Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 26-03-2009, 21:55
aydoe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
aydoe aydoe isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Oct 2007
Mesajlar: 3.982
Standart 30. Yılında iran İslam Devrimi Dersleri


İran'da devrim, yönetimde demokrasi çağrılarıyla başladı ve dünyanın ilk İslam devletinin kurulmasıyla sonuçlandı.

İran toplumunu baştan sona değiştiren İran İslam Devrimi 20. yüzyılın en önemli dönüm noktalarından birisi oldu.

İran İslam Devrimi'nin fotoğraf karelerine yansıyan izlerini görmek için aşağıdaki sayfa numaralarına tıklayın.
http://www.bbc.co.uk/turkish/special...on/index.shtml

Yaşanılan süreç ülkemizle benzerlik göstermekte ve bazı demokrasi savunucularımız ,emekli sosyalistler ve neoliberaller ,gerici dinci iktidarı demokrasi adına desteklemektedirler.

Cumhuriyet gazetesinden ERGİN YILDIZOĞLU’ nun konu ile ilgili yazı dizisini alıntılayacağım.
Değerli dostlarımın ders almaları temennisiyle
saygılarımla.

''asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek,aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur''
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 26-03-2009, 22:01
aydoe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
aydoe aydoe isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Oct 2007
Mesajlar: 3.982
Standart

Cumhuriyet 26.03.2009

Siyasal İslamın iktidara gelişinin Müslüman kitlelerin dinci bir ayaklanmasının sonucu olduğuna ilişkin yanılsama sürüyor

iran’da devrim ama hangisi?

Ne yazık, yaşam tarzları, özgürlük anlayışları dini bir rejim altında yaşamalarına kesinlikle uygun olmayan kesimlerin hâlâ karşı karşıya oldukları tehlikeyi yadsımaya devam etmeleri gerçekten trajik. Bu yadsımayı kolaylaştıran en önemli etkenlerden biri, buna “destekleyici fantezi” de diyebiliriz, “Türkiye İran olmaz” savı.

Önümüzdeki belediye seçimleri Türkiye’de siyasal İslamın yükselme ve toplumu dönüştürme süreci açısından, çok kritik, hatta yaşamsal bir işleve sahip olacak gibi görünüyor.

ABD, AB ve İsrailli kimi yorumcuların bile algıları bu yönde...
Ne yazık, Türkiye’de, liberal çevrelerden, siyasal yelpazenin soluna kadar geniş bir çevrede büyük çoğunluk bu gerçeğin ayırdında değil. Yaşam tarzları, özgürlük anlayışları dini bir rejim altında yaşamalarına kesinlikle uygun olmayan kesimlerin hâlâ karşı karşıya oldukları tehlikeyi yadsımaya devam ediyor olmaları gerçekten trajik.

Bu yadsımayı kolaylaştıran en önemli düşünsel / ideolojik etkenlerden biri (ekonomik, siyasi getirileri bir kenara bırakırsak), buna destekleyici fantezide diyebiliriz, Türkiye İran olmazsavı.
Her fantezi gibi, bunun da içinde önemli ölçüde gerçeklik payı var. Ancak bu fantezi, var olan gelişmelere gözlerini kaparken, gerçeği bastırma ediminin getirdiği gerginliğe karşı iki açıdan rahatlatıcı etki yapıyor. Birincisi, ayrıntıları pek fazla bilinmeyen İran devriminin, sol ve sosyalistler açısından taşıdığı siyasi, kültürel dersler tartışma dışı kalıyor, eski hataların tekrarlandığı görülüyor. Diğer taraftan, büyük ölçüde yanlış, bir yorumuna dayanarak Türkiye İran olmazsavını savunmak oldukça kolay.

İkincisi, tartışmayı İran üzerinde odaklaştırmak, savuşturulması o kadar kolay olmayan başka savları, siyasal İslamın başka ülkelerdeki bir devrimden yararlanarak değil, evrimci bir biçimde, sivil toplumu ele geçirerek yükselme örneklerinin, örneğin Türkiye Mısır olur musorusunun gündeme gelmesini, Türkiye açısından çok daha geçerli olan, toplumsal deneylerin tartışılmasını büyük ölçüde engelliyor.

Kendi sonlarını hazırladılar
İran devriminin solcu/sosyalist ve liberal bileşenleri, dinci hareketlerin hakikat rejimlerinin siyasetleri ve siyaset yapma tarzları üzerindeki belirleyici özelliğini göremediler. Geçmişin, özellikle şablonlarının etkisinden kendilerini kurtaramayan İran solu, soyut bir antiemperyalizm zemininde, liberal demokratlar da soyut bir halkçılık ve içeriksiz bir demokrasi söylemi zemininde Humeyni hareketini, Humeyni’nin vaatlerini ciddiye alıp destekleyerek, kendi sonlarını hazırladılar.
Bugün tüm Ortadoğu’da, hatta Avrupa’da sol ve liberal aydınlar, yine soyut bir demokratizm paradigmasına takılarak siyasal İslamın adım adım iktidara yürümesine, toplumu dönüştürme sürecine destek olmakta, en azından hayırhah bir tavır almakta, böylece kendi sonunu hazırlamaktadır. İran devriminin üzerinden tam 30 yıl geçti. Ama popüler söylemde, siyasal İslamın İran’da iktidara gelişinin Müslüman kitlelerin dinci bir ayaklanmasının ve devriminin sonucu olduğuna ilişkin bir yanılsama hâlâ egemenliğini koruyor. İran Şii devriminin”, başlayan demokratik bir devrime sonradan katılan teokratik bir örgütlenmenin (Molla hareketinin), tüm devrime katılan sınıf ve tabakaları ve hareketleri hedef alan bir ihanetinin sonucu olarak gerçekleşmiş, ayrıcalıklı bir ruhban sınıfının (vergi toplayan, vakıf yöneten) modernleşme sürecinde kaybettiklerini geri almayı amaçlayan bir restorasyon girişimi olduğu, henüz bilinçlere çıkmış değil.
Bir taraftan oryantalizm (Doğu farklıdır, devrimleri bile…), diğer taraftan post-postmodernizmin, evrensellikdüşmanlığı ve sınıf çelişkilerini düşünmekte çektiği zorluk, kitle hareketine ilişkin yüzeysel, halkçı yaklaşımları, hem bu gerçeği gizledi, hem de Humeyni ve diğer Şii ruhban sınıfının, devrime, hemen tüm sınıf ve tabakalara, demokrasi, kadın hakları, sosyal, ekonomik sorunlar, adalet konularında, daha sonra asla tutmaya niyetli olmadıkları vaatlerde bulunarak, düpedüz yalan söyleyerek katılmış olduğunu gizledi.
Siyasal İslam, İran’da, başlangıçta birlikte hareket ettiği müttefiklerine şiddet uygulayarak liderliği ele geçirdi ve demokratik devrim yönelimini ve devrimcileri acımasızca tasfiye etti, hatta katletti. İran’da siyasal İslamın devrimi, aslında bir karşıdevrim oldu.
Bu ilk anda aykırı gelebilecek İran devrimi yorumunu aşağıda açacağım, ama daha fazla bilgi, ayrıntılı çözümlemeler için, Ervand Abrahamian , Val Moghadam, Asef Bayat, Maziar Behrooz gibi yazarların çalışmalarına da bakabilirsiniz. [1]

