Orijinalini görmek için tıklayınız : Kutsal (!) Kitaplardaki Çelişkiler
sevgili pante
ilah edinmek demek (ki senin bunu çok iyi bilmen gerk) direk ben meryeme tapıyorum demek değildir biliyorsun.islamda kişi birini veya bir nesneyi ilah edinir ve bunun farkında dahi olmayabilir.biliyoruz *ki her kilisede meryemin heykeli vardır ve hristiyanlar bundan bağışlanma şefaat dilerler.Yani üçün üçüncüsü olmasa dahi hristiyanlar meryemi rab edinmiştir.
Evet, bunu kabul edebilirim. Çünkü İsa ile Meryem'in ilahlığı ile ilgili konunun geçtiği ayet ayrıdır. Üçlemenin geçtiği ayet ayrı.
Gerçekten de Hristiyanların birçoğu Meryem'i ilahe konumunda tutar ve el açıp dua eder.
Ama Fethullah Gülen'in hatası bariz olarak ortadadır.
sevgili pante
ilah edinmek demek (ki senin bunu çok iyi bilmen gerk) direk ben meryeme tapıyorum demek değildir biliyorsun.islamda kişi birini veya bir nesneyi ilah edinir ve bunun farkında dahi olmayabilir.biliyoruz *ki her kilisede meryemin heykeli vardır ve hristiyanlar bundan bağışlanma şefaat dilerler.Yani üçün üçüncüsü olmasa dahi hristiyanlar meryemi rab edinmiştir.
Evet, bunu kabul edebilirim. Çünkü İsa ile Meryem'in ilahlığı ile ilgili konunun geçtiği ayet ayrıdır. Üçlemenin geçtiği ayet ayrı.
Gerçekten de Hristiyanların birçoğu Meryem'i ilahe konumunda tutar ve el açıp dua eder.
Ama Fethullah Gülen'in hatası bariz olarak ortadadır.
selamlar
evet fetulalh gülen pek çok hata yapmış halen de devam ediyor.Şahsen ben onu müslüman dahi saymıyorum yani benim dinimi temsil etmiyor.
Arkadaşlar;
Teslis konusunda da görüldüğü gibi Kutsal Kitaplardaki çelişki iddiaları konusunda bir tartışma ve irdeleme platformu açmışız. Konuyu ortaya koyuyor ve tartışarak neticeye varmaya çalışıyoruz. Diğer başlıklardaki konularda da öyle.
Eğer ikna edici bir açıklama geldiği takdirde bunu kabul ediyor ya da olasılıklardan biri olarak değerlendiriyoruz. Yani, ön yargılı davranmıyor, kafamızdan hükümler, kararlar vermiyoruz.
Yobazlar gibi saplantılı olarak iddia edip inatlaşmıyoruz. Yani mümkün mertebe objektif olmaya çalışıyoruz.
Benzer bir örneği "Hükümsüz ayetler" başlığından verebilirim. Bir çok İslam alimince *nesh olarak görülen içki konusunun nesh sayılamayacağını, içki ile ilgili tüm ayetlerin geçerli olduğunu yazmıştım.
Şimdi size bir başka forumda Nisa-157 ile ilgili görüşümü aktarayım.
Ama yazı uzun olacağı için sonraki mesajda ileteceğim.
Nisa suresi 153'den başlayarak Yahudilerin kalplerinin mühürlenme sebebi anlatılır.
Nisa-157'de bu sebeplere şu ilave yapılır:
Bir de Allah'ın elçisi İsa Mesih'i öldürdük demeleri nedeniyle..
Nisa/ 157. ve "Biz, Allah'ın resulü Meryem oğlu İsa Mesih'i öldürdük" demeleri yüzünden.
Hristiyanların bu ayete itirazları:
"Yahudilerin İsa'yı hem Allah'ın resulü olarak görüp, üstelik de Mesih diyerek öldürdüklerini söylemesi mümkün değildir. Mesih olduğunu kabullenenler onu öldürmezlerdi. Bu Kur'an'daki bariz hatalardan biridir."
Benim bu konudaki görüşüm şudur:
Nisa-157'yi meallerden yola çıkarak değerlendirdiğimizde Kur'an'ın bir hatası olarak görebiliriz.
Bu hatayı ifade bozukluğu ya da yazım hatası olarak nitelemek gerekir.
Ama acaba orijinalinde de böyle midir?
önceki ayetle birleştirerek çevirisini ele aldığımızda;
"Bir de inkarlarından ve Meryem'e büyük bir iftira atmalarından ve "Biz Allah'ın peygamberi Meryemoğlu İsa mesih'i öldürdük" demelerinden dolayı kalplerini mühürledik"
değil de;
" Bir de inkarlarından ve Meryem'e büyük bir iftira atmalarından ve Allah'ın peygamberi Meryemoğlu İsa Mesih'i " Biz öldürdük " demelerinden dolayı kalplerini mühürledik"
şeklinde olduğu takdirde durum değişir.
Bence mealler bozuk. Kur'an'ın doğrultusunda bu meal şöyle olmalı:
" İnkarlarından ve de Meryem'e ve Allah'ın elçisi İsa Mesih'e öldürdük diye iftira etmelerinden dolayı kalplerini mühürledik.
Orijinalinin çevirisi yukarıda yazdığım şekilde değilse ancak o zaman Kur'an'da hatadan bahsedilebilir. Bunun için de aşağıdaki orijinal ayetin Arapçayı iyi bilen bir arkadaşımız tarafından meallerle kıyası gerekir.
Nisa/ 157. Ve kavlihim inna katelnel mesıha ıysebne meryeme raulellah ve ma kateluhü ve ma salebuhü ve lakin şübbihe lehüm ve innellezınahtelefu fıhi le fı şekkim minh ma lehüm bihı min ılmin illettibaaz zann ve ma kateluhü yekıyna
Şimdi bu ayeti de bu başlık altında Kur'an'daki çelişki iddialarından sayalım ve Özgür_Beyin'den, Hiramusta'dan veya Arapçası kuvvetli olan bir başka arkadaştan yorum ve yardım isteyelim.
Bilimle çelişen bir ayet daha: Rad suresi 8.ayet
Yaşadığımız yüzyıla kadar doğacak çocuğun erkek mi dişi mi olduğu bilinemezdi.
Muhammed zamanında tabi ki hiç bilinmiyordu.
Daha 15-20 yıl öncesine kadar dahi şu söz dillerdeydi:
" Kadının neye hamile olduğunu Allahtan başka kimse bilemez."
Ama artık ultrason ile bebeğin kız mı erkek mi olduğu doğumdan önce öğrenilebilmekte.
İşte ayet:
Rad/ 8. *Her dişinin neye gebe olduğunu Allah bilir. Ve rahimler ne eksiltir, ne arttırır, onu da bilir. O'nun katında her şeyin bir ölçüsü vardır.
Rad/ 9. Allah görünmeyeni de bilir, görüneni de. Büyüktür ve yücelerden yücedir.
Sevgili Pante,
Bu basligi merakla takip ediyorum, eline saglik.
Bir soru:
"Ve rahimler ne eksiltir, ne arttırır, onu da bilir " demekle neyi kastediyor yazar ?
Bilgin varmi bu konu da ?
Bilimle çelişen bir ayet daha: Rad suresi 8.ayet
Yaşadığımız yüzyıla kadar doğacak çocuğun erkek mi dişi mi olduğu bilinemezdi.
Muhammed zamanında tabi ki hiç bilinmiyordu.
Daha 15-20 yıl öncesine kadar dahi şu söz dillerdeydi:
" Kadının neye hamile olduğunu Allahtan başka kimse bilemez."
Ama artık ultrason ile bebeğin kız mı erkek mi olduğu doğumdan önce öğrenilebilmekte.
İşte ayet:
Rad/ 8. *Her dişinin neye gebe olduğunu Allah bilir. Ve rahimler ne eksiltir, ne arttırır, onu da bilir. O'nun katında her şeyin bir ölçüsü vardır.
Rad/ 9. Allah görünmeyeni de bilir, görüneni de. Büyüktür ve yücelerden yücedir.
sevili pante halen bilinmiyor ki.Ancak yanılmıyorsam 4 aydan sonra tahmin edilebiliyor.Yanıldıkları da oluyor elbette her ne kadar az oranda olsada.Fakat bebeklerin cinsiyeti bebek anne karnında oluşumunu tamamladıktan sonra ancak anlaşılabiliyor.yani yaratılma işlemi bittikten sonra bilinmesi mümkün yani ayette bir hata yok.hata bakış açınızda.
Bir soru:
"Ve rahimler ne eksiltir, ne arttırır, onu da bilir " demekle neyi kastediyor yazar ?
Bilgin varmi bu konu da ?
Sevgili üçücüyol;
Benim buradan anladığım;
eksiltme : düşük yapma,
arttırma : bebeğin büyümesidir.
sevgili pante halen bilinmiyor ki.Ancak yanılmıyorsam 4 aydan sonra tahmin edilebiliyor.Yanıldıkları da oluyor elbette her ne kadar az oranda olsada.Fakat bebeklerin cinsiyeti bebek anne karnında oluşumunu tamamladıktan sonra ancak anlaşılabiliyor.yani yaratılma işlemi bittikten sonra bilinmesi mümkün yani ayette bir hata yok.hata bakış açınızda.
Sevgili Mehmet;
Ben ayette bir safha belirtildiğini görmüyorum. "Gebeliğin başlangıcında" denmiş olsa haklı olabilirdin. Ama bu da senin görüşün tabi.
Belki bir başkası da, ' Ayette "Yalnızca Allah bilir" denmiyor. O nedenle çelişki sayılmaz.' diye de görüş öne sürebilir.
Neticede muhakkak surette bir şekilde izah getirilmeye çalışılacaktır.
sevgili pante
elbette izah getirmeye çalışacağız.Yanlış anlamanın önüne geçmek gerek.Şİmdi ayette safha belirtilmemiş dediğin gibi fakat mantıken de benim dediklerimin doğru olduğu aşikar.bebek anne karnında oluşumunu tamamlamadan cinsiyeti belirlenemiyor burda aradığın çelişki yok.sevgili pante kuranda çelişki arama kardeşim kuranda tek bir çelişki dahi yok emin olabilirsin.Buna miras hukukuda dahil.aklına takılan soruları soracağın adresi biliyorsun zaten.
Sevgili Mehmet,
Kuran'in indigi soylenen tarihte bilinmiyordu. O yuzden bu ayet inananlarin inanclarini pekistirmek icin yazilmis gibi gozukuyor.
Sevgili Pante,
eksiltmekle dusuk yapmanin tibbi bir aciklamasi/baglantisi var mi ? Bu konuyu uzman doktorlara sormak lazim ama ben yine de sansimi seninle deneyim, belki biliyorsundur.
Sevgili Mehmet,
Kuran'in indigi soylenen tarihte bilinmiyordu. O yuzden bu ayet inananlarin inanclarini pekistirmek icin yazilmis gibi gozukuyor.
Sevgili Pante,
eksiltmekle dusuk yapmanin tibbi bir aciklamasi/baglantisi var mi ? Bu konuyu uzman doktorlara sormak lazim ama ben yine de sansimi seninle deneyim, belki biliyorsundur.
yanılıyorsun kardeş kuranda çelişki yok.bundan 1000 sene sonrada değişen birşey olmayacak.
eksiltmekle dusuk yapmanin tibbi bir aciklamasi/baglantisi var mi ? Bu konuyu uzman doktorlara sormak lazim ama ben yine de sansimi seninle deneyim, belki biliyorsundur.
Tıbbi bir açıklama olarak hamilelikte salgı üretimi var rahimin ve bu salgı spermin bebeğe ulaşmasının önünde bir set oluşturuyor bildiğim kadarıyla. Düşük ise eksiltmenin kapsamında yer alan, ama tamamının rahimden atıldığı bir durum. Bazı rahimler bebeği tutamıyor ve düşük yapıyor. Ayette de sanıyorum bu kastediliyor.
Eksiltme ve artırma ile ilgili olarak Elmalılı'nın yorumu konuyu geniş açıklıyor.:
Allah ki, hidayeti yaratan O'dur, o Allah, bilir her dişinin neye gebe olduğunu. Gerek insandan, gerek öbür canlılardan, yani hayvanlardan ve bitkilerden herhangi bir dişinin hangi şeye gebe olduğunu, hangi tohumdan döllenip gebe kaldığını, helaldan mı yoksa haramdan mı olduğunu, erkek midir, dişi midir, yaşıyacak mı, yaşamıyacak mı, said mi, şakî mi ilh... Mümin mi, kâfir mi olacaktır hepsini bilir. Ve rahimler neler eksiltir, neler üretir ve artırır onu da bilir. Rahimler gebe kalınca nasıl çalışır, hangi maddeleri üretir, hangi toksinleri atar, hangilerini salgılayıp ceninin gelişmesine katkı yapar, kendi bünyesinden gizliden verdiği, eksilttiği nedir, arttırdığı, kazandığı nedir, beslediği, büyüttüğü nedir? Hamileliğinde neyi sakatlar, neyi tamamlar? Ayrıca bütün bu çalışmaların sonucunda doğacak olan erken mi, geç mi, yoksa tam zamanında mı doğacaktır? Bir tane mi, yoksa ikiz veya daha fazla mı olacaktır?
İşte Allah, bütün canlı türlerinde bu bilinmez sanılan şeylerin hepsini bütün ayrıntılarıyla bilir. Normalden farklı olan erken doğumlar veya sakat doğanlar bile körükörüne ve kendiliğinden olmuş şeyler değildir, sırlar âleminde Allah'ın ilmi ve iradesi sayesinde meydana gelen olaylardır.
Furkan Kur'an mı Tevrat mı?
Furkan denince Kur'an anlaşılır.
Bu da Furkan suresi ilk ayeti nedeni iledir.
Furkan/ 1. Tebarakellezı nezzelel fürkane ala abdihı li yekune lil alemıne nezıra
Dikkat edilirse ayette Muhammed geçmiyor. Ama mealinde;
Diyanet Vakfı meali :
Âlemlere uyarıcı olsun diye kulu Muhammed'e Furkan'ı indiren, Allah, yüceler yücesidir.
Diyanet İşleri mealinde ise ayet tamamen tahrif edilmiş: Furkan değil Kur'an denmiş.
Göklerin ve yerin hükümranlığı kendisinin olan, çocuk edinmeyen, hükümranlıkta ortağı bulunmayan, herşeyi yaratıp bir ölçüye göre düzenleyen ve dünyaları uyarmak üzere kuluna hakkı batıldan ayırdeden Kuran'ı indiren Allah yücelerin yücesidir.
Hem Kur'an hem de Muhammed'in adını yazan meal dahi var. Örneğin Elmalılı;
"Tebareke" ne yüce feyyazdır o ki, dünyaları uyarmak üzere kulu Muhammed'e, hakkı batıldan ayırdeden Kur'ân'ı indirdi.
Yoksa Furkan Tevrat mı?
Bakara/ 53. Ve iz ateyna musel kitabe vel fürkane lealleküm teehtedun
Doğru yola gelesiniz diye Musa’ya kitabı ve furkanı vermiştik.
Tabi mealciler bunu da çarpıtmışlar. Mesela Diyanet:
Doğru yola gidesiniz diye Musa'ya hakkı batıldan ayıran Kitabı vermiştik.
Bu mantıkla ben de ayeti şöyle çevirebilirim:
Doğru yola gidesiniz diye Musa'ya Kitab-ı Furkan'ı vermiştik.
Hem de orijinaline daha uygun.
Buyrun.....
InVitatio
30-09-2007, 03:00
Ama artık ultrason ile bebeğin kız mı erkek mi olduğu doğumdan önce öğrenilebilmekte.
:lol: *:lol: *:lol: *:lol: *:lol: *:lol: *:lol:
Bırakın cinsiyetin tespitini, cinsiyet tayini dahi artık mümkün:
http://www.saglikbilgisi.gen.tr/bebek-cinsiyet-tayini.html
:lol: *:lol: *:lol: *:lol: *
İsterse bir aile Allah'ın işine karışabiliyor artık
ve tüp bebekle kız ya da erkek çocuk sahibi olabiliyor.
:evil: *:evil: *:evil: *:evil: Ama etik değil.
InVitatio
30-09-2007, 03:43
pante bazen doktorlarda zirvaliyor
hele hele o röntgen aletleri varya tam zirva
bunu iki cocuk babasi olan birisi söylüyor sana :)))
doktor birak benim cocuklarimin cinsiyetini bilmesini , cocugun olmayacak dedi yillardir ;)
ama bilim iste
yanilabiliyor degilmi :)
Allah degil ya *bilim adami, *tabi yanilabilir deme ?
kisisel hatalar degilmi ? :)
yani gerekceler hemen hazir degilmi.....
biraz tandik geliyor degilmi .....hazir gerekceler :)
Sevgili InVitatio,
Istisnalar kaideyi bozmaz diye bir tabir vardir. BEnim bildigim kadariyla bilim bir metodu kesin olarak tanimlamak icin pek cok deney ile tayin ettikten sonra bilimsel yayin olarak yayinlanir. Eger buna itiraz varsa eger zaten baska bilim adamlarinca bunun aksi kanitlanir. Yani kesin dogrudur diye birsey yoktur. Ama sizin gecirdiklerinizi bilmiyorum, bu doktorun kisisel hatasi olabilir ya da daha tip biliminin aciklayamadigi bir neden. Ama sizin adiniza sevindim cocuk sahibi olmaniza.
Mehmet arkadasim,
Sen istedigine inananbilirsin, kimse seni inancindan cikarmaya calismamali , kimsenin buna hakki da yok. Biz burada tartisip fikirlerimizi soyluyoruz. Ben de sahsi fikrimi soyledim. Benim beyin isleyis tarzim bilmek uzerine , inanc islerine pek basmiyor. *
Sevgili Pante,
Aciklamalarin icin tesekkurler. Burada bir arkadasimin esi dogum yapacak. Tesaduf bu ya bu aksam dogum konularindan konustuk . Sezaryan konusu acilmisti, onlar hergun doktora gidiyorlar , dogal olarak isin ayrintisini ogrenmisler. Onlardan ogrendigim kadariyla doktorlar hamile kadinlar daha dogurmadan once cocugun agirligini tesbit ediyorlarmis, hatta 10 lb ( yaklasik 5.45 kg) dan fazla olunca sezeryani tavsiye ediyorlarmis. Sanirim senin dedigin eksilme cocugun bir sekilde gelismesinin durmasi ve dusuk yapilmasi ile ilgili.
Bu arada Elmali da belirtmis, demekki daha ben dogmadan once Allah benim kafir olacagimi biliyormus. Gercekten de ben erken yaslardan itibaren ateist bir kimse ile tanismadan once inanmamaya baslamistim *:roll:
Furkan bir Bekkah iki bu iki terimin nedenini bulmak lazim. Furkan Kuran yerine kullanilmis, Bekkah ise Mekke icin. Neden baska isim ?
Dur bakalim mutlaka bir sebebini bulur arastirmacilar. Ah bi Mekke Medine de arkeolojik calismalara izin verilse daha cok sey ortaya cikar ama bildigim kadar su ana kadar yazsakh *:(
pante bazen doktorlarda zirvaliyor
hele hele o röntgen aletleri varya tam zirva
Doktorlar hiç olmazsa bazan zırvalıyor.
Din adamları, dinciler sürekli zırvalıyor. * :)
İşte Furkan örneği.
Yıllardır yutturuyorlar millete "Furkan Kur'an'dır" diye.
O kadar inandırmışlar ki insanları Kur'an'ın benzerini yapanlar, kitabın ismini Furkan koyuyorlar.
Ben de iddia ediyorum. Furkan Kur'an değil, Tevrattır diye.
Buyursun bir arkadaş aksini ispat etsin.
-Maximus-
30-09-2007, 14:37
mustalikoğullarına yapılan baskında ele geçen ganimette ele geçirilen 14 lük cüveyyeyi muhammed
aynı gece zaman kaybetmeden koynuna alır, yalnız kervanda aişe de vardır, aişe kendisiyle yaşıt
cuveyyeyi oldukça kıskanmaktadır, hatta neredeyse kendisinden bile güzeldir, epeyce öfkelenir,
intikam almalıdır, zaman zaman göz süzdüğü genç dinç delikanlı saffvan'nın da kendisinde gözü
olduğunu bilmektedir, aişe hizmetkarı berire ye saffavanla tarafsız sahada bir maç ayarlamasını
emreder, öfkeden kudurmuştur aişe, intikam almalıdır, berire aişe için ayrılan hevdec'e kendisi biner
kervan yol alır, çok sonra aişe nin yokluğu farkedilir, bu arada saffan ve aişe maçı bitirmiş
fair play a örnek bir davranış formaları bile değiştirmişlerdir.
medinede dedikodu başını alıp gitmiştir, yalnız muhammedin genç aişe'den vazgeçmeye niyeti
yoktur, dedikoducuların ağzını kapatmak için tanrısına ricada bulunur, uygun bir ayet istenir,
tanrısıda buna uygun bir ayet gönderir, neymiş ayet bakalım
4 - Namuslu kadınlara zina esnasında bulunup, sonra (bunu ispat için) dört şahit getiremeyenlere seksener sopa vurun ve artık onların şahitliğini hiçbir zaman kabul etmeyin. Onlar tamamen günahkardırlar.
neden dört şahit ? ,, çünkü maç seyircisiz oynanmış sahada saffvan ve aişe den başka hiç kimse
yok, dolayisiyle dava bu ayete göre düşmüştür. ancaaaak, kısa bir zaman sonra bir adam nefes nefese muhammedin yanına gelip,, ey allahın resulu karım bir adam ile zina etmekte!! muhammed
hemen sorar '' 4 şahidin varmı'' adam derki '' nerden bulayım 4 şahidi, ben sokaktan 4 şahit
getirinceye kadar adam kaçar'' muhammed diretir, ayet daha taze gelmiştir, dönmek olmaz
'' halde 4 şahidin yoksa eşine iftiradan 80 kırbaç yiyeceksin ''
gel görki kendiside çuvallladığını anlamıştır bu ayette, hemn yenisini uydurur, neymiş ooo
6 - Eşlerine zina esnasında bulunup da kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah adına yemin ederek şahitlik etmesidir.
çelişki çelişki çelişki,, kuranın bütünü çelişki.
pante bazen doktorlarda zirvaliyor
hele hele o röntgen aletleri varya tam zirva
bunu iki cocuk babasi olan birisi söylüyor sana :)))
doktor birak benim cocuklarimin cinsiyetini bilmesini , cocugun olmayacak dedi yillardir ;)
ama bilim iste
yanilabiliyor degilmi :)
Allah degil ya *bilim adami, *tabi yanilabilir deme ?
kisisel hatalar degilmi ? :)
yani gerekceler hemen hazir degilmi.....
biraz tandik geliyor degilmi .....hazir gerekceler :)
Bu kadar cahilce yazılmış, hatta yazarını çok ters pozisyona düşürebilecek bir iletiyi uzun süredir görmemiştim, neyse fazla yorum yapmayalım.
Maximus'a verdiği örnek için teşekkürler.
İlgili ayetler Nur suresine ait.
Ayetler peşpeşe zaten. Aktaralım ki cımbız eleştirisi olmasın:
4. Namuslu kadınlara zina suçu atıp sonra dört şahit getirmeyen kimselere de seksen değnek vurun ve artık ebediyyen onların şahitliklerini kabul etmeyin! Bunlar öyle fasıklardır.
5. Ancak ondan sonra tevbe edip düzelenler başka; çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, merhamet sahibidir.
6. Kendi karılarına zina suçu atıp da kendilerinden başka şahitleri de bulunmayan kimselerden herbiri ise kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah'a yemin ederek şahitlik etmelidir.
7. Beşinci defada da, eğer yalan söyleyenlerden ise Allah'ın lanetinin kendi boynuna olmasını ifade etmelidir.
8. Kadının dört defa: "Allah'a yemin ederim ki, o muhakkak yalancılardandır!" diye şahitlik etmesi kendisinden cezayı kaldırır.
9. Beşincisinde ise, eğer o (kocası) doğru söyleyenlerden ise, Allah'ın gazabının kendi üzerine olmasını ister.
Zina cezasını haketme konusunda Kur'an'dan şunu anlıyoruz:
Zinanın ortalık yerde, başkalarının gözü önünde aşikar yapılanları,
fuhuş yaptıkları tespit edilenler,
Zina yaptığına dair aleyhinde 4 ya da daha fazla şahit olanlar,
Zina yaptığını itiraf edenler,
Tabi ki o dönemde fotoğraf makinası yok, kamera yok, bant kayıt yok, polis yok, dedektif yok.
Zina yapan eşini 4 şahitle değil de, 2 şahitle yakaladığında ya da kendisinden başka gören olmadığında buna çare yok. Tek çare itiraf edilmesi. Ya da eşin cezalandırılmasını gözden çıkaracak, boşanarak kurtulacak. Ama bu gibi durumlarda gözü dönmüş eş, boşanmak yerine *yalancı şahitlerle suçlama hilesine başvurup cezayı verdirtebilir.
Netice olarak, iki ayet arasındaki çelişkilerden çok, ayetlerin kendisi tartışılabilir.
Neden 2 değil de 4 şahit?
Yoksa İfk olayının bilmediğimiz yönleri mi var? 2-3 şahit vardı da, yeterli olmaması için şahit sayısı 4 mü yapıldı? Bunları bilemiyoruz.
Diğer ayette ise 4 şahit yerine, her bir şahit için Allah adına yemin etmesi isteniyor.
Kadın da yapmadığına dair 4 kez yemin ettiğinde şikayetten bir sonuç alınamıyor.
Peki neden 1 kez değil de 4 kez. Kararlı olan biri değil 4 kez, 40 kez de yemin edebilir.
Bu ayetlerde en dikkati çeken ise zina yapanın kadın olduğu şeklidir. Neden erkek değil?
Ya da cins belirtilmeden ayet yazılamaz mıydı?
Bu defa Kur'an ile Tevrat arasındaki çelişkilere bir ilave yapalım.
Bunlar çok önemli çelişkiler ama "tahrif" diyerek geçiştiriliyor.
Allah'a ait olduğu iddia edilen kitapların birinde Süleyman peygamber olarak, diğerinde kral olarak sunuluyor. Bu yetmiyormuş gibi birinde krallığının son dönemlerinde başka ilahlar ediniyor yani dininden dönüyor, diğerinde ise müslüman bir peygamber.
İşte İsrail'in büyük kralı Davut'un oğlu muhteşem hükümdar Süleyman'ın çok Tanrılılığı:
1. KRALLAR/ BÖLÜM 11
1. Kral Süleyman firavunun kızının yanısıra Moavlı, Ammonlu, Edomlu, Saydalı ve Hititli* birçok yabancı kadın sevdi.
2. Bu kadınlar RAB`bin İsrail halkına, “Ne siz onların arasına girin, ne de onlar sizin aranıza girsinler; çünkü onlar kesinlikle sizi kendi ilahlarının ardınca yürümek üzere saptıracaklardır” dediği uluslardandı. Buna karşın, Süleyman onlara sevgiyle bağlandı.
3. Süleyman`ın kral kızlarından yedi yüz karısı ve üç yüz cariyesi vardı. Karıları onu yolundan saptırdılar.
4. Süleyman yaşlandıkça, karıları onu başka ilahların ardınca yürümek üzere saptırdılar. Böylece Süleyman bütün yüreğini Tanrısı RAB`be adayan babası Davut gibi yaşamadı.
5. Saydalılar`ın tanrıçası Aştoret`e* ve Ammonlular`ın iğrenç ilahı Molek`e* taptı.
6. Böylece RAB`bin gözünde kötü olanı yaptı, RAB`bin yolunda yürüyen babası Davut gibi tam anlamıyla RAB`bi izlemedi.
7. Yeruşalim`in doğusundaki tepede Moavlılar`ın iğrenç ilahı Kemoş`a ve Ammonlular`ın iğrenç ilahı Molek`e tapmak için bir yer yaptırdı.
8. İlahlarına buhur yakıp kurban kesen bütün yabancı karıları için de aynı şeyleri yaptı.
9-10. İsrail`in Tanrısı RAB, kendisine iki kez görünüp, “Başka ilahlara tapma!” demesine karşın, Süleyman RAB`bin yolundan saptı ve O`nun buyruğuna uymadı. Bu yüzden RAB Süleyman`a öfkelenerek,
11. Seninle yaptığım antlaşmaya ve kurallarıma bilerek uymadığın için krallığı elinden alacağım ve görevlilerinden birine vereceğim dedi,
Bu kadar da tahrifat olur mu? Hangi ulus peygamberlerini tahrif eder de onlar hakkında kutsal kitaplarında yazılı olanları değiştirir yerine iftiralar, yalanlar koyar. Bunu neden yapsın? Bu kadar tutucu, bağnaz bir dinin mensupları böyle bir tahrifata izin verirler mi? İslam'a göre neredeyse her sayfası, her bölümü tahrif edilmiş. Halbuki Tevrat da yüzyıllar boyunca halkın ezberinde sözlü bir edebiyat olarak süregelmiş. Bir kelimesi dahi değişse kıyameti koparırlar. Hele kutsallarıyla oynanacak, mümkün mü?
Yahudiler de tersine diyor ki; Muhammed, Tevrat'tan *yarım yamalak bildiklerini, duyduklarını Kur'an'a yazmış. Kur'an'daki yanlış bilgiler düzeltileceğine asıl kaynak olan Tevrat'a "tahrif edilmiş" denilerek iftira ediliyor. Halbuki bugünkü Tevrat'ın aynısı 2000 yıllık Ölüdeniz tomarları Tevrat'ın değişmediğinin ispatıdır.
Tevrat diğer Tanrıların varlığını da kabul eder durumda. Onlara iğrenç demesi ayrı konu ama diğer şehirlerin de Tanrıları olduğunu kabul ediyor.
Zaten Tevrattaki "İbrahimin Tanrısı", "Davutun Tanrısı", "İsrailin Tanrısı" türündeki tanımlamalar da başkalarının başka tanrıları varmış da bunların tanrısı Rab'miş izlenimi uyandırıyor.
Tevrat sanki Çok tanrılı bir kitap da (Daha doğrusu Musevilik sanki çok tanrılı bir inanış da) İsrailoğullarının Tanrısı olan Rab'bi bir numaralı Tanrı kabul etmiş.
Tevrat diğer Tanrıların varlığını da kabul eder durumda. Onlara iğrenç demesi ayrı konu ama diğer şehirlerin de Tanrıları olduğunu kabul ediyor.
Zaten Tevrattaki "İbrahimin Tanrısı", "Davutun Tanrısı", "İsrailin Tanrısı" türündeki tanımlamalar da başkalarının başka tanrıları varmış da bunların tanrısı Rab'miş izlenimi uyandırıyor.
Tevrat sanki Çok tanrılı bir kitap da (Daha doğrusu Musevilik sanki çok tanrılı bir inanış da) İsrailoğullarının Tanrısı olan Rab'bi bir numaralı Tanrı kabul etmiş.
Tevrat'ta yaratılışa bakarsak durum öyle değil. Evreni ve insanları yaratan İsrail'in Tanrısı.
Ama uygulamaya bakınca kavim tanrısı gibi bir nitelik taşıyor.
Bu arada Muhammed'e 40-50 kadını çok görenlere, Süleyman'ın 700 karısı ve 300 cariyesi olduğuna dikkatlerini çekerim. Hem de international. Mısır, Hitit ve diğer ülkelerin kral kızları.
Furkan'ın Tevrat olduğuna dair iddiama bir yanıt gelmemiş.
Demek ki haklıyım.
O halde bir kanıt daha vererek ve buradan yola çıkarak ulaştığımız önemli sonucu bildirerek *konuyu bağlayalım.
Enbiya/ 48. *Ve le kad ateyna musa ve harunel fürkane ve dıyaev ve zikral lil müttekıyn
Andolsun biz, Musa ve Harun'a, takva sahipleri için bir ışık, bir öğüt ve Furkan'ı verdik.
Şimdi Furkan suresi 1. ayetini tekrar ele alalım:
Alemlere uyarıcı olsun diye, kuluna Furkan'ı indiren (Allah) ne yücedir.
Demek ki Alemlere indirilen sadece Kur'an değilmiş, Tevratmış da.
Alemlere sözünden yola çıkarak alemleri kainat olarak algılayıp Muhammed'i de " Kainatın efendisi"' ne dönüştüren Muhammedî'lere Musa'da mı kainatın efendisi diye soralım.
Ama alemleri "el-alem" sözü gibi "halklar, toplumlar" olarak anladığımızda kainata efendiler de yaratmaya gerek kalmayacak demektir.
sevgilipante
hz. muhammet kainatın efendisi falan değildir.Bu konudaki hadislerin tamamı uydurmadır.O senin benim gibi bir beşerdir.Aramızdaki fark o ilahi vahye muhatap olmuş ve bunun gereğini yerine getirmiş.Kainatın efendisi hiç hata yaparmı? oysa kuranda peygamber sav.ın hatalı davranışı karşısında azarlanması geçiyor.
Sevgili Pante,
Ben aslinda senin verdigin su alinti hakkinda biraz dusunmustum, senin yazi akisini bozmamak icin bahsetmedim, ama madem bir cevap gelmedigini belirtmissin dusunduklerimi yazayim:
"Bakara/ 53. Ve iz ateyna musel kitabe vel fürkane lealleküm teehtedun
Doğru yola gelesiniz diye Musa’ya kitabı ve furkanı vermiştik." - Pante
Burada Musa'ya kitabi ve Furkan'i verdik diyor. Arapca'nin ucundan anladigim kadariyla,
"L" harfi tanimlayici bir artikel, yani ingilizcedeki "The" anlamina geliyor. Bu ek genel kitap veya furkan anlamini , *bilinen ve ozel bir kitap ve furkan anlamina degistiriyor. *Ingilizce cevirenler Picktall vesaire cevirirken Furkan kelimesini kriter , "dogruyu yanlistan" ayiran olarak cevirmisler. Bu konu da biraz dusununce aklima Musa'ya gelen "on emir" geldi. Acaba Furkan'in Tevrat degil de on emir olma olasiligi varmi ? Cunki ayetten anlasalicagi gibi ortada bilinen bir kitap da var. O kitabin Tevrat olmasi ( gerci on emiri de icerir bu kitap gunumuzde) ve on emir'in de furkan olmasi mumkun mu sence ? Biliyorsun on emir apacik insanlara neyin dogru neyin yanlis oldugunu bildirmistir. On emir kanun olarak gecer. Kanunlarin, *ozellikle ilahi olaninin , dogruyu ve yanlisi bir birinden ayiran yani bu konuda kriter olan anlaminda kullanilmis *olmasi ve bu yuzden furkan'in anlaminin arapcaya kriter ( dogruyu yanlistan ayiran) olarak gecmis olmasi mumkun mu ?
Burada Musa'ya kitabi ve Furkan'i verdik diyor. Arapca'nin ucundan anladigim kadariyla,
"L" harfi tanimlayici bir artikel, yani ingilizcedeki "The" anlamina geliyor. Bu ek genel kitap veya furkan anlamini , *bilinen ve ozel bir kitap ve furkan anlamina degistiriyor. *Ingilizce cevirenler Picktall vesaire cevirirken Furkan kelimesini kriter , "dogruyu yanlistan" ayiran olarak cevirmisler. Bu konu da biraz dusununce aklima Musa'ya gelen "on emir" geldi. Acaba Furkan'in Tevrat degil de on emir olma olasiligi varmi ? Cunki ayetten anlasalicagi gibi ortada bilinen bir kitap da var. O kitabin Tevrat olmasi ( gerci on emiri de icerir bu kitap gunumuzde) ve on emir'in de furkan olmasi mumkun mu sence ? Biliyorsun on emir apacik insanlara neyin dogru neyin yanlis oldugunu bildirmistir. On emir kanun olarak gecer. Kanunlarin, *ozellikle ilahi olaninin , dogruyu ve yanlisi bir birinden ayiran yani bu konuda kriter olan anlaminda kullanilmis *olmasi ve bu yuzden furkan'in anlaminin arapcaya kriter ( dogruyu yanlistan ayiran) olarak gecmis olmasi mumkun mu
Sevgili Üçüncüyol;
Konuyu ele alırken "Kitabı ve Furkan'ı verdik" sözü nedeniyle 10 emir olasılığına değinmeyi düşünmüştüm.
Ancak elde yeterli bir kanıt olmayınca bunu iddia etmek yanlış olur diye düşünmüştüm. Ama güçlü bir olasılıktır. Çünkü 10 emir'in Tevrat'tan ayrı değerlendirildiği ve bizzat Tanrıdan verildiği, diğer kitaplar gibi insan eliyle yazılmadığı inancı hakimdir. Dolayısıyla Furkan'la kastedilen 10 emir olabilir. Katılıyorum.
Sevgili Pante,
Kanun kelimesinin Furkan ile bir baglantisi olabilirmi ? Arapca bilmedigim icin bir sey ekliyemiyorum bu konuda ama *Kanun kelimesi Furkan'a Kuran kelimesinden daha yakin gibi geliyor bana.
FurKAN <=> KANun
Burada Kanun kelimesi Arapcadan Turkce'ye *gecmis bir kelime midir diye soralabilir ilk etap da ? * Internetten baktigim kadariyla oyle gozukuyor. "On emir" kanun olarak gecer Musevilerde .
Diger bir soru, Kuran'da "Kuran" kelimesi geciyor mu ? parantez icinde eklenenler haricinde.
Sevgili pante ;
Hud 17 de "Tevrat"a bakış açısından ilginç bir ayettir.
Ayrıca bu ayetin bir başka ilginçliği daha var *:)
Hud 17 E fe men kane ala beyyinetim mir rabbihı ve yetluhü şahidüm minhü ve min kablihı kitabü musa imamev ve rahmeh ülaike yü'minune bih ve mey yekfür bihı minel ahzabi fen naru mev'ıdüh fe la tekü fı miryetim minhü innehül hakku mir rabbike ve lakinne ekseran nasi la yü'minun .
Abdülbaki Gölpınarlı
Rabbinden apaçık bir delile sahip olan, bundan başka bir de tanığı olup daha önce din ve dünya işlerinde uyulan ve aynı rahmet olan Musa'nın kitabında da bildirilen kişi, yalnız dünyayı dileyene benzer mi? Rablerinden açık bir delile sahib olanlar, Kur'an'a inanırlar; topluluklardan onu inkar edenlere vaadedilen yerse ateştir. Artık bu hususta şüpheye düşme, çünkü o, Rabbinden gelmedir, gerçektir, fakat insanların çoğu inanmaz.
