
29-03-2009, 15:19
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 26 Nov 2007
Mesajlar: 629
|
|
TARİHİN YAZILMASI, YAPILMASI ve OSMANLI'da EŞİTLİK vs ÜSTÜNE
Bir süre önce Sn. cigi ile "Politika" forumunda bir tartışmamız oldu. (Alt başlık : "Ermenilerden Özür Diliyoruz", ilgili mesaj no. : 437 ila 451 arası). Bu arada konu başlıktaki konudan çıkınca, Tarih Forumunda başlık açarak, bazılarımızın da bayağı ilgilendiği bir konu da olduğu için, tartışmayı yerinde yapmak istedim. Başlık açmak için yetkinin 30 mesaj sonrası olduğunu zannediyordum. Sn. Dilaver bu yetkimin zaten olduğunu söyledi, ben de zaten daha fazla sayıya ulaştım.
Tartışmamız Osmanlı'da eşitlik, özgürlük (daha çok da azınlıklar ve gayrimüslimler için) vs üstüne idi. Bu arada yerli tarihçilerin hamasi edebiyat yapıp objektif olmadıkları da bahis konusu oldu. Ben bunun kriterlerinin ne olduğunu aktarmak istedim. Bu arada ünlü tarihçilerimiz Halil İnalcık ve İlber Ortaylı'dan da biraz bahsettim. Gelişme böyle oldu.
Burada, başlıktaki gibi tarih biliminin belli yapısının tartışmasını; ve tarih yazmanın da gayet ciddi bir iş olması sebebiyle yazmadaki uygun kaidelerin de neler olması gerektiği hususunun tartışmasını yapmak istiyorum. Tarih bilinci nedir, bizim böyle bir bilincimiz var mı? Tarih bilinci ne derecede önemlidir? Tabii, bu arada bazı misallere gitmek, enteresan olayları da tartışmaya getirmek isterim. Bu tartışmaya katılmanız başlığı eğlenceli ve faydalı kılabilir. Aslında bu konu günceldir. Zira İkinci Cumhuriyetçiler ve Dinciler şu sırada alternatif tarih yaratmakla meşguller. Bir önemli husus ta statükocu tarih, yani devletin ideolojik tarihini ve ona karşı çıkıştır. Konunun kapsamının Osmanlı ile sınırlı olmasını doğru buluyorum. Çünkü tartışma buradan çıktı ve en yakınımızdaki ve bildiğimizi zannettiğimiz bir şumulü var. Elbette sadece Osmanlı ile sınırlanması düşünülemez, ama mesela dinsel şumullülerin diğer ilgili forumlarda veya değişik başlık altında ele alınması daha uygun olacak gibi.
Bu maksatla ilk mesajı ben aşağıya alıyor ve katkınızı bekliyorum.
Sevgi ve saygıyla...
.
Açıklık gerçeğin vazgeçilmez koşuludur.
|

29-03-2009, 15:20
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 26 Nov 2007
Mesajlar: 629
|
|
Tarihçi olmak kuşkusuz çok zordur. Osmanlı'da vakanüvis veya vakayınüvisler vardı. Yani olan biteni veya vakayınameyi, olaylar kitabını yazanlar. Bunlara tarihçi demek ne kadar doğrudur, bilmiyorum. Padişahların, vezirlerin hoşuna gitmek için abartmalar veya yenilgileri küçük, sönük göstermeye çalışmalar gibi menfaatlerine göre oynatmaları herhalde yaparlardı. Çünkü bu durum çok eskiden beri vardı. Bunların en güzel misali Hitit - Mısır arasında Kadeş Savaşı sonrasındaki Kadeş Barışına aittir. Uzunca bir süre Kadeş'te Mısırlıların yendikleri ve firavunun mükemmel galebe çaldığı zannedildi. Çünkü firavuna bu hususta övgüler yağdıran tabletler bulunmuştu. Diğer taraftan Hitit yazısı çözülünce Hitit'lerin savaşta galip geldikleri, hatta Mısır'ı vergiye bağladıkları ortaya çıktı.
