Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 12-02-2009, 15:44
imhotep - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
imhotep imhotep isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Dec 2007
Mesajlar: 1.257
Standart Aklın inanca ve dogmalara karşı bitmez tükenmez mücadelesi

Aklın inanca ve dogmalara karşı bitmez tükenmez mücadelesi


Akılcı düşünce, köktendincilerin ve sahte bilimcilerin tehdidi altında. Bu durumda akla ve Aydınlanmacı dünya görüşüne sahip insanların yapacağı tek şey kalıyor. O da karşı saldırıya geçerek akılcılığı savunmak. Ancak harekete geçmeden önce, aklı reddedenlerin hangi gerekçelerin ardına sığındıklarını anlamakta fayda var. New Scientist dergisi, “İnsanların Akıldan Nefret Etmelerinin 7 Nedeni” isimli yazı dizisinde aralarında din adamlarının, sanatçıların ve bilim insanlarının olduğu farklı dünya görüşüne sahip insanların akıl konusundaki düşüncelerine yer veriyor:

Aydınlanmacı değerler, akılcılık, özgürlük, demokrasi, çoğulculuk, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve dünyayı doğru anlamak için bilimi esas almaktır. Tarihi bir olgu olarak Aydınlanma hareketi akla güvenmeyi temel alır; sosyal ve politik sorunlarda bilimsel yaklaşımı benimser; bilimi savunur;
ilerlemenin yolunu tıkadığı için dini yaklaşımlara ve her türlü boş inanca karşı çıkar. Adaletsiz sosyal sistemlere karşı sistemli bir mücadele yürütür.

‘KENDİ AKLINI KULLANMA CESARETİNİ GÖSTER’


Yazı dizisinin giriş makalesinde felsefeci A. C. Grayling, kökenleri 18.yüzyıla dayanan “Aydınlanmacı Değerlerin” bugünün insanı için ne anlama geldiğini sorguluyor:

Immanuel Kant 1784 yılında kaleme aldığı “Aydınlanma Nedir” isimli makalesinde bu soruyu şöyle yanıtlıyor:

“Aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır. Bu ergin olmayış durumu ise, insanın kendi aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın kullanamayışıdır. İşte bu ergin olmayışa insan kendi suçu ile düşmüştür; bunun nedenini de aklın kendisinde değil, fakat aklını başkasının kılavuzluğu ve yardımı olmaksızın kullanmak kararlılığını ve yürekliliğini gösteremeyen insanda aramalıdır Sapere Aude! Aklını kendin kullanmak cesaretini göster! Sözü şimdi Aydınlanmanın parolası olmaktadır” (Türkçesi: Nejat Bozkurt-Felsefe Yazıları-1983)

Kant bu satırlarıyla Akılcılığın temellerini atmış oluyordu. 18.yüzyıldaki ilerici düşünceler, zamanının sosyal ve siyasi gerçeklerinin çok ilerisindeydi, fakat öncü düşünürler yepyeni bir dönemin başlamak üzere olduğunun farkındaydı. Amerika ve Fransa’daki devrimler ve Batı tarihinde daha sonraki olaylar onları haklı çıkarttı. Bu arada kuşkusuz Aydınlanma hareketine karşı çıkanlar da oldu ve bu insanlar Aydınlanma’nın her aşamasında kendi ilkelerini korumak için büyük mücadele verdiler.

AYDINLANMA VE AYDINLANMACI DEĞERLER


18.yüzyılın karmaşık, tarihi bir olgusu olarak “Aydınlanma”yı, “Aydınlanmacı değerlerden” ayırt etmek gerekir. Aydınlanmacı değerler akılcılık, özgürlük, demokrasi, çoğulculuk, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve dünyayı doğru anlamak için bilimi esas almaktır.