Ali Bulaç Meali
Rabbinden apaçık bir delil üzerinde bulunan, onu yine ondan bir şahid izleyen ve ondan önce bir önder ve rahmet olarak Musa'nın kitabı (kendisini doğrulamakta) bulunan kimse, (artık onlar) gibi midir? İşte onlar, buna (Kur'an'a) inanırlar. Gruplardan biri onu inkâr ederse, ateş ona vaadedilen yerdir. Öyleyse, bundan kuşkuda olma, çünkü o, Rabbinden olan bir haktır. Ancak insanların çoğu inanmazlar.
Diyanet İşleri Meali
Rabbinin katından bir belgesi ve onun arkasından da bir şahidi olanlar, önlerinde de Musa'nın Kitap'ı önder ve rahmet olarak bulunanlardır ki, işte onlar Kuran'a inanırlar. Hangi topluluk onu inkar ederse yeri ateştir; senin de bundan şüphen olmasın. Doğrusu o, Rabbinden bir gerçektir, fakat insanların çoğu inanmazlar.
Diyanet Vakfı Meali
Rabbin tarafından (gelmiş) açık bir delile dayanan ve kendisini Rabbinden bir şahidin izlediği, ayrıca kendisinden önce, bir önder ve bir rahmet olarak Musa'nın Kitab'ı (elinde) bulunan kimse (inkarcılar gibi) midir? Çünkü bunlar ona (Kur'an'a) inanırlar. Zümrelerden hangisi onu inkar ederse işte cehennem ateşi onun varacağı yerdir, bundan şüphen olmasın; zira bu, senin Rabbin tarafından bildirilmiş gerçektir; fakat insanların çoğu inanmazlar. *
Edip Yüksel Meali
Daha önce Musa'nın kitabı bir önder ve rahmet iken, şimdi Rab'lerinden gelen bir tanığın ilettiği kesin bir kanıta sahip olanlar varya işte onlar ona inanırlar. Hangi grup onu inkar ederse yeri ateştir. Ondan hiç bir kuşkun olmasın. O, Rabbinden gelen bir gerçektir. Ne var ki halkın çoğunluğu inanmaz. *
Elmalılı Hamdi Yazır
O dünyayı isteyenler, hiç Rabbinden açık bir belge üzere olan kimse gibi midir? O belgeyi yine Allah'dan gelen bir şahid olarak Kur'ân izliyor, ondan önce de bir rehber ve rahmet olan kitap, Musa'nın kitabı yine onu destekliyor. Böyle olanlar Kur'ân'a inanırlar. Hangi hizipten olursa olsun kim onu inkâr ederse, ona vaad edilen yer ateştir. İşte bütün bunlardan dolayı sen de bu Kur'ân'dan şüphe içinde olma. Kesinlikle o haktır, Rabbindendir. Fakat insanların çoğu iman etmezler.
Ömer Nasuhi Bilmen
İmdi Rabbinden bir açık delil üzere olan ve onun, onun tarafından bir şahid takip eden ve onun evvelinden de Mûsa'nın bir rehber ve rahmet olarak bulunan zât (dünya hayatını ve ziynetini dileyip duran kimse gibi olur mu?) O zâtlar O'na imân ederler. Ve muhtelif tâifelerden her kim onu inkâr ederse o kimselerinde vaadedilmiş olan yeri cehennemdir. Artık ondan bir şüphede bulunma. Şüphe yok ki, o Rabbinden bir haktır, velâkin insanların ekserisi imân etmezler.
Muhammed Esed
O halde, [hiç dünya hayatından ötesini umursamayan biriyle 28] Rabbinin katından apaçık bir kanıta dayanan kimse bir tutulabilir mi? O kanıt ki, O'nun katından olan [bu] tanıklık belgesiyle 29 ulaştırılmaktadır, hem de ondan önce [bir tanıklık belgesi], bir rehber ve rahmet olarak Musa'ya vahyedilen kitap da ortada iken. Onlar, [bu mesajı anlayan kimseler, işte yalnız onlar] o mesaja inanırlar; 30 ama [düşmanlık için] örgütlenmiş 31 inkarcılarınsa [ahirette] varacakları yer ateştir. Bunun içindir ki, 32 bu [vahyin gerçekliğinden] asla bir şüphen olmasın: o elbette Rabbinden (gelen) bir ger-çektir, insanların çoğu ona inanmasa da. 33
Suat Yıldırım
17 – Rabbi tarafından gönderilen kesin delile (Kur'ân’a) dayanan,peşinden de o delili destekleyen (diğer mûcizelerden şahitleri) bulunan, daha önce de rehber ve rahmet olarak gönderilmiş Mûsâ’nın kitabı ile tasdik edilen kimse, yalnız dünya hayatını arzu eden gibi olur mu? İşte bu kesin delile dayananlar Kur’ân’a iman ederler. Hangi zümre de onu reddederse bilsin ki varacağı yer ateştir. Bunda hiç şüphen olmasın.Çünkü o Rabbinden gelen hakikatin ta kendisidir; fakat insanların çoğu buna iman etmezler. [30,30; 6,19; 2,1-2; 12,103] *
Süleyman Ateş Meali
Hiç böyleleri, şu kimse gibi olur mu ki, o Rabbinden bir delil üzerinde bulunur, ayrıca O'ndan bir şahid de onu takib eder. O(Hak şahidi Kur'a)n'dan önce de bir önder ve rahmet olarak Musa'nın Kitabı var. İşte onlar O(Kur'a)n'a inanırlar. Topluluklardan kim onu inkar ederse, onun yeri ateştir! O(Kur'a)n'dan hiç kuşkun olmasın. Muhakkak o, Rabbinden gelen gerçektir. Fakat insanların çoğu inanmazlar.
Şaban Piriş Meali
Rabbinden bir belgesi olup, onu izleyen bir şahit ve ondan önce Musa’nın önder ve rahmet kitabı -Ki onlar, o kitaba inanırlar.- olan kimse ile gruplardan onu inkar eden kimse bir midir? Ateş, onlara vaat edilen yerdir. Ondan şüphen olmasın. Şüphesiz O, Rabbinden gelen haktır. Fakat, insanların çoğu inanmazlar.
Ümit Şimşek Meali
17. Dünya hayatını isteyen kimse, Rabbinden bir delil(5) üzere bulunan kimse gibi olur mu? Üstelik onu, bir de Rabbi tarafından bir şahit(6) okumakta; onun öncesinde de bir rehber ve rahmet olarak Musa'nın kitabı bulunmaktadır. Rabbinden bir delil üzere bulunanlar, ona inanırlar. Hangi bir güruh onu inkâr ederse, ona vaad edilen yer ateştir. Bundan şüphen olmasın; çünkü o Rabbinden gelen hakkın tâ kendisidir; fakat insanların çoğu inanmıyor. *
Yaşar Nuri Öztürk
17 Böyleleri şu kimse gibi olur mu: Rabbinden bir beyyine üzerinedir, O'ndan bir tanık da kendisini izler. Tanıktan önce de bir kılavuz ve rahmet olarak Mûsa'nın kitabı var. Onlar ona inanırlar. Hiziplerden onu inkâr edenin varış yeri ateştir. Ondan asla kuşkuya düşme; o Rabbinden bir haktır ama insanların çokları inanmıyorlar.
Yusuf Ali (English)
17- Can they be (like) those who excepts a clear (sign) from their Lord, and whom a witness from Himself doth teach, as did the book of Moses before it, a guide and a mercy? they believe therein; but those of the sects that reject it, the fire will be their promised meeting place. Be not then in doubt thereon: for it is the truth from thy Lord: yet many among men do not believe!
M. Pickthall (English)
Is he (to be counted equal with them) who relieth on a clear proof from his Lord, and a witness from Him reciteth it, and before it was the Book of Moses, an example and a mercy? Such believe therein, and whoso disbelieveth therein of the clans, the Fire is his appointed place. So be not thou in doubt concerning it. Lo! it is the Truth from thy Lord; but most of mankind believe not.
Sevgili Üçüncüyol;
Kur'an ismi ayetlerde 70 kez geçer.
Köken olarak Kur'an kelimesinin Aramice'den geldiği belirtilse de Süryanice olduğu yolunda da iddialar var. Anlam olarak da "birbirine eklenen, toplanan" demektir.
Kanun kelimesi ise Kur'an'da geçmiyor sanırım.
Ayetin anlatımı doğrultusunda din, sünnet, hüküm kelimeleri kanun anlamında kullanılıyor.
Kanun yerine daha ziyade hüküm geçiyor.
O nedenle Furkan-kanun benzeşmesi geçersizdir diyebiliriz.
Furkan sözcüğü de Süryanice "Furkano" dan gelme.
Furkano aslında kurtuluş demek. Ama "İyiyi kötüyü birbirinden ayıran" anlamında kullanılıyor.
Sevgili Psiko;
Ayetten anladığımız kadarıyla Muhammed'in elinde kendisine inanılması için *ispat olarak bir delil, bir tanık ve bir de Tevrat var.
Bunları görenler Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna inanırlar. İnkar edenler ise cehennemi boylar.
Yani, delile bakacağız, tanığı dinleyeceğiz, Tevrat'tan kıyaslayacağız.
Bu üçü bize Muhammed'in peygamber olduğunu ispatlıyacak.
Çok doğru, çok yerinde bir ispat şekli. Tabi bunları inceleyip, irdeleyen, sorgulayan için.
1- Belge olarak sunulan delil : Kur'an-ı Kerim
2- Tanık olarak sunulan * * * : Maalesef böyle bir tanık yok. Bu konuda kimi tefsirciler Cebrail diyor, kimisi de Kur'an. Cebrail'in tanıklığını olmaz. Olur da, yapmamış o tanıklığı. Kur'an ise delil olarak sunulmuştu. Halbuki ayet delilin haricinde bir şahitten bahsediyor. Ama şahit maalesef yok.
3- Bir rehber olarak Tevrat * * * * * * : Tevrat'la Kur'an'ı kıyasladığımızda aşırı derecede uyumsuzluk ve çelişki var. İslamcılar da bu nedenle Tevrat'a cephe almış, onu Tahrif edilmiş bir kitap olarak görüyorlar. Bir yandan Kur'an tasdik ediyor. Diğer yandan Muhammed'in elinde delil olarak Tevrat var. Peki bu hangi Tevrat? O Tevrat şimdi nerde?
O Tevrat neyse, bugünkü Tevrat da o. Ama aforoz edilmiş durumda. Allah'ın tasdik edip rehber olarak bildirdiğini, delil olarak sunduğunu kulları beğenmiyor, "Kaka, cısss" diyor.
"Şimdi inkar edenler kim ola ki?" diye sorduğunda Sevgili Psiko;
Ben, " Amentüyü reddeden, tevrat'ı rehber olarak görmeyen, onaylamayanlardır" diyebilirim.
Tartıya gerek duyulmadan cehenneme postalanacak olanlar bu inkarcılardır büyük olasılıkla.
Çünkü diğerleri için zaten "inanmayanlar" diye hitap ediliyor.
Demek ki artık "İnkar edenler" dendiğinde, gerçeği bildikleri halde doğru yolu reddedip batıl'ın peşinde giden çıkarcıları ve Kur'an'a, Muhammed'e inandıkları halde onların inandığı, onayladığı, rehber olarak tanımladığını "tahrif edilmiş" diyerek inkar edenleri anlayacağız.
Sevgili *Pante ve Psiko,
Bakara 185'te Hem Kuran hem de Furqan ayni cumlede geciyor :
Shahru ramadana allathee onzila feehi alquranu hudan lilnnasi wabayyinatin mina alhuda waalfurqani faman shahida minkumu alshshahra falyasumhu waman kana mareedan aw AAala safarin faAAiddatun min ayyamin okhara yureedu Allahu bikumu alyusra wala yureedu bikumu alAAusra walitukmiloo alAAiddata walitukabbiroo Allaha AAala ma hadakum walaAAallakum tashkuroona
Diyanet Islerinin cevirisi :
185.(O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa, onu oruçla geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidayete ulaştırmasına karşılık Allah’ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir.
Ingilizce ceviriler :
002.185
YUSUFALI: Ramadhan is the (month) in which was sent down the Qur'an, as a guide to mankind, also clear (Signs) for guidance and judgment (Between right and wrong). So every one of you who is present (at his home) during that month should spend it in fasting, but if any one is ill, or on a journey, the prescribed period (Should be made up) by days later. Allah intends every facility for you; He does not want to put to difficulties. (He wants you) to complete the prescribed period, and to glorify Him in that He has guided you; and perchance ye shall be grateful.
PICKTHAL: The month of Ramadan in which was revealed the Qur'an, a guidance for mankind, and clear proofs of the guidance, and the Criterion (of right and wrong). And whosoever of you is present, let him fast the month, and whosoever of you is sick or on a journey, (let him fast the same) number of other days. Allah desireth for you ease; He desireth not hardship for you; and (He desireth) that ye should complete the period, and that ye should magnify Allah for having guided you, and that peradventure ye may be thankful.
SHAKIR: The month of Ramazan is that in which the Quran was revealed, a guidance to men and clear proofs of the guidance and the distinction; therefore whoever of you is present in the month, he shall fast therein, and whoever is sick or upon a journey, then (he shall fast) a (like) number of other days; Allah desires ease for you, and He does not desire for you difficulty, and (He desires) that you should complete the number and that you should exalt the greatness of Allah for His having guided you and that you may give thanks.
Diger meallere de isterseniz bakarsiniz.
Benim burada dikkatimi ceken alquranu ve waalfurkani kelimelerinin ozel isim olarak kullanilmis olmasi ( "al" beliryeci eki ile kullanilmis) ve ayni ayette gecmeleri. Burada furkan kelimesini cevirirken sanki bir sifatmis hatta Kuran'in bir sifatiymis gibi cevrilmis. Ama "al" eki oldugu icin bu ne kadar dogru olur acaba. Direkt furkan diye cevirseler daha iyi olur du. *Bu Pante'nin ileri surdugunu apacik destekliyor.
Bir de Hicr 1: de ;
Alif-lam-ra tilka ayatu alkitabi waqur-anin mubeenin
Diyanet islerinin meali :
Elif Lâm Râ. *Bunlar, kitabın ve apaçık olan Kur’an’ın âyetleridir.
Burada da kitap ile Kuran ayriymis gibi yazilmis. Turkce'de belirleyici ek olmadigi aciklamak kolay olmuyor ama dikkate deger olan alkitabi inde "al" belirleyici kelimesi kullanilirken bu sefer "quran" kelimesinin onune "al" konulmamis.
Turkce fonetikle yazilmis Kuran'i nereden alintiladiginizi bilmedigim icin ben de ingilizce fonetiklenmis halini yaziyorum.
Bu arada keske Arapca da bilseydim Kuran'i daha iyi inceleyebilirdim o zaman.
Yorumlarinizi almak isterim.
Sevgili Üçüncüyol;
Furkan konusunda önemli bir ayet bulmuşsun.
Görüldüğü gibi meallerde furkan yerine, "iyiyi kötüden, hakkı batıldan, doğruyu yanlıştan ayıran" kullanılmış.
Şehru ramedanellezı ünzile fıhil kur'anü hüdel lin nasi ve beyyinatim minel hüda vel fürkan
Bu ayet, senin de daha önce belirttiğin gibi 10 emir'i *(Yasa kitabı-Kurtuluş rehberi) destekliyor.
Ramazan ayıdır ki o ayda Hüda, yasa kitabını-kurtuluş rehberini apaçık bir delil olarak içeren Kur'an'ı indirmiştir.
Yani Kur'an, bir delil olarak içinde Furkan'ı bulunduruyor. Bir anlamda 10 emir'e uyuyor.
Daha önce sunduğumuz ayetlerde de Musa'ya Tevrat'ı ve Furkan'ı verdiği belirtiliyordu.
Musa'ya Tevrat ve Furkan veriliyor.
Muhammed'e ise Furkan'ı bir delil olarak sunan Kur'an veriliyor.
Dediğin gibi bu ayet tezimizi doğruluyor ve diğer ayetleri tamamlıyor.
Sevgili Pante,
Ayrica su ayette de Musa ve Harun'a iniyor Furkan;
Enbiya 48: ( sureyi sen zaten belirtmissin, sonradan fark ettim)
Walaqad atayna moosa waharoona alfurqana wadiyaan wathikran lilmuttaqeena
Diyanet islerinin meali:
Andolsun, biz Mûsâ ile Hârûn’a, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için o Furkân’ı *(Tevrat’ı) bir ışık ve öğüt olarak verdik.
Dikkat edilirse Diyanet isleri burada Furkan'i Tevrat olarak parantez icinde belirtmisler ama Furkan kelimesine dipnot ekleyerek "hak ile batili birbirinden ayiran" diye aciklamislar. Cunku ortada bir tutarsizlik var. Furkan Kuran yerine her yerde kullanilamiyor. Kaldiki yeri gelince Kuran diye geciyor.
Evet Furkan ile Kuran'in kastedilmedigi birkac ayet ile *teyit edildi.
"al kitab " ile de Kuran'in kastedildigi su ayette geciyor:
Al-i Imran 3
Nazzala AAalayka alkitaba bialhaqqi musaddiqan lima bayna yadayhi waanzala alttawrata waalinjeela
Al-i Imran 4
Min qablu hudan lilnnasi waanzala alfurqana inna allatheena kafaroo bi-ayati Allahi lahum AAathabun shadeedun waAllahu AAazeezun thoo intiqamin
Diyanet isleri :
3,4 - O, sana Kitab’ı hak ve kendisinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. O, daha önce Tevrat’ı ve İncil’i insanlar için birer hidayet olarak indirmişti. Furkan’ı *da indirdi. Şüphesiz, Allah’ın âyetlerini inkâr edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah, mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir.
Bu ardarda gelen ayetlerden de goruldugu gibi Furkan , Tevrat ve Incil gibi Kuran'dan once indirilmis basta bahsedilen Kitab'in Kuran oldugunu kabul edersek.
Sevgili Pante;
Surada Kuran'da gecen Furkan (Furqan) kelimesi uzerine arastirma makalesi buldum:
http://jss.oxfordjournals.org/cgi/content/short/52/2/279?rss=1
O dergiye uye olmadigim icin sadece ozet kismini buraya kopyaliyabiliyorum :
Quranic Furqan*
Fred M. Donner
The Oriental Institute, The University of Chicago
The article proposes a new etymology of the word ‘furqan’ in the Qur'an, arguing that in some cases it is derived from the Aramaic/Syriac word ‘purqana’, ‘salvation’, as long assumed by many Western scholars, while in some other cases it goes back to the Syriac ‘puqdana’, ‘commandment’. The implication is that some passages of the Qur'an text must have been transmitted, at some point, only in written form without the benefit of a secure tradition of oral recitation, otherwise the misreading of Syriac ‘puqdana’ as ‘furqan’ could not have occurred.
Ozetlemek gerekirse yazarin yazdigini:
Suryanice de "purqana" "Salvation" anlamina geliyormus :
salvation: n. kurtuluş, kurtulma, kurtarılma, selamet, kurtarma, günahlardan kurtulma
Ve bir cok kimse Kuran'da gecen Furkan kelimesinin bu kelimeden turetildigini dusunuyorlarmis.
Ama suryanice de baska bir kelime daha varmis Furkan'in (Furqan) okunusuna benzeyen :
"puqdana" "commandment" anlamina geliyormus.
commandment: n. emir, buyruk, allah'ın emri
Bu konu da arastirma yapanlarin bir kimi da bu kelimeden geldigini one surmusler.
Ama makale yazari , puqdana kelimesinin furqan kelimesine donusebilmesi icin Kuran'in sozlu okunmasinin yaziya aktarimi sirasinda sozlu okumanin yerine oturmamisligi/belirsizliginin olmasi gerektigini savunuyor.
Eh, *ben artik ayetleri okurken Furkan gectigi yerde "On emir" olarak anlayacagim. Bunun aksi kanitlanincaya kadar. Istersen diger konulara gecebilirsin , ben senin yazi akisini engellemeyeyim daha fazla. Tesekkurler yorumlarin icin.
Sevgili Üçüncüyol, değerli katkıların için teşekkürler.
Dediğin gibi Furkan'ın, Kur'an'la aynı olmadığını, Kur'an'dan önce gönderilen olduğunu ve çok büyük olasılıkla 10 emir olduğunu anlayacağız. Her konuda da mealcilere, tefsircilere inanmayacağız.
Bu arada Tevrat'ın da Musa'ya verilmiş olduğunu açıkça belirten bir ayet yoktur.
Sadece Musa'ya kitabın ve Furkan'ın verildiği yazılıdır. Aynı zamanda başka bir ayette de 10 emir'in:
Araf/ 145. Mûsâ için, tevrat levhalarında her şeye dair bir öğüt ve her şeyin bir açıklamasını yazdık ve ona şöyle dedik: "Şimdi onları kuvvetle tut, kavmine de emret. Onları en güzeliyle alsınlar (uygulasınlar). Yakında size fasıkların yurdunu göstereceğim."
Ayetin orijinalinde Tevrat yazmaz. Demek ki 10 emir ya kitaptır ya Furkan. Kitap olamayacağına göre Furkandır.
Tevrat Kur'an'da 18 kez geçer. Hiçbirinde Musa'ya verildiği yazmaz.
Tevrat'la neyin kastedildiği de tam belli değildir. Zebur'u ayrıca belirttiğine göre Tevrat=Eski Ahid olamaz. O halde Tevrat=Torah'dır ve Eski Ahit'in ilk 5 kitabıdır.
Ama ilk 5 kitabın 5.si olan Tesniye'nin sonunda Musa'nın ölümü ve defni yazılıdır. Yani bu 5 kitabın tamamını da Musa yazmış olamaz.
Yani, sonuç olarak "Kur'an'a göre Musa'ya bir kitap ve Furkan verilmiştir ama bu kitap Tevrat değil, Tevrat'ın bir bölümüdür." diyebiliriz.
Tevrat ve 10 Emir konusu geçmişken Tevrat'taki önemli bir çelişkiyi yazalım.
Hem de 10 Emir'den.
Şabat Günü (Cumartesi) Çelişkisi:
Tevrat'ta 10 Emir *"Mısır'dan Çıkış" kitabında geçer ve Yasa'nın Tekrarı olan " Tesniye" kitabında aynen tekrar edilir. Çünkü Tesniye kitabı ilk 4 kitabın bir özetidir.
Aynen dedik ama iki kitaptaki 10 Emir karşılaştırıldığında arada farklar vardır.
Bu farklardan en önemlisi Şabat günü ile ilgilidir. Şabat günü çalışmak yasaktır. Bunun nedeni belirtilirken "Çıkış" ta yazan sebep ile Tesniye'de yazan sebep farklıdır.
İlkinde Şabat gününün sebebi, Tanrının evreni 6 günde yaratıp 7. gün dinlenmesi olarak gösterilir.
İkincide ise sebep Mısır'dan çıkış olarak belirtilir.
Mısır'dan Çıkış/ 20:
8. *Şabat Günü`nü kutsal sayarak anımsa.
9. *Altı gün çalışacak, bütün işlerini yapacaksın.
10. Ama yedinci gün bana, Tanrın RAB`be Şabat Günü olarak adanmıştır. O gün sen, oğlun, kızın, erkek ve kadın kölen, hayvanların, aranızdaki yabancılar dahil, hiçbir iş yapmayacaksınız.
11. Çünkü ben, RAB yeri göğü, denizi ve bütün canlıları altı günde yarattım, yedinci gün dinlendim. Bu yüzden Şabat Günü`nü kutsadım ve kutsal bir gün olarak belirledim.
Tesniye/ 5:
12. `Tanrın RAB`bin buyruğu uyarınca Şabat Günü`nü tut ve kutsal say.
13. *Altı gün çalışacak, bütün işlerini yapacaksın.
14. *Ama yedinci gün bana, Tanrın RAB`be Şabat Günü olarak adanmıştır. O gün sen, oğlun, kızın, erkek ve kadın kölen, öküzün, eşeğin ya da herhangi bir hayvanın, aranızdaki yabancılar dahil, hiçbir iş yapmayacaksınız. Öyle ki, senin gibi erkek ve kadın kölelerin de dinlensinler.
15. *Mısır`da köle olduğunu ve Tanrın RAB`bin seni oradan güçlü ve kudretli eliyle çıkardığını anımsayacaksın. Tanrın RAB bu yüzden Şabat Günü`nü tutmanı buyurdu.
Sevgili pante ;
Furkan nedir ? Diye soracak olur isek,onu bize tanıtanın tarifine bakmak gerekmez mi ?
ÂL-İ İMRÂN : 3. (Resûlüm!) O, sana Kitab'ı hak ve önceki kitapları tasdik edici olarak indirdi, Tevrat ile İncil'i ve Furkan 'ı indirmişti.
Bu ayete göre "Tevrat" Furkan olamaz.
ÂL-İ İMRÂN : 4.Daha önce de, insanlara doğru yolu göstermek üzere Furkan 'ı indirmiştir. Bilinmeli ki, Allah'ın âyetlerini inkâr edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah, suçlunun hakkından gelen mutlak güç sahibidir.
Bu ayete göre ise "Daha önce de" denilince, "Kur'an" Furkan olamaz.
ENBİYÂ : 48. Andolsun biz, Musa ve Harun'a, takvâ sahipleri için bir ışık, bir öğüt ve Furkan 'ı verdik. *
Bu ayette ise,Eğer Hz.Musa'ya inen "Tevrat" değil de *"10 Emir" ise,10 Emir Furkan gibi duruyor.
FURKÂN *: 1. Âlemlere uyarıcı olsun diye kulu Muhammed'e Furkan 'ı indiren, Allah, yüceler yücesidir.
Bu ayette ise Hz.Muhammed'e inenin Furkan olduğu söyleniyor.
Ya çelişkiler yumağı ile karşı karşıyayız. Ya da "Furkan" bizim anlamlandırdığımızdan farklı bir şey.
"O hâfızın bilgisi var da Kur'ân'ı okuyorsa peki, neden öbür Kur'ân'ı reddediyor? Bir hafıza söyledim, anlattım; dedim ki: Tanrı Kur'ân da diyor ki: "Söyle, deniz sözlerine mürekkep olsa o mürekkep, Rabbimin sözleri bitmeden tükenir-gider." Şimdi, bu Kur'ân, elli dirhem mürekkeple yazılabilir. Bu söz, Tanrı bilgisine bir işarettir; Tanrı bilgisiyse yalnız bu kadar değildir. Bir aktar, bir parça kağıda bir ilâç kosa, sen de bütün aktar dükkânı bu kağıt parçasındandır desen aptallıktır bu. Mûsâ'nın, İsâ'nın, bunlardan başka peygamberlerin zamanında da Kur'ân vardı, Tanrı sözü vardı, fakat arapça değildi. Bunu anlattım, o hafıza tesir etmedi; ben de vazgeçtim."
Mevlana Fih-i Mafih bölüm 18
Mevlana Kur'anı,"Allah sözü" olarak tanımlıyor.Her dönemde de "Allah sözü" vardı diyor.
Bunu söylerken de "Amentü" gözü ile bakıyor görünüyor.
Mevlananın bu tarifi,bize "Çelişki" gibi görünen konularda daha farklı bir bakış sağlayabilir mi ?
[b]
Furkan/ 1. Tebarakellezı nezzelel fürkane ala abdihı li yekune lil alemıne nezıra
Dikkat edilirse ayette Muhammed geçmiyor. Ama mealinde;
.
Sevgili psiko,
Furkan 1'de Muhammed'in ismi gecmez aslinda. Ama senin ne demek istedigini anladim.
Yine de ortada bir tutmazlik var, bugun bu konu da dusunurken ve Kuran'da gecen *su ayeti okuyunca fikirlerim biraz degisti. Assagidaki ayette *"yawma alfurqani" tabiri gecer . "Furkan gunu" turkce karsiligidir. Ayni zamanda iki ordunun karsilastigi gun olarak geciyor bu ayette:
ENFÂL SÛRESİ
41. vağlemu ennema animtümmin şeyin feennelillahi humusehu velirrisali velizilkurba velyetema velmesakinevebnissebili inküntümamentümbillahi vemaenzelnaalaabdinayevmel furkani yevmelteke ecmain, vellahu ala külli şeyin kadir.
Diyanet isleri meali :
41. Bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri mutlaka Allah’a, Peygamber’e, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolculara aittir. Eğer Allah’a; hak ile batılın birbirinden ayrıldığı gün, (yani) iki ordunun (Bedir’de) karşılaştığı gün kulumuza indirdiklerimize *inandıysanız (bunu böyle bilin). Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
Ayette , Furkan gunu diyor sonrada iki ordunun karsilastigi gun kulumuza indirdiklerimiz diye aciklama getiriyor . Benim merak ettigim Bedr savasi sirasinda *Muhammed'e Allah'in emiri geliyor mu. Eger cevap evet ise Furkan ile kastedilen "Allah'in emri" dir diye dusunuyorum. Sonucta "On emir" de Allah'in emirleri. O yuzden Furkan kelimesini sadece On Emir'i kastediyor diye sinirlamak dogru olmayacak sanirim. Furkan daha genel bir anlam ifade ediyor, ama Musa'ya inen Furkan ile On emir'i kasdeyor olabilir.
Furkan-1 ayetinde Muhammed geçmiyor. "Kul" geçiyor.
Bu kulun Muhammed olduğunu kabul edelim.
Muhammed'e Furkan'ın indirildiğini varsayalım.
Ama diğer ayetlerden biliyoruz ki Furkan, Kur'an'dan, İncil'den, Tevrat'tan farklı birşey ve onlardan önce gönderilmiş.
Ama diğer taraftan Muhammed'e de gönderiliyor.
Muhammed'e gönderilen ne var?
Kur'an var. Cebrail var. Vahiy var-emir var.
Arayacağımız soru;
4 kitaptan farklı, onlardan önce indirilmiş ama Musa'ya verildiği direk bildirilen, Muhammed'e de verildiği ima edilen nedir?
Üçüncüyol'un belirttiği Enfal-41'deki Furkan'ı nasıl anlayacağız?
Va'lemu ennema ğanimtüm min şey'in fe enne lillahi humüsehu ve lir rasuli ve lizil kurba vel yetama vel mesakıni vebnis sebıli in küntüm amentüm billahi ve ma enzelna ala abdina yevmel fürkani yevmel tekal cem'an vallahü ala külli şey'in kadır
Bedir savaşı sırasında ya da savaşın sonunda gelen Kur'an değildir.
Ganimetlerin 1/5'inin Allah'a ve peygambere ait olduğunu bildiren ayettir gelen. Bunun bilinmesi istenir Enfal-41'de.
" Herşeye kadir olan Allah'ın tarafların öldürüştüğü günde, furkanî günde kuluna indirdiğine inanıyorsanız" diyerek.
Buradaki "Furkanî gün" le kastedilen nedir?
Kurtuluş günü mü?
Emrin indiği gün mü?
(3 bin meleğin yardımcı olarak gönderilmesinden dolayı) Mucize günü mü?
Zafer günü mü?
Bence buradaki Furkan ne Kur'an'dır ne de "Hakkın batıldan ayrılması"
Olsa olsa ya emirdir ya mucize anlamında kurtuluş ya da zafer.
Bu ayet, Furkan'ın 10 emir olma olasılığını etkilese de asıl iddiamız olan Furkan'ın Kur'an olmadığı savını pekiştiriyor.
Aklıma ise bu defa başka birşey geliyor.
Tevrat, İncil, Zebur'a baktığımızda insan yazması olduğu kesin.
Kur'an ise Allah'tan bir hitap olarak sunulsa da içinde bir kısmının insan sözü, büyük bir kısmının ise 3. şahıs sözü olduğunu görmekteyiz.
Furkan'la kastedilen "Direk Allah'tan gelen" olabilir mi?
Çünkü Musa'ya da direk gelen ayetler ve 10 emir var. Musa'ya indirilen Furkan'la bu kastedilebilir.
Bu bir iddia değil, sadece varsayım. 10 Emir gibi bir varsayım ve üzerinde durmaya değer.
Vacsmt olsaydı sanırım bu varsayımı desteklerdi. Kur'an'ın bir kısmının Tanrı sözü olduğu inancına bir açılım bulmuş olurdu herhalde.
Furkan'ın anlamını 10 emirden uzaklaştıran, bambaşka bir anlam kazandıran başka bir ayet daha var:
Enfal/ 29. Ya eyyühellezıne amenu in tettekullahe yec'al leküm fürkanev ve yükeffir anküm seyyiatiküm ve yağfir leküm vallahü zül fadlil azıym
Ey inananlar, Allah'tan korkarsanız O size furkanı verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük lutuf sahibidir.
Demek ki hakeden müslümanlara da furkan verilebiliyormuş.
Evet, artık Furkan'ın Kur'an olmadığı apaçık ortada.
Ama 10 emir olmadığı da belli.
Tüm ayetlerdeki Furkan ifadelerini toparlarsak:
1- Kur'an, İncil ve Tevrat'tan önce verilmiş, indirilmiş,
2- Kitapla birlikte Hz. Musa'ya verilmiş,
3- Kur'anla birlikte Hz. Muhammed'e verilmiş,
4- Bedir Savaşı Furkan günü olarak belirtilmiş,
5- Hakeden müslümanlara da Furkan verilebilirmiş.
Bu durumda acaba Furkan ne olabilir?
Güç-Kudret olabilir mi?
Furkan'la ilgili olarak son olarak bir de hadislere göz atalım:
Hadis No: 0429
Tanım: Hz. Peygamber (sav), Ubey İbnu Ka'b (ra)'a uğradı. O namaz kılıyordu... devamını yukandaki gibi aynen kaydetti. Ancak şu ziyade var: "Nefsimi kudret elinde tutan Zat-ı Zü'l-Celal'e yemin ederim ki, Allah, Fatihanın bir mislini ne Tevrat'ta, ne İncil'de, ne Zebur'da, ne de Furkan'da indirmemiştir. O (namazlarda) tekrarla okunan yedi ayet ve bana ihsan edilen yüce Kur'an'dır." (Tirmizi hadisin sahih olduğunu söylemiştir. Nesai'nin yine Ebu Hüreyre'den yaptığı bir rivayette: "O (Fatiha süresi) benimle kulum arasında taksim edilmiştir. Kuluma istediği verilmiştir" ziyadesi vardır)
Kategori: TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR/Fatiha Suresi
Görüldüğü gibi hadisde de Furkan, diğer kitaplardan ayrı tutuluyor. Ama o da bir kitapmış gibi ifade edilmiş.
Furkan tanımıyla ilgili olarak bu kadar birbiriyle çelişen ayetler bulduktan Furkan'ı müteşabih olarak değerlendirmekten başka yol kalmıyor sanırım.
Tanrı insanları, hayvanları, dünyayı yarattığına pişman olmuş mudur?
Hemen akla Tanrı hiç pişman olur mu? sorusu geliyor tabi.
Bir de Allah'ın meleklerle olan diyaloğu.
Bakara/ 30. Rabbin meleklere "Ben yeryüzünde bir halife var edeceğim" demişti; melekler, "Orada bozgunculuk yapacak, kanlar akıtacak birini mi var edeceksin? Oysa biz Seni överek yüceltiyor ve Seni devamlı takdis ediyoruz" dediler; Allah "Ben şüphesiz sizin bilmediklerinizi bilirim" dedi.
Herşeyi ezelden bilen Allah, pişman olacağını da bilirdi ve yaratmazdı herhalde değil mi?
Üstelik meleklere karşı yanılmış duruma düşmek istemezdi.
Ama Tevrat'ta pişman olmuş ve tüm insanları, hayvanları öldürmeye karar vermiş Tanrı sözlerini görebiliriz:
Yaratılış/ Bölüm 6
5. Rab baktı ki; yeryüzünde insanın yaptığı kötülük çok, aklı fikri hep kötülükte.
6. İnsanı yarattığına pişman oldu. Yüreği sızladı.
7. Yarattığım insanları, hayvanları, sürüngenleri, kuşları yeryüzünden silip atacağım dedi, “Çünkü onları yarattığıma pişman oldum.”
Şimdi Kur'an'daki çok önemli bir çelişki iddiasını irdeleyeceğiz. Bu iddia Kur'an'ın ayetlerinin sonradan değiştirildiği ve yeni ayetler ilave edildiğine kanıt olarak sunulmaktadır.
İsra/ 1. Tenzih o Sübhana ki kulunu bir gece Mescid-i Haramdan o havalisini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâya isrâ buyurdu ona âyetlerimizden gösterelim diye, hakıkat bu: odur o işiten gören.
( Artık meal olarak Elmalılı'nın orijinal çevirisini kullanıyorum. Çünkü tahrifatçı mealcilerin çevirileri güvenilmez hale geldi.)
Bu ayetin 618 ila 620 tarihleri arasında geldiği kesindir. Bunu tüm İslam alimleri de kabul eder.
Ayette iki mabedin ismi geçiyor.
1- Mescid-i Haram ( Kabe)
2- Mescid-i Aksa * ( Süleyman Tapınağı)
Her iki isim de ayetin indiği tarihte ortada yoktu, o tarihte bu isimler kullanılmıyordu.
Çünkü daha Mekke'den Hicret dahi olmamıştı. Halbuki Kabe'nin adı, Mekke fethedildikten sonra Mescid-i Haram oldu.
Süleyman Tapınağı ise Halife Ömer'in 640'da Kudüs'ü fethinden sonra Mescid-i Aksa oldu.
Ayetin geldiği tarihten 20 yıl sonra konan isim nasıl olur da ayette olur?
Bu ayetin Osman tarafından Kur'an'a sokulduğu doğru mudur?
Kur'an'da Ruhu'l Kudus:
üçleme ya da üçlü birlik olarak çevrilen teslisin biri Ruhu'l Kudüs'tür.
Ruhu'l-Kudüs Kur'an'da dört yerde geçer.
Bakara/ 87. *Meryem oğlu İsa'ya da açık deliller verdik ve O'nu Ruhu'l Kudüs (Cebrâil) ile destekledik.
Maide/ 110. *Allah demişti ki: Ey Meryem oğlu İsâ, sana ve annene olan nimetimi hatırla, hani seni Ruhul Kudüs (Cebrâil) ile desteklemiştim.
Nahl/ 102. *De ki: İnsanları sağlamlaştırmak ve müslümanlara yol gösterici ve müjde olmak üzere onu, Ruhul Kudüs (Cebrâil), Rabb'inden hak (ve hikmet) gereğine indirdi.