İşte belgelerden gerçek duruma ulaşmak böyle zor olabiliyor. Böyle olunca da ister istemez bütün güçlük tarihçiye düşüyor. Bir belgeyi alıp, tercüme edip, neşretmek bir tembelin işi olabilir. O belgenin ortaya koyduklarının mutlaka kontrolü lazımdır. Aksi takdirde yukarıdaki misalde olduğu gibi tamamen yanlış bir şey ortaya çıkmış olabilir. Bu cins yazarlara tarihçi demeyi doğru bulmuyorum, yaptıkları sadece magazinciliktir. Tarih bilgisi ve görüşü olmayanlar da, gazeteciler de bunu rahatlıkla yaparlar. Burada fark, tarihçinin bir bilim adamı olarak tarih bilinciyle hareket etmesindedir.
Bu güçlüğü göstermek için Halil İnalcık'tan bir alıntı veriyorum. Burada İnalcık ünlü tarihçimiz Ömer Lütfü Barkan'ı anlatırken bakın neler diyor:
" … Bir kere bana dedi ki, "Halil ben artık makale yazmaktan vazgeçtim, artık bundan sonra tarih için hammade hazırlayacağım." Hakikaten şahaserler çıktı buradan. Mesela ne yaptı? Arşivde Süleymaniye Camii'nin inşaası sırasındaki masraf defterlerini buldu. O camii bir emin bir müdür idare ediyor ve bütün harcamaları o yapıyor; iki büyük cilt halinde kaydediyor… Mesela işçileri nereden buluyor? Ufak bir gündelik vererek acemi oğlanlarını kullanmış. Sonra mesela ustalar,camcılar, bütün malzeme orada… Camcılar üzerine İngiliz Dr. M. Rogers, sırf o malzemeyi kullanarak "Osmanlı'da camcılık" diye kapsamlı bir makale yazdı. Barkan bu iki defteri aldı. Okudu doğru bir şekilde, iki cilt halinde neşretti. Bir giriş yazdı kendisi ama özel terimler var. Mesela ölçüler, endaze var, parmak var. Nedir bunlar? Onları da izah etti; dediği gibi tarihçilik için yarı hammadde hazırladı. O neşri kullanarak Osmanlı devrinde işçilik üzerine yazı yazılıyor, nitekim kendisi de bir makale yazdı bunun üzerine. İşçilik, ustalar, yevmiyeler nasıl? Braudel (*) ekolü budur., Barkan bu çerçevede ilginç Osmanlı belgelerini gelecek tarihçilere hazırlama işine girdi. Bana sorarsanız, ben ikisini de yapmaya çalışıyorum. Jennings (**) şöyle söylemişti: "Sen hem ameleliğini yapıyorsun, hem de sosyal terkibi." Misal olarak 1996'da çıkan şu eserime bakınız: Sources and studies on the Ottoman Black Sea (***) Bizim tarihimizi incelemek o kadar güçtür, çünkü, arşiv kaynakları neşredilmemiştir. Onun için Türk tarihçisi bir yere varmak için hem mühendis, mimar olacak, hem de amele gibi çalışacak. Belgeleri bulacaksınız, doğru neşredeceksiniz. Sonra ondan çıkacak genel bakışı, genel sonuçları formüle edeceksiniz. Bizim vardığımız tarihçilik bu, benim en yakın olduğum kimse Barkan'dı "
(*) Fransız Prof. Fernand Braudel - İnalcık'ın prensiplerini benimsediği Annales Okulu'nun tarihçilerinden.
(**) Amerikalı Prof. Ronald Jennings - Kıbrıs, Trabzon ve Kayseri ilgili siciller üzerine önemli çalışmaları var.
(***) Osmanlı Karadenizi Üzerine Kaynaklar ve Çalışmalar (Cambridge, MA, 1996)
.
Açıklık gerçeğin vazgeçilmez koşuludur.
|

29-03-2009, 15:28
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
|
|
Saygideger elcihaneferin;
Tesadufun boylesi. Bende "evrensel'in Kosesi" ne "Tarih ve Gercekler" baslikli bir mesaj yazdim.
