Orijinalini görmek için tıklayınız : Kutsal (!) Kitaplardaki Çelişkiler
1.Arapçadan diğer dillere geçmesi ve hiç bir dilin bir dile % 100 karşılığı yoktur.
Bu daha da kötü aslında.
Hangi dil olursa olsun tüm kitaplar farklı dillere çevriliyor ve insanlar bunları anlıyor.
Allah anlaşılmaz ve tercüme edilemez bir Arapça kullanmamalıydı. Dil seçiminde çok büyük hata yapmış..
"Anlayasınız diye onu apaçık Arapça indirdik." diyor ama ne Arapça anlaşılabilir bir dil değil, ne de biz Arapça anlayabilecek Arap ırkındanız. Dünyanın geri kalanının olmadığı gibi..
Yakın gerçek
26-07-2008, 17:13
Ama şu anda anlayabilir durumdasın ..Eskiden arapça / farsça bugünkü durumlarındamıydı ? yoksa revaç gören bir dilmiydi.incil farklı bir dilde geldi Ama ondada değişik manalar kelamlar var.
farklı dillerde ama aynı manalar çelişkiler. hımmm
Araplara başka bir dilde gelse nasıl anlayacaklar.Hz.Muhammede başka dilde gelse o nasıl söylediklerini anlıcak ve arkasında durup yeri geldiğinde mücadele edicek.
kuran bugün her dile çevriebiliyor.tabiki bazı kelimeler uyuşmuyor.ama Dediğim gibi ayetin sürenin bütünü zaten sana o kelimeyide cvplıyor.
senin yukardaki yazını savunmak ırkçılığa girer ki yahudiler bu hatayı yapıp dini kendi içlerine alıp yaymadılar.
Çok yazı var hepsini okumadım. Konuya "genel olrak cvp" yazdım.
Bu başlık altındaki çelişkiler "genel olarak cvp" yazılacak cinsten değil.
Bu çelişkilerin çoğu ancak "genel olarak cvp" ile geçiştirilecek türden.
Çünkü birebir ele alınıp ikna edici bir açıklaması olmayan, Arapçanın özelliğiyle ya da harekelendirme sebebiyle izah edilemeyecek türden çelişkiler.
Üstelik buraya kadar değindiklerim açık ve net çelişkiler. Gizli ya da yeterince net olmayan daha yüzlerce çelişki var.
Bir örnek verelim:
Allah'ın güneşle insanlar arasında koyduğu örtü, siper gibi şey ne olabilir?
İnsanlar ne olmazsa güneşten korunamazlar?
Bulutlar olabilir, binalar olabilir, elbise, şapka, şemsiye olabilir.
Bina, elbise gibi şeyler yapılabilir, tedarik edilebilir. Hatta binalar da.
Allah'ın koymadığı siper bulutlar olabilir.
Bulutlardan daha önemlisi Atmosfer tabakaları var.
Ve daha da önemlisi gece var. Yani dünyanın kendi etrafında dönmesi var.
Şimdi Kehf-90 ayetine bakalım:
Hatta iza belağa matliaş şemsi vecedeha tatlüu ala kavmil lem nec'al lehüm min duniha sitra
Güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu kendileriyle güneş arasına örtü koymadığımız bir halk üzerine doğar buldu.
Zülkarneyn, doğuya gidiyor ve orada güneşle aralarında bir örtü, bir siper olmayan bir kavimle karşılaşıyor.
Şimdi soralım:
Dünyada ya da Uzak Doğu'da olmayan var mı böyle bir örtü ya da siper?
Ya da gecenin olmadığı, hep gündüz olan bir yer var mı?
Yok ise, bu ayet bilimle çelişmiyor mu?
''3- Kur'an'a göre İncil'de Ahmet'den bahseder, İncil'de Ahmet ismi geçmez.''
İncil'in asıl dili ibranicedir. İncil'deki bozulmalar İncil'in orjinal dili olan İbraniceden, Latince'ye Yunanca'ya çevrilmesiyle başlamıştır. Yunancada ''Piriklitos'' kelimesi Ahmed demektir. İncil'de Paraklitos kelimesiyle benzerlik taşıması bakımından ilginçtir.
İncil'in asıl dili ibranicedir. İncil'deki bozulmalar İncil'in orjinal dili olan İbraniceden, Latince'ye Yunanca'ya çevrilmesiyle başlamıştır. Yunancada ''Piriklitos'' kelimesi Ahmed demektir. İncil'de Paraklitos kelimesiyle benzerlik taşıması bakımından ilginçtir.
Bakalım öyle miymiş?
1- Önce şunu belirtelim. Neden Muhammed değil de Ahmed?
Ahmed, Muhammed'in göklerdeki ismiymiş.
Kim demiş? Allah.
İnanmayanlara göre ise Muhammed'in iddiası.
Muhammed Kur'an'da Ahmed yerine Farakled deseydi demek ki "İşte bakın! İncil'de peygamberin adı yazıyor" mu denecekti?
Neden doğrudan doğruya Muhammed denmemiş, hadi ondan da vazgeçtik, paraklet yerine Muhammed'in anlamına karşılık gelen isim kullanılmamış?
Muhammed'in "paraklit ne demek?" diye araştırıp, parakletin anlamının Arapça'daki karşılığı olan kelimeyi isim edinmemiş olduğunu farzederek paraklit'in anlamının ne olduğuna bakalım:
2- Perikliytos ve Parakletos ayrı kelimelerdir.
Periklytos: Grekçe bir kelimedir. Anlamı yüce, göksel, övülmüş demektir.
İncil'de geçen kelime ise Periklytos değil "Parakletos" dur.
Parakletos: İncil'de teselli edici, yardımcı, savunucu anlamında kullanılmıştır.
Öyleyse Muhammed, Parakletos değildir. Ahmed, parakletos'un karşılığı değildir.
3- İncil'de Parakletos için ne diyor:
Yuhanna-14 / Kutsal Ruh
15 Beni seviyorsanız, buyruklarımı yerine getirirsiniz.
16-17 Ben de Baba`dan dileyeceğim. O sonsuza dek sizinle birlikte olsun diye size başka bir Yardımcı, Gerçeğin Ruhu`nu verecek. Dünya O`nu kabul edemez. Çünkü O`nu ne görür, ne de tanır. Siz O`nu tanıyorsunuz. Çünkü O aranızda yaşıyor ve içinizde olacaktır.
Elçi.1:1 "Baba'nın vermiş olduğu ve benden duyduğunuz sözün gerçekleşmesini bekleyin"
* Elçi.1:5 "Sizler birkaç güne kadar Kutsal Ruhla vaftiz edileceksiniz"
İncil'de açıkça gelecek olanın "kutsal ruh" olduğundan sözediliyor.
"Kutsal ruh" da teslis'in bir parçası.
Kur'an'da da kutsal ruh'un Cebrail olduğu belirtiliyor ve teslis yani üçleme eleştiriliyor.
Yani, Kur'an'ın "İncil'de ve Tevrat'ta Muhammed (Ahmed) adlı peygamberin geleceği yazılı" diye söylediği İncil'deki kutsal ruh Parakletos olamaz.
(Kutsal ruh olmayan-insan olan) başka bir Ahmed bulmaları gerekir İncil'de ama İncil'de Ahmed yok.
Bu gibi durumlarda İslamcılar tahrifat iddiasına başvurur ve kutsal ruhun İncil'e sonradan ilave edildiğini söyleyebilir. Tahrifatçı kutsal ruhu ilave edeceğine olsaydı eğer Ahmed'i- Periklytos'u çıkarırdı.
Son olarak;
4- Ahmed = Övülmüş, göksel, yüce demek mi? Kanıtı nedir?
Muhammed'in bebekliğinden beri diğer ismi Ahmed olsaydı, İncil'de parakletos değil periklytos diye yazsaydı, kutsal ruh demeseydi de elçi-peygamber-insan deseydi, birkaç gün içinde gelip sonsuza kadar sizinle olacak demeseydi de 500-600 sene sonra gelecek deseydi, bunlara rağmen Ahmed'in Arapça karşılığının Yunanca'daki övülmüş, yüce, göksel anlamlarına geldiğinin ispatı gerekirdi ki bu kanıta da sahip değiliz.
Bu arada sahabelerden hiç ismi Ahmed olan var mı? Ben bulamadım.
İslam öncesi Araplarda var mı? Yok.
Kur'an'dan önce "Ahmed" ismine dair bir kaynak bulan olursa konuya önemli bir katkı sağlamış olacaktır.
''Muhammed Kur'an'da Ahmed yerine Farakled deseydi demek ki "İşte bakın! İncil'de peygamberin adı yazıyor" mu denecekti?
Neden doğrudan doğruya Muhammed denmemiş, hadi ondan da vazgeçtik, paraklet yerine Muhammed'in anlamına karşılık gelen isim kullanılmamış?''
***
Hamd kökünden türemiş isimlerdir Muhamed de Ahmed de...
Ahmed:1.Allahın en çok methini yapan kişi. 2. En çok methedilen kişi.
Muhammed:En çok methedilmiş kişi.
Her iki kelimede ''hamd'' kökünden türemiştir dedik, Peki hamd kelimesinin anlamı nedir?
Hamd; övmek demektir.
Kur'an'a göre Muhammed'in geleceği Tevrat'ta ve İncil'de bildirilmiştir. İslam peygamberi bir hadisinde şöyle demiştir: “Benim ismim Kur'ân’da Muhammed, İncil’de Ahmed, Tevrat’ta Ahyed’dir.”
Muhammed ve Ahmed kelimelerinin Hz. Peygamber'den önce kullanılmamış olmaması bu iddiayı kuvvetlendirmez mi?
Bu kitabı daha öncede kaynak olarak vermiştim.
http://www.kitapyurdu.com/kitap/58412/tevratve%C4%B0ncilegorehzmuhammed.htm
Özellikle Abdulahad adlı Yazarın kimliğini ve hayatını okuduğunuzda eminim çok şaşıracaksınız.
Sonra da bu yazarın nerede ve nasıl vefat ettiğini okuduğunuzda ise şaşkınlığınız bir kat daha artacak.
Ben Kitabı çeviren sayın Nusret Çam ile telefonda konuştum. Kitabı neden yeni baskı olarak basmadığını sordum.
Verdiği cevap ise bir Profosörün ciddiyetinden çok uzaktı inanın.
Sevgili Pante zaten pek kimsenin okuyacağını sanmadığım bu kitabı siz mutlaka okumalısınız.
Sorduğunuzun sorunun cevabını vermek için yazılmış tamamen kutsal kitaplardaki delillere ve dilbilgisine bağlı kalın bi kitap.
Her kütüphanede bulunmalı bence.
Selamlar
Kur'an'a göre Muhammed'in geleceği Tevrat'ta ve İncil'de bildirilmiştir. İslam peygamberi bir hadisinde şöyle demiştir: “Benim ismim Kur'ân’da Muhammed, İncil’de Ahmed, Tevrat’ta Ahyed’dir.”
Muhammed ve Ahmed kelimelerinin Hz. Peygamber'den önce kullanılmamış olmaması bu iddiayı kuvvetlendirmez mi?
Ahmet, Ahyed değil sadece daha çok ismi geçiyor Muhammed'in..
Şuayb'ın suhufunda Muhammed anlamına gelen ismi "Müşeffah" imiş..
Tevrat'ta Muhammed'in bir başka ismi Münhamenna imiş..
Yine Tevrat'ta Nebiyyül haram manasında "Himyata" imiş..
Tevrat'ta bir başka ismi de El-Hatem-ül Hatem imiş..
Zebur'da el-muhtar ismiyle anılırmış Muhammed..
Hem Tevrat hem Zebur'da Mukim-üs Sünne imiş..
İbrahim'in suhufunda ve Tevrat'ta Mazmaz imiş..
İncil'de Sahib-üt Tac'da Muhammed anlamındaymış. Tac, sarık demekmiş..
Doğrusu, bunlar çok güçlü iddialar. :)
Bu arada hatırlatalım. Muhammed isimlere çok önem verirdi. Kendisine de, çevresindekilere de daha güzel bulduğu 2. isim takar, hatta asıl ismini kendi taktığı ile değiştirirdi.
Said Nursi'de Kur'an'da "said" kelimesi geçiyor diye bundan nemalanmaya kalkışmıştı. Kur'an'da geçen "nur" kelimesinin dahi kendi yazdığı nur risalelerini kastettiğini iddia ediyordu.
Daha önce sorduğum soruyu kısaltıp tekrar sorayım.
Muhammed'in 2. isminin Ahmed olduğuna dair bir kanıt, belge var mı?
Yok ise, kendisinin yazdığı, kendisine kanıt olabilir mi hiç?
( Tabi siz kendi açınızdan haklısınız. "Kur'an'ı Allah gönderdi, Muhammed yazmadı" diye düşündüğünüz ve inandığınız için Ahmed'in Arapça anlamı ile parakletos'a yakın bir kelime olan periklytos'un aynı anlamda olmasını ciddiye alabiliyorsunuz.)
Hristiyan kölelerden, Varaka'dan bolca İncil'i dinleyen Muhammed;
"Benden sonra paraklet gelecek" ayetinden etkilenmiş ve bu sözle kendisi arasında bir bağlantı düşünmüş olamaz mı?
Sevgili Pante zaten pek kimsenin okuyacağını sanmadığım bu kitabı siz mutlaka okumalısınız.
Sorduğunuzun sorunun cevabını vermek için yazılmış tamamen kutsal kitaplardaki delillere ve dilbilgisine bağlı kalın bi kitap.
Her kütüphanede bulunmalı bence.
İyi güzel de sevgili Okinono, satışı olmayan, piyasada bulunmayan bir kitap.
Aynı yazarın "İncil ve Salib" diye bir kitabı var.
Bu kitapta İncil'de geçen "Evdokya"nın Ahmed olduğunu iddia ediyor.
Evdokya'nın ne olduğunu çıkaramadım..
Ahmet, Ahyed değil sadece daha çok ismi geçiyor Muhammed'in..
Şuayb'ın suhufunda Muhammed anlamına gelen ismi "Müşeffah" imiş..
Tevrat'ta Muhammed'in bir başka ismi Münhamenna imiş..
Yine Tevrat'ta Nebiyyül haram manasında "Himyata" imiş..
Tevrat'ta bir başka ismi de El-Hatem-ül Hatem imiş..
Zebur'da el-muhtar ismiyle anılırmış Muhammed..
Hem Tevrat hem Zebur'da Mukim-üs Sünne imiş..
İbrahim'in suhufunda ve Tevrat'ta Mazmaz imiş..
İncil'de Sahib-üt Tac'da Muhammed anlamındaymış. Tac, sarık demekmiş..
Sevgili Pante,
affına sığınarak konunu böleceğim ama bu isimlerden biri fazla bence.
Toplamda 10 adet isim ediyor. Allah'ın 99 adı var bilindiği üzere. Bu 9 rakamının mucizevi bir rakam olduğu inancına uyuyor ama Muhammed'in 10 ismi olması bu mucizeyi bozuyor. O isimlerden ya birini çıkaracağız ya da 8 tane daha bulacağız, çare yok. :D
Sevgili Pante,
affına sığınarak konunu böleceğim ama bu isimlerden biri fazla bence.
Toplamda 10 adet isim ediyor. Allah'ın 99 adı var bilindiği üzere. Bu 9 rakamının mucizevi bir rakam olduğu inancına uyuyor ama Muhammed'in 10 ismi olması bu mucizeyi bozuyor. O isimlerden ya birini çıkaracağız ya da 8 tane daha bulacağız, çare yok.
Allah'ın 99 ismi olur da habibi Muhammed'in 99 ismi olmaz mı sevgili K.C.
Liste şöyle:
Abdullah: Allah (cc)' ın kulu
Âbid: Kulluk eden, ibadet eden
Âdil: Adaletli
Ahmed: En çok övülmiş, sevilmiş
Ahsen: En güzel
Alî: Çok yüce
Âlim: Bilgin, bilen
Allâme: Çok bilen
Âmil: İşleyici, iş ve aksiyon sahibi
Aziz: Çok yüce, çok şerefli olan
Beşir: Müjdeleyici
Burhan: Sağlam delil
Cebbâr: Kahredici, gâlip
Cevâd: Cömert
Ecved: En iyi, en cömert
Ekrem: En şerefli
Emin: Doğru ve güvenilir kimse
Fadlullah: Allah-ü Teâlanın ihsânı, fazlına ulaşan
Fâruk: Hakkı ve bâtılı ayıran
Fettâh: Yoldaki engelleri kaldıran
Gâlip: Hâkim ve üstün olan
Ganî: Zengin
Habib: Sevgili, çok sevilen
Hâdi: Doğru yola götüren
Hâfız: Muhafaza edici
Halîl: Dost
Halîm: Yumuşak huylu
Hâlis: saf, temiz
Hâmid: Hamd edici, övücü
Hammâd: Çok hamdeden
Hanîf: Hakikate sımsıkı sarılan
Kamer: Ay
Kayyim: Görüp, gözeten
Kerîm: Çok cömert, çok şerefli
Mâcid: Yüce ve şerefli
Mahmûd: Övülen
Mansûr: Zafere kavuşturulmuş
Mâsum: Suçsuz, günahsız
Medenî: Şehirli, bilgilive görgülü
Mehdî: Hidayet eden, doğru yola erdiren
Mekkî: Mekkeli
Merhûm: Rahmetle bezenmiş
Mes'ûd: Mutlu
Metîn: Çok sağlam ve güçlü
Muallim: Öğretici
Muktedâ: Peşinden gidilen
Mübârek: Uğurlu, hayırlı, bereketli
Müctebâ: Seçilmiş
Mükerrem: Şerefli, yüce
Müktefî: İktifâ eden, yetinen
Münîr: Nurlandıran, aydınlatan
Mürsel: Elçilikle görevlendirilmiş
Mürtezâ: Beğenilmiş, seçilmiş
Muslih: Islah edeci, düzene koyucu
Mustafa: Çok arınmış
Müstakîm: Doğru yolda olan
Mutî: Hakka itaat eden
Mu'tî: Veren ihsân eden
Muzaffer: Zafer kazanan, üstün olan
Müşâvir: Kendisine danışılan
Nakî: Çok temiz
Nakîb: Halkın iyisi, kavmin en seçkini
Nâsih: Öğüt veren
Nâtık: Konuşan, nutuk veren
Nebî: Peygamber
Neciyullah: Allah' ın sırdaşı
Necm(i): Yıldız
Nesîb: Asil, temiz soydan gelen
Nezîr: Uyarıcı, korkutucu
Nimet: İyilik, dirlik ve mutluluk
Nûr: Işık, aydınlık
Râfi: Yükselten
Râgıb: Rağbet eden, isteyen
Rahîm: Mü'minleri çok seven
Râzî: Kabul eden, hoşnut olan
Resûl: Elçi
Reşîd: akıllı, olgun, iyi yola götürücü
Saîd: Mutlu
Sâbir: Sabreden, güçlüklere dayanan
Sâdullah: Allah' ın mübârek kulu
Sâdık: Doğru olan, gerçekci
Saffet: Arınmış, seçkin kişi
Sâhib: Mâlik, arkadaş, sohbet edici
Sâlih: iyi ve güzel huylu
Selâm: Noksan ve ayıptan emin olan
Seyfullah: Allah' ın kılıcı
Seyyid: Efendi
Şâfi: Şefaat edici
Şâkir: Şükredici
Tâhâ: Kur'ân-ı Kerîm' deki ismi
Tâhir: Çok temiz
Takî: Haramlardan kaçınan
Tayyib: Helal, temiz, güzel, hoş
Vâfi: Sözünde duran, sözünün eri
Vâiz: Nasihat eden
Vâsıl: Kulu Rabb'ine ulaştıran
Yâsîn: Kur'ân-ı Kerîm' deki ismi, gerçek insan, insan-ı kâmil
Zâhid: Mâsivadan yüz çeviren
Zâkir: Allah' ı çok anan
Böyle bir olasılık tabiîki yok denilemez. Varaka, İncil’i Peygambere anlatmış ve böylece Paraklit, Arapça karşılığı Ahmed kelimesi seçilerek, bir bağlantı kurulmuş olabilir; ama İncil’de geçen Paraklit’e benzer bir durum farklı kutsal kitaplarda gözlemleniyorsa durum biraz değişir tabi.
Vişnu Puran adlı kitabın 24. bölümünde şöyle denilmektedir:
"Vedalar (gerçek ilim kitapları) tarafından öğretilen hareket ve işler, gerçekler tam kaybolacakken, bu karanlık çağların sona ermesi yaklaşacak ve Tanrı'nın son tenâsühü, bir cenkçi, muharip (savaşçı) şeklinde ortaya çıkacaktır. Bu cenkçi, Sambla Dîb’de (Kumlu Ada) bilinen ve meşhur bir aileden dünyaya gelecek. Babasının adı 'Vişnuyasa (Tanrı'nın kulu.), anasının adı 'Somti (güvenilen) olacaktır." (Vişnu Puran, XXIV)
1. Abdullah ve Amine isimlerinin eşanlamlıları olan Vişnuyasa, Somti kelimelerinin geçtiğini görüyoruz.
2. Sambla Dîb’in anlamı da kumlu ada!
Hz. Muhammed’in bulunduğu coğrafya itibariyle bu kitabı okumuş, duymuş, görmüş olma ihtimalinin İncil’de olduğu kadar yüksek olmadığını düşünüyorum.
1. Abdullah ve Amine isimlerinin eşanlamlıları olan Vişnuyasa, Somti kelimelerinin geçtiğini görüyoruz.
2. Sambla Dîb’in anlamı da kumlu ada!
Hz. Muhammed’in bulunduğu coğrafya itibariyle bu kitabı okumuş, duymuş, görmüş olma ihtimalinin İncil’de olduğu kadar yüksek olmadığını düşünüyorum.
Bu dolaylı yoldan bağlantıya hiç gerek yok sn. Aheste.
Direk Muhammed'in müjdelendiği kitap varmış:
“Melekhalı (yabancı bir memlekete mensup olan ve yabancı bir dili konuşan) bir ruhsal öğretici, kendi yoldaşları ile birlikte zuhûr edecek; adı ‘Mohammad’ olacak; Raca Bhoj (ilâhî kata ait), bu Maha Dev Arab’ı, Panchgavya ve Ganj sularında yıkadıktan sonra (yani bütün günahlardan arındırdıktan sonra), ona en samimi sadakatini ve bütün saygıları sunduktan sonra şöyle dedi:
‘Sana bağlı kalacağım. Ey sen beşeriyetin efendisi, Arabistan’ın sakini! Sen, şerri yok etmek için büyük bir güç topladın ve Melekhalı düşmanlardan kendini korudun. Ey sen, en büyük Rab olan Tanrı’nın en mü’min görünüşü!
Ben senin kölenim; beni ayaklarının altına yatır!’
Bhavişya Purana, Prati Sarg Parv III. 3; 3; 5-8’den naklen Vidyarthi, age, s.35;
“Melekhalılar, Arapların meşhur beldelerini yağmaladılar. Bu ülkede ‘Arya Dharma
(şeriat, yasa)’ dan hiçbir eser yoktur. Daha önce de orada, bizzat benim gördüğüm, sapıtmış bir ifrit ortaya çıkmıştı; şimdi o, güçlü bir düşman tarafından gönderilmiş olarak yeniden ortaya çıkmıştır. Bu düşmanlara, doğru yolu göstermek ve onları hidâyete çağırmak üzere, ‘Muhamad’ –ki ona ben ‘Brahma’ lakabını verdim- , Pishachaları doğru yola getirmekle meşhurdur. Ey Raca, aldanmış Pishachaların ülkesine gitmene gerek yok; nerede olursan ol, benim müşfikliğim sayesinde arınacaksın. Geceleyin, melek mizacında olan o zeki adam, bir Pishacha kılığında Raca Bhoj’a şöyle dedi: ‘Ey Raca! Senin Arya Dharma’n (şeriatin), bütün dinler üzerinde hakim olacaktır.
Ishvar Parmatma’nın emirlerine göre, et-yiyici bu insanların akidesini güçlendireceğim. Benim takipçim, sünnetli, başında saç örgüsü olmayan, ‘ibadete çağrı (ezan)’ okuyan ve meşru herşeyin yenilebileceğini söyleyen bir adam olacaktır. Domuz hariç, her türlü hayvanı yiyecektir. Onlar,
kutsal içki ile arınmaya önem vermeyecekler; fakat savaş ile arınacaklardır. Dinsiz milletlere karşı mücadele etmeleri sebebiyle ‘müslümanlar’ olarak tanınacaklardır. Ben, et yiyen bu milletin dininin meydana getiricisi olacağım.”
Bhavişya Purana, Shakolas, 10-27’den naklen Vidyarthi, age, s.38.
Şimdi bu alıntıların gerçek olup olmadığının kanıtlanması gerek.
Bunun için de bilhassa İngilizce çevirileri kontrol edilmeli.
Buna imkanı olan bir arkadaşımız varsa ondan rica edelim.
Eğer doğruysa "Agnostik müslümanım" demeyeceğim artık.
Agnostik'i kaldıracağım. :)
Çünkü bu durumda 3 şık ortaya çıkıyor;
1- Muhammed'e gerçekten elçilik verilmiştir.
2- Gelecekten haber alma, kehanet gerçektir.
3- Tesadüftür.
Ben tesadüf'e ihtimal vermeyeceğim, söz!
yi güzel de sevgili Okinono, satışı olmayan, piyasada bulunmayan bir kitap.
....
Sevgili Pante;
Ben kitabı Sayın Nusret Çam'dan elindeki tek kalan kitaptan fotokopi olarak istemiştim. Bende var.
Ayrıca bana sahaflarda da olduğunu söylemişti.
Eğer bir posta kutusu adresi verirseniz Fotokopiyi yollayabilirim.
Ayrıca , agnostiği kaldıracağınıza söz verdiğiniz kitabı da araştırıp ilk fırsatta satır satır tercüme etmeye çalışacağım. Yetersiz kaldığım yerleri de yeminli tercümana tercüme ettireceğim Söz.
Ben böyle bir rivayeti de kitabı da daha önce hiç duymadım. Gerçekten heyecanlandım.
Eğer kitap sizde var ise adresimi size iletebilirim.
Selamlar
Ben kitabı Sayın Nusret Çam'dan elindeki tek kalan kitaptan fotokopi olarak istemiştim. Bende var.
Ayrıca bana sahaflarda da olduğunu söylemişti.
Eğer bir posta kutusu adresi verirseniz Fotokopiyi yollayabilirim.
Ayrıca , agnostiği kaldıracağınıza söz verdiğiniz kitabı da araştırıp ilk fırsatta satır satır tercüme etmeye çalışacağım. Yetersiz kaldığım yerleri de yeminli tercümana tercüme ettireceğim Söz.
Ben böyle bir rivayeti de kitabı da daha önce hiç duymadım. Gerçekten heyecanlandım.
Eğer kitap sizde var ise adresimi size iletebilirim.
Bhavişya Purana kitabı ben de yok.
Doğruluğunun kanıtı için ise orijinali ya da çevirmeni yabancı olan İngilizcesi gerekir. Bu konuda da en iyi yurtdışında olan arkadaşlar yardımcı olabilir.
Bahsettiğin kitaba gelince onu pek önemsemiyorum.
Ama ilginç bulduğun yerlerden alıntı yapıp forumda aktarabilirsen iyi olur.
Şu sıra kitap okumaya zamanım yok ama ilk fırsatta Bhagavad Gita, Vedalar, Bhavişya Purana gibi kitapları okumayı düşünüyorum.
Deep arkadaşımızın kulakları çınlasın.
O olsaydı şimdi bu alıntılar hakkında bilgi verebilirdi.
Deep'in e-mail adresi yok mu sitede arkadaşlar?
http://www.cyberistan.org/islamic/purana0.html
Sankrist text bu mu acaba ?
Aşağıdaki linkte de açıklamaları var.
http://www.cyberistan.org/islamic/prophhs.html
Bunu çevirtsem yeterli olur mu?
Selamlar
http://www.cyberistan.org/islamic/purana0.html
Sankrist text bu mu acaba ?
Aşağıdaki linkte de açıklamaları var.
http://www.cyberistan.org/islamic/prophhs.html
Bunu çevirtsem yeterli olur mu?
Evet ama bunlara güvenilmez.
Çünkü İslamcıların bir çalışması olduğundan sankrist metinde tahrifat şüphesi olabilir, ikna edici olmaz.
Bence en doğrusu İngilizcesini bulmak.
Hindu kutsal metinlerinde
Hz. Muhammed müjdesi
Hindistanlı ünlü yazar ve Sanskritçe uzmanı Prof. Dr. Pundit Vaid Prakash tarafından kaleme alınan kitap Hindistan çapında büyük tartışmalara neden oldu. Hindu dilinde kaleme alınan ve İngilizcesi yakında "The Last Kalki Autar" adıyla yayımlanacak olan kitapta Prof. Prakash, "Son Peygamber"in
Hz. Muhammed olduğunu söylüyor.
TURAN KIŞLAKÇI
Hindistan'da "The Last Kalki Autar" adıyla basılan kitap, ülke çapında büyük tartışmalara neden oluyor. Hindistan'ın ünlü yazarlarından ve Sanskritçe uzmanlardan olan Prof. Dr. Pundit Vaid Prakash tarafından kaleme alınan kitapta, Hindu kutsal kitaplarının haber verdiği "Son Peygamber" manasına gelen "The Last Kalki Autar"ın Hz. Muhammed'in bizzat kendisi olduğunu vurguluyor. Hint diliyle yazılan kitabın yakında İngilizce'ye tercüme edileceği bildiriliyor. Prof. Prakash uzun yılların emeği olan kitabında, Hindu kutsal metinlerinin üzerinden uzun geçmesine, üzerlerinda yorum ve değişim yapılmasına rağmen hâlâ bazı hakikatleri içerdiğini kaydediyor. Prof. Prakash, Hinduların kutsal kitapları Vedalar, Upanişadlar, Puranalar'da Hz. Muhammed'in adının ve özelliklerinin çok açık bir şekilde geçtiğini açıklıyor. Kitabında daha onlarca örnek zikreden Hindistanlı Prof. Prakash, Hinduların hâlâ bekledikleri son "Kalki Autar"ın Hz. Muhammed'den başkası olamayacağını belirtiyor. Prof. Parkash tarafından ele alınan bu kitabın bir benzeri daha öne A. H. Vidyarthi ve U. Ali tarafından ele alınmış ve geçtiğimiz yıllarda İnsan Yayınları tarafından "Doğu Kutsal Metinlerinde Hz. Muhammed" adıyla yayımlanmıştı. Vidyarthi ve Ali, hazırladıkları geniş araştırmada Tevrat ve İncil'in yanısıra Hz. Muhammed'in aynı zamanda Zerdüştlük, Hinduizm ve Budizm gibi Doğu dinlerinin kutsal kitapları tarafından da "müjdelendiğini" örnekleriyle ortaya koyuyorlar.
Hindu metinlerinde Hz. Muhammed
Hindu kutsal metinlerinde verilen haberlerde, Allah Resülü'nün pekçok vasfı, hayatı, Hz. İbrahim, Kâbe, Bekke (Mekke) ve Arap yarımadasına ilâveten, Resûlüllah'ın ismi de Mahamed, Mamah ve Ahmed şeklinde zikredilmiştir. Mahamed ismi Puranalar'da; Mamah, Atharva Veda'nın bir bölümü olan Kuntap Sukt'ta ve Ahmad, Sama Veda'da yer almaktadır.
17 ciltten oluşan Puranaların temel kitabı Bhavişya Puran'da şu ifadelere yer verilmektedir: "Melekhalı öğretici, kendi dostlarıyla zuhur edecek. Adı MOHAMMAD olacak. Raca ona en samimi sadakatini ve bütün saygılarını sunduktan sonra şöyle dedi: Sana bağlı kalacağım. Sen ey Parbatis Nath/Beşeriyetin Efendisi, Arabistan'ın sakini. Sen şerri yok etmek için büyük bir güç topladın. Ve o, Melekhalı düşmanlardan kendi kendini korudu. .....ben senin kölenim, beni ayaklarının altına yatır." Metnin kelimesi kelimesine tercümesi böyle. Efendimiz'in ismi, başka hiçbir şahsa uygulanamayacak şekilde açıkça yazılmıştır.
Bir kaç kitaptan oluşan Vedaların Sama Veda adlı kitabında Rişî Vatsah'ın ağzından çıkan cümleler açıkça Efendimiz'i anlatmaktadır: "Ahmed, şeriati Rabbından aldı. Bu şeriat hikmet doludur. Ben ondan ışığı aldım, tıpkı güneşten aldığım gibi."
"Kalki Autar" Hz. Peygamber
Hindistanlı Prof. Dr. Pundit Vaid Prakash'ın Hindu kutsal metinlerinde "Kalki Autar"ın Hz. Muhammed'e işaret ettiğini gösterdiği delillerden bazıları şunlar:
1- Vedalarda "Kalki Autar"ın son peygamber olduğu, Bhagwan (Allah)'ın Resulü olduğu ve tüm insanlığa gönderileceği haber veriliyor.