[1] Ervand Abrahamian, Iran Between two revolutions (İki Devrim Arasında İran), 1982, Princeton University Press. Val Moghadam One revolutions or two? The Iranian Revolution and The Islamic Republic (Bir mi Yoksa iki Devrim mi? İran Devrimi ve İslami Cumhuriyet) Socialist Register, 1989, Asef Bayat Revolution without movement, Movement Withouth Revolution, Compatring Islamic Activism in Iran and Egypt ( [Toplumsal] Hareketsiz Devrim, Devrimsiz [Toplumsal] Hareket: İran ve Mısırdaki İslamcı Hareketlerin Bir Karşılaştırılması) Comparative Studies in Society and History (40:1:136-169) Cambridge University Press, 1998. Solun deneyimleri Açısından, Maziar Behrooz, Rebels With Cause, Failure of the left In İran (Amaçlıİsyancılar: Solun İrandaki Yenilgisi), I.B Tauris, 2000

“Şii devriminin”, başlayan demokratik bir devrime sonradan katılan Molla hareketinin, devrime katılan sınıf ve tabakaları ve hareketleri hedef alan bir ihanetinin sonucu olarak gerçekleşmiş, bir ruhban sınıfının modernleşme sürecinde kaybettiklerini geri almayı amaçlayan bir restorasyon girişimi olduğu, henüz bilinçlere çıkmış değil.

Düğmeye orta sınıf bastı

Haziran 1977’de başlayan süreçte, önce 55 avukat rejimi eleştiren bir açık mektup yayımladı; bunu üç Ulusal Cephe (liberal demokratik) liderinin açık mektubu, onu da 40 şair, romancı, aydının başbakana gönderdikleri mektup izledi. 77’nin ikinci yarısında muhalefetin sesi yükseliyordu.
İran devriminin başlangıç noktasını, Şah rejiminin 300 civarında siyasi tutukluyu serbest bırakmasıyla (nedenlerine bir sonraki bölümde değineceğim), havada bir değişiklik sezen aydınların, hukukçuların ve orta sınıf (burjuva) yapılanmaların kendini ifade etmeye başlayan muhalefet reflekslerinin su yüzüne çıkmaya başladığı günlere koyabiliriz.
Haziran 1977’de başlayan bu dönem boyunca, önce 55 avukat rejimi eleştiren bir açık mektup yayımladılar; bunu üç Ulusal Cephe (liberal demokratik) liderinin açık mektubu, onu da önde gelen 40 şair, romancı, aydının başbakana gönderdikleri mektup ve 1964’ten beri kapalı olan Yazarlar Birliği’nin yeniden canlandırılması izledi.
1977’nin ikinci yarısında muhalefetin sesi giderek yükseldi. İlk kez 64 önde gelen avukat Tahran’da bir otelde bir açık toplantı düzenleyerek, rejimden askeri mahkemelerin kapatılmasını, yargı bağımsızlığının garanti altına alınmasını talep ettiler. Artık açık toplantılar, şiir okuma geceleri yapılmaya, çeşitli meslek örgütleri, öğrenci örgütleri ortaya çıkmaya başlamıştı. Tahran’da çarşı esnafı, Tüccarlar ve Zanaatkârlar Birliği’ni kurdu. İki büyük orta sınıf örgütü giderek etkilerini arttırmaya başladılar. Ulusal Cephe maaşlı orta sınıfları, liberal aydınları temsil ediyordu. Kurtuluş Hareketi, Ulusal Cephe’yle birlikte çalışmakla birlikte, doğrudan ekonomik etkinlik içinde olan orta sınıflarla bağlantılı bir yapılanmaydı. Çarşı esnafıyla da yakın bağları vardı. Kum kentinde de ilk kez teoloji öğrencilerinin bir Eğitim Derneği kurduğu ve Humeyni’nin ülkeye dönmesine izin verilmesini talep ettikleri görüldü.
TUDEH açık çalışmaya geçiyor
Artık bir toplumsal enerji hareket halindedir. Sosyalistler Birliği’nin temsilcileri; ulus çapında güçlerin birliği için çağrı yapıyor, Habername gibi yeni muhalefet gazeteleri yayımlanıyor, Radikal Hareket adlı yeni bir parti kuruluyor, İran Komünist Partisi TUDEH açık çalışmaya geçiyor, Tahran, Abadan kentlerdeki hücrelerini canlandırıyor, Fedain grubunun yardımıyla Nuyid (haberci) adlı yeni bir gazete çıkarıyordu. Bu süreç boyunca muhalefet etkinliklerinin kapalı salon toplantıları, açık mektuplarla, manifestolarla, yayınlarla sınırlı kaldığını görüyoruz. Dönüm noktası 19 Kasım 1977’de polisin İran-Alman kültür derneklerinin birlikte düzenledikleri bir şiir okuma toplantıları dizisini dokuzuncu akşamında, toplantıyı zorla dağıtmaya kalkınca gerçekleşti. Polisle öğrenciler çatıştılar, bir öğrenci öldü, çok sayıda yaralı vardı. Böylece muhalefet salonlardan sokaklara taşmaya başladı. Sokak gösterileri 1978 başında giderek hızlandı. Fedain, Mücahidin, TUDEH gibi ve daha bir sürü irili ufaklı sol örgütün giderek güçlendiği, yeni taraftarlar kazandığı, etkilerini arttırdığı, sol yayınların, gazetelerin, toplantıların mantar gibi çoğaldığı görülüyordu.
Rejim yanlısı İttila gazetesinin 7 Ocak günü yayımladığı bir yazıyla birlikte gelişmeler yine yön değiştirmeye başladı. İttila, Humeyni’nin İngiliz ajanı olduğunu, erotik Sufi şiirleri yazdığını ileri sürdü. Yazı, Kum kenti Şii medreselerinde öfke patlamasına yol açtı.
Medrese öğrencileri sokaklara döküldüler, polisle 4000 civarında gösterici arasında çıkan çatışmalarda, rejime göre iki, göstericilere göre 70 öğrenci öldü, 500 öğrenci yaralandı. Bu çatışmalardan sonra, 40’ar gün arayla düzenlenen anma toplantılarının, üç protesto dalgasının oluşturduğu, yeni bir aşama başladı. Katılımcıların sayısı giderek arttı, çatışmalar giderek daha çok kente yayıldı, sertleşti. Siyasal İslam artık devrimci dalgaya katılıyordu. Ancak kitlesel etkisi sınırlı, siyasi etkisi yok denecek kadar azdı.
1978 yazında sokaklar rejimin vermeye başladığı kimi tavizlerle sakinleşmeye başladı. 10-12 Mayıs çatışmalarının 40. gününde göstericiler, Humeyni’nin eylemlere devam çağrısına karşın, Şeriatmadarinin çağrısına uyarak salon toplantılarında ve camilerde kalmayı seçtiler, sokaklara çıkmadılar. Humeyni henüz kamusal otorite, siyasi lider konumuna yükselmemişti…



Şah rejiminin 300 siyasi tutukluyu serbest bırakmasının ardından muhalefet refleksi su yüzüne çıkmaya başladı. Sokak gösterileri 1978 başında giderek hız kazandı.