Tarih, subjektiftir. Tarihin objektif olmasi mumkun degildir. Tarihi yapan ve yasayanda; yorumlayan ve anlatanda; insanogludur. Dolayisiyle; kim tarihi dile getiriyorsa; kendi, bilgi, bilinc,ve dunyaya bakis acisinin inanci, ki din milliyet, geleneksel ve ahlaki degerler ve fikir temeliyle dile getirir.
Tarihi dile, getirirken; dile getirenin getiriminden, bagimsiz olmasi dusunulemez. Bugun, aslinda, tarihin devam eden bir parcasidir. Bugunun gerceklerini ortaya qua yanasimiyla koyabilmek demek; sorunlarin resmini verebilmek demektir.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
|

30-03-2009, 13:54
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 26 Nov 2007
Mesajlar: 629
|
|
Tarihçilik bu kadar zorken, yani hem kaynak güçlüğünün üstesinden geleceksiniz hem de tarafsız olacaksınız. Bunun için çok disiplinli bir şekilde çalışmak; konu uluslararası mahiyette ise, taraf ulusların dillerini bilerek o dillerdeki belgeleri incelemek; ve tarafsız kalmayı prensip edinmek gerekiyor. Tarafsız kalmak çok önemli; aksi takdirde gerçeklerden uzak kalınarak çalışmaların boşa gitmesi, değersiz kalması işten değil. Bütün bunların yapılması ile iş bitmiyor. Zira incelenen vakanın analizi ve yorumlanması gerekiyor. Esasen tarafsızlığın korunmasında bu nokta da önemli. Bunu başarmak için araştırılan vakanın olduğu döneme inebilmek, yani o zamanın şartlarına vakıf olmak lazım. Esas tarihçilik buradadır. Çünkü vakanın meydana geldiği zamandaki değer yargıları çok değişik olabilir. Bunun en basit bir misali Avrupa'da 17. asır sonunda milliyetçiliğin ortaya çıkmasına rağmen Osmanlı'da çok daha geçtir. Osmanlı'da milliyetçiliğin olmadığı bir dönemi şu andaki değer yargılarıyla yorumlamak çok basittir ama çok vahim bir hata olur. Bu basit bir misal oldu, ama vaka tarihindeki sosyal, demografik, coğrafi, teknik yapıyı bilerek yorum yapmak her babayiğitin harcı değildir. Muazzam bir temeli gösterir. Onun için mecburen ve kendiliğinden belli konularda ihtisaslaşma oluyor, gerekiyor. Sonuçta, araştırdığı döneme kendisini götürebilen kişiye tarihçi demek uygun oluyor (*).
Burada artık Annales Okulunu aktarmak lazım. Annales Okulunu Türkiye'ye getirenler arasında Halil İnalcık da vardır. Onun anlatımıyla, II Dünya Savaşı sonrasında bütün dünyada solcu hareketle rgüç kazanır ve tarihçilikte de Marksist yorum gündeme gelir. Eski tarihçilik, milli-hanedan-devlet tarihçiliği, savaşlar tarihidir. Ama yeni tarihçilikte bunlar mühim değildir. Halkın yaşamı, yaşam şartları önemlidir. Vikipedi'den kısa bir alıntı ile bu kısmı bitiriyorum:
Annales Okulu, akademik Fransız dergisi Annales d’histoire économique et sociale(**) de dile getirilen tarih yazıcılığı ekolüdür
Annales Okulu ismini tarih bilimine toplum bilimleri yöntemlerini uygulaması ile duyurmuştur. Marc Bloch ve Lucien Febvre tarafından sosyoloji, ekonomi, sosyal psikoloji ve antropoloji gibi çeşitli toplum bilimleri ile işbirliğini sağlayacak bir tarih bilimi yaklaşımı geliştirmek üzere 1929 yılında Strasbourg Üniversitesi’nde ders verdikleri bir dönemde kuruldu. Önceliklerinden biri, 19. yüzyıl tarihçilerinin bir çoğu üzerinde etkili olan, siyaset, diplomasi ve savaşlar tarihi üzerine yoğunlaşan anlayışın aksine, olayların gerisinde uzun erimli tarihsel yapıların (la longue durée) araştırılmasıydı. Coğrafya, maddi kültür ve sonraları Annales çevresinin mentalités veya dönemin ruhu olarak adlandıracakları konular, çalışmalarının merkezinde yer aldı. Ekolün önde gelen üyelerinden Georges Duby, sahip olduğu tarih anlayışının, duygusal olanı bir kenara ittiğini ve olayların basit bir muhasebesinin çıkarılmasının yerine problemi ortaya koyup çözmeye, yüzeysel olanı görmezden gelip ekonomi, toplum ve medeniyetin uzun ve orta vadeli gelişimini gözlemlemeye çalıştığını yazmıştır.
