Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Bilim > Diğer Bilimler > Jeoloji

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 22-04-2009, 17:31
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Dünya Buzul Çağı'nın eşiğinde



İlginç buldugum bir çeviri. Bir ara bu meseleyi üstün körü tartışmıştık. Tekrar tartışabilmek amacıyla paylaşıma sunuyorum :






İklim bilimi alanındaki büyük ve ilgi uyandıran kanıtlara göre, Dünya şimdi bir diğer Buzul Çağı’nın girişinin eşiğindedir. Uzun – vadeli iklim değişimi bilgi temelimizi sağlayan birçok veri kaynakları, sıcak, on iki bin yıl uzunluğundaki Holocene (şu andaki jeolojik çağ) periyodunun yakın zamanda sona ereceğini ve sonra dünyanın sonraki 100,000 yılda Buzul Çağı koşullarına geri döneceğini belirtiyor.



Buzulların merkez çekirdekleri, okyanus sediment çekirdekleri, jeolojik kayıt ve kadim bitki ve hayvan nüfusu araştırmaları, hepsi her biri yaklaşık 100,000 yıl süren Buzul Çağı maksimumlarını n düzenli döngüsel modelini gösteriyor, buzul çağları arasında her biri yaklaşık 12,000 yıl süren sıcak bir periyot oluyor.



Çeşitli kaynaklardan toplanan uzun – vadeli iklim verilerini çoğu da bir arada Milankovich döngüleri olarak bilinen üç astronomik döngüyle kuvvetli bir korelasyon gösteriyor. Üç Milankovich döngüsü 41,000 yıllık döngüde dünyanın yana yatmasını kapsıyor; 100,000 yıllık periyotta değişen dünyanın yörüngesinin şekli; ve 26,000 yıllık periyotta dünyanın ekseninin yönünü kademeli olarak döndüren, dünyanın yalpalaması olarak da bilinen Ekinoksların Presesyonu.



Milankovich’in teorisine göre, bu üç astronomik döngünün her biri dünyaya erişen güneş radyasyonunun miktarını etkiliyor, soğuk Buzul Çağı maksimumları ve sıcak periyotlar döngüsü üretmek üzere birlikte hareket ediyorlar.



Buzul çağı neden sonuç ilişkisinin astronomik teorisinin unsurları ilk kez 1842’de Fransız matematikçi Joseph Adhemar tarafından sunuldu, 1875’te İngiliz dahi Joseph Croll tarafından daha ileri geliştirildi ve teori 1920 ve 30’larda Sırp matematikçi Milutin Milankovich tarafından şu andaki şekline getirildi. 1976’da prestijli “Bilim” dergisi John Imbrie, James Hays ve Nicholas Shackleton tarafından yazılan “Dünya’nın yörüngesindeki varyasyonlar: Buzul Çağlarının Hız Ayarlayıcısı” başlıklı bir makale yayınladı. Bu makale üç bilim adamının okyanus sediment çekirdeklerinden elde ettikleri iklim verileri ve astronomik Milankovich döngülerinin modelleri arasında buldukları korelasyonu tanımlıyordu. 1970’lerin sonundan bu yana, Milankovich teorisi iklim bilimciler arasında Buzul Çağı neden sonuç ilişkisi için hesaba alınan hakim teoridir ve bu nedenle Milankovich teorisi iklimbilim kitaplarında ve Buzul Çağı ile ilgili ansiklopedi makalelerinde her zaman tanımlanır. 1976 raporlarında Imbrie, Hays, ve Shackleton, deniz – sediment çekirdekleri ve Milankovich döngülerine dayanan kendi iklim tahminlerinin iki şekilde değerlendirilmesi gerektiğini yazdılar. Birincisi, sadece gelecek iklimsel trendlerin doğal bileşenine uyguladılar – ve fosil yakıtlar yakmaktan dolayı olan etkiler gibi antropojenik (insan tarafından yapılmış) etkilere uygulamadılar. İkincisi, sadece uzun – vadeli trendleri tanımlıyorlar, çünkü yörünge varyasyonları nı 20,000 yıllık ve daha uzun periyotlarla ilişkilendiriyorlar. Yüksek frekanslardaki iklimsel salınımlar tahmin edilmiyor… sonuçlar sonraki 20,000 yılda uzun – vadeli trendin yaygın Kuzey Yarıküre buzullaşmasına ve daha soğuk iklime doğru gittiğini belirtiyor.”