Bakara/ 253. Meryemoğlu İsa'ya açık mucizeler verdik ve onu Ruhu'l Kudüs (Cebrail) ile destekledik.
Görüldüğü gibi ayetlerde Ruhu'l Kudüs geçen yerde parantez içinde Cebrail olduğu belirtilmiştir.
Halbuki Hristiyanlıkta Tanrının 3 halinden biri olarak inanılır. Cebrail ise melektir.
Burada bir çelişki ortaya çıkıyor. Şöyle ki; Kur'an'da hem üçlemeye karşı çıkıyor hem de üçlemenin bir ayağı olan Ruhu'l Kudüs'ten bahsediyor.
Tefsirciler, çelişki algılamasını yoketmek için parantez içinde Cebrail kullanarak Ruhu'l Kudüs'ün Cebrail olduğunu öne sürmüşlerdir.
İncil'de de teslis ve Ruhu'l Kudüs hakkında bir açıklama olmadığından Hristiyanların bu konuda yanıldığı öne sürülebilir. Zaten İncil'de açıklaması da olsa bu defa tahrif edildiği öne sürülürdü.
Fakat bir başka nokta daha var. Hristiyan ve Musevilere göre Kur'an'da ve İslam'da Cebrail'in öne çıkarılması hatadır. Çünkü Mikail, Cebrail'den daha üstün bir melektir. Mikail tüm meleklerin lideridir, başmelektir. Tevrat'ta ve İncil'de de böyle geçer. Nitekim İslamiyetin ilk yıllarında ayetlerde Cebrail'e değinilip öne çıkarılması, vahiy meleği olarak Cebrail'in sunulması, Mikail'in geri tutulması Yahudilerin itirazlarına yol açmıştır. Mikail, Musevilere göre İsrail'in koruyucu meleğidir aynı zamanda.
Yani, kısacası Allah'ın dinleri melekler konusunda dahi ayrılığa düşmüşlerdir.
Sevgili Pante,
Belki konuya yabanci olanlar anlamayabilir diye ekleme yapiyorum:
"Ruhu'l Kudus" Kutsal Ruh demektir. Hiristiyanlarin Baba-Ogul-Kutsal Ruh uclemesinde gecer. Kuran Baba-Ogul iliskisini reddeder.
Simdi bir soru:
Kuran'da Cebrail'in (parantez icinde olanlar disinda) gectigi ayetler nelerdir ? Bunlari da buraya yazarsak bir karsilastirma yapabiliriz belki.
Sevgili Üçüncüyol;
Çok yerinde bir eksiği tamamlamışsın. Teşekkürler.
Çünkü Kur'an'daki Ruhu'l Kudüs'ün, İncil'deki paraklet-kutsal ruh olmadığı da düşünülebilir.
Cebrail Kur'an'da Cibril olarak geçer.
Bakara/ 97. Kul men kane adüvvel licibrıle fe innehu nezzelehu ala kalbike bi iznillahi müsaddikal lima beyne yedeyhi ve hüdev ve büşra lil mü'minın
De ki: "Her kim Cebrail'e düşman ise, bilsin ki o, Allah'ın izni ile Kur'an'ı; önceki kitapları doğrulayıcı, mü'minler için de bir hidayet rehberi ve müjde verici olarak senin kalbine indirmiştir."
Bakara/ 98. Men kane adüvvel lillahi ve melaiketihı ve rusülihı ve cibrıle ve mıkale fe innellahe adüvvül lil kafirın
Her kim Allah'a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail'e ve Mîkâil'e düşman olursa bilsin ki, Allah da inkar edenlerin düşmanıdır.
Ruhu'l Kudüs'ün geçtiği yerler daima İsa ile ilgilidir.
Ama Cebrail'in geçtiği yerler melekle, vahiyle ilgilidir.
Fakat Kur'an'a göre Cebrail de ruhtur.
Şuara/ 193. Nezele bihir ruhul emın
193-194-195. Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir.
Ayrıca ruh'un ne olduğuna dair ayeti de belirtelim:
İsra/ 85. "Sana ruhtan sorarlar. De ki: Ruh, Rabb'imin emrindendir. Size ilimden pek az bir şey verilmiştir"
Daha sonra da Tevrat ve İncil'deki duruma bakarız.
Kitab-ı Mukaddes'te geçen Cebrail ve Mikail Ayetleri
1. Oysa Başmelek Mikail bile Musa`nın cesedi konusunda İblis`le çekişip tartışırken, söverek onu yargılamaya kalkışmadı. Ancak, “Seni Rab azarlasın” dedi.
Yahuda 1:9
2. Gökte savaş oldu. Mikail`le melekleri ejderhayla savaştılar. Ejderha kendi melekleriyle birlikte karşı koydu, ama gücü yetmedi. Bu yüzden gökteki yerlerini yitirdiler.
Vahiy 12:7-8
1. Pers krallığının önderi yirmi bir gün bana karşı durdu. Sonra baş önderlerden Mikail bana yardıma geldi, çünkü orada, Pers krallarının yanında alıkonulmuştum.
Daniel 10:13
2. Ama önce Gerçek Kitap`ta neler yazıldığını sana bildireceğim. Onlara karşı önderiniz Mikail dışında bana yardım eden kimse yok.
Daniel 10:21
3. Medli Darius`un krallığının birinci yılında Mikail`i destekleyip korumak için onun yanında durdum.
Daniel 11:1
4. O zaman senin halkını koruyan büyük önder Mikail görünecek. Ulusun oluşumundan beri hiç görülmemiş bir sıkıntı dönemi olacak. Bu dönemde halkın -adı kitapta yazılı olanlar- kurtulacak.
Daniel 12:1
1. Melek ona şöyle karşılık verdi: “Ben Tanrı`nın huzurunda duran Cebrail`im. Seninle konuşmak ve bu müjdeyi sana bildirmek için gönderildim.
Luka 1:19
2. Elizabet`in hamileliğinin altıncı ayında Tanrı, Melek Cebrail`i Celile`de bulunan Nasıra adlı kente, Davut`un soyundan Yusuf adındaki adamla nişanlı kıza gönderdi. Kızın adı Meryem`di.
Luka 1:26-27
1. Bir insan sesinin Ulay Kanalı`ndan, “Ey Cebrail, görümün ne anlama geldiğini şuna açıkla” diye seslendiğini duydum.
Daniel 8:16
2. Cebrail durduğum yere yaklaşınca korkudan yere yığıldım. Bana, “Ey insanoğlu!” dedi, “Bu görümün sonla ilgili olduğunu anla.”
Daniel 8:17
3. daha dua ediyorken, önceden görümde gördüğüm adam -Cebrail- akşam sunusu saatinde hızla uçarak yanıma geldi.
Daniel 9:21
Kutsal ruh, Tevrat'ta 8 kez geçer, İncil'de ise 116 kez.
Ama kutsal ruh Cebrail'le eşleştirilmez. Cebrail bir melektir.
Kutsal ruh ise Tanrının ruhu.
Buna bir örnek verelim: Luka/ bölüm 1:
11. Bu sırada, Rab`bin bir meleği buhur sunağının sağında durup Zekeriya`ya göründü.
12. Zekeriya onu görünce şaşırdı, korkuya kapıldı.
13. Melek, “Korkma, Zekeriya” dedi, “Duan kabul edildi. Karın Elizabet sana bir oğul doğuracak, adını Yahya koyacaksın.
14. Sevinip coşacaksın. Birçokları da onun doğumuna sevinecek.
15. O, Rab`bin gözünde büyük olacak. Hiç şarap ve içki içmeyecek; daha annesinin rahmindeyken Kutsal Ruh`la dolacak.
16. İsrailoğulları`ndan birçoğunu, Tanrıları Rab`be döndürecek.
17. Babaların yüreklerini çocuklarına döndürmek, söz dinlemeyenleri doğru kişilerin anlayışına yöneltmek ve Rab için hazırlanmış bir halk yetiştirmek üzere, İlyas`ın ruhu ve gücüyle Rab`bin önünden gidecektir.”
18. Zekeriya meleğe, “Bundan nasıl emin olabilirim?” dedi. “Çünkü ben yaşlandım, karımın da yaşı ilerledi.”
19. Melek ona şöyle karşılık verdi: “Ben Tanrı`nın huzurunda duran Cebrail`im. Seninle konuşmak ve bu müjdeyi sana bildirmek için gönderildim.
Ayetlerde görüldüğü gibi, Zekeriya'ya çocuk müjdesini getiren Cebrail adlı melektir ve Cebrail, bebeğin daha anne karnındayken kutsal ruhla dolacağını söylemektedir.
Kitab-ı Mukaddes'te kutsal ruh, Cebrail'den farklı ve üstün bir konumdadır. Kur'an ise Kutsal ruhun Cebrail olduğunu yazar.
Kıble;
Namaz kılarken dönülen yön.
Müslümanların değişik yerlerde yaşadıkları en büyük sorun.
Gittikleri yerlerde, misafirliklerde en çok sordukları soru: "Kıble ne taraf?"
5-10 derece şaşmış olsa namazından şüpheye düşüp tekrarlarlar. :)
Halbuki bilmezler ki;
Mekke dışından kıble, kabe'ye değil, gökyüzüne, uzaya bakar.
Dünyanın yuvarlaklığı nedeniyle Kabe'den uzaklaştıkça yönün doğrultusu da Kabe'den yükselir.
Bunu tam anlayabilmek için dünyayı bir balon küre şeklinde düşünün. Örneğin Türkiye'den güneye dönüldüğünde yönünüzün Kabe olabilmesi için yeri delip geçmeniz gerekir.
Kıble, dünyanın düz olması halinde Kabe'ye bakar.
Mekke ve Medine civarındaki kıbleler mesafenin kısalığından Kabe'ye bakabilir. Ama uzaklarda kıble Kabe'ye değil, göğe bakar.
İlginç olan ise Kur'an ayetinde "Göğe bakmayın, Kabe'ye bakın" denmesidir.
Bakara/ 144. *(Ey Muhammed!) Biz senin, yüzünün *göğe doğru çevrildiğini elbette görüyoruz. Hoşlanacağın bir kıbleye seni elbette döndüreceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Nerede olsanız yüzünüzü Mescid-i Haram yönüne döndürün. Kendilerine kitap verilenler, onun, Rablerinden bir gerçek olduğunu çok iyi bilirler. Allah onların yapıp ettiklerinden habersiz değildir.
Pante, sen de şimdi bir alemsin. Yani olayı abartıyorsun. Muhammet zamanında dünya düzdü! Sonradan yuvarlaklaştı! Bunda bilmeyecek ne var?
hiramusta
23-10-2007, 13:57
Ne alaka Pante? :) Sen Şimdi Ankara'da olsan,"Hemşerim İstanbul nire?"diye birisi sana sorsa,sen de İstanbul diye kuzey-batı istikametini işaret etsen,uzayı mı göstermiş oluyorsun? :)
Ayette Resullullah'ın yüzünün göğe bakması,arzusunu gerçekleşmesi için Allah'ın onayının beklemesinin bir ifadesidir.Yoksa gözyüzü kıble olmamıştır.
Söz kıbleden açılmışken,Türkiye'de kıbleyi bulmanın en kolay yolu Türksat uydusuna bakan çanak antenlere bakmaktır.Gösterdikleri istikamet kıbledir.Denemesi bedava... :)
hiramusta
23-10-2007, 14:03
Yav,çanak antenler bile imana geldi,siz gelmediniz. :)
gercekisim
23-10-2007, 14:22
Panet burlap'ın da dediği gibi o Kuran'a göre dünya düz olduğuna göre bu sadece biimsel veriyle çelişen ama Kuran'la *çelişmeyen bir durum :) bu ayrıntıyı da belirtmek gerek.
Yav,çanak antenler bile imana geldi,siz gelmediniz
Demek ki kıblemiz Türksat'mış. *:D
Türksat birmi, ikimi... :D
Sıfırlar unutulmuş mu?
700 mü 7.000 mi?
2. Samuel/ 10-18. Ne var ki, Aramlılar İsrailliler`in önünden kaçtılar. Davut onlardan yedi yüz savaş arabası sürücüsü ile kırk bin atlı asker öldürdü. Hadadezer`in ordu komutanı Şovak`ı da vurdu. Şovak savaş alanında öldü.
1. Tarihler/ 19-18. Ne var ki, Aramlılar İsrailliler`in önünden kaçtılar. Davut onlardan yedi bin savaş arabası sürücüsü ile kırk bin yaya asker öldürdü. Ordu komutanı Şofak`ı da öldürdü.
4.000 mi 40.000 mi?
2. Tarihler/ 9-25. Süleyman`ın atlarla savaş arabaları için dört bin ahırı, on iki bin atlısı vardı. Bunların bir kısmını savaş arabaları için ayrılan kentlere, bir kısmını da kendi yanına, Yeruşalim`e yerleştirdi.
1. Krallar/ 4-26. Süleyman`ın savaş arabalarının atları için kırk bin ahırı ve on iki bin atlısı vardı.
Tevratta böyle rakam hatalarının örneği çok fazla. Yukarıdaki örneklerde orijinalinin rakamla yazılı olduğu ve çeviride hata yapıldığı düşünülebilir. Ama sıfırla ilgili olmayan hatalar da çok.
Örneğin;
Hiram'ın yaptığı havuzun ölçüleri ile ilgili:
1. Krallar/ 7-26. Havuzun çeperi dört parmak kalınlığındaydı; kenarları kâse kenarlarını, nilüferleri andırıyordu. İki bin bat su alıyordu.
2. Krallar/ 4-5. Havuzun çeperi dört parmak kalınlığındaydı; kenarları kâse kenarlarını, nilüferleri andırıyordu. Üç bin bat su alıyordu.
Sevgili Pante,
Alemsin gercekten, onlar celiski olurmu hic !!!!
Kuran'da oldugu gibi Allah tarafindan nesh olunmustur.
Kral Süleyman'ın Hiram Usta'ya yaptırdığı havuz konusu geçmişken bir çelişkiye daha yer verelim.
Kutsal kitaplarda elini attığın konuda çelişki yakalamak mümkün. Kitaplar da büyük olduğundan sürekli hatim edilemiyor. Ancak bir konuya bakarken bir çelişki yakalıyorsun, onlar yetiyor zaten.
1. Krallar/ 4-23. Hiram dökme tunçtan on arşın çapında, beş arşın derinliğinde, çevresi otuz arşın yuvarlak bir havuz yaptı.
Çevre/ çap = Pi sayısı * * *30/ 10 = 3 * * Pi sayısı = 3.141592653.......diye gidiyor.
Çap 10 arşın ise, çevrenin 31,5 arşın olması gerekirdi kaba ölçümle.
Eğer bu ayet Allah'tan geldiyse Allah pi sayısını bilmiyor.
Yok eğer uydurma ise yazanlar bilmiyor.
Çok düşük bir ihtimal ise ; Hiram Usta'nın havuzu tam daire yapamadığı. Hiram Usta gibi bir büyük mimarın böyle bir hata yapması mümkün değil.
İlkokul çocuklarına kolaylık olsun diye pi sayısı 3 kabul edilirdi. Tevrat'ta da aynı olmuş galiba. :)
Eski çağlarda Pi sayısı 3 olarak kullanılırmış. Bu da Tevrat'ın Tanrı kitabı olmadığını gösteriyor.
Kur'an "Küfretmeyin" diyor ama kendisi küfrediyor:
Enam/ 108. Onların Allah'tan başka yalvardıklarına sövmeyin ki, onlar da bilmeyerek sınırı aşıp Allah'a sövmesinler. Biz, her ümmete yaptıkları işi böyle süslü gösterdik. Sonunda dönüşleri Rablerinedir. O, onlara ne yaptıklarını haber verir.
Şimdi de Kur'an'da inanmayanlar hakkında kullanılan bazı ifadelere bir göz atalım:
Araf/ 176. Dileseydik elbette onu bu ayetler sayesinde yükseltirdik. Fakat o, dünyaya saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu tıpkı köpeğin durumuna benzer: Üstüne varsan da dilini çıkarıp solur, bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte ayetlerimizi yalanlayan kavmin durumu böyledir. Kıssayı anlat; belki düşünürler
Araf/ 179. Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da sapıktırlar. İşte asıl gafiller onlardır.
Furkan/ 44. Yoksa sen, onların çoğunun gerçekten (söz) dinleyeceğini yahut düşüneceğini mi sanıyorsun? Hayır, onlar hayvanlar gibidir, hatta onlar yolca daha da sapıktırlar.
Bakara/ 171. Kafirlerin durumu, sadece çobanın bağırıp çağırmasını işiten hayvanların durumuna benzer. Çünkü onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple düşünmezler.
Tevbe/ 28. Ey iman edenler! Müşrikler bir pisliktirler. Artık bu yıldan sonra Mescidi Haram'a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan korkarsanız Allah sizi dilediğinde lütuf ve ihsanıyla zenginleştirecektir. Allah gerçekten alîmdir, hakîmdir.
Bakara/ 65. İçinizden cumartesi günü azgınlık edip de, bu yüzden kendilerine: Aşağılık maymunlar olun! dediklerimizi elbette bilmektesiniz.
Maide/ 60. De ki: Allah katında yeri bundan daha kötü olanı size haber vereyim mi? Allah'ın lanetlediği ve gazap ettiği, aralarından maymunlar, domuzlar ve tağuta tapanlar çıkardığı kimseler. İşte bunlar, yeri (durumu) daha kötü olan ve doğru yoldan daha ziyade sapmış bulunanlardır.
Cuma/ 5. Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu taşımayanların durumu, kitaplar taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah'ın âyetlerini yalanlayanların durumu ne kötüdür. Allah zalim toplumu doğru yola iletmez.
Kullanılan küfür sözcükleri pek de yabancı değil. Yani insanların birbirlerine yaptıkları hakaretlerden hiç farkı yok.
İnsanların yaratıcısı bir Tanrının bu ifadeleri kullanmasının garipliği bir yana, kendisine saygı bekleyen bir dinin ve müslümanların kitabında kendisine inanmayanlara karşı aşağılayıcı sözler, küfürler var. Bu durumda karşılıklı saygı beklemek mümkün mü?
hiramusta
31-10-2007, 11:15
Kur'an "Küfretmeyin" diyor ama kendisi küfrediyor:
Enam/ 108. Onların Allah'tan başka yalvardıklarına sövmeyin ki, onlar da bilmeyerek sınırı aşıp Allah'a sövmesinler. Biz, her ümmete yaptıkları işi böyle süslü gösterdik. Sonunda dönüşleri Rablerinedir. O, onlara ne yaptıklarını haber verir.
Şimdi de Kur'an'da inanmayanlar hakkında kullanılan bazı ifadelere bir göz atalım:
Araf/ 176. Dileseydik elbette onu bu ayetler sayesinde yükseltirdik. Fakat o, dünyaya saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu tıpkı köpeğin durumuna benzer: Üstüne varsan da dilini çıkarıp solur, bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte ayetlerimizi yalanlayan kavmin durumu böyledir. Kıssayı anlat; belki düşünürler
Araf/ 179. Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da sapıktırlar. İşte asıl gafiller onlardır.
Furkan/ 44. Yoksa sen, onların çoğunun gerçekten (söz) dinleyeceğini yahut düşüneceğini mi sanıyorsun? Hayır, onlar hayvanlar gibidir, hatta onlar yolca daha da sapıktırlar.
Bakara/ 171. Kafirlerin durumu, sadece çobanın bağırıp çağırmasını işiten hayvanların durumuna benzer. Çünkü onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple düşünmezler.
Tevbe/ 28. Ey iman edenler! Müşrikler bir pisliktirler. Artık bu yıldan sonra Mescidi Haram'a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan korkarsanız Allah sizi dilediğinde lütuf ve ihsanıyla zenginleştirecektir. Allah gerçekten alîmdir, hakîmdir.
Bakara/ 65. İçinizden cumartesi günü azgınlık edip de, bu yüzden kendilerine: Aşağılık maymunlar olun! dediklerimizi elbette bilmektesiniz.
Maide/ 60. De ki: Allah katında yeri bundan daha kötü olanı size haber vereyim mi? Allah'ın lanetlediği ve gazap ettiği, aralarından maymunlar, domuzlar ve tağuta tapanlar çıkardığı kimseler. İşte bunlar, yeri (durumu) daha kötü olan ve doğru yoldan daha ziyade sapmış bulunanlardır.
Cuma/ 5. Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu taşımayanların durumu, kitaplar taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah'ın âyetlerini yalanlayanların durumu ne kötüdür. Allah zalim toplumu doğru yola iletmez.
Kullanılan küfür sözcükleri pek de yabancı değil. Yani insanların birbirlerine yaptıkları hakaretlerden hiç farkı yok.
İnsanların yaratıcısı bir Tanrının bu ifadeleri kullanmasının garipliği bir yana, kendisine saygı bekleyen bir dinin ve müslümanların kitabında kendisine inanmayanlara karşı aşağılayıcı sözler, küfürler var. Bu durumda karşılıklı saygı beklemek mümkün mü?
Du bakayım!...Ayetlerde müşriklerin ilahları geçiyormuymuş?...Aaa!geçmiyo.Pante abimize ayıp oldu şimdi. :) Üzgünüm Pante gene yanıldın.
hiramusta
31-10-2007, 11:22
Kral Süleyman'ın Hiram Usta'ya yaptırdığı havuz konusu geçmişken bir çelişkiye daha yer verelim.
Kutsal kitaplarda elini attığın konuda çelişki yakalamak mümkün. Kitaplar da büyük olduğundan sürekli hatim edilemiyor. Ancak bir konuya bakarken bir çelişki yakalıyorsun, onlar yetiyor zaten.
1. Krallar/ 4-23. Hiram dökme tunçtan on arşın çapında, beş arşın derinliğinde, çevresi otuz arşın yuvarlak bir havuz yaptı.
Çevre/ çap = Pi sayısı * * *30/ 10 = 3 * * Pi sayısı = 3.141592653.......diye gidiyor.
Çap 10 arşın ise, çevrenin 31,5 arşın olması gerekirdi kaba ölçümle.
Eğer bu ayet Allah'tan geldiyse Allah pi sayısını bilmiyor.
Yok eğer uydurma ise yazanlar bilmiyor.
Çok düşük bir ihtimal ise ; Hiram Usta'nın havuzu tam daire yapamadığı. Hiram Usta gibi bir büyük mimarın böyle bir hata yapması mümkün değil.
İlkokul çocuklarına kolaylık olsun diye pi sayısı 3 kabul edilirdi. Tevrat'ta da aynı olmuş galiba. :)
Eski çağlarda Pi sayısı 3 olarak kullanılırmış. Bu da Tevrat'ın Tanrı kitabı olmadığını gösteriyor.
Sevgili Pante havuzu eliptik bir daire şeklinde yapmış *olamaz mıyım? :)
thunderpoint
31-10-2007, 11:34
Sevgili Pante havuz eliptik bir daire şeklinde olamaz mı?
Böylece literatüre yeni bir tanım daha eklenmiş oldu.. *:D
Du bakayım!...Ayetlerde müşriklerin ilahları geçiyormuymuş?...Aaa!geçmiyo.Pante abimize ayıp oldu şimdi. Smile Üzgünüm Pante gene yanıldın.
Sevgili Hiramusta;
Bu izahınla ayetin" Herhangi bir insanın inandığı Tanrıya küfür yasak ama birbirine atış serbest" demek istediği anlaşılıyor.
Peki ama Kur'an bir başka ayetinde de ilahları insan düzeyine indiriyor ve bakın ne diyor ehli kitaba:
Ali İmran/ 64. De ki: "Ey kitap ehli! Bizimle sizin aranızda ortak bir söze gelin: Yalnız Allah'a ibadet edelim. Ona hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilah edinmesin." Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, deyin ki: "Şahit olun, biz müslümanlarız."
Bu ayet üzerine Hristiyanlar, Muhammed'e " Biz içimizden kimseyi ilah edinmiyoruz" diye itiraz ederler. Muhammed de " Ama içinizden kimileri ' bu helal/ bu haram ' diyor, siz de onlara uyuyorsunuz. Onlara uymakla onları ilah edinmiş oluyorsunuz." diye yanıt veriyor.
Demek ki ilah kavramı sadece yaratıcı olarak inanılan ilah değil. İnsanlar da ilah olabiliyor Allah'ın gözünde. Dolayısıyla sövmek bence Tanrılarla sınırlı değil. *:wink:
Sevgili Pante havuzu eliptik bir daire şeklinde yapmış *olamaz mıyım? Smile
Yazımda zaten senin mimarlığına toz kondurmadım. Hiram usta'nın hata yapmış olması imkansız.
Hata ya yuvarlak diyen de ya da yanlış ölçende. *:)
Pante öncelikle sık sık kitap okumalı ve okuduğunu anlama alışkanlığı kazanmalısın.
ozgur_beyin
31-10-2007, 18:09
zalim, pantenin kitap okumadığını nasıl anladın? senin 'okuduğunu'' nasıl anlarız.
kusura bakma ama sen pante'nin ibrikçisi bile olamazsın.
Sn Zalim38 ;
" Pante öncelikle sık sık kitap okumalı ve okuduğunu anlama alışkanlığı kazanmalısın."
Aldığın nick'le müsemma imişin arkadaşım tebrikler.
Dur, Özgür_Beyin ne yapıyorsun?
Bir cevher bulduk kaçıracaksın. *:)
Hoşgeldin Zalim38 kardeşim.
Ya, haklısın gerçekten!
İş, güç uğraşmaktan, üşenmekten okuyamıyoruz işte.
Şimdi bir de internet çıktı, hepten engelliyor bizi.
Geçen bir arkadaşımız (Tardu) 46.000 sayfalık külliyatı okuduğunu söyleyince şok oldum.
Biz 46 sayfayı okuyamazken, millette ne kafa var be kardeşim. Maaşallah!
Zalim kardeş, ne tavsiye edersin? Buradaki hangi konuda yanlış ve eksik gördün?
Bunları açıklayan kitaplar hangileri?
:!: *:?: *:arrow: *:idea:
Anladım.
Tamam, sen bak, incele.
Sonra bizi engin fikirlerinle aydınlatırsın.
:lol: *:lol:
ozgur_beyin
31-10-2007, 22:27
kayserili mezalim, ağa, adamıyla, köy kahvesine gelmiş ,birer çay söylemişler. ağanın ağzını bıçak açmıyor.
ağa konuşmadanda ,töre gereği, adamı konuşamıyor. kahvede oturuyor paso çay içiyorlar. kelam yok,ağada.
yaklaşık bir saat sonra, ağa kafayı yukarıya kaldırıyor gökyüzüne, derin bir bakışla ,baktıktan sonra
''bugün hava ne kadar sıcak'' deyince, adamı ''ağam ,muhabbetine doyum olmuyor'' diyor.
zalim kayserili seninde''muhabbetine hiç doyum olmuyor. maşallahın var.çayları içtik, istersen kalkalım :lol: *:lol:
Kim okurdu, kim yazardı,
Bu düğümü kim çözerdi,
Koyun kurt ile gezerdi,
Fikir başka başka olmasa.
Şu siteye ilk defa okumuş, yazmış biri gelmiş, tam düğümü çözecek, adama kısa devre yaptırmışınız. Pante ve ozgur_beyin, ikinizi de esefle kınıyorum. Bunun normale dönmesi kim bilir ne kadar sürer, şimdi bekle ki düğüm çözülsün.
-Maximus-
31-10-2007, 23:19
youef bunlar vicdansız, çocuk linki vermiş olayı çözmüş bizimkiler hala işin gırgırında
ben şahsen inanıyorum zalime, zalim takma sen bunları. 8)
youef bunlar vicdansız
Bunların ne vicdansız olduğunu ben iyi bilirim. Ellerinden az mı çektim? Kontak yapmış elektronik sistemimi düzelttirinceye kadar aylarım Yazıcıoğlu iş hanında geçti. Sonunda CPU'yu yeniledik, RAM'ler hala arada bir sapıtıp düzeliyor ama ancak bu kadar oluyor dediler. Yine ben iyi dayanmışım, çocuğu üçüncü mesajda dağıttılar.
Haklısınız arkadaşlar. Vicdansızlıktan değil de beceriksizlikten aslında.
Herkesin bir dalı var.
Biz de boğaz çocuğuyuz ama sanalda değil de suda iyiydik. *:)
Bu işin sanaldaki uzmanı Mep.
Sahi nerde bu adam yahu?
Sazan *çiftliği mi edindi yoksa, artık buraları gözü görmüyor. * :lol:
Mep anladığım kadarı ile sık sık iş değiştiriyor, bu nedenle ara verip tekrar katılıyor ama eski dostları görmek güzel. Biz Maximus'la yakında artık Bedir sahasından mı olur, Uhud stadından mı, yine bir naklen maç yayını yaparız *:lol:
-Maximus-
02-11-2007, 13:32
youef sahi nooldu, muhammedin takımı guruplara kalabildimi, uhudda hayati 3 puan
kaybettikten sonra bedir deplasmanına 3-4 - 4 sistemiyle çıkacakmış diye duydum.
Abi olay Mekke'de bitti. Karşı takım sahayı terk edince hakem Muhammed'in kaptanlığını yaptığı takımı 3-0 hükmen galip ilan etti ve şampiyon oldular ama son zamanlarda eski performans yok, çok faullu ve sert oynuyorlar. Fifa birkaç kez müdahale etti ama git gide daha da sertleşiyorlar, sonu ne olur bilmem. *:lol:
Lanet olsun onlara!
Elleri bağlana!
Başlarına kötülük gele!
Allah'ın azabına uğrayalar!
Kahrolsun yalancılar!
Allah onları kahretsin!
Geberesice kafir!
Elleri kuruyasıca!
Bunlar bedduadır.
Beddualar da dualar da Allah'tan istenir. ( Eski dinlerde kötü ruhlardan da isteniyordu.)
İnsanlar kendilerine kötülüğü dokunanlara, nefret edip öfkelendiklerine, gücü yetmeyip de Allah'a havale ettiklerine beddua ederler.
Yukarıda sıraladıklarım ise Allah sözü olarak sunulan ve inanılan Kur'an'da geçer ve bu bedduaları Allah'ın dilediğine inanılır. Yani bunları bir insan söylememiş, Allah söylemiştir. *:roll:
gematria
03-11-2007, 01:38
allahın asra yemin etiiğine inanan mantık bunada inanır tamamen bir şartlanma ve dolayısıyla gözü karalık nasıl görülemiyor saçmalıklar tek cevap insan psikolojisi....(vel asri innel insane lefhi hüsr...ööle gidiyo=allah yemin ediyo
Kur'an'da geçen bedduaların birçoğu Arapların sıkça kullandığı beddular arasındadır.
Helak olsun!
Yüz üstü sürünsün!
Ağzı toprak dolasıca!
Sütü kesile!
Aç-susuz kalasıca!
Allah canını alsın!
Allah belasını versin!
gibi..
Bir de Putperest Arapların kullandığı yeminler var.
Bunlar İslam öncesi Arap şiirlerinde de sıkça geçmekte.
Geceyi yarıp sabahı çıkarana and olsun ki;
Rüzgarları estirene and olsun ki;
Baktığı her yerden beni görene and olsun ki;
Ruhları yeniden yaratacak olana and olsun ki;
Bana şah damarımdan daha yakın olana and olsun ki;
Lat, Uzza ve Menat'a andolsun ki;
Kabe'nin rabbine andolsun ki;
Atıma ve kulaklarına andolsun ki; *:)
Bir de Mekke'li Hristiyanların yeminlerini görelim:
Mekke’nin ve haçın Rabbine and olsun ki;
Haça ve kurbanlara and olsun ki;
Mesih’in dinine and olsun ki;
Cahiliyye denilen dönemin yeminleri bunlar.
Şimdi de Kur'an'da Allah'ın yeminlerini görelim:
Asra andolsun ki;
Harıl harıl koşanlara,
çakarak kıvılcım saçanlara,
sabah baskını yapanlara,
Orada tozu dumana katanlara,
Derken orada bir topluluğun ta ortasına girenlere yemin ederim ki , *(yani atlara)
Doğuların ve Batıların rabbine yemin ederim ki;
Tine, zeytine, Sina dağına ve bu güvenli beldeye andolsun ki;
Hepsini saymayalım. Ayetlerde 200'ün üstünde yemin var.
Bunlar, ilham alan Muhammed'in sözleri mi yoksa Allah'ın mı?
Allah'ın yemin ve beddua etmesinin normal olduğunu düşünemiyorum.
gematria
04-11-2007, 04:15
..........UYARI :MÜSLÜMANLIKTAN SOĞUMAK İSTEMEYEN ARKADAŞLARIN OKUMAMASI ÖNERİLİR FİKİRLERİNDE DEĞİŞİKLİK OLACAK...........GERÇEKLERİ ARAYANLAR BURAYA......................
sevgili pante bu çalişmamı sana armağan ediyorum çünkü beynin fonksiyonlarını kalple karıştıran ayeti *örnek olarak göstererek çok büyük bir işe imza attın kendi dalım olan tıpla senin çalişmana bi katkıda bulunmak istiyorum...
.............................BİLİMİN KURAN I ÇÜRÜTTÜĞÜ AN...............................(lütfen dikkatlice okuyun)
AYET=ARAF 179 “Andolsun, cehennem için cinlerden ve insanlardan çok sayıda kişi yarattık (hazırladık). Kalbleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar (idrak edemezler), gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar gafil olanlardır.”..................................
öncelikle bu karıştırma olayının nedenleri üzerine gidelim eski yunanlılar kanın ruhun sıvısı ve gıdası olarak değerlendirdiler çünkü ölen yani ruhu kaçmış olan hemen her insandan kan sızmıştı ve ruhun gıdasız kalarak kaçtığı düşünülmüştür...Eski Mısır'da (M.Ö. 2500-1000) kalp, ruhun ve vicdanın merkezi olarak kabul edildi. Ölümden sonra bütün organlar vücuttan çıkarılırken, sadece kalp yerinde bırakıldı. Çünkü ölümden sonra kalbin, adalet tanrısı Maat'ın huzurunda hesap verdiğine inanılıyordu. Eski Yunanlılar (M.Ö. 700-200) ruhun kalbin içinde yerleştiğine inanılıyordu ve ayrıca kalbin düşünme ve akıl merkezi olduğuna inanılırdı...bu düşünce hipokrata kadar sürdü tıbbın babası hipokrat kalp ve beyin üzerinde yaptığı çalişmalar üzerine bu yanlışı ortadan kaldırdı."Şunu biliniz ki keyif, sevinç, kahkaha, neşe ve üzüntü, acı, ümitsizlik ve keder yalnızca beyinden çıkar (kaynaklanır). Özellikle düşünme, anlama, görme ve işitmeyi, neyin doğru neyin yanlış olduğunu, neyin tatlı neyin acı olduğunu öğreniriz... Daha da ileri olarak beyinle kızgınlaşır, saldırgan oluruz, korkar ve endişeleniriz, rüya görürüz, beklenmedik hatalar yaparız, yersiz sıkıntılar yaşarız, hata yaparız, deneyim yaşamak isteriz. Beyin sağlıklı olmadığı zaman; aşırı sıcak, aşırı soğuk, aşırı nem ve aşırı kuruluk gibi şeylerin tümünden etkileniriz" diyerek tüm deneyimlerimizin beyinden kaynaklandığını belirtti.fakat o zamanlar yunan mitolojisinde yer alan tanrılara olan inanç ve dolayısıyla ruha olan inanç bu keşfin inkar edilmeisne yol açtı...galenle devam eden keşiflerBatı Roma İmparatorluğunun yıkılmasından sonra, yeniden bir skolastik düşünce ile gölgelenir(YİNE DİN) müslümanların cahiliye dönemi dediği muhammedden önceki dönemlerde arap yarım adasındada kalbin düşünme ve aklı barındıran organ olduğu inancı devam etmekteydi ayeti kerimeye bunu koyarak muhammedin bilim karşısında en büyük gafını yaptığını kanıtlıyorum........Oysa bugün bilincin, içgüdülerin ve deneyimle kazanılan bilgilerin beyinde oluşup biçimlendiğini biliyoruz. Sinir sisteminin en önemli parçası olan beyin, vücudun bütün hareketlerini ve tepkilerini yönettiği gibi duyguların,belleğin ve kişiliğin de merkezidir kalp ise kırmızı kastan oluşan otomatik kasılan vücuda kanı pompalamakla görevli bir organımızdır..ne yazıkki M.Ö.460-370 yılları arasında yaşamış olan hipokratın bulduğu gerçeği yaklaşık bin yıl sonra bile anlayamayan muhammed kendi eliyle kitabını tüketmiştir...ve daha acı verici olan şey ise hala bir çok müslümanın bu inançta olması :D ör:saf bi müslüman arkadaşımızın sitesinin linki: * * http://odiyorsa.blogcu.com/1914816/
gematria
04-11-2007, 04:37
Türk felsefeci Farabi (MS 870-950), Yunan felsefesinden esinlenerek İslam felsefesini gerçek anlamda kuran kişidir ve oda yine aynı hatayı devam ettirerek kalbin aklın merkezi duyguların pınarı olduğunu söylemiştir fakat ne acıdırki bu inanca en büyük darbeyi vuranda yine bir müslümandır İBNİ SİNA.....Ünlü tıpçı bilim adamı ibni sina beynin görevleriyle kalbin görevlerini doğru olarak tarif etmiştir...ama günümüz cemaatcileri bu olayı unutmamış olmalılarki ibni sinayı islam dininden çıkmış olarak empoze etmekteler *(akıllarınca ceza,hakaret :lol: *) günümüzde hala halk arasında bu yanılgı devam etmekte bunun tek nedeni bilimi bir perde gibi örtmeye çalişan din kavramı....ör: halk arasında kalbime doğdu gibi deyimler kullanılması veya aşık olanların kalp işareti nin içinden oku geçirmesi(aslında beyinden geçirmeliler :) *) yüreğinin sesini dinle gibi deyimler vs.......
ama şunuda düşündüm bunları okuyup donup kalan müslümanlar inkara başvurup yok efendim ordaki kalp terimi mecazi anlamda kullanılmıştır *diyebilirler bunun olmayacağının kanıtı ayetin devamında ....''gözleri vardır bununla görmezler kulakları vardır bununla işitmezler'' sözlerinin gerçek anlamda kullanılmış olması bu savı çürütüyor yani muhammet kalbiyle anladığını sanıyor herşeyii ve bu yanlş bilgiylede öldü .....fazla söze ne gerek var gerçekler ortada keşke bunları sizler anlasaydınızda bizide burda yormasaydınızzz.......