Birinci nesil : Marc Bloch ve Lucien Febvre Annales Okulu'nun ilk kuşağı olarak ele alınır. Marc Bloch, Gestapo tarafından İkinci Dünya Savaşı’nda Almanya’nın Fransa’yı işgali sırasında vurulunca , 1940 ve 50’li yıllarda Annales Okulu'nu Febvre devam ettirdi.
İkinci nesil : Fernand Braudel’in çalışmaları Annales’ın ikinci dönemi olarak ifade edilir ve 1960 ve 70’ler boyunca ekol üzerinde oldukça etkili olmuştur, özellikle 1949 yılında yayınlanan II. Philip döneminde Akdeniz adlı çalışması bu etkide önemli yer tutar.
Üçüncü nesil : 1970’lerin başlarında Braudel çeşitli anlaşmazlıklar nedeniyle emekli oldu. Böylece Annales geleneğinde 3. dönem başladı. Bu dönemin özelliği heterojenliğidir; ne metodolojik, politik ne de entelektüel açıdan fikir birliği görülür. Fakat sosyal ve akademik varlığın artışı ile kültür çalışmaları üzerine ilgi dikkat çeker. Bu dönemin tarihçileri kendi özgün eserlerini tanımlamak, kabul ettikleri tarih metodolojisini işaret etmek üzere bir kavram öne sürdüler: “Yeni Tarih”. Bu dönemde "olaylar tarihi", "siyasi tarih", "dönem ruhu (mentalités) ve temsilcilerinin tarihi" ile "total history" yani "bütüncül tarih" konularına ilginin arttığı görülür.
Dördüncü nesil : Kriz döneminde Lepetit (yayın sekreteri) 1988 baharında çıkardığı dergi ile bu yeni dönemi duyurmuştur. Dördüncü nesil Annales tarihçileri arasında en fazla tanınanı günümüzde Roger Chartier'dir. Emmanuel Le Roy Ladurie ve Jacques Le Goff gibi yazarlar bugün de Annales geleneğini sürdürseler de, her geçen gün daha fazla tarihçi kültür ve ekonomi tarihi üzerine çalışmalar yaptığı için Annales yaklaşımı ile diğerleri arasındaki ayrım kaybolmaktadır.
(*) Bu son cümle Alman tarihçi Leopold von Ranke'ye ait.
(*) Ekonomik ve Sosyal Tarih Yıllıkları
Annales okulu ile diğerleri arasındaki ayırımın kaybolması artık tarih yazılımının tamamen Annales tarzına geldiğini gösteriyor.
.
Açıklık gerçeğin vazgeçilmez koşuludur.
|

30-03-2009, 14:57
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 26 Aug 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 5.875
|
|
Sevgili elcihan,
Keyifle okunacak bir çalışmaya başladığın için teşekkürler.
Sanırım Tarih Ve Tarihçi 12 Eylül'ün hemen ertesinde edinip merakla okuduğum kitaplar arasındadır.
Hala net olamadığım konu ise Annales okulunun marxist tarih anlayışının bir devamı veya
sentezi olup olmadığıdır.
İlgiyle izleyeceğim.
Selamlar.
İnsani olan her şey kabûlüm.
|

30-03-2009, 23:54
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 26 Nov 2007
Mesajlar: 629
|
|
Sn. frodo,
Başlığı keyifle takip ettiğinizi söylemenize sevindim.
