Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Çalışma Alanı > Video Çalışmaları

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 07-02-2009, 13:08
Cem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Cem Cem isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 23 Sep 2004
Mesajlar: 2.478

Başarı Ödülü Başarı Ödülü Başarı Ödülü Onur Üyeliği 

Standart Final Bölümü Metnini Tartışalım

UMVB metninin Final kısmını başlıbaşına tartışmakta fayda var. Tüm metin 60 sayfaya yakın tuttuğu için üşenip okumayanlar olabilir. Bunun için 3-4 sayfalık Final bölümünü buraya aktaracağım.

Tartışmamız gereken şu: Museviliği, Hıristiyanlığı ve İslami önceki bölümlerde ele aldık, yanlışlarını, çelişkilerini, kökenlerini ortaya döktük. Peki final bölümünde nasıl bir sonuca varacağız?

"Bunlar işte böyleler allah belalarını versin!" mi diyeceğiz?

Sonuç olarak vermek istediğimiz mesaj nedir?

İnsanlar dinleri neden arar? Dinlerin boşalttığı manevi alanı insanlar neyle doldurmalıdır? Dinler tek başına tüm kötülüklerin kaynağı mıdır? Dinlere karşı olmamızın temel sebepleri nelerdir? Bu ve bunlara benzer soruları ve yanıtlarını kısa ve öz olarak irdelemeye çalıştım.

Görüşlerinizi bekliyorum:

FİNAL


SEMAVİ DİNLERİN ÖZET DEĞERLENDİRMESİ


Orta doğu bölgesinin birbirine yakın yerlerinde doğan semavi dinlerin (orta doğu haritası) dinsel modelleri de içinde doğdukları tarihsel dönemlerin toplumsal yapılanma modeline benzemektedir:
(benzerliklerle ilgili aşağıdaki kısım illüstrasyon ile gösterilmeye çalışılacak)
Semavi dinlerdeki tanrı, antik çağ ve orta çağ dönemi toplumlarındaki krallara anımsatmaktadır. Nasıl ki bu eski dönemlerde krallar hüküm sürdüğü halktan mutlak itaat istiyorsa semavi dinlerin tanrıları da mutlak itaat ister. Hatta nasıl ki hükümdarın hükümdarlığını kabul etmemek, isyan etmek, eski çağlarda işkenceyle, idamla cezalandırılan bir davranış ise tüm semavi dinlerin kitaplarına göre kafirlik de benzeri bir suçtur ve cehennem ateşinde sonsuza dek yanmak gibi bir işkenceyle karşılık görecektir.
Kralların elçileri olduğu gibi semavi dinlerin tanrısının da elçisi vardır: Peygamberler.
Kralların çeşitli işlerini gören yardımcıları semavi kitaplarda melekler olarak karşılık bulmuşlardır. Melekler aynı zamanda eski Yunan gibi çok tanrılı dinlerdeki tanrıların güçlerinin azaltılmış versiyonları olarak semavi dinlerde vücut bulmuşlardır.
Kralların yayınladıkları yasalar ve fermanlar dinde kutsal kitap olarak karşılık bulmuştur.
Eski çağlarda toplumun ve bireyin geleceği nasıl ki kralın kararlarına bağlıysa semavi dinlerde de insanoğlunun geleceği Allah’ın kontrolü altındadır ve o ne isterse o olur.
Tüm bunlar göstermektedir ki semavi dinler ortaya çıktıkları dönemin toplumsal yaşam biçimine paralel bir dinsel karakterler modeli sunmuşlardır. Çünkü kaynakları semavi değil dünyevidir.


Semavi din anlayışlarının dünya üzerinde yaygınlaşıp oturmasıyla birlikte dünyanın önemli bir bölümü büyük bir karanlığa girmiştir. Bu durum Hıristiyanlıkta, 325 yılında yapılan İznik Konseyi'nden sonra (İznik konseyini canlandıran resim), İslam'da ise özellikle 12. yy.dan itibaren Gazali anlayışının İslam toplumlarında kök salmasından sonra belirginleşmiştir. Yahudilikte ise, 2500 yıl kadar bir süre devlet kuramamaları nedeniyle bu durum belirginleşmemişse de günümüzde Filistinlilere uyguladıkları zulüm ve katliamlar bize fikir vermektedir.