Sevgili gematria,
Damardan vermissin, ama unutma karsinda kapi gibi saglam kimlikler var *:D
gematria
04-11-2007, 16:08
sevgili üçüncü yol bence damardan vermedim ispatladım...ayrıca kapı gibi sağlam kimlik yerine beyin kapıları kapalı kişiler umarım yoktur.... ayrıca söylemeyi unutmuşumbeyin fonksiyonları en son çözülen organdır ve hala tam olarak çözülememiştir bunun bir nedeni gövdenin içinde olmadığından dolayı eski yunanistanda et parçası sanılması ve başka bir nedeni ise işlevlerinin mekanik olmaması yani gözlemlerinin yapılabilmesi için gelişmiş bir teknoloji gerekmesi...ör:SPECT, PET,CEEG,MAP vs ....
Sitemizin imanlı doktorlarından sevgili Korelmis, bir aralar kalple bağlantılı sinirlerin beyinsel işlevler gördüğü hakkında bir yazı yazmıştı hatırladığım kadarıyla.
Sitemizin yeni doktoru ama imansızı sevgili Gematria bu konuda ne der acaba?
Var mı bu iddianın bilimsel bir tarafı?
Doktorlarımızı kapıştıralım biraz. *:)
HarunKAHYA
04-11-2007, 23:55
"EY KUL, ETME DÜNYA NAZI, KIL NAMAZINI, SONRA KILARIZ DiYENiN, DÜN KILDIK NAMAZINI !.. "
güzel laftı...:lol: Web Page Name (http://http://odiyorsa.blogcu.com/1914816/)
o yaziyi ben de hatirliyorum. Korelmisin doktorlugundan suphe etmistim okuyunca, hala da ediyorum.
gematria
05-11-2007, 02:41
bugün kalbe gelen sinirler işlevleriyle birlikte bilinmektedir........
sempatik ve parasempatik sinirlerden oluşan bu sinirlere değineyim:sinoatrial düğüm kalbin sağ kulakçığında bulunur ve kulakçığın kasıılmasından sorumludur bu sinirdüğümünden normalde dakikada 60 -100 civarında uyarı çıkar buda kalbin atım hızıdır ...atrioventriküler düğüm ise sağ karıncıkta bulunur ve karıncıkların kasılmasın dan sorumludur...ayrıca bu sinirler plexus/sinir ağı) larda oluştururlar 2 tanedir:kalp üst plexusu:bazen wirsbergi gangliyonunu(sinir demeti) oluştururlar
kalp alt plexusu:plexus coronariu yu oluştururular kalp kasına etki ederler .....ikisinin de görevi kalbin çalişma hızını belirlemek sempatikler arttırırken parasempatikler azaltır...asıl ilginç olan nokta kalbimizden beynimize sinyal götürecek bir sinir ağının bulunmaması çünkü kalp otonom sinir sistemi(sadece getirici) ile örülmüştür yani anlicağınız beynimizin sözünü dinlemek zorunda konuşma hakkı bile yok...kalbin aklın merkezi olduğunu savunan iki düşünce tarzı var 1-muhhamedin kurandaki gaffı yüzünden bilim yönünden nasibini alamamış müslümanlar 2- yoga cılar......
sevgilerimle..........................
korelmis
05-11-2007, 04:31
Doktorlarımızı *kapıştıralım *biraz.
Eğer sen hakem olacaksan böyle bir tartışmaya girerim elbette panteidar kardeşim. Öncelikle gematria kardeşimizin yazısındaki tıbbi hataları göstererek işe başlayayım:
sempatik *ve *parasempatik *sinirlerden *oluşan *bu *sinirlere *değineyim:sinoatrial *düğüm *kalbin *sağ *kulakçığında *bulunur
Sempatik ve parasempatik sinirlerden oluşan bu sinirlere değinelim demiş ve iki nokta üst üste koymuş, devamında da sinoatrial düğümden bahsetmiş. Sinoatrial düğüm ne sempatiktir ne de parasempatiktir, bir sinir dokusu bile değildir. Kalp kası hücrelerinin özelleşmiş şeklidir (1).
atrioventriküler *düğüm *ise *sağ *karıncıkta *bulunur
Bu da yanlış! Atrioventriküler düğüm sağ ventrikülde (karıncıkta) değil, sağ atriumun arka duvarına yakın olan atriumlar arasındaki bölmede bulunur. Yani septum interatriale'de. Arıncı Anatomi kitabın var mı? 2001, 2. cilt, 14.sayfa: "A-V nodülü septum interatriale'de ostium sinus coronarius yakınında bulunur." Eğer kitabın yoksa, bir link vereyim:
www.anatomy.hacettepe.edu.tr/downloads/ders_ozet_word/tr/Anatomi_Tr_tunali_202.doc
Şöyle diyor: "Uyarılar *atrium duvarından geçtikten sonra septum interatriale’de bulunan AV nodülü’ne ulaşır."
atrioventriküler *düğüm *ise *sağ *karıncıkta *bulunur *ve *karıncıkların *kasılmasın *dan *sorumludur
SA nodunu atriumların (kulakçıkların), AV nodunu ventriküllerin (karıncıkların) kasılmasından sorumlu tutmuşsun. Bunu kim söyledi? Her ikisinden de SA nodu sorumludur. Atriumlar ve ventriküller normal koşullarda SA düğümünün ritminde atar (sinüs ritmi). Yani normalde dakikada atım sayısı her ikisinde de aynıdır ve sinüs ritmindedir. AV nodun normal koşullardaki görevi, SA düğümünden gelen iletiyi ventriküllere geçirmek ve bu esnada bir miktar yavaşlatmaktır (ki bu kalbin normal fizyolojisi için çok önemlidir).
ayrıca *bu *sinirler *plexus/sinir *ağı) *larda *oluştururlar 2 *tanedir:kalp *üst *plexusu:bazen *wirsbergi *gangliyonunu(sinir *demeti) *oluştururlar
Hala "sinir" diyorsun, bu düğümler sinir hücresi değil, özelleşmiş kas hücreleridir. Wrisberg gangliyonu bu düğümler mi oluşturuyor? Ne büyük bir cahillik! Bu gangliyon otonom SİNİR sistemine ait, bahsettiğin düğümler ise kalbin iletim sistemine ait özelleşmiş KAS hücreleri.
çünkü *kalp *otonom *sinir *sistemi(sadece *getirici) *ile *örülmüştür
Kalpten kaynaklanan afferent lifler olmadığını nerden çıkardın? Hadi bilmiyorsun, insan açar okur, öğrenir. En azından google'ye girip "kalbin afferentleri" yazabilirdin, lütfen!
Gelelim benim daha evvel bu sitede verdiğim bilgilere. Bahsettiğim makale pubmed'de indekslenen bir makaledir:
Changes in Heart Transplant Recipients That Parallel the Personalities of Their Donors (Kalp nakli alıcılarında, onların vericilerinin kişisel özelliklerine paralel değişimler) (2)
(1) w20.uludag.edu.tr/~sahinas/kalphisto.ppt
(2) http://www.ncbi.nlm.nih.gov/sites/entrez?db=pubmed&cmd=Retrieve&dopt=AbstractPlus&list_uids=10882878&query_hl=1&itool=pubmed_docsum
hiramusta
05-11-2007, 12:20
"EY KUL, ETME DÜNYA NAZI, KIL NAMAZINI, SONRA KILARIZ DiYENiN, DÜN KILDIK NAMAZINI !.. "
güzel laftı...:lol: Web Page Name (http://http://odiyorsa.blogcu.com/1914816/)
Bu da benden olsun;
"Dünyasına dünyasına,şu yalan dünyasına,dünya benim diyenin,dün gittim,dün yasına."
Hadi bu da benden olsun:
Aman doktor, canım gülüm doktor
Kalplere bir çare.
Var mı kalbin pompadan gayri
Beyinsel özelliği
Anlatın pare pare
Kırıcı olmadan
Hafife almadan
Derine dalmadan
Kanıtlayın kalbi
Sıra gelsin testislere. *:)
N.G kanalda bir deney anlatılıyordu. Domuzdan alınan kalp elektrikle uyarılarak 8 saat boyunca boyalı bir suyu pompalamıştı .
korelmis
05-11-2007, 18:02
Kırıcı *olmadan
Hafife *almadan
Doğru panteidar kardeşim. Fakat şu sözleri görünce ve üstelik bu sözleri söyleyen kişinin neredeyse her cümlesine bir hata sıkıştırmayı başarabildiğini görünce kendimi tutamadım, özür dilerim!
muhhamedin *kurandaki *gaffı *yüzünden *bilim *yönünden *nasibini *alamamış *müslümanlar
Gematria'dan yanıt gelirse eğer iki doktoru kalp ve testisler (Tarık-7) konusunda başbaşa bırakalım.
Ama şimdi değineceğim konuyla ilgili Korelmis'in daha önce yazıları vardı.
"İki denizin birleşmesi" mucizesiyle ilgili başlıkta, bu konuda mucizenin değil tersine çelişkinin olduğunu
yazmıştım ama bu başlığında konusu olduğundan burada da belirtilmesi gerekiyor.
Kur'an'da iki denizin birleştiği ama sularının birbirine karışmadığını yazar.
Mucizecilerimiz de alır bu iki denizi Akdeniz ile Atlas Okyanusu yapar ve
konuyu Cebelitarık'a taşır.
Halbuki iki denizden kastedilen biri tatlı suyu olan bir nehir, diğeri tuzlu suyu olan bir denizdir.
Derya-deniz sözcükleri nehirler için de kullanılır ki ayet açıktır. "Birinden hararetinizi dindirirsiniz,
diğeri ise acıdır." der. İçilebilen su deniz suyu değil, tatlı su-nehir suyu olabilir. Ayet, bir nehrin
bir denize kavuşmasından sözeder. Örneğin Nil nehrinin Akdeniz'e kavuşması gibi. Nil nehri de
deniz gibidir.
Furkan/ 53. O, birinin suyu lezzetli ve tatlı, diğerininki tuzlu ve acı olan iki denizi salıverip
aralarına da görünmez bir perde ve karışmalarını önleyici bir engel koyandır.
Ayet açıktır. Tatlı-lezzetli olan su Akdeniz ya da Atlas Okyanusunun suyu olamaz. Demek ki biri nehir,
diğeri ise denizdir.
Şimdi de aynı konuyu Rahman suresinde görelim:
Rahman/ 19. (Suları acı ve tatlı olan) iki denizi salıvermiştir; birbirine kavuşuyorlar.
20. (Fakat) aralarında bir engel vardır, birbirine geçip karışmıyorlar.
21. O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
22. O denizlerin her ikisinden de inci ve mercan çıkar.
Ayetlerde belirtilen, tatlı suyun tuzlu suya kavuştuğunda onu tatlılaştırmadığı, ya da tuzlu suyun,
tatlı suyu tuzlulaştırmadığıdır. Konu, nehirle deniz olduğunda bunda bir mucizeden bahsedilemez.
Gelelim çelişkiye;
Rahman-22'de "her ikisinden de inci ve mercan çıkar" der.
İnci, hem tuzlu suda hem de tatlı suda yetişir ama mercan tatlı suda yetişmez.
Her ikisinde de mercan çıktığını söylemek hatadır.
Ama bu ayetlerin mecazi olduğunu ileri süren tefsirciler de vardır. Şöyle ki;
Bunlar gök denizi ile arz denizi şeklindeki açıklamalar, maddi alemle ruhani alem, iman sahipleri ile
iman etmeyenler şeklindeki açıklamalardır.
İmanlılar denizi ile imansızlar denizi birbirine salınmış ve karıştırılmıştır. İmanlılar denizi tatlıdır.
O, yüreklerinize serinlik verir. İmansızlar denizi ise acıdır. Onda zulüm ve adaletsizlik vardır.
Birbiri içinde yaşarlar ama aralarında görünmez bir sınır, bir engel vardır, onları birbirinden farklı kılan.
Her ikisi içinde de inci ve mercan vardır. Yani imansızlar içinde de, imanlılar içinde de çok büyük değerler,
cevherler bulunur.
Görüldüğü gibi ayetler müteşabih olarak ele alındığında çelişki ortadan kalkıyor.
Ama mucize diye sunulduğunda bariz çelişki ortaya çıkıyor.
Bundan daha apacik yazilan bir kitap olamaz. Kitap degil sanki kahve fali rehberi, nereye ceksen oraya gidiyor. Bu kitabi anladigini zannedenlere bosuna alim dememisler.
* Tatli suyla tuzlu su karismaz teranesi de tamamen yanlistir. Denizlere dokulen su, dalga firtina neticesi bal gibi birbirine karisir. Bir bardagin icine ayri ayri koydugunuz tuzlu ve tali suyu, bir kasikala karistirin bakalim bir daha ayirabilecek misiniz?
korelmis
09-11-2007, 01:59
Panteidar kardeşim,
Zigot, spermin yumurta hücresini döllemesiyle oluşur. Spermler testislerden, yumurta hücreleri overlerden atılır. Testisler vücut dışında, overler ise alt karın boşluğunda bulunur. Tarık Suresi'nde karın boşluğu tarif edilmektedir, dolayısıyla atılan şeyin yumurta hücresi olması olasıdır, bu yorumumu daha önce de ifade etmiştim hatırlarsan... İlgili ayette "meni" ya da meninin içindeki "sperm (nutfe)" denmez, sadece atılan bi su kütlesinden bahseder, burada yumurta hücresinin kastediliyor olması muhtemeldir.
Kalp konusunda da pek çok yeni bilgi verdim, bu bilgilerin ne olduğunu bilmeden, klasik bilgilerle konuyu eleştirmeye kalkmak saflık olur (kaldı ki klasik bilgilerden dahi doğru dürüst haberi olmayan birileri bunu yapıyorlar).
İki deniz olayı hakkında şu forumda uzun uzun tartıştık:
http://www.ateizminsonu.com/forum/index.php?showtopic=233
Şunun altını tekrar çizeyim: Kuran'da iki deniz derken, iki büyük su kütlesinden bahsedilir, dolayısıyla sadece tuzluluk oranları farklı denizlerden değil, aynı zamanda, başka ayetlerde, suları tatlı ve tuzlu olan iki su kütlesinden de bahsedilir. Gerçekten de böylesi bir tabakalaşma her iki şartta da görülür (lütfen yukarıda verdiğim linkteki şekillere ve videoya bak).
gercekisim
09-11-2007, 10:40
Görüldüğü gibi ayetler müteşabih olarak ele alındığında çelişki ortadan kalkıyor.
Değerli Pante;
Gerçekten de anlayamayınca müteşabihtir diyerek işin içinden çıkmak çok kolay aslında :D *Hala bu kitabın ya da diğerlerinin Tanrı sözü olduğunu iddia edenler için çok kolay bir çıkar yol bu.Çünkü ayetlerin manası,nereye çekersen oraya gidiyor o zaman. :) ama bu durumda da ayrı bir çelişki çıkıyor,apaçık olduğu söylenen bir kitabın büyük kısmı müteşabih haline geliyor (apaçık denildiğinde ,müteşabih denilen bişey olmaması gerekir,dikkat edin açık,net dememiş bir de anlam kuvvetlendirilmiş ve APAÇIK denilmiş.)
Halen gerçekleri görmeyip çelişki olmadığını iddia edenler en sonunda ayetleri bütün bu eleştirileri gözönünde tutarak yeniden mealllendirirlerse ve tefsir yaparlarsa belki ortaya çelişkisi olmayan bir kitap çıkar,zaten böyle çekiştirerek mana çıkarılmaya devam edilirse olacağı da o.. O zaman biz de buna inanmak zorunda kalmayalım :)
15- Kur'an'da Allah'a ait olmayan sure : Fatiha
16- Kur'an'da Allah'a ait olmayan ayetler:
Hud/2, Tevbe/30, Zariyat /50-51, En'am-114
1. sayfada çelişki iddialarının listesinde vermiş olduğumuz örneklerin değişik bir yanıtı var.
Şöyle ki;
Kur'an'da kimi ayetlerin Cebrail'in sözü olduğu şeklinde.
Hatta Kur'an'ın "Allah'ın, Cebrail'in ve peygamberin" ortak ürünü olduğu şeklinde.
Bu, bir hatayı telafi etmeye çalışırken daha büyük hataları doğurmaktan başka birşey değildir.
Halbuki Kur'an'ın tamamen Muhammed'in ürünü olduğunu ama Allah'tan ilham aldığını, esinlendiğini ifade etseler, kabullenseler çelişkileri bertaraf etmiş olacaklar.
Kur'an'ın "Allah-Cebrail-Muhammed" ürünü olmadığının kanıtı, aslının Levhi Mahfuz'da olduğu ayetidir.
Ayrıca aşağıdaki ayet de bu iddiaları çürütür:
Bakara/ 97. Kul men kane adüvvel licibrıle fe innehu nezzelehu ala kalbike bi iznillahi müsaddikal lima beyne yedeyhi ve hüdev ve büşra lil mü'minın
De ki: "Her kim Cebrail'e düşman ise, bilsin ki o, Allah'ın izni ile Kur'an'ı; önceki kitapları doğrulayıcı, mü'minler için de bir hidayet rehberi ve müjde verici olarak senin kalbine indirmiştir.
Ayetten Cebrail'in, Kur'an'ı peygamberin kalbine indirdiğini, dolayısıyla 23 sene boyunca zırt pırt 50.000 yıllık yolu katetmediğini, olaylara-durumlara göre sırası geldiğinde peygamberin ayetleri kalbinden (beyninden) ortaya döktüğünü anlıyoruz.
Bu ayetin ayrı bir özelliği ise "De ki" konusunda ters yönden bir çelişkiye sahip olması.
Alıntıda verdiğimiz ayetlerde "De ki" olması gerekirken yazılmamış ama bu ayette "De ki" gerekmezken yazılmıştır.
"De ki" öneki kullanıldığında ayet şöyle olmalıydı:
De ki: "Her kim Cebrail'e düşman ise, bilsin ki o, Allah'ın izni ile Kur'an'ı; önceki kitapları doğrulayıcı, mü'minler için de bir hidayet rehberi ve müjde verici olarak benim kalbime indirmiştir.
Bu da bir başka çelişkidir.
Buna bir itiraz varsa ayet: 1- *Allah'ın Cebrail'e hitabı mıdır? Eğer öyleyse;
Cebrail, ayeti Muhammed'e "De ki" önekiyle birlikte yanlış mı aktarmıştır?
2- Yoksa meal problemi mi vardır?
Yanıtı 2. şıksa, doğru meali ve Arapça "benim" in ne olduğunu açıklayacak şekilde izah edilmelidir.
Haydi müslümanlar, çalışın biraz! *:)
Sevgili pante,
Taberi tefsirine göre Bakara 97/98 Muvafakat-ı Ömer ayetlerinden. Nuzul sebebini sen bilirsin de ben bilmeyenler için kısaca anlatayım:
Ömer Tevrat okunan bir yerde yahudilerle Cebrail-Mikail konusunda tartışmaya girer. Yahudiler Cebrail'i sevmezler, Mikail'i severler, bu nedenle Cebrail-Muhammed yakınlığından hoşlanmayıp Muhammed'in peygamberliğini kabul etmezler. Ömer ise, onlara Cebrail ile Mikail'in aynı değerde olduğunu, bu iki melekten birine düşmanlık edenin Allah'ın düşmanı olduğunu söyledikten sonra koşa koşa Muhammed'in yanına gidip yaptığını anlatmak ister ama Muhammed ondan önce davranıp biraz önce konu ile ilgili ayet geldiğini söyleyip Bakara 97/98'i okur, yani buradaki "senin kalbine" sözü direkt olarak Ömer'e söylenmiştir *:lol: *:lol:
sargon'un kulakları çınlasın, sonunda İslam peygamberi gerçekten Ömer çıkacak galiba. Tövbe tövbe *:lol:
Meleklerden bahse devam edelim.
İslam'da 4 büyük melek var.
Cebrail, Mikail, Azrail, İsrafil.
Sevgili Youef'in yazdığı gibi Mikail, Yahudiler için en önemli melektir. Baş melek olarak onu kabul ederler. Michael olarak geçer.
Fakat her nasılsa Kur'an'da "Mikail" olarak değil, "Mikal" olarak geçer.
Bakara/98. Men kane adüvvel lillahi ve melaiketihı ve rusülihı ve cibrıle ve mıkale fe innellahe adüvvül lil kafirın
Ama mealinde ve İslam'da Mikail olarak ifade edilir.
Allah'a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail'e ve Mikail'e düşman olan kimse inkar etmiş olur. Allah şüphesiz, inkar edenlerin düşmanıdır.
Acaba neden? Kur'an'da yazım hatası mı var?
Yoksa Tevrat tahrif edildiğinden mi? *:)
İslam'da Mikail'in görevi;
Rızk, bereket getirmek, ucuzluk, bolluk, kıtlık, pahalılık ve her maddeyi hareket ettirmek, bulut, yağmur, kar, dolu, rüzgar, fırtına ve benzeri tüm doğa olaylarını sağlamak olarak belirtilir.
Hak Taâlâ, atmosferde, yani hava denizinin içinde kardan ve doludan nice yüzbin dağlar yaratmıştır. Yerin bir tarafına kar, bir tarafına dolu gönderecek oldukta; bunlara vekil olan Mikail aleyhisselama emreder. O dahi vekili olan İsmail adlı meleğe emredip, murat eylediği yere, istediği kadar her tanesini bir melek koyar. Nitekim Hak Taâlâ: "Görmedin mi ki Allah, bulutları sürüklüyor; sonra bulutların arasını topluyor, sonra onu bir yığın haline getiriyor. İşte görüyorsun ki, yağmur bunların arasından çıkıyor. Allah, gökte dağlar halindeki birikintilerden dolu indiriyor da, dilediği kimseye bununla musibet veriyor, dilediğinden de onu bertaraf ediyor. Şimşeğin parıltısı neredeyse gözleri alıverecek." (24/43), buyurmuştur.
Hak Taâlâ, bulutları, içleri boş ve latif biçimde yaratmıştır. onları, Mikail aleyhisselamın yardımcıları havada toplayıp, yere yakın getirdikte; gökyüzünü örtüp, kesif bir bulut olurlar. Hak Taâlâ, bulutların sevki için Ra'd adlı bir küçük melek yaratıp, onu, Mikail aleyhisselama tâbi kılmıştır. Onun demirden bir kırbacı vardır ki, kamçıyla bulutları develer gibi sevk eder. Vuruşunun şiddetiyle kırbacından ateş çıkar ki, ona şimşek derler. Eğer o ateşin kıvılcımı yere düşerse, ona yıldırım derler. O korkutucu gök gürültüsü, küçücük bir melek olan Ra'd'ın sadasıdır ki, Hak'kı hamd ile tesbih eder. O, bulutları yerlerine sevkedip gider. Nitekim Hak Taâlâ Kelam-ı Kadim'inde: "Gök gürültüsü, Allah'ı hamd ile tesbih eder; melekler de Allah'dan korkarak tesbih ederler," (13/13), buyurmuştur. (Marifetname'den)
Yağmurları Allah'ın izniyle yağdıran Mikail ise;
Bu yağmur bombaları, nasıl Allah'ın izni alınmadan ve Mikail'i saf dışı bırakıp yağmur yağdırabiliyor? İlginç..
gercekisim
22-11-2007, 01:07
Kırbaç bazen yerdeki insanlara ya da ağaçlara veyahut başka cisimlere isabet ediyor olmalı ki yıldırım düşüyor :D
Acaba neden? Kur'an'da yazım hatası mı var?
Yoksa Tevrat tahrif edildiğinden mi? *:)
Bence aceleye gelmiş, onun için. Yukarıda anlattığım nuzul sebebinde bir detay var, Ömer yahudilerle tartışırken Muhammed de oradan geçer ve tartışmayı duyar. Az sonra Ömer'in koşa koşa geldiğini görünce ne diyeceğini tahmin etti herhalde, kafayı tam toparlayamadan ayet inivermiş *:lol:
Daha önce şeytan'ın cin mi yoksa melek mi olduğu konusunu işlemiştik.
İsra/ 61. Hani, meleklere: "Âdem'e secde edin!" demiştik; onlar da secde etmişlerdi. Ama İblis secde etmemiş, şöyle demişti: "Çamur olarak yarattığın kişiye secde mi ederim?"
Kehf/ 50. Hani, biz meleklere "Âdem'e secde edin" demiştik de İblis dışında hepsi secde etmişti. İblis, cinlerdendi.
Bu ayetlerde tereddüte düşüren; Allah'ın meleklere emir verdiği halde İblis'in cin olduğunu belirtmesi.
Emir meleklere ve cinlere verilmiş olsa çelişki olmayacak. İblis cin ise meleklerin içinde ne işi var?
Bu karışıklığın sebebi, "Düşen Melekler" konusunun anlaşılamamış olmasındandır.
İslamdan önce Hristiyanlık ve Musevilikte meleklerin bir kısmının meleklikten cine düşürüldüğüne inanılır.
"Sonra solundakilere şöyle diyecek: 'Ey lanetliler, çekilin önümden! İblis'le melekleri için hazırlanmış sönmez ateşe gidin!" (Matta 25:41)
"Tanrı günah işleyen melekleri esirgemedi; onları cehenneme atıp karanlıkta zincire vurdu. Yargılanıncaya dek orada tutulacaklar." (2. Petrus 2:4).
Hristiyanlara göre meleklerin 1/3'ü bu şekilde cine dönüştürülmüştür. Bunlar genelde asi meleklerdir ya da şeytanın tarafını tutanlardır. Şeytan da Tanrıya isyan ettiği ve Tanrının yerine geçmek istediği için meleklikten düşürülmüş ve cin yapılmıştır. Kovulmadan önceki adı, "Işık Taşıyıcı" anlamında "Lucifer"dir. Lucifer üstelik başmelekti.
Büyük ejderha -İblis ya da Şeytan denen, bütün dünyayı saptıran o eski yılan- melekleriyle birlikte yeryüzüne atıldı." (Vahiy 12:9).
Bu farklılıkları da Kutsal kitaplar arasındaki çelişkiler arasına katabiliriz.
İslam, cinlerin ateşten, meleklerin nurdan yaratıldığı inancıyla Hristiyan ve Musevilerden farklı bir inanç ortaya koymuştur. Dolayısıyla "meleklerin düşüşü"nü de reddeder. Sonuçta da şeytan konusu muğlak kalır.
Enteresan olan, yattigi kalktigi allahla bir olan Lucifer'in tanriya karsi cikabilme curretini gostermis olduguna inanlimasi. Kerseyi yaratanla karsi karsiyasiniz, hatta beraber isler de ceviriyorsunuz, birden siz yaratana isyan edebiliyorsunuz. Bu senaryoda bir hata var.
hiramusta
23-11-2007, 10:09
Pante her melek cindir ama her cin melek değildir.Bilmem anlatabildim mi?
http://hiramusta.blogcu.com/4471019/
Pante her melek cindir ama her cin melek değildir.Bilmem anlatabildim mi?
Anladım Hiram.
"Her müslüman insandır ama her insan müslüman değildir." gibi birşey.
Meleklerin de nurunu aldın mı düşüyorlar. Geriye sadece ateş kalıyor.
Müslümanın da imanını aldın mı geriye sadece insan kalıyor. *:)
Asi meleklerin nurunu aldın mı aynı zamanda da fani oluyorlar galiba.
Çünkü cinler ölümlü, melekler ise ölümsüz.
( Anlaşılan konu cinlere doğru kayıyor. *:) )
Cinler dumansız ateşten yaratılmışlar.
Kur'an'a göre cinlerin de cehennemlik olanları var.
Bu noktada birçok insanın kafası karışıyor "Ateş yanar mı?" diye.
Bu bildiğimiz ateş olsaydı, herhangi bir cin insana yaklaşınca yakabilirdi.
Nasıl ki insan bedeni toprak değilse, cin bedeni de ateş değil.
Yine Kur'an'a göre bunların müslüman olanları da var, gayrimüslimleri de.
Bir kısmı da satanist tabi. İnsanlar gibi onların da çoğu cehennemlik.
Cennetlik olanları yine farklı boyutta mı yer alacaklar cennette? *bilinmiyor.
Onların da peygamberleri var. Kur'an okuyanları, dinleyenleri var.
İnsan bedenine girdikleri gibi, tüm hayvanların bedenine girebiliyorlar.
Çıkartılmaları da cin uzmanlarına, medyumluk yetisi olanlara kalıyor tabi.
Peygamberler ise bu konuda en uzman olanları.
İşte çelişki de burada.
Tevrat cinciliği yasaklamış olduğu ve cincilik yapanları ölümle cezalandırdığı halde, İslam'da ve Hristiyanlıkta cincilik yaygındır. Bunun nedeni de bizzat peygamberlerinin cin kovma rivayetleridir. Hele İsa tam bir cincidir. İncillerdeki mucizelerinin çoğu cin çıkartma ile ilgilidir.
allah allah neler ogreniyoruz, bayagi kulturum artiyor.
Enteresan olan, yattigi kalktigi allahla bir olan Lucifer'in tanriya karsi cikabilme curretini gostermis olduguna inanlimasi. Kerseyi yaratanla karsi karsiyasiniz, hatta beraber isler de ceviriyorsunuz, birden siz yaratana isyan edebiliyorsunuz. Bu senaryoda bir hata var.
bu demek oluyor ki,
bir melek olan şeytan,
bir peygamber olan adem bile allahın emrini yerine getirmiyor ise,
"bize allah görünse idi inanırdık" *diyen münafıklara verilen "ama o zaman imtihan ortamı sarsılırdı" cevabı geçerliliğini yitirmiş oluyor.
1. sayfadan başlayan çelişki iddiaları listemizde Ahzap-50 gibi ayetlerin okuyanları şok eden ayetler olduğunu yazmıştık. "Şeriat ve Evrensellik" ile "Hükümsüz Ayetler" başlığında da Kur'an'daki her sure ve ayetin çağımıza uymadığından ve evrensel olamayacağından.
Örnek verelim.
Camilerde vaaz ve hutbelerde genelde hep aynı mealleri dinleriz. Toplasanız Kur'an'ın çeyreği etmez tümü. Tv ve radyolardaki Kur'an yayınlarında da.
Siz hiç Ahzap-50'yi duydunuz mu şimdiye kadar? Duyamazsınız.
Diyanet ve müftülükler de imamlara güncel konularla ilgili ayetleri okumalarını talimat verir.
Ertuğrul Özkök'ün gülhane'deki cami kapısındaki panoya asılan ayetle ilgili yazısı vardı bugün. Thunderpoint de Köşesine asmış. Hristiyan ve Musevilerin dost edinilmemesiyle ilgili ayet.
Yazaacaklar tabi. Müslüman kutsal kitabındaki ayetlere sahip çıkacak. Her ayet, her yerde, her zaman yayınlanabilmeli, yazılabilmeli.
Tüm cami kapılarına şu ayetler de yazılmalı, tv'lerden okunmalı:
Ey peygamber! Biz bilhassa sana şunları helâl kıldık: Mehirlerini vermiş olduğun eşlerini, Allah'ın sana ganimet olarak ihsan buyurduklarından sahip olduğun cariyeleri, amcalarının kızlarından, halalarının kızlarından, dayılarının kızlarından, teyzelerinin kızlarından seninle beraber hicret etmiş olanları, bir de mümin bir kadın kendini peygambere hibe ederse, peygamber nikâh etmek istediği takdirde, onu başka müminlere değil de sadece sana mahsus olmak üzere helâl kıldık. Onlara eşleri ve cariyeleri hakkında neyi farz kıldığımızı biliyoruz. Bunlar sana hiçbir darlık olmaması içindir. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
Ebu Leheb'in elleri kurusun; kurudu da!
Ey Peygamber hanımları, Allah'a tevbe ederseniz bu sizin için hayırlı olur; çünkü kalpleriniz kaymış bulunuyor. Eğer Peygambere karşı birbirinize arka çıkarsanız, şu bir gerçek ki, onun dostu Allah'tır, Cebrail'dir, salih mü'minlerdir. Bundan başka, melekler de onun yardımcısıdır.
Ey Peygamber! Müminleri savaşa teşvik et. Eğer sizden sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüze (kafire) galip gelirler. Eğer sizden yüz kişi olursa, kafir olanlardan bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir topluluktur.
Şimdi Allah, sizde bir zaaf olduğunu bildi ve sizden yükü hafifletti. O halde sizden sabredecek yüz kişi olursa ikiyüz düşmana galip gelirler, sizden bin kişi olursa Allah'ın izniyle ikibin düşmana galip gelirler. Allah sabredenlerle beraberdir.
Hurmalıkların ve üzümlüklerin meyvelerinden kurdukları çardaklarda hem sarhoşluk verici içki, hem güzel bir rızık edinmektesiniz. Şüphesiz aklını kullanabilen bir topluluk için, gerçekten bunda bir ayet vardır.
Sarhoşken, ne söyleyeceğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın.
Aşağıdaki ayetler de cami kapısına asılacak, tv'lerde okunacak önemde:
Ahzap/ 37. Allah'ın nimet verdiği ve senin de nimetlendirdiğin kimseye: "Eşini bırakma, Allah'tan sakın" diyor, Allah'ın açığa vuracağı şeyi içinde saklıyordun. İnsanlardan çekiniyordun; oysa Allah'tan çekinmen daha uygundu. Sonunda Zeyd eşiyle ilgisini kestiğinde onu seninle evlendirdik, ki evlatlıkları eşleriyle ilgilerini kestiklerinde onlarla evlenmek konusunda müminlere bir sorumluluk olmadığı bilinsin. Allah'ın buyruğu yerine gelecektir.
Ahzap/ 53. Ey iman edenler! Peygamberin evlerine vaktine bakmaksızın ve yemeğe izin verilmedikçe girmeyin. Fakat çağırıldığınız vakit girin. Yemeği yediğinizde de hemen dağılın. Sohbet etmek için de izinsiz girmeyin. Çünkü bu haliniz peygambere eziyet veriyor, ama o sizden utanıyor. Fakat Allah gerçeği söylemekten utanmaz. Hem O'nun hanımlarına bir ihtiyaç soracağınız vakit de perde arkasından sorun. Böyle yapmanız hem sizin kalbleriniz ve hem de onların kalbleri için daha temizdir. Hem sizin Resulullah'a eziyet etmeye hakkınız yoktur. Ondan sonra hanımlarını da ebediyyen nikâh edemezsiniz. Çünkü bu Allah katında çok büyük bir günahtır.
Ahzap/ 32. Ey peygamberin hanımları, siz kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz; eğer Allah'tan korkuyorsanız, konuşurken kırıtmayın ki, kalbinde bir hastalık bulunan, kötü bir ümide kapılmasın. Güsgüzel, dosdoğru söz söyleyin!
Ahzap/ 56. Gerçekten Allah ve melekleri Peygambere salât ederler. Ey iman edenler! siz de ona teslimiyetle salât ve selâm edin.
Ahzap/ 52. Bundan sonra, cariyeler dışında, hoşuna gitse bile bir kadınla evlenmek, onları başka eşlerle değiştirmek sana helal değildir. Allah, herşeyi görür gözetir.
Ali İmran/ 161. Hiçbir peygambere ganimet malını gizlemesi (devlet, millet malını aşırması) yaraşmaz. Kim böyle bir aşırma ve ihanette bulunursa kıyamet günü aşırdığını boynuna yüklenerek getirir. Sonra da herkese kazandığının karşılığı tastamam ödenir, onlar haksızlığa da uğramazlar.
Bakara/ 47. Ey İsrail oğulları, size verdiğim nimeti ve sizi alemlere üstün kıldığımı hatırlayın.
Maide/ 69. İman edenler ile yahudiler, sabiiler ve hıristiyanlardan Allah'a ve ahiret gününe inanıp iyi amel işleyenler üzerine asla korku yoktur; onlar üzülecek de değillerdir.
Bence Kuran'ı ve Peygamberi anlamak için en önemli ipucunu taşıyan ayet işte bu. Meşhur ahzap37
Ahzap/ 37. Allah'ın nimet verdiği ve senin de nimetlendirdiğin kimseye: "Eşini bırakma, Allah'tan sakın" diyor, Allah'ın açığa vuracağı şeyi içinde saklıyordun. İnsanlardan çekiniyordun; oysa Allah'tan çekinmen daha uygundu. Sonunda Zeyd eşiyle ilgisini kestiğinde onu seninle evlendirdik, ki evlatlıkları eşleriyle ilgilerini kestiklerinde onlarla evlenmek konusunda müminlere bir sorumluluk olmadığı bilinsin. Allah'ın buyruğu yerine gelecektir. .....
Ayetin son bölümünü tek tek inceleyelim. Ve aslında inancın tek gibi görüntüsü altındaki farklılıklara bir başka nazarla bakalım.
Önce ayet üzerinde Müslümanların ne dediklerini kısaca bilelim.
Ne derler Müslümanlar bu ayet hakkında.
a- Peygamberden sual sorulmaz. Tümüne iman edeceksin. Kâfir olursun yoksa. Delil (yoksa sen kitabın bir bölümüne inanıp bir bölümüne inanmıyor musun ayeti)
b- Allah bir eski kötü kuralı ortadan kaldırmak için böyle bir zor görevi Peygambere verdi. Yoksa fitne peygamberden sonra çıkacaktı. (Daha nasıl çıkacaksa)
c- Peygamber köle olan Zeyd’in evladı olmadığını iyice belletmek için bu uygulamaya başvurdu.
d- Zeynep ile Zeyd geçinemiyorlardı, Zeynep halakızı olarak mutsuzdu. Zeyd de peygambere, sen al şu benim hanımıda mutlu olsun bari dedi. Peygamberde eh bari alayım dedi.
e- Bu ayette çok derinnnnn anlamlar var. Senin kafan basmaz.
f- Bu ayetin kalbine açılması için bizim dergâhtan geçeceksin. *Dergâh=tezgâh
g- Suussss bre kâfir. Sana mı düştü Kuranı yorumlamak. Zındık seni
h- Eee hhöh efenim ben ilahiyat profu olarak konuya sosyal izdüşümlerin etimin parabollerinden idesel bir forward ile domestic alanlarda oluşan esnetin ıvır zıvır kıvır yavrum kıvır. Vs vs
i- Bu ayet Muaviye’nin işi sonradan koyulmuştur. Eski Kuran da bu yoktu.
j- Hayır vardı. Aişe hatta dedi ki; Eğer peygamber bir ayet saklayacak olsaydı. Bu ayeti saklardı.
k- Peygamber bir gün Zeynep çamaşır yıkarken onu görmüştü. İçi geçti birden. Sonra da bunu halktan gizledi. Ama Allah’tan gizleyemezdi. Emr olduğun gibi dosdoğru ol ayeti gereği bu içinden geçen isteği açıklaması gerekiyordu. Bunun için bu ayet peygamberi zahmetten kurtarmak için indi.