Humeyni henüz siyasal lider konumuna yükselmemişti.


Teokratik hareket yalanlarla devrime katıldı.

''asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek,aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur''

Konu aydoe tarafından (03-04-2009 Saat 20:28 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 27-03-2009, 15:18
aydoe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
aydoe aydoe isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Oct 2007
Mesajlar: 3.982
Standart

Hareketin tarihsel ve sınıfsal zemini

Şah rejimi, özellikle 1963 ayaklanmasından sonra, sol, sosyalist ve ulusalcı-demokratik hareketi şiddetle bastırmış, seküler muhalefetle diyalog kurmayı ısrarla reddetmişti
Şah rejimi, 1970’lerin basında, gelişmekte olan bir kapitalist ekonomisi, büyük petrol gelirleri, en son model silahlarla donatılmış görkemli ordusu, yaygın ve oldukça verimli çalışan bir devlet bürokrasisi, halk sınıflarının kalbine korku salan, her türlü muhalefeti anında susturan, etkin ve acımasız bir iç güvenlik örgütü (SAVAK), Soğuk Savaş ortamında güçlü ABD ve Avrupa desteği göz önüne alınınca daha on yıllarca sürmesi garanti bir iktidar gibi görünüyordu.

Öyle ki 1970 yılında Humeyni, Şah rejimini devirmek için iki asır geçmesi gerektiğineinanıyordu.
Ancak bir kez muhalefet sesini cesaretle yükseltmeye, halk sokaklara çıkmaya başlayınca, Şah rejimi inanılmaz bir çabuklukla, adeta iskambil kâğıdından bir kale gibi 18 ayda yıkıldı gitti. Boşuna dememişler, bir kez ezilenler dizlerinin üzerinden doğrularak ayağa kalktıklarında, yönetenler çok küçük görünürdiye…

Gerçekten de bu görkemli devlet görüntüsü, aslında, üç dinamiğin ortak etkisiyle çürümüş, içi boşalmış bir siyasi iktidarı gizliyordu. Birincisi İran’da kapitalizmin gelişmesine paralel oluşan yeni orta sınıflarla ilgiliydi. Bu sınıflar Şah rejiminin ekonomide ve kültürde, kadın haklarında getirdiği yenilikleri, Batılı modern yaşam tarzını benimsiyor, ancak Şah tarafından siyaset dışında bırakılmış olmaktan dolayı gittikçe artan oranda rejime diş biliyorlardı. Bu kesimler bu hoşnutsuzluklarını, ulusal bağımsızlık, siyasi demokrasi, insan hakları gibi modern taleplerle, aydınlar söz konusu olduğunda da çoğu zaman sosyalist, halkçı modeller içinde ifade ediyor, bu yüzden de sık sık SAVAK’ın hışmına uğruyorlardı.

Toplumdaki tepki
1970’lerin başında yeni orta sınıflar ve hatta modern kapitalist kesimler, Şah rejiminden nemalanmakla birlikte siyasi yapıya, monarşik devlete iyice yabancılaşmışlardı. İkincisi, Şah rejiminin modernleştirme süreci, toplumsal bölüşüm ve biyo-politik ilişkilerini, ekonomik ve kültürel alanda, geleneksek toprak sahipliği, çarşı esnafı, büyük toprakları ve vakıfları yöneten, vergi toplayan Şii ruhban sınıfı aleyhine bozuyor ve değiştiriyordu. Bu kesimlerde hem gelir kaybı yüzünden ekonomik nedenlerle, hem yerel düzeyde iktidarları zayıfladığı için, hem de Batılı burjuva kültürünün özellikle kadın hakları, giyim kuşamı alanlarında getirdiklerine karşı gittikçe artan bir tepki oluşuyordu.
Üçüncüsü, Şah rejimi, özellikle 1963 ayaklanmasından sonra, sol, sosyalist ve ulusalcı-demokratik hareketi şiddetle bastırmış, hatta imha etmişti. Şah seküler muhalefetle diyalog kurmayı ısrarla reddetmesine karşılık, çok daha geniş bir toplumsal tabana ve örgütlenmeye sahip Şii ruhban sınıfına karşı, uzlaşma yanlısı (ılımlı) görünenleri destekleme, radikal olarak kabul ettiklerini bastırma, ülke dışına sürme politikası izlemiş, ılımlıları kazanmak ve güçlendirmek için onlara ekonomi, kültürel olanaklar sağlamıştı. Zaten bu tür bir yaklaşım, ABD’nin bölgedeki, komünizme karşı yeşil kuşaktaktiğiyle de uyum halindeydi.
Bu yüzden kentli orta sınıf, aydınlar ve üniversite öğrencilerinin muhalefeti devrimi tetikledi, ama eylemler kitleselleşmeye başlayınca, büyük başarılar, özveri ve kahramanlık göstermelerine karşın kültürel ve örgütsel, nihayet askeri açılardan, bırakınız devrime liderlik etmeyi, arkasından bile yetişemedi. Böylece devrim, Engelsin de vurgulamış olduğu gibi, sonunda örgütlenme düzeyi ve ekonomik-siyasi olanakları en güçlü olan kesimin elinde kaldı…
Humeynici Şii hareket, kent yoksullarının desteğini alırken emekçilerin grevleri giderek artıyordu

İşçiler devrime katılıyor

İran devrimi üzerine çalışan araştırmacıların çoğunluğu, Şah rejimini esas olarak işçi sınıfının kitlesel katılımının devirdiğinde anlaşıyorlar.

İran’da 1978’e kadarki süreçte protestolarda esas olarak, üniversite ve medrese öğrencileri, kentli maaşlı orta sınıflar, aydınlar ve çarşı esnafının yer aldığını, devrimde orta sınıf refleksinin hâkim olduğunu görüyoruz. Haziran 1978’den başlamak üzere bu ortamın değiştirğini, işçi sınıfının giderek artan sıklıktaki grevleriyle, gösterilere katılmaya başlamasıyla devrimin yeni bir özellik kazandığını görüyoruz. Ancak işçilerin devrime katılmasıyla birlikte Şah rejiminin tepkisi de sertleşti.

Kent yoksullarının, fabrika, inşaat sektörü, giderek rafineri işçilerinin orta sınıfların hareketine katılmasıyla birlikte, eylemlerdeki protestocuların sayıları da on binlerden yüz binlere, hatta milyona ulaşmaya başladı. Böylece devrim ilk kez rejimi tehdit edecek bir güce ulaşıyordu. İran devrimi üzerine çalışan araştırmacıların büyük çoğunluğu, Şah rejimini esas olarak işçi sınıfının bu kitlesel katılımının devirdiğinde anlaşıyorlar.
19 Ağustos 1978’de Abadan kentinde, bir işçi mahallesindeki sinemada çıkan yangın çoluk çocuk dört yüzden fazla insanın ölümüne yol açınca, hükümet doğrudan, daha önceki eylemlerde Batılı filmler gösteren sinemalara saldıran göstericileri suçladı. Ancak sokaklara dökülenlerin hedefi rejim oldu. Ölenlerin yakınlarıyla birlikte Abadan’da sokağa çıkanların tek bir sloganı vardı: Şah defol!