Tüm bunların en önemli nedenlerinden biri, sürekli değişen dünyaya rağmen semavi dinlerin ayetlerinin, kurallarının, değişmez niteliğidir. Antik çağın ve orta çağın toplumsal düzenine uygun olarak yazılan semavi kitaplar, insanoğlunun bilimde, sanatta, hukukta ve ekonomik üretim tarzında gerçekleştirdiği önemli değişikliklere uygun ihtiyaçları karşılayamamaktadır. Bu sorunu ortadan kaldırma gayretiyle kimi modern dindar yazarlar ayetlerin yorumunu başka bir deyimle tefsirini esneterek modern dünyanın değer yargılarıyla uyumlu hale getirmeye çalışmaktadırlar. Örneğin Tevrat'ta Yahudilerin seçilmiş kavim olarak üstün tutulması modern Yahudi yorumcularca Yahudilerin diğer dinlilere göre daha fazla sorumluluk altında kalması olarak yorumlanmaktadır. Pek çok İslami yazar, cihat koşullarının günümüz dünyasında bulunmadığını ve gayrı-müslimlere karşı cihat savaşının artık yapılmaması gerektiğini ifade eder. Geleneksel olarak İslam dünyasında bin yıldan fazla süredir doğru kabul edilen bazı Kütüb-i Sitte hadisleri (Kütüb-i Sitte kapağının fotoğrafı) bile az sayıda da olsa günümüzün bazı İslamcı yazarları tarafından dini korumak amacıyla uydurma olarak kabul edilmeye başlanmıştır. Bunlar kuşkusuz olumlu gelişmeler olmakla birlikte dinsel sistemin daha az zararlar yaratarak süre gitmesine yönelik değişikliklerdir.


İnsanoğlunun ölümlülüğünün bilincinde bir varlık olması halen çok sayıda insanın benliğini esir alarak doğaüstü güçlere kendisini teslim etmesine yol açmaktadır. Semavi dinlerin şu ana kadar sıraladığımız çelişkilerine, yanlışlıklarına rağmen halen dünyada çok sayıda inanırının bulunmasının en önemli nedenlerinden biri de budur. “Ya varsa” korkusuyla inanıp-inanmama meselesi bilinçli veya bilinçaltı olarak ticari bir kar-zarar hesabına dökülmektedir.


Çağdaş dünyamızın elde ettiği gelişmeler, henüz çözemediği ciddi problemlerine rağmen, semavi dinlerin anlayışlarının çok daha ilerisindedir ve bu nedenle ayetlerin yorumlarında esnetmeler yaparak yakalanacak gibi değildir. Örneğin sosyal bilimlerde ve psikolojide elde edilen ilerlemeler (freud, eric fromm, marx'ın fotoğrafları) sayesinde bir bireyin suç işlemesinde toplumsal koşulların önemi ortaya çıkmış ve buna bağlı olarak örneğin idam cezası günümüzün pek çok ülkesinde kaldırılmıştır. Oysa semavi dinlerde suç, salt bireyin iradesine indirgenerek yorumlandığı için suçun oluşumunda toplumsal koşulların rolü yeterli düzeyde görülemiyor ve cezalar günümüze göre daha ağır oluyordu. Örneğin cinayet genellikle idam cezasıyla (idam öncesi mahkum resmi) karşılık görürdü. Hatta tüm semavi dinlerin kitaplarına göre “tanrı” kendisine inanmayanları cehennem ateşinde yakarak işkence edecek şekilde bir cezayı uygun görmüştür (cehennem tasviri resmi).


Günümüzün Evrensel İnsan Hakları değerlerine göre ise işkence bir insanlık suçudur. Bir suç ne olursa olsun cezası işkence değildir. Evrensel İnsan Hakları kurallarına göre (insan hakları mahkemesinden fotoğraflar) yaşam her insanın hakkıdır ve elinden alınamaz. Bu kuralların tam olarak uygulanmasında günümüzde halen önemli sorunlar yaşanmaktaysa da insanlığın sürecinin bu yönde gelişme içinde olduğunu tespit etmek önemlidir. Oysa semavi dinlerin kitaplarındaki tanrı, cehennemdeki işkenceyi (cehennem tasviri resmi) suçlu bulduğu insanlara müstahak görmekte ve bu bakımdan da günümüz insani değerlerinin gerisine düşmektedir.