2- Hinduların kutsal kitapları Vedalar, Upanişadlar ve Puranalar'a göre son peygamberin çölün hakim olduğu bir yarımdada dünyaya gelecek.
3- Yine Hindu kutsal metinlerine göre "Son Kalki Autar"ın babasının adı 'Vishnu-bhagat' ve annesinin adı da 'Somanib' olacak. Sanskritçe bir sözcük olan "Vishnu"nun manası "Allah" ve "Bhagat"ın manası da "Köle-kul" manasına gelmektedir. Buna göre 'Vishnu-bhagat'ın manası "Slave of Allah" yani Arapça anlamıyla "Abdullah" anlamına gelmektedir. Yine Sanskritçe bir kelime olan 'Somanib' ise "Barış içinde, huzurlu, sakin" manalarına gelmektedir. Bu da Arapça'daki "Amine" ismine tekabul etmektedir.
4- Hinduların dini metinlerinde "Son Kalki Autar"ın hurmalıkların bol olduğu bir yerde yaşayacağı ve herkes tarafında sözüne güvenilir ve emin bir şahsiyet olacağına da işaret ediliyor. Bu bakımdan Prof. Pundit Parkash, bunların Hz. Muhammed'in son peygamber olduğunu doğruladığını kaydediyor.
5- Vedalarda "Kalki Autar"ın bulunduğu bölgede soylu ve saygı gösterilen bir kabile içinde dünyaya geleceği haber veriliyor. Hz. Peygamber de Arap yarımadasında saygı gösterilen ve soylu bir kabile olan "Kureyş" kabilesinde dünyaya gelmişti.
6- "Kalki Autar"a ilk vahyin bir mağarada Bhagwan (Allah)'ın çok özel bir elçisi tarafından getirileceği bildiriliyor. Hz. Peygambere de ilk vahiy Hira mağarasında Allah'ın elçisi Cibril tarafından getirilmişti.
7- Hindu metinlerinde ayrıca "Kalki Autar"ın Bhagwan (Allah)'ın ona göndereceği çok süratli özel bir at ile dünyanın etrafını dolaşacağı ve yedi kat göğe yükseleceği haber veriliyor. Burada Hz. Peygamber'in mirac olayı ve Burak tarafından göğe yükselişi anlatılıyor.
8- Hindu kitaplarında "Kalki Autar"ın Bhagwan tarafından destekleneceği ve özel elçilerinin ona savaşta destek vereceğine de vurgu yapılıyor. Prof. Prakash bu ifadelere de özellikle Bedir Savaşı'nı örnek olarak gösteriyor.
9- Hindu kutsal metinlerinde bunların yanısıra "Kalki Autar"ın çok iyi at, ok ve kılıç kullanıcı olduğuna da işaret ediliyor.
Vedalar: Mantra 1-11
1) O "NARASANSAH (Övülen)'tir. Barış Prensi'dir. Düşmanlarının arasında bile emniyettedir.
2) O, deveye binen Rişi'dir. Arabası göklere ulaşır. (Burakla Mirac'a çıkış)
3) Kendisine 10 Buket (Müjdelenmiş 10 Sahabe),100 altın sikke (Habeşistan'a göçen ilk sahabeler), 300 safkan at (Bedir Ashabı) ve 10000 inek (Mekke'yi fetheden 10000 sahabe)
4) O ve O'nu izleyenler ibadeti düşünür. Savaşta bile.
5) O dünyaya hikmeti yaymıştır.
6) O dünyanın Efendisi ve Rehberidir.
7) O insanlara emin bir yer sağlamış ve barışı yaymıştır.
8, 9,10) İnsanlar O'nunla mutluluğa kavuşur. Yozlaşmaktan kurtulur.
11) O'ndan insanları uyarması istenmiştir.
Haber:http://yenisafak.com.tr/arsiv/2005/ekim/11/dusunce.html
Sayın aheste
Yapmayın, kendinizi bu hale düşürmeyin. Adama sorarlar, 1400 senedir mademki, böyle bir haber var Hint toplumu neden budist diye. Siz akıllı birine benziyorsunuz . İnanç hakkınız ama ne olur bu inancınızı da iki paralık etmeyin. Mucize iddialrı sizi batırır, inancınızı da kepaze eder. Ama tercih sizin.
saygılarımla
Dilaver;
Hindu kutsal metinleri için zaman kaybetmeye değer diye düşünüyorum. Hem bu bilgilerin doğruluk payı var mıdır öğrenmemiz, bilmemiz gerekir. Kandırılma ihtimalimiz de söz konusu olabilir tabi.
İngilizce ya da farklı dillere çevrildiğinde metinlerin aslı, yorum ile birlikte kompleks hale getirilecektir ki, bu da pek objektif olmayacaktır.
Prof. Dr. Pundit Vaid Prakash müslüman da olabilir ve tüm bu iddialar bir kurgunun parçasıdır, Bilemeyiz ki…
Bu haberler yapılıyor, aslı var mı yok mu? Siz merak etmiyor musunuz? Mucize peşinde değilim, merak ediyorum. :)
http://mksun.mkutup.gov.tr/F/TLEJF2RAIRTM2JGYMC3CFUH9HFDPCGQ6H52I94HEF64EJ77KGT-01493?func=find-b&request=Bhagavad+Gita&find_code=WRD&filter_code_1=WLN&filter_request_1=&filter_code_2=WYR&filter_request_2=&filter_code_3=WYR&filter_request_3=&filter_code_4=WMT&filter_request_4=&x=27&y=7
http://mksun.mkutup.gov.tr/F/TLEJF2RAIRTM2JGYMC3CFUH9HFDPCGQ6H52I94HEF64EJ77KGT-01907?func=find-b&request=Vedalar&find_code=WRD&adjacent=Y&filter_code_1=WLN&filter_request_1=&filter_code_2=WYR&filter_request_2=&filter_code_3=WYR&filter_request_3=&filter_code_4=WMT&filter_request_4=&x=45&y=8
http://mksun.mkutup.gov.tr/F/TLEJF2RAIRTM2JGYMC3CFUH9HFDPCGQ6H52I94HEF64EJ77KGT-00113?func=find-word&scan_code=WRD&rec_number=001020008
..............
Söz edilen kitapların Millikütüphanedeki yerleri.
Ankaradan bir arkladaş gidip bu kitapları alıp fotokopi çekirebilirmi acaba.
Selamlar.
http://mksun.mkutup.gov.tr/F/TLEJF2RAIRTM2JGYMC3CFUH9HFDPCGQ6H52I94HEF64EJ77KGT-01269?func=find-c&ccl_term=WTI%3Dsankskrit&local_base=NLT01&x=30&y=8
Asıl metni buldum sanırım...
Sıra geldi okumaya...
Ankara'dan bir arkadaş şimdi şart oldu...
http://www.amazon.com/Srimad-Bhagavatam-transliteration-translation-elaborate/dp/0892132639
Ya da pamuk eller cebe diyecek bir hayır sever arkadaş :)
Selamlar
O kitap değil sanırım sevgili Okinono.
Srimad Bgahavatam hakkında aşağıda bilgi var:
http://krisnabilinci.blogspot.com/2006_12_01_archive.html
Alıntı yapılan kitap ise Bhavişya Purana.
Bu konuyu Hindu kutsal metinleri üzerinde üstad ve kendiside bir hindu olup hayatını Amerika da sürdüren sevgili arkadaşım Shankara ya danıştım..Bana Aşşağıda ki linkte sorumuzun cevabını bulacağımızı söyledi..Daha önce başka bir forumda yine aynı konuda tartışılmış olan bir topic..Umarım faydasını görürsünüz..Saygılar
http://www.alternatifforum.org/index.php/topic,1064.0.html
Teşekkürler Preach.
İşte kitabın İngilizce çevirisi:
http://www.sacred-texts.com/hin/vp/index.htm
Vişnu purana adlı kutsal kitabın 24.bölümünde ise ''Vedaların öğretilerinin kaybolmaya yüz tuttuğu bir sırada tanrının son temsilcisinin samle dip'de (kumlu ada) ünlü ve olgun bir aileden dünyaya gelecek babasının adı vişnuyasa (tanrının kölesi-abdullah- annesini adı ise somti-emin olunan kişi-amine olacaktır'' denilir. ayrıca hinduların purana ve vedalarında, hazreti muhammede'den şöyle söz edilir,'' çölden meth-ü senaya layık, adlı bir hikmet ahibi çıkacaktır.nun burak'ı göğe erecektir. o hikmet sahibi develer le gezer. büyük zaferlerinden ikisi 300 ve 10.000 askerle geçeleşecektir.(bedir savaşı ve mekkenin fethi)
Visnu Purana'nin 4. bolumun 24. pasaji soyledir;
....a portion of that divine being who exists of his own spiritual nature in the character of Brahma, and who is the beginning and the end, and who comprehends all things, shall descend upon earth: he will be born in the family of Vishńuyaśas, an eminent Brahman of Sambhala village, as Kalki, endowed with the eight superhuman faculties. By his irresistible might he will destroy all the Mlechchhas and thieves, and all whose minds are devoted to iniquity. He will then reestablish righteousness upon earth; and the minds of those who live at the end of the Kali age shall be awakened, and shall be as pellucid as crystal...
Simdi tek tek kelime kelime tercume edip inceleyelim ve muslumanlarin yalanini ortaya cikaralim:
a portion of that divine being
o tanrisal varligin bir parcasi
Bu pasajda bahsedilen kisi bir avatardir yani Tanri'nin yeryuzune nuzul edip bir yeryuzu varligina hulul etmesi. Islam'a gore Muhammed tanrisal degil beserdir ve Islam'a gore Tanri'nin yeryuzunde beden almasi ve bir insana hulul etmesi inanci yoktur, sirktir, kufurdur. Goruldugu gibi metnin Muhammedden bahsetmedigi daha ilk cumlenin yarisindan belli.
who exists of his own spiritual nature in the character of Brahma
Yaratici Tanri Brahma karakterinde , kendi ruhsal dogasiyla varolan
Yani pasajda bahsedilen kisi yaratilmamis, dogmamis, dogurulmamis bir kisi olacak cunku Tanri Visnu'nun yeryuzune inmis ve bir insan bedenine burunmus hali olacak. Islam'a gore Muhammed bir beserdir, bir anasi ve babasi vardir, yaratilmistir, kuldur,tanri degildir. Oysa bu pasajda bahsedilenkisi Tanri Brahma gibi kendi kendine varolmus ve yaratilmamistir. Cunku Tanri Visnu'nun bir avataridir, bu bahsedilen.
and who is the beginning and the end, and who comprehends all things,
ve Baslangic ve Son olan ve ilmi herseyi kapsayan
Islam'a gore Muhammed herseyin basi ve sonu degildir, buna inanmak Islam'a gore sirktir ,kufurdur. Ayrica Kuran'a gore Muhammed bir ummidir, ilmi herseyi kapsamaz, Islam'a gore bunlar Allah'in sifatlaridir ve bu sifatlar asla Muhammed'e verilemez Islam'da.
shall descend upon earth
yeryuzune inecek
Islam'a gore Allah yeryuzune inmez. Muhammed de gokten inmemis, Allah tarafindan yartilmistir Islam'a gore.
he will be born in the family of Vishnnuyasas
Visnu'ya tapanlarin ailesinde dogacak
Muhammed'in babasinin adi Abdullah olduguna gore ailesi Tanri Visnu'ya tapmiyordu.
an eminent Brahman of Sambhala village, as Kalki,
Shambhala koyunun onde gelen bir brahmani, Kalki olarak
Muhammed bir koyde degil bir sehirde dogdu, dogdugu yerin adi Sambhala degil Mekke veya Bekke idi. Ne ailesi ne de Muhammed brahman degildiler, zaten hindu olmadiklari gibi dinadami da degildiler, ticaretle ugrasirlardi. Hinduizm'de dinadamlarinin yani brahmanlarin ticaretle ugrasmalari yasaktir. Son kelime ise cevap olarak tek basina yeterli cunku Kalki olarak diyor. Kalki, Tanri Visnu'nun son avataridir. Islam'da ise ne avatar inanci var ne de Tanri Visnu inanci.
endowed with the eight superhuman faculties
Sekiz adet insan ustu ozellikle-gucle donanmis olarak
Islam'a gore Muhammed'in insanustu ozellikleri insanustu gucleri yoktur.
By his irresistible might he will destroy all the Mlechchhas and thieves, and all whose minds are devoted to iniquity.
Karsikonulamaz gucuyle tum mlechhalari ve hirsizlari yokedecek ve tum aklinda dusmanlik bulunanlari
Islam'a gore Muhammed'in karsikonulamaz bir gucu de yoktur cunku Islam'a gore tumguc ve kudret Allah'indir. Muhammed mlecchalari yoketmemistir , edemezdicunku kendisi de bir mleccha idi yani hindu olmayan etobur barbar. Hirsizlari yokedemedigi de asikar zaten.
He will then reestablish righteousness upon earth; and the minds of those who live at the end of the Kali age shall be awakened, and shall be as pellucid as crystal.
Sonra yeryuzunde dogrulugu yeniden tesis edecek; ve Kali caginin yani Ahir Zaman'in sonunda yasayanlarin zihinleri uyanacak, kristal gibi duru olacak.
Muhammed , Kali Yuga'nin yani Ahir Zaman'in sonunda gelmedi. Ve ayni metnin baska bolumunde izah edildigi gibi Hinduizm'e gore Kali Yuga'nin yani Ahir Zaman'n bitmesine yani bu pasajda belirtilen dogmamis ve dogurulmamis ve yaratilmamis tanrisal varlikin yeryuzunde gorunmesine 427000 yil var. Yani yaklasik 1500 sene evvel dunyaya gelen Muhammed ile yaklasik 427000 sene sonra dunyaya gelecek olan Kalki'nin ayni sahis olmasi sadece inanc sebebiyle degil tarih sebebiyle de imkansizdir.
Goruldugu gibi metinde ne Muhammed var, ne Abdullah var ne Amine var, bu manalara gelen sanskrice kelimeler de yok. Ayrica ne kumlu adadan ne de buraktan filan bahsediliyor.
Alternatifforum / Shankara'dan alıntı
Kitabın orjinalini buldunuz mu sevgili Pante ?
Kitabın orjinalini buldunuz mu sevgili Pante ?
Benim için İngilizce çevirisi de yeterliydi.
Ama İngilizcesine güven duymuyorsan orijinalini araştırabilirsin sevgili Okinono.
Çünkü yıllardır bir kesim dincilerin sırf propaganda amacı ile ve İslam'ı yaymak için herşey mübah mantığı ile sahtekarlığa, yalana, hilekarlığa başvurduğuna şahidiz.
"Nuh'un gemisi bulundu" kapaklı dergileriyle başlayan,
Kaptan Custo'nun müslüman olduğuyla,
Neil Amstrong'un ayda ezan sesi duyduğuyla,
Ağaçta, yumurtada, balıkta, petekte Allah yazdığıyla,
Adem'in iskeletiyle, firavunun cesediyle devam eden vb. bir yığın gerçekdışı haberden sonra bu Hindu kutsal metinlerinde geçen Muhammed bilgisinin de gerçek olmadığı kesin gibiydi.
Ama senin hala bir ümidin ve güvenin varsa araştırmaya devam Okinono..
Kitabın orjinalini buldunuz mu sevgili Pante ?
Sevgili Okinono,verilen linkteki bilgiler kitabın orjinalini alıpta tercüme ettirip bir sürü vakit harcadıktan sonra elde edeceğiniz bilgilerdir..Linkteki bilgileri veren arkadaşımız uzak geçmiş dönemde, hoca vasfı taşıyan bir müslüman iken hinduizmi tercih ederek mürted olmuş bir arkadaşımızın derin incelemeleridir..Sanırmısınız ki eğer o kitaplarında böyle bir şeye rastlasaydı hala hindu olarak kalırdı.Kalmazdı tabii...Buna inanabilirsiniz.. Kendisini uzun yıllardır tanır bilgilerindende faydalanırım..
Açıklamalarına sonuna kadar güvenebilirsiniz.Bu bir hindunun kendi ağzından anlatılıp açıklanmış son derece değerli bilgilerdir..
Saygılar..
bence de, bir hindunun kendi dini hakkindaki bilgilieri son derce degerlidir !
degerli olmamasi gereken tek sey, müslümanin kendi dini hakkindaki bilgileridir :)
saygilar
bence de, bir hindunun kendi dini hakkindaki bilgilieri son derce degerlidir !
degerli olmamasi gereken tek sey, müslümanin kendi dini hakkindaki bilgileridir :)
saygilar
Wada invi yine manalı birşeyler demek istemiş sanırım..Birkaç kere okumama rağmen hiçbirşey anlayamadım..Anlayan varsa beri gelsin..:)
Sankristçe metinlerde adamlar dizelerdeki isimin bulunduğu yeri bile işaretlemiş.
Bu kadar açık bir yalan pek mümkün görünmüyor.
MAdem bir yola çıktık sonuna kadr gidip orjinalini bulup okyp kararımızı ona göre vermeliyiz.
Sankristçe bilen birini de arıyorum ilk elden işi çözeceğim :)
Bu arada Sevgili preach kim hindıu olmuş kime güveneceğim inanaın anlayamadım.
Malum biz oruçluyuz siz yırttınız :)
Selamlar
Sankristçe metinlerde adamlar dizelerdeki isimin bulunduğu yeri bile işaretlemiş.
Bu kadar açık bir yalan pek mümkün görünmüyor.
MAdem bir yola çıktık sonuna kadr gidip orjinalini bulup okyp kararımızı ona göre vermeliyiz.
Sankristçe bilen birini de arıyorum ilk elden işi çözeceğim :)
Bu arada Sevgili preach kim hindıu olmuş kime güveneceğim inanaın anlayamadım.
Malum biz oruçluyuz siz yırttınız :)
Selamlar
Olsun ben yırttım ama bu dünya geçici biliyorsunuz..Siz cennete gideceksiniz ben ise cehennem ateşinde çatır çutur sonsuza değin yanıp duracağım ..Bana cennetin üst katlarından nanik bile yaparsınız artık.:)
Anlaşılan şudur ki; Puranalar’a Hristiyanlar da sahip çıkmışlar. Horace Hayman Wilson'ın İngilizce çevirisi hiç şüphesiz Mesih'e hizmet ediyor.
Puranalar'ın Mesih’e uyarlanmış olduğuna ilişkin kanıtlar:
1.
''a portion of that divine being''
''o tanrisal varligin bir parcasi''
Wilson; Mesih kehanetinde bulunmuş. ''Baba-Oğul-Kutsal Ruh'' üçlüsü sanırım daha iyi anlatılamazdı. Hristiyan inancına göre Mesih, Tanrının bir parçasıdır, oğludur.
2.
''who exists of his own spiritual nature in the character of Brahma''
''Yaratici Tanri Brahma karakterinde , kendi ruhsal dogasiyla varolan''
İsa Tanrının yansımasıdır. Mesih, Tanrının ruhundan varolmuştur. (Kutsal Ruh inancı pekiştirilmiş)
3.
''an eminent Brahman of Sambhala village, as Kalki,''
''Shambhala koyunun onde gelen bir brahmani, Kalki olarak''
''Muhammed bir koyde degil bir sehirde dogdu, dogdugu yerin adi Sambhala degil Mekke veya Bekke idi. Ne ailesi ne de Muhammed brahman degildiler, zaten hindu olmadiklari gibi dinadami da degildiler, ticaretle ugrasirlardi. Hinduizm'de dinadamlarinin yani brahmanlarin ticaretle ugrasmalari yasaktir. Son kelime ise cevap olarak tek basina yeterli cunku Kalki olarak diyor. Kalki, Tanri Visnu'nun son avataridir. Islam'da ise ne avatar inanci var ne de Tanri Visnu inanci.''
-Doğru, köyde doğan Hz. Muhammed değil, Hz. Mesih’tir.
İncil de İsa’nın doğumu şöyle anlatılır: ‘’O görkemli olayı herkes duymuş olmalı. Geceleyin kırda koyunlarını otlatan çobanlar, karanlığın ansızın parlaklığa dönüştüğünü görerek küçük dillerini yutacak gibi oldular. Rabbin meleği onlara göründü ve Rabbin görkemi çevrelerinde parladı. Büyük bir korkuyla sarsıldılar. Melek onlara, Korkmayın dedi, İşte size tüm insanlığı ilgilendiren çok sevindirici Haberi müjdeliyorum. Çünkü bügün size Davut’un kentinde bir kurtarıcı doğdu. Rab olan Mesih’tir. O...Hayvan yemliğinde yatan, kundaga sarılı bir bebek bulacaksınız. O anda, Tanrı’yı öven göksel bir topluluk, meleğin yanında belirip şöyle dedi: En yücelerdeki Tanrı’ya yücelik, yeryüzünde O’nu hoşnut eden ınsanlara esenlik olsun! (Luka 2:8-1. Tanrısal Söz beden oldu, kayra ve gerçekle dolu olarak aramızda yaşadı (Yuhanna 1:14a).
-Koyun otlatılan yer de köyden başka bir yer olamaz herhalde…
4.
''endowed with the eight superhuman faculties''
''Sekiz adet insan ustu ozellikle-gucle donanmis olarak''
Bakalım Mesih’in Tanrısal güçlerine… Kaynak yine İncil!
•Lazar ölümden diriltiliyor
•Kör Bir Adam İyileştiriliyor
•Suyun şaraba dönüştürülmesi vs.
Sankristçesi de Hz. Muhammed’i değil, Mesih’i mi müjdeliyor acaba?
Olsun ben yırttım ama bu dünya geçici biliyorsunuz..Siz cennete gideceksiniz ben ise cehennem ateşinde çatır çutur sonsuza değin yanıp duracağım ..
.....
Hiç belli olmaz sevgili Preach inanın hem de hiç.
Bu yaşam köprüsü daha ne sular götürür bir bilseniz.
Ben bazen kendimi koşulardaki tavşan atletere benzetiyorum.
Sizler gibi asıl koşuculara tempo vermekten başka bir görevi olmayan değersiz bir hamal.
Selamlar
Sankristçesi de Hz. Muhammed’i değil, Mesih’i mi müjdeliyor acaba?
Mesih müjdelenmiyor ya da İsa, Hristiyanlık işaret edilmiyor.
Hristiyanlığın kökenini incelerseniz, Hindu metinlerinin işaretini değil, Hristiyanlığın pagan dinleri taklidini görürsünüz.
Bu konuda Zeitgeist videosu ve Fırat'ın bloğu yararlı olacaktır:
http://blip.tv/file/928610
http://firatb84.blogcu.com/
Sevgili Pante,
İkinci linkle (firat'ın sayfası) tanışmamı sağladığın için sana teşekkür etmek istedim.
Kutsal kitapların evreni yerin üzerindeki gökubbe olarak algıladıklarınından daha önce birçok kez bahsetmiştik.
Yani, yer ve gök önce bitişik-birleşik idi, sonra ayrıldılar.
Altta yer, üstte ise evren yani gök oldu.
Allah, yeri herşeyiyle 4 günde, evreni-gökleri ise 2 günde yaratmıştı Fussilet 10-12'ye göre.
Yerin yani dünyanın evrendeki bir gök cismi, bir gezegen olduğu hiçbirinde belirtilmez.
Yıldızlar ise yerden küçük olarak düşünülür.
İşte bir örnek de İncil'den:
Vahiy-8
10. Üçüncü melek borazanını çaldı. Gökten meşale gibi yanan büyük bir yıldız ırmakların üçte biri üzerine ve su pınarlarının üzerine düştü.
11. Bu yıldızın adı Pelin`dir. Suların üçte biri pelin gibi acılaştı. Acılaşan sulardan içen birçok insan öldü.
Gökten bir yıldız dünyadaki ırmaklar ve pınarların üçte birinin üzerine düşüyormuş. :)
Hicr-9. "Zikri (Kur'an'ı) kesinlikle biz indirdik; Elbette onu yine biz koruyacağız.”
Buruc-(20-21). O şerefli Kur'an'dır, Levh-i Mahfuz'dadır.
Hicr-9 ayetinden Kur'an'ın tahrif edilemeyeceğine, çünkü Allah'ın korumasında olduğuna inanılır.
Buruc-21 ayetinden ise Kur'an'ın Levh-i Mahfuz'da saklı olduğu çıkarımı yapılır.
Hadislere göre Muhammed yaşarken Kur'an'ı toplamamış, ölümünden sonra derlenip toplanmıştır.
İster Muhammed zamanında toplanmış olsun, ister ölümünden sonra, Kur'an'da surelerin ayetlerinin karıştığı, ayetlerin bazılarının uygun olmayan sure ya da sıraya konduğu görülür.
Madem ki Hicr-9'a göre Kur'an Allah tarafından korunmaktadır, madem ki aslı Levh-i mahfuz'da saklıdır, öyleyse bu karışıklık, karmaşıklık nedendir?
Neden Allah, aynı Levh-i Mahfuz'da olduğu gibi düzenli ve doğru toplanmasını sağlamamış, hatalara göz yummuş, ya da sebep olmuştur?
Şimdi Maide-3 ayetini kelime kelime okuyalım:
Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkasının adı anılarak kesilen; boğulmuş, vurulmuş, yukardan düşmüş, boynuzlanmış, canavar yırtmış olup da canlı iken kesmedikleriniz; dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanan hayvanlar ve fal oklarıyla kısmet (şans) aramanız size haram kılındı. Bunların hepsi doğru yoldan çıkmaktır. Bugün kâfirler, dininize karşı ümitsizliğe düşmüşlerdir. Onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım. Size din olarak İslâmı beğendim. Kim açlıktan daralır, günaha istekle yönelmeden bunlardan yemek zorunda kalırsa, ona günah yoktur. Çünkü Allah bağışlayan, merhamet edendir.
Ayet içine ayet kaçmış :)
Hem de çok önemli bir ayet.
Kur'an'ın son ayeti.
Böyle bir hata olabilir mi?
Bu hata, Kur'an'ın Tanrıdan geldiği konusunda çok önemli bir çelişkidir.
Yanlış dizilen ayetlere bir örnek daha verelim:
Bakara suresi 221. ayetten itibaren kadınlara değinilir.
Bu kadınlarla ilgili konu 242. ayete kadar devam eder.
Fakat 238 ve 239 ayetlerde araya namaz bahsi girer, orta namazdan bahseder.
236. Kendilerine el sürmeden ya da mehir belirlemeden kadınları boşarsanız size bir günah yoktur. Eli geniş olan gücüne göre, eli dar olan da gücüne göre olmak üzere- onlara, aklın ve dinin gereklerine uygun olarak müt'a verin. Bu iyilik yapanlar üzerinde bir borçtur.
237. Eğer onlara mehir tespit eder de kendilerine el sürmeden boşarsanız, tespit ettiğiniz mehrin yarısı onlarındır. Ancak kadının, ya da nikah bağı elinde bulunanın (kocanın, paylarından) vazgeçmesi başka. Bununla birlikte (ey erkekler), sizin vazgeçmeniz takvaya (Allah'a karşı gelmekten sakınmaya) daha yakındır. Aranızda iyilik yapmayı da unutmayın. Şüphesiz Allah yaptıklarınızı hakkıyla görendir.
238. Namazlara ve orta namaza devam edin. Allah'a gönülden boyun eğerek namaza durun.
239. Eğer (bir tehlikeden) korkarsanız, namazı yaya olarak veya binek üzerinde kılın. Güvenliğe kavuşunca da, Allah'ı, daha önce bilmediğiniz ve onun size öğrettiği şekilde anın.
240. İçinizden ölüp geriye dul eşler bırakan erkekler, eşleri için, evden çıkarılmaksızın bir yıla kadar geçimlerinin sağlanmasını vasiyet etsinler. Ama onlar (kendiliklerinden) çıkarlarsa, artık onların meşru biçimde kendileri ile ilgili olarak işlediklerinden dolayı size bir günah yoktur. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
241. Boşanmış kadınların örfe göre geçimlerinin sağlanması onların hakkıdır. Bu Allah'a karşı gelmekten sakınanlar üzerinde bir borçtur.
Sanki Cumhuriyet Bayramı için yazılmış marşın içine 1 mayıs mısrasının karışması gibi bir hata bu.
Müjdeler var yurdumun toprağına taşına.
Erdi Cumhuriyetim elli şeref yaşına.
1 mayıs işçinin emekçinin bayramı
Cumhuriyet özgürlük insanca varlık yolu
Atatürk'ün çizdiği çağdaş uygarlık yolu
:)
Sanıyorum, Osman'ın ilk derlemedeki hataların çoğunu düzeltmesinden sonra geriye kalan-gözünden kaçan hatalar bunlar. Orijinalini yakmasaydı kimbilir ne farklar görecektik.
YA ahzab suresinin 50.ayetini okuyan varmı???
Ama objektif bir şekilde.....!!!
Resmen allah sadece muhammede inanılmaz derecede özgürlükler tanımış((çoguda seks konusunda hatta hepsi))
Kur'an ın allahı resmen çifte standart uyguluyo kullarına hem bu dünyada hemde öbür dünyada
Ayrıca kafama takılan bi soru var.Lütfen müslüman arkadaşlar buna cevap yazın lütfennnn...
SORU-Madem bu dünya hayatı geçici bir heva,heves ise neden muhammede çok rahat yaşaması için bu kadar ayrıcalık tanınmış bu dünya hayatında????
cevaplarınızı bekliyorum
saygılar...
Kur'an'ın yazılması sırasında Yahudi ve Hristiyanlar mezheplere ayrılmış, kendi aralarında bölünmüş idiler. Muhammed, bu gruplara ayrılmış olmalarını eleştiriyor, Allah'ın dininde ayrılıkların olamayacağını söylüyordu. Ne bilsin benzer durumun İslam'da fazlasıyla yaşanacağını...
Şura-13. "Dini dosdoğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin!" diye Nûh'a emrettiğini, sana vahyettiğini, İbrâhim'e, Mûsâ'ya ve İsâ'ya emrettiğini size de din kıldı.
14. Onlar, kendilerine bilgi geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler.
Rum-32. O'na karşı gelmekten sakının, namazı dosdoğru kılın ve müşriklerden; dinlerini darmadağınık edip grup grup olan kimselerden olmayın. Ki her bir grup kendi inancı ile sevinip böbürlenmektedir.
Enam-159. Şu dinlerini parça parça edenler ve kendileri de grup grup ayrılmış olanlar var ya, (senin) onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi ancak Allah'a kalmıştır. Sonra (O), yapmakta olduklarını kendilerine haber verecektir.
Demek ki Kur'an'a göre Allah, dinlerinde ayrılığa düşüp mezheplere bölünenleri dışlıyor ve onlara katılınmamasını söylüyor. İslam'da aynı durumdadır.
İslam'ın bölüneceği hadislerde var. Ayetlere tezat olan bu hadislerin doğruluğu şüpheli. Çünkü zaten İslam bölündükten sonra yazılmışlar. Ve her mezhep kendisine yönelik hadis uydurmuş. Örneğin;
Bu sünni hadisi:
(4776)- Hz. Muâviye (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) (bir gün) aramızda doğrulup buyurdular ki:
“Haberiniz olsun! Sizden önce Ehl-i Kitap, yetmiş iki millete (dine) bölündüler. Bu ümmet ise yetmiş üç fırkaya bölünecek. Bunlardan yetmiş ikisi ateşte, sadece biri cennettedir.
Bu da (Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaattir.” [Ebu Davud, Sünnet 1, (4597).]
Bu da Şii hadisi:
926- Ebû Akîl, diyor ki: Biz, Emirü’l-Müminin Ali b. Ebî Tâlib’in (a.s) yanında olduğumuz bir sırada, şöyle buyurdu:
“Bu ümmet, yetmiş üç fırkaya bölünecektir. Canımı elinde tutana andolsun ki, fırkaların hepsi yollarını şaşmışlardır; bana uyan ve benim Şîalarımdan olanlar hariç.”
Müminun/ 45-46. Sonra Mûsâ ve kardeşi Hârûn'u mucizelerimizle ve apaçık bir delille Firavun ve ileri gelenlerine peygamber olarak gönderdik de (onlar) büyüklük tasladılar ve kendilerini büyük görüp böbürlenen bir topluluk oldular.
Mümin/ 23-24. Andolsun ki biz Mûsâ'yı mucizelerimizle ve apaçık bir delille Firavun'a, Hâmân'a ve Kârûn'a gönderdik. Onlar ise; "Bu çok yalancı bir sihirbazdır" dediler.
Ayette firavun'un ileri gelenlerinden sayılan Karun diye verilen ismin doğrusu Tevrat'ta Korah'tır. Kur'an'a göre Karun müthiş zengin bir adamdır.
Muhtemelen bu ayete Yahudiler itiraz etmiştir. "Korah, firavun'un yardımcısı değil, bizim kavmimizdendi" diye.