Devrimin hedefi Şah
Artık ne rejim ne SAVAK (gizli servis) değil, doğrudan Şah, devrimin hedefi haline gelmişti. Şah rejimi yeniden bir seri uzlaşma refleksiyle havayı yumuşatmaya çalıştı. Molla bir aileden gelen Şerif Emamiyi Başbakan atadı. Emami, Kadın İşleri Bakanlığı’nı kapattı, yerine Diyanet İşleri Bakanlığı’nı açtı. Şeker Bayramı’nda Emami, muhalefet liderleriyle anlaşarak gösterilere izin verdi; gösteriler sırasında düzeni sağlamakla görevli askerleri bu kez yan sokaklara çekmeyi kabul etti.
Gösteriler 4 Eylül’de,Ordu ulusun parçası”, “Siyasi tutuklulara özgürlük”, “Humeyniyi istiyoruzsloganlarıyla başladı. Tahran’da 7 Eylül 1978’de gösterilere yarım milyona yakın insan katıldı ve ilk kez İslam Cumhuriyeti istiyoruz sloganı duyuldu. 8 Eylül günü ordu ve göstericiler arasında çatışmalar patlak verdi. En sert çatışmalar Tahran’da işçi sınıfı mahallelerinde yaşandı, barikatlar kuruldu ve ordunun göstericilere helikopterlerle, tanklarla saldırdığı görüldü. Kara Cumaolarak tarihe geçen o gün 4 bin civarı göstericinin yaşamını yitirdiği ileri sürüldü.

İslam hükümeti yerine İslam Cumhuriyeti kavramı
Grevler yoğunlaşarak ve yayılarak devam etti ve 16 Ekim’de, Şah’ın devrilmesini talep eden, ekonomik ve siyasi boyutlu, görkemli bir genel grev gerçekleşti. Gösteriler yoğunlaşıyor, çeşitli muhalefet güçleri arasında ittifak güçleniyor, bu arada Ulusal Cephe ve Kurtuluş Hareketi, Humeyniyi desteklemeye karar veriyorlar, liderliğini kabul ediyorlardı.

İran Komünist Partisi TUDEH ise başından beri Humeyni’yi destekliyor, kapitalist olmayan yol fantezisinin peşinde, adeta onun partisi gibi çalışıyordu. Humeyni de geleneksel olarak ruhban sınıfına büyük kuşkuyla yaklaşan seküler modernist muhalefetin düşmanlığını üzerine çekmemek için, İslam Hükümeti (Hükümet-i İslami) kavramı yerine İslam Cumhuriyeti kavramını kullanmaya dikkat ediyor; söylemini solun, liberallerin duyarlılıklarına uygun bir biçimde düzenliyordu.

Dini ton kuvvetleniyor
Kasım 1978’de gösteriler yoğunlaşırken, artık rejimin tüm denetimi elinde kaçırdığı görülüyordu. 12 Kasım günü çarşı esnafı, üniversitelerde, medreselerde çalışanlar, işyerlerinin devrim zafere ulaşana kadar kapalı kalacağını açıkladılar. Bu kez orta sınıf genel grev ilan ediyordu. Aralık ayında Humeyni’nin, kırın desteğini almak için, mollaları toprak reformu vaadiyle köylere göndermeye başladığını, aralık ayı ve ocak 1979 boyunca grevlerin, gösterilerin yoğunlaştığını, giderek daha dini bir ton kazandığını, Humeynici Şii hareketinin, kent yoksullarının desteğini aldığını, egemenliğinin belirginleştiğini görüyoruz.

Şah 16 Ocak günü Kahire’ye uzun, süresiz birtatilegiderek tahtını terk edince, İran’da adeta ikili iktidar durumu oluştu. Bir tarafta Şah rejimini temsil eden Ordu Genelkurmayı, öbür tarafta sokakta çeşitli halk sınıflarından, çeşitli ve sosyalist akımlardan, sivil toplum örgütlerinden oluşan ama artık siyasal İslamın hegemonyası altına girmeye başlamış olan devrimci dalga. Bu sırada Humeyni’nin gizli bir komite kurarak ve Şah rejiminin kalıntılarıyla pazarlıklara oturduğuna ilişkin söylentiler yayılıyordu.
Bu ikili iktidar, içinde, Humeyni’nin halktan, hatta müttefiklerinden gizlediği Devrim Konseyi generallerle görüşürken askeri okul öğrencileri arasında patlak veren silahlı bir isyan Fedain ve Mücahidin gibi silahlı gerilla gruplarının verdiği destek sayesinde ordunun denetiminden çıktı.
Şah’ın muhafız alayını püskürten isyancılar cephaneliği boşaltıp halka silah dağıtmaya başladı. Artık sosyalistlerin bir tehdit oluşturmadığını, devrimin Şii ruhban sınıfının eline geçtiğinin ayırdına varmaya başlayan Ordu Genelkurmayı da çatışmaların solun inisiyatifiyle büyümesini engellemek amacıyla tarafsız kalacağını açıklayarak kışlasına döndü, iktidarı devrimci koalisyona”, ama pratikte Şii ruhban sınıfına teslim etti. Böylece ikili iktidar sona eriyor, rejim düşüyor, yeni bir devlet ve rejim oluşmaya başlıyordu.

Sol imha edildi
Bundan sonraki aşamada çatışmalar liberaller, sosyalistler gibi, koalisyonun demokratik, sol ve seküler kesimiyle Şii ruhban sınıfının inşa etmeye başladığı kitlesel siyasal İslam hareketi arasında sürecekti. Şii hareketi, hızla dikkatini komünist ve sosyalistler üzerinde yoğunlaştırdı. Dün Şii ruhban hareketine, Humeyni’ye, bunlar anti emperyalist”, “halkçıgibi gerekçelerle destek verenler başta, TUDEH olmak üzere cezaevlerine doldurulup devrim mahkemelerindeinfaz edildiler.
Fedain hareketi silahlı bir direnişle süreci bir savaşa çevirmeye çalıştıysa da başarılı olamadı ve imha edildi. Bu sırada Irak’ın İran’ı işgal etmeye kalkmasıyla başlayan savaş, Şii ruhban sınıfına ulusu kendi etrafında toplama, solun tüm kalıntılarını imha ederek iktidarını pekiştirme, dini kurallara ama esas olarak Humeyni ve Şii ruhban sınıfının iktidarına dayalı teokratik-totaliter bir rejimi yerleştirme olanağı sağladı.

Özetle bir demokratik devrim olarak başlayan, işçi sınıfının geniş katılımıyla sosyalist devrime dönüşme dinamikleri kazanan İran Devrimi, süreç ilerledikçe devrime daha sonra katılan Şii ruhban sınıfı örgütlenmelerinin eline geçti. Bundan sonra da devrim demokratik, sosyalist içeriğini kaybedip bir din devletine açılan karşıdevrime yenildi. Devrimci dinamik, Humeyni’nin vaatlerine kanarak, ruhban sınıfına karşı hayırhah tavır alan ya da onu destekleyenler kan ve şiddetle tasfiye edildiler.

Kent yoksullarının, fabrika, inşaat sektörü, giderek rafineri işçilerinin orta sınıfların hareketine katılmasıyla birlikte, protestocuların sayıları da yüz binlere, hatta milyona ulaşmaya başladı.

''asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek,aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur''

Konu aydoe tarafından (02-04-2009 Saat 21:07 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 28-03-2009, 12:29
aydoe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
aydoe aydoe isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Oct 2007
Mesajlar: 3.982
Standart

Carter yönetimi, Şah rejiminin meşruiyetini demokratikleştirmeler yoluyla güçlendirmeye, hatta bir alternatif oluşturmak için, demokratik açılımlar için baskı yapmaya başladı.

‘Carter Baharı’


İran’da devlet eliyle gelişen kapitalizmin dönüştürücü etkileriyle Şah’ın baskıcı rejiminin yabancılaştırıcı etkilerinden oluşan patlayıcı karışıma dönersek, ironik olan şu ki, bu karışıma, fünyeyi, zamanın ABD Devlet Başkanı Carter’in dış politika yöneliminin taktığını görüyoruz.
Sonra da bu fünyeyi, toplumsal tabanı son derecede zayıf, dolayısıyla eylemlerinin verili sınıflar matrisi üzerindeki olası etkilerini düşünme kapasitesinden yoksun Şah rejiminin, bizzat Şah’ın kendisinin, kriz karşısındaki aptalca, mülk sahiplerini ve giderek işçileri çileden çıkaran küstahlıktaki tepkileri patlattı.

Soğuk savaş ortamında, ABD’nin gerileyen imajını yeniden inşa etmek için, bir insan hakları, demokrasi propagandası kampanyası başlatan Carter yönetimi “tek mermilik” devlet olarak gördüğü Şah rejiminin meşruiyet zemininin çok dar olmasından da endişe ediyordu.

Carter yönetimi, Şah rejiminin meşruiyet zeminini demokratikleştirmeler yoluyla güçlendirmeye, hatta mümkünse bir alternatifini oluşturmak amacıyla, insan hakları alanında demokratik açılımlar için baskı yapmaya, Carter yönetiminin, insan hakları yöneliminin havasından etkilenen Uluslararası Af Örgütü gibi kuruluşların baskıları artmaya başladı.

Şah, rejimin doğasında bir değişiklik yapmaya yönelmeden, bu baskıya cevap vererek siyasi tutukluları serbest bırakmaya, aydınlara kentli orta sınıfın muhalefetine göz yummaya başlayınca, iç tutarlılığını kaybetmeye başladı. Bu gevşeme ortamında ortaya çıkan muhalefet, rejimin zemininin ne kadar zayıf, Şah’ın halkın durumuna ilişkin algılarının ne kadar yanlış olduğu ortaya koydu.
Muhalefet sokak eylemlerine başladıktan sonra, Şah rejimi hızla denetimi elinden kaçırdı: Her uzlaşma çabası, her acımasız bastırma girişimi muhalefeti biraz daha güçlendiriyordu.
1970’lerin ortasında İran’da ekonomik kriz, dönemin koşullarına paralel olarak önce enflasyon, sonra ekonomik yavaşlama ve hızla artan işsizlik olarak kendini gösterdi.
Şah rejimi enflasyonu önce büyük sermayeyi, yolsuzluk iddialarıyla sıkıştırıp baskı altına alarak sınırlamaya çalıştı. Bu işe yaramayınca bu kez, fiyatları siyasi, polisiye yollarla düşürmeye kalktı ve orta sınıfları, çarşı esnafını, fırsatçılar vb. suçlamalarıyla taciz etmeye başladı.
Rejime güvenini kaybeden büyük sermaye ülke dışına sermaye kaçırmaya başlar, dolayısıyla krizi daha da derinleştirirken, çarşı esnafı geleneksel olarak yakın ilişkide olduğu Şii yapılanmasına sığınmaya başladı.

Şah kısa sürede herkesi karşısına aldı
Hükümetin anti-enflasyonist ekonomi politikaları, ekonomiyi daraltmaya, sanayi üretimini vurmaya, işsizliği arttırmaya, reel ücretleri düşürmeye başlayınca bu kez Şah, işçileri tembellikle suçlamaya başladı. Böylece, Şah kısa sürede, hem beyaz yakalılar, maaşlı orta sınıflar, çarşı esnafı ve ücretli işçileri, büyük bir başarıyla kendi karşısına almayı, cepheleşmeye itmeyi, hem de çarşı ve kır yoksullarıyla Şii yapılanmasının bağlarını güçlendirmeyi başardı.
Devrimci kriz (diğer bir deyişle yönetenlerin eskisi gibi yönetilmek istemediğinin belirtileri) önce orta sınıfın kültürel siyasi tepkileriyle (demokrasi talebiyle) su yüzüne çıkmaya başladı.
Ekonomik krizle birlikte devrimci süreç hızla yeni bir boyut kazandı. Bu yeni boyut, önce çarşı esnafının (orta sınıfın ekonomik etkinliğe bağlı kesiminin) tepkileriyle belirginleşti, işçilerin kitlesel katılımıyla da devrimci süreç yıkıcı enerjisine ulaştı.

İlerici güçlerin tasfiyesi, iktidarın teokrasiye geçmesiyle devrim karşıdevrime dönüştü

Siyasal İslamın ihaneti

Humeyni’nin özellikle genç entelektüeller arasında kabul görmesinin bir nedeni de Şeriatmedari adlı bir Şii liderin ılımlı ve modernizm yağına batmış İslam anlayışının yaygın etkisiydi.
Buraya kadar özetlediklerimiz, umarım İran devriminin iki özelliğini gözler önüne sermiştir.
Birincisi Iran devrimi, her devrim gibi kendiliğinden başladı.
Herhangi bir sınıfsal örgütsel liderlik ve programdan yoksun olmasına karşın, ilk aşamada demokratik bir orta sınıf refleksinin ürünü olarak gelişti, sonra giderek kitleselleşti, işçi sınıfının katılımıyla da sosyalist özellikler kazanmaya başladı.
Bu sürecin liderlik sorunu ancak devrimin son aşamasında 1979 Şubat’ında çözümlendi.
Bu çözümlenme süreciyse demokrat, liberal, sol, sosyalist özellikli ilerici güçlerin tasfiyesi, siyasi iktidarın Şii teokrasisinin eline geçmesi dolayısıyla bir karşıdevrim olarak yaşandı.

Bu trajik durumun ortaya çıkmasında, üç etken rol oynadı.
Birinci etken siyasal İslamın, özellikle Humeyni’nin yalanları, manevralarıydı. İkincisi, Şah döneminde iyice zayıflatılmış olan demokratik ve sol muhalefetin, bu yalanlara kanarak, belki de kendi zaaflarının bilincinde olarak, Humeyni liderliğini kabuk etmekte çok acele etmeleriydi.
Üçüncüsü, solun çok parçalı yapısı ve siyasal İslamın karakterini, devrimi ele geçirmesinin anlamını kavramakta, birbirlerine ihanet edecek kadar başarısız olmaları.

