Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Bilim > Biyoloji

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 12-02-2009, 15:33
imhotep - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
imhotep imhotep isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Dec 2007
Mesajlar: 1.257
Standart İlericilik ve Gericilik Doğuştan mı?

İlericilik ve gericilik doğuştan mı?

Son günlerde ortaya atılan bir iddiaya göre insanların siyasi duruşu büyük ölçüde biyolojisi tarafından belirleniyor. İlk olarak ABD'de filizlenen bu iddia, Amerikan siyasetinin ters kutuplarında yer alan muhafazakâr ve liberal görüşü örnek alıyor. Oysa siyaset bilimi terminolojisinde bu görüşler ifadesini ilericilik ve tutuculuk kavramlarında buluyor. İki zıt uçta yer alan, birbiriyle uyuşmaz gibi görünen siyasi görüşlerin, doğumdan sonra da büyük bir inatla değişime direndiği ileri sürülüyor. Bu iddiayı destekleyen bilimsel kanıtların her geçen gün artması, iddiayı ciddiye almayanları bir kez daha düşünmeye zorluyor.

"Muhafazakâr bir insanı ilerici olması için zorlamak, bu insanı mavi gözlü olması için ikna etmeye benzer. Siyasi görüşleri ikna yoluyla değiştirme konusunda biraz daha düşünmemiz gerekiyor."

İlericilik ve tutuculuk olarak siyasi yelpazenin iki ucunda yer alan siyasi görüşlerin beynimize doğuştan kazınmış olduğunu bilimsel bulgulara dayanarak kanıtlamaya çalışan Teksas'taki Rice Üniversitesi'nden siyaset bilimcisi John Alford iddiasını şu çarpıcı örnekle açıklıyor: "Muhafazakâr bir insanı ilerici olması için zorlamak, bu insanı mavi gözlü olması için ikna etmeye benzer. Siyasi görüşleri ikna yoluyla değiştirme konusunda biraz daha düşünmemiz gerekiyor."

Bu görüşü destekleyen kanıtlar giderek güçleniyor. Örneğin ikizler üzerinde yapılan deneylerde, okullardaki din derslerinden nükleer enerjiye ve eşcinsel haklarına dek pek çok konudaki görüşlerin güçlü bir genetik yanı olduğu görülüyor. Hatta seçim günü oy verme veya vermeme kararının bile genlerle ilişkisi olduğu söyleniyor. Konuyu inceleyen sinir bilimciler, işi bir adım daha ileri götürerek, liberal ve muhafazakârların beyinlerinin farklı çalıştığını ileri sürüyor.

YENİ BİR GÖRÜŞ DEĞİL

Siyasi görüşlerimizin genlerimiz tarafından şekillendirildiği fikri aslında yeni değil. Fakat son yıllarda siyaset bilimcilerinin ilgisini çekme şansını yakalamış. Alford, 2005 yılında davranış genetiği konusunda yirmi yıl boyunca sürdürülen çalışmaları inceleyerek, elde ettiği sonuçları bir bilim dergisinde yayımladı. Bu çalışmalar 30.000 ikizin siyası görüşlerini içeren veri tabanına dayanıyor (American Political Science Review, vol 99, p 153). Alford, tek yumurta ikizlerinin siyasi sorulara verdiği benzer yanıtların, çift yumurta ikizlerine oranla, daha fazla olduğunu keşfetti. Bütün bu sonuçlar Alford'a göre siyasi görüşlerin genlerden etkilendiğini gösteren somut birer kanıttır.

Bu sonuçlar pek çok bilim insanı için şaşırtıcıydı. Çünkü evrimsel değişim, yüzyılları kapsayan çok yavaş bir süreçtir. Oysa siyasi görüşler evrime oranla çok daha hızlı değişim geçirir. Bu durumda insanların, siyasi görüşleriyle ilgili genlerle donanmış olmasının evrim açısından ne gibi bir avantajı olabilir? Berkeley'deki Kaliforniya Üniversitesi'nden psikolog Frank Sulloway , kalıtsallığın siyasi görüşleri etkilediğini kabul etmekle birlikte, ortaya atılan iddiaların "tuhaf" ve "zor kabullenilir" olduğunu itiraf ediyor: "Komünistlerden hoşlanmama geni gibi bir gene sahip olduğumuzu sanmıyorum. Burada önemli olan bazı genlerin kişiliğimizi şekillendirmesi ve bu kişilik özelliklerinin de siyasi görüşlerle bağlantılı olması."