Kasas suresinde ise şöyle geçer:
76. Şüphesiz Kârûn, Mûsâ'nın kavmindendi. Onlara karşı azgınlık etti. Biz ona, anahtarlarını (bile taşımak) güçlü bir topluluğa ağır gelecek hazineler verdik. Hani, kavmi kendisine şöyle demişti: "Böbürlenme! Çünkü Allah böbürlenip şımaranları sevmez."
Kasas-81. Sonunda onu da, sarayını da yerin dibine batırdık. Allah'a karşı ona yardım edebilecek adamları da yoktu. Kendisini savunup kurtarabileceklerden de değildi!
Kur'an'ın saray dediği, Tevrat'ta çadırdır.
Çölde Sayım-16/ 1-2. Levi oğlu Kehat oğlu Yishar oğlu Korah, Ruben soyundan Eliavoğulları`ndan Datan, Aviram ve Pelet oğlu On toplulukça seçilen, tanınmış iki yüz elli İsrailli önderle birlikte Musa`ya başkaldırdı.
Mısır'dan çıkarıldıklarına pişmandırlar. Ellerinden altınları, takıları alınmış ve vaadedilenler gerçekleşmemiştir.
13-14. Bizi çölde öldürtmek için süt ve bal akan ülkeden çıkardın. Bu yetmiyormuş gibi başımıza geçmek istiyorsun.
Bizi süt ve bal akan ülkeye götürmediğin gibi mülk olarak bize tarlalar, bağlar da vermedin. Bu adamları kör mü sanıyorsun? Hayır, gelmeyeceğiz.”
Bu isyankarlara Musa'nın tanrısı çok öfkelenir ve onları öldüreceğini söyler.
27. Bunun üzerine topluluk Korah, Datan ve Aviram`ın çadırlarından uzaklaştı. Datan`la Aviram çıkıp karıları, küçük büyük çocuklarıyla birlikte çadırlarının önünde durdular.
32. Yer yarıldı, onları, ailelerini, Korah`ın adamlarıyla mallarını yuttu.
Görüldüğü gibi "Karun kadar zengin" diye efsaneleştirilecek bir zenginliği olmayan, doğru adı Korah olan, firavun'un adamı olmayıp Musa ile birlikte Mısır'dan göç edenlerden olan ve sarayıyla birlikte değil çadırıyla birlikte yeri boylayan biridir Karun.
Ve Haman'ı karıştıran Muhammed, Korah'ı da karıştırmıştır.
En'am-151. Kul tealev etlü ma harrame rabbüküm aleyküm ella tüşriku bihı şey'a ve bil valideyni ıhsana ve la taktülu evladeküm min imlak nahnü nerzükuküm ve iyyahüm ve la takrabül fevahışe ma zahera minha ve ma betan ve la taktülün nefselletı harramellahü illa bil hakk zaliküm vessaküm bihı lealleküm ta'kılun
Yusuf Ali: Say: come, I will rehearse what Allah hath (really) prohibited you from: join not anything as equal with him; be good to your parents; kill not your children on a plea of want; we provide sustenance for you and for them; come not nigh to shameful deeds, whether open or secret; take not life, which Allah hath made sacred, except by way of justice and law: thus doth He command you, that ye may learn wisdom.
Elmalılı: De ki: Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, sizin de onların da rızkını biz veriyoruz. Kötülüklerin açığına da, gizlisine de yaklaşmayın. Haksız yere Allah'ın haram kıldığı cana kıymayın. Düşünesiniz diye Allah size bunları emretti.
Ayette Muhammed, Allah'ın haram kıldıklarını sayıyor tek tek.
Haram denince olumsuz cümleler gerekir.
"Yalan söyleme", "Hak yeme", "Öldürme", "Anne babaya karşı gelme" gibi..
Ama daha 2. cümlede "Anne babaya iyilik edin" diyor.
Yani, haramları, yapılmaması gerekenleri sayarken, farz olanı, yapılması gerekeni yazıyor.
Kur'an Allah kelamı olsa, böyle hata olur muydu?
dr humanist
08-11-2008, 00:27
Yani, haramları, yapılmaması gerekenleri sayarken, farz olanı, yapılması gerekeni yazıyor.-pante-
sevgili pante;
bu nokta benim gözümden kaçmıştı,okurken aklıma ilkokulda yazdığım kompozisyonlarda yaptığım hatalar geldi.ayrıntı için teşekkürler..
saygılarımla
Diyanet mealinden..
Maide /69
İman edenler ile yahudiler sabiiler ve hristiyanlardan Allah a ve ahiret gününe inanıp iyi amel işleyenler ürerine asla korku yoktur :onlar üzülecekte değillerdir..
Al-i imran/85
Kim islamdan başka bir din ararsa bilsinki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o ahirette ziyan edenlerden olacaktır..
Muhammedin yada yaratıcısının ! gözünden kaçmış sanırım
Diyanet mealinden..
Maide /69
İman edenler ile yahudiler sabiiler ve hristiyanlardan Allah a ve ahiret gününe inanıp iyi amel işleyenler ürerine asla korku yoktur nlar üzülecekte değillerdir..
Al-i imran/85
Kim islamdan başka bir din ararsa bilsinki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o ahirette ziyan edenlerden olacaktır..
Muhammedin yada yaratıcısının ! gözünden kaçmış sanırım
Kur'an'daki çelişkili konulardan biridir bu.
Halbuki " Bir Hristiyan veya bir Musevi cennete gidebilir mi?" sorusuna net olarak yanıt verilebilmeliydi.
Ama bu soruya İslamcılar, İslam adına konuşanlar hep farklı açıklama yaparlar ve konuyu muallak bir zeminde tutarlar. Sebebi Kur'an'dır.
Kimisi "İslamiyet gelmezden önceki Hristiyan ve Museviler cennete girebilir" der.
Kimisi "Hz. Muhammed'e inanmayan cennete giremez" der.
Kimisi " Hristiyan ve Museviler içinde kötülüğü olmayan iyi insanlar cennetle cehennem arasındaki bir koridorda yaşayacaklardır." der.
Kimisi de " İyi insanlar tek bir Tanrıya inanıyorsa cennete girebilir." der ama bunu diyenler çok azınlıkta kalır.
En'am suresi 104 ila 107. ayetlerine bakalım.
103. Gözler onu göremez, O ise bütün gözleri görür; O, lütuf sahibidir, her şeyden haberlidir.
104. Rabbinizden size muhakkak ki deliller gelmiştir.Artık kim gözünü açar görürse kendi lehine, kim de hakkı görmeyip batılı seçerse kendi aleyhinedir. (De ki) “Ben sizin üzerinizde bekçi değilim.”
105. İşte biz, ayetleri çeşitli biçimlerde böyle açıklıyoruz. Öyle ki sana: 'Sen ders almışsın' desinler ve biz de bilen bir topluluğa onu açıkça göstermiş olalım.
106. Rabbinden sana vahyolunana uy. O'ndan başka tanrı yoktur. Müşriklerden yüz çevir.
107. Allah isteseydi, ortak koşmazlardı. Biz seni onların üzerine bekçi yapmadık, sen onlara vekil de değilsin!
104. ayette "Ben sizin bekçiniz değilim" diye yazarak gaf yapan Muhammed, sadece 3 ayet sonra Allah'ın ağzıyla "Biz seni bekçi yapmadık" diye yazıyor.
Var mı mantıklı açıklaması?
meaculpa
09-11-2008, 23:26
104. Rabbinizden size muhakkak ki deliller gelmiştir.Artık kim gözünü açar görürse kendi lehine, kim de hakkı görmeyip batılı seçerse kendi aleyhinedir. (Sen de ki:) “Ben sizin üzerinizde bekçi değilim.”
Sanırım burda bir parantezin eksikliği ile anlamda ortaya çıkan kargaşayı gidermelisiniz. Paranteziniz kapanmadıgı için bu cümlenin bir ayet değil , çıkarsama oluğu yansımış.
107. Allah isteseydi, ortak koşmazlardı. Biz seni onların üzerine bekçi yapmadık, sen onlara vekil de değilsin!
Allah isteseydi ( kendisinden bahsediyor) ortak koşmazlardı.
Biz (kendisinden bahsediyor )seni onların üzerine bekçi yapmadık.
Her iki cümlede de kendisinden bahseden Allah , farklı dillerde seslenmiş. İlk cümlede de biz isteseydik ifadesi kullanılabilecek iken Allah isteseydi şeklinde bir sesleniş tercih edilmiş. Kuranın genelinde bu sesleniş hakim. Acaba şiirsel bir üslup yada arap dilinin farklı bir özelliğimidir bu uygulama? merak ediyorum.
Sanırım burda bir parantezin eksikliği ile anlamda ortaya çıkan kargaşayı gidermelisiniz. Paranteziniz kapanmadıgı için bu cümlenin bir ayet değil , çıkarsama oluğu yansımış.
Ayeti kopyaladığım için smile göndermiş sanırım.
Uyarın için teşekkürler, düzeltiyorum.
Mealcilerin çoğu parantez içinde "De ki" yi kullanmamış.
Ben özellikle parantezliyi seçtim ki "De ki" ekinin gerekli olduğu belli olsun diye.
Aksi takdirde "Ben sizin bekçiniz değilim" diyen Allah olurdu.
Her iki cümlede de kendisinden bahseden Allah , farklı dillerde seslenmiş. İlk cümlede de biz isteseydik ifadesi kullanılabilecek iken Allah isteseydi şeklinde bir sesleniş tercih edilmiş. Kuranın genelinde bu sesleniş hakim. Acaba şiirsel bir üslup yada arap dilinin farklı bir özelliğimidir bu uygulama? merak ediyorum.
Bu konuda olasılıklardan biri kimi ayetlerde Cebrail'in melekler adına konuşturulduğudur. Şiirsel üslupla, edebiyatla ilgili değil.
meaculpa
10-11-2008, 00:00
Tabi doğru ya bir de cebrail vardı. Ama yine anlamsız bir karmaşa ortada. Cebrail-Allah-Muhammed arasında bir diyalog gibi algılanıyor Kuran. Cebrail yanlız aracı ise melekler adına konuşturulması da niye? Yada Kuran sadece Allah kelamı ise cebrailin sözlerinin anlamı ne...
Tabi doğru ya bir de cebrail vardı. Ama yine anlamsız bir karmaşa ortada. Cebrail-Allah-Muhammed arasında bir diyalog gibi algılanıyor Kuran. Cebrail yanlız aracı ise melekler adına konuşturulması da niye? Yada Kuran sadece Allah kelamı ise cebrailin sözlerinin anlamı ne...
Karmaşa olduğu kesin. Bu karmaşanın nedenini anlamak zor.
Herhalde Muhammed birbirine karıştırmış, çorba olmuş.
Üstüne üstlük Kur'an'ın derlenmesi ve toplanması Ebubekir ve Ömer'e kalınca Arapsaçına dönmüş.
Örneğin Zuhruf-114'de;
"O, suyu gökten bir ölçüye göre indirir. Biz onunla ölü memleketi diriltiriz".
Burada "O" Allahsa, "Biz" kimdir?
Melekler adına konuşan Cebrail'den başkası olamaz.
Gerçi ayet kendi içinde çelişkilidir. Çünkü yağmur, rüzgar, şimşek, yıldırım vs. işlerin meleklerin görevi olduğu söylenir İslam'da.
Ama yağmuru indirenin Allah olduğu yazılır Kur'an'da.
Muhammed, Kur'anı "Allah kelamıdır" diye yazmıştır.
Allah'ı konuşturma sanatı ile düzenlemeye çalışmıştır.
Fakat özellikle "Biz" diyen ayetlerde ya "Allah ve ekibi" olarak konuşulmaktadır ya da melekler olarak.
Süleyman Ateş'in bu konuda görüşü "Kur'an Allah vahyi, melek sözüdür" şeklindedir.
Ama görüyoruz ki Allah'da konuşuyor, Cebrail de, Muhammed de..
meaculpa
10-11-2008, 02:15
Evet bu ifadeler teşhisi oluşturan kısım oldu. Kuranda bize seslenen varlıgın Allah olması beklenir ve de ona itikad edilir. Oysa ayetlerdeki seslenişler, kendi içindeki durumlara bağıl biçimde kurandaki kişi sayısını arttırıyor.
Kuran direk allah kelamı olsa sürekli "ben" diye hitap etmesi gereken bir Allah olmalı oysa yok.
Kuran melekten vahyedilen allah sözü oldugu iddasıda tutarsız çünkü o zaman da arasıra "ben" diyen bir Allah var karşımızda.
Bu ihtimaller degerlendirildigi zaman Kuran'ı, Muhammedin kaleme aldıgı daha da netleşiyor.
İsra-111. Ve kulil hamdü lillahillezı lem yettehız veledev ve lem yekül lehu şerıkün fil mülki ve lem yekül lehu veliyyüm minez zülli ve kebbirhü tekbıra
"Kebbirhü tekbıra"
Onu tekbir ile yücelt.
Allahuekber. Allah ekberdir.
Peki ekber ne demektir?
Ayetlerde arayalım.
Tevbe-72. Veadellahül mü'minıne vel mü'minati cennatin tecrı min tahtihel enharu halidıne fıha ve mesakine teyyibeten fı cennati adn ve rıdvanüm minallahi ekber zalike hüvel fevzül azıym
Meali: Allah mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara, ebedi olarak kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde çok güzel köşkler vadetti. Allah'ın rızası ise, bunların hepsinden daha büyüktür. İşte bu büyük başarıdır.
İki şey kıyaslanıyor ve birinin diğerine göre daha büyük olduğu "ekber" sözcüğüyle ifade ediliyor. Yani;
Allah'ın rızası > Allah'ın cennetlerdeki köşk vaadinden
Bir ayete daha bakalım:
Mümin-10. İnnellezıne keferu yünadevne le maktüllahi ekberu mim maktiküm enfüseküm iz tüd'avne ilel imani fe tekfürun
Meali: İnkar edenler var ya, muhakkak onlara: "Allah'ın gazabı, sizin kendinize olan gazabınızdan daha büyüktür. Çünkü siz imana çağırılırdınız da inkar ederdiniz" diye seslenilir.
Bu ayette de: Allah'ın gazabı > İnsanların kendilerine olan gazabı
Demek ki "ekber" demek en büyük demek değil, "daha büyük" demekmiş.
Allahuekber : Allah daha büyüktür.
Peki kimden, kimlerden daha büyüktür?
Onu da Kur'an ayetlerinden bulalım:
Müminun-14. Yaratanların en güzeli olan Allah'ın şânı ne yücedir!
Öyleyse Allah ekberdir. Kimlerden? Diğer yaratıcılardan.
Peki kim bu diğer yaratıcılar?
Onu da Kur'an ayetlerinden bakalım:
Saffat-125. Yaratıcıların en güzelini bırakıp da Ba'le mi yalvarıyorsunuz?
Demek ki Ba'l, diğer yaratıcılardan biriymiş.
Sonuç olarak Allah'ın Ba'l'den daha büyük olduğu söylenebilir. :)
Yasin-40. Leşşemsü yembeğıy leha en tüdrikel kamera velel leylü sabikun nehar ve küllün fı felekiy yesbehun.
Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.
Kur'an'a, Muhammed'e göre gecenin ardından gündüz, ayın ardından da güneş gelmektedir. Basit bakışla öyle görünür zaten. Güneş gider ay gelir, ay gider güneş gelir. Buradan yola çıkarak ayette güneşin aya yetişemeyeceği söylenir.
Halbuki ay, dünyanın uydusudur ve dünya ile birlikte güneşin etrafında döner.
Dolayısıyla bir yetişmeden söz etmek mümkün değildir.
Bu ayetin mecazi olduğu söylenebilir. Bir de aşağıdaki ayete bakalım:
Kıyamet-9. Ve cumi'aşşemsu velkameru.
Güneşle ay biraraya getirildiği zaman!
Ayette görüldüğü gibi güneş ve ay kıyamette birbirine kavuşuyor.
Demek ki Yasin-40 ayeti mecazi değilmiş.
Bu arada ay, güneşle yanyana geliyor ama dünya gezegeninden söz edilmiyor.
Zaten Kur'an'da ne güneşin bir yıldız olduğundan, ne dünyanın güneşin etrafında dönen bir gezegen olduğundan ne de ay'ın dünyanın uydusu olduğundan bahsedilmiyor. Dünyanın da bir gök cismi olduğu yolunda bir ima dahi yok. Dünya = 7 yer'dir ve üstte de 7 gök vardır Kur'an'a göre.
Nuh-16. Ve ce'alelkamere fiyhinne nuren ve ce'aleşşemse siracen.
Ve Ayı bunların içinde nur yaptı. Güneşi de bir lamba yaptı.
Ay'ın bir ışık kaynağı değil bir yansıtıcı olduğuna dair de bilgi yoktur.
Mealciler, zorlama yorumlarla ay'ı güneşten farklı göstermeye çalışırlarsa da
ayette ay için belirtilen "nur" sözcüğünün anlamı açıktır.
Ama bu anlam saptırılır. Ay için nur sözcüğünün kullanılmasındaki maksadın ayın bir ışık kaynağı olmadığının belirtilmesi olduğu öne sürülür. Enerjisi kendisinden olmadığı, başka bir kaynağı yansıttığı için ay'a nur denmiş.
http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=show_qna&id=62333
Bu durumda Allah'ın 99 isminden biri olan "Nur" un bu tanımından yola çıkarsak;
Allah, hangi gerçek kaynağın yansıtıcısı oluyor acaba?
Nur'un tanımını bir de ayetten görelim:
Nur-35. "Allah, göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu Kendi nuruna yöneltip-iletir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah, herşeyi bilendir."
Bu ayetten nur'un; kaynağı bir ateş olan aydınlatıcı ışık olduğu açıktır.
Güneş bir nurdur, ay ise ayna gibidir, nur denmesi yanlıştır.
sheyhzade
17-11-2008, 21:47
sevigili Pante
su ismi degistirsek daha guzel olmaz mi.
''kutsalligi kalmayan kitaplardaki celiskiler''
yada
''sozde kutsal kitaplardaki celiskiler''
gibi.
sevigili Pante
su ismi degistirsek daha guzel olmaz mi.
''kutsalligi kalmayan kitaplardaki celiskiler''
yada
''sozde kutsal kitaplardaki celiskiler''
gibi.
Başlıktaki kutsallık, kitaplarını kutsal görenlerden geliyor ve "Dinlerin Kutsal Kitaplarındaki Çelişkiler" anlamına geliyor. Daha doğrusu öyle algılanması gerekiyor. Yani, inanmayanlar için kutsal değil.
Hristiyanlar, Eski ve Yeni Ahid'i "Kitab-ı Mukaddes" yani "Kutsal Kitap" adı altında birleştirmişler. Zorunlu olarak insanlara kutsal sözcüğünü kullandırtıyorlar.
Bu durumda Kitab-ı Mukaddes'e "Kutsal olmayan kitap" adını veremeyiz herhalde.
"Kutsallığı olmayan kitaplardaki çelişkiler" denince Kur'an-İncil- Tevrat değil, bunların dışındaki ek kitaplar, örneğin hadis kitapları anlaşılabilir.
"Sözde kutsal kitaplardaki çelişkiler" adındaki "sözde" kelimesi ise kutsal kitaplar için değil de çelişkiler için sözde denildiği anlamı algılatabilir.
En doğrusu Kutsal kelimesinden sonra (!) işareti konması.
Bunu da artık ben değil moderatörler yapabilir.
Uygun görürlerse onayım var.
sheyhzade
18-11-2008, 20:23
boylesi daha uygun sanirim.
''kutsal kitaplardaki celiskiler ''
sanki bastan kabullenmis gibi.
her bireyin kutsal anlayisi farkli.
zaten bi kutsalligida kalmamis ya hicbir kitabin.
anlayisin icin tesekkur ederim
sevgili pante ve moderator arkadasim.
YÜKLENEMEZLER-YÜKLENİRLER
Isra
13. Her insanın amelini boynuna yükledik. Kıyamet günü kendisine, açılmış olarak karşılaşacağı bir kitap çıkaracağız.
14. "Oku kitabını! Bugün hesap sorucu olarak sana nefsin yeter" denilecektir.
15. Kim doğru yolu bulmuşsa, ancak kendisi için bulmuştur; kim de sapıtmışsa kendi aleyhine sapıtmıştır. Hiçbir günahkâr, başka bir günahkârın günah yükünü yüklenmez.
Necm
38. Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenmez.
Ankebut
12. İnkar edenler iman edenlere, "Yolumuza uyun da sizin günahlarınızı yüklenelim" derler. Halbuki onların günahlarından hiçbir şey yüklenecek değillerdir. Şüphesiz onlar kesinlikle yalancılardır.
--------------------------------------------------------
Ankebut
13. Andolsun, onlar mutlaka kendi yüklerini ve kendi yükleriyle beraber nice ağır yükleri yükleneceklerdir. Uydurmakta oldukları şeylerden de kıyamet günü şüphesiz, sorguya çekileceklerdir.
Nahl
25. Böylece kıyamet gününde kendi günahlarını tam olarak, bilgisizce saptırdıkları kimselerin günahlarının da bir kısmını yüklenirler. Dikkat et, yüklendikleri ne kötüdür.
Necm-38. Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenmez.
Ankebut-13. Andolsun, onlar mutlaka kendi yüklerini ve kendi yükleriyle beraber nice ağır yükleri yükleneceklerdir.
Ayetlerdeki tutarsızlığın izahı yok ama ikna edici olmasa da bir yanıt beklerdik müslüman arkadaşlardan. Forumlardaki diğer konularda laf arasında hep "Kur'an'da hiçbir çelişki yok" diyorlar ama bu başlıktan da uzak duruyorlar nedense. :)
Kutsal (!) kitaplar arasındaki çelişkilerde İbrahim'e ait bilgilerde görmüştük ki;
- Tevrat'a göre İbrahim'in babası Terah, Kur'an'a göre Azer'di.
- Kurban etmek istediği oğlu Tevrat'a göre İshak, Kur'an'a göre İsmail'di.
- Kur'an'a göre İbrahim'i ateşe atmak isteyen Nemrut, Tevrat'a göre İbrahim'den 300 yıl önce yaşamıştı.
- Tevrat'da ibrahim'in Mekke ile ve Kabe'nin yapımı ile bir ilişkisine rastlanmaz.
- Tevrat'ta İbrahim'in karısı Sara'nın güzelliği ve onu krallara kızkardeşim diye yalan söyleyerek sunması sayesinde zengin olduğuna Kur'an'da değinilmez.
Bunlara ilaveten Kur'an'a ve İslam'a göre İbrahim'in eşi olarak Sara, cariyesi olarak da Hacer bilinir. Çocukları da Hacer'den İsmail, Sara'dan ise İshak.
Ama Tevrat'a göre İbrahim'in Sara'dan sonra bir eşi daha vardır. Bu eşinden de 6 çocuğu olmuştur.
Tekvin-25/ 1-2. İbrahim bir kadınla daha evlendi. Kadının adı Ketura`ydı.
Ondan Zimran, Yokşan, Medan, Midyan, Yişbak, Şuah adlı çocukları oldu.
Bununla da kalmaz. İbrahim'in cariyelerinden oğulları da vardır. Ama aynı Hacer ve İsmail'e yaptığı gibi onları da İshak'dan uzak tutar ve herşeyini İshak'a bırakır.
Tekvin-25/ 5-6. İbrahim sahip olduğu her şeyi İshak`a bıraktı.
Cariyelerinin oğullarına da armağanlar verdi. Kendisi sağken bu çocukları oğlu İshak`tan uzaklaştırıp doğuya gönderdi.
Ele aldığımız çelişkilerin çoğu, Muhammed'in peygamberlik iddiası sırasında kendisine inanmalarını söylediği kitleler tarafından da görülüyor, biliniyordu.
Muhammed daha egemen değilken, Kur'an'ı yazmaya devam ederken, düşünce ve inançlarını ifade etme özgürlüğünü henüz kaybetmemiş olanlar, ayetlerdeki hata ve çelişkileri gördükçe Muhammed'e itiraz edip ayetleri kendisinin uydurduğunu söylüyorlardı.
Çelişki ve hataların mantıklı bir izahı yerine Muhammed'den gelen yanıt şöyleydi:
"Uydurdumsa ben uydurdum, bu suçsa eğer benim suçum. Size ne? Siz kendi suçlarınıza bakın."
Bu yanıtı vermesini ise ona telkin eden sözde Allahtı.
Hud-35. Onu uydurduğunu mu söylüyorlar? De ki: Onu uydurduysam eğer benim suçum bana ait, ben sizin suçlarınızdan uzağım.
Aynı "Sizin dininiz size, benim dine bana!" demesi gibi, "Sizin suçunuz size, benim suçum bana" diyor.
Ama egemen olunca, "Sizin suçlarınızdan uzağım, size karışmam." demiyor,
kılıçlar konuşuyor. Hiç kimse de onun gibi " Suç benim size ne!" diyemiyor.
Maide-90-91. Ey inananlar, şarap, kumar, dikili taşlar, şans okları şeytân işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz. Şeytân, şarap ve kumar ile aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allâh'ı anmaktan ve namazdan alakoymak istiyor. Artık vazgeçecek misiniz?
Şarabı yasaklayan ve pislik olarak gören Kur'an, sigara ve uyuşturucuyu neden yasaklamamıştır?
Hadi o dönemde sigara yoktu, ama esrar ve afyon çok yaygındı.
İnsanlar arasında yoğun kullanılıyor olmasına rağmen, Allah'ın ve Muhammed'in bundan haberi mi yoktu acaba?
Çinliler 4000 yıl önce uzun çubuklarla esrar içmeye başlamışlar.
M.Ö. 4000 yıllarında da Aşağı Mezopotamya'da yaşayan Sümerliler'in haşhaş ve kenevir yetiştirdikleri çivi yazılarından ortaya çıkarılmış.
M.Ö. 2000-1500 yıllarından kaldığı sanılan Mısır'da Thebes kenti yakınlarında bulunan papirüslerde haşhaş ekimi, afyon üretimi ve afyondan yapılan ilaçlara ilişkin ayrıntılı bilgi verilmiş.
Halusinojenik maddeler içeren mantarlar Aztek ve Maya uygarlıklarında, psiko-aktif bir madde olan Amanita Muscaria mantarları ise Asya kıtasındaki şaman törenlerinde kullanılmaktaydı. Kokain,Güney Amerika yerlileri tarafından, sert doğa koşullarına karşı, uzun yaya yolculuklarında açlığa ve yorğunluğa karşı bugün bile kullanılmaktadır. 3000 yıllık geçmişe sahip Hindu metinlerinde esrar kutsal bir yere oturtulmaktaydı. Afyon, Eski Roma ve Yunan uygarlıklarında, Mısır, Pers ve Hint uygarlıklarında da yaygın olarak kullanılmış. Mezopotamya bölgesinde yaşamış olan Asur ve Sümerler ile ilgili kayıtlarda, Orta Asya'da bulunan Moğol, Türk ve Sibirya bölgesinde de bu maddelerin dinsel törenlerde kullanıldığına ilişkin bilgiler bulunmaktadır.
Dünyada bu kadar yaygınken Muhammed'in esrarla, uyuşturucuyla karşılaşmadığı, duymadığı düşünülemez.
Yoksa uyuşturucunun zararları olduğunu mu düşünmüyordu?
Şarap gibi kokmuyor ondan mı acaba? :rolleyes:
Şarabı yasaklamışken, insanlık için içkiden çok daha zararlı olan uyuşturucudan söz edilmememesi büyük çelişkidir.
Bu arada belirtelim, eskiden sara hastalığının tedavisinde de esrar kullanılırmış. :)
"Kurban Neden Kesilir" başlığında kurbanın hac dışında farz ya da vacip olmadığını söylemiştik. İslamcılar, müslümanlara kurban zorunluluğunu Kevser suresi ile dayatırlar. Muhammed'e hitap eden surenin müslümanları da bağladığını öne sürerler. Gerçekten öyle midir? Yoksa bir aldatmaca mı vardır?
Konuya Müritkefer arkadaşımızın getirdiği açıklama var. O başlık altında, bu önemli konu kaybolmasın diye buraya alıyorum.
İnnâ a’taynâkel kevser. Fe salli li rabbike venhar. İnne şânieke huvel ebter
Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik.
Öyleyse Rabbın için namaz kıl ve kurban kes.
Asıl soyu kesik olan, sana düşmanlık edendir.
Müritkefer'in açıklaması:
İman gözlüğüyle bakmayan bazı Kuran uzmanları, surenin özellikle ikinci ayetinin yanlış tercüme edildiğini iddia ediyorlar ve şöyle diyorlar,
"Fe salli namaz değil yoldur, yolunda olmaktır. Venhar'ın da kurbanla ilgisi yok, kesilmek üzere boynu kanırtılan devenin gösterdiği dirençtir, dayanmak, direnmek anlamına gelir."
Kevser'in sonsuzluk ve sonsuz nimet olduğu kabulü ile, surenin Türkçe anlamı bu durumda şöyle beliriyor;
1. Şüphesiz ki gelecek sonsuz yaşamda sana herşeyi verdik,
2. Şu halde sen de Rabbinin yolunda bugün yapılanlara dayan.
3. Şüphe yok ki asıl kaybenler, işin gerçeğini bilmeyenlerdir.
Bu surenin Mekke'de ilk indirilen surelerden biri olduğu, o günlerde Muhammedin henüz düzenli namaz kılmadığı kıldırmadığı, henüz Kabe'nin yanına uğramadığı ve henüz hacdan kurbandan söz etmediği hatırlanırsa, din adamlarımızın bu meal uyarısını ciddiye almaları gerektiği düşünülebilir.
Suredeki "salli" sözcüğünü "namaz kıl" diye çevirenler, sıra aşağıdaki ayetin mealine geldiğinde kıvırıyorlar.
Ahzap-56. İnnallâhe ve melâiketehu yusallûne alen nebiyyi, yâ eyyuhellezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ.
Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selâm edin.
Gördüğünüz gibi namaz kamufle edilmiş. Bu tüm mealcilerde böyle.
Üstelik nuzül sırasına göre surenin hicretten önce geldiğinde nerdeyse ittifak var. Hatta doğruluğu yüksek nuzül sıralamalarında 1. yılda geldiği belirtiliyor.
Halbuki hicretten önce namaz şartının olmadığı biliniyor.
Venhar kelimesine gelince, bu kelimenin "kurban kes" anlamına geldiğine dair tek bir kanıt yok.
Kimileri "ellerini göğsünde bağla" demiş, kimileri "Allah'tan iste" demiş.
Kimileri "Boğazla" demiş. Kimileri "dayan, sabırlı ol" demiş.
Kimileri "kurban kes" , kimileri de "Göğsünü kıbleye çevir" diye anlamlandırmış.
Mezheb ittifakı millete bunu "kurban kes" diye kakalıyor.
Venhar'ın "Kurban kes" anlamına geldiği yolunda sağlam kanıtı olan yazabilir.
Yaratılış konusuna tekrar dönelim.
İslam'da ve Kur'an'da Allah'ın herşeyi yoktan yarattığı söylenir.
Allah, "Ol" dediğinde dilediği herşey olur.
Bakara-117. O, göklerin ve yerin yoktan var edicisidir ve O, bir işin olmasını murad edince, ona yalnızca «ol!» der, o da hemen oluverir.
Gökleri ve yeri, aynı Tevrat'ta yazdığı gibi 6 günde yarattığını yazar.
Hud-7. O, öyle bir Allah'dır ki, hanginizin daha güzel amel işleyeceğini imtihan etmek için gökleri ve yeri altı günde yarattı. Arşı da su üstündeydi. Onlara «öldükten sonra tekrar dirileceksiniz» dersen, o kâfirler de kesinlikle sana: «Bu apaçık bir sihirden başka birşey değildir.» diyecekler.
Suyu maddeden, varlıktan saymayan Muhammed, herhalde Tevrat'tan esinlenerek arşın sular üzerinde olduğunu yazmış.
Yaratılış-6-7. Tanrı, “Suların ortasında bir kubbe olsun, suları birbirinden ayırsın” diye buyurdu. Ve öyle oldu. Tanrı gökkubbeyi yarattı. Kubbenin altındaki suları üstündeki sulardan ayırdı.
Demek ki Allah, evreni ve varlıkları yaratmazdan önce, hiçbirşey yokken, herşeyi yoktan varederken kendisiyle birlikte hidrojen ve oksijen elementleri de vardı. Demek ki ezeli olan sadece Allah değil.
Suyun yaratılmasından bahsedilmediğine göre su da ezeli.
Ama acaba hangisi daha ezeli? :)
Bu arada arşı da unutmamak gerek. O da evrenden önce var gözüküyor.
Şimdi de İslam ile Kur'an arasındaki başka bir çelişkiye değinelim.
İslam'daki önemli görüş ayrılıklarından biri müslüman olmayan ehli kitabın yani Hristiyan ve Musevilerin cennete gidip gidemeyecekleridir.
Müslümanların büyük çoğunluğu, müslüman olmayanların cennete gidemeyeceklerine inanır. Çünkü İslam böyle öngörmektedir.