Kuşkusuz bu değerler 18.yüzyıl düşünürlerinin ortaya attıkları fikirlerden türemiştir. Ancak tarihi koşulların dayattığı değişiklikler bu değerleri de etkisi altına aldı. Örneğin ateizm 18.yüzyılda nefretleri üzerine çeken bir kavramdı. Dolayısıyla bir kişinin, toplum dışına itilmişliği göze almadan kendisinin ateist olduğunu açıklaması imkânsızdı.

Sonuç olarak agnostiklerin ve ateistlerin pek çoğu kendilerini “Deist” olarak nitelendirmeyi tercih ettiler. Deistler dünyanın bir tanrı tarafından yaratıldığına, ancak daha sonra bu tanrının yarattığı dünyayı kendi haline bıraktığına inanıyorlardı.

Ayrıca yine ateist ve agnostikler din ile ilgili eleştirilerini kilisenin eleştirisi ile sınırlı tutuyorlardı.

AKLIN ÜSTÜNLÜĞÜ ŞARTI

Tarihi bir olgu olarak Aydınlanma hareketi akla güvenmeyi temel alır; sosyal ve politik sorunlarda bilimsel yaklaşımı benimser; bilimi savunur; ilerlemenin yolunu tıkadığı için dini yaklaşımlara, dinsel kurumlara ve her türlü boş inanca karşı çıkar.

Aydınlanmacı düşünürler insan haklarını savunur; mutlak monarşiye ve bununla bağlantılı olan adaletsiz sosyal sistemlere karşı sistemli bir mücadele yürütür.

AYDINLANMANIN BAŞLANGIÇ NOKTASI


Aydınlanmanın başlangıç noktasını felsefeci Denis Diderot ve matematikçi Jean le Rond D’Alembert’in birlikte derledikleri “Encyclopedie, ou Dictionnaire raisonne des sciences, des arts et des metiers (Ansiklopedi, veya bilim, sanat ve zanaatin sistematik sözlüğü)” isimli büyük ansiklopedi oluşturur. Birkaç ciltten oluşan bu eser 1751 ve 1772 yılları arasında yayımlandı. Doğa ve sosyal bilimlerde, teknolojide, sanat ve el hünerlerinde ve felsefede önemli buluş ve düşünceleri bir araya getiriyordu.

Bu süreçte ilk önce İngiliz Chambers Cyclopaedia’yı tercüme etmek fikri üzerinde duruldu. John Locke ve Isaac Newton’ın etkisi altındaki ilerici Fransız düşünürleri, Locke’un aydınlanmacı düşüncelerini ve Newton’ın keşiflerini kendi ülkelerine taşımayı amaçlıyorlardı.

Fakat Diderot ve birlikte çalıştığı arkadaşları, Chambers’ı yeterli bulmadılar ve kendi ansiklopedilerini hazırlamaya karar verdiler. Ancak gelenekselciler bu çabalara karşı çıktılar, çünkü ilericilerin yeni bilgi ve yeni düşünce şekillerinin peşinde olmaları gelenekselcileri tahtından edecekti. İlericiler bu şekilde yeni bir sosyal düzen kurabilecekleri gibi, daha özgür bireyler yaratabilecekti. Bu yeni özgür birey, kendisi için düşünebilecek ve düşüncelerini eyleme dökecek cesarete de sahip olacaktı.

AYDINLANMACI DÜŞÜNÜRLERE TEPKİLER


Diderot, “Supplement to Bougainville’s Voyage” isimli eserinde Doğa’nın insanoğluna şöyle seslendiğini yazar: “Sana verdiğim dünyanın sınırları dışında mutluluğu boşu boşuna arama.... Tüm zamanlarda yaşamış insanların tarihini incele....Göreceksin ki biz insanların şu üç yasadan kaçışı yoktur: Doğa yasalarına, toplum yasalarına ve dini yasalara... Ve üçünü de çiğnemek zorunda kalmışız .... çünkü bunlar hiçbir zaman uyum içinde olmamış.”