2003 yılında New York Üniversitesi'nden psikolog John Jost ve ekibi, 12 ülkeden 20.000 kişiyi kapsayan 88 araştırmayı kişilik özellikleri ve siyasi eğilimler arasında bir korelasyon olup olmaması açısından inceledi (American Pschologist, vol 61, p 651). Aşırı sağ ile ilişkilendirilen yabancı düşmanlığı gibi bazı özelliklerin açıkça siyasetle bağlantısı olduğu düşünülüyor. Ancak Jost akla gelmeyen başka bağlantıları ortaya çıkartıyor. Örneğin ölüm korkusunu şiddetle yaşayan insanların tutucu görüşlere sahip olma olasılığının dört misli fazla olduğunu ortaya çıkardı. Dogmatik tipler ayrıca daha tutucuyken, yeni deneyimlerden çekinmeyenlerin ise daha ilerici olduğu bulunuyor. Jost'un raporunda bunların yanı sıra muhafazakârların basit ve karmaşık olmayan resimleri, şiirleri ve şarkıları sevdiği belirtiliyor.

KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ İLE SİYASİ GÖRÜŞLER ARASINDAKİ İLİŞKİ

Jost, bu sonuçlardan yola çıkarak varolan kişilik modellerine uygun bir yapıyı ortaya çıkartıyor. Pek çok psikoloğa göre kişilik başlıca beş kategori altında incelenebilir. Bunlar:

° Vicdanlı olma

° Açıklık

° Dışa dönüklük

° Geçimli olma

° Nevrotiklik

Sonuncu özelliğin siyasi eğilimle bir bağlantısının olma olasılığı çok düşük. Oysa vicdanlı olma ölçeği üzerindeki puanlama ile siyasi spektrumun neresinde durduğunuz arasında yakın bir ilişki olduğu görülüyor.

Daha güçlü bir korelasyon, açıklık ve siyasi eğilimler arasında göze çarpıyor. Psikologlar açıklığı yeni düşünceleri kabullenme, belirsizliğe karşı tolerans ve farklı kültürlere ilgi duyma olarak tanımlıyor. Bütün bu özellikler bir araya getirildiğinde, açıklık ölçeğinde yüksek puan alanların ilerici olma olasılığının iki misline yükseldiği görülüyor.

Kişilik üzerindeki genetik etkiler ile farklı kişilik tiplerinin siyasi eğilimlerini birleştirdiğiniz zaman, genetiğin siyasi eğilimleri şekillendirmesi iddiasının pek de yabana atılmaması gerekliliği ortaya çıkıyor. Bu beş kişilik tipi büyük ölçüde kalıtsaldır (Journal of Research in Personality, vol 32, p 431). Çok sayıda araştırma, açıklık puanların yarısının genetik farklılıklarının bir sonucu olduğunu gösteriyor. Sosyallik gibi açıklık ile bağlantısı olan bazı özelliklerin beyindeki nörotransmiter düzeyinden etkilendiği biliniyor. Bu kimyasalların düzeyi de kısmen genler tarafından kontrol ediliyor. Dolayısıyla komünistlerden hoşlanmama gibi bir gen bulunmasa bile, açıklığı etkileyen bir dizi gen siyasi eğilimleri de etkiliyor olabilir.

OY VERME KARARI GENETİK

Araştırmacılar, bu tartışmadaki boşlukları doldurmak için bir sonraki aşamada siyasi görüşleri şekillendiren genleri ve beyin bölgelerini tespit etmek zorunda. Örneğin bugüne kadar kimse tutuculuk veya ilericilik ile ilgili bir gen bulmuş değil. Ancak San Diego'daki Kaliforniya Üniversitesi'nden siyaset bilimcisi James Fowler , seçim günü evde oturup oy vermeme veya oy verme kararının tek genden kaynaklandığını ileri sürüyor.

Oy verme eylemi kaçınılmaz olarak duygusal bir boyut içerir. Seçmenler genel olarak seçtikleri adaya karşı belirli bir ölçüde güven beslerler. Bu da ayrıntılarıyla bilinen 5HTT ve MAOA genlerinin bu eylemde etkin olduğu anlamına geliyor. Bu iki gen serotonin düzeyini kontrol eder. Serotonin güven ve sosyal ilişkilerle ilgili beyin bölgelerini etkiler. Bu gen versiyonlarına sahip olan bireylerin daha sosyal oldukları gözleniyor. Fowler'in varsayımına göre bu kişilerin oy verme olasılığının daha yüksek olması bekleniyor.