Diğer taraftan İslam, Allah tarafından gönderildiğine inandığı kitaplardan Kur'an haricindekilerin tahrif edildiğini, değiştirildiğini öne sürer. Yani, "Hristiyanların elindeki İncil hakiki İncil değildir. Yahudilerin elindeki Tevrat hakiki Tevrat değildir." derler. Ama bu kitapların hangi ayetlerinin, hangi konularının değiştirildiği, hangilerinin doğru olduğu konusunda da net bir söylemleri yoktur.
Kur'an'da da tahrifat konusunda hiçbir açıklama yapılmamıştır.
Şimdi soralım:
Muhammed'den sonraki dönemin Hristiyan ve Musevileri ahirette neye göre yargılanacaktır?
Kur'an'da bu konu açıkça belirtilmiştir.
Her ümmet kendi kitabına göre hesaba çekilecektir.
Casiye-28. Ve terâ kulle ummetin câsiyeh, kullu ummetin tud’â ilâ kitâbihâ, el yevme tuczevne mâ kuntum ta’melûn.
Her ümmeti dizüstü çökmüş görürsün. Her ümmet kendi kitabına çağrılır. Bugün, size yaptıklarınızın karşılığı verilecektir.
Bu ayet, müslümanların çoğunluğunun inandırıldığı "müslüman olmayanın cennete gidemeyeceği" iddiasını çürüten ayettir.
Yine bu ayet, tahrifat iddiasında olanları köşeye sıkıştıran ayettir.
Hangi Tevrat'a göre ya da hangi İncil'e göre hesaba çekilecekler?
Ellerindekine göre mi? Yoksa ortada olmayan orijinallerine göre mi?
Bugün yaşayan bir Musevinin elindeki Tevrat tahrif edilmişse, tahrif edildiğine dair tek bir kanıt yoksa, üstelik bugünün Tevrat'ı 2000 yıl önceki Tevrat'la aynıysa bugünün Yahudisi ne yapsın?
Örneğin, Kur'an'ın orijinalinin Osman zamanında yakıldığı ve tahrif edilmiş yeni Kur'an'ları piyasaya sürdüğü öne sürülür.
Bu gerçek olsa ve orijinal Kur'an'daki örneğin şöyle bir emir kaldırılmış olsa:
"Üzerinde yaşadığı toprağı hergün 1 kez öpmemiş olan cehennemliktir."
Allah'da bunun hesabını sorsa "Niye hergün toprağı öpmedin?" diye.
Elindeki mevcut Kur'an'da böyle bir emir olmayan, hiçbir din adamından bunu duymamış olan müslüman ne yapsın?
Casiye-28. Her ümmeti dizüstü çökmüş görürsün. Her ümmet kendi kitabına çağrılır. Bugün, size yaptıklarınızın karşılığı verilecektir.
Asıl tahrifatçılar, yani kelimelerin anlamını ve yerini değiştirerek ayetleri çarpıtan meal tahrifatçıları, yukarıdaki ayeti de kasıtlı olarak farklı tefsir ederler.
Onlara göre "Ayette kastedilen kitap, Tevrat, İncil, Kur'an değil, her insanın amellerinin yazılı olduğu kitaptır. Amel defterleri ellerine verilir."
Çarpıtmanın, tahrifatın daniskasıdır bu.
"kullu ummetin tud’â ilâ kitâbihâ" ifadesinde;
Küllü : tüm, hepsi
ümmetin : ümmetler
tud'a: davet edilir, çağrılır
ila kitabiha; Kendi kitabına
anlamındadır.
Ümmetlerin kitabının da ne olduğu İslamcılarca iyi bilinir.
Bu tahrifatçılar sonraki ayette geçen:
Casiye-29. İşte kitabımız, size karşı gerçeği söylüyor. Çünkü biz yapmakta olduklarınızı kaydediyorduk.
ifadeye sığınarak tahrifatlarını kanıtlamaya çalışırlar.
Halbuki bir karşılaştırma söz konusudur.
Allah'ın gönderdiği kitaptaki emirler ile insanların bu emirlere karşın ne yaptıkları.
Yani, "Her ümmet kendisine verilen kitaba göre toplanır. Kitaplarındaki hükümlere göre kendi amel defterleri karşılaştırılarak hesaba çekilirler." şeklinde bir izahın ötesinde anlamlandırmak mümkün değildir.
Ahirette günahlarından affedilmek, inançsızlığından dolayı ceza yememek için Allah'a fidye vermeyi bir insan düşünebilir mi hiç?
Örneğin tonlarca altın vererek kurtulmak..
Böyle birşey öldükten sonra mümkün olabilir mi?
Ama Kur'an'da sanki mümkünmüş gibi örnek verilmiş:
Ali İmran-91. İnnellezîne keferû ve mâtû ve hum kuffârun fe len yukbele min ehadihim mil’ul ardı zeheben ve leviftedâ bih, ulâike lehum azâbun elîmun ve mâ lehum min nâsırîn.
Şüphesiz inkâr edip kâfir olarak ölenler var ya, dünya dolusu altını fidye verseler bile bu, hiçbirisinden asla kabul edilmeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır. Onların hiçbir yardımcıları da yoktur.
Bu ayetin teşbih vs. diye savunulabilir bir yanı yoktur.
Neresinden bakılırsa bakılsın akıldışı, mantıkdışı, bilimdışı bir ayettir.
Kur'an'a göre Allah, dilediği insana iman veriyor, dilediğini de kafir kılıyor.
İsteseydi, herkesin kalp gözünü açar ve hidayete ermesini sağlardı.
Ama o, bazılarınınkini açıyor, bazılarınınkini de kapıyor.
İnanmayanların, daha önce inanıp ta imanlarını terkedenlerin kalplerini mühürlediğini ve bir daha asla iman edemeyeceklerini söylüyor.
Bu konuda bir ayet örneği verelim:
Kehf-57. (...) Biz onların kalplerine, bunu anlamalarına engel olan bir ağırlık, kulaklarına da sağırlık verdik. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayete eremeyeceklerdir.
Aşağıdaki ayette ise tövbeleri kabul etmeyeceğini söylüyor.
Ali İmran-90. Şüphesiz iman ettikten sonra inkâr eden, sonra da inkârda ileri gidenlerin tövbeleri asla kabul edilmeyecektir. İşte onlar sapıkların ta kendileridir.
Müslümanken dininden ayrılanların daha sonra tekrar müslümanlığa dönüş yapmak istemeleri halinde tevbelerinin kabul edilmeyeceğini yazıyor.
Kalbi mühürlenmiş olanların yeniden iman etmelerinin mümkün olamayacağı söylenmişken, bu tövbe etmek de neyin nesi?
Demek ki kalbi mühürlü olsa bile yeniden iman edilebiliyormuş ki, tevbelerin kabul edilmeyeceğinden söz ediliyor.
:eek:
Allah'ın peygamberler, kitaplar göndermesinin sebebi şöyle açıklanır:
Allah’ın peygamberlere vahiyde bulunması ve ilahî kitaplar vermesi, onun insanlara olan sevgi ve rahmetinin sonucudur. Allah’ın vahiy göndermesi, bütünüyle insanların yararınadır. Allah, kullarını sever ve onların doğru yolu bulmalarını, barış ve huzur içinde yaşamalarını ister. Bu nedenle de onlara peygamber aracılığıyla onlara vahiy gönderir.
Allah’ın vahiy göndermesi, insan hayatında çok olumlu etkilere neden olur. öncelikle Allah, vahiy göndererek insanların kendilerini ve yaratıcılarını doğru biçimde tanımalarını sağlar. Onları evrenin yaratılışı konusunda bilgilendirir. İnsanların yaratılış nedenini ve hayatın anlamını bulmalarına yardım eder.
Vahiy yoluyla gelen ilahî kitaplar, insana manevi gereksinimleri olduğunu öğretir. Maddi gereksinimlerini nasıl karşılayacağını gösterir. Farklı yeteneklerini geliştirmesi için insana önderlik eder.
Kur'an'da da çeşitli ayetlerde insanları kötülüklerden uyarmak, doğru yola çağırmak, güzel ahlaka, takvaya sahip kıldırmak şeklinde açıklanır.
Ama aynı Allah, insanların bir kısmının Kur'an'ı anlamasını istemiyor, o nedenle onları engelliyormuş ki doğru yolu bulamasınlar ve cehennemde ebediyen yansınlar diye.
Ve men azlemu mimmen zukkire bi âyâti rabbihî fe a’rada anhâ ve nesiye mâ kaddemet yedâhu, innâ cealnâ alâ kulûbihim ekinneten en yefkahûhu ve fî âzânihim vakren ve in ted’uhum ilel hudâ fe len yehtedû izen ebeden.
Kehf-57. Rabbinin ayetleri kendisine hatırlatılmışken onlardan yüz çeviren ve önceden yaptıklarını unutan kimseden daha zalim var mıdır? Kuran'ı anlarlar diye kalblerine örtüler, kulaklarına da ağırlık koyduk. Sen onları doğru yola çağırsan da asla doğru yolagelmezler.
Acaba yanlış mı anlıyoruz? Böyle birşey nasıl olabilir?
Bir başka ayete daha bakalım:
Ve izâ kara’tel kur’âne cealnâ beyneke ve beynellezîne lâ yu’minûne bil âhıreti hicâben mestûrâ.
Ve cealnâ alâ kulûbihim ekinneten en yefkahûhu ve fî âzânihim vakrâ, ve izâ zekerte rabbeke fîl kur’âni vahdehu vellev alâ edbârihim nufûrâ.
İsra/ 45-46. Kur’an okuduğunda, seninle ahirete inanmayanların arasına gizli bir perde çekeriz.
Kalplerine, onu anlamalarını önleyen bir örtü geçirir, kulaklarına da bir ağırlık veririz. Sen Kur'ân'da Rabbini tek olarak andığın zaman da onlar arkalarını döner, nefretle kaçar giderler.
Ahirete inanmıyorlar diye, insanların Kur'an'ı kavramalarını engellemek akla mantığa uygun mu?
Bunca peygamber, onca kitap ahirete inanmayan insanları inandırmak için gelmedi mi? İnanıyor olsalardı zaten, kitaplara, peygamberlere ne gerek vardı?
Bu ayetler, Kur'an'daki en önemli çelişkiyi gösterir. Hatta öyle ki, Kur'an'daki matematik hatasından dahi büyük çelişkidir. Matematik hatasını avliye ile, reddiye ile kamufle edebilirler belki ama bu çelişkinin örtülmesi mümkün değil.
Bu başlığın müslümanlarca en son ziyaret edilmesinin üzerinden 3 ay geçmiş.
3 aydır tek kelime yok.
Ondan önce de zaten çok seyrek ziyaretler vardı.
Başlangıçta yoğun olan yanıtlar zamanla inişe geçti ve tükendi.
Çünkü ortaya koyduğumuz hata ve çelişkiler o kadar net ki, itiraz edilebilecek, karşı görüş sunulabilecek bir tarafı yok.
Bu başlığın açılmasına etken olan Vacsmt arkadaşımıza teşekkür ediyorum.
Kendisi, Kur'an'da çelişki olarak nitelendirilebilecek sadece 2-3 ayet olduğu düşüncesindeydi. Ben de çelişkilerin yüzlerce olduğunu savunmuştum.
Bu iddialaşma üzerine bu başlık altında çelişkilere yer verdik. Gerçekten de yüzlerce çelişki çıkardık ortaya. Hala da devam ediyor.
Diğer taraftan mucize olarak öne sürülen birçok ayetin ise aslında çelişki içerdiğini gösterdik. Kur'an'da mucize olmadığını kanıtladık.
Özellikle Kur'an'ı rehber olarak görüp bilimi karşılarına alanlara, Kur'an'da herşeyin yazılı olduğunu öne sürenlere Atatürk'ün;
"Bizim devlet idaresinde takip ettiğimiz prensipler, gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz." sözünün ne derece doğru ve anlamlı olduğunu göstermiş olduk. Anlayabildilerse ne mutlu. :)
Şura/ 32-33. Denizlerde yüce dağlar gibi gemilerin yürümesi de O'nun kudretinin delillerindendir.
O, dilerse rüzgârı durdurur da onlar denizin üstünde durakalırlar. Elbette bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.
Lokman-31. Size varlığının delillerini göstermesi için, Allah'ın lütfuyla gemilerin denizde yüzdüğünü görmedin mi? Şüphesiz bunda, çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.
Muhammed döneminin insanlarına gemilerden bahsedip, rüzgarın gücüyle nasıl engin sularda yol aldıkları ve bunun Allah'ın lutfu olduğunun söylenmesi etkili olabilir ve tasdik görebilir.
Ama günümüz insanına bunlar söylendiğinde gülüp geçecektir.
Çünkü artık yelkenli gemiler değil, motorlu gemiler vardır ve Allah, rüzgarı kesmiş olsa dahi gemiler yüzmeye devam eder.
Bu ayetteki çelişki, gemilerin yüzmesinin Allah'ın delillerinden olduğunun söylenmesidir. Ayrıca rüzgarı durdurmasıyla gemilerin yüzemeyeceği iddiası da Kur'an'ın evrensel olmadığının kanıtlarındandır.
Şura/ 32-33. Denizlerde yüce dağlar gibi gemilerin yürümesi de O'nun kudretinin delillerindendir.
O, dilerse rüzgârı durdurur da onlar denizin üstünde durakalırlar. Elbette bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.
Lokman-31. Size varlığının delillerini göstermesi için, Allah'ın lütfuyla gemilerin denizde yüzdüğünü görmedin mi? Şüphesiz bunda, çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.
Muhammed döneminin insanlarına gemilerden bahsedip, rüzgarın gücüyle nasıl engin sularda yol aldıkları ve bunun Allah'ın lutfu olduğunun söylenmesi etkili olabilir ve tasdik görebilir.
Ama günümüz insanına bunlar söylendiğinde gülüp geçecektir.
Çünkü artık yelkenli gemiler değil, motorlu gemiler vardır ve Allah, rüzgarı kesmiş olsa dahi gemiler yüzmeye devam eder.
Bu ayetteki çelişki, gemilerin yüzmesinin Allah'ın delillerinden olduğunun söylenmesidir. Ayrıca rüzgarı durdurmasıyla gemilerin yüzemeyeceği iddiası da Kur'an'ın evrensel olmadığının kanıtlarındandır.
xxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
Ve buda kuranin kendiyle celiskisidir,cok gaddarsin pante,cok kötü yakaliyorsun.saygilar
Güçistenci
09-12-2008, 17:09
maide 69. Şüphesiz inananlar (müslümanlar) ile Yahudiler, Sabiîler ve Hıristiyanlardan "Allah'a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır"
al-i imran 19. Şüphesiz Allah katında din İslam'dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf, aralarındaki ihtiras ve aşırılık yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah'ın âyetlerini inkar ederse, bilsin ki Allah hesabı çok çabuk görendir.
çelişkiyi açıklamaya gerek yok. gayet açık. maide de Allah Hristiyanları, Sabiileri, Yahudileri cennete alabileceğini söylerken; al-i imran suresinde islam dışındaki dinleri din olarak görmüyor bile.
önceden eklendiyse mesajımı silebilirsiniz...
maide 69. Şüphesiz inananlar (müslümanlar) ile Yahudiler, Sabiîler ve Hıristiyanlardan "Allah'a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır"
al-i imran 19. Şüphesiz Allah katında din İslam'dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf, aralarındaki ihtiras ve aşırılık yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah'ın âyetlerini inkar ederse, bilsin ki Allah hesabı çok çabuk görendir.
çelişkiyi açıklamaya gerek yok. gayet açık. maide de Allah Hristiyanları, Sabiileri, Yahudileri cennete alabileceğini söylerken; al-i imran suresinde islam dışındaki dinleri din olarak görmüyor bile.
önceden eklendiyse mesajımı silebilirsiniz...
xxxxxxxxx
Cok sayin gücistenci kuranin celiskilerini ilk bu sitede ögrenmedim daha önceden okudugumda farketmisdim,yukardaki birkacsatiri hayatda oldugum bilinsin diye yazdim zira uzunzamandir hicbirsey yazmamisdim.hepinize saygilar ve selamlar
Kur'an'ın Allah hitabı olmadığına dair bir örnek daha verelim.
Bu örnekle göreceğiz ki Muhammed, kimi zaman Allah'ı, kimi zaman melekleri (ya da Cebrail'i), kimi zaman da peygamberleri konuşturan bir kurguyla Kur'an'ı yazmıştır. Onları konuştururken Kur'an'da 300 kez "De ki" öneki kullanmıştır ki kendisinin yazdığı anlaşılmasın, Allah sözü olduğuna inanılsın. Ama birçok ayetin kurgusunda hata yapmıştır.
Meryem-64. Ve mâ netenezzelu illâ bi emri rabbike, lehu mâ beyne eydînâ ve mâ halfenâ ve mâ beyne zâlike, ve mâ kâne rabbuke nesiyyâ.
Biz, ancak Rabbının emri ile ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bu ikisi arasındaki her şey, O'nundur. Ve Rabbın unutkan değildir.
64. ayetten önceki ve sonraki ayetlere bakıldığında bu cümlelerin kim tarafından söylendiğine dair bir belirteç yoktur.
"Biz ancak rabbinin emriyle ineriz" sözü melekler ya da melekler adına konuşan Cebrail'e söyletiliyormuş gibi yazılmıştır. Ama Allah'ın kelamı dediği kitapta bunu ya becerememiş ya da dikkatinden kaçmıştır.
Güçistenci
10-12-2008, 17:50
bakara 191 Onları nerede yakalarsanız öldürün. Sizi çıkardıkları yerden (Mekke’den) siz de onları çıkarın. Zulüm ve baskı adam öldürmekten daha ağırdır. Yalnız, Mescid-i Haram yanında, onlar sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa (siz de onlarla savaşın) onları öldürün. Kâfirlerin cezası böyledir.
bakara 193 Hiçbir zulüm ve baskı kalmayıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Onlar savaşmaya son verecek olurlarsa, artık düşmanlık yalnız zalimlere karşıdır.
birinde savunma savaşı var. diğerinde bir ideal için sonuna kadar savaş var. çelişki gayet açık...
yahu kuranın neresine el atsak elimizde çelişki kalıyor yahu :) Allah vahiy gönderirken içiyor muydu ne? bir dediği bir dediğini tutmuyor bile.
hakikaten kurandaki çelişkiler açıklayan bi kitap yazsak 3 tane kuran kalınlığında kitap yazarız. örnek bu konu.
extra double sevgili papillon ben de kurandaki çelişkileri internet aracılıyla duydum. internet olmasaydı hala müslümandım.
insanın etrafında 18.000 alem içinde yazılan/gönderilen en harika kitap bu denilirse tabi bundan kurtulması bu kadar kolay olmuyo. azar azar bu düşünceyi de kırdım. ilk başta kurandaki hataları görüyorsun. olur mu yahu diyorsun. biraz da afyonu fazla almışsan bu hataları müslüman kıvırmacılığıyla Allahın bi hikmeti olarak görüyorsun. afyonlu değilsen kuranda hata olduğunu anlıyorsun. ama içinde bir sürü mucize (!) varmış. mucizeleri de araştırayım derken kuranın saçma sapan şeylerle dolu olduğunu anlıyorsun. sonra bir kere daha hatalarını araştırayım derken; kuranın tamamen muhamedin elinden çıktığını anlıyorsun. kimseyi bilmem ama ben böyle bıraktım...
bir de kuran okurken de hataları, çelişkileri görüyorsun tabi. a ve b ayeti çelişkiliyse o ayetlerin ortak yanlarını bulup çelişki olmadığını düşünüyosun. bulamazsan Allah bilir diyip geçiyorsun. kitabı okurken mucize (!) kitap diye düşünerek okunursa asla hiç bir çelişki hata bulunamaz...
not: mesajlarımda Allah yerine Muhammed koyarsanız çoğu kez anlam değişmez.
Tanrının insanlara gönderdiği bir kitap olsa, o kitabı günlerce, aylarca didik didik etseniz ne bir imla hatasına, ne cümle düşüklüklerine, ne matematik yanlışlarına, ne ayetler arasındaki tutarsızlıklara, ne görüş değişikliklerine, ne çelişkilere, ne de akıldışı, mantıkdışı, bilimdışı bilgilere rastlayamazsınız.
Ama kutsal (!) kitaplarda, özellikle Kur'an'da çelişki çok.
Bu başlığı tam 2 yıl önce açmışım.
Aklıma geldiğinde, zaman zaman çelişki avına çıkıyorum.
"Biraz Kur'an'ı karıştırayım da başlığa uygun çelişki bulayım" diyorum.
Elim boş dönmüyor ve başlığa yeni bir çelişki ekliyorum.
Üstelik de, ne Muhammed gibi ne de İlhan Arsel gibi tekrarlar yapmıyor, daha önce yazdığım ve işlediğim bir konuyu yeniden ele almıyorum.
Halbuki 2 senede ne üyeler geldi geçti. Yeni bir üyenin ise 58-60 sayfayı okuması olanaksız. 200-300 sayfalık bir kitabı okumasına denk sayılır bu.
Dolayısıyla tekrarlar yapmak bir kitap için doğru olmasa da forum için yanlış sayılmaz. Buna rağmen böyle bir girişimde bulunmadık.
Yeni çelişkimiz Meryem suresinden:
Meryem-83. E lem tere ennâ erselneş şeyâtîne alel kâfirîne teuzzuhum ezzâ.
Görmedin mi, biz gerçekten şeytanları, kafirlerin üzerine gönderdik, onları tahrik edip kışkırtıyorlar.
sevgili pante peygamberin evine soru sormak için zırt pırt gidilmemesi anlamındaki ayetten ben müslüman olarak ne anlamalıyım bana yardımcı olurmusun?
ve bu ayat benim yaşamımda nasıl bir öneme sahip olmalı ve hangi namazlarda okumam faydalı olur?
bu arada peygamberee butun kadınların helal olduğu ayati hangi özel gecelerde(kandil vs) okumalıyım?
allah a mı yoksa peygamberemi salat etmeliyim çok kafam karıştı bana yardımcı olurmusun?
ve tarlalarımız olana kadınların tersten ekilerek sürülmesi ne gibi sakıncalar doğurur bana yardımcı olabilirmisin?
saygılar.
Güçistenci
11-12-2008, 12:35
1. Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla
2. Hamd Alemlerin Rabbinedir.
3. Rahman ve Rahimdir.
4. Din gününün malikidir.
5. Biz yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Senden yardım dileriz.
6. Bizi doğru yola ilet;
7.Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna, Gazaba uğrayanların ve sapmışlarınkine değil.
6. ayetinde, ayet okuyanları sıratıl müstakim de olmayanlar olarak görüyor. ve sıratıl müstakime ilet diyor. bir şeyi istemek için onun olmaması lazım. ama öncesinde bunu okuyan kişi Allaha övgüler söylüyor. :eek:
doğru yolu istememek için doğru yolda olmak lazım. olan bir şeyi istemek de daha büyük bir mantıksızlıktır.
7. ayette de bu dediklerim geçerli.
ama en azından biraz daha mantıklı olması adına
6. Bizi sıratıl müstakimde sabit kıl
7. Kendilerine nimet verdiklerinin yolunda, gazaba uğrayanlarınkine ve sapmışlarınkine değil.
şeklinde olması daha makul.
tabi günde en az 20 kere bunu okuyanların damarlarına işlemiştir bunun çelişki olmadığı. anlaması biraz zor olsa gerek...
not:iddaa daha önce yazıldıysa silinebilir...
sevgili pante peygamberin evine soru sormak için zırt pırt gidilmemesi anlamındaki ayetten ben müslüman olarak ne anlamalıyım bana yardımcı olurmusun?
ve bu ayat benim yaşamımda nasıl bir öneme sahip olmalı ve hangi namazlarda okumam faydalı olur?
bu arada peygamberee butun kadınların helal olduğu ayati hangi özel gecelerde(kandil vs) okumalıyım?
allah a mı yoksa peygamberemi salat etmeliyim çok kafam karıştı bana yardımcı olurmusun?
ve tarlalarımız olana kadınların tersten ekilerek sürülmesi ne gibi sakıncalar doğurur bana yardımcı olabilirmisin?
Sevgili Kaancan;
Peygamberin evine soru sormak için sık sık gidilmemesi ayetini günümüz koşullarında düşünerek devlet başkanının, başbakanın yanına sık sık gitmemek olarak düşünebilirsin.
Bu ayetin yaşamına etkiyen bir önemi yoktur. Çünkü istesen de bir devlet adamının yanına zırt pırt giremezsin. Dolayısıyla okumasan da olur. Ama okuduğunda da sana bir zararı olmaz.
Peygambere bütün kadınlar değil, Ahzap-50 ile sınırlandırılan kadınlar helaldir. Görüldüğü üzere peygamber de olsa, kainatın efendisi de olsa onlar için de kırmızı çizgiler vardır. Örneğin kızıyla, kızkardeşi ile ya da evli bir kadınla evlenmesi haramdır.
Ayet, peygambere özel olduğu için okunması gerekmez. Zaten bugüne kadar mealleri alt yazı olarak verilen tv okumalarında bu ayet hiç okunmamıştır.
Allah'a da, peygambere de salat edebilirsin bir Muhammedî isen.
Ama ayetin sadece Muhammed'in yaşadığı döneme ait olduğunu düşünen bir müslüman isen ve peygamber de olsa ölmüş olana salat edilmez diye inanıyorsan Muhammed'e salat etmeyebilirsin.
Tarlalara tersten girmek demek aynı toprağı farklı yönden sürmek demektir.
Ama toprağı değil de kayalıkları sürmeye kalkarsan sabanı kırarsın. :)
6. ayetinde, ayet okuyanları sıratıl müstakim de olmayanlar olarak görüyor. ve sıratıl müstakime ilet diyor. bir şeyi istemek için onun olmaması lazım. ama öncesinde bunu okuyan kişi Allaha övgüler söylüyor.
doğru yolu istememek için doğru yolda olmak lazım. olan bir şeyi istemek de daha büyük bir mantıksızlıktır.
7. ayette de bu dediklerim geçerli.
ama en azından biraz daha mantıklı olması adına
Alıntı:
6. Bizi sıratıl müstakimde sabit kıl
7. Kendilerine nimet verdiklerinin yolunda, gazaba uğrayanlarınkine ve sapmışlarınkine değil.
şeklinde olması daha makul.
tabi günde en az 20 kere bunu okuyanların damarlarına işlemiştir bunun çelişki olmadığı. anlaması biraz zor olsa gerek...
not:iddaa daha önce yazıldıysa silinebilir...
Sevgili Güçistenci;
Daha önce Fatiha suresinin çelişkisinden bahsedildi ama surenin 5. ayetinden itibaren olan kısmın çelişkisinden. Fatiha suresinin ilk 4 ayeti Allah sözü olarak uygunsa da sonraki ayetler Allah'a dua eden insan sözüdür.
Ayette "De ki" geçmediği için bu bir çelişki olarak sunulmuştu.
Senin yazdığın ise ayrı bir iddia.
Ayette "Bizi sıratel mustakıym'e ulaştır." deniyor.
Allah'a inanan, yalnız ona ibadet eden bir müslümanın sıratel mustakıym'i istemesi çelişki midir? Zaten o müslüman sıratel mustakıym'de değil midir?
İslam'a göre inanmayanlara göre kıyaslandığında, inanan bir müslüman doğru yoldadır. Ama bu yol, sıratel Mustakıym denilen Allah yolu sayılmaz. Allah yolunda olmak, sadece Allah'a inanmak değil, eksiksiz olarak ibadetlerini yapmak, her çeşit günahtan ve haramdan sakınmak ve doğru fırkada yer almak. Bugün İslam paramparçadır. Onlarca fırka vardır. Müslümanlar da çeşit çeşit fırkalarda bölünmüştür. Her fırka kendisini doğru yolda görür. Ama sadece tek fırkanın sıratel mustakıymda olduğu iddia edilir.
Bu durumda müslümanların Allah'a "Bize doğru fırkada yer almayı nasip et!" diye de dua etmeleri ya da Fatiha'nın 6. ayetini böyle anlamaları gerekir.
Güçistenci
11-12-2008, 23:57
sevgili üstat;
meryem 83:Görmedin mi, biz gerçekten şeytanları, kafirlerin üzerine gönderdik, onları tahrik edip kışkırtıyorlar.
burda çelişki olduğunu sen söylemişsin. benim dediğim de aynı mantık. kafir kışkırtılmaz. müslüman kışkırtılır. müslümanın hidayete ihtiyacı olmaz. zaten müslüman hidayettedir.
eğer burda bu ayeti okuyanlar kendilerini sıratıl müstakimde olmayanlar olarak görüyorsa bu daha da büyük bir çelişkidir...
Bugün İslam paramparçadır...
Bu durumda müslümanların Allah'a "Bize doğru fırkada yer almayı nasip et!" diye de dua etmeleri ya da Fatiha'nın 6. ayetini böyle anlamaları gerekir.
Muhammed bunu yazdığında her halde daha islam diye bir şey yoktu. belki de islam 1 taneydi o da Muhammedin yolu. bence müslümanlar bu ayeti çelişki olarak görmelidir.
çelişki olduğunda ısrarlıyım...
Muhammed bunu yazdığında her halde daha islam diye bir şey yoktu. belki de islam 1 taneydi o da Muhammedin yolu. bence müslümanlar bu ayeti çelişki olarak görmelidir.
çelişki olduğunda ısrarlıyım...
Sevgili Güçistenci;
Ben çelişki olmadığını söylemedim zaten.
Senin yazdığının da ayrı bir çelişki iddiası olduğunu yazdım.
İlave olarak yazdıklarım, günümüz İslamının bu konuda görüşleridir.
Ama dediğin gibi Muhammed döneminde yazılmış bir ayette, örneğin Bedir'de savaşan bir müslümanın Fatiha okurken "Bizi doğru yola ulaştır" demesi bir çelişkidir.
Güçistenci
12-12-2008, 23:15
bu dünya bir misafirhane. ev sahibi de Allahtır. işte Allah bizi bir miktar misafir ediyor. sonra öteki tarafta da sonsuza kadar misafir edecek. Allah misafir ağırlayanların en hayırlısıdır desem tüm müslümanlar dediklerime katılırlar. ama asıl gerçek öyle değildir...
yusuf 59. Onların erzak yüklerini hazırlayınca dedi ki: "Bana babanızdan olan kardeşinizi getirin. Görmüyor musunuz, ben ölçüyü tam tutarım ve ben konukseverlerin en hayırlısıyım."
"Camel of God" yani Allah'ın devesi'ni araştırırken Muhammed'in bir gafına daha rastladım. "Böylece "De ki " gafları epey çoğaldı. "Allah'ın devesi" konusuna geçmeden önce bu gafı aktarayım ki unutmayalım.
Neml-91. İnnemâ umirtu en a’bude rabbe hâzihil beldetillezî harremehâ ve lehu kullu şey’in ve umırtu en ekûne minel muslimîn.
Ben ancak bu beldenin Rabbine kulluk etmekle emrolundum ki, O bu beldeyi hürmetli kılmıştır. Herşey Onundur; ben de Ona teslim olmakla emrolundum.
Görüldüğü gibi ayetin Arapçasında "kul" yok. Mealinde de "De ki" yok. Mealcilerin çoğu parantez içinde kullanmışlar.
Çelişkiler bitince, tümünü bir liste haline getirelim diyorum ama bu gidişle biraz zor bitecek. Sonu gelmiyor bir türlü. :)
Nakatullah yani "Allah'ın devesi" hikayesi Kur'an'da Araf, Hud, Şuara ve Kamer surelerinde geçer. Semud kavminin peygamberi Salih'e gönderilen bir mucizedir. Deveyi kesmeleri Semud kavminin helak edilmesine sebep olur.
Araf
73. Semûd kavmine de kardeşleri Salih'i Peygamber olarak gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin için ondan başka bir ilah yoktur. Gerçekten size Rabbinizden açık bir delil geldi. İşte size bir mucize olarak Allah'ın şu devesi... Bırakın onu da Allah'ın mülkünde yesin, içsin. Sakın ona bir kötülük etmeyin. Yoksa sizi elem dolu bir azap yakalar."
74. "Hatırlayın ki Allah Âd kavminden sonra, sizi onların yerine getirdi ve sizi yeryüzünde yerleştirdi. Yerin ovalarında köşkler kuruyor, dağları oyup evler yapıyorsunuz. Artık Allah'ın nimetlerini anın da yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın."
75. Kavminin büyüklük taslayan ileri gelenleri, küçük görülüp ezilen inanmışlara, "Siz, Salih'in, Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğunu (sahiden) biliyor musunuz?" dediler. Onlar da, "Biz şüphesiz onunla gönderilene inananlarız" dediler.
76. Büyüklük taslayanlar, "Şüphesiz biz sizin inandığınız şeyi inkar edenleriz." dediler.
77. Nihayet deveyi kestiler, Rablerinin emrine karşı geldiler ve "Ey Salih! Sen eğer (dediğin gibi) peygamberlerden isen, haydi bizi tehdit ettiğin azabı getir" dediler.
