Evden çıktım .. kar yağıyordu.. Üşüyordum, altı delik naylon çizmelerim, ince üstüm beni korumuyordu. Pantolonum delikti, ceketim yoktu.. Ev dediğim de naylon ve paçavradan yapılmış bir sığınaktı sadece; ben iki çocuğum ve karım sığınıyorduk buraya.. Son ekmek kırıntılarını ıslatıp çocukların ağzına tıkıştırmıştı karım açtık, üşüyorduk.. Çaresizdim neden gelmiştik ki İstanbul' a köyümüzden .. Gerçi orada da toprağımız yoktu ama yine de buradan iyiydik.
Geleli beri;çöplerden topluyorduk ekmeğimizi, yemeğimizi, yakacağımızı, giysilerimizi..
İşte yine kar kıştı yine soğuklar.. Hastalanmıştık ikimizde çok öksürüyorduk, çok halsizdik yinede bulduğumuz her paçavrayı çocuklara sarıyor bulduğumuz her yiyeceği çocuklara yediriyorduk..... Galiba bu kışı çıkaramayacaktık durum bunu gösteriyordu.
Buraya mahalle denemezdi çöp evler vardı. Birkaç tane bizimle aynı kaderi paylaşan; naylondan çöpten evlerde oturan bir iki aile yada yalnız insan vardı. Biri birimize faydamız yoktu ki... Yürüyorum yerler buzlanmış jilet gibi kayıyor; altı delik naylon çizmelerim beni korumuyor ha var ha yok .. Yürüdükçe ayaklarımı, ellerimi hatta bedenimi hissetmez oluyorum.. Gözlerimden yaşlar geliyor ağlıyor muyum yada öylesine mi bunu bile anlamıyorum.
Bu çamurlardan bu buzlardan çıkıp daha iyi mahallelere gitmeliyim belki bulurum bir şeyler eve götürecek, çocuklara yedirecek.. İyi mahallelerin, zengin mahallelerin çöpleri de iyi olur ama oralarında sahipleri var yaklaştırmazlar, vermezler hatta döverler söverler .. çöplüklerde yaşamakta zor.. oralarında mafyası var işte...
Bir fırının önünden geçiyorum ekmek kokusu, hamur kokusu mis gibi... girmek istiyorum fırından içeri sahibi önümü kesiyor –abi diyorum bir ekmek baytta olsa bir ekmek yok mu? – hadi diyor başka kapıya.... çaresiz çıkıyorum...Kuytu bir kapı aralığına sığınıyorum biraz soluklanıp dinlenmek için hemen kapı açılıyor kapıcı – hemşerim burada durulmaz başka kapıya diyor çaresiz eğiyorum başımı şu koskoca İstanbul da bana bize hayat yoktu ne yiyecek bir lokma ekmek ne sığınacak bir kapı.. Neden geldiysek bu dünyaya, neden yaşıyorsak, neden insan deniyorsa bize.. Hayvanlar bile bizden değerli bazen görürüm hanımlarının kucağında köpekleri üstten üstten bakarlar dünyaya ah.. ulan keşke köpek olsaydım ama süs köpeği şimdi güzel bir hanımın, güzel kokan bir hanımın kucağında olurdum diye düşündüğüm çok olmuştur...