Fowler, sonuçları The Journal of Politics isimli dergide yayımlanan araştırmasında bu varsayımının doğruluğunu kanıtlamaya çalışıyor. 2.500 yetişkin ile ilgili verilerden yararlanan Fowler, serotonin düzeyini düzenleme konusunda etkin bir gen olan MAOA genine sahip insanların, etkin olmayan MAOA genine sahip insanlara oranla oy verme olasılığının 1.3 kez daha yüksek olduğunu gösteriyor. 5HTT tek başına böyle bir etki yaratmıyor. Fakat Fowler bu genin çevreyle çok karmaşık bir ilişki içinde bulunduğunu keşfetmiş. Spesifik bir dini gruba bağlı insanların oy verme sıklığının daha yüksek olduğu biliniyor.

Urbana-Champaign'deki Illinois Üniversitesi'nden Ira Carmen başka bir gene dikkat çekiyor. Bu, dopamin düzeyini düzenleyen D4DR geni. Yüksek düzeyde dopaminin obsesif-kompulsif adı verilen rahatsızlığı doğurduğu biliniyor. Carmen, bu nedenle dopaminin dünyaya düzen getirme ihtiyacı ile bağlantılı olduğu düşünüyor. Eğer bu doğru ise, yüksek dopamin düzeyi ile ilişkilendirilen D4DR geninin tutucularda daha fazla bulunma olasılığı yüksek.

BEYİN FAALİYETLERİNDEKİ FARK

Gen üzerinde sürdürülen bu araştırmalar, politik görüşlerin kalıtsallığını kanıtlamak için başvurulan tek yöntem değil. Eğer Jost'un kişilik çalışması doğru ise, tutucular ve ilericiler arasındaki farklılık beyin faaliyetlerinin ölçümlerinde de kendini gösterebilir. Örneğin birbiriyle çelişkili bilgileri işleme görevi beyindeki "Anterior Cingulate Cortex (ACC)" denilen bölgede gerçekleşir. İlericiler çelişkili fikirlere daha açık oldukları için bu bölgedeki faaliyetlerin ilerici ve tutucularda farklı olması da kaçınılmaz.

Geçen eylül ayında New York Üniversitesi'nden sinir bilimci David Amodio bu varsayımını 40 denek üzerinde yürüttüğü araştırmasıyla doğruladı (Nature Neuroscience, vol 10. p 1246). Sonuçta Amodio, alışkanlık oluşumu kontrolü gibi temel beyin mekanizmalarının tutucu beyin ile muhafazakâr beyin arasında fark yarattığını söylüyor.

İDDİAYA YÖNELTİLEN ELEŞTİRİLER

Bu arada siyaset bilimini biyoloji ile ilişkilendirme girişimleri sert eleştirilere de hedef oluyor. Bir kere kişilik çalışmalarının "şişirme" olduğu öne sürülüyor. Bunun nedeni açıklık gibi nitelikle ilgili özelliklerin göz rengi veya boy gibi kesin olan rakamlarla ölçülememesi. Kişiliği ölçmek için psikologlar, söz konusu özellikle ilgili bir dizi soru hazırlarlar. Örneğin açıklık özelliğini ölçmek için "düşünmeden bazı konuların üzerine balıklama atlar mısınız?" gibi bir soru yöneltilebilir. Ancak testlerdeki bazı sorular, aslında siyasi olan konulara da değinebilir. Yabancılara karşı tavır ile ilgili bir soru, doğası gereği siyasi içeriklidir.

North Carolina'daki Duke Üniversitesi'nden siyaset bilimcisi Evan Charney, kişilik çalışmalarına daha genel bir eleştiri yöneltiyor. Diğerlerinin belirttiği gibi, tutucular ile ilgili ortaya çok da sevimli olmayan bir tablo çıkıyor. Tutucular dogmatik, değişiklikten hoşlanmayan kişiler olarak sergilenirken, ilericiler, açık fikirli ve özgür ruhlu kişiler olarak tanıtılıyor. Charney bu konuda şu espriyi yapıyor: "Jost'un tutuculukla penis boyutu arasında negatif bir korelasyon bulmasını beklerdim. İlericilerin çoğunlukta olduğu akademisyenlerin tutuculuğu bir hastalık olarak gösterme eğiliminde olmaları son derece anlaşılabilir."

Sulloway bu son eleştirinin göz ardı edilmesinin zor olduğunu ileri sürüyor. "Tümüyle tarafsız bir tutumla bu konuyu incelemek neredeyse olanaksız. Özellikle kullanılan dilin tüm önyargılardan arınmış olması gerekir. Tutucu akademisyenlerin yürüttüğü çalışmalar da liberallere ilişkin olumsuz öngörüler yer alıyor."