78. Derken, onları o şiddetli sarsıntı yakaladı da yurtlarında yüzüstü hareketsiz çöke kaldılar.
79. Artık Salih onlardan yüz çevirdi ve "Andolsun, ben size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ettim ve size nasihatta bulundum. Fakat siz nasihat edenleri sevmiyorsunuz" dedi.
Hud
61. Semûd kavmine de kardeşleri Salih'i peygamber gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin ondan başka hiçbir ilahınız yok. O sizi yeryüzünden (topraktan) yarattı ve sizi oranın imarında görevli (ve buna donanımlı) kıldı.Öyle ise ondan bağışlanma dileyin; sonra da ona tövbe edin. Şüphesiz Rabbim yakındır ve dualara cevap verendir.
62. Onlar şöyle dediler: "Ey Salih! Bundan önce sen, aramızda ümit beslenen bir kimseydin. Şimdi babalarımızın taptıklarına tapmamızı bize yasaklıyor musun? Şüphesiz, biz senin bizi çağırdığın şeyden derin bir şüphe içindeyiz."
63. Salih dedi ki: "Ey kavmim! Söyleyin bakayım, eğer ben Rabbim tarafından apaçık bir delil üzerinde isem ve bana tarafından bir rahmet vermişse ona karşı geldiğim takdirde beni Allah'dan kim koruyabilir? Demek ki zarara uğratmaktan başka bana katkınız olmaz."
64. "Ey kavmim! İşte size mucize olarak Allah'ın dişi bir devesi. Bırakın onu, Allah'ın arzında yayılıp otlasın. Ona kötülük dokundurmayın, yoksa sizi yakın bir azap yakalar."
65. Derken onu kestiler. Salih dedi ki: "Yurdunuzda üç gün daha yaşayın. İşte bu, yalanlanamayacak bir tehdittir."
66. Emrimiz geldiğinde Salih'i ve beraberindeki iman etmiş olanları tarafımızdan bir rahmetle helaktan ve o günün rezilliğinden kurtardık. Şüphesiz Rabbin mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
67. Zulmedenleri o korkunç uğultulu ses yakaladı da yurtlarında diz üstü çökekaldılar.
68. Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Bilin ki Semûd kavmi Rablerini inkâr etti. Bilin ki Semûd kavmi Allah'ın rahmetinden uzaklaştı.
Şuara/141-158
Semûd de peygamberleri yalancılıkla itham etti.
Hani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"
"Haberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."
"Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
"Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir."
"Siz burada güven içinde bırakılacak mısınız?"
"Bahçelerin, pınarların içinde,"
"Ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalar arasında,"
Ki bir de dağlardan ustaca evler oyuyorsunuz."
"Gelin! Allah'tan korkun da bana itaat edin."
"Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın."
"Sen dediler, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!"
"Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir mucize getir."
Salih "İşte bu dişi devedir; su içme hakkı onundur, belli bir günün içme hakkı da sizin" dedi.
"Sakın ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalayıverir."
Derken onu kestiler; fakat pişman da oldular.
Çünkü kendilerini azap yakalayıverdi. Şüphesiz bunda bir âyet vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir.
Kamer/23-32
Semûd da o uyarıcıları yalanladı.
"Bizden bir insana mı uyacağız? O takdirde biz apaçık bir sapıklık ve çılgınlık içine düşmüş oluruz." dediler.
"Zikir, aramızdan ona mı bırakıldı? Hayır o, yalancı, küstahın biridir".
Yarın onlar, yalancı, küstahın kim olduğunu bilecekler.
Biz onlara, kendilerini imtihan etmek için dişi deveyi göndereceğiz. Onun için sen onları gözet ve sabırlı ol.
Onlara suyun aralarında paylaştırılacağını haber ver; her içene düşen miktar, hazır kılınmıştır.
Bunun üzerine arkadaşlarını çağırdılar. O da çekip (deveyi) kesti.
Ama azabım ve uyarılarım nasıl oldu.
Biz onların üzerine korkunç bir ses gönderdik; kuru ot kırıntıları gibi dökülüverdiler.
Semud kavminin helakı Neml suresinde de geçer ama burada deveden bahsedilmez.
Neml/45-53
Andolsun ki, Allah'a ibadet edin diye Semud'a da kardeşleri Salih'i gönderdik. Hemen birbirleriyle çekişen iki zümre oluverdiler.
Salih dedi ki: "Ey benim kavmim! İyilik dururken niçin kötülüğe koşuyorsunuz? Ne olur Allah'a istiğfar etseniz, belki rahmetine ulaşırdınız."
Cevap verdiler: "Senin ve beraberindekilerin yüzünden uğursuzluğa uğradık.
" Salih: "Size çöken uğursuzluk Allah katındandır. Belki siz imtihana çekilen bir kavimsiniz" dedi.
O şehirde dokuz çete vardı ki, bunlar yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar, iyilik tarafına hiç yanaşmıyorlardı.
Allah'a and içerek birbirlerine şöyle dediler: "Gece ona ve ailesine baskın yapalım; sonra da velisine, 'Biz o ailenin yok edilişi sırasında orada değildik, inanın ki doğru söylüyoruz' diyelim."
Onlar böyle bir tuzak kurdular, biz de kendileri farkında olmadan onların planlarını altüst ettik.
İşte bak! Tuzaklarının akibeti nice oldu: Onları da, kavimlerini de toptan helak ettik.
İşte haksızlıkları yüzünden çökmüş evleri! Bilen bir kavim için elbette bunda bir ibret vardır.
İman edip Allah'a karşı gelmekten sakınanları da kurtardık.
Bu 4 surede anlatılan hikayenin kısaca özeti şu:
Semud kavmine peygamber olarak gönderilen Salih'e mucize olarak Allah bir dişi deve gönderiyor. Suyu onunla paylaşmalarını istiyor. Ama deveyi kesiyorlar. Bunun üzerine Salih ve ona inananlar şehirden uzaklaşıyor. Korkunç bir sesle semud kavmi helak ediliyor.
Ama Neml suresinde helak sebebi farklı. Salih yüzünden toplum ikiye bölünüyor.
Diğer taraf Salih ve yandaşlarını uğursuzlukla suçluyor.
İçlerinden 9 bozguncudan oluşan çete Allah'a and içerek Salih ve ailesine suikast planlıyor. Ama Allah onlardan önce davranıp Semud kavmini helak ediyor. Salih ve yandaşları kurtuluyor, diğerleri katlediliyor.
4 surede hemen hemen aynı bilgiler var. Neml suresinde ise bambaşka bilgiler.
Kur'an dışında anlatılanlar ise daha detaylı.
Diyanet Vakfı ve Elmalılı tefsirlerinde bu dişi devenin taştan, kayalıktan çıktığı söylenir. Kur'an'da taştan çıktığına dair bir anlatım yoktur ama hikaye böyle anlatılır. Ayrıca tefsirlerde bu devenin bir de yavrusu olduğundan bahsedilir.
Yine Diyanet vakfı anlatımına göre Semud kavmi oldukça çalışkan ve yaratıcı bir halktır. Dağlardaki kayaları ve mermerleri kesip biçmişler, yontma taşlardan saraylar, binalar, havuzlar ve güzel evler yaparak ülkeyi mamur etmişlerdir. Söylendiğine göre tarihte kaya ve mermerleri ilk kez yontma sanatını Semûd kavmi bulmuş ve bu kavim bin yediyüz kadar şehir yapmıştır.
(Türkiye Diyanet Vakfi, Kur'ân çevirisi, âyet 74 açiklamasi)
Demek ki Semud halkının çalışkanlığı, kalkınmışlığı önemli değil, önemli olan inanmaları. Bu büyük kavmin içinden çıkan birkaç bozguncu için koca kavim yokediliyor. Kansız bir temizlik. Korkunç bir sesle gelen soykırım.
Hadiste ise deveyi kesen bozguncuların elebaşısının ismi dahi verilir:
Bu mucize karsisinda halktan bir kısmı Salih'e iman eder; fakat diğerleri "kâfirliği" tercih ederler. Hem de bu "kâfir"lerden Kudar Ibn-i Sâlif adinda biri, diğer "kafirlerin" isteği üzerine, kılıcına sarılıp zavallı deveye saldırır, ve ayaklarını bıçakladığı gibi devirip öldürür.
Sahih-i Buhari... cilt XI, sh. 217-219, Hadis no. 1759)
4 surede birden aynı tekrarları yapmak yerine bu hikayenin detayları verilseydi de bu detaylar Elmalılı'ya, diyanet'e, Buhari'ye bırakılmasaydı daha doğru olmaz mıydı? Aynı hikayeyi 4 ayrı surede anlatmaya ne gerek var. Üstelik 5. surede tamamen farklı bir anlatım var, Allah'ın devesi hiç geçmiyor. Neml suresini okuyan Semud kavminin 9'lu çete yüzünden helak edildiğini sanır. Sebebini de Salih'e suikast düzenlemek olarak anlar.
Erken İslam dönemi hakkında eldeki ender kaynaklardan biri Şam'lı Johannes'e ait.
İslam hakkında yazdıkları "Muhammed hakkındaki bilgiler nereden kaynaklanıyor?" başlığı altında ele alınmıştı. 650-749 tarihleri arasında yaşamış bir Hristiyan papazı olan John'un Kur'an'dan bazı konular hakkında yorumu mevcut.
http://www.orthodoxinfo.com/general/stjohn_islam.aspx
Bu yazıda Kur'an'daki "Allahın Devesi" hikayesini de anlatmış.
Kur'an'daki sure karşılığını vermemiş ve yukarıda verdiğim linkte "Allah'ın devesi" konusuna 112 referans no.su verilmiş. Altta 112 no.ya bakınca "not in Kur'an" yazıyor. Yani Kur'an'da olmadığını. Halbuki hikayeyi anlatırken Kur'an'daki bir kitap olarak sunuyor. Her sureyi bir kitap olarak ifade ettiği için kitap diyor.
Bu ilginç. Anlattıklarının Kur'an'da yer almaması, John'dan sonraki dönemde de Kur'an'ın tahrif edildiğini gösteriyor olabilir mi?
Yoksa John bunu bir tefsir kitabından mı okudu?
John'un yazdıklarını sevgili Üçüncüyol özet olarak şöyle çevirmiş;
Allah yeryuzune deve yollamis. bu deve nehirdeki butun sulari icmis. Iki dag arasindan gecememis cunku gecmesi icin yeterli bosluk yokmus. Birgun insanlar *icermis bu irmaktan bir gun o deve. Bu deve su icerek bu insalarin beslenmelerini saglarmis, cunku su yerine onlara sut verirmis. Ama o insanlar kotu yurekliymis. birgun baskaldirip bu deveyi kesmisler. Bu devenin bir de yavrusu varmis, Allah'ta bu yavruyu yanina almis.
Ama daha detaylı bir anlatım var. Devenin cennetteki anlatımı, şarap ve süt nehirleri bahsi var. İngilizcesi şöyle:
Then there is the book of The Camel of God. [112] About this camel he says that there was a camel from God and that she drank the whole river and could not pass through two mountains, because there was not room enough. There were people in that place, he says, and they used to drink the water on one day, while the camel would drink it on the next. Moreover, by drinking the water she furnished them with nourishment, because she supplied them with milk instead of water. Then, because these men were evil, they rose up, he says, and killed the camel. However, she had an offspring, a little camel, which, he says, when the mother had been done away with, called upon God and God took it to Himself. Then we say to them: ‘Where did that camel come from?’ And they say that it was from God. Then we say: ‘Was there another camel coupled with this one?’ And they say: ‘No.’ ‘Then how,’ we say, ‘was it begotten? For we see that your camel is without father and without mother and without genealogy, and that the one that begot it suffered evil. Neither is it evident who bred her. And also, this little camel was taken up. So why did not your prophet, with whom, according to what you say, God spoke, find out about the camel—where it grazed, and who got milk by milking it? Or did she possibly, like her mother, meet with evil people and get destroyed? Or did she enter into paradise before you, so that you might have the river of milk that you so foolishly talk about? For you say that you have three rivers flowing in paradise—one of water, one of wine, and one of milk. If your forerunner the camel is outside of paradise, it is obvious that she has dried up from hunger and thirst, or that others have the benefit of her milk—and so your prophet is boasting idly of having conversed with God, because God did not reveal to him the mystery of the camel. But if she is in paradise, she is drinking water still, and you for lack of water will dry up in the midst of the paradise of delight. And if, there being no water, because the camel will have drunk it all up, you thirst for wine from the river of wine that is flowing by, you will become intoxicated from drinking pure wine and collapse under the influence of the strong drink and fall asleep. Then, suffering from a heavy head after sleeping and being sick from the wine, you will miss the pleasures of paradise. How, then, did it not enter into the mind of your prophet that this might happen to you in the paradise of delight? He never had any idea of what the camel is leading to now, yet you did not even ask him, when he held forth to you with his dreams on the subject of the three rivers. We plainly assure you that this wonderful camel of yours has preceded you into the souls of asses, where you, too, like beasts are destined to go. And there is the exterior darkness and everlasting punishment, roaring fire, sleepless worms, and hellish demons.’
Bunları kafasından uydurmuş olamaz.
Bunları Kur'an'dan okuduysa şimdiki Kur'an'da neden yok?
Hadisten, tefsirden okuduysa o bilgiler şimdi neden yok hadis ve tefsirlerde?
İngilizce metni bir arkadaşımız çevirirse belki daha ilginç bilgiler yakalayabiliriz.
Ve Allah'ı adaletle hükmetmeye Çağırmak:
Enbiya-112. Kâle rabbıhkum bil hakk ve rabbuner rahmânul musteânu alâ mâ tasıfûn.
kâle : dedi
rabbi ıh-kum: Rabbim hükmet
bi el hakkı : hak ile
ve rabbu-nâ: ve bizim Rabbimiz
er rahmânu : Rahmân'dır
el musteânu: yardım istenen, istenilen
alâ : üzere, rağmen
mâ : şeyler
tasıfûne : nitelendirmek
Şimdi birkaç meal örneği verelim:
Diyanet İşleri : (Peygamber), “Ey Rabbim! Hak ile hüküm ver. Bizim Rabbimiz, sizin nitelemelerinize karşı yardımı istenecek olan Rahmân’dır” dedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş) :(Peygamber şöyle) dedi: «Ey Rabbim, hakettikleri gibi hükmet! Rabbiniz isnad ettiğiniz iftiralarınıza karşı sığınılacak Rahman'dır.»
Muhammed Esed : De ki: "Ey Rabbim! hakça hüküm ver!" Yine (de ki) "Rabbimiz Rahmân, sizin tüm tanımlama gayretlerinize karşı yardımına başvurulabilecek yegane (Hakim)dir!"
Süleyman Ateş :(Allâh'ın Resulü) Dedi: "Rabbim (aramızda) hak ile hükmet, Rabbimiz çok merhamet edendir. Sizin nitelendirdiğinize (iftirâlarınıza) karşı O'nun yardımına sığınılır (O, bizi her tehlikeden korur)!"
Yaşar Nuri Öztürk : Resul şöyle yakardı: "Rabbim, hak ile hükmet!
Bizim Rabbimiz Rahman'dır. Sizin nitelendirmelerinize karşı yardımına başvurulandır, Müsteân'dır."
Edip Yüksel :De ki, "Rabbim, hükmünü gerçekleştir.
Sizin yakıştırdıklarınıza karşı sadece Rahman olan Rabbimizden yardım istenir.
Ayetteki "Kale" = Dedi, dediler, dedi ki anlamındadır.
"Kul" olsaydı, "De ki" anlamına gelecekti.
Edip Yüksel, bu ayetin yanlış yazıldığını, Kale değil Kul olması gerektiğini söyler. Ve o şekilde çevirir. Muhammed Esed de hem kale değil "kul" muş gibi çevirir, hem de 2. cümlede parantez içinde "de ki" kullanır.
Sebebi, ayette Muhammed'in hem Allaha hem de inanmayanlara seslenişidir.
Böyle bir cümle yapısında "Kale" yerine "Kul" da kullanılsa cümle bozuk kalır.
Ancak 1. cümleden sonra "Kafirlere de de ki" denilseydi cümle düzelebilirdi.
Ayrıca meal tahrifatçılarının başında gelen Edip Yüksel, ayetteki bir diğer çelişkiyi "Rabbim, hükmünü gerçekleştir" diyerek kamufle etmiştir. Çünkü "Rabbim hak ile hükmet" demek, Allah'ın haksız da hükmettiği anlamına sebep olur. Ya da Haksızlıkla hükmedeni hakka çağırmak gibi anlaşılır.
Güçistenci
15-12-2008, 01:02
bakara
1 Elif Lâm Mîm.
2 Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah’a karşı
gelmekten sakınanlar için yol göstericidir.
yunus
1. Elif, Lâm, Râ Bunlar hikmet dolu Kitab’ın âyetleridir.
hud
1. Elif Lâm Râ
2. Bu Kur’an; âyetleri, hüküm ve hikmet sahibi (bulunan ve
her şeyden) hakkıyla haberdar
olan Allah tarafından muhkem (eksiksiz, sağlam ve açık)
kılınmış,...
yunus
1. Elif Lâm Râ. Bunlar, apaçık Kitabın âyetleridir.
hicr suresi
1 Elif Lâm Râ. Bunlar, kitabın ve apaçık olan Kur’an’ın
âyetleridir.
şuara suresi
1 Ta Sin Mim.
2 Bunlar, apaçık Kitab’ın âyetleridir.
neml suresi
1 Ta-Sîn. Bunlar Kur’an’ın, apaçık bir kitabın âyetleridir.
kasas suresi
1. Tâ-Sîn-Mîm.
2. Bunlar apaçık Kitab’ın âyetleridir.
secde suresi
1. Elif Lâm Mîm.
2. Kendisinde hiçbir şüphe bulunmayan bu Kitab’ın indirilişi,
âlemlerin Rabbi tarafındandır.
zuhruf suresi
1.Ha, Mim.
2.Apaçık Kitab’a andolsun;
duhan suresi
1.Ha, Mim.
2.Apaçık Kitab'a andolsun;
ayrıca şunlar da var
lokman suresi
1 Elif Lâm Mîm.
2,3 Bunlar, hikmet dolu Kitab’ın; iyilik yapanlara bir
hidayet ve rahmet olarak indirilmiş âyetleridir.
yasin suresi
1.Ya sîn.
2.Andolsun hikmetli Kur'an'a,
not:iddaa daha önce yazıldıysa silinebilir...
Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır.
Bunlar hikmet dolu Kitab’ın âyetleridir.
Bunlar, apaçık Kitab’ın âyetleridir.
Sevgili Güçistenci'nin yazdığı çelişkiyi apaçık hale getirelim. :)
Kur'an'da, onlarca surede ayetlerin apaçık olduğu yazılıdır.
Ne var ki Kur'an bir bilmece-bulmaca kitabı gibidir, ki Ali İmran suresinde bir kısım ayetlerin farklı anlam içerdiği belirtilmiştir.
Ali İmran-7. Sana Kitap'ı indiren O'dur. Onda Kitap'ın temeli olan kesin anlamlı (Muhkem) ayetler vardır, diğerleri de çeşitli anlamlıdırlar (Müteşabih). Kalblerinde eğrilik olan kimseler, fitne çıkarmak, kendilerine göre yorumlamak için onların çeşitli anlamlı olanlarına uyarlar. Oysa onların yorumunu ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar: 'Ona inandık, hepsi Rabbimiz'in katındandır' derler. Bunu ancak akıl sahipleri düşünür;
Kur'an'ın apaçık olduğunu yazan onlarca ayetle çelişen bir ayettir bu.
Apaçık olduğu yazılan kitapta "Bazı ayetlerin yorumunu ancak Allah bilir" denilmiştir.
İnsanların bilmediği, anlamadığı ayetleri Allah neden göndersin?
Birçok ayet, tefsirlerde uzun uzun açıklanmaya çalışılır. Kelimelere farklı anlamlar verilerek mucizeler oluşturulmaya çalışılır. Geçmişte yapılan tefsirlerin, meallerin hatalı olduğu söylenir. 1400 yıldır bilinen anlamlar, ya çelişkileri kamufle etmek ya da mucize ortaya koyma çabasıyla değiştirilmeye kalkışılır.
Şimdi soralım:
Kuran, kendisini okuyan herkesin farklı anlam çıkaracağı bir bulmaca kitabı mıdır yoksa herkesin okuduğunda aynı şeyleri anlaması gereken bir uyarıcı rehber midir?
karadenizli
19-12-2008, 15:41
Pante tabiri caizse bu başlıkta kendin çalıp kendin oynuyorsun.
"Apaçık" tan kasıt nedir sen herkesin yani bütün insanların anlayacağı sonucunumu çıkarıyorsun bir kere senin bu dediğin hiç bir zaman gerçeklerşmez çünkü zeka geriliği olanlar anlamaz aptallar anlamaz çünkü sen yanlış yerden bakıyorsun.Önümüze gelen soru nedir soru şu "Apaçık"tan kasıt nedir.
Şimdi Kuran-ı kerimde bazı ayetler herkes tarafından anlaşılır ama bazı ayetleri anlamak için botanik,astronomi,coğrafya,tarih bilinmelidir eğer astronomi bilmessen kuranın o yöndeki ayetlerini anlamakta zorlanırsın.Yani bir bilgi lazım
Mesela "ona döndürüleceksiniz" buradaki kastedilen şeyi aptal olmayan herkes anlar ama "Aşılayıcı olarak rüzgarları gönderdik" Bu ayeti anlamak için bu alanda biraz bilgin olması lazım bu ayeti tefsir eden müfessirler rüzgarların bitki alemine aşılayıcı bir görev üstlendiğini söylemişler zamanında ama ayetin devamı olan "Gökten su indirdikte sizi onunla suladık" ancak asırlar sonra ortaya çıkmış bir gerçek rüzgarların yağmur bulutlarını aşılaması.
Herkes kuranı kerimin özünü kavrar bizden istenilende budur yani şu kainatı kim yaratmıştır onun resulu kimdir nasıl yaşanmalı gibi sorular "Apaçık" tır ve herkes anlar.Bizden istenilende budur zaten
74 - Müddessir
16.Hayır, umduğu gibi olmayacak. Çünkü o, bizim âyetlerimize karşı inatçıdır.
18.Çünkü o, düşündü taşındı, ölçtü biçti.
19.Kahrolası nasıl da ölçtü biçti!20.Yine kahrolası, nasıl ölçtü biçti! 21.Sonra (Kur'an hakkında) derin derin düşündü.
Kuran hakkında derin düşünmeyecen
56.Bununla beraber, Allah dilemedikçe öğüt alamazlar. O takvaya (kendisine karşı gelmekten sakınılmaya) ehil olandır, bağışlamaya ehil olandır.
Karadenizli kardeşim Allah dilemedikçe ,bizler müslüman olamayız,boşuna uğraşma ,sen bol bol bizler için dua et
Güçistenci
19-12-2008, 21:53
yahu karadenizlim kitap madem apaçık niye müteşabih ayet yazıyorsun diye sormazlar mı Allaha(Muhammede)
madem karadenizli kuran apaçık. bana mukatta harflerinin ne anlama geldiğini açıkla. açıklayamıyorsan demek ki apaçık değilmiş... haksız mıyım? kuran ilk ayetlerde anlamsız harfler söylüyor. ikincisinde de kuran apaçıktır diyor. bence Allah(Muhammed) burda bizle apaçık bir şekilde dalga geçiyor.
bir de gökten su indirdik diye yazmışmış kuran. :) sanki kuran demese insanlar yağmurun yerden göğe doğru yağacağını sanıyorlardı. kurana minnet borçluyuz bize bunları öğrettiği için. bir de tüm insanlık ölecekmiş. bababa sanki insanlar sonsuza kadar yaşayacaklarını sanıyorlardı. kuran gelip bu yanlışlığı düzeltmiş...
Herkes kuranı kerimin özünü kavrar bizden istenilende budur yani şu kainatı kim yaratmıştır onun resulu kimdir nasıl yaşanmalı gibi sorular "Apaçık" tır ve herkes anlar.Bizden istenilende budur zaten
Sn.Karadenizli
Hayır..Böyle bir not düşülmemiş..Nereden de uyduruyorsunuz..Resmen kuran apaçık diyor.. Yani mübin..yani apaçık ,anlaşılabilir ayetler..Ayet ne?Allah'ın sözleri..Peki apaçık mı?..Hayır değil.Aynı zamanda Müteşabih te..Bu ne şimdi?..Bu insan yazısı,bu yüzden çelişkiler barındırıyor..Bir yaratıcı yazsa böyle çelişmez daha anlaşılabilir yazardı..Bakın ben daha mübin yazdım..
Aşşağıya bakınız..
Bakara(*) Sûresinin 99 . Ayetinde
Andolsun, biz sana apaçık âyetler indirdik. Bunları ancak fasıklar inkâr eder.
Bakara(*) Sûresinin 209 . Ayetinde
Size apaçık deliller geldikten sonra, eğer yine de yan çizerseniz, bilin ki Allah, gerçekten mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
(apaçık deliller olsaydı zaten biz şu an müslüman olmuştuk..Demek ki apaçık bir delil de yok)
Kehf-57 ve İsra 45-46 ayetleri okunduğunda görülecektir ki;
Allah, herkesin Kur'an'ı okuduğunda anlamasını istememektedir.
Neden?
Allah, kitapları ve peygamberleri kendisine inandırmak ve insanları doğru yola çağırmak için göndermemiş midir?
Bu ve benzeri ayetlerin nedeni, Muhammed'in gururudur ve kendisine inanmayanların inanmama sebebinin, kendi inandırıcılığındaki eksiklikten değil, onların inanmasını engelleyen Allah'tan kaynaklandığını öne sürmektedir.
Örneğin, müslüman olmayanlar arasında birçok değerli, saygın, iyi insan vardır. Ama Muhammed'in peygamberliğini kabul etmemektedirler. Yani, saflar karışıktır. Bir tarafta iyiler, diğer tarafta kötüler şeklinde değildir. Ebu Talib gibi tüm toplumdan hürmet gören bir insan karşı taraftadır.
Bir peygamber, nasıl olur da haklılığını kanıtlayamaz, en yakınındaki insanı ikna edemez? Bu nasıl izah edilebilir?
Ay'ı ikiye bölerken bu sevilen, saygın insanları da yanına alıp gösterseydi ya!
Eğer mucize sahibi değil ise, Kur'an'ın ve kendisinin her insanı ikna edebilecek yeterlilikte olmadığını ve birçok çelişki içerdiğini, kafaları karıştırdığını kabul etmeliydi?
Örneğin, bir Yahudiyi ikna edememesinin sebeplerinden biri Allah'ın devesiydi.
Allah, önceki kitaplarında deve etini haram kılmışken Muhammed'e helal olduğunu bildiriyordu. Nedenini ise "Yahudilere has haramlar" olarak açıklıyordu.
Yani, Allah bir ürünü bir millete haram, diğerlerine helal kılabiliyordu demek ki.
"Türkler fasulye yiyemez, diğerleri yiyebilir" gibi bir hüküm olabilir mi?
Bunlara izah getiremeyen Muhammed, topu Allah'a atmış, mühür-perde diyerek daha büyük çelişkiye neden olmuştur.
karadenizli
22-12-2008, 14:03
Siz kendinize göre çelişkiler görüyorsunuz tefsir kitaplarında bu meselenin üzerinde o kadar durulmaz.görmek istediğinizi görmüşsünüz.
Ben size diyorumki O "apaçık" kelimesi neyi kastediyor yani yaratıcımızla peygamberle bir sorunuzmuz mu var onların kim oldukları hakkında kararsızlığa düşüyormuyuz hayır herşey "apaçık" tır bu konuda.
Yani astronomi alanında bilgi sahibi olmayıp aaa ben bu ayeti anlayamıyorum demekki kuran kendisiyle çelişiyor demek bilmem hwngi zekayla açıklanır.
Zaten burda bütün insanların(Akıllı ,gerizakalı) anlayaçağı şekilde ayetler gönderse kuran "ali ata bak", "koş hasan koş" kitabı olurdu.Dolayısıyla herkesin anlayacağı basit bir kitap olsa sizin yine eleştireceğinizi biliyorum ya bu kadar anlaşılır kitabı allah mı gönderdi gibilerinden.
Bir edebiyatçı kitap yazar ver derki herkesin anlayabileceği sadelikte yazdım sonra bir aptal çıksa deseki yalan diyorsun ben anlayamıyorum böyle şey olurmu.O edebiyatçının demek istediği şey bellidir.
Yani rica ederim kelime oyunlarına ne gerek var
Yani astronomi alanında bilgi sahibi olmayıp aaa ben bu ayeti anlayamıyorum demekki kuran kendisiyle çelişiyor demek bilmem hwngi zekayla açıklanır.
1450 yıl öncesinin Arapları astronomi konusunda allame miydi karadenizli?
Zaten burda bütün insanların(Akıllı ,gerizakalı) anlayaçağı şekilde ayetler gönderse kuran "ali ata bak", "koş hasan koş" kitabı olurdu.Dolayısıyla herkesin anlayacağı basit bir kitap olsa sizin yine eleştireceğinizi biliyorum ya bu kadar anlaşılır kitabı allah mı gönderdi gibilerinden.
1-Allah gönderdiği kitabın ANLAŞILMASINI İSTİYOR MU, İSTEMİYOR MU?
2-Allah herkesin İNANMASINI İSTİYOR MU İSTEMİYOR MU?
3- Allah kendisini herkesin KABUL ETMESİNİ İSTİYOR MU İSTEMİYOR MU?
4- Bu kitap KİMLERE GÖNDERİLDİ?
Ben size diyorumki O "apaçık" kelimesi neyi kastediyor yani yaratıcımızla peygamberle bir sorunuzmuz mu var onların kim oldukları hakkında kararsızlığa düşüyormuyuz hayır herşey "apaçık" tır bu konuda.
Yahu deli olacağım size laf anlatayım derken sonunda..Yaratıcı ve peygamber apaçık anlatılmıştır mı diyor?"Size apaçık ayetler indirdim "diyor. Kuranın tüm cümleleri demektir bu..Yani Kuran...Tefsirciler fazla ilgilenmemişler diyorsunuz bir de, tabii ilgilenmezler.Fazla irdeleseler çelişki ortaya dökülecek çünkü..Mübin mi?değil .Bir de dikkat edin kendiniz "tefsirci" kelimesini kullandınız..Neden tefsire ihtiyaç duyuluyor?Tefsir nedir?..TEFSİR:Tefsir kelimesi kapalı bir sözü açıklamak anlaşılır hale getirmek demektir..Demek mübin değil de kapalı olan bir şeyler var değil mi?...
Allah istese daha doğru anlatmaya gücü yetmeyecek miydi? Anlayın artık sevgili Karadenizli Kuran Muhammedin sözleridir..Kendinizi kandırmayı bırakın.Böyle acemi tanrı olamayacağına göre ve tanrı eğer varsa bile bu tanrı o tanrı değildir.
Kuran'ı anlamak için hacılar,hocalar,imamlar,hadisçiler,şeyhler,fıkıhçı lar,tarikatler,tekkeler,Bir kütüphane dolusu ilmihal bilgisi içeren kitap,arapça öğrenmek v.s. gerekiyor.Ki;müslümanlar buna ilim diyorlar.(Emre Kalkavan'ın yazılarına bakınız).Nerede kaldı bunun mübinliği..Aslında şimdi yazacaklarım buranın konusu değil ama üstüne üstlük tüm hayatlarını sadece dini bilgileri öğrenmeye adayan bir insanın başka bir şeyle ilgilenmeye vakti mi kalır?..Zaten Herşeyi Allah yaratmıştır bunları bizim aklımız almaz,alimallah kafir oluruz diye düşündüklerinden bilimden de nasiplenememişlerdir..Aklı başında bir tanrının bir insandan isteyecekleri bunlar olamaz..Eğer ki geleceği bildiği ve öngördüğü halde müslümanlardan bunları istemişse, aynı zamanda müslümanlardan sefillik,başkaları tarafından sömürülmek,diğer ülkelerin insanlarından geri kalmak,bilgisizlik,cehalet,fakirlik istemesi anlamına gelir ki bu da islamiyeti refere eden adil bir tanrı için mümkün değildir..
karadenizli
24-12-2008, 16:31
Okuma yazma bilmeyen bir insanın bu derece arapların deyimiyle "sihirli sözler"söylemesi çok düşündürücüdür.O dönemde edebiyat çok ilerdeydi ve kimde bu kuranın fesahat ve belagatına birşey söyleyemedi.
Birde ek bir bilgi olsun diye yazayım;H.z musanın zamanında sihir meşhur olduğu için o yönde mucizeler gösterilmiştir(Sopanın yılan olması gibi)H.z isa zamanında tıp önemli olduğu için mucize olarak ölüleri diriltmiştir.H.z muhammedin zamanında edebiyat çok ileride ölduğu için en büyük mucize de Kuran dır.
