Aslında çoğumuzun gözden kaçırdığı şey, Tanrı inancının veya inançsızlığının insanların yönetimi ile dirket alakası olduğudur.
Şöyleki,
Tanrı bütün kutsal metinlerde kurallar ile hitap eder. Yani emirlerin oluşturduğu bir bütün olarak Tanrı'yı mensup olduğumuz dinde anlayabiliriz. Tanrı ile insanlar arasında aslında bir kavram karmaşası doğrurur bu da...
Tanrı; ezeliyetini delil göstererek der ki; Bu evreni siz yaratmadığınıza göre bir sahibi olması gerekir.
Öyleyse size ait değilse bana aittir. Evrenin sevk idaresini BEN yapıyorum. Sizler bu kocaman gemide birer yolcusunuz. (Dikkat…Gemi dünya değil. Dünyayı da içine alan Evren)
Bu geminin içerisinde yaptığınız yolculuğun bir amacı var. Siz geminin nereye gittiği ile değil, gemi yol alırken birbirleriniz ile olan düzenden sorumlusunuz. Madem ki sahibi benim bu düzen için bu bu bu kurallar geçerlidir. Şu şu şu kişileri de başınıza sözcüm seçtim. Efendi olun afiyetle yeyin için seyahetin tadını çıkartın. Kavga gürültü etmeyin. Yolculuk bittiğinde sizler birer tür olarak bir yere varacaksınız. Ama birey olarak hesaba çekileceksiniz. Aslında sizler bir ağacın dallarının meyvelerisiniz. Her hasat dönemi de ortalama 70 yıldır. Sizlerden geminin sonunda bir tane dahi saf bir tohumu geri alsam, onu tekrar ekerek ondan koca bir ağacı halk edebilirim.
Bu geminin sahibi olabilmeniz için geminin dışına çıkmanız gerektiği aşikardır. Zira bu geminin kontrol merkezi geminin dışındadır. Boşuna zorlamyın, geminin içinde hepiniz benim birer kölemsiniz. Bu kölelik sizin aslında gemi içersindeki özgürlük beratınızdır aynı zamanda. Zira bir kul iki kişiye köle olamaz. Benim kurallarım da sizin birbirleriniz arasındaki özgürlüğünüzün şeriileridir. Kendi aranızda geliştikçe kurallar yenilenmektedir.
Tanrı olmak için tanrıyı ret edenlere de kulak asmayın. Onları ezin. Öldürün. Zaman zaman size yolladığım elçilerimin doğru söylediğini anlamanız için size kalp vicdan ve bunların amacı olarak Mutlak Adalet hedefini koydum. Bu hedefi kaçırmayan sıratel müstakimdedir.
İnsan varlığını delil göstererek der ki;
a.-Bu evrenin sahibi olan tanrı olabiliyorsa, ben evrene sahip çıkabilirsem yani onu zapt edebilirsem Tanrıyı yenebilirim.
b.-Bu evrenin sahibinin ben olmadığı, bir sahibi olduğu anlamına gelmez. Yarattığını iddia ettiğin delilleri ben açıklayabildikçe bunun NASIL yapıldığını öğrendikçe bende sahiplik noktasında pay sahibi olabilirim. NİÇİN yapıldığı konusu beni ilgilendirmez; düşünüyorum; o halde varım. Var isem varlığımla başlar herşey.
c.-Ezeli olan bir bakış olamaz. Varlık madde ile açıklanabilir. O halde varlığı mevcut olmayan aynı yapı taşlarına sahip olmayan bir şey, o yapı taşlarından teşekkül eden maddenin sahibi olamaz. Öyleyse Tanrı varsa bile insanın algısının dışında var olan bir ŞEY, o algının sınırlarının ötesinden kendisini ispatlatmak için çabalayamaz. Öyleyse, Tanrı benim algımda zaten olmadığına göre; Tanrı yoktur. Algı ötesi varlığın benim algılarım içerisinde yokluğu sabittir.
d.- Evren’in kendisi tanrıdır. Bizimle evren konuşur. Bende evrenin bir parçası olduğuma göre ben de tanrıyım. Öyleyse başka tanrıya ihtiyacım yok.
e.- Beni evren ilgilendirmiyor. Dolayısı ile geminin içinde isem ve ortalıkta başka bir gemi de yoksa, ve ben asla bu geminin son yolculuğunu göremeyecek isem, geminin hedefi benim hedefim olamaz. Öyleyse ben kendim gemi içersinde en rahat nasıl yaşarım. Gerisi beni ilgilendirmez.
f.- Beni evren ilgilendirmiyor. Ancak geminin içersindeki ürettiğim neslim ilgilendiriyor. Tanrı’nın emirleri adı altında olmasa bile bir düzene ihtiyacım var. Tanrı’da ortalıkta görünmediğine göre ve ben bu gemide isem tanrının emirlerine kendi düzenlemelerim ile yön verebilirim. Mutlak adalet benim lehime böylece sapar ve kendi neslim daha uzun süre var olabilir.
g.- Beni evren ilgilendirmiyor. Tanrının yolladığını söylediği mutlak adalet kuralları da berbat. Ben kendim bir kural yazacağım. Tanrıdan daha iyi bir kural oluşturmak için O’ndan hiçbir eksiğim yok. Zira Tanrı ortada yok. Tanrı adına şu benim gibi beşer olan kendi kurallarını bana dayatmış. Öyleyse bende bunu yapabilirim.
h.- Evren beni ilgilendiriyor. Peygamber de ilgilendiriyor. Ama birader bitmiyor ki.. Peygamberden sonra onların adına diyerek anamızı ağlattılar. Yar bana bir medetttt..
