Sevgili preach,
İslamoğlu'nun yazısını okurken seninle aynı duyguları ve düşünceleri paylaştım. "sözün bittiği yerdeyim..."
Son zamanlarda okuduğum en kadını aşağılayan yazıydı bu. Yazar kaş yapmaya mı çalışmış, yoksa direk göze mi dalmış belli değil. Ama suratı dağıttığı kesin.
Yazının maksadı belli. Kadını eve kapatıp kocasının kölesi, çocukların bakıcısı, evin hizmetçisi, gecelerin de ...
edit yapmak.
Eğitim almamış, dünya görüşü oluşmamış, sosyal hayatı (kendisiyle aynı seviyede kültür ve eğitime sahip, yani birbirlerinden alıp verecekleri hiçbirşey olmayan) kadınların katıldıkları sohbetler ve ev gezmelerinden ibaret kadınlara verilen annelik görevi söz konusu. Çocuğuna dini ve ahlaki! eğitimden başka birşey verme yetisi bulunmayan kadınları bu dar dünyaya çerçevelemek midir asıl amaç? Öyle görünüyor.
Bu kadınlar ancak kendileri gibi ve kendileri kadar dünyaya at gözlüğüyle (annesinden öğrendiği kadarıyla) bakan fertler yetiştirebilir ancak.
Bakın İsam ülkelerinde tam da İslamoğlu'nun tarif ettiği tip ve nitelikteki kadınların yetiştirdiği erkeklere.
İslam, çocukları ananın kucağına atıp babalığı karın doyurmak ve giydirmekten ibaret kılan, çocuğun yetişmesinde anneyle ortak bir sorumluluk almaya korkan erkeklerin üretim merkezi.
İslamoğlu, kendi katı erkek bakışıyla kadını ancak bu kadar aşağılayabilirdi. Kadınlığın ne olduğu hakkında fikri olmayanların nerede susmaları gerektiğini tez vakitte öğrenmeleri ümidiyle.
Hele o otobüslerin sıkış tepiş durumlarında kadınların duyduğu rahatsızlığı dile getirmesi tam bir komedi. Sanki kadınları rahatsız edenler kendi hemcinsi değil, sanki suçlu kadın, sanki erkekler sütten çıkma ak kaşık, sanki kadınları rahatsız edenler mars vatandaşı...

Tıpkı kur'an'ın yaptığı gibi. Erkeklere kısıtlama getireceğine kadınları suçlayan bir ifade.
Yahu kabul etmek o kadar zor mu, kadın ve erkek aynı dünyanın birbirini tamamlayan birbirine muhtaç iki cinsi. Birini yok ederseniz/hapsederseniz öteki nasıl gelişebilir/özgür olabilir ki? (Atatürkün benzer bir sözü vardı galiba.)