Bu sitenin inanırları altına başka söylemler de ekleyebilirler.
Peki, İslama inanmayanlar ne diyor bir de ona bakalım
1. Peygamber diğer hepsi gibi bu ayeti de uydurdu. Amacı Zeynep’i elde etmekti.
Şimdi başlayalım;
Peygamberin neden Zeynep ile evlendiği konusunda daha önce varis edinme ve eşlerinden neden hiç çocuğu olmadığı konusunda yazarken anlatmıştım. Merak eden oraya bakabilir.
Asıl mesele başka.
Ayetin sonunda Allah bir gerekçe ortaya koyuyor.
Nedir bu gerekçe bir bakalım. “evlatlıkları eşleriyle ilgilerini kestiklerinde onlarla evlenmek konusunda müminlere bir sorumluluk olmadığı bilinsin. Allah'ın buyruğu yerine gelecektir.
Peki, Allah neden bir gerekçe ortaya koyuyor ki. Diğer birçok ayette bir sürü net emir varken; hatta Hurufi mukataalar göz önündeyken, böyle bir durumda bu gerekçe neden? O zamanlardan taaaa bu zamanlara kadar eğer peygamberin sünneti bu diye, evlatlıklarının eşlerini almak gibi bir durum tarihte sıklıkla olsa anlayacağız. Veya o dönemde evlatlık alınan çocukların eşleri ile ilgili bir sorun olsa ve toplumsal olarak bir çelişki ortaya çıkmış olsa yine anlayacağız. Ama böyle bir durum yok. *Hem kaç kişinin evlatlığı var ki; köle olarak kalıyor ama evlat olarak bakılıyor bunda bir sorun yok. Herkes köleden evlatlık alacak kadar yufka yürekli olsa zaten ortalık güllük gülistanlık olur.
Yani gerekçe havada kalmış gibi duruyor. 1400 yıl geçmiş ve hiçbir zaman peygamberden başkasının işine yaramamış bir ayet.
İşte bu zamanda ortaya birçok önemli çıkış olarak şu fikir atılıyor. Deniyor ki, “bundan sonra çıkmayacağı ne malum. Kuran kıyamete kadar geçerlidir. “ bu genel af gibi bir şey. Sal gitsin anasını satayım.
Peki, kabul öyle olsun. Şimdi bakalım böyle bir durumun halkları ilgilendirmesi için ne olmalı ki bu ayet geçerli olsun.
Çok büyük savaşlar ile insanlık yıkım haline gelecek, kadın sayısı bugün çok eşliliği savunur orandaki çokluğundan çok daha azalacak. Veya doğurganlık azalacak. Ve Swingler gibi bir durum meşruu olacak. Bu zamanda da insanlar Kuran bunu yasakladı demesinler diye bu ayete bakarak içtihat yapıp, swing durumunu helal yapacaklar.
Benim aklıma başka gelmiyor. Özellikle genç arkadaşlardan hayal güçlerini çalıştırarak buraya roman yazmalarını rica ediyorum.
Ey benim kendini dahi savunmaktan aciz ama İslami savunduğunu söyleyen ampulcü vatandaşım.
Ayette Zeyd ismi geçiyor. Ki Kuranda geçen başka da özel isim yoktur diye biliyorum. O zamanların çocuklarının hepsinin adı senin bu hesap doğru ise hep ZEYD olmak zorunda. Yoksa bu ayetten içtihat çıkamaz. Tevilin tevili ile zorlarsan çıkar. O zaman ne gerek var şimdi de istediğin bir şeye tevil ederek zaten ulaşabilirsin.
Demek ki bu ayet sadece ve sadece peygamberi ilgilendirir. Ne kadar sallarsan salla dona damlar son damlaaaaaa…. Anladın mı Meksikalı!!!
Oki sen bunları Risale i Nurlardan mı öğrendin.
Hayır, Şansal Risale i Nurlarda bu konular yoktur. Hem konusu da değildir.
İyi de Oki sen Müslüman değilmisin, ne biçim ayet açıklaması bu, hem daha kendi fikrini söylemedin.
Haklısın ben bir Müslümanım. *Amentü ye külliyen inanır ve iman ederim.
İyi de bu ne perhiz bu ne lahana turşusu o zaman?
Dilimde tüy bitti Şansal, İnanç bir tercihtir. Nasıl inanmak istersen bütün olaylara öyle bakarsın. *Mesela ben, bu ayeti aklım dimağım, havsalam hiçbir uzvum almıyor. *Ne zaman Kuran okurken bu ayete ve bu ayetin önden hazırlandığı diğer ayetleri okusam hep aynı şey aklıma geliyor. Diyorum ki, bu ayetin adı kıyak. Allah peygamberine kıyak geçmiş.
Yav senin gibi eşitlik için bırak yorganı, Roma’yı yakan bir adam nasıl der bunu?
İyi de yalan mı söyleyeyim. Bak peygamberin durumu ile aynı aşağı yukarı durum. Amma Allah ne diyor. Allah’tan korksaydın ya, Milletten korkacağına. Burada millet deyince ahali demek yani. İçinde kendinde varsın.
Demek ki öncelikle ne olmalı. Bir Müslüman kendi kendini kandırmamalı.
İyi de Oki, o zaman inanç nasıl olacak? Bu ayet senin dediğin gibi bir kıyak ise, kıyak geçen bir Allah olur mu?
İşte bak sevgili şansal, tercihin ilk aşamasına geldik. Allah peygamberine kıyak geçti. Bu Allah’ın yokluğunu değil, Allah’ın kullarından seçtiği birine geçtiği kıyağı ispat eder.
Ama sen dersen ki, yok arkadaş ben Kıyak geçen Allah’ı kabul edemem. Allah kıyak geçemez. İşte bu da tercihin ikinci bakış yerinin ilk durağıdır. Yani Allah sen olursun, Öbür tarafın Allah’ının adaletsiz bir uygulama yaptığını söylersin. Çünkü Al-Lahtır.Bu kelimeyi öğrenmek için Turan Dursun’u oku. Bu sitedeki bir sürü yazıyı oku.
Sahi Allah deyince sen ne anlıyorsun Şansal?
Allah deyince ben, eeee, yani bana göre, olmayan bir şey olduğu için, açıkçası bir yalan anlıyorum. Var olduğunu iddia edenlerin de Allah’ın emirlerine kendilerinin uymadığını zaten görüyorum. Hem işte bak dedin, Allah kıyak geçti diye. Hepten artık bende Allah’a olan inanç kalmadı. Zaten yoktu daaa.
Tamam, kalmasın bu daha iyi, boğulurken tek bir çıkış vardır zira. En dibe batıp tabandan kuvvet alarak yukarı fırlamak.
Yani ret ettiğin şey nedir? Peygamberi ret etti isen, yaşayıp yaşamadığını bilmiyorsun. Kitabı ret etti isen, orijinal olarak bir kitap yok. Haaaa anladımmmmm, sen de benim gibi dincileri ret ediyorsun. Doğrumu?
He valla doğru Erman hocam. Bu adamların seninde yukarıda sıraladığın ipe sapa gelmez tefsirleri ve mazeretleri beni deli ediyor.
Bak gördün mü şansal, aynı gemideyiz ikimizde. En azından nefretlerimiz aynı.
Söyle bakalım Oki, Allah ne demek o zaman sana göre.
Sana göre olmaz ki bu şansalım. Allah Allah tır. Tektir yani.
Mutlak Güç…
İnsanların ele geçiremeyeceği her şeydir. Aslında o her şeydir. Hem de hiçbir şey. *
Ne demek bu şimdi?
Bu şu demek, Kadiri küllü şey. Yani ona ait olmayan hiçbir şey yok demek. Enel hak varya hani. İşin aslı bu.
Yav bende bir şey diyeceksin sandım, Erman hocam, saçmaladın şimdi.
Dinle bir yav, hangimiz saçmalamıyor ki.
Aman aman, risale i nurlardan şimdi iğne ustasız olmaz diyeceksen kalsın. Karnım tok.
Doğru usta iğne işi bu ama merak etme, demeyeceğim.
Şimdi bak, insan bu dünyada her şeyi idare edebilecek bir çaba gösteriyor mu?
Evet…
Mesela denizleri de kontrol edebilir, yağmuru ufak ufak ediyor. Rüzgâr desen ona keza. Hatta kendi telepatik güçlerini bile geliştiriyor. Bana sorarsan bir gün insanlar kendiliğinden uçabilecek hale bile gelebilir. Kanat manat olmadan. Uçmak istiyorum diyecek uçacak. Bir Hint fakiri seyretmiştim adam havaya hooop kalktı ve havada öylece durdu. Şu şeyde vardı neydi adı; Criss Angel hah. Kızı uyutuyor sokağın ortasında havada kız duruyor. Vs vs.
Yani insan, keşif etmek için yaratılmış sanki. Hani ben bir halife yaratacağım ayeti varya, şeytanın orada ne işi var denilen, işte ora ile de alakalı. Yani halife idare edici, keşif edici, geliştirici, mamur edici, yıkıcı gibi özellikler demektir. İnsan bunu için yaratılmış zaten.
Ama halife aynı zamanda , “adına” demektir. Yani bütün bunları birinin bir şeyin adına yapmak yani.
Mesela adam filmde karıyı yatağa atıyor. Güzel. Bunu ne için yapıyor şansalım?
Sanat için tabi. Hah işte bak o artist sanatın halifesi olmuş oluyor. Aynı adam aynı karıyı kendi için atabilir mi yatağa. Mümkün değil. Karı basar yaygarayı, elli tane naz. Falan filan. Adam zorlarsa ve aynı tecavüz rolünü kendi için yaparsa ne olur?
Tecavüzün hası olur.
Peki, neden olur? Çünkü o adam o işi kendi için yaptı da ondan. Hapsi boylar.
Ama dikkat edersen gerçek sahnelerle çekiliyor artık filmler. Geçti öyle bizim zamanımızdaki Hadi Çaman’ın beyaz donla tecavüz kandırma sahneleri. Hem Kadir abim ne dedi. “Ben rolün gerçeğini yaparım yatakta” dedi.
Demek ki, amel aynı iken, amaç farklı olunca vakıa aynı kalırken, sonuç farklı oluyor.
Yav Oki , Emanuelleyimi anlatıyorsun dini bilgimi belli değil arkadaş. Seninkisi de bir ayrı garabet ha.
Ne yapayım şansalım, hayatın içinden en yakın örnek herkesin anlayacağı şekilde ancak böyle oluyor. Millet Abaza kalmış, öyleyse en iyi oradan anlatılır. Hem madem Allah var her şey ona musahhar. Sinemada, rolde, her şey.
Ne yani şimdi, sen bir iş yaptığında mesela bu yazıyı yazdığında, bunu Allah için mi yapıyorsun?
Diyorum ki Allah’ım bu amelimi hayra çevir. Yani ameli işlerken ki irademde bir benlik var ise bunu benden kaldır diyorum.
Peki, Allah kaldırıyor mu?
Bunu bilemem. Ama ben Allah’ı tercih ettiğim için, Allah’ın nelerden hoşlanmadığını biliyorum. Bu nedenle, amelimi işlerken kalkması gereken enaniyetimi kontrol etmeye çalışıyorum. Yani iradeyi de ortaya koyan benim, hayra da sebep olan benim.
Ama pek başarılı olduğunu söylemek zor buradan bakılırsa.
Haklısın şansal, çok hata yapıyorum. İşte bu insan olmaktan dolayı ve insanlığın gereğine zıt ameller yapınca da Allah’ım beni affet diye dua ediyorum.
Heehhe amma iş Oki, yav kendini kandırıyorsun sen. Hem dua edince ne oluyor?
Sevgili şansal, dua edince şu oluyor.
İçimdeki ben ile yüzleşiyorum. Sonra diyorum ki, iyya kenağbüdü ve iyya kenastağin… Kendim hariç erişebildiğim her şey hariç, insan olduğumu unutup, bütün zerrelerin bir birleşimi olarak bedenime içimdeki özün sahip çıkmasını diliyorum.
Yani düşün şimdi, bir robotsun tamamı. İçinde bir program var ve source lara erişmek için bir anahtar lazım, o anahtarı almak içinde robotun fişinin çekilmesi lazım. İşte Duadaki sır bu. Fişi çekip suspend durumunda kalıyorsun. Sonra usb den kilidi takıp source lara erişiyorsun. Ve hata nerdeyse düzeltiyorsun. Sonra da sağa sola selam verip bakınıp aynen yeni kodlar ile devam ediyorsun. Ahaaa en iyi örnek buna şey, burada seyrettimdi. Submission evet evet. İşte o.
Bence duanın ne olduğunu anlatmak için mükemmel ötesi bir film. Danimarkalının yaptığı. Ama nerdeee anlayacak millet. Onların Allah’ı kıyak geçmez çünkü hiç… Ancak milleti birbirine düşürür.
Bak aklıma geldi, o filmde kız sonunda ne diyor, ben bu kadar çileyi benim çekerken, “SEN bir sağır gibi duymuyorsun” işte filmin en can alıcı cümlesi bu. Bence bir daha izle şansalım.
İyi de o cümle, olmayan Allah’ı vurgulamak için söylenmiş orada ne alaka…
Hadi ya, niye namaz kılıyor kız o zaman. Ve neden anlatıyor her şeyi. Arkada kaynana korkusu olsa, baştan sona ona söverdi biterdi. Sen iyisimi bir daha izle şansal. Mükemmel film. Karı da güzel. Transparan da giydirmişler göz kayıyor ufaktan ama. Ne yapalım yakışmış de geç.
Yani, bütün bunlara göre peygamber Allah’tan vahiy alıyor muydu almıyor muydu? Sen onu söyle.
Sevgili şansal, *konu hakkında hüküm verebilmek için peygamber o bilgiye nasıl ulaşıyordu sorusu ile aynı bu.
Bence peygamberlik, toplumun en sıkıştığı dönemlerde üzerinde en fazla sorumluluk taşıyan önder demektir. *Bu kişi, o kadar çok sorumluluk ile dolar ki, artık her şeyden ama her şeyden vazgeçer, kendinden bile, işte orası bir pik noktadır. Yani kendine ait ve nefsi için yönetmek değil, o yerdeki halkı ezen yer cüce tanrılarını ezmek için bir hareket başlatır. Hareketin başladığı an ise, bir sestir. Peygamberin duyduğu bir ses. Bu asıl olan özdeki sesin dışa yansımasıdır.
Vahiy toplumu ilgilendirir. İşte yukarıdaki ayetin en belirgin özelliği de budur. Bu ayet Peygamberin vahiy olarak halka söylediği ama aslında kendi nefsi için kullandığı ayettir. Ve temelinde şu vardır. Bu içindeki istek senin insan olduğunu ispat eder. *Bu ayet ile konuşanın sen olduğunu ispat eder. Bu ayet ne kadar saklarsan sakla, bir insan olarak hata yapacağını gösterir. Bu ayet peygamberlerin dönemleri ile ve aldıkları vahiyler arasında sıkı bir ilişki olduğunu gösterir. Bu ayet dinin hep yenileneceğini gösterir.
Yani, herkeste peygamber olacak bir potansiyel eşit olarak vardır. Bu potansiyelin olması ayrıdır, o potansiyeli açığa çıkarmak için eğitim almak ve o düsturda yaşamak ayrıdır. Şahsen ben hiçbir surette peygamber olmak istemezdim. Hatta bana göre peygamberlerde peygamberliği istemediler. Ama bir güç işte bir güç adı her ne ise, öyle bir muazzam güç ki, birini ileri sürüyor, seçiyor ve muvaffak kılıyor.
Öyleyse Güç nedir?
Ben bu güce adından da anlaşılacağı gibi AL-Lah olarak inanıyorum. Tercihimi aslında hepimizin içinde olan o özün muazzam güce teslim olmakta kullanıyorum. İnsan olarak bu gücün farkında olup da, O’nu yenmeye çalışanlara kızmıyor hatta takdir ediyorum. Ben korkaklık ediyor ve bir korkak köle gibi sinerken, onlar var güçleri ile o güce karşı savunmalar yapıyorlar, kaleler hazırlıyorlar, hatta ben onların kazanmasını bile diliyorum. Ama dedim ya bu öyle bir güç ki, gönlüm insanların kazanmalarından yanayken, o güce teslim olarak korunmaya çalışıyorum. Bu aynen labirentte sıkışan fare gibi bir durum. *Kimi fareler canla başla çalışıp bir çıkış yolu ararken, ben korkumdan dua ediyorum. Yalvarıyorum. *Ama benim tercihim koşan farelerin kendi kuyruklarını yakalamaya çalışmaları gibi beyhude olduğu yönünde. İnşallah yanılırım.
Belki Allah bu korkaklığımdan dolayı beni cezalandıracak ve çabalayan ve onurlu bir insanlık için çalışan inançsızları mükâfatlandıracak. Kim bilir? Bu nedenle ben sana mecburum güzelim, Bilemezsin.
İşte ben Kuran’a o özün içinden gelen olarak bakıyor ve tercihimi inanmaktan yana kullanıyorum. Yoksa akıl gözüyle Kuran’a bakıp birşey kazanamzsın.
Hoppala Kuran diyor ki, “akıl etmiyormusunuz..” Bir sürü ayet var böyle. Ne demek akıl gözüyle bakılmaz.
İşte bak şansalım, işin püf noktası şurada.
Kurana iman gözüyle bak, yani tercihini ondan yana kullan, ama olaylara akıl gözüyle bak demektir. Zira olayı yapan Allah değil. Yani insana akıl ile bak, *Mutlak güçten başka hiçbir gücü kabul etme hepiniz birisiniz ve eşitsiniz, hatta bakın peygamber bile sizinle aynı demektir. İstersen gir bak akıl etmezler mi denilen ayetlerin olduğu yerlerde hep, tabiattaki olan olayların kontrolü anlatır.
Yani bir tohum topraktan çıkar, ağaç olur. Burada gücü tohuma verirsen tohum bunu istedi dersin, tabiata verirsen tabiat bunu ağaç yaptı dersin, Allah’a verirsen bir güç bunun böyle olmasını istedi dersin. Vakıa aynı. Tercihler farklıdır. Bu kadar basit işte.
Zaten bu nedenledir ki, halkların eşitlik için Allah’a ihtiyacı vardır. İnsanı insan yapan öğe, eşitliktir. Ama gel gör ki başka bir durum var burada da. *İnsan ne yapmış gelişme adı altında çok doğru adımlar atmış. Ve insanlık karanlıktan kurtulmuş. * Bu gücün etrafında insanlar toplanmış. *Etrafındakiler o gücü kendileri kullanarak saltanatlar meydana getirmiş. Gücün olduğunu kabul edip, güçlüyüm diyeni yıkamayanlar ise, güç diye güçlüye tapmaya başlamış. Sonunda iş çığırından çıkmış, Asıl Mutlak güç unutulmuş. Güneş yerine lambaya tapar olmuş insanlar.
Mesela, Kuran da şu Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin meselesi vardır. Bir yerde över bir yerde yerer. Adamın kafası karışıyor hangisi doğru diye.
Halbuki, o dönemin içinde peygamberin o otoriteyi kurmak için kullandığı argüman olarak bakılsa iş çözülecek. Yani Peygamber aynı zamanda o özün kendi içinde olması hasebi ile Zuhurullah.
Ne yani Zeyneple yatan kim oluyor o zaman. Töbe töbe…
Şansalım, Zuhurullah demek o gücün ortaya çıkıp seslendiği anda ki yansıması demektir. Yoksa sair zamanda beşer aynı beşer. Şu “Kul” diye başlayan ayetler var ya hani, hatta hicrdeydi sanırım ben Allah’ın peygamberiyim söylemi. İşte o da bununla ilgili.
İşte enel hakk’ın da aslı bu.
Heeheee Erman hocam bu anlattıklarınla Allah’a inanacak bir tek kişi bile çıkmaz.
İnsanların görevi, tercihlerini kabul ettirmek değil, tercihlerinde doğru olmak olmalıdır. *Bak bir şeyin doğru olabilmesi için ila da iki nokta olması lazımdır ve bu noktaların arasında da bir mesafe olmak zorundadır. Yani ben sana mecburum durumları.
Eeee cennet cehennem işi ne olacak, miraç da var, daha.
Valla yoruldum Şansal. Onu da bana unutturma. Bir ara yazayım.
Hem şimdi ben biraz kitap okuyacağım. Kafam dağılsın. Sermayenin sosyalizmi adlı çok eski bir kitap, kapağı yok. Buradaki kitapçı atıyormuş, salak oki belki okur demiş bana yollamış *:?
Selamlar.
pante abi,,bu ahzab 52 *ilgimi cekti,,es deyistirmeden bahsediyor,,,allah allah,
o devirde *esmi *deyistiriyorlarmiski,,allah *böyle br ayet yollamis?allah allah,,
kafam karisdi..ilk defa görüyom bu ayeti,,
Ayette Zeyd ismi geçiyor. Ki Kuranda geçen başka da özel isim yoktur diye biliyorum.
Kur'an'da ashaptan müslüman olarak Zeyd tek özel isim.
Genel olarak Muhammed dönemi alınırsa Ebu Leheb'i unutmamak lazım.
Benim ilgimi çeken ise, Zeyd ilk ve en faydalı müslümanlardan. Oğlu usame de öyle.
Ama ne hikmetse başkalarının adı anılırken hz. öneki (r.a) soneki kullanılır da Zeyd basit geçilir.
Çocuklarına Kur'an'dan ve hadislerden isim verirler ama ben Zeyd ismine rastlamadım şimdiye kadar. Sanki Zeyd'in anılmaması için bir çaba vardır. Zeyd bir hasımdır sanki. Peygamberin eşiyle evlenmek yasaklanmıştır Kur'an'da. Sanki eşi alınan Zeyd değil de Muhammed'miş gibi bir soğuk bakış vardır Zeyd'e karşı.
pante abi,,bu ahzab 52 *ilgimi cekti,,es deyistirmeden bahsediyor,,,allah allah,
o devirde *esmi *deyistiriyorlarmiski,,allah *böyle br ayet yollamis?allah allah,,
kafam karisdi..ilk defa görüyom bu ayeti,,
Bu eş değiştirme, boşayarak yerine başka eş alma şeklinde.
Karısını başkasıyla değiştirmek anlamında değil.
Ama o dönemde "Boşol" deyip mehrini vererek boşamak ve yerine başkasını almak çok kolaymış. Mesela peygamber evlendiği Esma'nın zifaf gecesinde, sırtında leke görünce hoşuna gitmemiş ve o gece boşamış Esma'yı.
sagol abi *icmi ferahlatdin,,az kalsin günaha *giriyorduk,,bende es deyistirme *okuyunca,,swinger tipi *anladim,,neyse tesekkürler.
*ALLAH razi olsun abi
alo fetva hattı açmak lazım. *:lol:
* *saygılarımla
alo fetvada emin ol ciddiyim,dinle mücadelenin başka bir yönü..
hani sorarlar ya,,,hocaam *tırnağım ojeliyken abdestim kabul olurmu?
insanlığın hayvanlar alemin in bu kadar sorunu varken ,,hanımefendinin derdine bak,,
hay senin abdestine,,,,,
gelde kafayı yerden yere vurma ,,dilaver abi..
alo fetvayı açacanki,,dinlerin insanı ne hale sokduğu görülsün.
thunderpoint
26-11-2007, 11:38
Yani düşün şimdi, bir robotsun tamamı. İçinde bir program var ve source lara erişmek için bir anahtar lazım, o anahtarı almak içinde robotun fişinin çekilmesi lazım. İşte Duadaki sır bu. Fişi çekip suspend durumunda kalıyorsun. Sonra usb den kilidi takıp source lara erişiyorsun. Ve hata nerdeyse düzeltiyorsun. Sonra da sağa sola selam verip bakınıp aynen yeni kodlar ile devam ediyorsun.
Sevgili oki,
İSL Model metâl robot devri geçeli çok oldu. ATE Model bizler likit metâl ürünüyüz. Bizde fiş, kablo, çip falan yok; haberin olsun!...
Kısaca, 'dua' dediğin şey herkesi rutin etkileseydi 'dua' olurdu ve gelişmiş, likit metal üretime gerek kalmazdı...
Şansal'a selam...
Ermen hocam, senin modelin geçmiş, öyle diyorlar. Ne dersin bu konuda.
Doğru valla, bizler kara şanzuman ile idare ediyoruz tükendik. Yeni modeller daha dinamik, sibernetik ile işi daha da mükemmel hale gelecek bu da bir gerçek.
Amma biz eski robotların ettiği dualar olmasaydı bu gelişme mümkün değil olmazdı. *Hem dua etkilemek için değildi bizim zamanımızda etkilenmek içindi. Bir nevi şarj yani. Şimdi ki roboıtlar maşallah şarja falan gerek duymadan uzun süre gidiyorlar.
Sora sora bağdat bulunurmuş Sevgili Şansal. *Nasılsa dünya yuvarlak, hangi noktadan çıkarsan çık, tilkinin dönüp dolaşacağı yer kürkçü dükkanı nasılsa. *
Gün gelecek ATE modellerde eskiyecek... Yerine belki de gerçek insanlar gelecek :)
...
Ne iş Şansalım, Thunderpoint selam söylemiş sana.
Eeee, aynı saftayız da ondandır Erman hocam.
Haydaa, şiş kebap olan biz selamı alan *sen.
Olmuyor böyle, Organize olalım beylerrrrrr :)
Selamlar...
Arkadaslar hic kutsal kitapta celiski olur mu. Kitap kutsal olsa zaten celiski olmaz, bence sorun kitabin "kutsal olmamasi"
thunderpoint
26-11-2007, 12:18
Sora sora bağdat bulunurmuş Sevgili Şansal. *Nasılsa dünya yuvarlak, hangi noktadan çıkarsan çık, tilkinin dönüp dolaşacağı yer kürkçü dükkanı nasılsa. *
Bizim kürkçü uzun yıllardır iflas gösteriyor; kepenkler de inik bu ara. Bir de Emel'den korkuyor galiba; buralara pek uğramıyor. Çünkü 'ay' uzun zamandır yerinde ve sapasağlam...
Sevgiler...
Hehhehheee, Emel'i saldık çayıra , bizim pantere rastlarsa vay geldi haline.)
Çok iyi yaaaa, kıskandım valla. Oniki den tam isabet.
Sevgiler.
sagol abi *icmi ferahlatdin,,az kalsin günaha *giriyorduk,,bende es deyistirme *okuyunca,,zwinger tipi *anladim,,neyse tesekkürler.
ALLAH razi olsun abi
Yanıtım ferahlamanı sağlamış Scarface.
Biraz ferahını bozalım. *:)
Bu ayette eş değişlikliği kastedilmiyorsa da, eş değişikliği anlamı taşıyacak bir uygulama vardı Medine döneminde.
Günümüzde nasıl ki bir fahişe bir gece bir erkekle, sonraki gece başka bir erkekle oluyor.
O erkekler de başka zamanlarda başka fahişelerle birlikte olabiliyor.
Yani 10 fahişeyi düşün, 10 tane de arada bir fahişelerle beraber olan erkeği.
Bu erkeklerin her biri değişik zamanlarda bu fahişelerle ilişki kuruyorlar.
Bu ilişkiyi kurarken tokalaşıp anlaştıklarında bunun adı mut'a nikahı oluyor.
Bir geceliğine karı-koca olmuş oluyorlar.
Bir anlamda sürekli eş değişikliği.
İşte Medine dönemindeki uygulama da böyle. Süreli nikah anlamında Mut'a nikahı.
Nisa suresi 24'de "zinadan korunmak için yararlandığınız kadınlarla aranızda anlaştığınız ücreti ödeyin" diyor.
Yani zinanın evli olmayan kadınlarla ve zora, tacize, tecavüze dayalı olanı değil de karşılıklı anlaşmaya dayalı olanı. Sonuçta bu da zina.
Peygamber döneminde mut'a nikahının olduğu kesin de, peygamberin mut'a nikahını neshettiği ve haram kıldığı rivayeti şüpheli. Şiiler bu neshe inanmıyorlar ve bu uygulamayı bugün dahi sürdürüyorlar. İran'da mut'a nikahı serbest.
Diğer ülkelerdeki genelevler de aynı sistemle çalışıyor sayılır.
ziggurat
30-11-2007, 01:12
Star Tv de bir adam var;Romantik Nihat Hatipoglu.Saf köylüleri kandiran ,ikide bir Sevgili Peygamberimiz diyerek konusan adam.Belkide kim bilir T.D sitesine takiliyordur.Eger bu yazdiklarimizi okuyorsa ,ona bir tavsiyem olacak:halki dinsel konularda aydinlatirken,Ahzap 50,37 vb.ayetlerden de söz etsen nasil olur?
PANTE kurandaki bir sure hakkında fikrini almak istiyorum fil suresi o surede zamanın habeş imparatoru ebrehe nin kabeyi yıkmak üzere içlerinde fillerinde bulunduğu güçlü ordusuyla mekkenin üzerine yürüdüğünü mekke üzerine geldiğindede ebabil adlı kuşların siccin denilen taşları ebrehenin ordusu üzerine gökten atarak ebrehenin ordusunu perişan ettiğinini bunun üzerine ebrehenin ordusunu alarak kabeyi yıkamadan geri döndüğünü anlatıyor peygamber ise bu olay yaşandığı tarihde küçük bir çocuk ve ileride bu olay kuranda anlatılıyor ve o dönemde hiçbir müşrik kurandaki bu sure ye itiraz etmiyor yani peygambere sen hikaye anlatıyorsun böyle bir *olay yaşanmadı demiyorlar şimdi kuranda yer alan bu mucizevi olay hakkında açıklamanı bekliyorum *saygılarımla
PANTE kurandaki bir sure hakkında fikrini almak istiyorum fil suresi o surede zamanın habeş imparatoru ebrehe nin kabeyi yıkmak üzere içlerinde fillerinde bulunduğu güçlü ordusuyla mekkenin üzerine yürüdüğünü mekke üzerine geldiğindede ebabil adlı kuşların siccin denilen taşları ebrehenin ordusu üzerine gökten atarak ebrehenin ordusunu perişan ettiğinini bunun üzerine ebrehenin ordusunu alarak kabeyi yıkamadan geri döndüğünü anlatıyor peygamber ise bu olay yaşandığı tarihde küçük bir çocuk ve ileride bu olay kuranda anlatılıyor ve o dönemde hiçbir müşrik kurandaki bu sure ye itiraz etmiyor yani peygambere sen hikaye anlatıyorsun böyle bir *olay yaşanmadı demiyorlar şimdi kuranda yer alan bu mucizevi olay hakkında açıklamanı bekliyorum *saygılarımla
Kurtkan, Fil suresi ile ilgili görüşlerimizi aşağıdaki başlıkta yansıttık. İnceleyebilirsin.
Fil Suresi hakkında (http://www.turandursun.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=184&postdays=0&postorder=asc&start=0)
Bu konuyu Dini efsane ve masallar başlığındaki listeme ilave etmiştim sanırım.
Dini Efsane ve Masallar (http://www.turandursun.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=3242&start=0)
Fil vakası da putperest dönemin Kureyş Efsanelerinden biridir.
Her efsane, bir olayın üzerine abartmalar, süslemeler, mucizeler eklenmesiyle oluşmuştur.
Putperestler inandıkları bir efsanenin aynen kabul görmesine tabi ki itiraz etmezler.
Aynı şekilde Yahudiler de inandıkları efsanelerin, Tevratta yazılı masalların Kur'an'da yer almasına ve tasdik edilmesine ses çıkarmamışlardır. Anormal olan itiraz etmeleridir.
Diyelim ki müslümanlar, hadislerde anlatılan ayın yarılması mucizesine inanıyorlar.
Bu olaya, İslamdan sonraki bir din mesela Bahai dini de inanmış olsa, kutsal kitaplarında buna yer verilmiş olsa, müslümanların buna itiraz etmesi mi gerekir? İtiraz edilmemesi ayın gerçekten yarıldığını mı kanıtlar? Hayır.
Kabe, putperestlerin kutsalıydı. Kabe'nin Allah ve şefaatçi putları vasıtasıyla korunduğuna inanıyorlardı. Fil vakası da, Kabe'nin korunduğuna dair inandıkları ama nasıl olduğuna akıl erdiremedikleri bir olaydı.
Bu olayın yeni bir din olarak ortaya çıkan grubun kitabında yer almasına putperestlerin itiraz etmemeleri de o olayın gerçek olduğunu kanıtlamaz.
Ebrehe, Kabe'yi kuşatmış, büyük olasılıkla ordusunda bulaşıcı bir hastalık yayılmış ve askerlerinin bir kısmı ölmüş, bir kısmı da savaşamaz duruma düşmüştür. Bu salgın hastalığın çiçek olduğu ihtimali en yaygın görüştür.
Bu olay, fillerin yere çöküp yürümemesi, ebabil kuşlarının siccil denen yakıcı taşlar atmaları şeklinde efsaneleştirilmiştir. Ölenlerin vücutlarında benek benek kabarıklar olması, hastalık hakkında bilgisi olmayan Kureyşlilerce taş yarası olarak algılanmış, "bu taşları da biz atmadığımıza göre, Allah kuşlara attırmıştır." düşüncesiyle efsane ortaya çıkmıştır.
Tanrının dünya ve insanlar üzerinde mucizevi, bilimdışı, fizik ötesi hiçbir müdahalesi yoktur, olmamıştır. Tüm olaylar bilim ve doğa kanunları çerçevesinde cereyan etmiştir, etmektedir.
Bilimin geri olduğu dönemlerde akıl erdirilemeyen olaylar mucizelere dayandırılmıştır.
Pante arkadaş kusura bakma sitede henüz yeniyim o yüzden fil süresi ile ilgili başlıklara bakmadım buda benim bir eksiğim ileride herhalde böyle aceleci davranmam arkadaşım verdiğin cevabı ilgiyle okudum cevabındaki açıklamaların bir kısmını bende düşünmüştüm ama bazı konulardada bu sure hakkında aklıma gelmeyen değişik acıklamaların için teşekkür ederim
sevgili pante,öncelikle adam yerine koyup birkaçsatır yazdığın için çok çok teşekkürler.
ben kuranı fazla bilmem *vaktiyle tevrat okumuşdum arkasındanda kuranı okuyunca çok net bir şekilde tevratdan kopya edildiyini hemen anladım onun için fazlada üzerine düşmedim ama kardeşimle biraraya geldiyimizde konuştuğumuz tek konu kurandır hatta birara beni çok az ikna eder gibide olmuşdu onun bana kabul etdirmek istediyi muhammedle ali iyiler ömer osman ebubekir oradaki kötüler hani her filmin iyileri ve kötüleri olurya onun gibi ama allah şu interneti bulandan razı olsunki birgün internetde dolaşırken tesadüfen sizin siteye girdim *o gün bu gündür sizleri takip ediyorum *allah sizlerdende razı olsunki(tabiki yüzde doksan duran dursun abiden)beni bu saçmalıklardan kurtardınız,allaha şükürler olsunki şimdi hiçbir dinden medet ummuyorum darısı kardeşimin başına onunki hastalık olmuş *her ayetden mana çıkartmaya çalışıyor inşallah bende ona yardım edebilirim.
bizim meseleye gelince bunlar herşeyi kılıfına zaten uyduruyorlar *ben bunu herzaman çok net birşekilde görebiliyorum *aslında bunların çoğu ruhhastası terapi ve psikoloğa ihtiyaçları var fakat bunun farkında deyiller *şundan emin olabilirsinki *bizden sonraki nesiller bunları zorunlu tedaviye yollucak *ilerde toplum içinde dolaşmak bunlara yasak olucak bence bunlardan korkmanıza hiçgerek yok bu tür fikirler özgürlüyün olduğu yerlerde barınamaz,burda avrupada insanların çok az bir kısmı dindardır.selamlar sayın pante *her zaman takipdeyim
Bu mucizevi olaylar konusunda bende tamamen *sayın *pante gıbı dusunuyorum. Hak dın olarak adlandırılan dınlerdekı tanrıların dunya uzerınde herhangı bır fızık otesı ve dogal yapıyla acıklanamayacak etkısı *yoktur.
Bu konuda eklemek ısedıgım bır noktada ınsanların kendı sınırlarını bılmekte henuz yetkın olmadıkları.
Birde enteresan olan ve benim aklıma cok takılan konu iletişim teknolojileri gelişip çeşitlendikçe
mucizevi olaylar görulmemeye başlanıyor.
Sanki telefon ve *canlıyayın olanakları olmadan once daha *cok mucıze oluyordu *da *sımdı bu mucuzelerı gosterıp ınsanlara somut gercek sunmaya *gerek kalmadı.
Sevgili kurtkan ve sevgili scarface;
Yeni olduğunuz konusu geçince, yeni olduğunuzu gözönüne alarak daha önce "hoşgeldiniz" demediysem "hoşgeldiniz" diyorum.
Ben yeni-eski gibi bir dikkate alıcı olmadığım için sanki sitede eski üyelerdenmişsiniz gibi sıradan bir yanıt verdim. Umarım bunu bir soğukluk olarak algılamamışsınızdır.
Ayrıca "Adam yerine koyup yanıt vermek" haddimiz değil, elbette yanıtlayacağız.
Muhatap olmadığım ve olmak istemediklerim ise sadece konulara fikir bazında değil de kişiye yönelik yaklaşanlar, itham ve tahrikar tavırlar sergileyenler.
Bu olmadıktan sonra her fikir ve inançtan insanlarla münazara ve bilgi-fikir alışverişi içinde olmak için buradayız zaten.
Kimseyi hakir göremeyiz, inançlarından dolayı da aşağılayamayız, alaya alamayız.
"Meseleye onların inancı o, benim inancım bu" açısından yaklaşmaya çalışırım.
Ben inancımın dayanağı ve kaynağı olarak bilimi alırım. Kimileri de kutsallarını alır.
Onlar beni aydınlatmaya çalışır, ben onları aydınlatmaya. Gerçek aydınlanma, bana göre benim fikirlerim, inançlarımdır. Onlara göre onların inançları.
Bu noktada gerek burada, gerekse gerçek yaşamda gerekli olan karşılıklı hoşgörü ve fikirlere, inançlara saygıdır.