Annales okulunun Marxist tarih anlayışı ile ilgisi yok. Benim yukarıdaki Marxist görüşler sonucu Annales okulunun başlamasından kastım, Marxist görüşlerin yaygınlaşması sonucunda bütün halk tabakaları ile ilgili olarak araştırmaların başlamasının sağlandığı yolundaydı. Annales okulunun daha 1. döneminde Marxist görüş reddedilmiş (Aynı konuda - Annales School sayfası - Wikipedia'da böyle geçiyor). Ancak Marxist görüşlülerin bu ekol içinde olması gayet normal. Çünkü bu reddediş çeşitli dönemler geçiren okulda sonradan bırakılmış. Okul politik değil daha ziyade bilimsel olmaya çalışmış ve bu yönde çekişmeler yaşanması ile çeşitli dönemler geçirmiş. Bir de, kuruculardan Marc Bloch'un komünist olduğu biliniyor. Onun Gestapo tarafından infaz edilmesinin, Fransız direniş örgütü üyesi olması yanında bir nedeninin de komünist olması, olduğu tahmin ediliyor.
.
Açıklık gerçeğin vazgeçilmez koşuludur.
|

31-03-2009, 10:48
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 26 Nov 2007
Mesajlar: 629
|
|
Annales Okulu ve Marxist Tarihçilik
Bir sonraki yazıyı hazırlarken Sn. frodo'nun sorusunu eksik cevapladığımı fark ettim. F. Braudel (Annales okulu 2. dönemden ve bu okulun en belirgin tarihçisi) Le Monde'un Marksizm'in tarihçi için hala yararı olup olmadığına şöyle cevap veriyor (14 Mart 1963) :
"Yazdıklarım üzerinde bunun işgal ettiği önemli yeri hayretle görüyorum. Zaten günümüzde siyasi ve felsefi, ne olursa olsun, hiç bir tarihçi onun etkisinden kaçamaz. 1945'ten beri Marx'ın kullandığı terminoloji, siyasetle birlikte çeşitli sosyal bilimlerin dilinde az çok kullanılagelmiştir. II. Dünya Savaşı'ndan sonra her şey sorgulanmaya başlamış ve Marx'ın öğrettikleri, en ciddi kafalara kendini kabul ettirmiştir. Biz tarihçiler de farkına varmadan Marx'tan gelen kelime ve tabirleri kullanmaya alıştık. Bunlar arasında sınıflar arası kavga, üretim tarzları, emek, artı-değer, alt ve üst sosyal yapı, kullanım değeri, mübadele değeri, diyalektik, işçi diktatoryası gibi ifadeler herkesin dilindedir.
Şayet Marksizm'den kendimizi kurtarmak istersek - ki bildiğime göre hiçbir ciddi tarihçi bunu denememiştir - bu gerçek bir büyücü kovalaması halini alır. Marx'ın kitapları ile çok önceden beri ilgilendim. Ama daha çok yorumları izledim. Mesela J. Schumpter Marx'ta ayrı ayrı bir ekonomist bir sosyolog, bir tarihçi görür. Halbuki Marx taslak halinde bu dilimleri bir bütünlük içinde birbirine katar. Marx'ta politika bu bilgi alanlarıyla karışmıştır. … "Marx'ın Kapital'i tarihçi için daima yararlanabileceği bir akademik tez niteliğindedir. Bu eserde bana uygun gelen çok şey buldum. Ama kabullendiğim kelimeler ve tezler bende özel bir anlam kazandı. Mesela bana göre, üst yapıdakiler de güç bir hayat sürmektedir. Ben gerçek tarih (l'histoire reelle) ile gözümde belirli bir şekil alan, canlanan şeye ilgi duyarım. Şu da açık ki, bir tarih araştırmasına önceden bazı sorular sormadan yaklaşılmaz. Bunlar bir çeşit problematikler yumağıdır, onları sonunda gerçekle denemeye koyar , kabul veya reddeder yahut değiştiririm. İlkin problematik, sonra gerçek tarih ve açıklama. Halbuki Marksit tarihçi için problematik daima önündedir, değişmez".
.
Açıklık gerçeğin vazgeçilmez koşuludur.
Konu elcihanaferin tarafından (31-03-2009 Saat 10:50 ) değiştirilmiştir.