Semavi dinli dindarlar günümüzde bilimin önemini artık kavramış görünseler de kitaplarında yer alan yaratılış iddiası ile uyumlu olmadığı için evrim teorisine saldırmaktadırlar. Amerika’dan Protestan kiliselerinin, Türkiye’den ise Adnan Oktar’ın çok büyük bütçeler ayırarak hücum ettiği evrim teorisi her şeye rağmen pek çok bilim insanının (R. Dawkins, J. Joyne, Ken Miller'ın fotoğrafları kullanılabilir) karşı duruşuyla bilimsel itibarını korumaya devam etmektedir.


Problemin bir diğer boyutu, kaderine razı, hayata teslim olmuş dindar bireylerin aktif çoğunluğu oluşturduğu toplumlarda toplumu kontrol eden sınıf ve zümrelerin sömürü sistemi daha rahat sürebilmekte, insanlar refah ve mutluluk umutlarını öbür dünyaya havale etmektedirler. 70 yıllık ömür için “sonsuz hayatı” kaybetmeme fikri birincil etkinlik alanı olarak ibadeti ön plana çıkarmakta, yaşadığımız dünyaya ise boş verilmemekle birlikte ikinci planda yer kalmaktadır. Bu durum, ekonomik ve sosyal sömürüden kazançlı çıkanların işine yaramakta, bu nedenle dinsel inançların gelişimi teşvik edilmekte, kutsaliyet zırhı ile de korunmaya çalışılmaktadır .


Şu tespit çok önemlidir ki, Protestanlığın çıkışını hariç tutarsak gerek Hıristiyan dünyasının orta çağ karanlığından kurtulmasında gerek İslam toplumlarının orta çağ şeriat anlayışından yavaş yavaş sıyrılmaya başlamasında bu dinlerin cemaatlerinin iç dinamiklerinin, kendini sorgulayarak geliştirme ve değiştirme isteğinin değil, aydınlanmadan (Voltaire, Galileo resimleri) ve laiklikten yana güçlerin aşağıdan yukarı baskılarının veya hakim duruma gelmelerinin (Atatürk fotoğrafı) etkisi başattır.
Aydınlanma hareketi ve laiklik sayesinde bilimde, sanatta, demokraside ve hukukta son birkaç yüzyıldır çok önemli gelişmeler gösteren dünyamızda dinler siyasal egemenlik alanlarını git gide terk etmek zorunda kalarak bireyin vicdanı düzeyine geri çekilme durumundadır. Bu durum İslam dünyasında kısmen görülmekte Avrupa toplumlarında ise çoktan tamamlanmış bir süreç olarak görünmektedir.
Bununla birlikte dinler toplumda halen beslenme alanları bulabilmekte ve varlıklarını sürdürebilmektedirler (kilise, sinagog, cami fotoğrafları). Bunun en önemli nedenlerinden biri batıda aydınlanma hareketi ile başlayan, bilimsel-teknolojik, hukuksal, demokratik ve kültürel çok önemli gelişmelere rağmen toplumda fırsat eşitliğinin halen sağlanamamış olması, gelir dağılımındaki dengesizlik, özgürleşen bireylerin elde ettikleri özgürlükle ne yapacağını bilememesi, dinin boşalttığı alanı yeni değerlerle doldurma zorluğu ve bireyin yalnızlığa itilmesidir. Bunun doğrudan sorumlusu ne aydınlanma, ne laiklik, ne bilimsel-teknolojik devrim ne de demokrasidir. Güçlü olanın güçsüzü rekabet adına sildiği, insanların parası kadar saygınlık ve mevki sahibi olabildiği, kar uğruna doğanın tahrip edildiği acımasız kapitalist düzen, bireylerde dış dünyaya karşı güvensizlik duygusu uyandırmakta, onları içe döndürebilmekte ve güven duygusunu dinde arama eğilimini güçlendirmektedir. Kapitalizmin söz konusu olumsuzlukları batı toplumunda sosyal devlet ilkeleri ışığında kısmen aşılabilmişse de (modern batı avrupadan fotoğraf veya çok kısa video) kişilerin tüketim toplumunun birer nesnesi olma, kadının meta aracı olması gibi sorunlar halen ciddi sorunlar olarak varlıklarını sürdürmektedirler. Kapitalizmin aşılması sorunu yaklaşık yüz elli yıldan beri insanoğlunun önünde çözülememiş bir sorun olarak süregelmektedir. 20. yy.daki çeşitli köklü çözüm denemeleri iyi sonuç vermemiş olsa da (Lenin ve Mao fotoğrafları) bu durum kapitalizmi aklamaya yetmemektedir. Günümüzde halen pek çok toplumsal ve bireysel sorunun kaynağında rant ekonomisine dayalı sistem görünmektedir.
Burada bizim için önemli olan nokta bu sorunları geriye yönelik çözüm reçeteleri ile değil ileriye yönelik çözüm reçeteleriyle çözmeye çalışmaktır.