Aydınlanmacı fikirler, dini kurumların ve devletin kazanılmış çıkarlarını tehlikeye soktu. Ve bilimsel akılcılıktan korkanlar için bir tehdit unsuru oluşturdu. Bu nedenle Aydınlanma hareketine karşı her zaman şiddetli bir tepki söz konusuydu.

Bu fikirleri eleştirenler, son tarihsel olaylarda yaşanan aşırılıkların faturasını Aydınlanmacı düşünürlere kestiler. Fransız Devrimi’nin Terör Devri’nden (Robespierre tarafından kışkırtıldığı sanılan aşırı şiddet dönemi) 20.yüzyılın Nazizm ve Stalinizm’e kadar tüm aşırı uçların suçlusu Aydınlanmacı düşünürlerdi.

Ayrıca inanç, ahlak ve güzellik gibi kavramların da Aydınlanmacılar tarafından alaşağı edildiğini iddia edenler, bu kavramlarla uygarlaşan dünyanın bilimsel akılcılığın kılavuzluğunda aynı ilerlemeyi gösteremeyeceğini düşünüyordu.

Aydınlanmaya karşı harekete geçen aktivistler iki ana koldan saldırıyordu. İlki dini kurumların ve monarşinin geleneksel gücünü savunan gericiler; ikincisi de doğanın, duyguların ve hayal gücünün akıldan daha önemli bir otorite kaynağı olduğunu düşünen romantiklerdi. Romantiklere göre akıl kuru ve sıkıcıydı.

Gericiler, Robespierre’in Aydınlanma konusundaki aşırılıklarına sert eleştiriler yöneltti ve terörü hoş görmekle suçladılar. Gericilerin sözcüsü Edmund Burke, nihai siyasi otoritenin halka ait olduğunu savunan Aydınlanma hareketine şiddetle karşı çıkıyordu. Burke için halk, anarşik bir güruhtan başka bir şey olmadığı gibi, demokrasi de bu güruhun yönetimi anlamına geliyordu.

Romantikler ise Aydınlanma’nın bilime vurgu yapmasını mekanik, hatta deterministik bir yaklaşım olarak değerlendiriyordu. Aklın yerine duyguları koymayı tercih eden Romantikler, gerçeğe giden yolun tutkudan geçtiğini ileri sürerek, spontanlığı ve şansı, soruşturma ve araştırmadan daha üstün gördüklerini ifade ediyorlardı.

Kimse duyguların önemini küçüksememekle birlikte, romantizmin açtığı yolda nasyonalizmin yeşerdiği görüldü. Bu yeni akım, dinin yeniden parlamasına yol açtığı gibi bazı ırkların üstünlüğünü gündeme getirdi.

Nazizm ve Stalinizmin neden olduğu korkunç kıyımlardan sonra, Aydınlanma hareketi bu kez de postmodern düşünürlerin eleştiri oklarına hedef oldu. Postmodern düşünürler Frankfurt Sosyoloji Okulu’nun bir uzantısıydı.

Bunlara göre Aydınlanmacı akılcılık, bürokratik kontrolün baskıcı kavramlarına dönüştü ve bireyin ekonomik güçlerin kölesi haline gelmesine yol açtı. Bu arada bilim, bilimciliği (scientism) besliyordu.

Postmodernistlere göre bilimcilik tüm sorunlara bilimsel bir çözüm öneren bir kurtuluş efsanesiydi. Ayrıca bilimcilikte Aydınlanmacılar dini bir “şer odağı” ve aldatıcı bir kuvvet olarak görerek, yerine aklı geçirmişti.

Bu analizler Aydınlanmanın belli başlı özelliklerini göz ardı ediyordu. Aydınlanmanın göz ardı edilen özelliklerinin başında dini kurumların, devletin ve ideolojinin hâkimiyetine karşı çıkmak ve çoğulculuk ile bireysel özgürlükleri savunmaktı.