Ruhsal tedaviye ihtiyacı olanlar ise inançlarını, görüşlerini şiddete yönelerek kabul ettirme düşüncesinde olanlardır. Bu da maalesef özellikle geri kalmış ülke insanlarına mahsus.
Birgün barışa ve hoşgörüye tam anlamıyla sahip olunacağına inanıyorum. Herhalde o gün gelince, şiddet yanlısı psikolojilere sahip olanlara hasta gözüyle bakılıp tedaviye gerek duyarlar. *:)
Ruhsal tedaviye ihtiyacı olanlar ise inançlarını, görüşlerini şiddete yönelerek kabul ettirme düşüncesinde olanlardır. Bu da maalesef özellikle geri kalmış ülke insanlarına mahsus.
Birgün barışa ve hoşgörüye tam anlamıyla sahip olunacağına inanıyorum. Herhalde o gün gelince, şiddet yanlısı psikolojilere sahip olanlara hasta gözüyle bakılıp tedaviye gerek duyarlar. *
Sevgili pante,
Şu anda hala akut tedavileri devam etmekte... :lol:
hocaam *tırnağım ojeliyken abdestim kabul olurmu?
O da * bir şeymi sevgili scarface, süleyman ateşin köşesinde adamın biri sarığını sardıktan sonra boşta kalan ucunu, *'sağa mı yoksa sola mı' yatırması gerektiğininin caiz olup-olmadığını soruyor.
(Biraz önceki *mesajım sayısına baktımda, (anladınız siz) son bir mesaj daha yazıp öyle kapatayım konuyu dedim..)
Muhammed, ilk başta "Ganimetlerin tümü Allah'a ve peygambere aittir" diyor ve ganimetlere el koyuyordu. Müslümanlar buna karşı çıkıp ganimetten pay istediler. İtirazlar üzerine 1/5 ayeti geldi.
Kimbilir, ayet gelene kadar ne tartışmalar, ne pazarlıklar olmuştur?
Ganimetlerin tamamını kendine ve Allah'a ait olarak görürken 4/5'ünün elden çıkması herhalde Muhammed'in hoşuna gitmemiştir.
Acaba kendi malı, kendi hakkı gördüğü bu ganimetleri gerek paylaştırırken gerekse 1/5'in içinden aşırdığı, çaldığı olmuş mudur?
Bir peygamber hırsızlık yapabilir mi?
Başkalarının hakkını, devlet-millet malını kendi zimmetine geçirebilir mi?
Böyle bir olasılık mümkün müdür?
Bir başbakanın, bir cumhurbaşkanının basın açıklamasında durup dururken hırsızlık, yolsuzluk yapmadığını açıklamaya çalışması normal midir?
Eğer bu konuda bir suçlamayla karşı karşıyaysa normaldir.
Örneğin Turgut özal, hakkındaki iddia ve suçlamalar üzerine böyle bir açıklama yapmış ve bir yolsuzluk yaptıysa bunun hesabını öbür dünyada Allah'a vereceğini söylemişti.
Şimdi aşağıdaki ayete bakalım:
Ali İmran/ 161. Bir peygamber için emanete hıyanet olur şey değildir. Kim böyle bir aşırma ve ihanette bulunursa, aşırdığını kıyamet günü boynuna yüklenerek getirir. Sonra da herkese kazandığının karşılığı tastamam ödenir, onlar da haksızlığa uğramamış olurlar.
Bu ayet bana "Ben hesabımı Ahiret günü Allah'a veririm" diyenleri hatırlattı.
Muhammed de ayette aynen böyle diyor.
"Ganimetten aşırma yaptıysam, kıyamet günü aşırdıklarımı boynumda taşıyıp getiririm, herkes de hakkını alır." diyor dolaylı olarak.
Ortada hiçbirşey yokken böyle bir ayete gerek duyulması mümkün değildir.
Bu ayetin evrensel bir niteliği de yoktur kesinlikle.
Ya Muhammed hakkında ya da bir peygamber hakkında bir iddiada bulunulmuştur. Yani tarihidir, o dönemle ilgili bir konuya mahsustur.
Tabi ki bu ayetin varlığı, Muhammed'in bir aşırma yaptığı anlamı taşımaz.
Ama bu tür bir olasılığı akla getirir.
Ayette, hesabın ahiret günü sorulacağı açıklaması ise denetimin önüne set koymaktır.
Yolsuzluk, toplumların en büyük sorunlarından biri iken, denetimsizliği hakim kılıcı ve hesabı Allah'a havale edici çözüm çözüm değildir. Doğrusu, sayımdır, kayıttır, denetimdir.
Halbuki maddi konularla direk olarak peygamberin ilgilenmesi yerine bir komisyona görev verilse ve bu komisyon da denetlenseydi o döneme göre çok daha uygun bir çözüm olur ve sorun yaşanmaz, evrensel olduğu iddia edilen Kur'an'da böyle bir ayete gerek kalmaz, çelişki olmazdı.
sevgili pante
* *
* *Bedir savaşı esnasında kırmızı bir kumaş kaybolur ve bunu Muhammedin aldıgı iddia edilir. Bunun üzerine Ali İmran 161 ayeti gelir :
* * saygılarımla
Evet Dilaver. Ayet hakkında açıklamamızı önce hadislere itibar etmeyen, sade Kur'an'cılar için yaptık. Şimdi de hadislere bakalım;
527 - İbnu Abbas (r.a.): "Hiçbir peygambere ganimete ve millet malına hıyanet yaraşmaz" (Al-i Imran, 161) ayeti, Bedir savaşı sırasında kaybolan kırmızı renkli bir kadife parçası hakkında nazil olmuştu.
Cemaatten bazısı "Belki de Hz. Peygamber almıştır" demişti ki bunun uzerine yukarıdaki ayet nazil oldu."
Ebu Davud, el-Huruf ve'l-Kiraat 1,(3971); Tirmizi, Tefsir, Al-i Imran (3012).
Peygamber bir gün ikindi namazını kıldı ve acele ile kalkarak şöyle buyurdu:
" Yanımda kalan Bir Miktar külçe altını hatırladım. Beni bağlamasından hoşlanmadığım için taksim edilmesi bana emredildi."
Ukbe 273 Buhari
Doğru eve giderek, evdeki paraları aramaya başladı. Ama bir türlü bulamıyordu.
Ayşe altınları yoksullara dağıttığını söyledi. *:roll:
"Demir'in indirilmesi" konusu mucizeci şarlatanların en büyük silahlarından biridir.
Demir'in dünya dışı bir element olduğunu, göktaşlarıyla dünyaya gökten geldiğini iddia ederek Kur'an'ın mucizesine işaret etmeye kalkışırlar.
Bu konu bilimsel olarak ne kadar izah edilirse edilsin, vazgeçilmez.
Ben bu mucize uydurmasını daha anlayacakları dilden çürütecek bir kanıt vereyim.
Kur'an'ı put gibi ele alanların iddiaları da ancak Kur'an'la çürütülebilir. Çünkü bu anlayışta olanlar, konu bilim ve kur'an olduğunda Kur'an'ı tanırlar, bilimi değil.
Hadid/ 25. Lekad erselna rusulena bilbeyyinati ve enzelna me'ahumulkitabe velmiyzane liyekumennasu bilkıstı ve enzelnelhadiyde fiyhi be'sun şediydun ve menafi'u linnasi ve liya'lemallahu men yensuruhu ve rusulehu bilğaybi innallahe kaviyyun 'aziyzun.
"Enzelna" nın indirmek olduğu, "verdik" ya da "yarattık" değil de "indirdik" ibaresinin mucize olduğu, çünkü demirin dünya dışı bir oluşum olduğu iddia edilir.
Aşağıdaki ayette de enzelna yani "indirdik" der.
Araf/ 26. Ya benı ademe kad enzelna aleyküm libasey yüvarı sev'atiküm ve rışev ve libasüt takva zalike hayr zalike min ayatillahi leallehüm yezzekkerun
Ama burada indirilen giysidir. *:)
“Ey Âdem'in evlatları! Bakın size edep yerlerinizi örteceğiniz giysi, süsleneceğiniz elbise indirdik.Fakat unutmayın ki en güzel elbise, takvâ elbisesidir.İşte bunlar Allah’ın âyetlerindendir. Olur ki insanlar düşünür de ders alırlar”.
Bu da giysi mucizesi herhalde! *:)
Ayetin sonunda "ders alırlar" diyorsa da bunlar ders almaz, sıkılmadan hala mucize diye tutturup giderler..
Iman gucu budur iste.
Asik olmussan bir kere,
kusur bulamazsin sevdiginde
Gozune de soksalar hatalarini
anlayamazsin, perde vardir gozlerinde..
Melekler büyü öğretir mi?
Örneğin karı-kocanın arasını açacak bir büyü meleklerden öğrenilebilir mi?
Bu İslam'a ve Kur'an'a göre mümkün müdür?
Bir bilen müslüman var mı?
Melekler çok iyi ve güzel yaratıklardır.
Büyü ile kötülükle işleri olmaz.
Şahsen bende melek gibi bir insanımdır.
Onun için bu konuyu iyi bilirim.
Müslümanım(T.C Kimliğimde öyle yazıyor)
Allaha emanet olun ,cennette yerim reserve,düşünürseniz birlikte olabiliriz.
Saygılar,sevgiler
sevgili aydoe
* şeytan da bir melektir, azrail de.
* saygılarımla
Ha ondan bana Devil's son demişler demek
Bende gençliğimde hep düşünmüştüm,benim gibi kötü bir adama niye melek ismi verildi diye
Sağol Dilaver
Saygılar
thunderpoint
15-01-2008, 22:47
Melekler büyü öğretir mi?
Konuyla ilgili cevapları tahmin etmek zor olmasa gerek çünkü bazı nüanslar hariç bütün islami sitelerde kanaat aynı. "Bakara 102'nin meali bu güne kadar yanlış verilmiş" diyorlar.
Buradan da hareketle bir arada yürütülebilmesi dileğiyle bahsi geçen konunun bir ekleme yapılarak -belki de açılım genişletilerek- incelenmesi daha doğru olur kanaatindeyim.
Konu şu: Allah'a rağmen -ve mantıken zorunlu olarak da onun izni ve inisiyatifiyle- Muhammed'e büyü yapılır ve o da bundan etkilenir:
(Alıntı: Kasr-ı arifan)
İşte Sihir ve büyünün bir hakikatinin bulundugunu Islâm alimlerinin büyük çogunlugu kabul etmislerdir. Nitekim sahih kaynaklarda yer alan bilgilere göre Rasulullah s.a.v.'e de büyü yapilmis ve bir süre bu büyünün tesirinde kalmistir.
Hz. Ai se r.a. anlatiyor:
Hz. Peygamber'e yahudiler tarafindan büyü yapildi. Öyle ki, Rasulullah yapmadigi bir seyi yaptigi vehmine düsüyordu. Bir gün benim yanimda iken Allah'a dua etti, sonra tekrar dua etti. Ve dedi ki:
- Âise , hissettin mi, sordugum hususta Allah bana hüküm verdi.
- Hangi hususta Ey Allah'in Rasulü , dedim.
- Iki kisi bana gelip, biri bas ucumda, digeri de ayak tarafimda oturdu. Biri digerine: “Bu zatin rahatsizligi nedir?” dedi. Öbürü: “Büyüdür!” dedi. Önceki tekrar sordu: “Kim büyüledi?” Digeri: “ Lebîd b. A'sam adindaki Züreykogullarindan bir yahudi .” diye cevap verdi. Öbürü: “Büyüyü neye yapti?” dedi. Arkadasi: “Bir tarakla saç döküntüsüne ve bir de erkek hurma tomurcugunun içine.” cevabini verdi. Digeri: “ Pekala , simdi nerede?” diye sordu. Arkadasi: “ Zervân kuyusunda.” cevabini verdi.
Bunun üzerine Rasulullah s.a.v. ashabindan bir grupla birlikte kuyuya gitti, ona bakti, kuyunun üzerinde bir hurma vardi. Sonra benim yanima dönüp:
- Ey Âise ! Allah'a yemin olsun, kuyunun suyu sanki kina islatilmis gibi (bulanik) ve (o kuyu ile sulanan) hurma agaçlarinin baslari da sanki seytanlarin baslari gibiydi, dedi. Ben:
- Ey Allah'in Rasulü , onu kuyudan çikardin mi, diye sordum.
- Hayir , dedi ve ilave etti: Bana gelince, Allah bana afiyet lütfetti ve sifa verdi. Ben halka bir kötülük gelmesine sebep olmasindan korktum. (Buharî, Müslim):
Allah meleklere neden büyü öğretir ve Muhammed'e büyü yapılmasına nasıl izin verir (Ya da niçin ona büyü yapılmasını emreder?)
Özellikle topluluk isimli nick kullanan ve ithamlarda bulunan Müslüman arkadaşların katılım ve katkıları beklenir...
Bakara/ 102. Tuttular da Süleyman mülküne dair şeytanların uydurup izledikleri şeyin ardına düştüler. Halbuki Süleyman inkâr edip kâfir olmadı, lakin o şeytanlar kâfirlik ettiler; insanlara sihir öğretiyorlar ve Bâbil'de Harut ve Marut'a, bu iki meleğe indirilen şeyleri öğretiyorlardı. Halbuki o ikisi "biz ancak ve ancak sizi denemek için gönderildik, sakın sihir yapıp da kâfir olmayın!" demeden kimseye birşey öğretmezlerdi. İşte bunlardan karı ile kocanın arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Fakat Allah'ın izni olmadıkça bununla kimseye zarar verebilecek değillerdi. Kendi kendilerine zarar verecek ve bir fayda sağlamayacak bir şey öğreniyorlardı. Yemin olsun ki, onu her kim satın alırsa, onu alanın ahirette bir nasibi olmayacağını da çok iyi biliyorlardı. Hakkiyle bilselerdi, uğruna canlarını sattıkları şey ne çirkin bir şeydi.
Allah tarafından gönderilmiş 2 melek var.
Bu 2 melek kendilerine indirilenleri insanlara öğretiyorlar.
Karıkocanın arasını açacak büyü bilgilerini öğretmeden önce ise uyarıda bulunuyorlar:
"Sakın bunları uygulayıp kafir olmayın" diyerek.
Ama kötü niyetliler bu bilgilerle ve Allah'ın izniyle büyü yapıyor ve başkalarına zarar veriyorlar.
Büyünün şeytan veya cinler tarafından öğretilmiş olması normal de,
uyarmış olsalar dahi melekler tarafından öğretilmesi ilginç.
Melekler alalade insanlara, hem de kötü niyetli büyücülere vahiy mi getirmiş?
Nasıl bir insan-melek ilişkisi bu?
Yoksa İslam'ın kabul etmediği ama Hristiyanlıkta var olan "düşen melek" inancı Kur'an'da da mı var?
Fakat ayette bu 2 melek eleştirilmiyor, savunuluyor.
Meleklerin saf olduğu düşünülür de bu saflık temizlik, güzellik anlamındadır.
Yoksa bu melekler akıl yönünden de mi saftılar ki insanlar tarafından kandırılabildiler?
Allah, melek, vahiy konusu bu denli basit mi?
Kur'an'daki bu büyü meselesi bir çelişki değil mi?
Kuranda Ademin yaratılışında Allah meleklere Adem için sizin bilmediklerinizi ben ona öğrettim demiyormuydu.Demekki insanların bilmediklerinide bazı meleklerine öğretmiş.
gematria
16-01-2008, 15:17
arkadaşlar bir süre sizden uzak kaldım elimde olmayan nedenlerden dolayı ama nihayet sizlere döneblecek zamanı buldum....
en son körelmiş arkadışımızla kalbin düşünebilmeyi veya anlamayıı sağlayan bir organ olup olmadığını tartışıyorduk benim basitleştirerek anlatmak istediğim bazı terimlere yüklenerek yanlış bilgilere sahip olduğumu savundu...oysa septum interventrikülare veya crista terminalis gibi terimleri kullanmam konuyu anlaşılmaz kılacağından basitleştirme yolunu seçtim... gelelim konumuza gecikmiş olsada cevabımı veriyim körelmişe
kalp in kendi ağrı duyusu yoktur... kalpte meydana gelen herhangi bi defektte ağrı kalp dışında başka yerlerde hisedilir(ör:sol omuz sol ,sol kolun iç kısmında veya sol pektoral bölgede) (anjina pektoris) kalpte afferent lifler bulunmaz körelmişin karıştırdığı afferent lifler arcus aorta ,v.cava superiror, akciğer damarlarındaki basınca hassas reseptörlere hizmet ederek buradaki uyarıları beyne iletir dolayısyla kalpte diil ondan çıkan damarlardadır... kalp kasında sınırlı olaylara duyarlı ağrı sensörleri vardır ama bunlarda ancak kalpkası ölümüveya ordaki hücrelerde metabolik artık birikimi sonucunda uyartı oluştururlar...KALP DOKUNMAYA KESMEYE SICAĞA SOĞUĞA KARŞI DUYARSIZDIR....
böyle bir organın nasıl olurda düşünme veya anlama gibi yeteneklere sahip olduğunu söylenebilirkii..
körelmişin pubmedden bize aktardığı hipotez hücre hafızası hipotezidir ..yani kanıtlanmamış gözleme dayanan tahminleri içermektedir ve şunu anlatmaktadır ...kalp nakli yapılan kişilerde kalbi aldığı kişiyle benzer bazı davranışlar sergilediği gözlenmiş gözlemi yapılan 5 kişiden sadece 2 si bu belirtileri göstermiş... asıl ilginç olan bu gözlemlerin sadece kalp nakli diill diğer nakledilen organlardada gözlemlenmiş olmasıı bilim adamlarına göre de bunun nedeni kalbin düşünebilme özelliği değildir...nedenii: beyinden salgılanan bazı nöropeptid maddelerii diye tahmin ediliyo ama unutmayın bu sadece gözleme dayanan kanıtlanmamış bir hipotezdir yani tahmin
Ayrıca açıklamak istediğim bi nokta daha var beyin sözcüğü kuranda çok az geçmekte ve bunların hiçbirinde organ olarak bahsedilmemektedirr sadecee BEYİNSİZ adı altında hakaret aşağılama aracı olarak kulanılmaktadır isteyen araştırsın ...ÖR:Allah'ın sizi başına diktiği mallarınızı beyinsizlere vermeyin. Onları o malla besleyin, giydirin ve onlara güzel öğütler verin. *nisa(5) yani daha öncedende bahsettiğim gibi ortada taaaa yunan medeniyeti döneminden kalan bi yanlış anlaşılma var beyinin özelliklerini kalbe atfetme sevdası hiç bitmicek ama gerçek her zaman karşılarındadır işte o AYET=ARAF 179 “Andolsun, cehennem için cinlerden ve insanlardan çok sayıda kişi yarattık (hazırladık). Kalbleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar (idrak edemezler), gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar gafil olanlardır.”..................................
başka bi ayet ........(ali imran167).....Onlar: "Savaşmayı bilsek arkanızdan gelirdik" dediler. Onlar, o gün imandan çok küfre yakındılar, ağızlarıyla kalplerinde olmayanı söylüyorlardı, Allah onların kalplerinde ne sakladıklarını en iyi bilendir.... son kez söylüyorummmm tüm müslümanlara kalp bir saklama aracı bir anlama aracı bir inanma aracı yada mühürlenebilen bişey değildir.. kalbin görevleri tıp bilimi tarafından kanıtlanmış ve ortaya konmuştur artık beyni mühürlü olmayanlar anlar umarım;)............... beyinle ilgili bi ayet
İnsanlardan beyinsiz takımı: "Bunları bulundukları kıbleden çeviren nedir?" diyeceklerdir. De ki: "Doğu da batı da Allah'ındır. O, dilediği kimseyi doğru bir caddeye çıkarır. (bakara 142)
Beyinsizler beyinsizler beyinsizler.......sadece buuuuuuuuuu başka bi amaçla beyin lafından bahsedilmiyor:D
beyinle ilgili bi ayet
İnsanlardan beyinsiz takımı: "Bunları bulundukları kıbleden çeviren nedir?" diyeceklerdir. De ki: "Doğu da batı da Allah'ındır. O, dilediği kimseyi doğru bir caddeye çıkarır. (bakara 142)
Beyinsizler beyinsizler beyinsizler.......sadece buuuuuuuuuu başka bi amaçla beyin lafından bahsedilmiyor:D
Gematria, yeniden hoşgeldin.
Kur'an'da beyin kelimesi organ olarak da geçmez, mecazi anlamda beyinsiz olarak da.
"Beyinsiz" sözcüğünün çevirilerde kullanılmış olması tamamen mealcinin tasarrufudur.
Ya da bilinçli olarak yapılmış bir meal tahrifatıdır.
Kalp, kesinlikle sadece kan pompalayan bir organdır.
Bunun dışında akıl, duygu ve düşünceler ile hiçbir ilgisi yoktur.
Zaten öyle olsa kalp nakli, bypass vb. ameliyatların sonunda bariz karakter farklılıkları ortaya çıkardı. Bunun tek bir örneğine dahi rastlanmamıştır, binlerce hasta içinde.
Ancak kalbi iman atesiyle kavrulanlar bu organi hislerin olustugu organ diye gorebilir, tip egitimi almis olsa da..
*eskilerin bu organi beyin gibi algilamalarina bir neden de, sevinc, huzun heyecan gibi duygularda, kalbin ritminin adrenalin salgilanmasi nedeniyle hizlanmasindan, huzur duygusuyla normale donmesinden kaynaklandigini zannediyorum. ne de olsa allah 1400 sene once beyinin fonksiyonlarindan haberi yoktu. :lol:
gematria
16-01-2008, 23:53
hoşbulduk kardeşler
pante güzel demişsin bende öyle düşünmüştüm çünkü daha önce beyin kellimesine rastlamamıştım çeviride çevirenin kendi yorumunu katmasıyla oluşmuş bişey onlar ...zaten daha önce anlattığım gibi tarihte kalbin işlevleriyle beynin işlevleri hep karıştırılmıştır ....kalp nakli sırasında aslı belli olmayan bikaç söylenti var körelmişin bahsettiği pubmedde yayınlanmış yayındada bu yazıyo ama kesin bi dayanağı yok deneyin kimlerle yapıldığı nasıl gözlem yapıldığı bilinmiyo sadece anlatılıyoo bu söylentiler tıp dünyasında pek rağbet görmüyo zaten özellikle alternatif tıp grupları ve yoga öğretisiyle ilgilinen kişiler bu söylentilerin kaynağını oluşturuyo ...size benim araştırmamla ulaştığım bu söylentilerden birini aktarıcam: kalp nakli yapılan 5 yaşındaki bi kız kalbi aldığı kişinin babasını görünce babaaaaaaaaa diyip boynuna sarılmışş:D:D:D:D bu söylentiler hiçbir bilimsel dayanağı olmayan kulaktan doğma hikayeler olarak kabul görüyo.......
Hoşgeldin gematria,
Seni sürekli aramızda görmek isteriz. Gerçi yazdığın bir sürü şeyden hiçbir şey anlamasak da işin özü ortada. Aslında bugün çoluk çocuk bile kalbin düşünceyle bir ilgisi olmadığını biliyor ama şunu da biliyoruz: Dilin de kemiği yok. *:D
gematria
17-01-2008, 00:42
kullandığım tıbbi dilden bahsediyosa bu ihtiyaca beni diğer doktor körelmiş itiyo:D ama ben elimden geldiğince basitleştirerek anlatıcam tibbi messeleleri bide testis vakası varmış pante bahsetmiş nedir ?????????
XxSiyaHxX
17-01-2008, 04:04
Yine ayni tuzuk ihlali: *- ucuncuyol
2- Uzun Metinleri Kopyala-Yapıştır Yöntemiyle Forumlarımıza Taşımayınız
Kendi yorumlarınızı da katmadığınız sürece başka sitelerdeki yazıları kopyala-yapıştır (copy-paste) yöntemi ile forumlarımıza taşımayınız. Uzun kopyala-yapıştır mesajları genellikle sıkıcı olduğu ve okunmadığı gibi veri tabanımızın gereksiz büyümesine neden olmaktadır.
Kopyala-yapıştır yöntemi kullanmak yerine ilgili web sayfasının linkini yazmayı tercih ediniz.
Bilhassa uzun kopyala-yapıştır metinleri içeren mesajlar yöneticiler tarafından yazarı uyarılmaksızın silinecektir. Tekrarı durumunda kendisine disiplin cezası verilecektir.
Sevgili Gematria,
Seni tekrar aramizda gorunce sevindim. Tibbi konularda bizleri aydinlattigin icin tesekkurler.
Evet, duygularimizin kaynagi da beyindir. Dusuncelerimiz duygularimiz hep beyinde baslar hep beyinde biter. Olum de beyinde olur.
Saygilar,
XxSiyaHxX
17-01-2008, 04:47
Melekler büyü öğretir mi?
Örneğin karı-kocanın arasını açacak bir büyü meleklerden öğrenilebilir mi?
Bu İslam'a ve Kur'an'a göre mümkün müdür?
Bir bilen müslüman var mı?
Sihir, bedenlere ve gönüllere tesir eden, insanı hasta yapan, hatta öldüren, karı ile kocanın arasını açan bazı düzenlerdir. Bunun Türkçe karşılığı "büyü" dür. Büyü vardır, yani tesir edebilir. Ancak haramdır. İslam büyü ve büyücülüğü yasaklamıştır. Büyü öğrenenler hakkında Kur'an-ı Kerim şöyle buyurur:
"Kendilerine zarar verecek, faydalı olmayacak şeyler öğreniyorlardı" (Bakara Suresi 102)
Allah Resulü, aralarında şirkin de bulunduğu yedi büyük günah arasında büyü yapmayı da saymıştır.
Büyünün islami hükmü şöyle verilmiştir: Eğer yapılan büyüde imanın şartlarından birini inkar etmek varsa o büyü küfrü gerektirir. Yoksa gerektirmez. Mesela birisi, büyücülerin herşeyi yapabileceğine inanırsa, Allah'a şirk koştuğundan kafir olur. eğer ölüm veya hasta yapma veya karı-koca arasını açma yaparsa fasık olur. Bazı müçtehidlere göre her ikisi de öldürülür.
Kur'an-ı Kerim ve peygamberimizin hadislerinden bazı şeyler okuyarak yapılmış büyüleri bozmak caizdir. Allah Resulüne yapılan büyü Felak ve Nas sureleri okunarak bozulmuştur.
Bazı büyüler göz boyamaktan ibarettir, hokkabazlıktır. bunların gerçek bir yanı yoktur. Bazı büyüler ise insanı gerçekten etkiler. Bu ikinci tip büyü ile meşgul olan büyücülerin yaptıkları zındıklıktır. Bunun için mutlaka dünyada cezalandırılmaları gerekir.
Kur'an-ı Kerim, bize büyücülerin şerinden Allah'a sığınmamızı öğretmiş ve bu konuda şöyle buyurmuştur:
"Düğümlere üfleyen büyücülerin şerrinden Allah'a sığınırım de" (Felak Suresi 4)
Büyü ve büyücülükle ilgili Kur'an-ı Kerim'de diğer âyet'i kerimeler şunlardır:
"Sağ elindekini at da, onların yaptıklarını yutsun. Yaptıkları, sadece bir büyücü *hilesidir. Büyücü ise, nereye varsa (ne yapsa) iflah olmaz." *(Taha suresi :69)
Peygamber Efendimiz Buyuruyor:
"Büyü yapan kişi küfre girmiştir."
"Muhabet için efsun yapma, ipliğe okuma, büyü yapmak şirktir."
"Büyücüye, müneccime, gaibden haber veren kimseye inanan kişi Kur'an-ı inkar etmiştir."
Kaynak:
1) Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN
2) Şamil İslam *Ansiklopedisi
gematria
19-01-2008, 22:46
insan enerji kökenli bi varlıktır yaptığımız her hareketin enerjisel bir değişime yol açtığı ve her düşüncemizinde küçük çaplıda olsa belli bir frekansta enerji yaydığı bi gerçek ama bunların *başka bi insana etkisi yok denecek kadar azdır diye biliir... büyü ,sihir veya simya .... bence bunlar halk efsaneleridir şimdiye kadar hikayelerden başka bişeye rastlamadım..büyü yoluyla karı kocanın arasını düzeltmeye çalışan hocalarıda(üfürükçüler) görüyoruz ...hoca kadını taciz ediyo kadınkocasına söylüyo hoca dayak yiyo kocayla karısı kaynaşıyoo:D:Dişe yariyo;)
Güncelleme Kuran daki Çelişkiler. Son günlerde tartışmalar özellikle Kuran daki çelişkiler üzerinde yoğunlaştığı için bu forumu güncelledim.
Umarım okursunuz.
Saygılarımla;
Herşeyi ezelden bilen Allah'ın bazı şeyleri sonradan bildiğinin örneklerini vermiştik.
Bunlardan bir Enfal 65-66 ayetlerindeki bir müslümanın kaç düşmana bedel olduğu idi.
Allah Uhud savaşından önce "bir müslüman 10 düşmana bedeldir" demişken, savaş çetin geçince;
"Bir müslüman 2 düşmana bedeldir" diye değiştirmişti.
Mücadele 12 ayetinde ise "Peygamberle görüşmek isteyenler sadaka versin" demişken, görüşmek isteyenler azalıp da sadaka veren olmayınca sonraki ayetinde sadaka şartını kaldırmıştı.
Şimdi bir örnek daha görelim.
Allah, Muhammed'e gecenin yarısını ya da biraz eksiğini veya fazlasını ibadetle, kuran okumakla geçirmesini istiyor.
Daha sonra "Bunun zorluğunu anladım ve bu yükü senin ve müslümanların üstünden kaldırdım" diyor.
İşte ilk gece ibadetine ait ayetler:
Müzemmil/ 2-7
Kalk, birazı hariç olmak üzere geceyi; yarısını ibadetle geçir. Yahut bundan biraz eksilt.
Yahut buna biraz ekle. Kur'an'ı ağır ağır, tane tane oku.
Şüphesiz biz sana ağır bir söz vahy edeceğiz.
şüphesiz, gece kalkışı daha tesirli ve o zaman okumak daha elverişlidir.
Çünkü gündüzün sana uzun bir meşguliyet vardır.
Bu da Allah'ın gece ibadetinin zorluğunu bildiğini-anladığını söyleyerek azalttığı ayet:
Müzemmil/ 20. Rabbin, senin gecenin üçte ikisinden daha azında, yarısında ve üçte birinde kalktığını, seninle beraber bulunanlardan bir topluluğun da böyle yaptığını biliyor. Gece ve gündüzü Allah takdir eder. O, sizin onu yapamayacağınızı bildi de sizi affetti. Bundan böyle Kur'ân'dan size ne kolay gelirse okuyun. Allah, içinizden hastalar, yeryüzünde gezip Allah'ın lütfunu arayan başka kimseler ve Allah yolunda savaşan daha başka insanlar olacağını bilmiştir. Onun için Kur'ân'dan kolayınıza geldiği kadar okuyun, namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a güzel bir borç verin (Hayırlı işlere mal sarfedin). Kendiniz için gönderdiğiniz her iyiliği, Allah katında daha hayırlı ve sevapça daha büyük olarak bulacaksınız. Allah'tan bağış dileyin. Kuşkusuz Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
Ah Muhammed Ah!
Şu 20. ayeti yazarken "sizin onu yapamayacağınızı bildi ve affetti" demek yerine;
" Artık uzun gece ibadeti yapmanıza gerek kalmamıştır. Bundan sonra daha kısa ibadetle yetinebilirsiniz"
diye yazmış olsan, biz de bunu çelişki diye ele almazdık.
Bu düzeltmelerimiz "Kur'an'daki ayetlerin bir benzerini yapın da görelim" meydan okumasına bir yanıt olarak görülmesin. Öyle bir iddiamız yok. *:)
Beni en cok hayrete dusuren nedir bilir misiniz?- Kuranin degismedigini bir mucize olarak goren ve iddia edenlerin, henuz yazilirken fikir degistiren allahlarinin, 1400 senede hic fikir degistirmeyecegine inanmis olmalari. Hem de bu tur ayetlerin varligini bildikleri halde. Insani bu derece mi korlestirirmis su iman denilen sey?
gematria
12-03-2008, 10:54
güzel bi çalışma pante sağol...
Kaf/ 30. O gün Cehenneme, "Doldun mu?" deriz. O da, "daha fazlası var mı?" der.
Allah, cennet, cehennem hepsini gerçek kabul edelim.
Peki ayetteki bu soru normal midir?
O gün, gerçekten Allah cehenneme bu soruyu soracak mıdır?
Herşeyi ezelden bilen Allah, cehennemin hacmini de hesaplayarak yaratmamış mıdır ki cehenneme bu soruyu yöneltsin?
Bu sorulardan sadizm kokusu gelmiyor mu?
Barışa gitmeli mi? Gitmemeli mi?
Gitmeli:
Bakara/ 208. Ey iman edenler! Hep birden barışa girin. Sakın şeytanın peşinden gitmeyin. Çünkü o, apaçık düşmanınızdır.
Düşman giderse gitmeli:
Enfal/ 61. Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah'a tevekkül et, çünkü O işitendir, bilendir.
Gitmemeli:
Muhammed/ 35. Sakın za'f göstermeyin. Üstün olduğunuz halde barışa çağırmayın. Allah sizinle beraberdir. Sizin amellerinizi asla eksiltmeyecektir.
:roll:
Muhammed'den bir gaf daha
Şura/ 10. Ve mahteleftüm fıhi min şey'in fe hukmühu ilellah zalikümüllahü rabbı aleyhi tevekkeltü ve ileyhi ünıb
Hakkında ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyin hükmü Allah'a aittir. İşte bu, Rabbim Allah'tır. Yalnız O'na tevekkül ettim ve ancak O'na yöneliyorum.
(Diyanet İşleri-yeni)
Görüldüğü gibi ayette "Kul" yani "De ki" eki yok. Ayet Allah hitabı değil, Muhammed'in hitabı şeklinde yazılmış.
Diğer mealler:
Abdülbaki Gölpınarlı
Ve bir şeyde ihtilafa düştünüz mü onun hükmü, Allah'a aittir, budur mabudunuz olan Rabbim Allah, ona dayandım ben ve her hususta ona dönerim ben.
Ali Bulaç Meali
Hakkında ihtilafa düştüğünüz herhangi bir şey; artık O'nun hükmü Allah'ındır. İşte Rabbim olan Allah. Ben O'na tevekkül ettim ve yalnızca O'na dönüp-yönelirim.
Diyanet İşleri Meali (Eski)
Ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyde hüküm vermek, Allah'a aittir; "İşte bu Allah, benim Rabbimdir. O'na güvenirim ve O'na yönelirim." (demek gerekir)
Diyanet Vakfı Meali
Ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyde hüküm vermek, Allah'a mahsustur. İşte, bu Allah, benim Rabbimdir. O'na dayandım ve O'na yönelirim.
Edip Yüksel Meali
Bu mesajın her hangi bir bölümünde anlaşmazlığa düşerseniz hüküm ALLAH'a aittir. Rabbim ALLAH işte böyledir. Ben O'na güvendim ve O'na yönelirim.
Elmalılı Hamdi Yazır
Hakkında ihtilafa düştüğünüz herhangi bir şeyin hükmü Allah'a aittir. İşte benim Rabbim olan Allah budur. Ben yalnız O'na güvendim ve yalnız O'na yöneliyorum.
Elmalılı Meali (Orjinal)
Ihtılâf ettiğiniz herhangi bir şey hakkında da huküm Allaha âiddir, işte de: o Allah benim rabbım ben ona dayanmaktayım ve hep ona sığınırım
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve hangi bir şeyde ihtilâfa düşmüş iseniz, artık onun hükmü Allah'a aittir. «İşte o Allah'tır benim Rabbim. O'na tevekkül ettim ve O'na müracaat ederim.»
Muhammed Esed
ÖYLEYSE [ey müminler biliniz ki,] ayrılığa düştüğünüz her konuda hüküm Allah'a aittir. 8 [De ki:] “İşte Allah! Benim Rabbim budur: O'na dayanıp güvendim ve her zaman O'na yönelirim!”
Suat Yıldırım
Hangi hususta ihtilaf ederseniz bilin ki O'nun hükmü, Allah’a aittir. İşte Rabbim olan Allah budur. Ben de yalnız O’na dayanır ve güvenir, O’na yönelip gönül veririm. [4,59]
Süleyman Ateş Meali
Ayrılığa düştüğünüz herhangibir şeyde hüküm vermek, Allah'a aittir. İşte Rabbim Allah budur. O'na dayandım, O'na yöneldim.
Şaban Piriş Meali
Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz konuda hüküm Allah’a aittir. İşte o Allah, benim Rabbimdir. O’na bağlandım ve O’na yöneldim.
Ümit Şimşek Meali
Anlaşmazlığa düştüğünüz birşey hakkında hüküm Allah'a aittir. Rabbim olan Allah işte budur. Ben Ona tevekkül eder, Ona yönelirim.
Yaşar Nuri Öztürk
Herhangi bir şeyde ihtilafa düştüğünüzde onun hükmü Allah'a bırakılır. İşte budur Rabbim olan Allah! Yalnız O'na güvenip dayadım; yalnız O'na yönelirim ben.
Yusuf Ali (English)
Whatever it be wherein ye differ, the decision thereof is with Allah: Such is Allah my Lord: in Him I trust, and to Him I turn.
Hesap Günü Çelişkisi
Kur'an'a göre Allah herşeyi bilir.
Kimin cennetlik, kimin cehennemlik olduğunu da.
Yine Kur'an'a göre Allah'tan hiçbirşey saklanmaz, o heryerdedir ve insana şah damarından daha yakındır. *Kimin ne yaptığını görür, bilir.
Böyleyken Allah, her insana günahlarını ve sevaplarını yazacak iki melek tahsis etmiştir.
Kaf/ 17. İki melek (insanın) sağında ve solunda oturarak yaptıklarını yazmaktadırlar. *- (Kiramen katibin)
Kur'an'ın yazıldığı dönemde çağımız teknolojisi bilinseydi, herhalde "İnsanın tüm yaptıkları, konuştukları kayda alınıyor" denirdi.
İnanmayanlar ölürken cehennemlik olduklarını *anlıyorlar Kur'an'a göre:
Nisa/ 97. *Kendilerine yazık eden kimselere melekler, canlarını alırken: "Ne işde idiniz!" dediler. Bunlar: "Biz yeryüzünde çaresizdik" diye cevap verdiler. Melekler de: "Allah'ın yeri geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!" dediler. İşte onların barınağı cehennemdir; orası ne kötü bir gidiş yeridir.