İleriye yönelik çözüm reçeteleri üretebilmek için bize yol gösterici olan ne olacaktır?


Kutsal olduğu iddia edilen kitapların yol göstermediği yolculukta insanoğluna doğruyu ve yanlışı kim veya ne gösterecek, yaşama anlam veren ne olacaktır?


Anlamı olmayan bir evrende anlam arayışında olan insan sorunsalı, Jean Paul Sartre, Albert Camus gibi 20. yy. düşünürlerini (her ikisinin de fotoğrafı) çok meşgul etmiştir. Tanrının anlam vermediği bir evrende insanoğlu yaşamın anlamını kendisi yaratmak, kendisi bulmak zorunda kabul edilmiştir.


"Bir köşesinde meleklerin olduğuna inanmadan da, bir bahçenin güzel olduğunu görmek yeterli değil midir?" (R. Dawkins'in Tanrı Yanılgısı adlı kitabının girişinde "Douglas Adams'ın anısına" sayfasından alıntıdır)


Tanrının insanı koruyup kollamadığı bu evrende insanlar birbirini koruyup kollamak zorunda görünüyor. Bu zor görevi başararak dünyayı daha iyiye, daha güzele götürmek ancak salt seküler bir anlayış ile mümkün olabilir.


Dinsel inançların, ırkçılığın, milliyetçiliğin, sosyal sınıfların bölmediği bir insanlık ideali insanlığın tek kurtuluş yoludur.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 08-02-2009, 22:19
Güçistenci Güçistenci isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 12 Oct 2008
Bulunduğu yer: Arş / Allah'ın Katı'nda
Mesajlar: 331
Standart

(İznik konseyini canlandıran resim),
(idam öncesi mahkum resmi)
(R. Dawkins, J. Joyne, Ken Miller'ın fotoğrafları kullanılabilir)
(Atatürk fotoğrafı)
(kilise, sinagog, cami fotoğrafları)

Şu resimleri kısa kısa videolar yapsanız daha iyi olmaz mı?
R. Dawkins'in fotoları yerine bir konuşmasındaki bir kaç saniyeyi, Atatürk fotosu yerine bir kaç saniyelik Atatürk videosu, kilise sinegog resmi yerine bir kaç kişinin kilisede camide yaptıkları ayinlerin videosu falan... olmalı bence. Bunlar video yu bir level daha yukarı taşır. 2 senelik emeğe değsin.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 08-02-2009, 23:28
Cem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Cem Cem isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 23 Sep 2004
Mesajlar: 2.478

Başarı Ödülü Başarı Ödülü Başarı Ödülü Onur Üyeliği 

Standart

Belirttiğim görsel öğeler henüz bir ön çalışma.

