
16-02-2009, 18:06
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 04 Feb 2009
Mesajlar: 26
|
|
Ateist Richard Dawkins'e Cevaplar!
Richard Dawkins`in "Tanrı Yanılgısı" kitabına
www.kurandaceliskiyoktur.com dan önemli bir cevap
Dünyanın en ünlü ateisti kim diye sorulsa herhalde ilk akla gelen isim "Richard Dawkins" olacaktır. Oxford Üniversitesi`nde Zooloji profersörü olan Richard Dawkins, hayatını ateizmi kanıtlamaya adamış ender bilim adamlarından biri.
Etkili olduğunu da söylemeliyim.
Çünkü Türkiye`de ve dünyada ateistlerin temel argümanlarının neredeyse tamamı Richard Dawkins`in kitaplarına dayandırılıyor.
Dawkins, geçtiğimiz aylarda yayınlanan "God Delusion" (Tanrı Yanılgısı) kitabı Türkiye`de ve dünyada büyük ses getirdi.
Bu kitaba kendi sütunumdan bir cevap vermeyi düşünüyordum. Geçtiğimiz günlerde Yük. Makine Mühendisi Bülent Tatlıcan tarafından kaleme alınmış bir makaleyi okuduğumda, böyle bir yazı yazmak yerine bu makaleyi kendi sütunumda yayınlamayı uygun gördüm. Kuran ve bilim konularındaki makalelerini www.kurandaceliskiyoktur.com internet sitesinde değerlendiren Yazar Bülent Tatlıcan`ın çalışmaları önemli bir boşluğu dolduruyor. Kur`an`ın Allah sözü olduğu konusunda geniş bir arşive sahip olan bu site, başta Kur`an`a iman olmak üzere islamın inanç esasları hakkında vesveseye kapılan insanların sorularına yine Kur`an`dan cevaplar veriyor. Site hakkında bu kısa açıklamadan sonra yazar Bülent Tatlıcan tarafından kaleme alınmış makaleyi alıntılıyorum:
RİCHARD DAWKİNS`İN YANILTMASI
Richard Dawkins`in son kitabına koyduğu isim "Tanrı Yanılgısı" ( The God Delusion) oldu. Çıkar çıkmaz en çok satan kitaplar listesinde yer aldı. Yurt dışında olduğu gibi bu kitap ülkemizde de bir çok baskı yaptı. Dinlere
Daha önceki kitaplarında ağırlıklı olarak Evrim Teorisi`nin savunmasını seçen yazar, bu defa dinleri eleştirmeyi seçmiş.. Bunu yaparken somut deliller yerine, kelime oyunları ve aldatmalar ile okuyucu yanıltmaya çalışmış.
Yazar Kitapta Tanrı`nın olmadığı ve sosyal yaşam içinde insanların Tanrı inancına aslında ihtiyacı olmadığını anlatamaya çalışmakta.
HAYAL EDİN
Kitabın girişinde yazar "Hümanist" düşüncenin "milli marşı" olarak kabul edilen İmagine(Hayal edin) isimli şarkıdan esinlenerek, bir hayal Kurmuş. Bu hayalini Dawkins şöyle ifade ediyor:
John Lennon ile birlikte dinin olmadığı bir dünya hayal edin. İntiharHaçlı seferlerinin, cadı avlarının, Barut Komplosunun, Hintlilerin ve Pakistanlıların ayrılmalarının, İsrail- FilistinSırp- Hırvat- Müslüman katliamlarının, "İsa katilleri" yakıştırmasıyla Yahudilere yapılan eziyetlerin, Kuzey İrlanda sorunlarının, "namus cinayetlerinin", saf insanların paralarını ellerinden alarak onları soyup soğana çeviren parlak takım elbiseli kabarık saçlı televanjelistlerin olmadığını hayal edin. ( Richard Dawkins, Tanrı Yanılgısı, Aralık 2007, 4.baskı, Kuzey Yayınları, sf. 10)
Bu listeyi uzatan Dawkins dinin olmadığı bir dünya hayal edildiğinde hiçbir sorunun olmayacağı ve insanların barış içinde mutlu yaşayacağını sonucuna varıyor.
Gerçekten böyle olabilir mi? Dinler olmasaydı insanlar mutlu olur, hiç savaş olmaz mıydı?
Tabi ki bu sadece bir hayal, üstelik çıkış noktası da gerçeklerden oluşmayan bir yalan.
Yazar çok ciddi bilgi eksikliği ile bu yorumları yapmış, daha doğrusu okuyucuyu eksik bilgi ile yanıltmaya çalışmış.
Dünya savaşları hakkında kısa bilgisi olan bir kişi bu hayalin çıkış noktasının yanlış olduğunu kolaylıkla anlayabilir. . Örneğin1. dünya savaşı gibi, 2. Dünya Savaşının da motivasyon kaynağı kesinlikle din değildir. Aksine din karşıtı olan Hitler gibi, Stalin gibi, Musolini gibi liderlerin çıkarttığı ve komünizm, Faşizm gibi ideolojilerin neden olduğu savaşlardır. Sadece bu savaşta kıta Avrupa`sında 50 milyondan fazla insan ölmüştür.
2. Dünya savaş sonrasında Stalin, Mao, Pol Pot gibi ateist liderlerin yaptığı katliamlarda ölen insanların sayısı hala belirsizdir.
Richard Dawkins "Bazı ateistler kötü eylemler sergileyebilir ancak bu kötülükleri ateizm adına yapmazlar" ( a.g.e sf. 262) diyerek konuyu kapatmaya çalışsa da, aynı hoşgörüyü neden din için göstermediği anlaşılamamaktadır.
Ayrıca kurduğu mantık da yanlıştır. Gerek Hitler olsun gerek Stalin olsun, Sosyal Darwinzmi kendisine bilimsel temel alarak ideolojilerini kurmuş ve bu kanlı eylemlerini gerçekleştirmiştir.