O dönemin edebiyatçılarının bu konuda hiç bir itirazı yok
Ratiönalism
24-12-2008, 18:05
Ya masal anlatma hamsi sever
Biz de inandık yani.Hadi kanıt olsa.Belge,kemikler,iskelet falan ama yok işte
Kur'an Masal kitabı olarak büyük bir mucize bence:D
Güçistenci
24-12-2008, 21:11
Birde ek bir bilgi olsun diye yazayım;H.z musanın zamanında sihir meşhur olduğu için o yönde mucizeler gösterilmiştir(Sopanın yılan olması gibi)H.z isa zamanında tıp önemli olduğu için mucize olarak ölüleri diriltmiştir.H.z muhammedin zamanında edebiyat çok ileride ölduğu için en büyük mucize de Kuran dır.
karadenizli sana kuranın insan yazımı bi kitap olduğunu anlatmak için en az 100 sene lazım heralde. neden mi? çünkü sen büyülenmişsin :D
yahu bir sürü çelişki var bu sayfada. ama hala çelişkileri açıklamak yerine kuran mucizedir. diyorsun. ne diyim. bu kadar hata, çelişki olduktan sonra asıl sizler mucizesiniz...
şimdi bi de şöyle düşün. o dönemde demek ki onlar meşhur. insanlar bu tarz şeyleri mitleştirmiş olamazlar mı? neden Muhammed zamanında mesela astronomiyle ilgili mucizeler gösterilmedi? (ayrıca kuranda hiç bir mucize yazmaz. mucizeler hadislerde vardır...) bu dediğin aslında dinlerin insanların ürünü olduğunu da kanıtlıyor.
ayrıca fikrin de çalıntı. gözümden kaçmadı. ;)
http://forum.ateizm2.org/index.php?showtopic=16452
Okuma yazma bilmeyen bir insanın bu derece arapların deyimiyle "sihirli sözler"söylemesi çok düşündürücüdür.O dönemde edebiyat çok ilerdeydi ve kimde bu kuranın fesahat ve belagatına birşey söyleyemedi.
Birde ek bir bilgi olsun diye yazayım;H.z musanın zamanında sihir meşhur olduğu için o yönde mucizeler gösterilmiştir(Sopanın yılan olması gibi)H.z isa zamanında tıp önemli olduğu için mucize olarak ölüleri diriltmiştir.H.z muhammedin zamanında edebiyat çok ileride ölduğu için en büyük mucize de Kuran dır.
O dönemin edebiyatçılarının bu konuda hiç bir itirazı yok
Papağana döndüm artık sayenizde.. Daha önce bu konu da yazdım ..Muhammedin okuma yazması vardı..
Aşşağıda ki yazı da daha önce Muhammedin ümmi olduğuyla ilgili yazı..Muhammed ümmi idi.. ümmi ise okuma yazması olmayan demek değildir.Bunu ümminin ne anlama geldiğini bilmeyenler uydurmuştur..Aşşağıda açıkladım..
Ümmi ne demektir??Kuran da ne manada kullanılmıştır??Ümmi okuma yazma bilmeyen demek değildir..Ümmi:Kitap ehli olmayan yani tevrat,incil gibi daha önceden indirilmiş bulunan hiç bir kitabı okumamış hıristiyan ve yahudi olmayan demektir...
Aşağıda ki ayetlerden bunu rahatlıkla anlayabilirdiniz eğer okumuş olsaydınız..
Ankebut; 48: Ve sen bundan evvel herhangi bir kitaptan okumuyordun; ONU sağ elinle de (kendiliğinden) yazmıyorsun. Eğer böyle olsaydı batılcılar (batıla inananlar) mutlaka kuşku duyacaklardı.
Bakara; 78: Onlardan bir kısmı da Ümmîlerdir.Onlar Kitap’ı bilmezler, sadece hayal ve kuruntu bilirler. Ve onlar sadece zannederler.
Elçi olarak seçilmeden önce Mekke’de ticaretle uğraşan Muhammedin, bir tüccar olarak okuma yazma bilmemesi mümkün değildir. Ayrıca Mekke’nin emini olması dolayısıyla herkesin malının, parasının kaydını, okuması yazması olmadan tutması da imkânsızdır.
ilk vahylerde “Oku! En üstün olan Senin Rabbin ise kalemle öğretendir.” (Alak; 3, 4) Bu ifade aslında, aldığı vahiyleri yazmasını bildiren dolaylı bir emirdir. Okur yazar olmayana ise böyle bir emir verilmez. Ayrıca, Kur’an’da okuyup yazmayı özendiren, cehaleti yeren onlarca ayet mevcuttur. Eğer Muhammed okur yazar olmasa idi, sürekli onun açığını arayan müşrikler bunu kendilerine malzeme yaparlar, kendisi okuma yazma bilmeyen birisinin bunu başkalarına ne yüzle emredebildiğini sorarlardı..
karadenizli
25-12-2008, 18:07
Papağana döndüm artık sayenizde.. Daha önce bu konu da yazdım ..Muhammedin okuma yazması vardı..
Aşşağıda ki yazı da daha önce Muhammedin ümmi olduğuyla ilgili yazı..Muhammed ümmi idi.. ümmi ise okuma yazması olmayan demek değildir.Bunu ümminin ne anlama geldiğini bilmeyenler uydurmuştur..Aşşağıda açıkladım..
İslamdan önce yapılan veya yapılmayan hiçbirşey önemli değildir mesela namaz emredilmeden önce peygamberde namaz kılmıyordu bu yönde kınanamaz okuma bilmiyordu bu yöndede kınanamaz.
Orada "oku" diyor oda "Ben okuma bilmem" diyor aynı şeyler 3 kez yaşanıyor sonunda "yaratan rabbinin adıyla oku" diyor önemli olan emir geldikten sonra onların yapılmasıdır.
"OKU" Sadece bununla ilgili islam alimleri ne açıklamalar yapmışlar ama sen olayı kişisel bir boyuta indiriyorsun
Güçistenci bilginin çalınması diye birşey sözkonusu değildir.newtonun fikri diye yer çekimi kanununun adını ağzımıza almayacakmıyız
Güçistenci
25-12-2008, 23:19
karadenizli çalıntı kelimesindeki "ç" harfini çıkar. öyle düşün :)
İslamdan önce yapılan veya yapılmayan hiçbirşey önemli değildir mesela namaz emredilmeden önce peygamberde namaz kılmıyordu bu yönde kınanamaz okuma bilmiyordu bu yöndede kınanamaz.
Orada "oku" diyor oda "Ben okuma bilmem" diyor aynı şeyler 3 kez yaşanıyor sonunda "yaratan rabbinin adıyla oku" diyor önemli olan emir geldikten sonra onların yapılmasıdır.
"OKU" Sadece bununla ilgili islam alimleri ne açıklamalar yapmışlar ama sen olayı kişisel bir boyuta indiriyorsun
Güçistenci bilginin çalınması diye birşey sözkonusu değildir.newtonun fikri diye yer çekimi kanununun adını ağzımıza almayacakmıyız
yukarıda anlattığınız sadece masaldır..ümmi diye google a yazıp bir bakın bakalım..Önce bir araştırın sonra tartışın ..
katre_07
27-12-2008, 00:18
Kuran en başta öğüt kitabıdır..vicdan kitabıdır..
..astronomı öğretmez..sadece bu konulara dıkkat çekmek ıster..gerısı ınsana kalır..
Kuran en başta öğüt kitabıdır..vicdan kitabıdır..
..astronomı öğretmez..sadece bu konulara dıkkat çekmek ıster..gerısı ınsana kalır..
Öğüt ve vicdan kitabı mı?:confused: :confused: :confused:
Çok eşliliği tavsiye ,cennette hurileri vaad eden,elleri çapraz kes diyen,cihatçı,ganimetçi,hem maddi hem manevi kadının hak ve hukukuna son derece saygısız,erkek cinsi kayıran,bir kör köleyle sahibini örnek vererek ,kör köleye hakaret edip sahibini öven,yarattıklarına hayvanlar aşşağılık maymunlar domuzlar diye küfür eden.Muhammede İstediğin eşinle yat ,sırasını sen belirle diyen,evlatlığının karısını boşadıktan sonra ona sen bu kadına aşıktın diyerek Muhammede alan,,Gerek yokken Musa nın Hızırla olan meselinde gemiyi batıran,çocuğu öldüren..vs..v.s......daha sayayım mı???..Bir de pencereden perdeyi kaldırıp ŞERİAT(Yani kuran hükümleri)ile yönetilen ülkelere bakmadan geçmeyin...Bu kadarı yeter mi?
gematria
27-12-2008, 15:00
Kuran en başta öğüt kitabıdır..vicdan kitabıdır..
..astronomı öğretmez..sadece bu konulara dıkkat çekmek ıster..gerısı ınsana kalır..
evet şimdi çocuklar dersimiz öğüt ve vicdan ayet vericem burdan çıkardığınız öğütleri bana aktaracaksınız .. vicdanınızı ne kadar geliştirdiğinide :D
tebbet suresi.
Elleri kurusun Ebu Leheb'in, kuru du ya. Ona, malı ve kazandıkları fayda vermedi. O, alevli bir ateşe girecektir. Karısı da, odun hamalı.. Boynunda hurma lifinden bir ip ile..
güldürme beni Allahın aşkına :D
Ratiönalism
27-12-2008, 15:35
Kuran en başta öğüt kitabıdır..vicdan kitabıdır..
..astronomı öğretmez..sadece bu konulara dıkkat çekmek ıster..gerısı ınsana kalır..
Gerçekten karadenizli uşağum
Bana Kur'an dan insanın yüreğini yumuşatacak,ruhunu rahatlacak,insanları ırk,din,dil ayırmadan sevmesini sağlayacak
Bir ayet örneği gösterirmisin
katre_07
28-12-2008, 13:46
Gerçekten karadenizli uşağum
Bana Kur'an dan insanın yüreğini yumuşatacak,ruhunu rahatlacak,insanları ırk,din,dil ayırmadan sevmesini sağlayacak
Bir ayet örneği gösterirmisin
arkadaşım..din ayrımı vardır...evt..diğer saydıkların zaten Kuranın özünü oluşturmaktadır..
katre_07
28-12-2008, 13:48
gematrie..
oradan çıkacak öğüt hiç bir zaman ebu leheb gıbı olmamamız..
saygılar..
katre_07
28-12-2008, 13:53
sayın preach
islam hukuku ve şeriatıyla aram fazla iii değildir..bilgim yoktur fazla..
ben Allaha(yaratıcıya) dönen yüzüyle uğraşmaktayım islamın..
hani varlığını..anlatırken..ya da Allahın hangi nimetlerini inkar eedersiniz...o insan ne nankördür..
gıbı bunlar bence bır vıcdan kıtabını sermektedir ınsanın onune...
zamanı geldığınde diğer şeyleri de tartışırız..
sevgiler
gematria
28-12-2008, 14:54
sayın preach
islam hukuku ve şeriatıyla aram fazla iii değildir..bilgim yoktur fazla..
ben Allaha(yaratıcıya) dönen yüzüyle uğraşmaktayım islamın..
hani varlığını..anlatırken..ya da Allahın hangi nimetlerini inkar eedersiniz...o insan ne nankördür..
gıbı bunlar bence bır vıcdan kıtabını sermektedir ınsanın onune...
zamanı geldığınde diğer şeyleri de tartışırız..
sevgiler
zaten dinin haala günümüzde hüküm sürmesinin en büyük sebebide budur .. inananlar dini fakirlere yardım et yalan söyleme zina yapma allaha şükret gibi güzele yönelten ve insana yön gösteren bir tanrı sözü olduğuna inanırlar.. oysa anlamadıkları görmedikleri bilmedikleri 2 şey vardır. 1 ) Din sadece bu değildir sadece bu öğütler verilmez dinin içine iyice girmiş biri ben veya turan dursun gibi uyanıyor ve hayır ya benim allahım eskiden sadece bunları derdi ama iyice araştırınca öğrendimki başka saçma şeylerde söylüyomuş diyip gerçeği anlalar....keşke islam hukukunu ve inandığın dinin gerektirdiği yaşam şeklini araştırıp öğrensen bizide yormazsın burda ....
2) bu yukardaki söylediğim tür öğütleri insanlar tanrılardan öğrenmedi (öğrenmek zorundada değildi ) M. Ö. 1760 yılı civarında oluşturulan Hammurabi Kanunları bile bunlardan bahseder ... bunlar insanların toplu halde yaşamasını sağlayacak ve koruyacak düzenlerrdir ...tek başına yaşayan bi insan için hepsi geçersizdir (litfen bu sözümü iyi düşün )
örneğin tek başına yaşayan bi insan yalanı kime söyleyecek veya kimle zina yapacak veya şarap içse kime zararı dokunacak :D dinin öğütlediğini sandığın o güzel şeyler insanların toplu halde yaşamaları için yine insanlar tarafından konulmuş yapılması gerekli olduğu bilinen şeylerdir ... artık uyanma zamanı geldi geçiyor kardeş .......
katre_07
28-12-2008, 15:40
güzel kardeşim..
o söylediklerinin hepsini biliyorum..din insanlara başka şeyler de öğretir ..mesela ote dunya..çoğu dinde öte dünya vardır..ben bunu nereden öğrenicem ..dinimden benım kabulume uyan dınımden..
ınsanların Allah korkusu olmadan sağlıklı bir biçimde yaşayacağından şüphem vardır..ki duşun adamlar korktukları halde bıle neler yapmaktalar..
tanrı birdir denmesı basıt bır şey değildir..öteki dünyaya muhakkat gıdeceksınız denmesı basıt şeyler değildir..
din sadece hoşgörü fakırlere yardım işte ne bılıyım vb.şeyler değildir..
içerisinde cidd felsefi şeyler bulursun..
kitabımda bahsedılenlerın daha onceden soylenmış olması benı ılgılendırmez..benı kıtabımın doğru soylemış olması ılgılendırır..
tanrısız bır hayat çekılmez..dinsiz otekı hayat öğrenilmez...
saygılar..!
gematria
28-12-2008, 15:54
senin korkunu anlıyorum ve saygı duyuyorum eğer din olmasaydı ölümden sonra ne olucak sorusu belkide seni çıldırtırdı ama sen dini bulup onun verdiği cevabı sorgulamadan inandın çünkü sana cevap gerekiyodu dinede inanan dolayısyla ikinizde birbirinizi mutlu ettiniz ...fakat üzüldüğüm şey insanların doğru cevaba değilde cevaba ihtiyaçları olmasıdır.... eğer bir gün doğru cevabı bulmak istersen ozaman bize danış bizde aynı hedefin yolcularıyız çünkü....
eskiden gök gürültüsünün tanrının öksürüğü olduğuna inananlarda doğru cevap yerine sadece bi cevaba ihtiyaç duymuşlardı ve onlarda senin gibi kafalarını rahatlatmışlardı artık bu konuda düşünme ihtiyacı duymamışlardı nede olsa bi cevapları vardı gerçeği salla ...
Allahın hangi nimetlerini inkar eedersiniz...o insan ne nankördür..
gıbı bunlar bence bır vıcdan kıtabını sermektedir ınsanın onune...
Hiç ihtiyacı olmamasına rağmen Allah ne hikmetse vicdanlarımızı hep ona karşı harekete geçirmemizi istiyor..Hadi hep beraber Allah a acıyalım ve üzülelim..
katre_07
28-12-2008, 16:47
öteki dünya neden yoktur gematria
katre_07
28-12-2008, 16:55
dostum.
biz oraları çoktan geçtik..sen hala tanrını o eskı çağlarda arayanlardan mısın..
onlara ve dusuncelerıne gulen..
bademı yunan tanrıçasının tohumu sayanlardan ve onlarla bızım ınancımıza gelenlerden mısın..
bizim inancımızın korkuyla alakası yoktur..benı anladığını da zannet mıyorum..
ama ben sızı çok ii anlıyorum..
benım dınıme sorduğum ve cvbını aldığım butn şeylerin cvp olmasından çok mantıklı olması ilgilendirir..
Kuran kendı ıcnde tutarlıdır..ve destekledığı ve ya ıddıa ettığı şey dığer konularıyla bağlantılıdır..
mesela sınav var demekte ve otekı dunya ıle desteklemektedır..
dedığım gıbı butum cvplarımız mantıklıdır..ama Kuran ıcerısınde..sizlere bunlar saçma gelebılır...
lutfen orta çağdan yunan mıtoluojısınden safsatalarla gelmeyın..
benı anladığınızı hiç sanmıyorum..!
saygılar
gematria
28-12-2008, 19:02
öteki dünya neden yoktur gematria
çünkü ölüm diye bişey yoktur... hiçbişey ölmez evren hiç bişeyi heba etmez sadece forum değiştirir... atomlarım belki bi sigara izmaritinde veya belkide bi dağbaşındaki ağaçta kendine yer bulacak.... benim adıma tek kalan ise dünyaya biraktığım eserler olacaktır ... tıpkı turan dursunun birçok insanın düşünce dünyasına bıraktığı gibi tıpkı muhammedin düşünce dünyasına bıraktığı gibi...baştada dediğim gibi şimdiye kadar sen yoktun başkalarının atomları birleşerek seni oluşturdu yeniden sen yok olacaksın ama seni oluşturan şeyler forum değiştirecekler.... bu yüzden ahiret diye bişey yok ve bu yaşama şansına sadece bi kere nail olabilirsin .... kıymetini bil bu geçici anların nasıl olsa sonsuza kadar yaşayacağım diyerek (kendini kandırarak ) bu güzel ömrü heba etme .....
insan hep sonsuz olmak istemiştir bunun nedeni hayatı istediği gibi yaşamamasıdır oysa herşey elimizde hayatı yaşamayı bilmeyen sonsuz olsa ne işe yararki.....sonsuz olan bişey kıymetli değildir hayatı kıymetlli kılan ahiret denilen halk efsanesinin olmamasıdır ....
İslamcılar, birtakım ayetlerden yerin yuvarlak olduğu çıkarımında bulunurlar.
Bazı meal tahrifatçıları işi öyle ileri götürmüştür ki "yer" diye geçen ayetleri "yerküre" olarak çevirir.
Halbuki Kur'an'da "yer ve gök" hakkındaki ayetler açıktır. Birkaç örnek verelim:
* Uçlarından eksiltilen döşenmiş yerin üstünde gökkubbe vardır.
* Gök de, yer de 7 kattır.
* Allah gökleri 2 günde, yeri 4 günde yaratmıştır.
* Güneş, yerin batısında kara balçıklı bir göze içine batar.
* Yıldızlar, şeytanları taşlamak için atış taneleridir.
* En yakın gök yıldızlarla donatılmıştır.
* Ay, bir ışık kaynağıdır, nurdur.
* Güneş aya yetişemez. Gece gündüzü geçemez.
* Cennetin genişliği, göklerle yer kadardır.
Şimdi Kur'an'ın bu hikmet dolu ayetlerine yeni bir ilave yapalım:
Allah, göğü tutmasa yere düşer.
Hac-65. Görmedin mi ki, Allah bütün yerdekileri sizin hizmetinize sundu. Ve emriyle denizde seyredip giden gemileri de. Göğü de izni olmaksızın yere düşmekten o tutuyor. Gerçekten Allah insanlara çok şefkatli, çok merhametlidir.
"Gökten düşen yere düşer" düşüncesinde olan birinin bu ayetin dünyanın yuvarlaklığıyla-düzlüğüyle ilgisini anlaması olanaksızdır. örneğin güneşin, merkürün, Venüsün, yıldızların gökte olan herşeyin Allah'ın yasaları olmasa yere düşebileceğini mümkün gören bir insanın ayette çelişki görmesi imkansızdır. Kelimeler evrilip çevrilerek devekuşu yumurtasına döndürülebilir belki ama göğün yere düşmemesi için neyi evirecekleri meçhul. :)
Arasıra Kitab-ı Mukaddes'e de dönelim:
Hristiyanlar, İsa'nın çarmıha gerilmesi konusunda Yahudileri sorumlu tutar.
Romalı Pilatus'un 'Barrabas adındaki Haydutu mu yoksa İsa'yı mı asalım' diye orada toplanan Yahudilere sorması üzerine Yahudilerin haydutun affedilmesini, İsa'nın öldürülmesini istemesini buna sebep gösterirler.
İsa'nın tanrı olduğuna inanan Hristiyanlar için bir çelişkidir bu.
Önce sorumuzu soralım. Belki yanıtını alırız.
İsa kendi iradesiyle mi yoksa iradesi dışında mı çarmıha gerilmiştir?
İsa kendi iradesiyle mi yoksa iradesi dışında mı çarmıha gerilmiştir?
Muhammed, Kur'an'da İsa'nın çarmıha gerilmesini reddeder.
Çarmıha gerilenin başka biri olduğunu yazar.
İslamcılar da bunu bir peygamberin çarmıha gerilerek öldürülmüş olmasını acizlik olarak nitelendirdiklerinden mümkün görmezler. Oysa Kur'an öldürülen peygamberlerden bahseder.
Çarmıha gerilmenin peygamberlikle ilgisi yoktur ama tanrılıkla ilgisi vardır.
Eğer İsa, kendi iradesiyle çarmıha gerildiyse bundan Yahudileri sorumlu tutmak yanlıştır. Çünkü çarmıha gerilmeye giden yolu kendi açmıştır.
Eğer iradesi dışında çarmıha gerildiyse bu acizliktir, İsa'nın tanrılıkla ilgisi olmadığını kanıtlar.
Kur'an'ın İsa ile ilgili konularda ileri sürdükleri çoğu konu tutarlıdır.
Teslisi reddetmesi, tanrılığını, tanrının oğlu olduğunu yalanlaması, çarmıha gerildiğinin reddi mantıksız bulunmaz.
İsa konusundaki polemiklerde açık verdiği tek konu İsa'nın babasız doğumu konusundadır. Eğer Kur'an bu konuyu da reddetse ve örneğin "İsa'nın babası Meryem'in eşidir" deseydi daha da tutarlı olacak, çelişkide kalmayacaktı.
Çünkü İsa'nın tanrının oğlu olduğunu reddeden Muhammed'e Hristiyanlar sorarlar: "Peki öyleyse İsa'nın babası kim?" diye.
Muhammed bu soruya yanıt veremez ve Hristiyanlardan müddet ister.
Birkaç gün sonra ayet gelir ve Hristiyanlara aşağıdaki ayeti okur.
Ali İmran-59. Allah katında İsa'nın durumu, Âdem'in durumu gibidir: Onu topraktan yarattı, sonra ona 'Ol' dedi, o da oldu.
Ama ayetle verilen bu yanıt Hristiyanları tatmin etmez.
Çünkü topraktan yaratılana ruh üflenmesi ile, Meryem'e yapılan üfleme arasında önemli derecede boyut farkı vardır bilimsel olarak. :D
Hristiyan teolojisindeki bir başka önemli konu teslis'in ezeli olup olmadığıdır.
İsa, dünyaya gelmeden önce de var mıydı?
Tanrı-İsa ve kutsal ruh ezelden beri mi vardılar yoksa tanrı, Yahudilerin Roma esareti dönemlerinde teslise karar verip İsa'yı mı yarattı?
Hristiyanlar, İsa'nın teslisin 2. şahsı olduğuna ve ilahi kelam olduğuna, bu ilahi kelamın da ezeli ve ebedi olduğuna inanırlar.
Bu noktada şu soru gündeme gelir:
Teslis ve İsa ezeliyse, Tanrı neden Tevrat'ta ve Eski Ahid'de bundan hiç sözetmemiştir. Hatta ima dahi edilmemiştir. Bırakalım Tevrat'ı, İncillerde dahi açıkça bundan sözedilmez.
Yani, teslisin ezeli olduğunu iddia etmek, İsa'nın Adem'den önce de var olduğunu iddia etmektir ki bu geleneksel İslamcıların "Muhammed, Ademden önce vardı, yaratılan ilk nurdu" inanç ve iddialarına benzer.
Kendinden yarattığı nur, tanrısal nitelikler taşıyacağına göre İslam içinde bu iddia sahipleri, bir anlamda İsa yerine Muhammed'i koymaktadırlar.
Hatta bir adım daha ileri giden sapkınları "Muhammed Allah'tır." diyebilmektedir.
İsa'nın da, Muhammed'in de beşer olduğuna inananların önünde, İsa'nın bakire Meryem'den ve babasız doğduğu inancı büyük bir handikap olmaktadır.
İsra-16. Biz, bir ülkeyi helak etmek istediğimiz zaman, onun refah içinde yaşayan zenginlerine emrederiz, böylelikle onlar orada bozgunculuk çıkarırlar. Artık onun üzerine söz hak olur da, onları kökünden helak ederiz.
Ayet üzerinde farklı yorumlar var. İnceleyelim bakalım:
Ve izâ erednâ en nuhlike karyeten emernâ mutrafîhâ fe fesekû fîhâ fe hakka aleyhel kavlu fe demmernâhâ tedmîrâ
ve izâ : ve olduğu zaman
erednâ : istedik
en nuhlike : helâk etmeyi
karyeten : bir ülke, bir yer
emernâ : emrettik
mutrafî-hâ : onun refah içinde yaşayanlarına
fe : böylece
fesekû : fesat çıkardılar
fî-hâ : orada
fe : böylece
hakka : haketti, hak oldu
aleyhâ : onun üzerine
el kavlu : söz
fe : böylece
demmernâ-ha : onu dumura uğrattık, helâk ettik
tedmîren : dumura uğratarak (malını, canını, evlâdını yok ederek)
Şimdi Diyanetin eski ve yeni mealini ele alalım:
Eski: Bir şehri yok etmek istediğimiz zaman, şımarık varlıklarına yola gelmelerini emrederiz, ama onlar yoldan çıkarlar. Artık o şehir yok olmayı hakeder. Biz de onu yerle bir ederiz.
Yeni: Biz bir memleketi helâk etmek istediğimizde, onun refah içinde yaşayan şımarık elebaşlarına (itaati) emrederiz de onlar orada kötülük işlerler. Böylece o memleket hakkındaki hükmümüz gerçekleşir de oranın altını üstüne getiririz.
Diyanetin eski tercümesinde açık bir meal tahrifatı var.
Yenisinde ise tahrifatı parantez içine alarak kamufle etmiş.
Ayetteki 3 yerde "fe" sözcüğü geçiyor. İl "fe" sözcüğünü Böylece anlamında kullanmak yerine "buna rağmen" ya da "ama" şeklinde kullanarak ayet tahrif ediliyor. Diğer mealciler de benzer şekilde tahrifat yapmış, 2-3 mealci hariç.
Evet olay şudur Muhammed'e göre:
Allah, bir ülkenin toplumunun yaşam tarzını beğenmiyor, onlara ceza vermek istiyor. Cezası da toplu katliam, soykırım. Bunu yapmak için de bir sebebe dayandırmak istiyor. Yani, "bu cezayı haketmişler" denilsin istiyor nedense.
Bunun içinde o ülkenin refah içinde yaşayanlarına fesat çıkartıyor, kötülük yaptırıyor, suç işletiyor. Ve bunu bahane ederek toplumu topyekün yokediyor.
Bu ancak insana özgü bir düşüncedir, Tanrıya özgü değil.
Sayın Pante bir kaç sorum olacak sizce;
-Allah'ın gönderdiği bir Kutsal Kitap var mıdır?
-Muhammed' e göre demişsiniz bunu kanıtlayabilir misiniz? Kusura bakmayın ama bir insan yıllar öncesinde yaşamış kavimleri ve inançlarını zaman makinası icat etmeden anlatamaz. Başka bir sorun, gökyüzünün yedi kat olduğunu o dönemde yaşayan bir insan nasıl kaleme alsın demek ki o dönem de teknoloji de var size göre. Yada Rahman Suresinde geçen “meracel bahreyni yeltegıyan beynehuma berzehul la yebgıyan” ayetini de denizcilik yaparak öğrendi.
Başka bir sorun, gökyüzünün yedi kat olduğunu o dönemde yaşayan bir insan nasıl kaleme alsın demek ki o dönem de teknoloji de var size göre.
http://www.turan-dursun.com/forumlar/showthread.php?t=770
Yada Rahman Suresinde geçen “meracel bahreyni yeltegıyan beynehuma berzehul la yebgıyan” ayetini de denizcilik yaparak öğrendi.
http://www.turan-dursun.com/forumlar/showthread.php?t=4522
Hz Muhammed yazmadı mı o zaman Kuran'ı ne demek oluyor bu başa mı döndüm yine
Hz Muhammed yazmadı mı o zaman Kuran'ı ne demek oluyor bu başa mı döndüm yine
Belki de o yazmamıştır.
Kitap yazımının çok çeşitli yolları, yöntemleri var.
Başka hiçbir kitabı karıştırmadan, başkalarından duyduğunuz konuları, olayları katmadan, alıntı yapmadan tamamen kendi katkılarınızla kitap yazabilirsiniz.
Başka kitap ve kaynaklardan alıntılar yaparak yazabilirsiniz, alıntıyı belirterek.
Alıntılar yaparsınız ama alıntı yaptığınızı yazmaz, kendiniz yazmış gibi yayınlarsınız.
Tamamen başkasına ait bir kitabı alır, kendiniz yazmış gibi yayınlayabilirsiniz.
Tek başınıza değil iki veya daha çok kişiyle birlikte yazabilirsiniz.
Başkasına ait kitabı tercüme eder, yayınlayabilirsiniz.
Kitap böyle yazılır.
Melekler, cinler, şeytanlar kitap getirmez.
Denizcilik denizcilerden, balıkçılık balıkçılardan, arıcılık arıcılardan öğrenilebilir.
Tek kaynaktan gelse kutsal kitaplarda ki çelişki olmazdı
Kutsal kitaplar da çelişki var
O halde tek kaynaktan gelmiyor.
Arkadaşlar galiba hepimiz saçmalıyoruz 2009 yılında, biri 1400 yıl öncesine dayanan biri 2000 yıl öncesine dayanan vs. bir dil ve edebiyatı sanki o zamanın diline hakimmişçesine yargılayıp eleştiriyoruz.Acizliğimiz biz daha tam olarak 1400 yılı boşver 300 yıl önce ki osmanlıyı çözemedik. Bizim bu günkü anladığımız kelimeler belkide o gün farklı yorumlanıyor du olamaz mı demiyeceğim çünkü örnekleri çok en azından her yıl değişen Kuran tefsirlerine İncil Tevrat meallerine bakın dil kendini güncelliyor ve doğal olarak eski metinler artık eski nidaları, haykırışları bırakıp başka haller alıyor ve anlayışlar zamana bağlı olarak değişiyor.Bir kitap yazacak olursak önce neye bakarız toplumun sosyo-kültürel yapısına, ihtiyaç ve seviyesine bakarız anlaşılmak için;Bu kutsal kitapları biz 21. yüzyılda ki yapıyla eleştiriyoruz ve bazen hafife alıyor arkadaşlar, şimdi bir çocuğu o zamanlara göndersek onu belki Peygamber zannederler.
Teşekkür Ederim...
Denizcilik denizcilerden, balıkçılık balıkçılardan, arıcılık arıcılardan öğrenilebilir.
Hz. Muhammed'e denizciler mi dedi bak bunu da yaz ilginç bişey diye
Arkadaşlar galiba hepimiz saçmalıyoruz 2009 yılında, biri 1400 yıl öncesine dayanan biri 2000 yıl öncesine dayanan vs. bir dil ve edebiyatı sanki o zamanın diline hakimmişçesine yargılayıp eleştiriyoruz.Acizliğimiz biz daha tam olarak 1400 yılı boşver 300 yıl önce ki osmanlıyı çözemedik. Bizim bu günkü anladığımız kelimeler belkide o gün farklı yorumlanıyor du olamaz mı demiyeceğim çünkü örnekleri çok en azından her yıl değişen Kuran tefsirlerine İncil Tevrat meallerine bakın dil kendini güncelliyor ve doğal olarak eski metinler artık eski nidaları, haykırışları bırakıp başka haller alıyor ve anlayışlar zamana bağlı olarak değişiyor.Bir kitap yazacak olursak önce neye bakarız toplumun sosyo-kültürel yapısına, ihtiyaç ve seviyesine bakarız anlaşılmak için;Bu kutsal kitapları biz 21. yüzyılda ki yapıyla eleştiriyoruz ve bazen hafife alıyor arkadaşlar, şimdi bir çocuğu o zamanlara göndersek onu belki Peygamber zannederler.
1400 yıl önceki dili anlamadığımızı kabul edelim.
Tüm mealler, tefsirler yanlışlık içeriyor olabilsin.
Peki ama bu durumda tersini de düşünebiliriz.
Anlamadığımız o dil daha da fazla yanlışlıklar içeriyor olamaz mı?
Neye göre inanıyoruz, inanacağız anlamadığımız bir dile?
"Bir tanrı vardır evreni yaratan, başka türlü mümkün değil" diyerek mi?
Bir Tanrı olması, Muhammed'in peygamber olması şartına mı bağlı?
Muhammed'den önce, Kur'an'dan önce tanrı inancı yok muydu?