Şu an ki evrede metni netleştirmeye çalışıyoruz. Metin netleşince o metne uygun görsel öğeleri arama-oluşturma evresine geçeceğiz. O evreye geldiğimizde metnin her bir parçasını teker teker ele alıp o kısma nasıl bir görüntü koyabilirizi tartışacağız.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 10-02-2009, 23:57
imhotep - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
imhotep imhotep isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Dec 2007
Mesajlar: 1.257
Standart

Vurucu ifadeler yok bu metinde. Çok düz bir metin olmuş. Video için bu üslup doğru olmaz diye düşünüyorum. Ayrıca çok da uzun olmuş gibime geldi. Gereksiz ayrıntılara girilmiş.

Saygılar
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 11-02-2009, 08:58
Cem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Cem Cem isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 23 Sep 2004
Mesajlar: 2.478

Başarı Ödülü Başarı Ödülü Başarı Ödülü Onur Üyeliği 

Standart

Metin hakkında biraz daha somut belirlemeler yaparsak, geliştirilmesi yönünde daha faydalı olabilir.

Mesela, vurucu ifade olarak ne veya neler söylenebilirdi imhotep?
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 12-02-2009, 13:42
placebo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
placebo placebo isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 27 Dec 2007
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1.924
Standart

Dinlerin ve tanrı kavramının neden ortaya çıktığına bu bölümde rastlamadım.Neden insan doğada yaşayan bir hayvanken,iki ayağının üzerine kalktığında bir din arayışında??..Belki final bölümünde değilde,diğer içeriklerde bu konuya temas edilmiştir..Tam metni okumadığım için bilmiyorum..Mesela totemlerden günümüze kadar olan din macerasına değinildi mi içeriksel metinlerde??

Bir de imhotepin dediği gibi finalde olması gereken vurucu ifadeler yok..Belki de bu,bir belgeselin nasıl olması gerektiğine bakış açılarımızın farklılığından dolayı olabilir..Klasik ve durağan sürgütlikte bir dili var..Ben daha ilginç bir şeyler bekliyordum açıkçası..En önemlisi bu bir din eleştirisi belgeseliyse daha ikna edici olmalı..Fikirleri derinden etkileyebilecek cümle kalıpları ile final bölümüne yakışır sarsıcı bir bitiriş..Tabii bunlar görüntülerle birleşince nasıl bir şey ortaya çıkar onu söylemekte şimdiden çok güç..Belki o zaman eksiklerimizi daha net görebiliriz..

Belki de metnin tamamını okumadan bir tek final bölümüne bakıp karar vermemiz yanlış.Giriş gelişme bölümleri çok dolu ve etkileyici olabilir..

Sevgiler..
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 12-02-2009, 17:01
thunderpoint - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
thunderpoint thunderpoint isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 03 Jul 2007
Mesajlar: 2.842
Standart

Bence finali tartışmak için erken; bu çok doğru olmayacak.. Ana metindeki değişiklikler tamamlandığında finale bakış açımız daha da gelişecektir.. Ben de tüm arkadaşların yorumlarında belirttiği eksiklikleri hissettim.. Bunlar giderildiği zaman finalde ne yapacağımıza karar vermemiz daha olumlu olur diyorum..

Düşünebildiklerinin hepsini düşünülebileceklerin tamamı zannetme!
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 12-02-2009, 18:29
Cem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Cem Cem isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 23 Sep 2004
Mesajlar: 2.478

Başarı Ödülü Başarı Ödülü Başarı Ödülü Onur Üyeliği 

Standart

Mesela totemlerden günümüze kadar olan din macerasına değinildi mi içeriksel metinlerde??
Sayın Placebo, bu metinde semavi dinlerin üçünü de bir bütünlük içinde ele almaya çalıştım. Ancak semavi dinlerin öncesindeki süreci ele almadım. Sadece museviliğin kökeni konusunda Sümerlere uzanca değindim. Ondan da daha öncesini ele almak metni ve dolayısıyla videoyu çok fazla uzatacaktır. Kaldı ki belge şu haliyle bile uzun bulunuyor. Belki başka bir proje olarak gündeme gelebilir söylediğniz ama başka ciddi bir sorun daha var: O kadar eski dönemleri video belgeselde nasıl ele alacağız, ne kadar görsel malzeme toplayabiliriz Sümerlerden öncesi ile ilgili?