Hitlere göre evrimi son ürünü olan "Ari Irk" yaşam mücadelesinde üstün gelip, tüm dünyayı yönetecek ve bin yıllık Alman İmparatorluğunu kuracaktı. Diğer zayıf ırklar ise yaşman mücadelesini kaybedip, elimine olacaklardı. Bunun için Alman bombaları altında ölen insanlar doğal seleksiyonun bir sonucuydu ve güçlü olmadıkları için yaşamayı hak etmiyorlardı. Yine Stalin gibi komünist liderler milyonlarca insanı ölüme gönderirken kendisini bir ateist olarak haklı görüyordu.
Her düşünce olduğu gibi Din de bir motivasyon aracı olarak kullanılabileceği açıktır. 9/11 ve 7/7 eylemlerini yapan kişiler din ile motive edilmiş olabilirler. Fakat onların yaptığı bu eylemi dünya üzerinde kaç Müslüman tasvip etmektedir? Bir insanı kurtarmanın dünyaları kurtarmakla eş değer olduğunu söyleyen Kuran ayetlerine göre böyle bir eylem, dini açıdan kabul edilebilir mi?
Bu tarz eylemler 10`larca yıldır İslam dünyasına yapılan saldırı ve sömürüye karşı verilmiş olan yanlış tepkilerdir. Bu saldıralar dini değerler açısından kabul edilir bir tarafı yoktur.
Bence ne bu eylemlerde ne Pakistan- Hindistan bölünmesinde, Ne de Sırp- Hırvat- Müslüman katliamlarında gerçek neden din değildir. Bunlar dinin yanlış bir şekilde motivasyon aracı olarak kullanılmasıdır.
İnsanlar hata yaparlar, dine inandığını söyleyen insanlar da hata yaparlar. Din zaten bunun için vardır. İnsanların hatalarını göstermek ve doğru yola onları iletmek için bir rehberdir. Dinler sayesinde tarih içinde insanlar medenileşmiş, bir hukuka sahip olmuşlardır. Tarih içinde medeniyet kurmuş dinsiz bir toplum örnek verilebilir mi?
Dolayısıyla Dawkins`in dediği gibi dinleri kaldırdığınızda ortaya bir barış toplumu çıkmaz. Aksine dinler sayesinde insanlar belli ahlak normlarına sahip olmuş ve medeniyetler kurmuşlardır.
DUA DENEYİ
Dawkins kitabında bir çok yanlış ve yanıltıcı mantık kurduğu yerler bulunmaktadır. Hepsini teker teker ele almak çok vakit alacağından özellikle en abuk bulduğum, ‘dua` üzerine yazdığı bölüme değinmek istiyorum.
Dawkins duanın bir anlamı olmadığı dolayısıyla bir Tanrı`nın olmadığı sonucuna varmak için bir deneyden söz eder. Buna göre farklı iki grup seçilir ve bir kısmına dua edilip diğer kısmına dua edilmez. Böylece duanın etkisi sınanmak istenir:
Bu deneyin kitaba uygun olabilmesi için double- blinded prosedürüne uyulması gerekir ve bu kurala katı biçimde uyulmuştur. Tam anlamıyla rastgele hastalar seçilen hastalar belirlenir. İlk grup denek grubu( dua edilen) diğeri ise kontrol grubu olarak belirlenir ( dua edilmeyenler). Ne hastalar, ne doktorlar, ne de hasta bakıcılar ne de denekler hangi hastalara dua edileceğini ya da hangilerinin kontrol üyesi olduğu bilinmez. Ancak deneysel duayı edenlerin her kim için dua ederlerse isimlerini bilmeleri gerekir; aksi takdirde, belirlenen kişiler haricindeki ilgisiz kişiler için dua etmenin ne anlamı olurdu? Ancak duacılara hastaların yalnızca ön isim ve soyadının ilk harflerini vermek yeterlidir. Görünüşe göre bu sayede Tanrı doğru hastane yatağının yerini tam olarak saptayabilecekti. ( sayfa 65)
Sonuç tam Dawkins`in istediği gibidir. Duanın hiçbir etkisi olmamıştır. Dolayısıyla ona göre bu sonuçla Tanrı yoktur. .
Eğer deneyin temelini yanlış bir kavramın üzerine kurarsanız sonuçlarınız da yanlış olur.
Dua sadece belli bir sözcüğün ifade edilmesi değildir. Din böyle bir şey ilk başta zaten öngörmez. Yani tanımadığınız, hiç görmediğiniz, varlığından bile emin olmadığınız, sadece adını bildiğiniz bir kişiye dua edeceksiniz, sonra bunun etkili olup olmadığını gözlemleyeceksiniz. Dinin dua tanımı zaten bu değildir.
Kuran`da duayı Allah Kuran`da şöyle açıklar:
Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin. Şüphesiz O, haddi aşanları sevmez. (7,Araf Suresi, 55
Ya da sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana, Kendisi`ne dua ettiği zaman icabet eden….(27, Neml Suresi, 62)
Dolayısıyla dua sadece söz değildir. Bir kişinin hiç bilmediği, tanımadığı, sadece adını bildiği bir kişi için dua etmesi, ne derece dinin dua tanımına uyar? Dinin vaaz etmediği bir şey ile dinin sınanmaya çalışması açık bir mantık hatasıdır.
Ayrıca dua son derece göreceli bir konudur. Dua edilmeyen grup içinde bulunan hastalar kendisine dua edip etmediğini neye göre ölçülebilir. Bu grupta olan kişilere dua eden olmamasına rağmen bu kişiler hastalıklarından dolayı sıkıntı çekip içli bir şekilde Allah`a dua etmiş olabilirler. Samimi bir şekilde kendi sıkıntısı için Allah`a dua eden, fakat dua edilen grubun içinde olmayan kişiye Allah karşılık vermiş olabilir.