Bağlayıcı demeçler vermedi

Humeyni’nin sürgünde kaldığı 15 yıl boyunca, Şah karşıtı güçler arasında kendisine yönelik tepkileri engellemek için, hiç doğrudan, kamuya açık alanlarda konuşmadığını, bağlayıcı yazılı demeçler vermediğini, hemen hiçbir sosyal program açıklamadan yalnızca Şah’ın emperyalizmle ilişkilerini ve otokratik özelliklerini vurguladığını görüyoruz.
Humeyni’nin, az sayıda ve içerik olarak bulanık ve aracılar yoluyla verilen demeçlerinde, kısa konuşmalarında, özellikle 1978’den itibaren, ulusal bağımsızlık, demokrasi, kadın hakları, sosyal adalet vaat ettiğini görüyoruz.
Humeyni, Şah’ın otokratik rejiminin yerine bir teokratik rejim kurulmayacağını, tüm sivil toplum örgütlerinin, örgütlenme haklarının korunacağını, yeni rejimin hem demokratik hem İslami hem de cumhuriyet olacağını söylüyordu.
Böylece her sınıf ve tabaka, Humeyni’nin pozisyonunu kendilerine göre yorumluyor ve umut bağlıyordu. Liberaller ve sol Humeyni’yi antiemperyalist, ulusalcı-halkçı bir lider olarak algılıyordu.
Humeyni’nin söyleminin iç çelişkileri, “ait olduğu hakikat rejiminin” bu vaatlere getirdiği kısıtlamaları ise o zaman kimse görmek istemedi. Humeyni’nin özellikle genç entelektüeller arasında bu kadar kolay kabul görmesinin bir nedeni de Şeriatmedari adlı bir Şii liderin ılımlı ve modernizm yağına batmış İslam anlayışının yaygın etkisiydi. Bu ılımlı, Şii İslamı yorumu, adeta bir köprü gibi, seküler kesimden dini kesime geçişi kolaylaştırıyordu.
Diğer taraftan Şii hareketinin tarihsel özelliği, seçkinci, teorik ve hiyerarşik yapısıydı.
Bu yüzden hareket 1979’da Şah devrilene kadar gerçekten kitleselleşerek, örneğin Mısır’daki Müslüman Kardeşler gibi bir siyasal İslam hareketi yaratamadı.
Bu süreç Şii hiyerarşisi devleti ele geçirdikten sonra, toplumsal yaşamın hızla Şii disiplini altına alınarak sivil toplumun imha edilmesine paralel olarak gerçekleşti.
Kimi gözlemciler, 1978’den itibaren Şii liderliğinin Şah rejiminin liderliğiyle yumuşak bir devir teslim gerçekleştirmenin yollarını araştırmakta olduğunu, hatta Amerika’nın da bu süreci yakından izlediğini ileri sürüyorlar… Şii hareketinin bu seçkinci özelliği, devrime ihanet hazırlığı içinde olması onun en büyük zaafıydı; demokratik ve sol/sosyalist güçler açısından önemli bir şanstı; ama kullanamadılar…

Sol meşruiyet kazandırdı
Şii hareketinin devrimin liderliğini ele geçirmesini kolaylaştıran en büyük özelliği hiyerarşik yapısı, ideolojik açıklığı, çarşı orta sınıflarından en azından 1980’li yıllara kadar bütünlüklü, toprak sahiplerinden ise hiç sarsılmayan bir destek alması, bu sayede hızla yaygın ilişkiler ağı kurma kapasitesiydi.
Solun verdiği destek ise Şii hareketine bir meşruiyet ve ilericilik “fantezisi” ekleyerek aydınlar, işçi sınıfı ve kent yoksullarıyla Şii hareketi arasındaki bağların oluşmasını kolaylaştırdı.
Demokratik ve sosyalist akımlar içinde, Humeyni’ye destek öncelikle, orta sınıf eğilimlerinin hâkim olduğu Ulusal Cephe ve Kurtuluş hareketinden geldi.
TUDEH Sovyet şabloncusu bir eğilim olarak, antiemperyalizm ve “kapitalist olmayan yol” fantezisine dayanarak başından beri hep Humeyni hareketini destekledi.
Hatta Mücahidin ile Humeyni hareketi arasında çıkan mini iç savaşın ardından Mücahidin’in kadrolarının ve liderlerinin yakalanıp imha edilmesinde, Fedain ile birlikte Şii rejimine yardımcı oldu.
Mücahidin, sosyalizmle Şii geleneğini birleştirmeye çalıştığı için hiçbir aşamada Şii ruhban sınıfından bağımsızlaşamadı.
Fedain ise yine Sovyetçi, Stalinist geleneğe bağlı kalarak Humeyni rejimini devrimin ilk aşaması olarak görüyor, ikinci aşamaya kadar onunla birlikte barış içinde yaşayabileceğine inanıyordu.

Devrimin başında İslamcılarla birlikte yürüyen solcular böylece kendi sonlarını da hazırlıyorlardı.




''asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek,aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur''

Konu aydoe tarafından (02-04-2009 Saat 21:06 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 29-03-2009, 02:17
KızıL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
KızıL KızıL isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 29 May 2008
Bulunduğu yer: ADANA!!
Mesajlar: 3.673
Standart

ahh tudehh ahh herzaman yanarım herzaman... yoldaşlarım sınıfınızdan başka dostunuz olmaz olmadı...

ÖRGÜTLENİN!!!
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 30-03-2009, 19:58
aydoe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
aydoe aydoe isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Oct 2007
Mesajlar: 3.982
Standart

Solun zaafları

İran’daki dini rejimin kurucusu Ayetullah Humeyni, sırasıyla Türkiye, Irak ve Fransa’daki sürgün günlerinin ardından ülkesine dönmüştü.
İran’da solun kararsız ve hatalı tutumu, hatta buna intihar eğilimi de diyebiliriz, devrimin yenilgisinin belki de en önemli nedeniydi.
Sol 1979’da Şah rejimi devrildikten sonra ortaya çıkan kısa süreli, ikili iktidar ve özgürlük ortamında, hızla kadro kazanmasına ve güçlenmesine karşın, güçlerini birleştiremedi, ruhban sınıfından ayrı bağımsız bir siyasi yol izleyemedi.
Sol en azından devrimin reaksiyoner teokrasiye dönüşmesini engelleyecek bir cephe oluşturabilirdi, bunu da yapamadı.

ABD Büyükelçiliği’nin işgali, Irak’ın İran’a saldırısı, Şii rejimi tarafından solun imha edilmesi, sivil toplumun dini ilkelerle yeniden örgütlenmesini, entelektüellerin kravatlılar”, “bürokratlar”, “taş kafalılar”, “taklitçiler olarak damgalanarak susturulmasını kolaylaştırdı.

Şii rejimi devrimin denetimini eline aldıktan sonra, ilk işi İran halkını, Şahı mı istersiniz İslam cumhuriyetini mi?gibi tek bir soruyla, ruhban sınıfını iktidara getirmeye kurgulanmış bir referanduma götürmek oldu.
Sol bu referandumu engelleyemediği gibi, halkın yüzde 90’ının Şah’ı istemiyor olmasının Şii devletini istediği anlamına gelmediğini öne çıkaramadı.

