Aşağıdaki metin G.R.Hawting'in "Puta Tapma Düşüncesi ve İslam'ın Ortaya Çıkışı" adlı kitabının 1. bölümünün başlangıç kısmıdır. Bu bölümde Allah'a İslamiyetten önce de inanıldığı anlatılıyor ve şirk sözcüğü yorumlanıyor. (Kitabı temin eden Russell'e teşekkür ederim. Ayrıca çeviri işini amatörce yapıyorum. Hatalarım olabilir. Düzeltecek olanlara şimdiden teşekkür ederim.)
BÖLÜM 1
Cahiliye döneminde din: teoriler ve deliller
İslam'ın yükselişini (Muhammet'in eylemleriyle tanımlanan) açıklamak için sıklıkla M.S. 7. yüzyılın başlarında uluslararası ana ticaret yollarının merkezinde olan Mekke'nin Hicaz Araplarının dini durumu ele alınmıştır. Dikkatler orta ve batı Arabistan'da yaşayan ağırlıklı olarak putperest Araplar'da güçlü bir öğe olan tek-tanrılılık üzerinde toplanmıştır. Bununla birlikte, bu daha çok İslam'ın ortaya çıkışını ve yükselişini açıklamak için kullanılmıştır. Tablo, genellikle, tek-tanrılılığın 'havada' kaldığı bir toplumda bir biçimde zaten çevresinde olan tektanrılı öğelerin üzerine Peygamberliğin inşa edilmesi ve yönlendirilmesi biçiminde resmedilmiştir.
Bu teorinin birkaç versiyonu üzerine yapılacak bir tartışma bize teorinin teorik temellerini ve hadislerdeki materyalin nasıl kullanıldığını incelememizi sağlayacaktır. Genel olarak belirtilmeli ki, tartışmalı bazı teorik varsayımlar, hadislerden elde edilen daha güvenilir bilgilerle karışmış ve çeşitli çalışmalarda ve ders kitaplarında yerleşmiş gerçeklermiş gibi dikkat çekecek kadar inatla tekrarlanmaktadır.
Şu da vurgulanmalı ki, erken 7. yüzyılda Arabistan'da yaşayanlar arasındaki tektanrı anlayışının gerçek gücünü burda değerlendirirken yada ordaki gerçek dini durum hakkında birşeyler söylenirken hiçbir kasıt sözkonusu değildir. Peygamber zamanında Mekke'de ve çevresindeki dini durum hakkında bizi bilgilendiği varsayılan hadislerdeki materyalin kolayca o zamanki gerçek tarihsel koşulları yansıttığı varsayılmamalıdır. Bunlar iki temel Müslüman inancını yansıtırlar ki: birincisine göre İslam İbrahim'in diniyle aynı dindir ve ikincisine göre ise Kuran Mekke ve Medine'de vahyolunmuştur. Birincisi putatapar Araplar tarafından yozlaştırılmasına karşın iç Arabistan'da İbrahimin dininin öğelerinin varlığını sürdürdüğünü gösteren dökümanlar tarafından yansıtılmaktadır; ikincisi ise Kuran'da
muşrikün diye anılan rakiplerin Muhammet'in komşuları ve Arap çağdaşları olması gerektiği bakışına götürür bizi.
Hadisler bize Muhammet'in çoktanrıcılık ve putataparlığın baskın olduğu bir toplumda yaşadığını söylerler, fakat aynı zamanda tektanrıcılığın ve tektanrıcı öğelerin hüküm süren putatapar öğelerle birlikte mayalandığını da söyler. Baskın olan putperestliği reddeden ve tek ve gerçek Tanrı'ya inanan bireyler vardı; çok tanrıcılıktan gelen bir takım eklentilerle örtülmüş de olsa, tektanrıcı inanç biçimlerinden kaynaklanan ritüeller vardı; daha sonra putların evi haline gelmiş de olsa, Tanrı'nın emriyle İbrahim tarafından inşa edilmiş bir ibadet yeri vardı (Mekke'deki Kabe); ve nihayet Arapların büyük kısmı yerel ve kabilelere ait tanrı ve putlara tapsalar da, bunların hepsinin üstünde ve onlara hakim olan Allah adıyla anılan bir genel kavrayış vardı. Ve Allah özellikle de bütün Arabistan'dan inananların yıllık olarak ziyaret (
Hac) ettiği ve bütün kabileler tarafından sığınılacak kutsal bir yer olarak kabul edilen Kabe ile ilişkilendirilmişti.