Ayrıca dua eden kişilerin inançları neye göre tesbit edilmektedir. Bu kişiler bir dine inandıklarını söyleseler de yanlış bir dini kavrayışları olabilir. Yada tümüyle inançsız olup, sadece bu deney için belli cümleleri tekrarlıyor olabilirler.
Dolayısıyla bu deney baştana aşağı eksik bilgi ve mantıksızlıklar üzerine kurulmuştur. Dawkins`in örnek verdiği bu subjektif deneyin dışında bu konuda yapılmış daha objektif yayınlanmış deneyler vardır. Bu yayınlarda dinin insan sağlığı üzerindeki etkisi açıkça ortaya konmaktadır. Bu konuda detaylı bilgi edinmek isteyenlere Patrick Glynn in yazdığı ve Gelenek Yayınları
KİTABI MUKADDES VE KURAN
Dawkins kitabının Kitab-ı Mukaddes eleştirisine de yer vermiştir. Bu eleştirilerin büyük bir kısmı haklı gerekçelere sahipken, bir kısmı da ise kasıtlı çarpıtmalar mevcuttur.. Kitab-ı Mukaddeste tahrif edilmiş ve yanlış bir çok inanç ve konu ilave edilmiştir. Bunları Müslümanlar da kabul etmemektedir. Kitabı Mukaddes`e yönelik eleştirilere burada girmeyeceğim.
Kuran ve İslam üzerine ise Dawkins çok sınırlı ve yüzeyler bilgileri olduğu yorumlarında anlaşılıyor. Kitabında Kuran hakkında şöyle bir yorum yapmaktadır:
Ne yazık ki Kuran`daki barış yanlısı pasajlar, genelde sadece ilk bölümdedir, yani Muhammed`in Mekke`de olduğu zamanlar. Daha kavgacı satırlar kitabın sonraki bölümlerindedir. Medine`ye kaçması ile başlar. (a.g.e, sf. 291)
Tahmin ediyorum Dawkins bu satırlarda ifade etmeye çalıştığı düşünceleri, Kuran`ı okuyarak elde etmemiş, onun hakkında okuduğu yorumlardan almaya çalışmıştır. Okuduğu bu yorumları da yanlış anladığını düşünüyorum.
Kuran`a yönelik olan bu iddia aslında şöyle.
İlk inen ayetler barış yanlısı iken, daha sonra inen ayetler savaş yanlısı ifadeler içerir. İslam dini devlet olduktan sonra savaşı teşvik etmiştir.
Fakat Kuran şu anda iniş sırasına göre düzenlenmemiştir. Dolayısıyla Mekke döneminde inen ayetlerle Medine döneminde inen ayetlerin sırası karışıktır. Daha sonradan Kuran`ın bu sırası peygamber tarafından vahiyle düzenlenmiştir. Dolayısıyla Dawkins`in söylemeye çalıştığı kitabın ilk bölümü, ikinci bölümü, Mekki yada Medeni ayetler diye ayrılmaz.
Bu yanlış anlaşılmayı açıklığa kavuşturduktan sonra, bu iddianın yanlışlığını da vurgulamak isterim.
Kuran`a göre savaş ancak savunma amaçlı yapılır. Yani haksız yere, ortada hiçbir neden yokken, sadece işgal etmek amaçlı savaş Kuran`a göre yasaktır. Ayette savaşın ölçüsü şöyle bildirilmektedir:
Allah, sizinle din konusunda savaşmayan, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü Allah, adalet yapanları sever. (60 Mümtehine Suresi,)
Belirtilen bu sınırların dışında bir sebeple savaş edenler, dinen hata etmiş olurlar. Bunun cevabını Allah katında vermek zorundadırlar.
Genelde Kuran`da savaş ile ilgili ayetler var. Düşmanın yıldırılması, onlara şiddetle karşılık verilmesini tavsiye eden bir çok ifadeyi görebilirsiniz. Fakat burada yapılan hata yada yanıltma bu ifadelerin metni genel akışından kopartılarak yorumlanmasıdır. Bu ayetlerin konu içindeki akışına bakarsanız, gerçekte savaşı tavsiye etmediği, aksine savaşa karşı iman edenleri kendilerini en iyi şekilde korumaya teşvik ettiği görülecektir.
Anlaşılıyor ki, Dawkins de bilerek yada bilmeyerek bir yanıltıcı yorumları aynen alarak kitabına eklemiş ve İslam dinine eleştiri getirdiğini düşünmüş.
İslam tarihin de bir çok yanlış davranış olmuş olabilir yada halen İslam ülkelerinde din adına geleneksel uygulamalar sürdürülüyor olabilir. Fakat bunların hiç biri Kuran`dan kaynaklanmamaktadır. Bu davranışların temelinde geleneksel öğretiler, dinin bazı çıkarcı insanlar tarafında siyasi ve maddi amaçlı kullanılması gibi sebepler yatmaktadır.
Suudi Arabistan yada Afganistan gibi ülkelerde kadın düşmanlığına varan davranışların kökeni Kuran değil, o toplumların gelenekleridir. Bilgi ve iletişim araçları arttıkça, insanlar eğitildikçe, bu yanlış inanışlarından kurtulup gerçek İslam`ı kavrayacaklardır.
Yine tarih içinde ve günümüzde sadece siyasi ve maddi çıkarlar elde etmek için insanlar dini kullanmış ve insanları kendi çıkarları için din adına motive etmişlerdir. Bu sadece İslam dinine özel bir durum değildir. Farklı dinlerde ve hatta farklı ideolojilerde benzer durumlar vardır.
Dolayısıyla bu sömürü dinden değil, dine rağmen yapılan bir sömürüdür. Dinin haram kıldığı bir şeyin, uygulamasıdır sadece.