Derleyen: Reyhan Oksay

Kaynak: New Scientist, 2 Şubat 2008 www.msnbc.msn.com www.conservapedia.com www.pbs.org


Cumhuriyet
Bilim Teknik

15.02.2008
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 12-02-2009, 15:52
Ayejj - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ayejj Ayejj isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 21 Apr 2008
Mesajlar: 1.190
Standart

Ülkemizde onca varilmiş çabaya rağmen, bilimsel düşünme alışkanlığının toplumun geneline yayılmamış olması ve buna karşın her türlü mistik düşünceye balıklama atlama tavrının her çağda aktif olması yukardaki araştırmaların doğruluğuna destek gösterilebilir.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 12-02-2009, 17:23
evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
evrensel-insan evrensel-insan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
evrensel-insan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Saygideger arkadaslar;

Insanoglu, dusunce ile dogmaz. Dusunme yetisi ve bunun kullanimi olarak kavramlastirma-dusunmeyi dile dokme- ozelligine sahiptir. Insanoglunun; dusunce olmadan dogumuna, "tabulu rasa" adi verilir.

Genetik olarak ise; aileden veya kalitimsal olarak aldigi ozellikler, dusunceden ziyade kolaylik saglayabilir. Soyleki; diyelim; babasinin matematige yatkisi ve kullanimi yuksek bir cocugun; diger cocuklara nazaran-ki o cocuklarin babasinin veya kalitimsal yapisinin boyle bir ozelligi olmadigini varsayarak-eger matematigin uzerine egilirse, algilamasi daha az cabasiz ve kolay olur. Yani; bir formulu; iki kullanimda ezberleyebilir. Diger cocukta, ayni formulu daha cok kullanimla ezberler.

Fark; matematik konusundaki; beyin olusumunun, bir cocukta, diger cocuga nazaran daha duyarli olmasidir. Unutmamak gerekirki; cocuk eger bu duyarliligi matematik temelinde kullanmazsa; degil, fark; bu duyarliligi olmayan cocuktan bile matematikte geri kalir. KALITIMSAL FARK; BEYIN HUCRELERININ OLUSUMUNDAKI, DUYARLILIK FARKIDIR.

Her cocugun zeka gelistirme kapasitesi vardir. Zekanin hangi konuda ve gelisim duzeyi; bir o konudaki kalitimsal duyarliliga ve cocugun bunu kullanimina baglidir.

HER COCUK HER COCUGUN DUSUNDUGUNU DUSUNEBILIR. TEK FARK; KALITIMIN YANINDA BU KONUDA HARCANAN DUSUNCE URETIMIDIR.

Eger, fiziksel bir beyin ozurlulugu yoksa; hicbir cocuk; dogustan, ne geri zekali ne de ileri zekali olamaz.

Bu sistemin ve duzenin; ayrimcilik kokenini korumasi icin; bu tip; insanoglu arasindaki; bazi farklari kalici kilma cabasinin altinda yatan neden; insanoglunu kontrol altinda tutabilmenin ve kendi cikari temelindeki duzen ve sistemi yurutebilmenin bir kandirmacasidir.

Oyuzden, bilimsel olarak; bu tip, irksal, kalitimsal, gensel ve DNA temelli konulari; dogalliga-degismez yapi- baglamaya ugrasiyorlar.

KIMSE NE GERI ZEKALI, NE DE ILERI ZEKALIDIR. Bir kisinin o da belirli bir konuda cabasi ve ogrenime yonelimi; diger kisiye gore ayni konu temelinde daha az olabilir. Az da olsa; cocuk bu cabayi gostermezse, bir yarari kalmaz. A sahsi; bir siiri; a sayisinda; B sahsida bir siiri b sayisinda okuyarak ezberliyebilir. Ama a ve b sayi cabalari olmasi sarttir.

Zeka, soyut bir kavramdir. Dogustan gelmez. Yasam ve iliskilerden dusuncenin uretimi temelinde ve konular bazinda caba sonucu gelisir ve pratiklesir.

Zekilik ise; kavrama cabuklugudur. her hangibir konuda, pratik zekali olup; bir acilim getirebilme ozelligidir Oyuzden; ZEKANIN GERISI VE ILERISI OLMAZ. CABUK ALGILAMA VE KAVRAMASI, PRATIK ANLAMDA MUMKUNDUR. BU PRATIK CABUKLUKTA; ZEKILIK ANLAMINI TASIR.