Bu arkaplan ile birlikte düşünüldüğünde geleneksel şirk suçlaması çoğu zaman düşünülenden farklı bir anlam taşır. Arapça şirk sözcüğü (aşraka fiili ile ilişkili olan ve müşrik biçiminde sıfat haline getirilen) gösterilmiş olduğu gibi sıklıkla 'putperestlik' yada 'çoktanrıcılık' olarak anlaşılır, fakat aslen dini olmayan anlamıyla 'birini veya birşeyi ortak etmek yada birini veya birşeyi ilişkilendirmek' anlamına gelir.1 Muhammet'in Arap çağdaşları arasındaki dini durumun geleneksel görüntüsüne bakılarak değerlendirilirse, sözcük aslında diğer şeyleri yada varlıkları inancın objeleri olarak Tanrıyla (Allah'la) ilişkilendirme pratiğine ilişkindir. Arapça'da kullanılan şirk sözcüğünün birçok çeviride sıklıkla 'putperestlik' yada 'çoktanrıcılık'miş gibi sunulmasına karşın, bu sözcüğün asıl anlamını karartma riski taşır. Geleneksel materyale göre (hadisler), muşrikün Tanrı'nın varlığından habersiz olan basit çoktanrıcılar değillerdi: onlar Allah'ı biliyor, zaman zaman ona dua ve ibadet ediyorlardı, fakat genellikle onunla diğer varlıkları ilişkilendiriyor ve onun itibarını zedeliyorlardı.2
Hadisler Peygamberin gönderildiği toplumdaki dini durumun tablosunu sunan öyküler ve ayrıntılarla doludur. Bazen İbrahim'in dini denilen tektanrıcılığın saf, herhangi bir tektanrılı mezhebine bağlı olmayan pekçok kişi, (sürekli olmasa da)
Hanif olarak tanımlanmıştır. [Hadislerde -çn] onların manevi gelişimleri hakkında bilgiler verilir, yazdıkları şiirlerden alıntılar yapılır.3 Başka bir madde ise hac'la ilgili ritüeller sırasında söylenen,
talbiya adı verilen sözlü ifadelerdir.
Labbayka Allahumma labbayka (hizmetindeyim Tanrım hizmetindeyim) sözleriyle başladığı için
talbiya adı verilmiştir. Tamamen tektanrılı versiyonda, bu müslüman Hac ritüelinin önemli bir kısmıdır, fakat hadisler İslamiyet'ten önce birçok kabilelerin çoktanrıcılık ve tektanrıcığın bir karışımı olan ve belirgin şekilde şirk'i ifade eden kendi versiyonlarını söylediklerini yazar. Bu versiyonların birçoğunun sözleri hadisler aracılığıyla bize ulaşmıştır- en iyi bilinen ve tipik olan Peygamber'in kendi kabilesi olan Kureyş'inkilerdir:
labbayka Allahumma labbayka la sharıka laka illa sharıkun huwa laka tamlikuhu wa-ma malaka (hizmetindeyim Tanrım hizmetindeyim, ki sahip olduğun bir ortağından başka ortağın yoktur; ki sen ondan daha kudretlisin, daha güçlüsün)4 Yine, Muhammet'in putperest büyükbabası Abd al-Muttalib, Kabe'nin içinde, İbrahim'in oğlu İsmail'in kuyusu olarak bilinen Zemzem kuyusunu keşfettiği zaman, Hubal adındaki putun bulunduğu yerde, Allah'a dua ederken tanımlanır.5
Putperest Arap'ların
şirk'inin Allah'ın (tanrı olarak -çn) kabul edilmesi ve fakat diğer tanrı ve putlarla birleştirilmesinden oluştuğu aşağıdaki öyküde anlatılır; ki bu Kuran'daki bir ayetin ortaya çıkış nedenini ve anlamını açıklamak için kullanılmıştır. Öykü, adı farklı kaynaklarda küçük farklılıklar taşıyan, kolaylaştırmak için Umyanis diyebileceğimiz, bir put ile ilişkilidir.Umyanis Khawlan kabilesine aitti. İnananları
bi-za'mihim derlerdi, ekin ve hayvanlarını Umyanis ve Allah arasında paylaştırırlardı. Eğer Allah'a ayrılması gereken payın bir kısmı Umyanis'in payına karışırsa, dokunmazlardı; fakat Umyanis'in ayrılması gereken pay Allah'a gitmişse, o payı geri alır Umyanis'e verirlerdi. Bir başka değişle adakları paylaştırırken, kendi putlarına öncelik verirlerdi. Bu hikayenin Kuran'ın 6:136 nolu ayetin vahyi ile ilgili olduu söylenir.