Artık Şii ruhban sınıfı devletin radyo ve televizyonlarını tümüyle denetim altına alıyor, muhalefeti susturuyor, solun mahalle komitelerini silahsızlandırıyor, Mücahidin’in ayaklanmasını şiddetle bastırıyordu.
Bundan sonra Mücahidin’i imha ederken, sıra, hiç çekinmeden Şii devletine destek olan TUDEH ve Fedain örgütlerinin imhasına gelecekti.

Şii rejimi kadınları İslami giyim kurallarına uymaya zorladı, fabrikalarda kurulmuş olan şûra (işçi komitelerini) tasfiye etti, işçi sendikalarını, işyerlerinde işçileri İmam’dan yana olanlar, diğer bir deyişle Humeyniyi destekleyenler (Müslümanlar) ve ötekiler (dinsizler vb.) diye ikiye ayrılmaya zorladı, böylece örgütlenmelerini kolaylıkla imha etti.
Şii rejimi kent yoksullarının el koydukları Şah mülklerini ve zenginlerin evlerini, fabrika ve işletmeleri onların ellerinden aldı.
Toprak reformunu rafa kaldırdı.
Çarşı esnafı 1980’den sonra küçük ve büyük esnafların farklı çıkarları temelinde bölünmeye başlayınca da büyük esnafın yanında yer aldı.
ABD’ye karşı antiemperyalist retorik Alman ve Japon sermayesinin ülkeye davet edilmesini engellemedi.

İran devriminin bir karşıdevrimle yok edilmesi bize öncelikle, ne antiemperyalizmin, ne demokrasi vaatlerinin kendi başlarına bir anlam ifade etmediğini, öncelikle bunların ait oldukları hakikat rejimininözellikleri ve sınıfsal içerikleri bağlamında irdelenmeleri gerektiğini gösteriyor.

Sol hareketlere gelince, siyasal İslamı felsefi (hakikat rejimi, aydınlanma geleneği) ve ekonomi politik (mülkiyet biçimleri, kapitalizm ve sınıflar arası ilişkiler) açılardan düşünmeyi başaramadıkları için hem devrimci dinamiğe, devrimin hakikatine sadık kalamıyorlar.
İran deneyi bize, sol hareketin, çok parçalı yapılarını en azından önemli siyasi konjonktürlerde, devrimin hakikatine sadık kalarak aşmayı başaramadıkları için, devrimle karşıdevrim arasında yalnızca bir kaybolan aracıişlevi üstlendiklerini de gösteriyor.

''asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek,aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur''
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 02-04-2009, 22:29
cigi cigi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 28 Jun 2009
Bulunduğu yer: Rotterdam
Mesajlar: 1.714
Standart

aydoe´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
İran deneyi bize, sol hareketin, çok parçalı yapılarını en azından önemli siyasi konjonktürlerde, devrimin hakikatine sadık kalarak aşmayı başaramadıkları için, devrimle karşıdevrim arasında yalnızca bir kaybolan aracıişlevi üstlendiklerini de gösteriyor.
Sevgili aydoe;

Cok güzel bir yazi dizisini buraya astigin icin tesekkür ederim. Türkiye'ye kacan Iran'li insanlarin anlattiklarini hala unutamadim.Daha sonra Avrupa'da karsilastigim Iran ve Afganistan uyruklari insanlarin yasadiklarini canli olarak dinlemek beni daha cok bilgilendirdi ve ibret aldim.

Ülkemde gelisen olaylar ile bu yazi dizisi, nasil da bir benzerlik olusturuyor . Amerika Iran'i mayaladi, hamurunu koydu bir kenara. Cani ne zaman isterse, istedigi sekilde yoguracak bu hamuru. Dolayisi ile sömürecegi yerlere islam dayatmasinin veya islami acilimlara yardim etmesinin altinda da bir sürü nedenler yatiyor.

Neden yarginin ayarlari ile devamli oynanip duruluyor? Demokratik, laik bir cumhuriyet ile yönetilen ülkede yargi, adalet bakanina bagli olabilir mi? Bu cumhuriyetin su andaki basbakani her agzini actiginda dinden imandan bahsediyor. Allah'tan yardim dileniyor.

Ülkemde yasayan insanlar bilincli olarak özel gündemlere yönlendiriliyor. Haberler filtrelerden geciriliyor.Fakat aydin ve entel olan insanlarimiz, ayni Iran'da oldugu gibi bunlara göz yummaya devam ediyorlar.Is isten gectigi zaman kacacak delik arayacaklar, hala farkinda degiller.

Erenekon diye bir safsata cikarttilar, her istediklerini bunun icine dolduruyorlar.Liberallar ve aydin gecinen insanlar bu oynan oyunu bir türlü göremiyorlar.Kardesim tek bir tane faili mechul cinayette kalmasin, cetede, mafyada... Peki bunlari sona erdirmek icin neler yapilmasi gerektigini ve nasil bir sisteme sahip olunulmasinin geregini neden anlatmiyorlar, neden israrla bu yobazlarin peslerine takilip onlarin yaptiklarina alkis tutuyorlar?

Türkiye'de yasayan bu insanlarin hepsi su anda oluk oluk paralar kazaniyorlar. Cünkü bu karisik ortamdan, halkin gercekleri bilmemesinden bir sürü insan nemalaniyor.Bumudur aydin insan? Bunlarin yasantilarini ve konusmalarini izledikce, yazilarini okudukca; tiksiniyorum takindiklari iki yüzlülüklerinden.

Aydin insan, dava adami asla böyle olmaz. Halkina dogrulari bilerek anlatmayan ve kendi cikarlari ugruna ülkesinin üstüne kara bulutlar cökmesine yardimci olarak gelecek kusaklarin yasantilarina amborga koyan insan nasil aydin olabilir?

Bu yazi dizisinin su anda ülkemizin icinde bulundugu ortama cok uydugunu düsünerek bir noktanin altini cizmek istiyorum.Eger Iran'da olanlarin final kisminin da aynisi ülkemizde yasanirsa; bu gün cevresine sadece müslümanligi dayatan insanlar, ellerinde satirlar ve bicaklar ile naralar atarak dinsiz ve allahsiz avina cikacaklarina cok eminim.Dolayisi ile herkesin bazi gercekleri görerek ve bilerek egri oturarak dogru konusulmasindan yanayim.Bu konuda da en cok görev ne yazik ki medyaya düsüyor.

Saygilar.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 04-04-2009, 13:42
aydoe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
aydoe aydoe isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Oct 2007
Mesajlar: 3.982
Standart

Ülkemizde 1980 darbesi ile sosyalistler ve toplumsal muhalefet bastırılmış,yok edilmiştir.
80 sonrası dinciler palazlanmaya , tarikat cemaat örgütlenmeleri artmaya imamhatipler çoğalmaya ve islami hareket ivme kazanmaya başlamıştır.
1983 Özal iktidar iktidarı etnik ayrışmayı körüklemiş ve tarikatçıları devlet kadrolarına doldurmuştur.
28 Şubat sürecine neden gelindi;
Sincan’daki Kudüs Gecesi’nden,kimi bu gece sonrası tutuklanan belediye başkanını ziyaret ettiği hapishaneden,kimi Hac sırasında altına girdiği PKK çadırından.
Süreç, Başbakanlığa ilerleyen sarıklıların istilası,Anadolu’nun çeşitli yerlerinden yükseltilen irtica sesleri ve Sivas’ta yakılan aydınlarla cumhuriyeti boğar hale gelmişti.
Öyle ki devrimin kanlı mı,kansız mı olacağını tartışanlar,kendilerinden olmayanları patates dininden sayanlar,rejimi ve Kemalizmi başkalarının ilan edenler iktidar kadrolarını ele geçirdiler ve devlet yönetimi,var olan devlet yapısını cihat aşkıyla yıkmaya hazırlananlara kaldı.