Son olarak;dogustan gelen fiziki ozurlulugu bu konuda disarida tuttugumuzu, bir daha hatirliyalim.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 12-02-2009, 17:42
imhotep - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
imhotep imhotep isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Dec 2007
Mesajlar: 1.257
Standart

İlk yazanlardan birinin evrensel olacağını biliyordum
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 12-02-2009, 17:56
evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
evrensel-insan evrensel-insan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
evrensel-insan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Saygideger imhotep;

"icine mi dogdu?", yoksa, altinci his mi? Gerci, telepati de olabilir!

Saygilarimla;
evrensel-insan

Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 12-02-2009, 18:08
Ratiönalism - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ratiönalism Ratiönalism isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 18 Dec 2008
Mesajlar: 299
Standart

Birşey soracağım;

Şimdi K harfiyle başlayan üye,yobazlar,Afrikalılar gerizekalı olmuyor yani Einstein'da ilerizekalı olmuyor

Herkes aynı zekaya sahip olamaz ki ama
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 12-02-2009, 18:16
evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
evrensel-insan evrensel-insan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
evrensel-insan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Saygideger rationalist;

Herkes, ayni zekaya sahiptir. Ayni derecede zekasini kullanmaz, fark pratiklik ve cabukluk farkidir. Bu farkta, bir kisiyi diger kisiye nazaran; zeki yapar. Gerci bu da algi meselesidir. Cunku, bir konudaki pratik zekayi algilayabilmek; ayni pratik cabukluk ve kavramayi becerebilmekle mumkundur. Senin, bir konuda zeki gormedigin bir sahis; baskasina ayni konuda zeki gorunebilir. Cunku, tum bu kavramlar, soyuttur. O yuzden de; kendi icinde degisken ve gorecelidir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 12-02-2009, 21:23
imhotep - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
imhotep imhotep isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Dec 2007
Mesajlar: 1.257
Standart

Yok evrensel biraz felsefi yönü de var konunun da o bakımdan
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 13-02-2009, 01:39
Serdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Serdar Serdar isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 30 Apr 2008
Mesajlar: 648
Standart

Öyle birşeyin genetiksel olduğunu sanmıyorum. Ki zaten genetik kavramı - üç beş şirketin emposizmi dışında - ne idüğü belirsiz, kara kutu gibi birşey. 20. ve 21. yüzyılın en çok yanılgıya düştüğü alan bu. Birçok bilim adamı bunun için savaştı ve bazıları arsızca taşlanıldılar. Türlü hastalıklar, akıl, ruh, kanser, felç, bilmem ne cart curt, hiç araştırılmadan genetiksele bağlanılmaya çalışıldı.(20. yy'nin başlarında bunlar) Bir bakıma toplumsal koşulların insanlara verdiği zararı örtbas etmekten başka birşeye yaramadı bu.

Anlayış giderek çevrenin etkisinden, genetiğin etkisine doğru kaymaya başladı 20. yy'den 21. yy'a giderken.

Günümüzde gelinen sonuç: kanser, akıl, ruh hastalıkları, diğer bedensel hastalıklar, insanın bilmem hayatının kaçınca salisesinde kaç mikrolitre osuracağı, hangi kızla evleneciği herşey genetiğe bağlanıyor.

Yani yapılmak istenen şu: yeni bir tanrı yaratılmaya çalışılıyor: genetik tanrısı. VE herşey ona bağlanıyor, ondan sorumlu tutuluyor. Bu ise canlının gerçek işlevleri hakkında birçok konunun araştırılmasını ve gözönünde bulundurulmasını arka plana itmeye yarıyor.


Yani insanın içindeki tanrının bir kopyası bilimsel alana kaydırılmaya çalışılıyor. Zaten toplum genel olarak bilim-din diye iki kategoriye bölünmüş. Şimdi ise yeni doğmuş bir yavru hangi alana savrulursa savrulsun tanrıların içinde boğulacak.

Bu ise gerçek bilimin gelişmesi için insanlığın önünde bence büyük bir engel. Bilimsel araştırmayı üç-beş tane tekelci şirketin avucunda toplamaya yarıyor giderek.
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 13-02-2009, 01:52
Serdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Serdar Serdar isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 30 Apr 2008
Mesajlar: 648
Standart

Bu tür saçmalıkların avrupada, abdde çıkması beni hiç şaşırtmıyor. Nitekim, tayyibin 10 yıl öncesinden tc'nin başına geçirileceğini bir elit abd dergisi yazmıştı. Tayyip kim? Dinci, tanrıcı bir emperyalist maşası. Nihayetinde bu ülkeyi ve dünyayı din/tanrı karmaşasında boğmak isteyenler, bilimin içine genetik tanrısını sokmak isteyenler aynı güçler: Tekelleşen, sömürgeci dünyanın sözü geçerleri.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:39 .