Hâkimiyet kuran kurum, herkesin aynı şeye inanmasını talep ediyordu: Nazizmin ve Stalinizmin tiranlarının, Aydınlanmadan nasiplerini almadıklarını söyleyebiliriz.

Aslında Nazizmin kökleri, ırkçılığın romantik kavramlarından besleniyordu. Stalinizm de benzer bir ezici güçtü; 16.yüzyılda Engizisyon’da kullanılan yöntemlere benzer yollarla halkı sindirmeyi başarmıştı.

İnsanlar bugün “Aydınlanmacı Değerler”den bahsetmeye başladıkları zaman, 18. yüzyıldaki versiyonun modernize ve idealize edilmiş şeklini anlıyorlar. Aydınlanmacı değerler bugün,

• Bireysel bağımsızlık

• Demokrasi

• Hukukun üstünlüğü

• Bilim

• Akılcılık

• Laiklik

• Çoğulculuk

• İnsancıl bir ahlak anlayışı

• Eğitimin önemi

• İnsan hakları gibi

kavramları akla getiriyor.

Bunlar içleri boşaltılmış, soyut kavramlar değildir. 300 yıl önce yaşamış olan insanların, yaşamlarını bugün hayatta olanlarla karşılaştırdığınız zaman Aydınlanmanın toplum üzerindeki etkisini net olarak görmek mümkündür ve bu iki tarihsel evre arasındaki olumlu gelişme her türlü övgüyü hak ediyor.


Türkçesi: Reyhan Oksay; Kaynak: New Scientist, 26 Temmuz 2008


Cumhuriyet
Bilim Teknik

15.08.2008
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 12-02-2009, 16:32
karadenizli karadenizli isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 03 Nov 2008
Mesajlar: 1.470
Standart

İmhotep gördüğüm kadarıylla sen sıkı bir cumhuriyet okurusun
Yoksa yazarlarından birimisin deniz som,hikmet çetinkaya,şükran soner hangisi
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 12-02-2009, 18:11
evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
evrensel-insan evrensel-insan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
evrensel-insan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Saygideger imhotep;

Peki; inanci ve dogmalari veren ne? o da akil degil mi?

Saygilarimla;
evrensel-insan

Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 12-02-2009, 19:00
placebo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
placebo placebo isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 27 Dec 2007
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1.924
Standart

evrensel-insan´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Saygideger imhotep;

Peki; inanci ve dogmalari veren ne? o da akil degil mi?

Saygilarimla;
evrensel-insan
Burada ki Tanrı inancını ve dogmaları veren mantıklı bir zihnin ve aklın ürünü değildir..Ölüm korkusunun nevrozu ile panik atak yaşayan bir insanın kendini iyi hissetmek adına yansıtma ve çartpıtma yapan zihninin ürünüdür..Bu açıdan bakıldığında din zaten kendi başına bir nevrozdur..

Bedensel ve fizyolojik olarak insan hayvanlar evrenine bağlıdır.Hayvan davranışları içgüdüsel ve doyum üzerine kuruludur..Hayvan doğayı aşarak evrildiğinde insan doğmuştur..İşte bu noktada insan iki ayak üzerinde durarak kendisini doğadan kurtarmıştır..Ama böylelikle bir evrim sonucunda beyni de gelişmiş ve yaşamın kendisinin farkına varmıştır..Bir yandan doğanın parçası olarak bir yandan akılın ona getirdiği yeni yükle bir hilkat garibesi durumuna düşmüştür..yersiz yurtsuzdur..Artık kendisinin farkına vardığından güçsüzlüğünü ve sınırlılıklarını bilmektedir..Kendi sonunu görebilir:ölüm..Varoluşundaki bu ikilemden hiç bir zaman kurtaramaz kendini..İnsanın evrimi onu ilk yuvasından,yani doğadan koparması ve bir daha oraya asla geriş dönemeyeceği,bir daha asla hayvan olamayacağı gerçeği üzerinden tek yolu vardır..Doğal yuvasından ayrılmak ve dünyayı insancıllaştırarak kendisini de insan kılarak yaratacağı yeni bir yuva kurmak..