Kendi zanlarına göre, “Bu Allah'ındır (bi-za'mihim), bu da putlarımızındır (şureka)” diyerek, Allah'ın yarattığı hayvanlar ve ekinlerden pay ayırdılar. Putları için ayırdıkları Allah için verilmez, ama Allah için ayırdıkları putlarına verilirdi; ne kötü hüküm veriyorlardı! (En'am Suresi, 136, Diyanet Çevirisi)6
Öykü böylece ortak yada eş koşmanın ne olduğunu tanımlar, ki burada bir put eş koşulur -sadece Allah'a ait olan hak başka birine verilir (şirk günahı). Örnek, (şirk'in putperestlik sanılmasında olduğu gibi)
cahiliye dönemindeki adetlere bakarken, anlaşılması zor ve oldukça örtük Kuran ayetlerinin somutlanmasının ve yorumlayarak anlam verilmesinin yolunu gösteriyor. Öykünün en azından kesinlikle şunun için üretilmiş olduğu düşünülebilir: ayet gerçekte yaşanmamış bir olaydan esinlenmemiştir, fakat kabileler Arabistan'ında olduğu iddia edilen bir olaya ilişkilendirerek ayet ete kemiğe büründürülmüştür.7
Kuran, tek gerçek Tanrı olduğunu bildikleri halde, Allah ile diğer varlıkları ilişkilendiren
müşrikun'a saldıran birçok pasaj içerir, ve bu pasajlar sürekli putperest Arap ataların ve Muhammet'in çağdaşlarının şirk'ine atıfta bulunarak yorumlanmıştır. Günümüz bilginleri bunlardan birine sık sık atıfta bulunurlar.8
And olsun ki onlara: “Gökleri ve yeri yaratan, güneşi, ayı buyruğu altında tutan kimdir?” diye sorarsan, şüphesiz “Allah'tır” derler. Öyleyse niçin (aldatılıp) döndürülüyorlar? . . . And olsun ki onlara: “Gökten su indirip onunla, ölümünden sonra yeri dirilten kimdir?” diye sorarsan, şüphesiz, “Allah”tır derler. De ki: “Övülmek Allah içindir”, fakat çoğu bunu akletmezler. . . Gemiye bindikleri zaman, dini yalnız Allah'a haskılarak O'na yalvarırlar (mukhlisına lahu); ama Allah onları karaya çıkararak kutarınca, kendilerine verdiği nimete nankörlük ederek O'na hemen eş koşarlar (yushrikuna) (Ankebut Suresi, 61-66)
Bunların Peygamber'in putperest ve çoktanrıcı hemşerilerine dönük bir kınama olduğu anlaşılması sayesinde, basmakalıp bir şekilde tektanrıcılığa ait konular gibi görülen konularda hadis bize özel tarihsel bir referans verir ve Kuran'ın Peygamber'in zamanındaki Hicaz'ın durumunu yansıttığını onaylamış olur.9 Hadis Kuran'ı yorumlar, Kuran hadisi belgeler.Kuran'ı hadislerin ışığında anlayarak farklı bir tarzda yorumlama yolunu sıkça unuturuz. Sadece Kuran'a sahip olsaydık,
mushrikun sözcüğünün Arap putperestlerine ve çoktanrıcılarına karşı söylendiği sonucunu çıkarabilir miydik? Sanmıyorum, fakat bu tartışma bir sonraki bölüme ertelenecek.