Dawkins İslam dinine eleştiri getirirken 2006 yılında Afganistan`da yaşanan bir idam olayını örnek verir. Abdul Rahman isimli bir Afgan`lı Hıristiyan dinine geçince hakkında idam cezası verilmiştir. ( a.g.e, sf. 272)
Bu olay gerçekten yaşanmıştır. Fakat yine olay kendisi Kuran ile ilişkili değildir. Geleneksel öğretinin bir ürünüdür. Bazı uydurma hadislerin etkisiyle böyle düşünen dini gruplar olsa da, Kuran inananlara böyle bir şey vaaz etmez. Kuran`da düşünce suçundan söz edilemez. Müslümanlar bu konuda kendilerini sorgulamaktadır. Uydurma hadislerin ve inanışların İslam dininden temizlenmesi için çalışmalar yapılmaktadır.
Hata her yerde olabilir. Fakat bunun kökenine bakmak gerekir. Burada sorulması gereken soru, yanlış inanışların kökeni din midir? Yoksa dine daha sonradan sokulmaya çalışılan yanlış inanışlar mıdır? Olduğudur.
Kuran`a göre insanlar inançlarını seçmekte özgürdür. İsteyen din değiştirebilir. İsteyen de inançsızlığı seçebilir. Kuran`da inkarcılara şöyle hitap edilir:
De ki: "Ey inkar edenler." "Ben sizin taptıklarınıza tapmam. Benim taptığıma siz tapacak değilsiniz. Ben de sizin taptıklarınıza tapacak değilim. Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim bana."(109, Kafirun Suresi, 1-6)
İnkar eden bir kişi istediği şeyi seçebilir. Herkesin dini kendisinedir. Ayrılığa
Hindisan ve Pakistan`ın bölünmesi konusunda da dinleri suçlu bulan Dawkins, dinler olmasaydı bu ülkenin bölmeyeceği kehanetinde bulunur.
Hindistan`da bölünme zamanın`da, bir milyondan fazla kişi Hindu ve Müslümanlar arasındaki dinsel çatışmalar sırasında katledildi. Öldürülecek
Bu da Dawkins`in son derece yanlış bir yorumudur. İlk önce kendisine şunu sorması gerekir. Neden bu insanlar yüzlerce yıl farklı dinden olmalarına rağmen bir arada yaşamışlardır? Neden 20. yüzyıla gelindiğinde böyle bir bölünme yaşamak zorunda kalmışlardır. Bu konuda acaba asıl sebep o bölgeyi işgal etmiş olan sömürgeci güçler olabilir mi? Acaba Dawkinsİngiliz devletinin bu bölünmedeki katkılarını incelemesi gerektiğini düşünüyorum.
Dawkins bu bölümde de sadece görmek istediği tabloyu görmüş ve bunu okuyucuya aktararak yanıltmaya çalışmaktadır. Ortadoğu sorununda olsun, Hindistan- Pakistan sorununda olsun asıl sorun din değildir. Dini değerler kullanılmaktadır. Bu sayede sömürgeci güçler bölge halklarını yönetebilmektedir.
Dindarlar kendilerini kullandırdıkları için bu konuda suçludurlar. Kendi dini değerlerini terk ederek, dine rağmen bu katliamlara sebep oldukları için suçludurlar. Oysa daha önce yüzlerce yıl birlikte yaşadıkları gibi, hayatlarına devam edebilirlerdi. Tabi emperyalist devletler buna izin verselerdi.
|

16-02-2009, 18:08
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 04 Feb 2009
Mesajlar: 26
|
|
AHLAKIN KÖKENİ
Dawkins`in kitabında açıklamak için en çok gayret gösterdiği konu ahlak hakkında yazdığı bölüm olmuş.
Toplumsal düzenin varlığın sürdürebilmesi için ahlak kuralları kaçınılmaz olarak gereklidir. Belli bir ortak ahlaka sahip olmayan ve buna uymayan toplumların, bir arada yaşamasından söz edilemez.
Bunun farkında olan Dawkins, dinlere ihtiyaç olamadan bir ahlakın nasıl açıklanabileceği üzerinde uzun uzun açıklamalarda bulunurken, bu açıklamalarını da evrimsel bazı köklere dayandırmaya çalışmaktadır.
Dawkins, Hause ve Singer isimli iki bilim adamının yaptığı çalışmaya yer verir. Deneklere hayali bir senaryo anlatılır ve bu durumda nasıl bir tepki verecekleri sorulur. Bu senaryoda bazı kişilerin hayatının kurtarılması için bir kişi feda edilecektir. Bu senaryo birkaç şekilde değiştirilerek sorular tekrarlanır. Deneyin sonucunda ateistler ile dindar kişiler arasında belirgin bir fark yoktur. İki grup da birbirine yakın tepkileri göstermektedir. Bu sonucu Dawkins şöyle yorumlamaktadır:
Hauser ve Singer`in ortak çalışmasının temel sonucu, bu tür kararlar alınmasında dindar kişiler ve ateistler arasında istatistiksel belirgin bir fark olmadığıdır. Bu sonuç benim ve diğer bir çok kişinin benimsediği şu görüşle uyumlu görünüyor, yani iyi ya da kötü birisi olmak için Tanrıya ihtiyaç yoktur. (Sayfa 214)
Bu son derece yanlış ve yüzeysel bir çıkarımdır. Her şeyden önce belirtilmesi gereken insanlar doğuştan bazı değerlere sahiptir. Kuran bunu reddetmez aksine Allah`ın insanları belli bir fıtrat üzerine yarattığı ayetlerde vurgulanmaktadır:
30/30- Öyleyse sen yüzünü Allah`ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah`ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah`ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler.
Yani insanların doğuştan belli değerlere sahip olması, örneğin başka bir insanı öldürmeyi kötü karşılaması yada haksızlık karşısında adalet duygusuna sahip olması, onun yaratılışından gelen fıtri bir bakış açısıdır.
Bunun dışında insanlar binlerce yıldır dinin getirdiği ahlaki değerlere göre yaşamaktadır. Ve çocukluktan itibaren bu değer yargılarını öğrenirler.