ı.- Ey insanlar. Bakın bir kemik buldum. Ahanda bu kemik bizim buradan kendi kendimize olduğumuzun delilidir. Nasılı bulduk ya; Niçini sittiret. Takmayın kafanıza. Burada biz kendimiz çoğalıyoruz. Gemide gittiği yere kadar. Ya harro ya marro.. İçelim güzelleşelim.
j.- Valla beni aslında tek bir şey ilgilendiriyor o da; nefsim. Onun peşinde Tanrının adamı gibi elbisemi giyer. Alttan işi götürürüm. Hem Tanrı rahmetini bizden esirgemez. Öyle ya o kadar ona karşı secde ettik durduk. Bununda bir ücreti vardır. Bu arada eğer yoksa da zaten geviş getire getire şaklarımı serinlettiğim yanıma kar kalır.
k.- Bir ben var bende benden içerü.. Bu düşünebilmekten zekadan çok farklı. Bir ruh taşıyorumki bunun bana ait olmadığını her geçen gün müşahade edebiliyorum. Göremiyorum ama orada biliyorum hissediyorum, duyumsuyorum.
Bu Ruha bu zamana kadar yok denildi durdu. Ama ben hissedebiliyorum. Ve bu ruha tek bir sahip çıkan var. O da Tanrı.
Hatta Jung bile modern psikolojide buna Ruh dediğinde bilinçaltı bu diye adamcağızı topa tutmuşlar.
Madem bir ruha sahibim. Ve delilim yine kendi mutlakiyetimde ki Ben. Öyleyse bir Tanrı var ve kurallarının mihengi, içimdeki vicdandır. Zira insan asla ve kata kendine yalan söyleyemez. Bu benim yaşamımdaki amaç ile örtüşen, Tanrımın emrettiği Mutlak adalet için gerekli olan en büyük silahtır. Madem Allah var her şey O’na musahhar. Yaradılanı severim, Yaradandan ötürü. Zira bakmayı bilen her şeyden yansıyan O’ndan ruhu görebilir.
Ne demiş Said Emre;
Eyüdün göyne göyne
Halimüz döne döne
Düşdük ışkın odına
Can gönül yana yana.
Ne olduk bilemezüz
Bir yerde olamazuz
Adımın diremezüz
Ne develim sorana.
Nedür, neyi sevelim
Neden ne isteyelüm
Nerden nere varalum
Olduk mest ü divane.
Akl ü cân yavı kıldık
Sermest ü şeyda olduk
Yüz bin cân feda kıiduk
Bizi bizden alana.
Varlık içre barışduk
Kadimtiğe karışduk
Kopduk tenden kavuştuk
Said'e cân olana.
……………
Durmamış devam etmiş.
Bu makama kim ere işbu nakdi kim dere
Varlığın Hakk'a vere cümle âlem içinde
Kim bu sırra ermedi kendözünü görmedi
Bu ışkdan[2] esrimedi[3] ömrü zalâm[4] içinde
Varlık yokluk birdürür hem ışk sevi birdürür
Dünya ahret birdürür ışk-ı enâm[5] içinde
[2] aşktan
[3] kendinden geçmedi
[4] karanlık
[5] “enâm” iki anlamlı; sözlüğe göre, hem “birkaç sureden oluşan halk için küçük kitap” hem de “halk” anlamına kullanılabiliyor. “Enâm’ın ışığı” yani “kelâm/logos” anlamında olmalıdır.
Kaynak:
http://omer-tuncer.blogspot.com/2007...in-kimdir.html
Hatta şunu da demiş;
..................
Hüdavendâ kulum emrime ferman
Zira sensin benüm derdüme derman.
Senün işlerine kimse karışmaz
Âlimler cümlesi yolında hayran.
Bezedin yer yüzin rahmet nûriyle
Yarattın gökleri bu yere sayvan.
Ebedsin senden ayrugı fenadır
Kanı yil götüren tahtı Süleyman.
Kanı Husrev, kanı Şîrîn ü Ferhad
Kanı ol Calinus hakîmi Lokman.
Bular geçdi belirmedi nişanı
Çürüdi tenleri canları pinhân.
Oku bismillâhi Rahmani Rahîm
Ki yüz bin cânuna ola nigehban.
Said sen sözini câhile dime
Ne bilür şekkeri dağdaki hayvan?
Selamlar