Bir lokantanın önünden geçiyorum yemek kokularını içime ciğerime çekiyorum oh ya et kokusu mu bu? Sıcak bir çorbanın özlemiyle yanıp tutuşuyorum içeriye ısrarla baktığımı gören biri çıkıyor-gel diyor bana arka tarafta bir yere götürüyor elime bir tas çorba birkaç bayat ekmek tutuşturuyor- hadi ye.. lokanta sahibi gelmeden git diyor sonra duruyor bana bakıyor önüme eski ama sağlam bir naylon çizme koyuyor –al bunları giy ayakların donmuş diyor.. sonra yine geliyor elinde bir çift yün çorap- Bunları anam bana işlemişti ama senin ihtiyacın daha çok var galiba hadi çabuk bunları da giy diyor
Çorbamı içiyorum oh.. bir şeyler girdi mideme son üç günden sonra çizmemi ,yapışan delik çoraplarımı zorla çıkarıyorum ayaklarımdan, zaten bunlar ha var ha yok ayaklarımda.. yün çorapları giyiyorum sıcacık oluyor içim sonrada yeni çizmeleri... Dünya varmış ,iyi insanlarda varmış-anacığının elleri dert görmesin, sende yoksulluk görme, çaresiz olma benim gibi diyorum adama onun içi rahat etmemiş olmalı bir poşet bayat ekmek tutuşturuyor elime-.arada gel patron olmasa bir şey bulursam veririm sana diyor.. Çok seviniyorum evdekiler de bir şeyler yiyecek insanı yaradan Allah deldiği boğazı aç koymazmış kimden duymuştum bunu .. Aman bilmiyorum ama şimdi daha iyiyim daha umutluyum .. Yavaş yavaş dönüş yolundayım ah yavrularım size ekmek getiriyorum biraz daha dayanın diye düşünüyorum içimden karımın hasta solgun yüzü geliyor gözlerimin önüne biz evlendiğimizde kırmızı yanaklı sağlıklı bir kızdı Nazlı yaşadığımız yoksul hayat hele şu İstanbul faslı iyice bitirmişti onu...Beni de çöplüklerde dolaşmak ,çöplüklerden bile kovulmak ,kovalanmak çok ağırıma gidiyordu ya ben okumuş adamım orta ikiye kadarda okudum ama köylülükten kaçıp çöp adamlığa gelmişim İstanbul a bir de iki çocuk onların günahı.. Neyse vardır bir bildiği yüce Rabbi min..
Yine de bakayım ben şu çöp konteynırlarına belki sahipleri başında yoktur işe yarar bir şeyler bulurum çocuklar için, Nazlı için... Bu mahalle zengin bir mahalleye benziyor çöpleri de ona göre kaliteli olur; onların çöp diye attıkları ben gibi bir çok çöp adamın geçim kaynağı işte.. çöp adam heee.. Bunu bir gün küçük bir hanım kızdan öğrendim.. Çöplere dalmış karıştırıyordum babasının elinden tutmuş yedi sekiz yaşlarında bir kız geçiyordu oradan döndü bana baktı basına-baba bak çöp adam dedi... Baba kız gülüşerek gittiler işte o günden beri kendime çöp adam, çocuklarıma çöp çocuk karımada çöp kadın derim ben .. Ne acı değil mi???
Elimi uzattım çöplere karıştırıyorum işe yarar bir şey var mı diye bir yandan da elimdeki bayat ekmek poşetini sağlama alıyorum kimse almasın diye akla bak kim alır ki.. İşte çok değerli bu poşet benim için... Elimi uzattım siyah bir poşet bayağıda hacimli.. inşallah içinde iyi bir şeyler var.. çekiştiriyorum poşeti birden bir den bir acı bir duman bir alev havada mı uçuyorum ne... Her şey karanlık her şey sonsuz..
Gazeteler ilk sayfadan büyük puntolarla yazdı Karaköy de çöp konteynirina konan bomba çöp toplayan birinin ölümüne oradan geçen iki kişinin de yaralanmasına neden oldu..Bombayla parçalanannın kim olduğu bilinmiyor...
Oysa o bir insandı, bir eşti, bir babaydı hatta bir oğuldu.. Kime ne değil mi?
Bu oykuler "made-in-parmis" ise, cok basarili ve akici. Hem dusundurucu, hem "ibret verici". Emegine saglik. Mea, bak "pabucun dama atilacak" ramak kaldi, ona gore!
Sevgili arkadaşlar,
İnanın her satırı her sözcüğü madde in Parmis bir ara roman denememi sizlerle paylaşmak istiyorum ama daha düzenleyip içiçe geçmiş öyküler halinde aktaramayı düşünüyorum...
Bu arda özgür beyin bu öykünün çıkış noktası şu: Kızım yağmur amcasıyla bir çöp koteynırının yanından geçerken amcasına-Bak amca çöp adam demiş amcası çok gülmüş banada aktarırken gülüyordu.. ÇOK içerledim nedense pc min başına oturunca sanki parmaklarımdan aktı bu öykü.. kızma okutacağım biraz daha büyüyünce ona insanları hor görmemeyi aşağılamamı öğretecğim ve öğretiyorumda..
saygılarla..