Bilinen en eski yazı Sümerlere ait olduğu için o döneme ait inançları, hukuk kurallarını, dinsel inanışları bir ölçüde öğrenebiliyoruz ama yazının icadından önceki toplumlar için malzememiz sanırım çok az. Gene de araştırmaya değer tabi.

Bu belgeselde semavi dinleri ele aldım. Ele aldım derken belgeselin kısa giriş bölümü ve final bölümü hariç nerdeyse tamamı Turan Dursun, Arif Tekin, İlhan Arsel, M. İlmiyye Çığ ve sitemizden sargon, pante ve exclusive'nin bazı yazılarınının bir derlemesi oldu. Her birinin önemli gördüğüm ve birbirini tamamladığını düşündüğüm yazılarını aktardım.

vurucu ifadeler yok
Bunu belirten ikinci kişi olduğunuz için sanırım üzerinde düşünmem gerekiyor. Siz de imhotep gibi vurucu ifadeler konusunda istediğiniz somut örnekleri vermemişsiniz.. Mesela ne gibi vurucu ifadeler görmek isterdiniz?

Eğer vurucu ifadeleri 3 semavi din hakkındaki tespitler konusunda bekliyorduysanız metnin final bölümünü değil gelişme bölümünü okumanız gerekiyor. Yok eğer 3 semavi dinin ortak yanları ile ilgili ve günümüz için anlamı ile ilgili ifadeleri kasdediyorsanız final bölümdeki anlatıların özetlerini buraya aktarıp başka ne eklemeli veya bunlardan neyi çıkarmalı tartışalım isterseniz:

- 3 semavi dindeki temel dinsel karakterlerin, doğdukları dönemdeki toplumsal modelin benzeri olduğunun vurgusu.

-Semavi dinlerin toplumsal hakimiyet sağlamaları ile Hıristiyan dünyasın da 325 yılından sonra islam dünyasında 12. yy. dan sonra karanlığa gömülme.

-Değişen dünya ile değişmeyen ayetler arasındaki uyumsuzluk.

-Bu uyumsuzluğu giderme çabası olarak modern dindar yazarların tefsirlerde esnetme eğilimi.

-Ölümlülüğün bilince olmanın doğa üstü güçlere karşı inancı teşvik etmesi ve inançta yarar-zarar hesabının güdülmesi.

-Evrim teorisine karşı mücadele eden dünyada iki odak olduğunun vurgusu: Hıristiyan dindarlar ve HY'nin başını çektiği İslami cephe.

-Ahiret hayatını ön plana alan bireylerin hakim olduğu toplumda dünya hayatını ihmal ve bu ihmalden karlı çıkanın sömürü düzeninin sahipleri olduğu.

-Günümüzde modernleşmiş görünen hıristiyan ve islam dünyasının kendi kendilerine değil aydınlanma ve laiklik güçlerinin baskısıyla modernleşme çizgisine çıktıkları.

-"fırsat eşitliğinin halen sağlanamamış olması, gelir dağılımındaki dengesizlik, özgürleşen bireylerin elde ettikleri özgürlükle ne yapacağını bilememesi, dinin boşalttığı alanı yeni değerlerle doldurma zorluğu ve bireyin yalnızlığa itilmesi" sonucu günümüz toplumlarında dindarlığa doğru bir eğilim ki benim gözümde bu çok önemli ve vurucu bir tesbit. Çünü pek çok insan günümüz dünyasındaki dindarlaşmaya anlam veremiyor. kapitalizm bir yandan dinsel değerler yerine parayı yeni değer olarak sunuyor ve dinsel kurumları zayıflatıyorken bu bir yandan da ters tepmeye başlıyor ve yalnızlaşan insanlar modern batıda bile dine yönelebiliyor.

-"Tanrının insanı koruyup kollamadığı bu evrende insanlar birbirini koruyup kollamak zorunda görünüyor." bence bir diğer önemli belirleme bu. Neden derseniz belgeselin çok büyük bir bölümünde dinleri eleştirip durduk peki karşılığında hangi değerleri savunuyoruz? Yoksa hiç bir değerler sistemine bağlı olmayıp günümüzün her türlü değer sistemine saldıran nihilist miyiz?