Hauser ve Singer`in yaptığı çalışmaya tekrar dönecek olursak, bu deneyde sorular sorulara cevap veren ateist kişiler, acaba gerçekten ateizme göre mi soruları cevaplandırmıştır? Yoksa toplumdan öğrenilen örfün etkisinde kalarak mı bu soruları cevaplandırmışlardır? Ki eğer düşünülürse bu toplumsal örfün oluşmasını sağlayan yine dinin ortaya koyduğu ahlaktır.
Örneğin ensest ilişkiyi ele alalım. Bu dinen haram kılınmıştır. Fakat bir ateist bu konuda ne düşünebilir? Fiziksel olarak bir engel olmadığına göre böyle bir ilişki içinde olmasında onu engelleyecek olan değer yargısı nedir? Ateist olup da ensest ilişkiyi savunan bir kişiyi nasıl cevap verilebilir? Yada buna karşı çıkan bir ateistin değer yargısı nedir?
Ateistlerin büyük çoğunluğu buna karşı çıkacağına eminim. Ensest ilişkinin yanlış olduğunu söyleyeceklerdir. Fakat onlara bunu söyleten ateist değerler midir? Yoksa toplum içinde çocukluğundan beri öğrendiği dini değerler midir? Böyle bir ilişkiye karşı çıkarken, dini değerlerin etkisiyle hareket ettiğinin farkında mıdırlar?
Türkçe`de "ahlak" kelimesi Arapça"haleka" filinden gelmektedir. Yaratılışına uygun yaşamak anlamına gelir. Ahlak köken olarak dini bir kavramdır ve kökeni Allah`ın koyduğu kurallardan gelmektedir.
Eğer dini ortadan kaldırırsanız, tüm ahlakı da ortadan kaldırmış olursunuz. Bu durumda hırsızlıktan, adam öldürmeye, ensest ilişkiden, zinaya kadar her şeyin önündeki ahlaki değerleri ortadan kaldırmış olursunuz.
Her ateist kendi anlayışına göre bir değer yargısı uyduracaktır. Kimisi hayatta doğa kurallarının geçerli olması gerektiği söyleyecek, doğal seleksiyonla güçlü bireylerin ayakta kalması ve zayıf bireylerin yok olması gerektiğini savunacaktır. Bir birey hayatta kalabilmek için zayıf olanı sömürmesinde yada ortadan kaldırmasında onu engelleyecek hiçbir değer yargısı görmeyecektir.
Tabi her ateist böyle düşünecektir diye bir kesin hüküm verilemez. Tıpkı her ateist hümanist olacak diye bir hüküm verilemeyeceği gibi. Burada vurgulamak istediğim; eğer dini ortadan kaldırırsanız, ahlakı normların da ortadan kalkacağıdır. Bu boşluğun nasıl ne şekilde dolduracağı belli değildir. Aslında bu boşluğu dolduracak bir değer yargısı artık yoktur.
DİNDARLARA ÖN YARGI
Dawkins kitabında yaptığı yanıltmalardan birisi de ötenazi konusundadır. Ötenazinin bir hak olduğunu düşünen Dawkins bunu kabul etmeyen ve karşı çıkar dindarları eleştiri. Onların bu tepkilerinin ölüm korkusu nedeniyle olduğunu iddia eder ve konuyu şöyle değerlendirir:
Yıllar boyunca edindiği deneyimlerle ölümden en çok korkanların dindar insanların olduğunu fark etmiş. Elbette bu gözlemi istatistiksel olarak kanıtlanmak zorundadır. Fakat haklı olduğu varsaydığımızda, bu tuhaf durumu nasıl açıklayabiliriz? Bu durumdan yola çıkarak, dinin ölüm korkusunda görünürde herhangi bir rahatlatıcı etkisinin olmadığını öne sürebiliriz. (a.g.e, sf.336)
Dawkins ya dindarların yaşama bakışını yeteri kadar incelememiş, yada diğer bölümlerde yaptığı gibi yine yanıltmada bulunmaktadır. Hıristiyanlı ve Yahudilikte olduğu gibi İslam dininde insanın kendi hayatına bilinçli olarak son vermesi yasaktır. Bu nedenle kendini dindar olarak tanımlayan insanlar arasında intihar oranı oldukça düşüktür. En zor sağlık durumuna rağmen, yoğun acılar çekmesine karşın hayatına son verme seçeneğini seçmezler.
Basit bir araştırma ile bu bilgiye ulaşılabilecekken, hatta böyle bir araştırma yapmadan genel kültür bilgisi olarak dahi bilinen bu gerçeği görmezlikten gelerek Dawkins kitabında şöyle bir yorum daha yapmaktadır.
Dindar insanlar ölümle karşılaştıklarında neden böyle davranmazlar? ( ötenazi yapmazlar) Bunun sebebi inanırmış numarası yaptıkları safsatalara içtenlikte inanmadıkları olabilir mi? Belki de hem inanıyor hem de ölüm sürecinin acılarından kokuyorlardır. ( Sayfa 334)
Kitap boyunca Dawkins buna benzer bir çok yanıltıcı yorumlarla konular saptırmaya ve dindarları suçlamaya çalışmaktadır.
Montreal`de 17 ekim 1969 yılında meydana gelen yağma olaylarının anlatan yazar, bu şehirde yaşayanların büyük kısmının Hıristiyan olduğundan yola çıkarak dinin buna engel olmadığını, dolayısıyla dini ahlaktan söz edilemeyeceğini söyler. Bu yorumlarından sonra Dawkins konuyu şöyle noktalar.