Ama ruhsal olarak hiç bir zaman ,anne rahmine geri dönmek ya da ileri gidip insanca yaşama yönelip özgür olmak ,bağımsızlığına kavuşmak ikileminden kendini kurtaramaz..Çünkü ölüm gerçeği onda şok etkisi yaratmıştır..Bu insanın artık hayvanca istekleri olan yemek içmek cinsellik doyumu karşılandıktan sonra ,bazı isteklerini de bastırıp öldürmesi gerektiği bir- vicdana- ihtiyaç duyacaktır...Yapısı gereği durağan değildir ve içindeki çatışmalar onu eskiden doğayla olan uyumu yerine tekrardan topluca yaşama yönelik başka bir uyum sağlamaya yöneltecektir..En önemlisi ortaya bir var oluş sorunu çıkmıştır...İster eski totem -hayvan dinleri,putperestlik gibi ilkel dinler,ister tek tanrılı ve tanrısız dinlere baktığımızda bunların hepsinin insanın aynı varoluş sorununa yanıt arama çabaları olduğunu görürüz..Ayrım yalnızca bulunan çözüm yolunun hangisinin daha iyi ya da daha kötü olmasıdır..Bu açıdan bakıldığında tüm kültürler dindardır ve her nevrozda bir din türüdür..Tüm bu dinler insan olarak doğma sorununu çözme yolunda harcanan çabalardır..


Doğayla arasındaki ilk hayvanlara özgü uyumdan kopmuş olan insan , akıl imgelem gücüne sahip olmuştur ve yalnızlığının,kopmuşluğunun,güçsüzlüğünün,bilgisiz liğinin ve rastgele doğup öldüğünün farkındadır..İçgüdülerinin yönettiği bu eski bağların yerine öteki insanlarla yeni bağlar kuramazsa varolmaya bir an bile dayanamaz...Böyle bir birlik arayışına bir kişiyle,bir toplulukla, bir kurumla veya tanrıyla kavuşur..Dünyayla ,evrenle yeniden bir olma çabası içinde, kendisinden daha büyük bir nesnenin parçası olarak, bireysel varoluşunun kopmuşluğundan kurtulur..Bu özdeşliği sığındığı güçle arasında ki bağlılıkta bulur...

Sevgiler
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 12-02-2009, 19:13
evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
evrensel-insan evrensel-insan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
evrensel-insan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Saygideger placebo;

Zihin; geri plandaki; aklin dile getirmesine yon veren ve onun neyi nasil dile getirmesini saglayan bir olgudur. Aklin dile getirdigi davranis olarak yansir. Zihnin, o aklin dile getirdigini; neden ve nasil ne amacla v.s. dile getirdigi ise yansimaz. Cogu zaman bu dile getiris; o kadar otomatiklesirki; dile getiren bile, neyi, neden ve nasil dile getirdigini soruldugunda izah edemeyebilir.

Ornek verirsek; ben "birsey boyledir" dedigimde; sadece yansiyandir. O SEYE, NEDEN "OYLEDIR" DEDIGIMIN VE NE AMACLA DEDIGIMIN IZAHI ISE GERI PLANDADIR. Genelde; karsilikli iletisimde; bu geri planda olan-ki bu dilin noktasal ve noktalama yapisindan ve gozden ziyade, kulaga hitap etmesinden kaynaklanir-genelde ne ileten, ne de iletiyi alan tarafindan ortaya cikmaz.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 12-02-2009, 19:18
placebo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
placebo placebo isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 27 Dec 2007
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1.924
Standart

evrensel-insan´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Saygideger placebo;

Zihin; geri plandaki; aklin dile getirmesine yon veren ve onun neyi nasil dile getirmesini saglayan bir olgudur. Aklin dile getirdigi davranis olarak yansir. Zihnin, o aklin dile getirdigini; neden ve nasil ne amacla v.s. dile getirdigi ise yansimaz. Cogu zaman bu dile getiris; o kadar otomatiklesirki; dile getiren bile, neyi, neden ve nasil dile getirdigini soruldugunda izah edemeyebilir.