Dinsel değerlerini de kaybettikten sonra yozlaşan, dejenere olan insanlar mıyız yoksa savunduğumuz ideallerimiz, değer yargılarımız var mı? Tanrının koruyup yol göstermediği dünyada insanların biribirini korumak zorunda olması ifadesi barış ve dayanışma değerlerine verdiğimiz önemi gösteriyor diye düşünüyorum.

-Belgeselin son cümlesi: "Dinsel inançların, ırkçılığın, milliyetçiliğin, sosyal sınıfların bölmediği bir insanlık ideali insanlığın tek kurtuluş yoludur."

Burada belgeselin tamamına yakınında dinlere yönelik olan eleştirilerimizi aşıp dinler üstü ve evrensel anlamda bir insanlık anlayışı ile insanlığın kurtulabileceğini ifade etmeye çalıştım ki bu, dinlerin insanlığın kurtuluşu olamayacağı ve evrensel değerler altında dinsel değerlerin daha alt seviyede kaldığı anlamını da veriyor.

Final bölümünün özetinin özeti de şu: Dinleri eleştiriyoruz çünkü dünyadaki yaşamı bozuyor, hayatı olumsuz etkliyor ve biz diyoruz ki evrende yalnızız (deizmin tanrısı da insanı yalnız bıraktığı için o da bu ifade içinde sayılabilir) ve insan insana muhtaçtır. Bizleri başka koruyan kolllayan yoktur. İnsanoğlu yaşamdaki yolunu kendisi ve toplum ile birlikte bulacaktır. Huzur İslam'da değil bu dünyadadır. Dinler, ırklar, milletler üstü insanlık idealindedir.

Final bölümünü bu çizgide çizdim. Geert Wilder'ın "Fitne"si gibi veya Theo van Gogh'un "Submission"ı gibi nefret propagandası işleyen senaryoların çizgisinden uzak durmaya çalıştım.

Konu Cem tarafından (12-02-2009 Saat 18:43 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 12-02-2009, 19:21
imhotep - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
imhotep imhotep isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Dec 2007
Mesajlar: 1.257
Standart

Benim düşündüğüm Zeitgeist tarzında bir video. Olayların elbet detayına girerek ama çok da uzatmadan, herkesin anlayabileceği ve de sıkılmayacağı aynı zamanda sürükleyecek bir şekilde olması gerekir.

Yukarıdaki final bölümü daha çok gelişme kısmında belirtilecek şeyler diye düşünüyorum.

Çarpıcıdan kastım da şöyle, insanların gördüğü zaman uzun bir süre etkilenebileceği bir şeyler olması lazım. Hem içeril hem üslup olarak. Burada daha çok dedemden nasihatler şeklinde bitmiş. Nasıl bir şey olabilir? Şu anda aklıma gelmiyor. Aklıma gelince paylaşırım.

Saygılar
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 12-02-2009, 19:42
placebo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
placebo placebo isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 27 Dec 2007
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1.924
Standart

Sevgili Cem,ben genel bir kaç ifade ile değinmeyi kastetmiştim ..Dinleri ortaya çıkaran dürtü nedir mesela buna değinmek bence iyi olacaktır..Din totemlerle başlamış insanlıkla evrile evrile 3 semavi din haline gelmiştir gibi yüzeysel bir bilgi bulunmasından söz etmiştim sadece..Belki de bulunuyordur..bunu da bilmiyorum..Ortadan bir yerden alınıp sadece dinlerin anlatımı insanları din nereden doğdu sorusuna götürmez mi??Mesela ben ilk olarak - dinler var ama neden ihtiyaç duyulmuş? -diye düşünmüştüm ve yola buradan çıkmıştım..Yoksa din çeşitleri ,tapınımlarını incelemek tabii ki yararlı..Belki demek istediğimi şimdi daha iyi anlamışsınızdır...

Bence tamamını okumadan bizim bir fikir öne sürmemiz bile yanlış şu durumda..En iyisi okuyalım..

Sevgiler
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:13 .