Bu konu hakkında bilgisiz birisi olarak bir tahmin yaparsam eğer, dindarların yakıp yağmalamaya daha eğilimli olduklarını söylerim. Sayfa 217
Bu satırlardan da yazar kafasında var olan önyargıyı rahatlıkla görülmektedir. Montreal olaylarını yapan kişileri ilk başta yargılayan yazar bunların dindar olduğu hükmüne varmıştır. Diyelim ki, bu şehirde yaşayan insanların yüzde 80`i Hıristiyan, geri kalanı ise inançsızsa ve bu olayları çıkartan kişiler inançsız azınlıktan olamaz mı? Bunun olmadığını gösteren nasıl bir çalışma var ki, Dawkins bu kesin hükümlere varabilmekte ve dindarları suçlamaktadır? Ayrıca diyelim ki; bu kişiler içinde dindar olarak kendisini tanımlayanlar olabilir. Fakat bunların hareket noktası dini değerler mi? Yoksa dine rağmen, dinin eleştirdiği bir davranışta mı bulunmuşlar? Belki bu eylemi yapanlar içindeki Hıristiyan olduğunu söyleyen kişiler, kendilerini iyi eğitmedikleri için ve dini değerleri tam bilmedikleri için bu eylemi yapmışlardır. Aynı olaydan yola çıkarak, daha iyi dini eğitim verilmesi sonucuna da varılabilir.
DAWKİNS`İN YANILTMASI
Sonuç olarak bu kitap son derece yanlı ve yanıltıcı argümanlarla hazırlanmış bir çalışma olmuştur. Gerçek gizlenerek sadece görmek istenen tablo okuyucuya aktarılarak etki altına alınmaya çalışılmaktadır. Kitaptan"Tanrı" düşüncesinin bir yanılgı olduğu anlatılmaya çalışılsa da, gerçekte yapılan Dawkins`in yanıltmasıdır.
Yazan: Bülent Tatlıcan
Makale daha geniş olarak www.kurandaceliskiyoktur.com internet sitesinden bulabilirsiniz
m.ihsancan@hotmail.com
|

16-02-2009, 18:46
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 26 Aug 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 5.875
|
|
Bu eleştiriyi yazan Bülent Tatlıcan anlaşılan kitabı okumadan eleştirenlerden. Biraz özen, biraz emeğe saygı beklemek boşuna bir çaba anlaşılan.
Madem eleştireceksin hiç olmazsa hakkını vererek okusanız ne olur.
Hadi kendi kendinizi gaza getirdiğiniz sitelerde bu okumadan eleştiren yazıları yazdınız, okudunuz mutlu oldunuz. Buraya kadar tamam da bu türden yazıları TD sitesine de asıp
kendinizi niye mahcup edersiniz ki ?
Daha önce de Dua deneyi ile ilgili yazı aynı paragrafla forumumuzda boy göstermiş ve gerekli cevabı almıştı.
Dua deneyi Templeton Vakfı tarafından düzenlenmiş bir deneydir. Dawkins bu deneyi amacı
ve sonuçları bakımından "eğlenceli" deneyi gerçekleştiren "bilim" insanları açısından da "acıklı" bulur.
""Dua Deneyi, eğer eğlendirici olmasaydı acımaklı olduğunu düşüneceğimiz bir mucize incelemesidir: hastalar için dua etmek onları iyileştirir mi ?....
Daha yakın geçmişte, fizikçi Russel Stannard (İngiltere'nin en tanınmış üç bilim adamından birisi ki buna ilerde değineceğiz) dua etmenin hastaların sağlığını iyileştirdiği görüşünü deneysel olarak test etmek için, (elbette) Templeton Vakfı'nın(*) sermayesini sunacağı bir girişime ağırlığını koydu.
Bu deneyin kitaba uygun olabilmesi için double- blinded prosedürüne uyulması gerekir ve bu kurala katı biçimde uyulmuştur. Tam anlamıyla rastgele hastalar seçilen hastalar belirlenir. İlk grup denek grubu( dua edilen) diğeri ise kontrol grubu olarak belirlenir ( dua edilmeyenler). Ne hastalar, ne doktorlar, ne de hasta bakıcılar ne de denekler hangi hastalara dua edileceğini ya da hangilerinin kontrol üyesi olduğu bilinmez. Ancak deneysel duayı edenlerin her kim için dua ederlerse isimlerini bilmeleri gerekir; aksi takdirde, belirlenen kişiler haricindeki ilgisiz kişiler için dua etmenin ne anlamı olurdu? Ancak duacılara hastaların yalnızca ön isim ve soyadının ilk harflerini vermek yeterlidir. Görünüşe göre bu sayede Tanrı doğru hastane yatağının yerini tam olarak saptayabilecekti.
Böylesi deneyler yapma fikri başta dalga geçilmeye son derece açıktır ve beklenildiği gibi bu proje de bu olumsuzlukları yaşamıştır."
Tanrı Yanılgısı s 64,65"
Araştırmayı yaptıran Templeton Vakfı yaratılış düşüncesini destekleyen projelere kaynak ayırmakla ünlü bir vakıf. Bu deney için 2,4 milyon dolar harcıyorlar. Yani atesitlerin bu araştırma ile alakası yok. Araştırmaya denek olarak katılan duacıların bir kısmını Missouri İbadet Hizmetleri Müdürü saglıyor. Yani yaratılışçılar ve inananlar destekliyor. Ve bu araştırmanın (deneyin) esas amacı tanrının varlıgına kanıt saglamak.
Ama kitabı okumadığı için bundan habersiz eleştirmenler (!) yine kitapta ne dendiğinden
habersiz "inan" gibi insanları kafeslemekte hiç bir beis görmüyorlar.
Ne olur birazcık kuşkucu olun sayın inan. Her söylenene inanmayın.