Ornek verirsek; ben "birsey boyledir" dedigimde; sadece yansiyandir. O SEYE, NEDEN "OYLEDIR" DEDIGIMIN VE NE AMACLA DEDIGIMIN IZAHI ISE GERI PLANDADIR. Genelde; karsilikli iletisimde; bu geri planda olan-ki bu dilin noktasal ve noktalama yapisindan ve gozden ziyade, kulaga hitap etmesinden kaynaklanir-genelde ne ileten, ne de iletiyi alan tarafindan ortaya cikmaz.

Saygilarimla;
evrensel-insan
Koskoca yazıdan şimdi bununla anlatmak istediğiniz nedir ki?Anlayamadım..Tanrı ve dogmanın akıldan çıktığı değil mi??Bende bu sağlıksız bir aklın ürünüdür diyorum..Anlatmak istediğim bir kelimeye takılıp kavram tarifi vermek değil..Bir gerçekliği anlatabilmek..

Sevgiler
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 12-02-2009, 20:01
evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
evrensel-insan evrensel-insan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
evrensel-insan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Saygideger placebo;

Zannedersem, Turkcemiz, bu konuda biraz kisir. Cunku, ingilizce deki, "mind" kelimesi; insanoglu soyutunun ortak bir kelimesidir. Turkce de ise, maalesef boyle ortak bir kelimemiz yok.

Akil, zihin, us, an, zeka, dusunce v.s., hepsi; beynin kavram ureten olgularidir. Ben o yuzden, akli mind gibi ortak bir kelime olarak kullanmistim.

Ikinci yazimda da, aklin zihin ile farkini izah etmek durumunda hissettim, kendimi; hepsi bu. Cunku, sonucta bu o ortak kavramin urunudur. Saglikli olup, olmadigida; bir algi ve degerlendirme konusudur. Sonucta, gercekler GERCEKLEYEN ICIN VARDIR. Gercek; kavrami; neyi gerceklestiriyorsa; o gerceklestirilen acisindan gercektir. Bilhassa soyut gercekler; goreceli ve degiskendir. Birinin gercekledigini; baskasi gercekleyemeyebilir. Gercekler, hem insanoglunun algisindan bagimsiz olarak; hemde insanoglunun bir yaratimi olarak, vardir. Bu ikisinin farkini gorebilmek ise; bir bakis acisi konusudur.

Dolayisiyle; tanri ve tum soyutlar, beynin soyut ozellige sahip kavramlarinin, dusunce olarak, dile getirilisi ve bir "gercekle" ozdeslestirilisidir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 13-02-2009, 00:26
placebo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
placebo placebo isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 27 Dec 2007
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1.924
Standart

Sevgili Evrensel insan ..Şimdi size dediklerinizi çok iyi anladım desem yalan olacak..Yarısını anladım ,yarısını anlamadım gerçekten.
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 13-02-2009, 01:26
evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
evrensel-insan evrensel-insan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
evrensel-insan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Saygideger placebo;

"Anlamadim" olarak degerlendirdigin yerleri belirtir ve kisaca; neresini ve neden anlamadigini da izah edersen; bende belki; senin yonlendirmenle; senin anlama temelinde aciklama yapabilirim.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 13-02-2009, 01:31
evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
evrensel-insan evrensel-insan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
evrensel-insan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Saygideger karadenizli;

Imhotep, o saydiklarindan biri olsa; oturur, kendi yazisini yazar ve kendi dusuncelerini dile getirir. Neden alinti yapsin ki, o zaman!

Saygilarimla;
evrensel-insan

Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:08 .