Öyleyse anlamadığımız dilde birşeyler yazmış ve Allah'tan geldiğini iddia etmiş olana inanma zorunluluğumuz niye?
2000 sene sonraki insanların anlamayacağı bir dille neden kitap göndersin Tanrı? Ve anlaşılmayan dilde yazılmış olan kitabına inanmadıkları için sonsuza kadar cehennem işkencesiyle cezalandırsın insanları? Hem de iyi olsalar dahi..
-(Belki de o yazmamıştır)
-(Muhammed'e göre;)
Bunlar sizin sözleriniz sayın Pante bu çelişkiler Kutsal kitaplarda değil sizde var belkide ikimizde 21. yy da yaşıyoruz ve sizin yazdığınız iki tane aynı yılda yazılmış metinler kısa zaman aralığın dahi birbirini tutmuyor.
Denizcilik denizcilerden, balıkçılık balıkçılardan, arıcılık arıcılardan öğrenilebilir.
Hz. Muhammed'e denizciler mi dedi bak bunu da yaz ilginç bişey diye
Denizcilerin öyle demesine gerek yok.
Muhammed'in onu gözlemlemesi yeterli.
Çocukluğundan beri kervan ticareti sayesinde farklı diyarlara gidip gelmiş, çevre ülkeleri dolaşmış, değişik meslek ve uğraşta insanlarla tanışmış, konuşmuş bir insan 40-50 yaşında neyin ne olduğunu gayet iyi öğrenmiştir. Gemilerin rüzgarla yürüdüğünü de. Ama birgün teknolojinin gelişip te buharlı gemilerin, motorlu gemilerin çıkacağını ve rüzgara ihtiyaç olmadığını düşünemediğinden kitabında yazdığı günümüze uymamış, çelişki teşkil etmiştir.
Aynı hac ayetinde "zayıflamış cılız develerle" hacca gitmeyi söylemesi gibi.
Ne bilsin asırlar sonra motorlu araçlar, uçaklar keşfedileceğini.
Ama hala dinciler bu ayetlerin evrensel olduğunu iddia edebiliyor.
Bunlar sizin sözleriniz sayın Pante bu çelişkiler Kutsal kitaplarda değil sizde var belkide ikimizde 21. yy da yaşıyoruz ve sizin yazdığınız iki tane aynı yılda yazılmış metinler kısa zaman aralığın dahi birbirini tutmuyor.
Benim yazdıklarımda çelişki olabilir.
Çünkü ben yazıyorum.
Tanrıdan vahiy gelmiyor bana.
Tanrıdan gelen vahiyle yazılanlar çelişki içermemeli.
Hele yüzlerce çelişki içeriyorsa ve inatla inanmaya devam ediyorsak, "Ya varsa" diye düşünürken, "Ya Muhammed'in Allah'ı değil de farklı bir Tanrı varsa" diye de düşünebilmeli insan.
Pekala Peygamberlerin geldiğini yalanlayabilirmiyiz Tanrı'yı yalanlayabilirmiyiz Diğer hayatı, hiçbirini yalanlayamayız.Çünkü var olmayan biyşey zaten yoktur tartışmasıda yapılamaz.Yani yokluktan yine yokluk çıkar.Biz tartışıyoruz o halde bunların hepsi va ki tartışmasıda var.
Çam ağacı olmasa çam ağacının özelliklerini araştırabilirmiydik.
Kitapların hepsinde tartışılanların yanısıra tartışma götürmeyen anlaşılabilen net ifadeler var mı bence var.Eski dilde anladığımız Türkçe kelimeler var mı o da var örneğin;eyü şimdi iyi, Arapçada nasıl aynı, ehad bir demek hala bir demek ama alak kelimesinin manası tam anlaşılamamış bilim adamlarına göre kimi kan pıhtısı kimi de zigot diye yorumlamış.
Rab kelimesi üç kitaptada aynı, kıyamet aynı manada, Uyarıcı aynı manada pekala üçünü de insan yazsa bu Tanrısallığı bu kadar yıl arasında nasıl tutturacaklar.Kopya çekecekler birbirlerinden bu konularda neden aynı şeyi tekrarlarlar kopya çekmenin diğer yoluda özgün bir fikir karşısında ters bir açıklama yapmaktır ki bu en çok ses getiren farklı olma çabasıdır bunu neden hiç kullanan Kutsal kitap yazarı çıkmamıştır.Hepsi ana temaları Allah Peygamber Ahiret diyelim ortak işlemiş Muhammed çıkpta İsa yalancı dememiş yada Muhammedin yerine yazan birileri İsa yada Musa yalan söylüyor dememiş.Aksine birbirlerini tasdik etmişler.
Birde garip olan beynimizin ne kadarını kullanabiliyoruz ki bizler bu beyinle herşeyi sorgulayıp yok etmeye çalışıyoruz.
Tevratta büyük günahlar aynı İncilde aynı Budizmde aynı sonra Kuranda aynı (adam öldürmek, zina, yalan söylemek, hırsızlık yapmak vs)
Yada gariptir neden yahudiler domuz eti yemez yada neden sünnet olan yahudiler var.
Yani pes ettim artık Kureyş dönemi denizcileri sudaki yoğunlaşmayı ölçmüşler sınırı deneyler yaparak kanıtlamışlar ve Peygamber onlardan alıntı yapmış çok güzel eminim sende inanmıyorsundur çünkü gayet bilimsel konuşuyordun.
O zaman çocukların cinsiyetini kadınların değilde erkeklerin spermlerinin belirlediği ayetini de Kuran'a eklemesini Kureyşli seçkin akademisyen Prof Dr. Ebu Tıbbul Genetiki tavsiye etti.Artı çocuğun ana rahminde ki üç karanlık evresini de o ekletmiş olabilir.
Rum suresinde geçen pers yunan savaşlarını da iki savaş arasında geçen 9 yıldan tutki dünyanın en alçak yerinde olacağına kadar ünlü tarihçi Ebu Tarihud-düvela yazdırdı.
Artık bitiriyorum çünkü kısır döngü yaratıp duruyorsunuz cevaplar yerine soruların olduğu bir hayat zaten çekilmez. Kuran ve Diğer Kutsal Kitapların varolma kanıtları sizin varolma kanıtlarınızdan daha çok ve daha inandırıcı teşekkür ediyorum.
Sağolun varolun esenlikler dilerim...
Rahman suresinde ki o ayette yelkenli gemilerden değil, birbirine karışmayan iki sudan bahseder bilgilerinize......Heralde insanlar bu gibi bilimsel bulgulara denizcilerle sohbet ederek ulaşmazlar.Öyle olsa hamsinin biyolojik sırlarını en iyi biyologlar değil karadenizli vatandaşlarımız bilirdi saygılarla......
Siz yenisiniz forumda sn. AHIE..Bu arada hoşgelmişsiniz..
Biraz da boş vakitlerinizde forumu geriye doğru tarayarak okusanız ne kadar iyi olur...Aradığınız tüm yanıtlarla burun buruna geleceksiniz halbuki..Aşağıya link kopyalıyorum ve bir alıntı yapıyorum ..Umarım çabamın karşılığı olarak okursunuz..
Saygılar..
Alıntı-exclusive
muhammed kureyşin en zenginlerinden bir kadınla (hatice) evlenecek, onun kervanlarını idare ettirecek, onun adına ticaretle uğraşacak ve bütün bunları okuma-yazma öğrenmeden, zerre kadar eğitim görmeden yapacak... Bu iddia hem akla uygun değil hemde kaynaklara...
Muhammedin çoğunluğu yabancı kökenli olan pek çok hocası olmuştur. Örneğin Selman çok bilgili bir köle iken muhammede öğrettikleri sayesinde hem özgür olmuş hemde çok yüksek mertebelere ulaşmıştır. Tabi bu sus payına rağmen kaçıp gerçekleri ilan eden ve yakalanınca canından olan bir hocası da vardır. Düşünün ki bir insan kendisini sık sık ziyaret eden muhammede canı pahasına iftira atacak ve "benden öğrendiklerini aynen vahiy diye kurana yazdırıyor" diyecek (Bkz.Buhari, e's-Sahih, Kitabu'l Menakıb/25,c.4,s.181-182;Tecrid, hadis no:1477) Neccar oğullarından bu kişi yakalanıp öldürülmüştür. Ayrıca bu kişi muhammedin hocaları arasında gerçekleri itiraf eden tek kişi de değildir. Ebu Serh Oğlu Sa'd Oğlu Abdullah da gerçekleri itiraf etmiş ve kendi öğrettiği şeylerin vahiy diye yutturulmaya çalışıldığını söylemiştir...
Taberi, Fahruddin Razi, Buhari, Müslim, Ebu'-l-Feyz Muhammed, Suyuti, İbn-i ishak gibi kaynaklara göre
muhammed
musevilik, hristiyanlık, sabilik gibi konularda
Yaiş, Addas, Yessar, Cebr, Bel'am, İranlı Selman, Ashab-ı Kiramdan Malik oğlu Enes'in bildirdiği bir adam-ki Neccaroğullarındandır(daha sonra yakalanıp öldürülen adam), Müseylime, Yemame rahmanı ve Nadr
tarafından eğitilmiştir.
İbn-i Abbas'tan dinleyelim:''Peygamber Mekke'de köle olan birine öğretimde bulunuyordu. Yabancıydı (Yunanlı olduğu söylenir). Adı da Bel'am'dı. Peygamberin yanına girişinde ve çıkışında putataparlar Muhammede herşeyi öğreten Belamdır diye konuştular. Belam için söylenen Yaiş içinde deniyordu.'' Yaiş Muhammede öğretmenlik yapıyor''. Cebr içinde Muhammede öğretmenlik yaptığı söyleniyor'' (Taberi, Camiu'l-Beyan, 14/119)
Muhammed'in arkadaşlarından Enes (Malik Oğlu): "Bir adam vardı. Neccaroğullarından..Hristiyan'dı, Müslüman olmuştu. Bakara ve Ali İmran surelerini okumuştu. Peygambere de vahiy yazıyordu. Sonra, yeniden Hristiyan oldu ve kaçıp Hristiyanlara katıldı. 'Ben ne öğretip kendisi için yazdımsa, Muhammed yalnızca onu bilir, başka bir şey bilmez,' demeye başladı." (Bkz.Buhari, e's-Sahih, Kitabu'l Menakıb/25,c.4,s.181-182;Tecrid, hadis no:1477) Tabi bu kişi yakalanınca öldürülmüş hatta gömüldüğü yerden gizlice çıkarılarak "toprak bu yalancıyı kabul etmedi" denmiştir. böylece cesedi açıkta bırakılmıştır.
Bu adamın söylediğini söylemiş, yani "ben ne diyorsam, ne yazıyorsam o vahiy oluyor.." demiş, muhammed'in "Tanrı'dan falan vahiy almadığını" söyleyerek, Islam'ı bırakmış birisi daha vardı: Ebu Serh Oğlu Sa'd Oğlu Abdullah. Ama , onun başına yukarıdaki olay gelmedi nedense..Muhammed tarafından idamına karar verilmişti. Ne var ki, Halife Osman'ın süt kardeşiydi. Ve Osman'ın araya girmesiyle, bağışlandı. Sonra, Mısır Valisi bile oldu. (Ölm.656-657. Bkz. Islam Ansiklopedisi.)
Bir başka ilginç olan da, Mekke'lilerin, Muhammed'e söyledikleri şu sözler: "Bize ulaşan bilgiye göre, sana öğreten (Tanrı değil), Yemame'deki şu adamdır. Rahman (Museylime) denen adam. Tanrı'ya ant içerek söyleriz ki, biz Rahman'a inanmayız." (Bkz. Ibn Ishak, Siyer, tahkik ve ta'lik: Muhammed Hamidullah, Arapça, Konya, 1981, s.180, fıkra: 254)
Ayrıca Arapça" diye nitelenen Kur'an'da; Yunanca, Süryanca, Ibranca, Koptça.. gibi dillerden birçok sözcük bulunduğunu, müslüman incelemeciler bile örnekleriyle yazıyor. (Bkz. Suyuti, el Itkan Fi Ulumi'l-Kur'an, Arapça, Mısır, 1978, 1/178-185) Bu durum muhammedin yabancı hocaları olduğunun ve bu hocalardan öğrendikleriyle kuranı yazdığının apaçık delilidir.
Tabi bu iddiaları güya allah, ayet göndererek yalanlamış ve sık sık yaptığı gibi yemin ederek şöyle demiştir:
Nahl 16/103. " And olsun ki: "Ona elbette bir insan öğretiyor" dediklerini biliyoruz. Kast ettikleri kimsenin dili yabancidir, Kuran ise fasih Arabcadir. "
Bu ayete ilişkin yorumlar şöyledir:
Ubeydullah bin Müslüm anlatıyor: "Mekke'de çok bilgili iki Hristiyan köle vardı. Bunlar aslen Iraklı idiler. Adları Yesar ile Hayr idi. Bunların birçok kitapları vardı. Fırsat buldukça bu kitapları okurlardı. Muhammed de çoğu kez onlara uğrar, kendilerini dinlerdi. Günün birinde, peygamberlik iddiası ile ortaya çıkınca, muhalif olanlar, "Hayır, Muhammed bu bilgileri Allah'tan değil de adı geçen kölelerden almıştır. Allah'ı ise işini sağlama almak için kullanıyor" demeye başladılar. Bu yüzden, nahl Suresi'nin 103.ayeti cevap olarak indi."
"Mekke'de Tevrat ve İncil'i çok iyi bilen Cebr-i Rumi veya Aiş ya da Yaiş adında bir demirci vardı. Kimileri de adı Yesar-i Rumi idi diyorlar. Ayrıca onun yanında bir kardeşi de vardı, Muhammed sık sık bunlara gidip kendilerinden bilgi alırdı. Muhammed, peygamberlikle görevlendirilince, ona muhaklif olanlar, "Muhammed bu bilgileri Allah'tan değil de, adı geçen demirci köleden almış" demeye başladılar. Bunun üzerine Nahl Suresi'nin 103.ayeti indi. (Carullah Zamahşeri "el-Keşşaf...." ve Muhammed bin Cerir Taberi "Camiu'l Beyan")
"Mekke'de Bel'am adında birisi vardı. Muhammed, sık sık ona gider, kendisinden bilgi alırdı. Kimileri de, o dönemde Mekke'de Yesar ve Cebr adlarında iki yabancının bulunduğunu, bunların çok kitapları olduğunu ve Muhammed'in genellikle onlara uğrayıp kendilerinden yararlandığını kaydediyorlar. Daha sonra, Muhammed peygamberlikle görevlendirilince, muhalifler, "Hayır, yalan konuşuyor. Bu bilgileri Allah'tan değil; adı geçen kişi veya kişilerden alıyor" demeye başladılar. Bu ağır itham üzerine Nahl Suresi 103.ayeti indi." (İmam Suyuti, "Lübabü'n-Nükul")
"Mekke'de Amr bin Hadremi'nin bir kölesi vardı. Adı Cebr-i Rumi idi. Kimileri, bununla birlikte Yaser adında bir kölenin daha olduğunu söylüyorlar. Kimileri de bu şahsın, Huveytıb'ın kölesi Aiş olduğunu belirtiyorlar. Muhammed, peygamberlik iddiasında bulununca, muhalif gruplar, "Muhammed, Kuran bilgilerini bu kölelerden alıyor, Allah'ı ise toplumu etkilemek için kullanıyor" şeklinde eleştiriler yöneltmeye başladılar. Bunun üzerine, Nahl Sures'nin 103.ayeti indi." (Kadı Beydavi, "Envarü't Tenzil")
Huveytıb'ın Aiş ya da Yaiş adında bir kölesi vardı. Bazıları da bunun isminin Cebr-i Rum-i olup Amr bin Hademi'nin kölesi olduğunu ileri sürmüşler. Bu köleler, Tevrat ve İncil'i çok iyi bilirlerdi. Muhammed, daima onlara uğrar ve kendilerinden bilgi edinirdi. Peygamberlik davası ortaya çıkınca, inanmayanlar dedikodu yapmaya başladılar ve Kuran'ın dayanağının Allah değil de bu şahıslar olduğunu, Muhammed'in aktardıklarının ise, sadece adı geçen kişilerden öğrendiği bilgiler olduğunu söylemeye başladılar. Bu yüzden ilgili ayet indi (Nesefi, "Medark ..." adlı tefsir)
Mekke'de Tevrat ve İncil'i çok iyi bilen ve bolca da kitapları olan bir köle vardı. Onun adı çok ihtilaflıdır. Kimisi Yeiş, kimisi Addas, kimisi Cebr, kimisi Cebra, kimisi Bel'am diyor. Muhammed, sık sık uğrar, ondan bilgi alırdı. Kuran olayı ortaya çıkınca, inanmayanlar zaman içinde 'Bu işin arka planında Allah değil de, adı geçen kişiler vardır' demeye başladılar. Kimileri de, 'Aslında Kuran'ı, çok açıkgöz olan Hatice Muhammed'e öğretiyor; fakat kendisi kadın olduğu için öne çıkamıyor, bu nedenle Muhammed'i öne çıkarıyor, yani Kuran'ın baş aktörü Hatice'dir' diyorlardı. İşte, bütün bu itirazlara cevap mahiyetinde adı geçen ayet inmiştir (Fahrettin-i er-Razi, "Tefsiri Kebir")
Daha detaylı bilgi için bkz.
http://www.islamiyetgercekleri.org/muhammedkuran.html
http://www.islamiyetgercekleri.org/ariftekin.html
Ayrıca Mutezile'nin FAHR-İ KAİNAT (S.A.V) 40 YAŞINA KADAR NEDEN BEKLEDİ? yazısına da bakmanızı öneririm...
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=4522
Bana neden bilimsel bir cevap vermek yerine kanıtlanamamış ve sadece söyleyen dediğiniz insanlara ait arap hikayeleri anlatıyorsunuz.
Tekrar soruyorum
1;Denizde karışmayan su Rahman suresi
2;Çocuğun cinsiyetini siz erkekler belirliyorsunuz
3;Ana rahmide cocuğun üç karanlık evresi
4;Rum Bizans Savaşları dünyanın en alçak yeri ve iki savaş 9 yıl
Daha önce yazdığım bu bilimsel açıklamaları hangi dahi öğretmeni Peygambere Kurana koyması için öğretti yada hangi kutsal kitapta bu daha önce yazılmış.Bana önce bunları açıklayın
Sizin sadece dediğiniz bahsettiğiniz hikayelerse o hikayelerin biliyorsunuz karşıtı da var ama siz bunları tercih ediyorsunuz bu biraz keyfi olmadımı yada bilim açıklamaları iki tane kıssaya mı kaldı.
Biliyorsunuz ki Rivayette bulunan insanlarda bazı özelliklerin de olması lazım örneğin Neccar oğullarından bu kişi yakalanıp öldürülmüştür.Kimdir Neccar oğullarından bu kişi sahtekar mı doğru birimi ben bunu neden soruyorum ki o zaten belli bile olmayan Neccaroğullarından bir kişi, bunun gibi kanıt sandığınız bilimsel temeli olmayan hikayelerle beni aydınlatacaksınız.
Ayrıca Arapça" diye nitelenen Kur'an'da; Yunanca, Süryanca, Ibranca, Koptça.. gibi dillerden birçok sözcük bulunduğunu, müslüman incelemeciler bile örnekleriyle yazıyor.
Pekala soruyorum bugün anadoluya kutsal kitap gelecek olsa saf türkçe mi gelirdi örneğin çokoturgaçlıgötürgeçligetirgeç:) yoksa otomobil mi derdi.Otomobil dedi diyelim o zaman yıllar sonra biri çıkıp bak anadoluya 2008 de gönderilen Peygamber Avrupalı hocalarından öğrendiklerini kaleme almış neden mi derseniz otomobil diyo bu kelime onun ana dilinde değil açıklaması sizi tatmin ediyormu ve gariptir biz otomobili kullunıyoruz götürgeçi değil.,Hermenötik okumakta fayda var.
"Mekke'de Tevrat ve İncil'i çok iyi bilen Cebr-i Rumi veya Aiş ya da Yaiş adında bir demirci vardı diye başlayan parağrafa gelince Kuranda geçen, Tevrattan ve İncilden sonra yaşanmış olayları nasıl Tevrat ve İncilden alıntı kabul edeceğiz.Yada Birbirine karışmayan denizde ki su (Rahman Suresi) Önceki kitaplarda yok ve önceleri bunu incelemiş bilim adamı da yok bunu nasıl açıklayacağız.
Pekala Peygamberlerin geldiğini yalanlayabilirmiyiz Tanrı'yı yalanlayabilirmiyiz Diğer hayatı, hiçbirini yalanlayamayız.Çünkü var olmayan biyşey zaten yoktur tartışmasıda yapılamaz.Yani yokluktan yine yokluk çıkar.Biz tartışıyoruz o halde bunların hepsi va ki tartışmasıda var.
Çam ağacı olmasa çam ağacının özelliklerini araştırabilirmiydik.
Kitapların hepsinde tartışılanların yanısıra tartışma götürmeyen anlaşılabilen net ifadeler var mı bence var.Eski dilde anladığımız Türkçe kelimeler var mı o da var örneğin;eyü şimdi iyi, Arapçada nasıl aynı, ehad bir demek hala bir demek ama alak kelimesinin manası tam anlaşılamamış bilim adamlarına göre kimi kan pıhtısı kimi de zigot diye yorumlamış.
Rab kelimesi üç kitaptada aynı, kıyamet aynı manada, Uyarıcı aynı manada pekala üçünü de insan yazsa bu Tanrısallığı bu kadar yıl arasında nasıl tutturacaklar.Kopya çekecekler birbirlerinden bu konularda neden aynı şeyi tekrarlarlar kopya çekmenin diğer yoluda özgün bir fikir karşısında ters bir açıklama yapmaktır ki bu en çok ses getiren farklı olma çabasıdır bunu neden hiç kullanan Kutsal kitap yazarı çıkmamıştır.Hepsi ana temaları Allah Peygamber Ahiret diyelim ortak işlemiş Muhammed çıkpta İsa yalancı dememiş yada Muhammedin yerine yazan birileri İsa yada Musa yalan söylüyor dememiş.Aksine birbirlerini tasdik etmişler.
Birde garip olan beynimizin ne kadarını kullanabiliyoruz ki bizler bu beyinle herşeyi sorgulayıp yok etmeye çalışıyoruz.
Tevratta büyük günahlar aynı İncilde aynı Budizmde aynı sonra Kuranda aynı (adam öldürmek, zina, yalan söylemek, hırsızlık yapmak vs)
Yada gariptir neden yahudiler domuz eti yemez yada neden sünnet olan yahudiler var.
AHIE, bu sorduklarının hepsinin yanıtı var. Eğer kalıcı olursan forumlarda karşına çıkacaktır. Şimdi yanıtlamaya kalkarsam, her birinin bir sayfa açıklaması olur ki bu başlığın amacı dışına çıkar. Bu başlıkta karşı çıktığın bir çelişki varsa onu tartışabiliriz. Ama İsa'ydı, Musa'ydı, Beyindi, kalpti, alaktı vs. konuların hepsi başlıbaşına ayrı bir başlık konusu.
Ama kısaca şunları söyleyebilirim:
Yalanlamak diye birşey yok. Yalan olan dinler ve peygamberler.
Dinlerin ve peygamberlerin bilimdışı, akıldışı, mantıkdışı, çağdışı olduğunu kitaplarındaki saçmalıklardan anlamak mümkün. İncelediğin takdirde bu başlık altında bu saçmalıkları görebilirsin.
Tefsircilerin kitaplarda anlayamadığı kelimeler var elbette.
Anlaşılamayan kelime olması kitabın Tanrıdan geldiğini iddia edenlerin ayıbıdır.
Tanrı, anlayamadığın kelimeleri neden kullansın? Neden yazdırsın?
Ahad kelimesi başlangıçta sülük olarak biliniyormuş, şimdi çevirmişler kan pıhtısına. Bunun gibi yığınla örnek var.
Neden 10 asır önce yaşayanla bugün yaşayan okuduğunu farklı anlıyor?
Apaçık olduğu yazılan kitapta bu bir çelişki değil midir?
Tanrıdan geldiği iddia edilen kitapta yazılanları tüm insanlar anlayabilmeli.
Yoksa bize bulmaca-bilmece kitabı mı göndermiştir dersin?
Bütün dinler benzer şeyleri söylemiş, bütün peygamberler aynı öğütleri vermiş.
Elbette öyle diyecekler. "Hırsızlık yap" diyecek değillerdi. Çünkü tüm kitaplar aynı zamanda toplumların talepleri doğrultusunda ortaya çıkmıştır.
Ama sanma ki aynı şeyleri söylüyorlar.
Örneğin deveyi Tevratta haram kılan Allah, Kur'an'da helal diyor ve bunu açıklarken "Yahudilere yasakladık" diyor.
Böyle bir saçmalık olur mu?
"Türklere fasulye yemeyi yasaklıyorum" gibi birşey bu.
Yani pes ettim artık Kureyş dönemi denizcileri sudaki yoğunlaşmayı ölçmüşler sınırı deneyler yaparak kanıtlamışlar ve Peygamber onlardan alıntı yapmış çok güzel eminim sende inanmıyorsundur çünkü gayet bilimsel konuşuyordun.
O zaman çocukların cinsiyetini kadınların değilde erkeklerin spermlerinin belirlediği ayetini de Kuran'a eklemesini Kureyşli seçkin akademisyen Prof Dr. Ebu Tıbbul Genetiki tavsiye etti.Artı çocuğun ana rahminde ki üç karanlık evresini de o ekletmiş olabilir.
Rum suresinde geçen pers yunan savaşlarını da iki savaş arasında geçen 9 yıldan tutki dünyanın en alçak yerinde olacağına kadar ünlü tarihçi Ebu Tarihud-düvela yazdırdı.
Artık bitiriyorum çünkü kısır döngü yaratıp duruyorsunuz cevaplar yerine soruların olduğu bir hayat zaten çekilmez. Kuran ve Diğer Kutsal Kitapların varolma kanıtları sizin varolma kanıtlarınızdan daha çok ve daha inandırıcı teşekkür ediyorum.
Sağolun varolun esenlikler dilerim...
Yazdıklarına sırayla geliyorum.
Ama bu şekilde çok çeşitli konuları ardarda sormak yerine tek bir konuyu al ve bu konuda kendi açıklamanı, itirazını yap. Yoksa yararsız bir polemikten öteye gitmeyecektir.
Sudaki yoğunluğun ölçülmesi diye birşey yok.
İki denizin birbirine karışması konusunda eğer ayetteki gibi bunu 2 deniz olarak görüyorsan bu yanlış. Çünkü ayette "biri tatlı su, susuzluğunu giderirsin" diyor.
"Öbürü tuzlu" diyor. Demek ki biri deniz, diğeri ırmak.
Ayrıca "ikisinden de inci ve mercan çıkarırsın" diyor.
Şimdi bu soruma yanıt ver bakalım:
Tatlı sudan inci ve mercan çıkar mı?
O zaman çocukların cinsiyetini kadınların değilde erkeklerin spermlerinin belirlediği ayetini de
Salt bu iddianızdaki değil, diğer iddalarınızdaki Ayetleri de tek tek koysanız daha sağlıklı bir irdeleme yapılabilir.
Pante, başlığına dahil olmama itirazın var mı? ;)
Anlattığın hikayelere neden değinmedin Neccaroğulların biri çok mu garanti bir bilgi sizin için.
Bu arada Rahman suresinde o ayet diyelim ki senin dediğin gibi olsun o bilgi bile o zaman insanı için çok lüks olmazmıydı?
Salt bu iddianızdaki değil, diğer iddalarınızdaki Ayetleri de tek tek koysanız daha sağlıklı bir irdeleme yapılabilir.
Pante, başlığına dahil olmama itirazın var mı?
Lafı mı olur.
Aksine sevinirim. :)
İzne gerek olmadan bana hitap edilerek yazılmış mesajlara dahi yanıt verebilirsiniz.
Ben de böylece kendi önceliklerime zaman ayırabilirim. Teşekkürler.
AHIE arkadaşımıza gecikmiş de olsa hoşgeldin diyor size devrediyorum. :)
45 Gerçekten de O, erkek ve dişi olarak iki çifti yaratandır.
46 Akıtılan meninin bir damlasından.
53 Necm Suresi 45-46
Şimdi bunu da eleştireceksiniz ünlü semantikciler olarak.Dikkat edin burada az bir su der yumurta su şeklinde değildir sadece suyu erkek gönderir siperm yani
20 Sizi bayağı bir sudan yaratmadık mı?
21 Ve sonra dayanıklı bir yere yerleştirdik.
22 Bilinen bir süreye kadar
77 Mürselat Suresi 20-22
Benim kendime olan bakın size demiyorum kanıtlarım bunlar.Ama sizin kendinize kanıtlarınız Neccaroğulların dan biri adı bile yok.
Ayrıca Rahman suresi 19-20- Allah, birbiriyle karşılaşan iki denizi salıverdi. Aralarında engel olduğu için birbirlerine karışmazlar.Burada bahreyni diyor iki deniz.
Allah sizlerin geleceğini de bildiği için desteklemiş bakın:25/53. Birinin suyu tatlı ve kolay içimli, diğerininki tuzlu ve acı olan iki denizi salıverip aralarına da, karışmalarına engel olan bir sınır koyan Allah'tır.Furkan suresi
hALA BEN nECCAROĞULLARINDAN BİRİNE CEVAP ALAMADIM
Ben konudan konuya atlamıyorum Peygamber bunları nasıl uydurdu diye örnekler veriyorum ve beni aydınlatmanızı istiyorum.Ama lütfen arap hikayeliri deli dumrul hikayeleri anlatmayın neccaroğulları gibi
4 İnkâr edenler, “Bu Kur’an, Muhammed’in uydurduğu bir yalandan başka bir şey değildir. Başka bir topluluk da bu konuda ona yardım etmiştir” dediler. Böylece onlar haksız ve asılsız bir söz uydurdular.
5 “(Bu Kur’an, başkalarından) yazıp aldığı öncekilere ait efsanelerdir. Bunlar ona sabah akşam okunmaktadır” dediler.
(Furkan)
Bu ayetler olmasa siz bu tartışmaya yaklaşamazdınız bile Allah sizin gelmenizi de istemiş anlaşılan
hALA BEN nECCAROĞULLARINDAN BİRİNE CEVAP ALAMADIM
AHIE, yazdığın soruların tümüne yanıt alacaksın. Ama böyle 1 gün içinde bütün konuları üstüste çözemezsin. Beynin onlarca yıl tek yanlı bilgilerle doldurulmuş durumda. Sorgulama işlevleri yetersiz. Yeterli olsa aşağıdaki sorumu geçiştirmezsin. Bir konuyu bitirmeden başka konulara atlamazsan iyi olur.
Önce İki deniz konusunu halledelim.
Tatlı sudan inci ve mercan çıkar mı?
Yanıt bekliyorum.
Benim sorularıma soruyla karşılık vermeden yazdıklarımı iyi okuyun dün de dahil ve cevaplarımı verin. esenlikle.....
Siz işte insanlara soruyla yanıt vererek üstünlük kurma sendromu yaşayan üstün özellikli muhteşem varlıklarsınız.
Bence sizin cevaplarınız yok sorulara sığınmışsınız neccaroğullarından bir kişi diyor ki siz birgünden fazla araştırma yaptığınız için çözersiniz sandım ama yanılmışım biraz daha ilginç sorular bulun örneğin;Tanrı kendinden büyük ve güç yetirilemez öyle bir dağ yapsın ki(herşeye gücü yetmezse tanrı olamaz) sonra da onu kalıdırıp fırlatsın.Bence sizin için güzel bir soru siz onur üyesisiniz böyle bir başlık açın bakın ben insanları nasıl mahfediyorum sorularla. Yani herkes soru sorar ama herkes cevapları idrak edemez bence siz idrak sorunu yaşıyor ve herkesi sizin gibi olmaya zorluyorsunuz.Saygılarımla ama çok iyi ve temiz bir insan olduğunuz kanısındayım çünkü hicivlerinizi dahi seviyeli seçiyorsunuz benim çalışmam lazım kendinize iyi bakın.
Benim sorularıma soruyla karşılık vermeden yazdıklarımı iyi okuyun dün de dahil ve cevaplarımı verin. esenlikle.....
Amacın konuları sabote edici mesajlar değilse eğer, konu konu gidersin.
Bir konu tartışılır, sonra diğerine geçilir.
Madem önce "İki denizin karışması" konusunu açtın. Yanıtı verildi ve senden soruya yanıt bekleniyor.
Ama bu konuda ikna olduysan "Tamam, kabul ediyorum. Ayetler mucize içermiyor. Elmalılı'nın yazdığı gibi mecazi anlamı olabilir." diyorsan bir başka konuya geçebiliriz. Hangi konu olduğunu da kendin belirleyebilirsin.
Ama bu tarzın dışına çıkıp, ordan burdan karmakarışık ve "laf olsun torba dolsun" cinsinden yazacaksan bu başlık sana göre değil.