İnsani olan her şey kabûlüm.
|

16-02-2009, 21:53
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 07 Sep 2006
Mesajlar: 5.929
|
|
Ne olur birazcık kuşkucu olun sayın inan. Her söylenene inanmayın. FRODO
sevgili frodo peygamber tekkelerinde softa sofralarında tarikatkoridorlarında hazırlanmış hazır hapları yutup uyumak ve etrafını uyutmak varken niye beyinlerini boş yere zahmete
soksunlar. bu tipler için, birileri düşünüyor karar veriyor ve yönlendirmeleri varken niye uğraşıp, şüphe duyup ,olma ihtimaline karşı tanrıyı bir kenarda yedekte tutmak varken neden tatlı canlarını sıksınlar. eyvallah der yatmak varken kulak üstüne
sorun cahil olman değil , kendini alim sanman
|

17-02-2009, 11:38
|
 |
Super Moderator
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 10 Nov 2008
Bulunduğu yer: istanbul
Mesajlar: 3.440
|
|
frodoya aynen katılıyorum.en azından kitabı okumak ve emeğe saygı duymak gerekir.hadi yazar okumadan eleştirmiş,ama inan arkadaşta aynen eleştirileri yazmış.bari sen oku inan da kitapta neler yazılmış tamamen anlamak için çaba sarfet.ayrıca dawkinsin bir de en popüler kitaplarından olan ataların hikayesi evrenin kökenine yolculuk kitabını tavsiye edicem.bu kitapları en uygun fiyatlarla alabileceğin adresi de veriyorum:
http://kitapstore.com
"Varsan,çarp!!!"
|

17-02-2009, 17:41
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 21 Mar 2008
Mesajlar: 1.406
|
|
|
Kitap boyunca Dawkins buna benzer bir çok yanıltıcı yorumlarla konular saptırmaya ve dindarları suçlamaya çalışmaktadır.
Montreal`de 17 ekim 1969 yılında meydana gelen yağma olaylarının anlatan yazar, bu şehirde yaşayanların büyük kısmının Hıristiyan olduğundan yola çıkarak dinin buna engel olmadığını, dolayısıyla dini ahlaktan söz edilemeyeceğini söyler. Bu yorumlarından sonra Dawkins konuyu şöyle noktalar.
Bu konu hakkında bilgisiz birisi olarak bir tahmin yaparsam eğer, dindarların yakıp yağmalamaya daha eğilimli olduklarını söylerim. Sayfa 217
Bu satırlardan da yazar kafasında var olan önyargıyı rahatlıkla görülmektedir. Montreal olaylarını yapan kişileri ilk başta yargılayan yazar bunların dindar olduğu hükmüne varmıştır. Diyelim ki, bu şehirde yaşayan insanların yüzde 80`i Hıristiyan, geri kalanı ise inançsızsa ve bu olayları çıkartan kişiler inançsız azınlıktan olamaz mı? Bunun olmadığını gösteren nasıl bir çalışma var ki, Dawkins bu kesin hükümlere varabilmekte ve dindarları suçlamaktadır? Ayrıca diyelim ki; bu kişiler içinde dindar olarak kendisini tanımlayanlar olabilir. Fakat bunların hareket noktası dini değerler mi? Yoksa dine rağmen, dinin eleştirdiği bir davranışta mı bulunmuşlar? Belki bu eylemi yapanlar içindeki Hıristiyan olduğunu söyleyen kişiler, kendilerini iyi eğitmedikleri için ve dini değerleri tam bilmedikleri için bu eylemi yapmışlardır. Aynı olaydan yola çıkarak, daha iyi dini eğitim verilmesi sonucuna da varılabilir.
|
Dawkins burada açıkca dinin doğru ahlak konusunda bir parametre olmadığını söylüyor.
O nedenle yağmayı inançsızlarda başlatmış diyerek saçmalamış. Ateistlerin, deistlerin sosyo-ekonomik yapısına bakılınca ayak takımına mensup olmadıklarıda görülür.
Bu nedenle Montreal'de Ateistler yağmayı başlatmış demekle, Çinliler başlatmış demek, aynı yanlışlıkta bir varsayımdır.
Kilise falan taşlansa anlarım, yada kilise malları kamulaştırılsa gene bir derece.
Muhammed ve sonrasında yüzlerce yıl Arap'ların yağma ve talana dayalı bir sistem geliştirdikleri tarihi bir vakadır. Yazar onlarıda dini bilmemekle suçlayacaktır sanırım.
Din savaşların isteklendiricisidir, hakim sınıfların yönetim organlarından biridir, yoksa din tek başına bir şey belirlediği için değil, kısaca din bir maşadır.
Dinlerden önceki toplumlarda, daha doğrusu mülkiyetin olmadığı toplumlarda (ilkel komünal), hırsızlıktan söz edemiyoruz. Aslında ahlaksızlık mülkiyetle başlar demek doğru olacaktır. Herşey toplumun malıysa, herşey herkesinse, adamın kendinden çalacak halide yok ya.
Komunist toplumu ben mülkiyetsizlik olarak değilde, bireyi aslında herşeyin sahibi, ortağı olarak alıyorum. Herşeye sahipseniz mülkiyetin anlamıda kalmıyor, kıskanacağın, ya da aşağılık/üstünlük kompleksine kapılacağın durum yok, çünkü
herşeye herkes kadar sahipsin, elle gelen düğün bayram.
İşin daha da kötüsü var, yazar bir de kitabı okuduysa, ve böyle anladıysa. İnşallah okumamıştır.
Selamlar.
|

18-02-2009, 00:12
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 06 Jan 2009
Bulunduğu yer: Sakarya
Mesajlar: 717
|
|
Bülent Tatlıcan "Dünya savaşları hakkında kısa bilgisi olan bir kişi bu hayalin çıkış noktasının yanlış olduğunu kolaylıkla anlayabilir. . Örneğin1. dünya savaşı gibi, 2. Dünya Savaşının da motivasyon kaynağı kesinlikle din değildir. Aksine din karşıtı olan Hitler gibi, Stalin gibi, Musolini gibi liderlerin çıkarttığı ve komünizm, Faşizm gibi ideolojilerin neden olduğu savaşlardır. Sadece bu savaşta kıta Avrupa`sında 50 milyondan fazla insan ölmüştür.
2. Dünya savaş sonrasında Stalin, Mao, Pol Pot gibi ateist liderlerin yaptığı katliamlarda ölen insanların sayısı hala belirsizdir
Richard Dawkins "Bazı ateistler kötü eylemler sergileyebilir ancak bu kötülükleri ateizm adına yapmazlar" ( a.g.e sf. 262) diyerek konuyu kapatmaya çalışsa da, aynı hoşgörüyü neden din için göstermediği anlaşılamamaktadır.