Araf/ 37. *Allah'a iftira eden ya da O'nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir! Onların kitaptaki nasipleri kendilerine erişecektir. Sonunda elçilerimiz (melekler) gelip canlarını alırken "Allah'ı bırakıp da tapmakta olduğunuz tanrılar nerede?" derler. ( Onlar da) "Bizden sıvışıp gittiler" derler. Ve kafir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ederler.
Muhammed/ 27. Ya melekler onların yüzlerine ve sırtlarına vurarak canlarını alırken durumları nasıl olacak!
Ayrıca İslam'a göre ölen insan gömülünce Münkir ve Nekir adlı meleklerce sorgulanır.
Ne gerek varsa bu sorguya! kaf-17'deki Kiramen katibin yetmiyor mu?
Sorgu sonucunda müslüman olmayanlar kıyamete kadar kabir işkencesine mahkum edilirler.
Mizan denilen ahiret hesabında ise inanmayanların hesabına dahi bakılmaz. Doğru cehenneme!
Kehf/ 105. *Onlar, Rab’lerinin âyetlerini ve O’na kavuşacaklarını inkâr eden, böylece amelleri boşa çıkan, o yüzden de kıyamet gününde amelleri için bir terazi kurmayacağımız kimselerdir.
Şahit yargıda dinlenir, cezada değil:
Yaşarlarken iki meleğin tüm amellerini, sözlerini yazdığı, ölürken azapla öldürülen ve akibetleri bildirilen, kabirde işkenceye mahkum olan, mizanda hesabına dahi bakılmadan cehenneme postalanan inanmayanların aleyhinde derileri, kulakları, gözleri şahitlik yapar. *:roll:
Füssilet/ 20. *Nihâyet cehenneme vardıklarında, kulakları, gözleri ve derileri, yapmış oldukları işler hakkında, kendileri aleyhine şahitlik ederler.
21. Onlar derilerine, "Niçin aleyhimize şâhitlik ettiniz?" derler. Derileri, "Bizi her şeyi konuşturan Allah konuşturdu. İlk defa sizi O yaratmıştı ve yine yalnızca ona döndürülüyorsunuz?"
Bu işe yaramayan, sonuca etkisi olmayan şahitlere ne gerek var?
aspendos
13-03-2008, 23:56
pante ,
ona ne gerek var buna ne gerek var dostum sanada gerek yok du ama allah yaratmış işte ..
neden yaratmış ki seni gerek yokduki 6 milyar insan var yeryüzünde !!!
işte bazen dediğim gibi ilim yetersiz kaldığında neden niçin sorusunun cevabını bulamayınca ne gerek vardı deriz .
sen böyle şeylere fazla kafanı yorma ne gerek var sana hiçbir faydası olmıyan şeylerin peşine gidiyorsun ..
thunderpoint
14-03-2008, 00:05
sen böyle şeylere fazla kafanı yorma ne gerek var sana hiçbir faydası olmıyan şeylerin peşine gidiyorsun ..
Hakikaten pante, neden gerek duyuyorsun ki.. Bir bahçe duvarı olarak yaşamak varken, hür ve özgürcesine... :D *:D *:D
pante ,
ona ne gerek var buna ne gerek var dostum sanada gerek yok du ama allah yaratmış işte ..
neden yaratmış ki seni gerek yokduki 6 milyar insan var yeryüzünde !!!
işte bazen dediğim gibi ilim yetersiz kaldığında neden niçin sorusunun cevabını bulamayınca ne gerek vardı deriz .
sen böyle şeylere fazla kafanı yorma ne gerek var sana hiçbir faydası olmıyan şeylerin peşine gidiyorsun ..
:lol: *:lol:
Muhammed'den bir gaf daha:
Zümer/ 10. *Kul ya ıbadillezıne amenütteku rabbeküm lillezıne ahsenu fı hazihid dünya haseneh ve erdullahi vasiah innema yüveffes sabirune ecrahüm bi ğayri hısab *
De ki: 'Ey iman eden kullarım, Rabbinizden sakının. Bu dünyada iyilik edenler için bir iyilik vardır. Allah'ın arz'ı geniştir. Ancak sabredenlere ecirleri hesapsızca ödenir.'
İman edenler Allah'ın kulu mu? Yoksa Muhammed'in kulu mu?
Diyanet bu çelişkiyi gördüğü için tahrifatını yapmış:
(Ey Muhammed!) Bizim adımıza de ki: “Ey iman eden kullarım! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Bu dünyada iyilik yapanlar için (ahirette) bir iyilik vardır. Allah’ın yeryüzü geniştir. Sabredenlere mükâfatları elbette hesapsız olarak verilir.”
Kıyametin saatini Allah'a kim havale edecek?
"Allah herşeyi bilir. Kıyametin ne zaman kopacağını da sadece Allah bilir"
bir yandan böyle derler ama diğer yandan Said Nursi gibileri kıyametin senesini bildirirler.
Kimileri de günümüze uygun alametler uydurarak kıyametin yakın olduğunu öne sürerler.
Halbuki Kur'an'a göre kıyametin saatini Allah dahi bilmiyor.
Bilenler o bilgiyi ona havale ediyor. *:roll: *(Herhalde melekler)
İşte ayet:
Fussilet/ 47. İleyhi yüraddü ılmüs saah ve ma tahrucü min semeratüm min ekmamiha ve ma tahmilü min ünsa ve la tedau illa biılmih ve yevme yünadıhim eyne şürakaı kalu azennake ma minna min şehıd
Kıyametin ne zaman kopacağına ilişkin bilgi O’na havale edilir. Meyveler tomurcuklarından ancak O’nun bilgisi altında çıkar, dişi ancak O’nun bilgisi altında hamile kalır ve doğurur. Allah onlara, “Nerede bana ortak koştuklarınız?” diye seslendiği gün şöyle derler: “Sana arz ederiz ki, içimizden onları gören hiçbir kimse yok.”
Allah'ın herşeyi bildiği, Kur'an'daki kimi ayetlere göre ise aslında bilmediği konusunda bir örnek daha verelim:
Mesela ben bir Hristiyan'a desem ki:
"Siz Hristiyanlar Muhammed'e tapınıyorsunuz."
Hristiyan da bana:
"Hayır, biz Nuhammed'e inanmayız. Biz İsa'ya tapınıyoruz." demiş olsa;
Bu benim Hristiyanların kime tapındığını bilmediğimi gösterir.
Bu örneği abartarak değiştireyim:
Ebubekir, Muhammed'e demiş olsa ki:
"Bu Hristiyanlar sana tapınıyorlar"
Muhammed de ona:
"Hayır, Hristiyanlar bana değil İsa'ya tapınıyorlar. Onlar İsa'ya inanır."
Bu da Ebubekir'in Hristiyanların kime inandığını bilmediğini gösterir.
Ben ya da bir başkası, Ebubekir hatta Muhammed dahi hata yapabilir, bilmeyebilir.
Peki ama Allah bilmeyebilir mi?
Hele bilmediği Kur'an'da bu verdiğim örneklere benzer olarak yazılmış olabilir mi?
Bakalım ben yazmadan önce yanıt gelecek mi?
Müddet 2 saat. *:)
Hewreman
15-03-2008, 22:23
Sınırsız ilim gerektiren sınırsız insan cihazatını insana giydiren herşeyi bilir.
Allah'ın insana yaklaşma sanatı Allah'ı küçümsemekte kullanılamaz.
Allah'ın yaklaşma sanatı nasıl ? Bunu biraz açar mısınız sayın Hewreman.
Hewreman
15-03-2008, 22:52
Allah'ın sanatını Allah'ın kelamındaki diyaloglardan anlayabilirsiniz.
ama siyah gözlük takanlar gökkuşağını da siyah görürler...eyvah!
Allah'ın herşeyi bildiği, Kur'an'daki kimi ayetlere göre ise aslında bilmediği konusunda bir örnek daha verelim:
Mesela ben bir Hristiyan'a desem ki:
"Siz Hristiyanlar Muhammed'e tapınıyorsunuz."
Hristiyan da bana:
"Hayır, biz Nuhammed'e inanmayız. Biz İsa'ya tapınıyoruz." demiş olsa;
Bu benim Hristiyanların kime tapındığını bilmediğimi gösterir.
Bu örneği abartarak değiştireyim:
Ebubekir, Muhammed'e demiş olsa ki:
"Bu Hristiyanlar sana tapınıyorlar"
Muhammed de ona:
"Hayır, Hristiyanlar bana değil İsa'ya tapınıyorlar. Onlar İsa'ya inanır."
Bu da Ebubekir'in Hristiyanların kime inandığını bilmediğini gösterir.
Ben ya da bir başkası, Ebubekir hatta Muhammed dahi hata yapabilir, bilmeyebilir.
Peki ama Allah bilmeyebilir mi?
Hele bilmediği Kur'an'da bu verdiğim örneklere benzer olarak yazılmış olabilir mi?
Bakalım ben yazmadan önce yanıt gelecek mi?
Müddet 2 saat. *Smile
Evet, Muhammed'in ilahı herşeyi bilir zannediliyor ama bilmediğinin ispatı da bizzat Kur'an'da yer alıyor.
Sebe/ 40. O gün Allah, onların hepsini toplayacak; sonra meleklere: Size tapanlar bunlar mıydı? diyecek.
41. (Melekler) derler ki: "Seni eksikliklerden uzak tutarız. Onlar değil, sen bizim dostumuzsun. Hayır, onlar cinlere ibadet ediyorlardı. Onların çoğu cinlere inanıyordu."
Allah'ın bilmediğini melekler biliyor. *:)
Hala mı "Allah herşeyi bilir" diye ısrar edeceksiniz?
Yoksa bu ayetler müteşabihtir mi diyeceksiniz?
Yoksa Allah'ın insanlara yaklaşma sanatı mı diyeceksiniz?
''O gün Allah, onların hepsini toplayacak; sonra meleklere: Size tapanlar bunlar mıydı? diyecek.''
Sayın Pante,
Nerden ne çıkarıyorsun inanana meal mi yok?
Şimdi burda Allah bilmediğinden değil biliyor ama sorgulama ve kızma anlamında bu ayeti yollamıştır.Ha siz ha görürsünüz anlamında ,sorgu ve kızma
'O gün Allah, onların hepsini toplayacak; sonra meleklere: Size tapanlar bunlar mıydı? diyecek.''
Sayın Pante,
Nerden ne çıkarıyorsun inanana meal mi yok?
Şimdi burda Allah bilmediğinden değil biliyor ama sorgulama ve kızma anlamında bu ayeti yollamıştır.Ha siz ha görürsünüz anlamında ,sorgu ve kızma
Biz *Arapların en büyük putunu tek ilah ilan edip te din üzerinden egemenlik elde eden ve sonra da kendisine inananları kul eden sözde kainatın efendisinin yazdığı kitaptaki çelişkileri ortaya serelim de buna karşın onlar hala inanmayanları sonsuza dek cehennemde işkenceyle tehdit eden Muhammed'in El-ilah'ını Yüce Tanrının karşısında geçersiz savunma inatlarını sürdürsünler.
Uyarması bizden..
"Ya yaratan ve hesap sorucu olan Allah değil de Yüce Tanrı varsa?" diye düşünmesi onlardan. *:)
Muhammed'e inanmak gerçek Tanrıya inanmak demek değildir ona göre ha! *:)
Bu arada çelişki içinde çelişki de var, onu da belirtelim.
Müşriklerin yaratıcı olarak Allah'a inandıklarını ama putları da aracı olarak, şefaatçi olarak kullandıklarını biliyorduk da müşriklerin cinlere taptıklarını bilmiyorduk.
Kur'an'da da hep putlara tapmakla, Allah'a ortak koşmakla suçlanmışlardır.
Cinlere inandıkları için cinlere tapmakla suçlanmaları ise Kur'an'da sadece bu ayette geçiyor.
Halbuki kendisi de, müslümanlar da cinlere inanıyor. Kur'an cinlerden bahsediyor.
Yoksa Sebe suresinin Mekki olması Muhammed'in putperestleri suçlamak için cinlere tapma iddiasını da ortaya attığını mı gösteriyor?
Daha sonra bu iddiadan vazgeçmiş olmalı ki bir daha üzerinde durmamış..
Burasi enteresan,
Bundan cinlere inanmanin allah nezdinde dogru olmadigini mi anliyoruz? Halbuki cinleri ve melekleri yarattigini kendi soylememis miydi? Tabi allahin kullarini neye inandiginin farkinda olmadigi ve meleklerin ona cinlere inanindaklarini bildirme masali da isin extrasi. Hakikaten, bunca celiskiye ragmen musluman olmak zor seymis. Millet ya bilmiyor, ya da bilmeden inaniyor, nenesi dedesi inandigi icin...
Burasi enteresan,
Bundan cinlere inanmanin allah nezdinde dogru olmadigini mi anliyoruz? Halbuki cinleri ve melekleri yarattigini kendi soylememis miydi? Tabi allahin kullarini neye inandiginin farkinda olmadigi ve meleklerin ona cinlere inanindaklarini bildirme masali da isin extrasi. Hakikaten, bunca celiskiye ragmen musluman olmak zor seymis. Millet ya bilmiyor, ya da bilmeden inaniyor, nenesi dedesi inandigi icin...
Sevgili Vartor;
Ayetteki "Onların çoğu cinlere inanıyordu" cümlesinden cinlerin varlığına inanmak değil de, cinlerin sözlerine, üstünlüğüne inanmak şeklinde bir anlam çıkarılması daha doğru. Çünkü Kur'an'ı genel olarak ele aldığımızda cinlerin varlığının iddia edildiğini görmekteyiz.
Benim burada çelişki olarak üzerinde durduğum şu:
Cinlerin varlığına inanan putperestlerin çoğunun cinlerin sözlerine inanmasından, şairlerin her birinin bir ilham cini olduğuna inanmalarından dolayı "cinlere tapıyorlar" sonucu çıkarılması.
Bu aynı bugünün mürtecilerinin laikler-Atatürkçüler için "Atatürk'e tapıyorlar" suçlamasına benziyor.
Yine Putperestlerin sadece putlara taptığı işlenir İslam'da. Müslümanlar da böyle bilir.
Halbuki putperestler yaratıcı olarak Allah'a inanırlar, Allah'ı en büyük ilah olarak görürlerdi.
Meleklere de Allah'ın kızları olarak inanırlardı. Diğer bütün putları ise Allah'la aralarında bir aracı olarak düşünüyorlardı.
Ama toplumda kaç müslüman İslam öncesi Kureyş toplumunun yaratıcı olarak Allah'a inandığını bilir. Sanırlar ki Cebrail geldi ve Muhammed'e Allah'ı, Allah'ın emirlerini haber verdi.
Hayır. Muhammed çocukluğundan beri Allah'a inanıyordu zaten, aynı diğer Kureyşliler gibi.
mutluluk35
16-03-2008, 14:35
Herşeyi bilme konusunu görünce benimde aklıma bi ayet geldi,daha doğrusu kuranda anlatılan bir kıssa.Musayla yolculuğa çıkan bir adam olur olmaz işler yapar,önceden de ona sabredemeyeceğini söylemiştir ve kıssanın sonunda yaptıklarının sebebini açıklar.Eylemlerinin içinde genç bir çocuğu öldürmek de mevcuttur.Aslında onu öldürmekle iyi yapmıştır ve bu tanrının emridir.Ve tanrının gerekçesi "Oğlana gelince, onun ana-babası mümin kimselerdi. Çocuğun onları azgınlık ve inkâra sürüklemesinden korktuk."şeklindedir.Yani tanrı gelecekle ilgili bir konuda endişe ediyor,yapabilirdi de yapmayabilirdi de ama kötü ihtimali göze alamadık ve öldürttük diyor.Gelecek hakkında kendisinin de kesin bir bilgiye sahip olmadığını itiraf ediyor.Ayrıca dilediğini saptırıp dilediğini doğru yola eriştiren tanrı,çocuğu öldürtüp kurtulmak yerine,onu da mümin yapsaydı çok mu kötü etmiş olurdu acaba?,bu da tartışılır.
Aslında burası çok önemli, tanrının gücü çocuğun geleceğini değiştirmeye *yetmiyor sonucu çıkıyor, tek çare olarak da onu yok edebiliyor.
Buda biçare bir tanrı olduğunu gösterir.
Selamlar.
Sebe/ 40. O gün Allah, onların hepsini toplayacak; sonra meleklere: Size tapanlar bunlar mıydı? diyecek.
Şimdi bu ayetten yola çıkıp..
Allahın aslında pek bişey bilmediğini..
Meleklerin daha çok şey bildiğini görebiliyoruz..
zaten Allahın meleklerle olan diyaloglarına bakıldığında..
Meleklerin adeta danışma kurulu gibi bi işlevi olduğunuda görüyoruz..
mesela bakın..
Bakara(*) Sûresinin 30 . Ayetinde *
Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz.” demişler, Allah da, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” demişti
Allah Halife yaratmaya niyetleniyor..
Melekler kan dökecek,bozgunculuk yapacak diyor.
Allah ben sizin bilmediğinizi bilirim diyor..
.......yeryüzünde kan,bozgunculuk gırla..
Eee! n'oldu şimdi..
kim haklı çıktı.?
Hani sen herşeyi biliyodun..? :roll:
Mucize safsatacıları evrenin genişlediği bilgisinden yola çıkıp Zariyat 47'deki ayeti tahrif ederek:
"Göğü ellerimizle biz kurduk ve onun daha genişini yapmaya da muktediriz."
ayetini;
"Göğü gücümüzle biz kurduk ve onu genişletmekteyiz."
haline getirirler. Bunu da mucize diye ağızlarında sakız ederler.
Ama hiçbiri bu ayetten çok daha açık bir şekilde yazılmış olan "Yerin çevresinden-uçlarından eksiltildiği ayeti üzerinde durmazlar.
Rad/ 41. Onlar görmüyorlar mı ki, gerçekten biz arza geliyor ve onu çevresinden eksiltiyoruz. Allah hüküm verir. Onun hükmünün peşine düşecek yoktur. Ve O, hesabı pek çabuk görendir.
Üstelik bu iddia, Enbiya suresinde de geçmektedir.
Enbiya/ 44. Halbuki biz onları ve atalarını yaşlanıncaya kadar nimetlendirdik. Yeryüzünün uçlarından habire eksilttiğimizi görmüyorlar mı? Buna rağmen onlar mı üstün gelecek?
Neden bu ayetler mucize diye sunulmuyor?
Yazılalı üzerinden 1400 küsur sene geçmiş. En az 1400 yıldır, belki de çok daha öncesinden habire gelip dünyanın uçlarından eksiltiyorlarmış.
Eksilte eksilte tüketememişler hala..
Böyle bir bilgiye henüz bilim vakıf olmamış. *:roll:
Bilim konuya ilgisiz kalsa da herhalde müslümanlar dünyanın uçlarını arayıp duruyorlardır. *:)
gargoyle
16-03-2008, 18:05
Allah'ın sanatını Allah'ın kelamındaki diyaloglardan anlayabilirsiniz.
ama siyah gözlük takanlar gökkuşağını da siyah görürler...eyvah!
çuvallayan ayet veya hadisler karşısındaki tek savunma mekanizması bu. gayet basit sorulara hiçbir cevap yok. tartışmak yok. siyah gözlük estek köstek. mefailün failün.
ancak konu örtünme gibi konulara gelince ayetin ıncığı cıncığı çıkartılarak didiklenir. dilbilimsel ve mantıksal çözümlemeler yapılır ve kadının örtünmesi gerekliliğine ulaşılır.
sadece kaynaklar değil bunların savunma mekanizması da tutarsızlık içeriyor. ama nereye kadar?
Kur'an'a göre Allah, Muhammed'in kariyeri ve görev alanı hakkında çelişkide kalmış görünüyor.
Ezelden herşeyi bilen Allah, taa Muhammed'e 40 yaşında peygamber ünvanı verene kadar karar veremediği gibi, 23 yıllık peygamberlik süreci içinde de kararlarını değiştirmek durumunda kalmış.
1- Muhammed'i önce Mekke ve çevresini uyarmakla görevlendirmiş.
Büyük olasılıkla bu Mekke döneminde oluyor.
En'am/ 92. Bu, Mekke ve etrafındakileri uyarman için, kendinden önceki kitapları doğrulayan bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Ahirete iman edenler, buna iman ederler ve onlar namazlarına riayet ederler. *
2- Daha sonra Muhammed'i bütün insanlara bir uyarıcı olarak görevlendiriyor.
Bu da Medine döneminin ilk yıllarında olmalı.
Sebe/ 28. Biz seni bütün insanlara, ancak bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat, onların çoğu bilmiyor.
3- Son olarak Muhammed'i alemlere rahmet diyerek tüm kainatı uyarmakla görevlendiriyor.
Bu da herhalde Mekke'nin fethinden sonra çevre ülkelere savaşlara başlayınca olmalı.
Enbiya/ 107. Seni sadece bütün kainata rahmet olarak göndermişizdir.
(Bu meal Kuran.gen.tr'de Elmalılı çevirisinde özellikle böyle yazılmış. Diğer meallerde ise genelde "alemlere" şeklinde çevrili. Ama alemlerden kastedilen de kainattır. Muhammed'e "Kainatın Efendisi denmesinin nedeni de bu ayettir.)
hiramusta
16-03-2008, 23:25
'O gün Allah, onların hepsini toplayacak; sonra meleklere: Size tapanlar bunlar mıydı? diyecek.''
Sayın Pante,
Nerden ne çıkarıyorsun inanana meal mi yok?
Şimdi burda Allah bilmediğinden değil biliyor ama sorgulama ve kızma anlamında bu ayeti yollamıştır.Ha siz ha görürsünüz anlamında ,sorgu ve kızma
Biz *Arapların en büyük putunu tek ilah ilan edip te din üzerinden egemenlik elde eden ve sonra da kendisine inananları kul eden sözde kainatın efendisinin yazdığı kitaptaki çelişkileri ortaya serelim de buna karşın onlar hala inanmayanları sonsuza dek cehennemde işkenceyle tehdit eden Muhammed'in El-ilah'ını Yüce Tanrının karşısında geçersiz savunma inatlarını sürdürsünler.
Uyarması bizden..
"Ya yaratan ve hesap sorucu olan Allah değil de Yüce Tanrı varsa?" diye düşünmesi onlardan. *:)
Muhammed'e inanmak gerçek Tanrıya inanmak demek değildir ona göre ha! *:)
Bu arada çelişki içinde çelişki de var, onu da belirtelim.
Müşriklerin yaratıcı olarak Allah'a inandıklarını ama putları da aracı olarak, şefaatçi olarak kullandıklarını biliyorduk da müşriklerin cinlere taptıklarını bilmiyorduk.
Kur'an'da da hep putlara tapmakla, Allah'a ortak koşmakla suçlanmışlardır.
Cinlere inandıkları için cinlere tapmakla suçlanmaları ise Kur'an'da sadece bu ayette geçiyor.
Halbuki kendisi de, müslümanlar da cinlere inanıyor. Kur'an cinlerden bahsediyor.
Yoksa Sebe suresinin Mekki olması Muhammed'in putperestleri suçlamak için cinlere tapma iddiasını da ortaya attığını mı gösteriyor?
Daha sonra bu iddiadan vazgeçmiş olmalı ki bir daha üzerinde durmamış..
Problem Kur'anda değil.Onu anlama noktasında yetersiz kalan ve bu yetersizliğini Kur'an'da çelişki var olarak açıklayan sayın *Pante'dedir.
Problem Kur'anda değil.Onu anlama noktasında yetersiz kalan ve bu yetersizliğini Kur'an'da çelişki var olarak açıklayan sayın *Pante'dedir.
Nerdesin be Hiramusta?
Yazıyoruz yazıyoruz, doğru dürüst bir yanıt alamıyoruz.
Hadi açıkla şunları da milletin kafasındaki bulanıklık gitsin yahu. *:)
hiramusta
16-03-2008, 23:38
Yoruldum artık...Yunus gibi bu diyarlardan kaçmayı düşünüyorum.
Sen de mi adminlik istiyorsun hiramusta * :lol:
* saygılarımla
Yoruldum artık...Yunus gibi bu diyarlardan kaçmayı düşünüyorum.
:)
Biz yorulmadık ama konular azalmaya, daralmaya başladı.
Tekrarlardan da sıkılıyorum.
Birkaç konu daha kaldı onları da ele alayım, ondan sonra alan değiştiririm herhalde.
Bir sonraki mesajımda kolay yanıtlanabilir bir çelişki iddiasına yer vereceğim.
İblis'le ilgili..
Gelelim Adem ile Havva hikayesindeki İblis’le ilgili çelişkiye:
Sad/ 71. Hani, Rabbin meleklere şöyle demişti: "Muhakkak ben çamurdan bir insan yaratacağım."
72. "Onu şekillendirip içine ruhumdan üflediğim zaman onun için saygı ile eğilin."
73. Derken bütün melekler topluca saygı ile eğildiler.
74. Ancak İblis eğilmedi. O büyüklük tasladı ve kafirlerden oldu.
75. Allah, "Ey İblis! "Ellerimle yarattığıma saygı ile eğilmekten seni ne alıkoydu? Büyüklük mü tasladın, yoksa üstünlerden mi oldun?" dedi.
76. İblis, "Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın" dedi.
77. Allah şöyle dedi: "Öyle ise çık oradan (cennetten), çünkü sen kovuldun."
Bu ayetlerden anlıyoruz ki İblis, Adem’e secde etmeyi reddedene kadar cennetteydi ve meleklerle beraberdi..
İsyan edince kafir ilan edildi ve cennetten kovuldu.
Şimdi de aşağıdaki ayetlere bakalım:
Taha/ 116. *Hani meleklere, "Adem için saygı ile eğilin" demiştik de, İblis'ten başka melekler hemen saygı ile eğilmişler; İblis bundan kaçınmıştı.
117. Biz de şöyle dedik: "Ey Adem! Şüphesiz bu (İblis) sen ve eşin için bir düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın; sonra mutsuz olursun."
118. "Şüphesiz senin için orada aç kalmak, çıplak kalmak yoktur."
119. "Orada ne susuzluk çekersin, ne de güneş altında kalırsın."
120. Nihayet şeytan ona vesvese verip şöyle dedi: "Ey Adem! Sana ebedilik ağacını ve yok olmayan bir saltanatı göstereyim mi?"
121. Bunun üzerine onlar (Adem ve eşi Havva) o ağacın meyvesinden yediler. Bu sebeple ayıp yerleri kendilerine göründü ve cennet yaprağından üzerlerine örtmeye başladılar. Adem Rabbine isyan etti ve yolunu şaşırdı.
Kafir ilan edilip cennetten kovulan şeytanın yeniden cennette ne işi var?
Madem bu İblis *kovuldu, cennette de mi bürokrasi var ki çıkartılması bu kadar uzadı?
İblis’e engel olunamıyor da tekrar cennete mi sızıyor?
Yoksa Muhammed bir süre sonra, daha önce ne yazdığını unutup böyle hatalar mı yapıyor?
hiramusta
17-03-2008, 00:18
Cennetten kovulduğunu nerden biliyorsun?
hiramusta
17-03-2008, 00:22
yok Dilaver,eksik olsun.Uğraşamam adminlik madminlik. :)
Hoşgeldiniz sn. hiramusta,
Tekrar yazmaya başladığınıza göre, yerleştiniz.
Geçmiş olsun.
hiramusta
17-03-2008, 00:25
Birde ayetteki cennet,hesap günü müminlere vaadedilen cennet mi?
gematria
17-03-2008, 06:37
hiram usta kafan karışmış olsa gerekki birinci sorunda nerden biliyon cennet diyon sonrada ayette bahsedilen cennet bildiğimiz cennetmi diye soruyosun... gece gece güldürdün beni allahında seni güldürsün:D:D:D
metalheart
17-03-2008, 12:42
an itibarı ile
endeks 100 = 39660
1 usd = 1,2690 ytl
1 euro = 2,0074 ytl
kuranın bütün dünyaya gönderildiğini varsayarsak...
bu krizler öngörülmüş olmalıdır. bu global kriz için yazılmış ayetler nelerdir ???
ayet yoksa hadis var mıdır ?
Pante arkadaş
Şeytan cennetden kovuldu doğru ama tam hazırlık yapıp cennetden çıkarken Adem ile Havvaya Rastladı ve onlara ayvayı yedirtdi.Yani senin anlıyacağın öyle cennetden birden sittir olup gitmedi.
Yani misal verdiğin ayetlerde bir çelişki yok her iki ayet arasında sadece şeytanın def olup cennetden gitmesi ile ilgili geçen hazırlık ve bir zaman süreci var. :D
Şeytan cennetden kovuldu doğru ama tam hazırlık yapıp cennetden çıkarken Adem ile Havvaya Rastladı ve onlara ayvayı yedirtdi.Yani senin anlıyacağın öyle cennetden birden sittir olup gitmedi.
Yani misal verdiğin ayetlerde bir çelişki yok her iki ayet arasında sadece şeytanın def olup cennetden gitmesi ile ilgili geçen hazırlık ve bir zaman süreci var.
İşte bu!
Ben de "kolay yanıtlanabilir bir çelişki" derken buna benzer bir yanıtı kastetmiştim.
Müslüman da yanıt tükenmez.
Kalkıp da "Evet doğru. Kur'an'da bu konuda çelişki var" diyecek hali yok müslümanın.
Dediği anda dinden çıkar alimallah. *:)
Onun için bir şekilde ya Hiramusta gibi ya Kurtkan gibi yanıt verecek ya da görmezden-okumazdan gelip susacak.
Şimdi (ateistin) biri çıkıp diyecek ki "Allah bilmiyor muydu şeytanın Adem'i kandıracağını?"
O konu mevzumuz dışında. Konuyu saptırmayalım lütfen. *:)
İşte bu!
Ben de "kolay yanıtlanabilir bir çelişki" derken buna benzer bir yanıtı kastetmiştim.
Müslüman da yanıt tükenmez (PANTE)
Pante arkadaş sorduğun soruya göre yanıt alırsın.Adı geçen kurandaki o ayetlerde yaşanan olayların dünyada *değil Tanrı katında bilinmeyen bir yerde geçtiğini ordaki zaman ve mekanın bu dünyadaki zaman ve mekanla aynı olmadığını anlaman gerekirdi. İşte sana farklı bir yanıt . Bizde cevap tükenmez :D
"Pante arkadaş
Şeytan cennetden kovuldu doğru ama tam hazırlık yapıp cennetden çıkarken Adem ile Havvaya Rastladı ve onlara ayvayı yedirtdi.Yani senin anlıyacağın öyle cennetden birden sittir olup gitmedi.
Yani misal verdiğin ayetlerde bir çelişki yok her iki ayet arasında sadece şeytanın def olup cennetden gitmesi ile ilgili geçen hazırlık ve bir zaman süreci var." kurtkan
Dindarların, inananların şeytana kızmak gibi bir akılsızlığı neden yaptıklarını hala anlamış değilim.
Şeytan insanların varlık nedenidir, inanırsan. Tanrıya kalsa insanlık oluşmayacaktı.
Bunun ötesinde de şeytan onurlu ve mangal yürekli bir melek, secde etmem diyor ve tanrıya da karşı çıkıyor o anda da yok edilmeyi göze alarak yapıyor bunu kolay iş mi, herkes aynı itaatı göstermeyebilir, bence burada da kızılan aynı cesareti gösteremeyenlerin, cesur olanlara karşı haset etmeleri ve kin duymaları.
Selamlar.
Şimdi vereceğim ayeti bir çelişki olarak sunmuyorum.
Ama mantıklı olup olmadığını yorumunuza bırakıyorum.
Konu kehf ehli ile ilgili. Mağarada 309 yıl uyutulan gençlerin hikayesi.
Kehf/ 22. Ashabı Kehf'in sayılarında ihtilaf edenlerden bazıları: Onlar, üç kişidir, dördüncüleri köpekleridir" diyecekler. Diğer bazıları da "Onlar, beş kişidir, altıncıları köpekleridir " diyecekler. Her ikisi de bilinmeyen hakkında tahmin yürütmektir. (kimileri de:) "Onlar, yedi kişidir; sekizincisi köpekleridir" derler. De ki: "Onların sayılarını Rabbim daha iyi bilir." Onları ancak pek azı bilir, Bu sebeple onlar hakkında bu bildirilenler dışında bir münakaşaya girişme ve bunlar hakkında hiç kimseye de bir şey sorma!
Bunların sayısı hakkında bunca yorum yapıp ta kaç kişi olduklarını bildirmemesi ilginç.
Herhalde bu sayının gizliliğinin insanlık açısından çok büyük önemi var ki açıklanmamış. *:)
Ama uyuya kaldıkları süre önemsiz ki 300+9 olarak açıklanmış. *:roll:
bence burada da kızılan aynı cesareti gösteremeyenlerin, cesur olanlara karşı haset etmeleri ve kin duymaları.PEKER
Helal olsun sana kaleminden cesaret damlıyor ama o damlalar yüreğine akıyormu işte orası meçhul.
Burda niye sana kin duysunlar niye sana haset etsinler onların senin gibi olmaları için ne gibi bir engelleri olabilirki?Burda herkes inandığı değerleri savunuyor herkes senin gibi düşünmek zorundamı.
Yiğtlik yüreklilik er meydanında belli olur burda satırlara karalamakla olmaz .Burda kimse kimseyi tanımıyor nasıl olsa salla salla dur yok cesurmuş yok şöyleymiş yok böyleymiş geçin efendiler geçin bu işleri.burda anca düşünceler çarpışır düşüncelerin çarpışmasındanda kimse korkmaz.
Dindarların, inananların şeytana kızmak gibi bir akılsızlığı neden yaptıklarını hala anlamış değilim.
Şeytan insanların varlık nedenidir, inanırsan. Tanrıya kalsa insanlık oluşmayacaktı.
Bunun ötesinde de şeytan onurlu ve mangal yürekli bir melek, secde etmem diyor ve tanrıya da karşı çıkıyor o anda da yok edilmeyi göze alarak yapıyor bunu kolay iş mi, herkes aynı itaatı göstermeyebilir, bence burada da kızılan aynı cesareti gösteremeyenlerin, cesur olanlara karşı haset etmeleri ve kin duymaları.
Dindarların, inananların şeytana kızmalarının nedeni şeytanın itaatsizliği değildir bence.
Birçoğu "Adem'e secde" hikayesini bilmez dahi.
Kızılma ve karşı olma nedeni şeytanın insanların kötülüğünü istemesi ve doğru yoldan ayırmaya çalışması. Ayrıca hükümran olan Allah'tır ve cennet-cehennem onun elindedir. Şeytan haklı da olsa kaybetmiştir. Kimse de gücü olmayanın, kaybedenin yanında olmak istemez.
Ama eğer bu Allah ile Şeytanın arasında bir yarış olsaydı ve sonunda yarışı kazanan hükümranlığı elde edecek olsaydı, şeytan kötülüğün timsali olarak sunulmasaydı inananların durumu çok farklı olurdu.
Bu aynı cesareti gösterememek değil. Haset ve kin de değil.
Bu enayi olmamak ve çıkarına göre hareket etmek.
Şeytanın ki cesur olmak değil, deliliktir. Bu hikayeyi gerçek kabul edersek belki de şeytan bu secde etmeye karşı gelişine bu cezanın verileceğini aklından geçirmiyordu.
Bir örnek daha veriyorum çelişki içermeyen ama mantıklı bulmadığım ya da sıralama hatası olarak gördüğüm bir kaç ayet. Peygamberler hakkında..
Meryem/ 49. İbrahim, onları da onların taptıklarını da terk edince ona İshak ile Yakub'u bağışladık ve her birini peygamber yaptık.
50. Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk. Onlar için yüce bir doğruluk dili var ettik (güzel bir söz ile anılmalarını temin ettik).
51. Kitapta, Mûsâ'yı da an. Şüphesiz o seçkin bir insan idi. Bir resül, bir nebi idi.
52. Ona, Tûr dağının sağ tarafından seslendik ve kendisi ile gizlice konuşmak için kendimize yaklaştırdık.
53. Rahmetimiz sonucu kardeşi Hârûn'u bir nebi olarak kendisine bahşettik.
54. Kitap'ta İsmail'i de an. Şüphesiz o sözünde duran bir kimse idi. Bir resül, bir nebi idi.
55. Ailesine namaz ve zekatı emrederdi. Rabb'inin katında da hoşnutluğa ulaşmıştı.
56. Kitap'ta İdris'i de an. Şüphesiz o doğru sözlü bir kimse, bir nebi idi.
57. Onu yüce bir makama yükselttik.
58. İşte bunlar, Adem'in ve Nûh ile beraber (gemiye) bindirdiklerimizin soyundan, İbrahim'in, Yakub'un ve doğru yola iletip seçtiklerimizin soyundan kendilerine nimet verdiğimiz nebîlerdir. Kendilerine Rahmân'ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.
İsmail ve İshak, İbrahim'in oğulları. Yakup ise İshak'ın oğlu yani İbrahim'in torunu.
Ama nedense İsmail, İbrahim'e bağışlanmamış, birlikte anılmamış ayette.
Ayrıca İsmail hem nebi hem de resulmüş. *:roll:
İdris ise sayılan peygamberlerin hepsinden önce yaşamış. hadi onda sıra önemli değil ama İsmail'in ayrı tutulması ve Musa-Harun sonrasına atılması ilginç.
Allah'ın işleri işte! Akıl, mantık dinlemiyor. *:)
"Helal olsun sana kaleminden cesaret damlıyor ama o damlalar yüreğine akıyormu işte orası meçhul." kurtkan
* * Yazılardan, benim tanrıdan korkmadığım için senden daha cesur olduğum tartışılmaz.
* * Kaldı ki bendeki meçhul, *sizin tanrının korkusundan dolayı altınıza kaçırdığınız gerçeğini değiştirmiyor. Görünmeyene, bilinmeyene ve rivayetten dolayı korkup er meydanı, cenk, savaş naraları da pek gerçekçi durmuyor. O savaşları yapanlar afyon yutmuş gibi, dinin telkiniyle savaşmışlardır. Yoksa açık bir bilinçle değil. İşte bu yüzden buna korku denir, çek eroini, amfetamini dayan Viyana kapısına, al sana altın vuruş : din.
* *Kalbindeki allah korkusuna ilgisiz bir sürü manalar yükleyin, adına saygı, minnet vs diyin fakat bu yalanları kendinizden başkasına söylemeyin, adama gülerler, en azından ben gülerim. Saygı, minnet yalanları, dinin ve tanrının temelinin korku olduğu gerçeğini de değiştirmiyor.