Sebep: eksik kelime eklendi.
|

31-03-2009, 11:06
|
 |
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665
|
|
Bu basligi ben de ilgiyle takip ediyorum. Son zamanlarda acilmis en güzel basliklardan biri.
|

31-03-2009, 19:19
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 26 Nov 2007
Mesajlar: 629
|
|
Annales Okulu
Annales Okulu'nun prensiplerini biraz açmak gerekli oluyor. Buna da önce Halil İnalcık'tan aktarma ile yapacağım:
Genç Türkiye Cumhuriyetinde Ankara'da DTC fakültesi açılıp ilk mezunlarını vermiş ve ilk cumhuriyetin ilk tarihçileri ortaya çıkmıştır. Fuad Köprülü ve Ömer Lütfi Barkan bu tarihçilere yol gösterir. İnalcık o devri şöyle yorumluyor: "Biz tarihi gerçeklere önem veriyoruz. Sınıflar arası sosyal çatışma, tarihi yürüten esas faktör olarak II. Dünya Harbi'nden sonra tarihçiliğe damgasını vurmuştur. Tarihçiler, tarih araştırmalarında bu sorunlar üzerinde yoğunlaştı. İşçi, memur ücretlerini asgari seviyede tutmak ve enflasyon olduğu zaman ona intibak etmek veya edememek bugün Türkiye'nin en önemli konularından biri değil mi? Tarihçiler geçmişteki bu gibi sorunları araştırıyorlar. Demek ki, tarihçilikte sosyal meseleler, halk kültürü, yaşam şartları araştırılmaya başlandı. II. Dünya Harbi'nden sonra Barkan "Biz devletin tarihini yapmayacağız. Halkın tarihini yapacağız" demişti. Özetle, yeni tarih yaklaşımımız Marksizm'in kuvvetli etkisi altında kalmıştır. Ben ulemayı tasvir ederken, medreseleri, ulemanın din görüşünü değil, ulema sınıfı içinde sosyal çatışmayı araştırıyorum. Yeniçeriler, ulema, kadılar, bütün bunlar statü gruplarıdır. Bu statü grupları içinde çatışma vardır. İşte İnalcık'ın tarihçiliğini oluşturan faktörler. II. Dünya Harbinden sonra doğan Annales Okulu bir bakıma bunun devamıdır".
Annales Okulu ile (aslında F. Braudel ile) işte bu devrede (1950'ler) karşılıklı etkileşim başlar. Daha önce kısa tanıtımını yaptığım nesilleri biraz açarak veriyorum:
1. Nesil : Annales okulu 1929 Marc Bloch ve Lucien Febvre tarafından kurulur. Sadece siyaset ve devletle meşgul geleneksel tarih reddedilerek sosyal ve ekonomik tarihe daha derin odaklanmış yeni bir yaklaşım geliştirilmektedir. (Bunda Fevbre ve Bloch'un Strasburg Üniversitesinde antropoloji, sosyoloji, coğrafya, ekonomi, psikoloji gibi disiplinlerle departmanlar arası işbirliğinde olmaları, tarihi de bütünsel bir yaklaşım kullanarak çalışma fikrine götürmüştü). İşte bu yaklaşım, Annales hareketini amprik tarih bakışı açısından ayırıyor. Annales Okulu, artık ana dokümanlardan ziyade folklor, edebiyat ve haritalar da dahil olmak üzere geniş bir kaynak dizisi kullanıyordu. Annales tarihçileri, tarihi hemen hemen sadece askeri-politik açıdan analiz eden ve geleneksel şekilde olayları hikaye etmeyi benimsemiş ve kısa süreleri incelemeye konsantre olmuş pozitivizmi tenkit ederken; siyaset, büyük şahsiyetler ve kronolojik olaylara odaklanan amprik tarihçiliğe de isyan etmişlerdi. Annales tarihçileri basmakalıp ampirist yapı ve bilhassa Ranke'ci (Leopold von Rank) tarih yazmacılığını, ve geçmişin tekrarlanamazlığı kadar içinde bulunulana zamana müdahale etme bakımından olasılık şartlarının fesefi olarak belirlenmesini hatalı buldular. Tarihçilerin tam objektif olabilmeleri için geçmişin zaman ve perspektif açısından çok uzakta olmasından dolayı Ranke'nin tarih yazmacılığındaki katı kuralların çok kısıtlayıcı olduğuna inanıyorlardı. Annales Okulu aynı zamanda tüm grupların kafa yapılarına (mantalite) verdiği fazla önemle de belirginleşmişti.