1970’ler sırasında ünlü Amerikalı Astronom Carl Sagan ve diğer bilim adamları, insan endüstrisi tarafından üretilen karbon dioksit (CO2) gibi ‘sera gazlarının’ felaketsel küresel ısınmaya götürebileceği teorisini desteklemeye başladılar. 1970 lerden bu yana, “antropojenik küresel ısınma’ (AGW) teorisi giderek akademik kuruluşların çoğu tarafından gerçek olarak kabul edildi ve onların AGW’yi kabullenmeleri hükümetlerin AGW’nin kötüleşmesini önlemek üzere çok önemli değişiklikler yapmasını teşvik etmek için küresel bir harekete ilam oldu.



AGW teorisinin desteklenmesinde belirtilen kanıtın merkezi parçası 2006’da “Uygunsuz Gerçek” filminde Al Gore tarafından sunulan ünlü ‘hokey sopası’ grafiğidir. ‘Hokey sopası’ grafiği küresel sıcaklıklarda 1970’lerde başlayan ve 2006/2007 kışına kadar devam eden akut yukarıya doğru artışı gösteriyor. Ancak, bu ısınma trendi, 2007/2008 kışı Kuzey Yarıkürede 1966’dan bu yana en derin kar örtüsünü ve 2001’den bu yana en soğuk dereceleri doğurduğunda kesintiye uğradı. Şimdi Kuzey Yarıkürede şu andaki 2008/2009 kışının muhtemelen hem kar derinliği hem de soğuk dereceler açısından eşit olacağı veya daha yüksek olacağı görünüyor.



AGW (antropojenik küresel ısınma) teorisindeki ana hata, onun yandaşlarının sadece geçmiş bin yıldaki kanıtlara odaklanmaları dır, geçmiş milyonlarca yıldan gelen kanıtları görmezden geliyorlar, iklimbilimin gerçek anlayışı için zorunlu olan kanıtları. Paleoiklimbilimden (Geçmiş zamanların iklimini, sebeb, sonuç ve etkilerini inceleyen bilim dalı) gelen veriler son küresel sıcaklık artışı için, Buzul Çağı maksimumları ve buzul çağları aralarının doğal döngülerine dayanarak bize alternatif ve daha güvenilir açıklama sağlıyor. 1999’da İngilize “Doğa” dergisi, 1990’lar sırasında Antarktika’daki Rusların Vostok istasyonunda toplanan buzul çağa ait buz çekirdeklerinden türetilen verilerin sonuçların yayınladı. Vostok buz çekirdeği verileri, 420,000 yıl öncesinden itibaren şimdiki zamanımıza kadar küresel atmosferik sıcaklıklar, atmosferik CO2 ve diğer sera gazları ve havadan gelen partiküllerin kaydını kapsıyor.



Vostok buz çekirdeği verilerinin grafiği, Buzul Çağı maksimumlarını n ve sıcak ara dönemlerin düzenli döngüsel bir modelde gerçekleştiğini, elektrodiyagramda kalp atışının ritmine benzer bir grafik - çizgisini gösteriyor. Vostok veri grafiği ayrıca küresel CO2 seviyelerindeki değişimlerin, küresel sıcaklık değişimlerinin yaklaşık 800 yıl gerisinde kaldığını gösteriyor. Bunun belirttiği şey, küresel sıcaklarının CO2 değişimlerinden önce geldiğidir veya küresel sıcaklıkların CO2 değişimine neden olduğudur, tersi değildir. Başka bir deyişle, artan atmosferik CO2 küresel sıcaklığın artmasına neden olmuyor; bunun yerine küresel sıcaklıktaki doğal döngüsel artış küresel CO2’in artmasına neden oluyor.