Kayseri Belediye Başkanı Şükrü KaratepeKaratepe konuşmasında şunları söylemişti:''Süslü püslü göründüğüme bakıp da laik olduğumu sakın sanmayın. Resmi görevim nedeniyle bugün bir törene katıldım. Belki başbakanın, bakanların, milletvekillerinin bazı mecburiyetleri vardır. Ancak, sizin hiçbir mecburiyetiniz yok. Refah Partili olarak yeryüzünde tek başıma da kalsam, bu zulüm düzeni değişmelidir. İnsanları köle gibi gören, çağdışı bu düzen mutlaka değişmelidir. Ey Müslümanlar sakın ha içinizden bu hırsı, bu kini, nefreti ve bu inancı eksik etmeyin. Bu bizim boynumuzun borcudur.'' 10 kasım 96

Dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan, 11 Ocak1997Cumartesi günü, Başbakanlık Konutunda tarikat liderleri ve şeyhlere iftar yemeği verdi.

10 Ocak 1997’de Sincan Belediyesi Kudüs Gecesi düzenledi. Belediye Başkanı Bekir Yıldız ve İran elçisinin misafir olduğu gecede sahneye konulan cihat oyunu!

Ve akabinde 28 Şubat Kararları;
http://tr.wikisource.org/wiki/28_%C5...Kararlar%C4%B1

Ne yazık ki uygulanamamıştır ve irticai faaliyetler devam etmektedir.
Cumhuriyet Mitingleri düzenleyenler ve irticai faaliyetlere karşı savaş verenler,heryerekon kapsamında etkisizleştirilmekte ,TSK ve Atatürk yıpratılmaktadır.

Ülkemizde krizin derinleşmesi ve siyasi dengelerin bozulması neticesi oluşabilecek kaotik ortamda şeriata geçilmesi ,İran 'da ki gibi ordu tarafsız kaldığında kaçınılmazdır.
Unutulmamalı ki halkımız müslüman Cumhurbaşkanı istiyoruz sloganına % 47 evet oyu vermiştir.

Yarın bu ülkede aç sefil işsiz bırakılan ve sadaka ekonomisine alıştırılan,devlete güvenini yitiren milyonların önüne şeriat istermisiniz refarandumu çıkarılsa ve ekmek dağıtılsa %60 evet oyu çıkar.
Daha nasıl olsun ,Türkiye İran olmaz ,İran 'dan da beter olur.

''asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek,aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur''

Konu aydoe tarafından (04-04-2009 Saat 20:59 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 04-04-2009, 19:02
cigi cigi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 28 Jun 2009
Bulunduğu yer: Rotterdam
Mesajlar: 1.714
Standart

aydoe´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Ey Müslümanlar sakın ha içinizden bu hırsı, bu kini, nefreti ve bu inancı eksik etmeyin. Bu bizim boynumuzun borcudur.'' 10 kasım 96

Dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan, 11 Ocak1997Cumartesi günü, Başbakanlık Konutunda tarikat liderleri ve şeyhlere iftar yemeği verdi.

10 Ocak 1997’de Sincan Belediyesi Kudüs Gecesi düzenledi. Belediye Başkanı Bekir Yıldız ve İran elçisinin misafir olduğu gecede sahneye konulan cihat oyunu!
Bu hirsiniz, bu kininiz, nefretiniz ve bu inanciniz hic eksik olmadi.
Allaha sükürler olsun, daha cok artti.
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 07-05-2009, 12:12
mhmd mhmd isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Dec 2005
Bulunduğu yer: sonsuzluktan
Mesajlar: 3.328
Standart

Sağ gösterip sol vurmak diye buna mı derler?

Ülkemde ne zaman kişisel özgürlüklerin anıldığı bir kapı aralanır, o zaman yol işaretleri hemen yerini alır.
Bir dönem için öğrenci hareketleriyle ülkemin Rusya'ya döneceği, komünist devrim ile (keşke) ülkenin demir perde arkasına kalacağı feveranı edenler akabinde önlemlerini de alıp 12 Eylül'ü hediye ettiler.
Hizmet ve işçi takımının kıyafetleri ne zaman üniversite ve seçkinler! arasına girmeye başladı İran örnekleri arz-ı endam etti.
Bunun sonucu da 28 Şubat depremi geldi.

Önce İran devrimini anlamamız lazım.
Bu başlık altında Sn. aydoe'nin alıntıladığı yazılarını takip edip katıldığımız ya da kendi tezlerimizi sunmak isteriz.

Ancak bunlara başlamadan önce küçük bir bilgi verelim.
Günün anlam ve önemine binaen!

Başka bir başlıkta bu sitenin siyasi yazılar yazmamasını destekler yazılar okuduk.
Siyasetin toplumdan, toplumun dinden, dinin ekonomiden, ekonominin sosyolojiden, sosyolojinin psikolojiden, psikolojinin biyolojiden ayrılamayacağını gösterir küçük bir bilgi.

İmam Humeyni, Şeytan Ayetleri kitabının içeriğinden, fetvadan en az birkaç hafta öncesine kadar haberdar olduğunu kaç kişimiz biliyordu?

Salman Rüsdi'nin kitabını İran'ın eğitimli çevrelerinde iyi bilinmektedir.
Aynı kişinin, daha önceki romanlarından biri olan SHAME(Utanç) çevirisi, yılın en iyi çevirisi adıyla hükümetten ödül almış ve ülke içinde iyi satılmıştı.
Şeytan Ayetlerinin ilk baskıları İran'a basımından kısa bir süre sonra, 1988 Eylül'ünde ulaşmıştı.
Kitabın eleştirisi ve kitaptan alıntılar, Humeyni'nin de düzenli olarak dinlediği, yurt dışından Farsça yayın yapan radyolardan yayınlanmıştı.
Adı verilmeyen bir din bilgini, kendi inisiyatifi ile bir ay harcayarak, yaklaşık 700 sayfalık, iyi belgelenmiş bir tekzibiyle, bulgularının kısa bir özeti, Humeyni'nin makamına sunulmuştu.
Bu özeti Humeyni okumuş ve;
-Dünya her zaman saçma sapan konuşan delilerle doludur. Böyle bir şeye yanıt vermeye değmez. Bunu ciddiye almayın. Der.
O kadar umursamaz ki, kitabın ithal edilmesinin yasaklanması konusunda bir öneride dahi bulunmaz.

Ancak;
Aynı kitap için diğer ülkelerdeki halk aynı düşünmez!
12 Şubat'ta İslamabad'ta protestocular Amerikan elçiliğine saldırır.
13 Şubat'ta Keşmir'de çıkan kargaşada bir kişi ölür ve yüze yakın kişi yaralanır.
Akabinde ve sonucunda!!!
14 Şubat sabahı bilin bakalım ne olur?
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:45 .