyle, Kuranın bu zaman içinde henüz tamamlanmamış olduğunu gösteriyor. Herşeyden önce ama, “defektif” diye anılan şekilde yazılmış (Ç.N.: “defektif yazma şekli” eksik, noksan veya hatalı anlamına gelebilir?): Vütün Sami yazılarında olduğu gibi sesli harfler mevcut değil, bunlardan ayrı olarak sessiz harfler de tek anlamlı değiller. Arapca 28 tane sessiz har tanıyor ama, bunların sadece yedi tanesi yanlış anlaşılmayacak harf işaretine sahip. Diğer bütün sessiz harfler çok anlamlı olup anlamına ancak seslendirme işaretleri ile karar veriliyor: üstüne veya altına konulan birden üçe kadar noktalarla. Eski el yazmalarında sesli hafrler bulunmadığı gibi hemen hiç seslendirme işaretlede mevcut değil. Bazı harflar iki ile beş arasında anlamlara gelebiliyor. Mesela r veya g, r veya z, b veya t gibi. Yazının okunması ve tabi anlamı bir çok yerde belirsiz oluyor. Ancak 9. yüzyıl süresinde bu yazılara seslendirme işaretleri ve sesli harfler eklendiler(20).

Her şeyden önce Christoph Luxembergin dil bilgisi temelinde yaptığı araştırmalar şimdiki Kuranın Eski Suriyece ve Arapcanın eşit yoğunlukda kullanıldığı bir bölgede yazılmış olduğunu gösterdi. Arapca yazılmış Suriyece sözler olarak okunduğunda Kurandaki bir çok muğlak anlamlı noktalar anlam kazanıyordu. Böylece Kurandan yeni ve Hristiyanlığa dayanan önermeler ortaya ortaya çıkıyordu.

Christoph Luxemberg yeni çalışmaları – ampirik denilecek kadar – Kuranın Arapca yazılmış halinin temelini Suriyece alfabesi oluşturduğunu gösteriyor(22). Surice ve Arapca yazılarda kullanılan birbiren benzeyen fakat farklı sessiz harflerin el yazmalarında birbiriyle karıştırılmış olabilineceğini de göz önüne alarak, kopyalama hatalarının mevcut olduğunu gösteriyor. Ancak bu birbirine karıştırma hataları düzeltiğinde anlam ifade eden kelimelerle okumak mümkün oluyor.

Bu bilgi, teolojik ve nümizmatik araştırma sonuçlarıyla birleştiririldiğinde, Doğu İrandaki Eski Suriye cemaatının, çerçevesi henüz tam belli olmayan bir Kuran önermeleri/sözleri kataloğu oluşturduğu anlaşılıyor. Bu önermelerin görevi Torayı ve Evangelizmi yorumlamak ve benzerliklerini (islam) göstermek olsa gerekdi. Jan M.F. Van Reet’e göre bu görev için Doğu Suriye Teolojisi Okullarında özel öğretmenler dahi vardı(23).

Bu Kuran Sözleri, artık Arapca dilli hristiyanlar tarafından, batıya getirildi ve Abdulmelik ile Velitin zamanında, Eski Suriyece-Arapca karışımı bir dille ama, Arapca yazısıyla yazıldı. Nihayet son aşamada, defektif yazılmış olan Kurana, muhtemelen ek önermeler/sözlerle, 9. yüzyılın sonlarına kadar sesli harfler ve seslendirme işaretleri eklendi (“Plene Yazma Stili”). Fazla bir değişikliğe uğramayan alfabe işaretlerinin (rasm) yorumu artık İslam anlayının etkisindeydi. Kuran bu son aşamasında, “arkeolojisi ve anlaşılmayan bazı yerleri göz ardı edildiğinde, artık bir İslam kitabıdır.

Geri dönüp baktığımzda; eş zamanlı kaynaklar göze alındığında ortaya çıkan görüşler, çok sayıda geleneksel pozisyounun/görüşün düzeltilmesi gerektiği, bunların İslam Bilimlerinde tartışılması gerektiği ortaya çıkıyor. Başlangıcın tarihi şartlarının göz önüne alınması, dogmaların gevşemesi ve moderne doğru atılması gereken bir adım anlamında, Histiyanlığa etkisinde görüldüğü gibi, gerekli bir şans kapısı açabilir.
__________________________________________________ __________________________________________________ _________

Bir müslüman yalan söylemezse, rahat edemez. Bu bir doğa kanunudur, hiç şaşmaz.
Bak: İslam'ın birinci şartı olan Kelime-i Şehadet = Yalancı şahitlik.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:44 .