Küresel sıcaklığa tepki olarak küresel CO2 seviyelerinin artmasının ve düşmesinin nedeni, soğuk suyun, sıcak sudan daha fazla CO2 tutma kapasitesidir. Karbonatlı içeceklerin, sıcak bir ortama konulduğunda karbonatının veya CO2’nin serbest kalmasının nedeni budur. Karbonatlı içeceklerin, şarabın ve biranın köpüklerinin kaçmasını önlemek için bunları soğuk yerlerde saklarız. Dünya şu anda doğal Buzul Çağı döngüsünün sonucu olarak ısınıyor ve okyanuslar ısınırken, atmosfere artan miktarlarda CO2 salıyor.



Isınan okyanuslar tarafından CO2 salınması, dünyanın sıcaklığındaki değişimlerin gerisinde kaldığı için, dünyanın şu andaki buzul çağları arası sıcak periyodunun bitişinden sonra bir diğer sekiz yüzyıl boyunca küresel CO2 seviyelerinin artmaya devam etmesini beklemeliyiz.



Vostok buz çekirdeği verileri grafiği, küresel CO2 seviyelerinin geçmiş 420,000 yıl boyunca Buzul Çağı minimumları ve maksimumlarını n doğal döngüsüne direkt tepki olarak düzenli bir şekilde yükselip düştüğünü ortaya koyuyor. Bu doğal döngü içinde, yaklaşık her 110,000 yılda küresel sıcaklıklar ve bunu izleyen CO2 seviyeleri, yaklaşık bugünkü aynı seviyelerde zirveye ulaşıyor.



Bugün tekrar zirve noktasındayız ve sıcak ara periyodun sonuna yakınız ve dünya sonraki Buzul Çağına girmek üzere. Eğer şanslı isek, buna hazırlanmak için birkaç yılımız olabilir. Buzul Çağı, her zaman olduğu düzenli ve doğal döngüsünde gibi geri dönecek, antropojenik küresel ısınma etkileri olsun ya da olmasın.



AGW teorisi, saçma bir şekilde dar bir zaman genişliğinden alınan verilere dayanıyor ve uzun – vadeli iklim değişiminin ‘büyük resmi’ni amaçsız (düşüncesiz) şekilde ihmal ediyor. Buz çekirdeklerini, deniz sedimentlerini, jeolojiyi, palebotaniği ve zoolojiyi kapsayan paleoiklimbilimden gelen veriler, bir diğer Buzul Çağına girişin eşiğinde olduğumuzu belirtiyor ve veriler ayrıca ciddi ve uzun süren iklim değişiminin sadece birkaç yıl içinde gerçekleşebileceğini gösteriyor. Antropojenik Küresel Isınmanın kuşkulu tehdidi üzerine endişe dünyadaki insanların dikkatini başka yöne çekerken, Kuzey Yarıkürenin büyük bölümünü oturulmaz kılacak olan yaklaşan ve kaçınılmaz Buzul Çağının çok gerçek tehdidi aptalca görmezden geliniyor.



Gregory F. Fegel



http://english. pravda.ru/ science/earth/ 106922-0/








Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...

Nazım Hikmet

www.dilaverkom.blogcu.com
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 22-04-2009, 17:49
one
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart

PANGEA eski konumuna dönüyor ;
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 22-04-2009, 18:52
Akhenaton
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart

Dünya üzerinde beni anlayan insanlarda varmış.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 22-04-2009, 23:07
evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
evrensel-insan evrensel-insan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
evrensel-insan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Saygideger EGOISTE;

Hadi gene, sanslisin.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 23-04-2009, 07:18
Ayejj - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ayejj Ayejj isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 21 Apr 2008
Mesajlar: 1.190
Standart

Acaba buzullar nereye kadar inecek ,Türkiye'nin yaşanabilecek ve yaşanamayacak yerleri nereleri olacak.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 23-04-2009, 11:27
Titan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Titan Titan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 05 Oct 2007
Bulunduğu yer: Bilgisayarımın Karşısı
Mesajlar: 1.610
Standart

"İnsan dünyanın mikrobudur" derler, mikropları tamamen yokedecek bir tedaviye başlayıp, yeni bir evrim sürecimi başlatacak acaba?