* *Selamlar.
Dindarların, inananların şeytana kızmak gibi bir akılsızlığı neden yaptıklarını hala anlamış değilim.
Şeytan insanların varlık nedenidir, inanırsan. Tanrıya kalsa insanlık oluşmayacaktı.
Bunun ötesinde de şeytan onurlu ve mangal yürekli bir melek, secde etmem diyor ve tanrıya da karşı çıkıyor o anda da yok edilmeyi göze alarak yapıyor bunu kolay iş mi, herkes aynı itaatı göstermeyebilir, bence burada da kızılan aynı cesareti gösteremeyenlerin, cesur olanlara karşı haset etmeleri ve kin duymaları.
Dindarların, inananların şeytana kızmalarının nedeni şeytanın itaatsizliği değildir bence.
Birçoğu "Adem'e secde" hikayesini bilmez dahi.
Kızılma ve karşı olma nedeni şeytanın insanların kötülüğünü istemesi ve doğru yoldan ayırmaya çalışması. Ayrıca hükümran olan Allah'tır ve cennet-cehennem onun elindedir. Şeytan haklı da olsa kaybetmiştir. Kimse de gücü olmayanın, kaybedenin yanında olmak istemez.
Ama eğer bu Allah ile Şeytanın arasında bir yarış olsaydı ve sonunda yarışı kazanan hükümranlığı elde edecek olsaydı, şeytan kötülüğün timsali olarak sunulmasaydı inananların durumu çok farklı olurdu.
Bu aynı cesareti gösterememek değil. Haset ve kin de değil.
Bu enayi olmamak ve çıkarına göre hareket etmek.
Şeytanın ki cesur olmak değil, deliliktir. Bu hikayeyi gerçek kabul edersek belki de şeytan bu secde etmeye karşı gelişine bu cezanın verileceğini aklından geçirmiyordu.
*Bir düşün pante şeytana uymak ne anlamlar taşır, bu yapmak isteyipde yapamadığınız şeyleri ifade eder aslında. Daha da doğrusu yapabilme erkine sahip olmayanların savunma mekanizmasıdır. Şeytanınki açık bilinçle gösterdiği cesarettir. Kaldı ki tarihe baktığımızda da şeytanın insanları kötü yola sevketmediği bilime yönlendirdiği de açıktır. Büyücülükle (şeytana uyanların) suçlananların çoğu o zamana göre bilimle uğraşanlardır.
*Cesaret enayi olmak değilde nedir pante. Kendinden çok güçlü olana nasıl ve neden kafa tutarsın, meydan okursun. Korkaklık çıkarına hareket etmek değilmidir zaten. Gelelim şeytanın bahse girdiği konuya, şeytan iddiayı milyonlarca defa kazanmıştır. Tanrının yanıldığınıda ispatlamıştır.
*Al bak dindarlar niye titriyor, hoş bu kötülüklerine de engel olmuyor. Hepsi sanal efe, imanlarıyla dahi yüzleşebilecek cesaretleri yok. Doğruya doğru deme cesaretleri dahi yok niye acaba, cesaretlerinden mi.
*Selamlar.
Bu seytan-tanri iliskisi bastan kokuyor bana kalirsa. Seytan kainatin yaraticisinin karsisina cikacak ve kafa tutacak, digeri de kovdugunu unutup, oturup iddiaya girecek kendi yarattigiyla. Cocuk bile inanmaz boyle masala.
Yazılardan, benim tanrıdan korkmadığım için senden daha cesur olduğum tartışılmaz.PEKER
Demek Tanrıdan korkmuyorsun öyleyse cesursun öylemi Peker.
Bu cesaretine sokaktaki kargalar bile güler sen kimi kandırıyorsun böyle saçma bir cesaretle Tanrıdan ancak inanan korkar inanmıyan içinse zaten Tanrı yok yok olan bir şeyede kafa tutmak delilikten başka bir şey değildir eğer Tanrı var bende ona kafa tutuyorum diyorsan o zaman onuda tartışırız..
Sen daha neye inandığını bilmiyorsun buralarda sahte kabadayılık yapıp duruyorsun ilk önce ateizm nedir onu öğrende gel böyle laf salatalarıyla burda insanları oyalama tamammı yiğit ateist kardaşım.
Birde yazdıklarını biraz inceledim yiğit PEKER arkadaşım.
Kendin gibi inanmıyanlara saldırıp duruyorsun sanki burda ateistlerin tetikçiliğine soyunmuşsun
Bak yiğit arkadaşım burda çok efendi ateist ve agnostik arkadaşlar var kimseye saldırmadan bilimsel olarak kendi inandıklarını anlatmaya çabalıyorlar ve bende onların yazdıklarından acaba yeni birşeyler öğrenebilirmiyim diye onların düşüncelerini ilgiyle takip ediyorum.
Ama senin bu saldırgan tavırlarla söylediğin herşey havaya gidiyor zaten yazdıklarındanda bir şeyler anlaşıulmıyor çünkü anca kendin gibi inanmıyanlara hakaret edip duruyorsun hiç kimse kendine hakaret eden bir insanın düşüncelerine değer vermez bunu unutma emi benim sanal yiğit arkadaşım.
Bak kurtkan benim yazdıklarımdan hakaret anlamıda çıkarabilirsin, gerçeğin tüm çıplaklığınıda çıkarabilirsin bu sana kalmıştır. Korkup korkmadığınla yüzleş o zaman. Korkmazsan olmayana inanamazsın zaten. Bunu da kişiselleştirdiğin için söylüyorum.
*Bir konuda daha yanılıyorsun, inançsızlığa erişmek için korkularını yenmek zorundasın, çünkü bende inanan ailede doğdum ve korkular bana da aşılandı. Korkmadığım için inanmıyor değilim, korkularımla yüzleşip cesareti kazandığım için inanmıyorum.
*Diyalog için birbirimizin düşüncelerine saygı duymamız şart değil, doğru da değil. Saygımızı doğrulara ve gerçeklere gösterelim. Sana sayın aslan kurtkan desem korkaklığınızı söylemesem diyaloğumuz çok mu iyi olacak, yoksa fikir ayrılıklarımızın üstünü mü örtmüş olacağız. Bunun adı tartışma değil, beyan ve masturbasyon olur.
*Korkaklık senin zoruna gidiyorsa cesarete sarıl buda senin sorunun, inanmış olupda korku duyman, korkaklık gerçeğini değiştirmez. Bu bende saygı uyandırmıyor, kötülük ve şiddet de korkudan kaynaklanır.
*Çoğu inanan safça, cesaretin kavgada ve şiddette olduğunu zanneder. Benim kastım gerçekle yüzleşebilmek. Herşeye ve herkese rağmen, gerçeği söyleyebilmek. İnananların korkusu buna engel işte. Tanrıyla, dinle çelişmemek için gerçeği söylemezler, bundan dolayı korkaktırlar. Yada korkak olduklarından dolayı inanırlar. Şimdi böyle yapanlar dürüstmüdürler.
*Galileo'dan daha cesur biri varmıdır.
Selamlar.
gozeneli
18-03-2008, 15:02
Galilleo benim anladıgım kadarı ile dindardı o yalnız kilise yönetimine karşıydı.
Ama şöyle düşünmek lazım o zamanlarda papaların büyük güçleri vardı.
Bugün bile kaç babayigit kalkıp bırakın Türkiye'yi Sudi Arabistan'a gidip Muhamed peygamber degildi o bir yalancı diyebilir.
Bütün müslümanlara şunu sormak istiyorum eger Kuranda bir ayeti tersler ve bu olamaz derseniz bütün kitabı terslemiş olmazmısınız?
Gerçek müslümansanız cinlere, islamda kadına toplumda verilen yerine,müslümanın kafirden dostu olmayacagına ...... inanmanız lazım degil mi?
Korkaklık senin zoruna gidiyorsa cesarete sarıl buda senin sorunun, inanmış olupda korku duyman, korkaklık gerçeğini değiştirmez. Bu bende saygı uyandırmıyor, kötülük ve şiddet de korkudan kaynaklanır.PEKER
Korkmak insalsıl bir duygudur tıpkı sevmek gibi.Bir *insan ne kadar *cesur olursa olsun onunda mutlaka kendine göre bir korkusu vardır.
Toplumda korkak olarak tanınan insanlar toplumun korkaklık olarak algıladığı vasıfları üzerinde taşıyanlardır.Peki içinde yaşadığımız toplum içinde korkak olarak tanımladığımız insanlar içinde Tanrı korkusu taşıyanlar varmıdır? Hayır genelde yoktur sadece inanmıyan bazı *insanlar için Tanrıdan korkmak korkaklık olarak algılanır.
PEKER toplumumuzda ben Tanrıdan başkasından korkmam diyen ve bunuda davranışlarıyla ispatlıyan insana helal olsun ne yürekli insan denir.
Ama bizim toplumumuzda inandıklarını açık açık söylemeyen insanlara da yüreksiz denir.Varmı sende burda yazdıklarını toplum içinde açıkca savunacak yürek.
Önemli olan Tanrıdan korkmak değil önemli olan Hiçbir Tanrı kulundan korkmamaktır işte gerçek cesaret budur
Ben Tanrıdan korkmayı bir iftihar meselesi olarak görüyorum insanlar beni Tanrıdan korktuğum için eleştirsinler bundan gurur duyarım yeterki insanlardan korktuğumu söylemesinler bundanda zül duyarım.Evet ben Tanrıdan korkuyorum PEKER acaba sen nelerden korkuyorsun?
İzninizle konuya girebilir miyim?
Ben Tanrıdan korkmayı bir iftihar meselesi olarak görüyorum insanlar beni Tanrıdan korktuğum için eleştirsinler bundan gurur duyarım yeterki insanlardan korktuğumu söylemesinler bundanda zül duyarım.Evet ben Tanrıdan korkuyorum PEKER acaba sen nelerden korkuyorsun? - kurtkan
Bence Tanrı'nın, Muhammed'in ve Kur'an'ın gazıyla insanlara efelenenlerden korkmak gerekir. Ateistlerin çoğunluk olduğu bir yerde siz inancınızı yüksek sesle, korkmadan söyleyebilirsiniz çünkü bunu söylediğiniz için hiç bir ateist size zarar vermez. Sadece sizininle inancınızı enine boyuna tartışırlar.
Varmı sende burda yazdıklarını toplum içinde açıkca savunacak yürek. - kurtkan
Böyle düşünenlerin çoğunlukta olduğu bir yerde inanmadığını söylemek ise ölüme - ölüme değilse bile sopa yemeye - davetiye çıkarmaktır. Çünkü senin inancın, özünde taraftarlarına bunu emreder.(Bakınız: Kur'an) *İnsanın kendisi için tehlike oluşturabileceğini düşündüğü şeylerden korkması doğaldır. Bu başka bir insan - ya da topluluk - da olabilir, bir hayvan ya da başka herhangi bir şey, hatta soyut bir kavram bile olabilir. Bu ayıp değildir. Ucuz kahramanlığın da gereği yoktur. Ancak bıçak kemiğe dayanırsa o zaman anlaşılır kimin korkup kimin korkmadığı. Sen bizlerin, var olduğuna inanmadığımız, dolayısıyle korkmadığımız bir şeyden korkuyorsun. Biz ise başka şeylerden korkuyor olabiliriz. Bu ne senin için bir övünç kaynağı, ne de bizim için bir utanç kaynağı olmalı.
thunderpoint
18-03-2008, 23:24
Varmı sende burda yazdıklarını toplum içinde açıkca savunacak yürek.
Sevgili kurtkan,
Belli ki bir gerçeği dile getirirken aslında ne büyük bir handikap yarattığının farkında olmamışsın..
Yerinde olsam 'Zeybek' oynamak yerine "Acaba neden savunamıyorlar?" diye düşünürdüm..
"Yürek var mı sende?" *bunu soran arkadaş bir soru sorduğu için utanıyor olmalı normal olarak. Malum müslüman çoğunluğun olduğu bir toplumda yaşıyoruz. İnançsızlar, bu kimliklerini gizlemek durumunda klıyorsa; bu onların yüreksiz olduğundan çok inançlıların pek çoğunun hazımsız olduğunu gösterir. İslamın hoşgörü dini olduğunun sadece dillere pelesenk olmuş bir masal olduğunu gösterir.
Ayrıca Türkiye'de dinci yobazlar tarafından öldürülen bu kadar insan varken, hele ki bunlardan bir tanesinin adını taşıyan bir sitede "yüreğin var mı" demek abesle iştigalde son noktanın da ötesinde bir şeydir!
Takiye yapmak, dincilerde sık görülür. O yüzden herkesi kendileri gibi zannetmeleri doğaldır.
Evet hemen herkes bilir çevremde ateist olduğumu. Pek saklanacak durum da yok. Bizim millet aldırmaz pek. (Edit: thunderpoint).................................. Buna türk-islam sentezi mi deniyor.
*Senin gibilere Nihal Atsız'ın kemikleri sızlıyordur. Görüşlerini beğenmesem de mert adamdı, cesur adamdı. İnsan düşmanına saygı duyabilmeli. Ama sizlerden midem bulanıyor. Kırma sevmiyorum, safkan olacak. Fikirlerinde. Hoş sizin gibi kırıklardan daha çok çıkar
*Ateist olduğuma dair gazeteye ilan, televizyona reklam vermedim.
Tanridan baskasindan korkmayan Kurtkan, sen korkmadigini ispatlamak icin, Fatih'te cami cevresinde ben ateistim, dinlere ve peygambere inanmam diyebilir misin? Hic korkma, tanri nasil olsa ondan baskasindan korkmadigini biliyordur degil mi? Melekleri seni mutlaka koruyacaktir.
Evet hemen herkes bilir çevremde ateist olduğumu. Pek saklanacak durum da yok. Bizim millet aldırmaz pek. Arap-kurtköpeği kımalarıylan, Pers-kurtköpeği kırmaları hariç. Buna türk-islam sentezi mi deniyor.
Senin gibilere Nihal Atsız'ın kemikleri sızlıyordur.PEKER.
(Edit: thunderpoint)..............................Banada milliyetçiliği öğretme Ben tüm yazdıklarımda Allah kelimesi kullanmadım sürekli Tanrı dedim yazdıklarımı iyi oku.Ben belkide GÖKTANRI'ya inanıyorum illede Tanrıya inanmak ve Tanrıdan korkmak için müslümanmı olmak lazım.
Birde burda bazı ateistler koro halinde bana saldırmışlar yok efelik yapma yok ucuz kahramanlık yapma diye size ne benim muhatabım Peker ............................sırf Tanrıdan korktuğumu söyledim diye beni ödleklikle suçlayan o muhatabım bana ne şekilde saldırırsa aynı şekilde misliyle cevabını alır size ne oluyor siz Peker denilen yiğidin avukatımısınız güya ateistler demokrat ateistler insalcıl bumudur sizin insanlığınız bumu sizin demokratlığınız en ufak sizden farklı düşünene olmadık hakaretlerle saldırıyorsunuz hepbirlikte. alın siteniz sizin olsun biz burda göreceğimizi gördük sizlerle tartışmanın bir anlamı kalmadı artık.
Bir korkuyu unutmuşum solcu korkusu, herhalde solculardan tanrıdan korktuğunuzdan daha çok korkarsınız. Bak o korkunuzda çok haklısınız, o gerçek. Kabus olur rüyalarınıza girer hiç çıkmaz.
*Tetikçilik evet fikirlerim ve insanlık için onları barışla savunmak anlamında ve yalnızca meşru müdafaa anında tetikçilik yaparım, ama çapulculuk, mafya, uyuşturucu, kadın satıcılığı, çek-senet, ihaleye fesat için tetikçilik yapmam. Ülkücü mafya nedir diye bir kendine sor. Hiç sol mafya olmuşmudur. Ateist mafyayı da hiç duymadım. Bide Polat Alemdar çocukları türedi.
* Selamlar.
thunderpoint
19-03-2008, 14:44
Kurtkan,
Bence en iyi kararı vermişsin; yolun açık olsun!
lionking
19-03-2008, 16:20
peker bu gidisle sitede adam birakmicaksin,,bence kal kurtkan,,inanclarini sonuna kadar savun,,ne kadar farkli düsünce ve inanclara sahip olursak olalim,birarada baris icinde *yasamayi becermeliyiz,insansak bunu yapabilmeliyiz,,.selamlar
thunderpoint
19-03-2008, 16:47
Sevgili lion,
Farklı inançtakilerin bir arada insanca yaşaması güzel bir şey.
Ama lafını-sözünü bilmeyen tehditçi zeybeklerle bir arada olmak hiç hoş değil...
Birde burda bazı ateistler koro halinde bana saldırmışlar yok efelik yapma yok ucuz kahramanlık yapma diye size ne benim muhatabım Peker ............................sırf Tanrıdan korktuğumu söyledim diye beni ödleklikle suçlayan o muhatabım bana ne şekilde saldırırsa aynı şekilde misliyle cevabını alır size ne oluyor siz Peker denilen yiğidin avukatımısınız güya ateistler demokrat ateistler insalcıl bumudur sizin insanlığınız bumu sizin demokratlığınız en ufak sizden farklı düşünene olmadık hakaretlerle saldırıyorsunuz hepbirlikte. alın siteniz sizin olsun biz burda göreceğimizi gördük sizlerle tartışmanın bir anlamı kalmadı artık.
Kurtkan siteden ayrıldı mı bilemiyorum, belki misafir olarak okuyordur:
Sitedeki ateistlerin koro halinde sana saldırması diye birşey yok Kurtkan.
Sen sadece yanlış ve haksız bir söz sarfetmişsin.
Belki bu sözü de Peker'le olan tartışmanın sıcaklığında istemeden sarfettin.
Eğer empati yaparsan ateistlerin toplum içinde serbestçe konuşmaları yüreklilik olarak ölçülmez.
Turan Dursun'un neden öldürüldüğü ortada.
Aziz Nesin inanmadığını söylediği için Madımak katliamı yapıldı.
Buna benzer yığınla örnek verilebilir.
O nedenle yanlış sözüne elbette tepkiler olacaktı. Bu tepkilere kızman ve ayrılman yanlış.
Döneceğini ve daha mantıklı yazılarınla devam edeceğini umuyorum.
Gök Tanrıcıların görüşlerine de *ihtiyacımız var. *:)
Kurtkan,
Merak ettim de bir türlü bulamadım. Benim yazımdaki hangi sözcük ya da cümle hakaret içeriyor? Peker'in yerine benim yanıt yazmamın nedeni de, senin yazındaki gizli genellemedir. Yazından çıkardığım anlam şu. Peker toplum içinde fikirlerini açık açık savunamaz, bu yüzden yüreksizdir. Ee, ben de bunu yapamam (sebebini yukarıda açıkladım), o halde ben de yüreksizim. Yani bunu yapamayan bütün ateistler yüreksizdir. Neymiş? Senin muhatabın yalnızca Peker değilmiş. Ne kadar yürekli olduğunu kanıtlamak için, vartor'un önerisine evet diyebilir misin?
Enfal/ 32-33. Hani onlar, "Ey Allah'ım, eğer şu (Kur'an) senin katından inmiş hak (kitap) ise hemen üzerimize gökten taş yağdır veya bize elem dolu bir azap getir" demişlerdi. *
Oysa sen onların içinde iken Allah onlara azap edecek değildi. Bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir.
Yukarıdaki ayetlerde sözde Allah, üzerlerine taş yağdırılmasını isteyen inanmayanlar için Muhammed'e "Yapardım ama aralarında sen varsın" diyor.
Halbuki yine Kur'an'dan öğreniyoruz ki birçok kavmi aralarında peygamber varken helak etmiş, peygamberleri ve inananları kurtarmıştı.
Şimdi ise "aralarında sen varsın" diyor.
Hadi Muhammed varken gazap etmiyor, Muhammed öldükten sonra aradan 1400 küsur sene geçtiği halde ve insanlar daha da sapkınlaştığı halde Allah'tan bir hareket yok. Tersine müslümanların sapkın olarak gördüğü ülkelerin çoğu bol nimetler içinde refah bir yaşam sürdürüyorlar. Herhalde Allah, gazapla, helakla toplumların düzelmeyeceğini anladı, bildi ve ümidini kesti. Hesabını kıyamete saklıyor olmalı. *:)
ozgur_beyin
26-03-2008, 01:19
sevgili pante, ''susturamayacaklar'', tamam bunu anladım. ama *kimi ?senimi safiratımı *yoka tayyipimi?
kimi sustaramıyıcaklar *? açıklarsan sevinirim
pante, bir de merak ettiğim konu var sen nasıl bir müslümansın .herhalde kendine göre bir tarifin vardır
umarım açıklarsın. * * *umarım bu tarifi şopen veya evrensel abime bırakmzsın
sevgili pante, ''susturamayacaklar'', tamam bunu anladım. ama *kimi ?senimi safiratımı *yoka tayyipimi?
kimi sustaramıyıcaklar *? açıklarsan sevinirim
Sevgili Özgür_Beyin, kimlerin kimleri susturmak istediğini daha farkedemedin mi?
Halbuki sağır sultan bile duydu.
Herhalde son zamanlarda forumu pek takip etmiyorsun, atladığın yazılar olmalı.
Susturmak isteyenlerin ismini vermeye gerek yok. *:wink:
pante, bir de merak ettiğim konu var sen nasıl bir müslümansın .herhalde kendine göre bir tarifin vardır umarım açıklarsın. umarım bu tarifi şopen veya evrensel abime bırakmzsın
Ben sapına kadar müslümanım kardeşim.
Agnostik müslüman. *:)
Agnostik müslüman.
*Aha, musluman cinsine bir yenisi daha. bakalim daha kac cesiti var. hergun bir yenisi ekleniyir;
Mezhepler , tarikatlar yetmedi, son modellere bir de agnostik musluman eklendi :lol:
pante, bir de merak ettiğim konu var sen nasıl bir müslümansın .herhalde kendine göre bir tarifin vardır umarım açıklarsın. umarım bu tarifi şopen veya evrensel abime bırakmzsın
Sevgili Özgür_Beyin;
Aynı soruyu bloğumda da ciddi ciddi sorduğuna göre ve yaklaşık 2 senedir bu forumda beraber olduğumuz halde benim inanç ve düşüncelerimi anlayamamış görüntüsü verdiğine göre, sorunun yanıtından ziyade amacı önem arzetmiş oluyor. Açıklarsan anlayabilirim.
Günah Çıkarma Kur'an'da da var
Tevbe/ 101. *Çevrenizdeki bedevîlerden birtakım münafıklar vardır. Medine halkından da münafıklıkta direnenler var ki sen onları bilmezsin. Biz onları biliriz. Onlara iki defa azap edeceğiz. Sonra da büyük bir azaba itileceklerdir.
*
102. Onlardan bir kısmı ise, günahlarını itiraf ettiler. Bunlar salih amelle kötü ameli birbirine karıştırmışlardır. Umulur ki Allah tövbelerini kabul eder. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
103. Onların mallarından, onları günahlarından arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka al
ve onlara dua et. Çünkü senin duan onlara huzur verecektir.
Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
Muhammed, tevbekar olanlardan sadaka topluyor ve onları günahlarından arındırıyor Allah'ın emriyle. Hristiyan papazlar da benzerini yapıyor ama İslam bunu çarpıtarak eleştiriyor.
Son ayette bir başka ilginç olan ise Allah'ın bu tevbekarlar için Muhammed'den dua istemesi.
"Bana onlar için dua et ki manen rahatlasınlar, kalpleri yatışsın, teselli olsunlar, huzur bulsunlar" diyor Allah.
Yoruma açık. *:)
Pante ; *benim gibi müslüman sevgili Özgür.
Sen, kelime olarak "müslüman"ın gerçek anlamını bilirsin.. :!:
gozeneli
29-03-2008, 03:53
Asıl hakaret islamda yazılanlar degilmidir?
Siz kuranı okudunuz mu?
Kuran Kafirleri hele benim gibi dönekleri öldürün demiyor mu?
Bırak hakaret sözler ile kafa ütülemeyi.
Yukardaki yazdıkların yalan diyin.Yanıtınızı dört gözle bekliyorum.
Fakirlikle korkutan şeytan mı Allah mı?
Bakara/ 268. Şeytan sizi fakirlik ihtimali ile korkutur ve cimriliği telkin eder. Oysa Allah, size bağışlamasını ve lütfunu vaad eder: Allah kudret ve egemenlikte sınırsızdır, her şeyi bilendir.
Aynı surede 2 ayet geriye dönelim ve bakalım Allah ne diyormuş:
Bakara/ 266. Herhangi biriniz ister mi ki, içerisinde her türlü meyveye sahip bulunduğu, içinden dereler akan, hurma ve üzüm ağaçlarından oluşan bir bahçesi olsun; himayeye muhtaç çocukları var iken ve ihtiyarlık gelip kendisine çatmışken ateşli bir kasırga vursun da orası yanıp kül olsun? *Allah, düşünesiniz diye size âyetlerini böyle açıklıyor.
Ayetlerden asıl fakirlikle, yoklukla, felaketle korkutanın Allah olduğu anlaşılıyor.
Ama Muhammed'in bu söylemlerdeki amacı farklı, o şunu demek istiyor:
"Şeytan sizi gelecekte başınıza gelebilecek yokluk, kıtlık, kriz gibi durumlara karşı hazırlıklı olmaya, tedbire, tasarrufa yönlendirir. Şeytana uyup da cimri davranmayın. Paranızı, malınızı Allah yolunda harcayın. Allah yolunda harcayanlar mükafatını görecektir. Allah yolunda harcamayıp da biriktirdikleriniz birgün başınıza bir felaket gelir de elinizden çıkar."
Tabi bunu söylerken sözde şeytani yöntemi kullanıyor ve gelecekte yaşanabilecek bir felaketle korkutuyor.
Kur'an'da Musevilere Yahudi denmesi:
Muhammed, kimi ayetlerde Yahudiler ve Hristiyanlar tabirini kullanıyor.
Yahudi bir millet adı. İngiliz, Alman gibi.
Hristiyan ise din adı. "İsacı" "İsa'ya inananlar" anlamında.
"İsacı" tabirini kullanan, Musevi diyerek "Musacı" tabirini de kullanabilir.
Anlaşılan o ki Muhammed, Museviliğin Yahudilere has bir din olduğundan etkilenerek ve bir anlamda bunu kabullenerek Yahudi hitabını kullanmış.
Halbuki aynı Allah'tan gönderildiğini iddia ettiği peygamber ve kitabının sadece yahudi ırkına değil, diğer kavimlere de uygun olması gerekirdi.
Örneğin;
Enam-146. Yahudilere tırnaklı hayvanları haram kıldık. (...)
Şuna benziyor:
"İtalyanlara tırnaklı hayvanları haram kıldık."
Kur'an'ı bir Tanrı yazmış olsaydı böyle bir hata yapmazdı.
niye aLLah meLek gönderiyor ki? madem o kadar uLu,yüce,HERYERDE,gücü herseye yetiyor....kendi niye yapmıyor?
1- Allah ın bir günü 1000 dünya yılına *eşit olduğu (22:47,32:5) ve dünyadan Allah katına varış süresinin 50 bin yıl olduğu, (70:4)
Kur'an'ın çelişkili ayetlerinden örnek olarak iddia edilen 1. maddeyi ele alalım.
Secde-5. Gökten yere dek her işi tedbir eden odur, sonra (o iş, o işe memur olan melek,) sizin sayışınıza göre miktarı bin yıl tutan bir günde, ona yükselip çıkar.
Mearic-4. Melekler ve Rûh, oraya, miktarı (dünya senesi ile) ellibin yıl olan bir günde yükselip çıkar.
Yukarıdaki iki ayette de dünya ile Allah'ın katı arasındaki mesafe hakkında bilgi sunulmaktadır.
Secde-5'te işlerin Allah'a bir günde geri döndüğü söylenirken, bu bir günün dünya zamanı ile bin yıla eşit olduğu belirtilmektedir.
Mearic-4'de ise meleklerin ve ruhun Allah katına bir günde ulaştığı, ama bu bir günün dünya zamanına göre 50.000 yıla tekabül ettiği belirtilmektedir.
Bu önemli bir çelişkidir.
evrensel-insan
20-05-2008, 10:24
Saygideger pante;
Celiski guzelde, bu allahta yerinde sabit durmuyodur ki,dunya katlarinda!dolasip duruyordur da, bir tek dunya ya inemiyor.Herhalde asansorler, devamli bozuk.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Celiski guzelde, bu allahta yerinde sabit durmuyodur ki,dunya katlarinda!dolasip duruyordur da, bir tek dunya ya inemiyor.Herhalde asansorler, devamli bozuk
Bu iyi fikir evrensel-insan.
Hep arşta çakılı kalacak değil ya!
Bazan 1. göğe iniyordur mesela.
1. göğe indiğinde mesafe 1000 yıllık,
Arşta olduğunda mesafe 50.000 yıllık olabilir. :)
İslam'da İhlas suresi'nin Allah'ı tanımlaması nedeniyle önemi çok büyüktür.
Bu surede özellikle "Ahad" ve "Samed" kavramlarının derin anlamı olduğu ileri sürülür.
Şimdi bu konuda bir başka iddiaya yer verelim:
Muazzez Ilmiye Çığ'ın "Sümer Söylenceleri ve Din Kitapları" hakkındaki söyleşisinden.
http://muazzezcig.blogcu.com/2384076/
Sizinle yeni bulduğum bir bilgiyi de paylaşmak istiyorum. Kuran’daki İhlas Suresi’nin tefsirini yapan bir araştırmacının yorumu hayli ilginç:
Kulhuvallahü Ahad: Burada Allah İslam’ın Tanrısı. Ahad Yahudiler’in ve Hıristiyanların Tanrısı imiş. Allahu Samed’deki Samet de İslam’dan önceki bir tanrının Kenan tanrısının adı imiş. O İhlas Suresi’nin ilk surelerden biri olduğunu da iddia ediyor.
- Yani Kuran’da daha önceki Tanrılara verilmiş isimlerden söz edilmiş ...
- Evet bunu Muhammed ilkin Arapların eski üç tanrısının adını söylüyor, fakat etrafındakiler buna itiraz edince değiştiriyor.
Bu iddianın kaynakları araştırmaya değer.
İhlas suresinde geçen ahad ve samed'e uyduruk anlamlar verilmesi iddiası besmele için de geçerli.
"Bismillahirrahmanirrahim" i "Esirgeyen ve bağışlayan Allah'ın adıyla" diye çevirirler.
Yani, Rahman'ı esirgeyen, Rahim'i de bağışlayan olarak yansıtırlar. Yanlış.
Halbuki Rahman, Rahim eski kavimlerin Tanrıya verdikleri adlardandır.
Ram- Abram- Brahma-Brahman- Rahman- Abraham : (Abraham, İbrahim'in İbranicesi)
Brahmin-Rahim-İbrahim : (Arapçası)
Besmelenin asıl anlamı: Rahman, Rahim, Allah'ın adıyla
Yani, besmelede Tanrıya verilen 3 isim biraraya getirilmiş.
Nitekim ayet de şöyle der:
İsra-110. İster Allah diye çağırın, ister Rahman diye. En güzel isimler onundur.
hiramusta
14-06-2008, 17:12
İyide isimlerin bi anlamı yok mu?Unutmaki Allah'ın herbir ismi O'nun bir veya birkaç niteliğini açıklar.
hiramusta
14-06-2008, 17:14
İslam'da İhlas suresi'nin Allah'ı tanımlaması nedeniyle önemi çok büyüktür.
Bu surede özellikle "Ahad" ve "Samed" kavramlarının derin anlamı olduğu ileri sürülür.
Şimdi bu konuda bir başka iddiaya yer verelim:
Muazzez Ilmiye Çığ'ın "Sümer Söylenceleri ve Din Kitapları" hakkındaki söyleşisinden.
http://muazzezcig.blogcu.com/2384076/
Sizinle yeni bulduğum bir bilgiyi de paylaşmak istiyorum. Kuran’daki İhlas Suresi’nin tefsirini yapan bir araştırmacının yorumu hayli ilginç:
Kulhuvallahü Ahad: Burada Allah İslam’ın Tanrısı. Ahad Yahudiler’in ve Hıristiyanların Tanrısı imiş. Allahu Samed’deki Samet de İslam’dan önceki bir tanrının Kenan tanrısının adı imiş. O İhlas Suresi’nin ilk surelerden biri olduğunu da iddia ediyor.
- Yani Kuran’da daha önceki Tanrılara verilmiş isimlerden söz edilmiş ...
- Evet bunu Muhammed ilkin Arapların eski üç tanrısının adını söylüyor, fakat etrafındakiler buna itiraz edince değiştiriyor.
Bu iddianın kaynakları araştırmaya değer.
Saçmalamışsın.
Asıl saçmalayan sizlersiniz..çocuk pornocusu peygamberleriniz ve onların sapık dinlerini kurtarma çabalarınız nedense hiç sona ermiyor..bunun nedenide çok basit aslında..kendini muhafazakar diye tanımnlayan dincilerin ortak amacı bellidir: Ölümden sonraki sonsuz hayat..yani dinlerindeki akıl mantık dışı şeyleri sürekli bu amaç doğrultusunda savunurlar..sonsuz bi yaşamın kazanımlarını elde etmek için..akıl mantık dışı şeyleri sırf kendi çıkarları zarar görücek diye görmezden gelirler...
İyide isimlerin bi anlamı yok mu?Unutmaki Allah'ın herbir ismi O'nun bir veya birkaç niteliğini açıklar.
İsimlerin anlamı vardır tabi Hiramusta.
Peki ama bu isimlerin anlamını hadislerden mi öğreneceğiz?
Güvenmediğiniz, reddettiğiniz hadislerden mi?
Bilimsel araştırmaları, tarihi izleri yok mu sayacağız?
http://www.hermetics.org/Abraham.html
http://www.hermetics.org/ibranice.html
Saçmalamışsın.
Bu konuda benim yazım sadece şu:
İslam'da İhlas suresi'nin Allah'ı tanımlaması nedeniyle önemi çok büyüktür.
Bu surede özellikle "Ahad" ve "Samed" kavramlarının derin anlamı olduğu ileri sürülür.
Şimdi bu konuda bir başka iddiaya yer verelim:
Muazzez Ilmiye Çığ'ın "Sümer Söylenceleri ve Din Kitapları" hakkındaki söyleşisinden.
http://muazzezcig.blogcu.com/2384076/
Bu iddianın kaynakları araştırmaya değer.
Bu yazının neresinde saçmalamışım Hiramusta?
Eğer alıntıladığım Muazzez İlmiye Çığ'ın yazısı için saçmalamaktan söz ediyorsan bence ön yargı ile "saçmalık" demek yerine kaynakları incelemek daha doğru olur.
Her dinin bir kökeni var. Zeitgeist başlığında linki verilen videoyu incelersen Hristiyanlığın pagan kökenini görebilirsin. Bu videodadaki bilgilerin doğruluğu Hristiyanlığın çöküşü demek, İslam'ın da dayanağının kalmaması demektir.
Tüm bu dinlerin kökeninde Hint asıllı din adamı Abraham var. Tabi onun da öncesi vardır ama ortadoğu dinlerinin tohumunu eken o. İslamcılar boşuna "İbrahim Aleyhisselamın milletindeniz" demiyor.
sanalmerak
05-07-2008, 23:51
sizin çelişki dediğiniz şeyleri siz anlayabiliyorsunuz..o çelişkileri 1400 yıl önceki insanların çoğu ve bugunki 1400 geri kafalı insanlar anlayamıyorlar vede anlayamazlar ..
Yakın gerçek
26-07-2008, 13:52
Ayet kelimesi sözlükte alamet,nişan,ibret ,mucize,açık delil gibi anlamlara gelir.Terim olarak ise,surelerin içinde yer alan,baş tarafı ve son tarafı belirlenmiş harf,kelime,cümle veya cümleler grubuna denir..
Allahın Kanunları / değişmez ama Ayet kelimesinin çok geniş bir anlamı vardır.Burda ayetler değişebilir derken bu ALlah sözleri değildir.Bir mucize olur biter Bu ayettri. Bir alamer gelir geçer buda ayettir.
Ayet kendi kelime anlamıyla alırsak kesinlikle değişebilir.AMa Allahın KAnunu demekle çok ayrı şeyler kast edilir.
Kurandaki bu çelişkileri oluşturan..
1.Arapçadan diğer dillere geçmesi ve hiç bir dilin bir dile % 100 karşılığı yoktur.
2.Ayetlerin sürelerin bütününe bakmadan sadece bir kelime cümleye bakarsanız tabiki çelişki doğurabilir.Ama ayetlerin sürelerin bütününü kavradığınız zaman o (?) kelime hemen manasını kazanıyor.Ve imanınız kat kat artıyor.
3. Aradan bir kelime bir ayet linklemek klasik atesit çalımları .Ayrıca konudan konuya atlamasının sebepi sonradan kitap halini almasıdır.İlk gelen süre ALAk ama bakın alak şimdi nerde.şimdi bazı zekiler dicek ahni kuran koruma altındaydı nasıl yerleri değişicek..Kuranda mana olarak bir değişme yoktur.. Allah / A l l a h / All AH istediğin gibi yaz oku . Orda gören bir adam onun allah olduğunu anlar. Onun için herzaman bütüne bakın meallerin yaratmış olduğu kelime karmaşasına değil.(Zaten kuran bir kitap olarak değil bir söz olarak inmiştir.Katiblerin savaşlarda ölmesi Halifeleri korkutmuş ve güvenlik için 29 yıl sonra kitap yapılmaya karar verilmiştir./ Cebrail gelip Muhammed bunları aklında tut sonra koş hemen bir kitaba yaz dememiştir..
4. Ardan ayet linkle bakın bunu bunu demiş deyin.Orda iblisin Allahı tesbih eden baş melek olduğu bir ayetde var alın onu buraya linkleyin şeytana saygı duyun...
5.Kuran Okumakla Kuran anlamak farklıdır. Sen bardağa bakarsın yarısı Boş dersin ben yarısı dolu derim.Başkasıda içebilirmiyim der.Kapasite ve düşünsel farklılıklar.Yok ben bunları kavrayamıyorum diyorsan kavrayamadığın şey için dinden çıkma Saygı duy itaat et. Anlamadığın Kavramadığın bir şey için burda fikir üretmen konuşman saçmalık olur..
Çok yazı var hepsini okumadım. Konuya genel olrak cvp yazdım.
saygılar.