2. Nesil : Bu nesil aslında Fernand Braudel'e tekabül eder. II. Dünya Savaşında esir kampında hafızasından ünlü kitabı II Philippe Çağında Akdeniz ve Akdeniz Dünyası'nı yazmıştı. Braudel Annales hareketini genişleterek sürdürmüş, ekonomik tarih ve uzun-erimli tarihte odaklanmıştır. (Türk tarihçileri ile etkileşim ve ilişkileriyle ve dolayısıyla daha geniş şekilde daha sonra ele alacağım)
3. Nesil : Bu nesil Braudel'in ayrılmasından ve diğerlerinin de belli konularda ihtisaslaşmaya başlamasıyla 1968'den itibaren ortaya çıkar. Artık Braudel'in metodolojik yapısalcılığından kopulmuş, yerine Durkheim'cı mantaliteler tarihi yeniden doğrulanmaktadır. Bir yandan da hareketin odağı antropolojiye ve kültürel antropolojiye kayarken siyasal tarih de dikkat çeker. Bu nesilde artık kadın tarihçiler ve Fransız olmayan tarihçiler de sistemdedir ve artık bir lider yoktur. Grubun pek çok üyesi de Amerika'nın sembolik antropoloji, psikotarih, popüler kültür, ekonomik tarih eğilimleri ile geleneksel Annales tarih yazılımını bağdaştırmaya çalışmıştır.
4. Nesil : Bazıları bu 4. Nesil yerine halen 3. nesili devam ettiriyorlar. Zaten daha önce de belirtildiği gibi, artık ekonomi ve kültür tarihi üzerine hemen bütün tarihçiler yazmakta ve arada ayırım kalmamıştır. Ayrıca modern tarihin hızlı gelişimi karşısında uzun-erimli tarih bakışının etkinliğini kaybettiği , bir grup tarafından kabullenilmiş ve farklı üyeler tarafından farklı metotlarla ve ilgilerle etkili bir tarih yazımcılığı arayışına girilmiştir. Mesela önde gelenlerden Emmanuel Le Roy Ladurie kırsal kesim ve köylüde uzay, zaman, tanrı, din, aile yaşamı, cinsellik, çocukluk, ve ölüm üzerine odaklanmıştır. Yine Ladurie erken modern dönemin kırsal tarihi ve köylüler üzerine yazdığı gibi son bin yılın iklimsel tarihini de ele almaktadır. Dönemimizin getirdiği hızlı bilgi artışına paralel olarak konular da artış ve yenilik göstermektedir.
Tarih yazımındaki evrim, bir disiplin olarak tarihin asırlardır gösterdiği gelişmenin tipik bir göstergesidir. Ancak unutulmayacak olan,Annales okulunun zamanında devrimci oluşu ve tarih araştırmalarına getirdiği radikal yaklaşımdır.
.
Açıklık gerçeğin vazgeçilmez koşuludur.
|

01-04-2009, 11:17
|
|
Denetimdeki Üye
|
|
Üyelik tarihi: 28 Jan 2009
Mesajlar: 455
|
|
Sayın aferin,
Yazınız emek ürünü ve devam etmeli. Aşağıya bir haber ekliyorum; bu haber burauya kadar yazdıklarınıza tarihin nasıl yazıldığına dair çok canlı bir örnek bence.
Yüzyıl sonra birtane bile maraşlı köylü yokken, tarihçiler bu olayı devletin taş duvarlar ardındaki gerçek belgelerinden okuyacaklar.
http://www.haberturk.com/haber.asp?i...&dt=2009/04/01
Oysa gerçek yaşanmış ve bitmiş olacak. Zaten bu nedenle değilmidir ki, halılar kilimler söylenceler türküler ağıtlar hikayeler bir bütün olarak kültürdür ve halk tarihinden önce kültürüne sahip çıkar.
Tekrar değerli emek ürünü yazınız için teşekkür ederim. Lütfen bölmeyin devam ediniz; ben sadece araya bir şerh koymak istedim.
Selamlar
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:06 .
|