Görünen o ki, dünya (gaia) kendi kendini tedavi eden canlı bir yapıya sahip, panteistlerin kulakları çınlasın.

"Aç insanların karnını doyurduğum zaman bana kahraman diyorlar. Bunların neden aç olduğunu sorduğum zaman ise; bana komünist diyorlar"

Ernesto Che Guevera

Konu Titan tarafından (23-04-2009 Saat 11:43 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 23-04-2009, 11:28
frodo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
frodo frodo isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 26 Aug 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 5.875

Onur Üyeliği 

Standart

Bu konuda makalenin AGW teorisi olarak adlandırdığı görüş daha mantıklı geliyor bana.

Bilim ve gelecek Dergisinde küçük bir makale vardı N.Taşçı tarafından kaleme alınmış. Makale aşağıda:

Buzul çağı döngüleri büyüteç altında


Nıvart Taşçı

Buzul çağı, yeryüzü atmosferindeki sıcaklık düşüşüne bağlı olarak anakaralarda gerçekleşen buzlu tabakalaşma ve buzul kitlelerinde artış anlamına geliyor. Bu tanımdan yola çıkarsak, Grönland ve Antarktika'daki buzul örtüsü, teorik olarak hâlâ Buzul Çağı içinde olduğumuzu gösteriyor. Bu nedenle konuyla ilgili bilimsel makalelerde "buzul evresi" (kıtasal boyutlarda buz örtüleri ve aşırı soğuklarla ifade edilen sert koşullar) ve "buzullar arası evre" (günümüz koşulları) ifadelerine rastlarız. Dünyanın jeolojik tarihi içinde en az dört büyük buzul çağı biliniyor.

Buzul çağı, yeryüzü atmosferindeki sıcaklık düşüşüne bağlı olarak anakaralarda gerçekleşen buzlu tabakalaşma ve buzul kitlelerinde artış anlamına geliyor. Bu tanımdan yola çıkarsak, Grönland ve Antarktika'daki buzul örtüsü, teorik olarak hâlâ Buzul Çağı içinde olduğumuzu gösteriyor. Bu nedenle konuyla ilgili bilimsel makalelerde "buzul evresi" (kıtasal boyutlarda buz örtüleri ve aşırı soğuklarla ifade edilen sert koşullar) ve "buzullar arası evre" (günümüz koşulları) ifadelerine rastlarız. Dünyanın jeolojik tarihi içinde en az dört büyük buzul çağı biliniyor. Bunlardan en sonuncusunun, 40 milyon yıl önce Antarktika buzulunun büyümesi ile başladığı, yaklaşık 3 milyon yıl öncesini ifade eden Pleistosen'in erken dönemlerinde şiddetlendiği, buzulun giderek Kuzey Yarımküre'ye yayılmasıyla sürdüğü ve 10.000 yıl önce şiddetini kaybettiği düşünülüyor. Son Buzul Çağı'ndaki buzul evrelerinin 41.000 yıllık döngüler halinde tekrarlandığı saptanmış durumda.

Dürnya neden buzul çağları yaşıyor?

Nature dergisinin 28 Haziran sayısında yayımlanan buzul çağı döngüleriyle ilgili makalelere ve "41.000 yıl paradoksuna" geçmeden önce, buzul çağı veya buzul evrelerinin bilinen nedenlerinden kısaca bahsetmek gerekiyor.