"Ayrıca kurduğu mantık da yanlıştır. Gerek Hitler olsun gerek Stalin olsun, Sosyal Darwinzmi kendisine bilimsel temel alarak ideolojilerini kurmuş ve bu kanlı eylemlerini gerçekleştirmiştir." diyerek ateistliği sanki bir dinmiş gibi ele almış. Adı geçen kişilerin yaptıkları yalan değildir. Bülent tatlıcan gibi insanlara talibanin yada başka radikal dinci grupların yaptıkları eylemleri sorduğumuzda verecekleri cevap "O insanların yaptıklarını müslümanlıkla yada başka bir dinle bağdaştıramayız" olacaktır.
Richard Dawkins çok doğru bir söz demiş. Hitler yaptıklarını Ateistlik için yapmamıştır tamamen kendi faşist politikaları üzerine yapmıştır.Hitlerin Almanyada başa gelmesinin sebeblerini araştırırsa bunun nedenlerini çok daha iyi anlar. Öte yandan radikal islamcı insanların yaptıkları eylemlere baktığımızda bunu Allah adına yapıyoruz Kuran'da bu emrediliyor dediklerini görüyoruz. Bu sadece müslümanlık için değil Hıristiyanlık ve yahudilik içinde geçerlidir. Ortaçağda Kilisenin yaptıkları Hep Tanrı içindi.
Ateist insanın adına eylem yapabilceği bir inancı yoktur. Buda Richard Dawkins'in Yukarıda adı geçen insanlara hoşgörü gösterdiği anlamına gelmez.
...sonuç olarak, şu ya da bu, bir zamanlar yoktan varolmuş zorundaydı...
|

18-02-2009, 04:46
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 21 Mar 2008
Mesajlar: 1.406
|
|
Ateistler, deistler suç işlemez, ahlaksızlık yapmaz diye bir kural yok aslında son derece dürüst, namuslu müslümanlar olabileceği gibi, ahlaksız ateistler de olabilir. Geçmişte de vardır, gelecekte de olacaktır.
Ama II Dünya Savaşını gündeme getirip din motivasyonu yoktur demek abesle iştigaldir. SSCB'ye savaş ilan eden Almanya'dır. II. Dünya Savaşında en büyük kaybı 20milyon kişiyle SSCB vermiştir ve SSCB neredeyse tüm sosyalist kadrolarını bu savaşta yitirmiştir. Hatta SSCB'nin yeniden kapitalizme dönmesinde ki en önemli etkenlerden biri olarak bu kadroların yitimini söylemek gerekir.
Faşizm Dünya'nın her yerinde dini kullanmıştır ve kullanmaya devam etmektedir.
Faşist ideoloji dini temalara ve söylemlere fazlasıyla dayanır.
Değerlendirme yaparken Hitler ateistmiydi, değilmiydiye bakılmaz dini kullanmamışmıdır, kullamışmıdır buna bakılır.
Selamlar.
|

18-02-2009, 07:21
|
 |
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 15 Jan 2009
Bulunduğu yer: Florida
Mesajlar: 176
|
|
"
Dünya savaşları hakkında kısa bilgisi olan bir kişi bu hayalin çıkış noktasının yanlış olduğunu kolaylıkla anlayabilir. . Örneğin1. dünya savaşı gibi, 2. Dünya Savaşının da motivasyon kaynağı kesinlikle din değildir. Aksine din karşıtı olan Hitler gibi, Stalin gibi, Musolini gibi liderlerin çıkarttığı ve komünizm, Faşizm gibi ideolojilerin neden olduğu savaşlardır. Sadece bu savaşta kıta Avrupa`sında 50 milyondan fazla insan ölmüştür.
" inan
Stalin belki ama hitler ve mussoliniyi din karsiti olarak dillendirmek sanirim cok basit bir google aramasi yapmayacak kadar tembel, hazirci ve kompayici olmak demektir, veya sahtekar olmak demektir. asagida hitlerin tanri ve dinle ilgili bir sozunu yaziyorum.
I believe today that my conduct is in accordance with the will of the Almighty Creator.
(Yaptiklarimin yuce yaraticinin isteklerine tam olarak uyduguna inaniyorum)
- Adolf Hitler, Mein Kampf, Vol. 1 Chapter 2
lutfen su linkede tiklayip daha ayrintili bilgi edin inan arkadasim, madem sen arastirmada ve hic suphe duymadan inaniyorsun bari biz yardimci olalim sana, hatta okuma zahmetinde bulunmaman icin resimlerde var bur sayfada lutfenresimlere iyice bir bak
http://www.agnostik.org/31-yanilgi-s...rak-evrim.html
Gelelim mussoliniye, eger ingilizcen varsa ki umarim vardir su linke gir ve tum kaynaklariyla mussolinin katolik kiliseyle nasil muthis bir isbirligi ile calistigni bir oku, mussolini aslinda naziler gibi nasyonal sosyalistti (birbirinin yanina gelemeyecek iki kelimeyi bir arya getirince fasist olunuyor demek ) fakat dinin destegini almadan fasist regimini guclendirip uygulamayacagini farkedip kiliseyle isbirligi icinde fasist rejimini yasatmis ve uygulamistir.
http://en.wikipedia.org/wiki/Fascism#Religion
aslinda uzuldugum sey inan gibi arkadaslarin bir heyecanla ve sevincle onlarin yerine dusunen kisislerin ( burda oldugu gibi okumadigi kitabi elestiren muthis beyinler) fikirlerini hic suphe duymadan gelip burda yapistirmalari sonra yazilan cevaplari okuyunca mahcup olmalari, ve copy paste yaptiklari muthis yaziyi savunamamalari.
Herkese Saygilar, Selamlar.
İnanç, gerçeği öğrenmeyi istememektir. ~Nietzche
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:28 .
|