Söz konusu nedenleri kabaca üç sınıfa ayırabiliriz: Astrofiziksel nedenler, kıtaların dağılımı ve atmosferin bileşimi. Astrofiziksel nedenler, presesyon (salınım), yörünge döngüsü ve dünyanın eğim açısını kapsar. Presesyonu, dünya gibi tam küresel olmayan ve dönüş hareketi yapan topaç örneği üzerinden açıklayacak olursak, bu gibi cisimlerin dönme ekseninin zaman içinde başka bir eksen etrafında (örneğin dünya kendi dikey ekseni etrafında döner) dönme hareketi yapması şeklinde özetleyebiliriz. Bu salınım, bizim bakış açımıza göre yıldızlarda yer değişikliğine neden olmaktan başka, dünyanın aldığı Güneş insolasyonu (Güneş'ten gelen ışınların yeryüzüne vurması olayı) miktarını da etkiler. Kutupyıldızının 360º dönüş yapmasından dolayı "kutupsal döngü" adını da alan çevrim, yaklaşık 23.000 yılda tamamlanır.

Güneş'ten gelen metrekare başına düşen sıcaklık miktarına etki eden diğer özellik yörünge döngüsüdür. Dünyanın, Güneş etrafındaki yörüngesi tam bir daireden hafifçe uzamış bir daireye, yani elipse döner. Bu döngü ise 98.000 yılda bir tamamlanır ve kabaca Dünya-Güneş arasındaki mesafeyi belirler.

Son olarak Sırp matematikçi Milutin Milankovitch'in ilk olarak göz önünde bulundurduğu özellik, dünyanın dikey ekseni ve yörüngesi arasındaki açıdır. Bu açı her 40.000 yılda 22,1º ve 24,5º arasında değişir; bildiğimiz 23,5º'lik açı ortalama bir değerdir.
Kıtasal dağılım farklılıkları da, yine ilk olarak Milankovitch tarafından ortaya atılan özelliklerdir. Buna göre yeryüzündeki kara kütlesinin 2/3'ünü taşıyan Kuzey Yarımküre'deki Güneş insolasyonu, her iki yarımkürede görülen buzul çağlarını belirler. Milankovitch kuramı, bu hareketlerdeki varyasyonların Güneş geometrisi ile bir araya geldiğinde, yeryüzüne ulaşan Güneş enerjisi miktarında ölçülebilir değişimlere yol açtığını söyler.

Son Buzul Çağı'na ait 41.000 yıllık buzul evreleri döngülerine bakıldığında, bu zamanlamanın açı değişimlerince yönlendirildiği sonucu çıkmaktadır. Oysa bu süreçte presesyona bağlı değişimlerin daha fazla meydana geldiği saptandığından, 23.000 yıllık döngüler daha olasıdır. Bahsi geçen "41.000 yıl paradoksu", açı değişiminin presesyon üzerindeki baskınlığına verilen addır.

Yeni iki çalışma

Bu gözleme ve yukarıda özetlenen teorik bilgilere dayanan makalelerden ilki, buz kütlesindeki dengenin, sıcaklığın donma noktasının üzerine çıkması veya altına inmesiyle ilgili olduğunu, erimeye olanak tanıyacak belli bir eşik değerin üzerindeki yaz insolasyonunun ve yaz uzunluğunun asıl belirleyici parametreler olarak kabul edilmesi gerektiğini söylüyor. Bu etkenler ise, yaz uzunluğunun Dünya'nın Güneş'e olan uzaklığı ile ters orantılı olduğunu söyleyen Kepler'in ikinci yasasına göre, presesyonla değil 40.000 yıllık döngüye sahip açı eğimi tarafından kontrol edilir.

Boston Üniversitesi araştırmacılarının yürüttüğü diğer çalışmada ise, Doğu Antarktika buzul örtüsünün Geç Pliyosen-Erken Pleistosen evresindeki deniz seviyesini çok fazla etkilemiş olabileceği ileri sürülüyor. Kara kısmı ağırlıkta olan Doğu Antarktika buz kütlesi bu özelliğiyle insolasyon etkisine çok daha açıktır. Diğer yandan su içindeki kısmı ağırlıkta olan Batı Antarktika buzul örtüsü ise, deniz seviyesindeki değişimlerden daha fazla etkilenmiştir. Açı eğimi etkisinin iki yarımküredeki etkileri simetrik olduğundan, buzul kütlelerinin genel buz hacmine katkıları birbirine eklemlenerek 41.000 yıllık döngüye zemin hazırlarken; presesyon etkisinin yarımkürelerdeki etkisinin asimetrik oluşu iki buzul örtüsünün 23.000 yıllık döngü açısından birbirlerini iptal ettikleri ileri sürülüyor.
Çalışmaların hiçbiri 3 milyon yıl önce Kuzey Yarımküre'de başlayan buzlanmanın nedenlerine veya son 1 milyon yılda buzul evre-buzullar arası evre döngülerinin 100.000 yılda bir tekrar etmesinin gerekçelerine yanıt vermiyor. Araştırmacıların ilgili dönemlerin iklim koşullarını bu kadar yakında incelemesi, şüphesiz ilk defa yaklaşık 3 milyon yıl önce ortaya çıktığı düşünülen Homo habilis ve buradan Homo sapiens'e uzanan süreci anlamak açısından çok önemli.
Buzul çağı döngülerinin 12000 değil 41000 yılda olduğunu söyleyenler de var demek ki.

İnsani olan her şey kabûlüm.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 23-04-2009, 11:53
Ayejj - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ayejj Ayejj isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 21 Apr 2008
Mesajlar: 1.190
Standart

frodo´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Söz konusu nedenleri kabaca üç sınıfa ayırabiliriz: Astrofiziksel nedenler, kıtaların dağılımı ve atmosferin bileşimi. Astrofiziksel nedenler, presesyon (salınım), yörünge döngüsü ve dünyanın eğim açısını kapsar. Presesyonu, dünya gibi tam küresel olmayan ve dönüş hareketi yapan topaç örneği üzerinden açıklayacak olursak, bu gibi cisimlerin dönme ekseninin zaman içinde başka bir eksen etrafında (örneğin dünya kendi dikey ekseni etrafında döner) dönme hareketi yapması şeklinde özetleyebiliriz
Presesyon ile dünyanın eğim açısının farklı şeyler olduğunu anladımda ikisi arasındaki farkı tam olarak kafamda oturtamadım.
Dünyanın eğim açısı nedir?Daha açık anlatabilir misiniz?
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 23-04-2009, 12:37
Ayejj - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ayejj Ayejj isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 21 Apr 2008
Mesajlar: 1.190
Standart

İklimin insanlar için uygun şartlarda olması için birçok faktörün bir arada düşünülmesi gerektiğine ilişkin bu haberide bu başlıkta paylaşalım.

''Ortak inanış, kirliliğe neden olan, havada asılı duran parçacıkların güneş ışığını, dolayısıyla fotosentezi engellediği yönünde olsa da Linda Mercado ve ekibinin yaptığı bir araştırma bu parçacıkların faydalı olduğu tezini ortaya koydu.
Araştırmacılardan Peter Cox, bu sonuçların ikilem doğurduğunu, havayı, insan sağlığı için temizlemeye devam ettikçe, karbondioksidin depolanmasının azalacağını, bunun da tehlikeli bir iklim değişikliğini engellemeyi daha zor hale getireceğini vurguladı.
http://www.ntvmsnbc.com/id/24959559/ ''
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 23-04-2009, 18:05
frodo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
frodo frodo isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 26 Aug 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 5.875

Onur Üyeliği 

Standart



Dünyayı etkileyen çekim kuvvetleri, dönüş yönleri ve dönüş ekseningörünümü (Yeşil oklar güneşin çekim etkisini, beyaz daireler Presesyonkonisini, pembe ve sarı daireler nutasyon salınımını, kırmızı elips iseyörüngeyi göstermektedir.).

İnsani olan her şey kabûlüm.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 22:04 .