Sırayı bozmayayım o halde. İnci ve mercan'la ilgili üstteki sorunu alıntılıyorum Pante. Gerçi bu konunun genişçe tartışıldığı linki de önceki sayfada vermiş olmam lazım ama...
İki denizin birbirine karışması konusunda eğer ayetteki gibi bunu 2 deniz olarak görüyorsan bu yanlış. Çünkü ayette "biri tatlı su, susuzluğunu giderirsin" diyor.
"Öbürü tuzlu" diyor. Demek ki biri deniz, diğeri ırmak.
Ayrıca "ikisinden de inci ve mercan çıkarırsın" diyor.
Şimdi bu soruma yanıt ver bakalım:
Tatlı sudan inci ve mercan çıkar mı?
Sayın AHIE,
Pante'nin sorusunu anlayamadığınızı düşünerek biraz daha açmak istiyorum.
Siz, iki denizin karışmadığını söyleyen Rahman'daki ayette, İKİ DENİZden kastın, bas bayağı, bildiğimiz tuzlu su içeren iki deniz olduğunu mu, yoksa birinin deniz, diğerinin tatlı su içeren ırmak olduğunu mu iddia etmektesiniz?
Bu soruyu cevapladıktan sonra Pante'nin sorusuna geçeceğiz.
mesaj iki kez gitti bunu sildim
hALA BEN nECCAROĞULLARINDAN BİRİNE CEVAP ALAMADIM
Neccaroğullarından biri ile ilgili konuyu yazan Buhari'dir. En sağlam hadisleri yazan alim kabul edilir İslam'da. Yalansa, yanlışsa o da İslamcılardandır.
Doğruysa eğer, kişi şunu sorgulayabilmelidir:
Allah, peygambere vahiy gönderiyor.
Peygamberin vahiy katipleri ayetleri yazıya geçirip kayda alıyor.
Ama ne hikmetse vahiy katiplerinden bazıları Muhammed'i sahtekarlıkla itham edip dinden dönüyor.
Halbuki en sağlam imana sahip olması gerekenler vahiy katipleri değil midir?
Vahye en yakın olanlar, Kur'an'ın yazılmasının en yakın tanığı onlar değil midir?
Hadi peygamberin amcalarını, yeğenlerini, kuzenlerini vazgeçtik, vahiy katipleri nasıl onu sahtekarlıkla suçlayıp dinden dönebilir?
Demek ki ortada önemli bir çelişki var.
Bunu sen sorgulayamayabilirsin, ama sorgulayabilenleri sorgulamasını biliyorsun.
Fakat bunu objektif yapamıyorsun. Çünkü seni bağlayan çok önemli faktörler var. Onların etkisi altındasın. Çelişkileri görebiliyor ama kabullenmek istemiyorsun. Arayış içindesin, bu çelişkileri yokedecek bilgi peşindesin.
Biz zamanında çok aradık, ama bulamadık AHIE, bulursan bizi de haberdar et.
Müteşekkir oluruz.
Sitemize yeni giren bazı müslüman arkadaşlar,aslında kurandaki çelişkilerden olan bazı ayetleri,sanki bir mucizeymiş yada çok şeyler anlatıyormuş gibi dillerine doluyorlar.
Aslına bakıldığında tamamen bir çelişki örneği olan bu ayetlerden
en sık karşılaştığımızda Rahman suresi 19-20-22 ayetler.
Rahman 19 (Suları acı ve tatlı olan) iki denizi salıvermiştir; birbirine kavuşuyorlar
Rahman 20 (Fakat) aralarında bir engel vardır, birbirine geçip karışmıyorlar.
rahman 22 O denizlerin her ikisinden de inci ve mercan çıkar.
Bunlara benzer bir ayette.
Furkân 53 . O, birinin suyu lezzetli ve tatlı, diğerininki tuzlu ve acı olan iki denizi salıverip
aralarına da görünmez bir perde ve karışmalarını önleyici bir engel koyandır.
İddia sahipleri genelde bu ayetlere sarılıp,deniz sularının birbirine karışmadığı konusunu Kuran'ın 1500 yıl önce ele aldığını bunun bir mucize olduğunu söylerler fakat gözden kaçan bazı ayrıntılar vardır.
Fâtır 12 . İki deniz aynı olmaz. Şu tatlıdır, susuzluğu giderir; içimi kolaydır. Şu ise tuzludur, acıdır. Bununla beraber her birinden taze et yersiniz ve takınacağınız süs eşyası çıkarırsınız. Allah’ın lütfundan istemeniz ve şükretmeniz için gemilerin orada suyu yara yara gittiğini görürsün
Fatır 12 de içimi kolay tatlı bir denizden (!) söz eder.
bu nasıl bir denizdir. Acaba 1500 yıl önce suyu tatlı ve içilebilir olan bir deniz vardı da sonradan aradaki perde(!) kalkıp tuzlu suylamı karıştılar.
Yoksa muhammed göl,nehir,denizi birbirinden ayıramıyormuydu.?
birde şu var. Birisi tatlı içimi güzel biri acı olan iki denizden söz ediyor
dahada ileri gidip ikisindende inci mercan çıktığını iddia ediyor
rahman 22 O denizlerin her ikisinden de inci ve mercan çıkar.
Denizlerin dışında inci mercan çıkan su yoktur.
Kuranın tanrısı bunu nereden çıkarmıştır.
Hele Kuranın tanrısının Şu ayetlerdeki gibi..
Kasas 7 . Ayetinde Mûsâ’nın annesine, “Onu emzir, başına bir şey gelmesinden korktuğun zaman onu denize (Nil’e) bırak, korkma, üzülme. Çünkü biz onu sana döndüreceğiz ve onu peygamberlerden kılacağız” diye ilham ettik.
Tâ-Hâ 39 . Ayetinde “Onu (bebek Mûsâ’yı) sandığın içine koy ve denize (Nil’e) bırak ki, deniz onu kıyıya atsın da kendisini, hem bana düşman, hem de ona düşman olan birisi (Firavun) alsın. Sana da, ey Mûsâ, sevilesin ve gözetimimizde yetiştirilesin diye tarafımızdan bir sevgi bırakmıştım
Nil nehrini deniz olarak ele alışına bakıp,düşünürsek rahman suresindeki sular karışmaz ifadesi tamamen komik olur. Birde tabiki bu müslüman arkadaşlara şu ayeti sormak gerekir.
Kehf 60. Hani Mûsâ beraberindeki gence şöyle demişti: “İki denizin birleştiği yere varıncaya kadar durmayacağım, ya da uzun zaman gideceğim.”
Kehf S 61 . Ayetinde Onlar iki denizin birleştiği yere varınca balıklarını unuttular. Balık denizde yolunu tutup kayıp gitti.
İki denizin birleşmesinden söz eden kuran acaba sizin anladığınız gibi bir birleşmedenmi söz ediyordu.
Yoksa bir akarsuyun Denizle birleştiği noktadanmı söz ediyor.
öyleyse nasıl karışmadığını iddia edebilir.
Hayır denizlerden söz ediyorsa.
İKİ DENİZİN BİRLEŞTİĞİ YER NERESİDİR.ÖYLE BİR YER VARMIDIR.?
HANGİ DENİZİN SUYU TATLI VE İÇİMİ KOLAYDIR.?
Konuları sabote edecek ne yazdım hiçbirşey.
Neden uslub değişiyor Neccaroğulları senin fikrindi bende onu eleştirdim ve konu olarak neccaroğullarında biri şöyle dedi diyorsun o halde bu fikrin mesnedini sormak suç mu? Ben hadisleri tartışmam çünkü hadislerle ilgilenmiyorum.Hikaye istemiyorum ortada yüzyılların gerçeği kutsal kitaplar var sizin elinizde ne var o kitapların ayetleriyle beslenen sorular var.Yani Problem olarak gördüğünüz kutsal kitaplardan soru (problemli kitapta problemli soru olur) çıkarıp onu eleştiriyorsunuz bu yöntemi bırakıp başka bir yöntem bulsanızda bu kitapları kaldırıp atsanız daha iyi değil mi? Ayrıca konu konu gidelim demişsin konu ne Kutsal kitaplardaki çelişkiler pekala Kuranda ki çelişki Peygamber kendi yazdı ondan değilmi? Ben ne dedim bu bilgileri Muhammede daha önce yazıp cevap alamadığım bilgileri Muhammed nerden aldı.Neccaroğullarından biri dedin şöyle demiş bu böyle demiş.Tevrattan alıntı yada incilden vs ama dedim diğer kitaplarda neden iki deniz bahsi geçmez dedim.Sonra mı beni sabote etmekle suçladın ve gerçekten üzüldüm.Ben memurum ve iş yerimde sizinle konuşmak için boş zamanımı bu forumda değerlendirdim neden böyle tartışmalara olan merakımdan.
Özür diliyorum galiba rahatsız oldunuz benden hakkınızı helal edin...Tekrar söylüyorum amacım insanları rencide etmek kırmak mat etmek değil herkesin herkese bilgi üstünlüğü muhakkak vardır burada bana göre anlamsız olan mantık hatalarına vurgu yapmak istemiştim sadece....
Sayın AHIE,
Sıra sıra gidersek hepimiz açısından daha anlaşılır olur.
şu iki denizin karışmaması meselesini bile çözemedik henüz, nereye?
SAYIN MEB
En son ibadethanenin en son taşı en son din adamının
kafasına düşmedikçe insanlık huzur bulmayacaktır.
Senin hiçbir soruna cevap vermeyeceğim üzgünüm...İnsanların sahiplendiği ve değer verdiği konularda onlara bu şekilde yaklaşman etik değil.Aynı şey senin inançların için de geçerli sen nasıl inançlarına ve değerlerine bağlıysan onlar da öyle saygılarla.......
Tamam o iki deniz değil diyelim dedim o bilgi ırmak olsun burda benim meselem Muhammed bunu da bilemezdi diyorum bilemezken Kurana nasıl yazdı diyorum.Yani ırmakla deniz arasında çizgi olsun bunu nasıl yazacak diyorum.Ama siz hala denizdesiniz.
SAYIN MEB
En son ibadethanenin en son taşı en son din adamının
kafasına düşmedikçe insanlık huzur bulmayacaktır.
Senin hiçbir soruna cevap vermeyeceğim üzgünüm...İnsanların sahiplendiği ve değer verdiği konularda onlara bu şekilde yaklaşman etik değil.Aynı şey senin inançların için de geçerli sen nasıl inançlarına ve değerlerine bağlıysan onlar da öyle saygılarla.......
Abi din adamı galiba,kafasına taş düşücek diye kızdı..:o
neyse ben çekiliim kıyıya bari..
Sayın AHIE,
eğer birini ırmak birini deniz olarak kabul ediyorsanız Pante'nin sorusuna geliyoruz.
Irmak'tan inci ve mercan çıkar mı?
Eğer çıkmaz diyorsanız Pante'nin vurgulamaya çalıştığı çelişki işte burada.
Eğer ikisi de denizse birinin suyu tatlı değildir içilmez. (Bu durumda ayetlerden birine ters)
Eğer biri ırmak biri denizse bu durumda da birinden mercan ve inci çıkmaz. (bir diğer ayete ters)
Bir diğer husus ise, denizler de birbirine karışır, ırmak suyu da denize karışır. Nil'den gelen su Akdeniz'e karışmadan belli bir bölgede herhalde durmaz.
Konuları sabote edecek ne yazdım hiçbirşey.
Neden uslub değişiyor Neccaroğulları senin fikrindi bende onu eleştirdim ve konu olarak neccaroğullarında biri şöyle dedi diyorsun o halde bu fikrin mesnedini sormak suç mu? Ben hadisleri tartışmam çünkü hadislerle ilgilenmiyorum.Hikaye istemiyorum ortada yüzyılların gerçeği kutsal kitaplar var sizin elinizde ne var o kitapların ayetleriyle beslenen sorular var.Yani Problem olarak gördüğünüz kutsal kitaplardan soru (problemli kitapta problemli soru olur) çıkarıp onu eleştiriyorsunuz bu yöntemi bırakıp başka bir yöntem bulsanızda bu kitapları kaldırıp atsanız daha iyi değil mi? Ayrıca konu konu gidelim demişsin konu ne Kutsal kitaplardaki çelişkiler pekala Kuranda ki çelişki Peygamber kendi yazdı ondan değilmi? Ben ne dedim bu bilgileri Muhammede daha önce yazıp cevap alamadığım bilgileri Muhammed nerden aldı.Neccaroğullarından biri dedin şöyle demiş bu böyle demiş.Tevrattan alıntı yada incilden vs ama dedim diğer kitaplarda neden iki deniz bahsi geçmez dedim.Sonra mı beni sabote etmekle suçladın ve gerçekten üzüldüm.Ben memurum ve iş yerimde sizinle konuşmak için boş zamanımı bu forumda değerlendirdim neden böyle tartışmalara olan merakımdan.
Özür diliyorum galiba rahatsız oldunuz benden hakkınızı helal edin...Tekrar söylüyorum amacım insanları rencide etmek kırmak mat etmek değil herkesin herkese bilgi üstünlüğü muhakkak vardır burada bana göre anlamsız olan mantık hatalarına vurgu yapmak istemiştim sadece....
Neccaroğullarından bahseden ben değilim AHIE.
Sen Muhammed'in Kur'an'ı yazmasından bahsedince Preach arkadaşımız, Kur'an'ın nasıl yazıldığıyla, Muhammed'in öğretmenleriyle ilgili bir alıntı yapmış. Bunun içinden sen Neccaroğullarını çıkardın ve konuyla ilgisiz olduğu halde bana dayattın. Neticede ona da yanıt verdim, rahatsız olmaktan değil ama bu yöntem yanlış. Çünkü farklı konuları arda arda sıraladığında sadece polemikler oluşur ve seviye düşer. Bu da bu başlığa uygun değil. Açarsın bir başlık, orada her konuyu tartışabilirsin istersen. Bu başlıkta bilmediği, rastlamadığı konuları arayan insan çok. Ama sayfalar polemiklerle dolarsa, bu başlıktan yararlanan arkadaşlar için engel teşkil eder. O nedenle polemik olmamalı.
Konulara meraklı olman güzel birşey.
Biz senin inançlarını sorgulayıp o yönden bir eleştiri getirmiyoruz.
Bu forumda tartışmalara katılarak İslam bilgisini üst seviyelere yükselten arkadaşlarımız çok. Sen de fırsat buldukça görüşlerini paylaşabilir, tartışabilirsin. İslami forum ve seçme başlıklarda aradığın konuları bulabilirsin.
Esen kal.
Sayın Ahıe
BU anlatım Muhammed'den çok daha önceleri de var. Salt Muhammed degil tüm Mezopotamya cografyası tatlı su ile tuzlu suyun karışmasından haberdardır. Sizin haberdar olmamanız ise eski Sümer metinlerinden bihaber olmanızdan kaynaklanıyor.
Enuma Eliş destanına göre Tiamat denizi, Apsu ise dünyanın yüzeyindeki tatlı suları temsil eder. Tatlı ve tuzlu suların karışımından diger tanrı çiftleri dogar. Yani Muhammed'in yaptıgı şey yüzyıllardır nesillerden nesile aktarılan Babil destanını dile getirmekten başka bir şey de degildir. Dilerseniz destana bir göz gezdirelim :
Adı yokken göğ'ün daha
Yer'in daha adı yokken
Babaları (tatlı su ) okyanustan
Anaları(tuzlu su) Tiamat kargaşasına
Sular akıp bir oluyordu.
Demek ki bu bilgi ve anlatım tarzı Muhammed den en az 2000 sene evvel ifade ediliyordu. Bunda hayret edilecek ve mucize aranacak bir şey var mı sizce.
saygılarımla
Tamam o iki deniz değil diyelim dedim o bilgi ırmak olsun burda benim meselem Muhammed bunu da bilemezdi diyorum bilemezken Kurana nasıl yazdı diyorum.Yani ırmakla deniz arasında çizgi olsun bunu nasıl yazacak diyorum.Ama siz hala denizdesiniz.
Ya kıyıya çekilcektim ama bunu yazmassam çatlarım.
iki deniz değil diyelim dedim o bilgi ırmak olsun
Abim denizle ırmak birbirine nasıl karışır yav,
Tamam sazanlar suyun akış yönüne doğru gidebilirler ama
tuzlu su nasıl suyun akış yönüne doğru gitsinde karışsın..
tuzlu su bu abim sazan değilki..
Bunu muhammedde bilir elbet
hem nehirlerle denizlerin birleştiği yerde kısa bir alandada olsa
denizde tatlı su mevcuttur.:D
Bu da daha farklı bir çeviri :
Başlangıçta sadece su
Ve onun üzerinde salınıp duran sis mevcuttu.
Baba Apsu ortaya çıktı ve tatlı suların efendisi oldu.
Ana Tiamat ortaya çıktı ve tuzlu suları yönetti
Ve her iki su birlikte aktılar.
saygılarımla
önceki sayfadaki linki tekrar koyuyorum.
http://www.turan-dursun.com/forumlar...ead.php?t=4522
Pante, mesajları ayırmamı ve ilgili başlıklara göndermemi ister misin?
Pante, mesajları ayırmamı ve ilgili başlıklara göndermemi ister misin?
Şimdi yapılırsa yanlış olur.
AHIE, buraya yazabileceğinden mesajların dağıtılmış olmasını yanlış anlayabilir.
Pante seninle tartışmak güzeldi saol arkadaşım sen gerçekten uslubu biliyorsun esenlikle kal daha sonra görüşürüz senin cevapladığın her soruyu okuyor olacağım ve kafama takılanları yine sorarağım kusura bakma artık.Senin konulara yaklaşımların daha mantıklı.
Pante seninle tartışmak güzeldi saol arkadaşım sen gerçekten uslubu biliyorsun esenlikle kal daha sonra görüşürüz senin cevapladığın her soruyu okuyor olacağım ve kafama takılanları yine sorarağım kusura bakma artık.Senin konulara yaklaşımların daha mantıklı.
Teşekkürler AHIE.
Fırsat buldukça uğra.
Ben din ve felsefe konularından haz alıyorum.
Politika gibi bir çekişme olarak görmüyorum.
Gerçek yaşamımızda sadece arkadaş arasında yapabildiğimiz sohbetleri, münazaraları sanalda herkesle yapabilme olanağına sahibiz. Bunu değerlendiriyoruz sadece. Önemli olan kırıcı olmadan, rencide etmeden tartışmasını bilmek.
Görüşürüz.
Güçistenci
14-01-2009, 02:19
Hakka suresi
25.Kitabı sol eline verilen ise; o da, der ki: "Bana keşke kitabım verilmeseydi."
26. "Hesabımın ne olduğunu da bilmeseydim."
27. "Keşke ölüm her şeyi bitirseydi."
28. "Malım bana hiçbir yarar sağlamadı."
29. "Saltanatım da yok olup gitti."
30. (Allah şöyle der:) "Onu yakalayıp bağlayın."
31. "Sonra onu cehenneme atın."
.
.
.
ayetlerin devamında cehennemden bahsedilmeye devam edilir... şimdi müslümanlar ayetlerin devamında cehennemden bahsetmediğini düşünmesinler diye devamındaki ayetleri yazdım...
inşikak suresi
10. Fakat kime kitabı arkasından verilirse,
11, 12. "Helâk!" diye bağıracak ve alevli ateşe girecektir.
13. Çünkü o, (dünyada iken) ailesi içinde sevinçli idi.
mealler diyanete ait.
Acaba cehenneme gidenler kitaplarını sol taraflarından mı alacaklar yoksa arkalarından mı? belki arkası dönük olarak sol tarafından verilecektir. :)
not : iddaa daha önce yazıldıysa silinebilir...
http://www.divin.com.tr/onemli_bilgiler_inci_hakkinda.php
Tatlı Su kültür incilerinin de vatanı Çin'dir. Fakat bu inciler istiridye içinde büyümezler ve biçimleri daha küçük ve daha az yuvarlaktır. Bu inci tipinin rengi benzersizdir çünkü renk midyenin doğal özelliklerine bağlı olduğu kadar, istenilen renge ulaşmak için bir işleme de tabi tutulabilir. Bu incileri üreten yumuşakçalara midye denir. Tatlı Su incilerinin başlıca üreticisi Hyriopsis Cumingi'dir. Bu tipin bir miktarı Japonya'da yetiştirilir ancak dünyanın Tatlı Su tipi inci ihtiyacının çoğunluğu Çin'den karşılanır. Tüm Tatlı Su ve Tuzlu Su tipi inci üreticilerinin beraber üretebildiği miktarın 15 katını yalnız başına Çin üretebilir durumdadır çünkü bir midyenin içinde birden fazla inci yetiştirilebilir bu da tek seferde bir çok inci demektir. Ve bu incilerin her birinin çapı 4 ila 11 mm'dir. Bu kadar yüksek miktarda Tatlı Su incisi üretilebilmesi bu kalitedeki incinin diğer kalitedeki kültür incilerine kıyasla çok daha makul fiyatlarda pazarlanmasını sağlar.
Öncesi ve devamı yukarıdaki linkte.
Tatlı su incisi diye bir şey varmış anlaşılar.
Tatlı su incisi diye bir şey varmış anlaşılar.
Belki, bunu biliyoruz zaten. Tatlı suda inci çıkmıyor ama yetiştirilebiliyor.
Bunu birkaç kez belirtmiştim. İşte o yazılardan biri:
Ayetlerde tatlı suyu olan denizle, hararetlerin giderildiği yazılıdır. Tuzlu suyu olan denizin ise acı olduğu. Ama her ikisinde de inci ve mercanların olduğu.
İnci ve mercanlar tuzlu su ürünleridir. Eğer ayetler bu anlamıyla alındığında tatlı suda da inci ve mercan olması bir çelişkidir. Hadi tatlı suda inci yetiştirildiğini çıkalım ama mercan kesinlikle tatlı suda yetişmez.
Aşağıdaki link- 4 no.lu mesajda kırmızı yazı:
İki Denizin Karışması (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=9578&highlight=denizin+kar%FD%FEmas%FD)
Sen mercandan haber ver!
Tatlı suda mercan yetişir mi?
Google'da böyle bir bilgi bulamadım. Yetişmiyor demek!
19.Birbirleriyle kavuşmak üzere iki denizi salıverdi.
20.İkisi arasında bir engel (berzah) vardır; birbirlerinin sınırını geçmezler.
21.Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
22.İkisinden de inci ve mercan çıkar.
...............................................
Rahman 19 (Suları acı ve tatlı olan) iki denizi salıvermiştir; birbirine kavuşuyorlar
Rahman 20 (Fakat) aralarında bir engel vardır, birbirine geçip karışmıyorlar.
rahman 22 O denizlerin her ikisinden de inci ve mercan çıkar.
Furkân 53 . O, birinin suyu lezzetli ve tatlı, diğerininki tuzlu ve acı olan iki denizi salıverip
aralarına da görünmez bir perde ve karışmalarını önleyici bir engel koyandır.
.................................................. .............
Pante,
Rahman'daki bahsedilen denizler ile Furkan'dakiler aynı denizler miymiş?
Senin alıntıladığın yerde acı ve tatlı bahsi parantez içinde geçiyor ya ondan soruyorum.
Benim baktığım sitede parantez açılmamış.
Neden acaba?
Rahman'daki bahsedilen denizler ile Furkan'dakiler aynı denizler miymiş?
Senin alıntıladığın yerde acı ve tatlı bahsi parantez içinde geçiyor ya ondan soruyorum.
Benim baktığım sitede parantez açılmamış.
Neden acaba?
Rahman/ 19-22.
Merecel bahreyni yeltekıyân --> Akıttı iki denizi karşılaşacak şekilde
Beynehumâ berzehun lâ yebgıyân --> İkisi arasında engel vardır, karışmazlar
Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân --> O halde rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz
Yahrucu min humel lûluu vel mercân --> Çıkar ikisinden inci ve mercan
Furkan-53. Ve huvellezî meracel bahreyni hâzâ azbun furâtun ve hâzâ milhun ucâc, ve ceale beynehumâ, berzehan ve hıcran mahcûrâ
Ve o, iki denizi akıttı ki biri lezzetli ve tatlı, biri tuzlu ve acı. İkisinin arasına karışmalarını önleyen engel koydu.
Her İki surede; iki deniz var, birbirine karşı akıtılıyor ve kavuşturuluyorlar. İkisi arasına bir engel konmuş. Bu nedenle karışmıyorlar.
Sn. Belki siz bu iki deniz arasında bir fark mı görüyorsunuz?
Görüyorsanız, nerede görüyorsunuz?
Sn. Belki siz bu iki deniz arasında bir fark mı görüyorsunuz?
Görüyorsanız, nerede görüyorsunuz?
Kur'an'da aynı konular çeşitli surelerde tekrarlar halinde verilmiştir.
Bu tekrarların birbirinden farklı konular olduğunu iddia edebilmek için somut bir kanıt koymak gerekir. Aksi halde tekrarlanan ayetlerin açıklaması mümkün olmaz, içinden çıkılmaz hale gelir.
Örneğin, Naktullah yani, Allah'ın devesi konusu Kur'an'da Araf, Hud, Şuara, Kamer ve Neml surelerinde geçer.
Eğer bu surelerden birini ele almazsanız konuyu tam olarak ortaya koyamazsınız.
Neml suresinde Allah'ın devesi hiç geçmiyor. Neml suresini okuyan Semud kavminin 9'lu çete yüzünden helak edildiğini sanır. Sebebini de Salih'e suikast düzenlemek olarak anlar. Halbuki helak'ın sebebi devenin öldürülmesidir.
Bunun için de Neml suresini diğer surelerle birlikte ele almak gerekir.
http://pante.blogcu.com/camel-of-god_31586411.html
Aynı durum Rahman ve Furkan suresinde bahsedilen iki denizin birbirine karışması konusunda da geçerlidir.
Sayın Pante,
İçerisinde pek çok hata bulabiliriz belki ama bu konuda Kuran'da bir yanlışlık bulunduğunu zannetmiyorum. Aslında genel olarak bir yanlışlık bulunduğunu zannetmiyorum.
Sanırım asıl bahsetmek istediği şeyin ne olduğunu çözerek gerçek yanıta ulaşabiliriz.
Kuran'daki konuların günümüz bilimiyle değil, arkeoloji buluntularıyla karşılaştırılması gerektiğini savunuyorum.
Sizin yaptığınızın da savunduğunuz şeyle zıt olduğunu düşünüyorum.
Kuran Tanrı kelamı değildir diyorsanız fikrinizi şu andaki bilgilerimizle karşılaştırmalar yaparak kabul ettiremezsiniz.
Her zaman diyecekleri laf hazır "bilim ilerde keşfedecektir" "haklı olduğumuz ortaya çıkacaktır" vs vs
Sizin din dediğiniz inanışlar bakın nereden kaynaklanıyor diye kaynaklarını sunabilirsek, işte o zaman bir fark yaratabiliriz.
Örneğin, deniz diye bahsedilenler aslında bizim bildiğimiz anlamda deniz olmayabilir. Sonuçta aynı Rahman suresinde insanı pişmiş çamurdan, cinleri dumansız ateşten yarattığını söylüyor.
Bunun öyle olmadığını nasıl ispatlayacaksın inanan kişiye. Sen binlerce bilimsel döküman koy önüne yine diyecekleri belli.
Oysa deniz denilen şeyin aslı budur, çamurdan yaratma şuna dayanır, cinler ise aslında falandır diye arkeolojik kanıtlar ortaya konulabilirse bence sonuç farklı olacaktır.
Yanlışlık bulunduğunu zannetmiyorum lafıyla kastettiğim de bu. O neyi söylemek istiyorsa söylüyor zaten. Fakat biz onu başka kefelere koymaya çalışıyoruz. Neden onu 1500 yıl öncesinin inanç sistemine ışık tutan ve böylelikle çok daha öncesinin izlerini taşıyan bir kitap gibi ele alıp araştırmayalım ki?
Ne dersin?
Ne dersin?
Bu konuda düşüncemi daha önce belirttim. Tekrarlayayım.
"İki denizin birbirine karışması" mecazi anlam içermektedir. Elmalılı bunu tefsirinde izah eder. Ama mecazi anlamı reddedip ayetlerin bir mucize olduğunu ileri sürenlere karşı yanıtım: "Ayetler mecazi değilse çelişki içermektedir." şeklindedir.
Yani, sonuç olarak ya ayetlerin mecazi olduğu kabullenilmeli ya da tatlı suda mercan yetişmeyeceğinden dolayı çelişki içerdiği göze alınmalıdır.
Ben mecazi bir anlatımdır demiyorum. Farklı bir olguyu anlatmaktadır diyorum.
Bizim bilmediğimiz fakat araştırarak öğrenebileceğimiz, eskilerde kalmış bir adeti mesela!
Ben mecazi bir anlatımdır demiyorum. Farklı bir olguyu anlatmaktadır diyorum.
Bizim bilmediğimiz fakat araştırarak öğrenebileceğimiz, eskilerde kalmış bir adeti mesela!
Olabilir. Neden olmasın.
"Apaçık" ve evrensel olduğu iddialarını bir kenara bırakırsan tabi.
Oysa deniz denilen şeyin aslı budur, çamurdan yaratma şuna dayanır, cinler ise aslında falandır diye arkeolojik kanıtlar ortaya konulabilirse bence sonuç farklı olacaktır.
Bu dediğiniz zaten yapılıyor.
A.
Pante,
Bu noktada aynı kanıya varabildiğimize çok sevindim. Zaten evrensellik iddiası biraz çürük, sonuçta çok farklı inanışlara sahip başka coğrafyalar var. Mesela her kavme peygamber gönderilmiştir iddiası var. Oysa ortadoğu kökenli olmayan dinlerde çok farklı öğelere rastlayabiliyoruz. Bozulmuşluk ve değiştirilmişlik iddiası da biryere kadar taraftar toplar.
azınlık,
Evet, farkındayım. Zaten amacım ilgiyi o noktaya çekmek.
al bundy
02-05-2009, 00:04
Öncelikle herkese merhaba.İki gün boyunca aralıklarla 69 sayfanın tamamını okuyarak bitirdim.Pante'yi dikkati(özellikle çelişkideki anlamları ve arapça yazılışları) ,araştırması(birden fazla tefsir,meal,hatta gerektiğinde Bhavişya Purana için Hint kaynaklarını bile sorgulaması),sabrı(ilk mesajı 11-12-2006;son mesajı bugün),sorgulayıcılığı ve daha önemlisi üslubu nedeniyle tebrik ediyorum.Ayrıca böyle bir başlık actığı ve gerçekten çok fazla sayıda iddia ve çelişkiyi(çoğu yanıtlanamayan) ortaya attığı için kendisine çok teşekkür ediyorum.
Öncelikle kendimden başlamak istiyorum.Ben 19 yaşındayım ve kendimi agnostik bir deist olarak görüyorum.Bu yaşıma kadar sünni bir müslüman olarak yetiştirildim.Ailem ve çevrem çok saygılıydı ve kendimi hep özgür hissettim.Hayatımda en fazla 8-10 kere namaz kılmışımdır(çoğu bayramlarda olmak üzere),genelde oruç tutmaya özen gösterirdim.Hiç bir zaman cemaatler veya dini bir sapmam ya da o tarz yerlerde oturma veya bulunma durumum veya birini beni islam islama veya ateizme karşı teşvük etme durumu olmadı.Din konusunda gerçekten meraklıydım.11-12 yaşlarındayken dini kitaplar,ansiklopediler okurdum.Özellikle peygamberlerin tarihi,muczeleri ve toplumlarla olan ilişkileri beni çok cezbediyordu ve okudukça okuyasyım geliyordu.Fakat her şey Kuran'ı okumamla başladı.Kuran'ı okumamdan önce herkes gibi cennet,ahiret nasıl bir yerdir,Allah bizi niye yarattı,sonusuza kadar yanmak nası birşeydir vb. çoğu kişide olan soruları kendime sorar dururdum.Fakat daha geniş ve farklı sorular ve bakış açılarını Kuran'ın sayesinde yakaladım.
Benim şahsi görüşüm Türkiye'de en doğru değil fakat en düzgün ve insancıl islamın yaşandığı yönünde.(Zaten daha önce bu konuda Pante veya başka bir arkadaş bahsetmişti) dini kanallarda ahzab 50,maide 51 gibi surelerden hiçbir zaman bahsedildiğini duymadım.İşte bu olgu tüm Türkiye'de vardır.Biz Türkler olarak İslamı farklı yaşarız.Elbette hiçbir iş yapmayıp Allah'a dua etme,her türlü içip domuz yememe gibi garip ve olumsuz özelliklerimiz olsa da biz genel olarak Kuran ve islamın hep iyi tarafına bakarız.Açıklayacak olursak:bize ailemiz,büyüklerimiz ve çevremiz tarafından "temizlik imandan gelir","cennet anaların ayakları altındadır","Allah herkesin gönlüne göre verir",Hz.Hamza'yı öldüren Vahşi'nin hakkında peygamberin "Miracda, Hamza ile Vahşî’yi kolkola, birlikte cennete girerlerken görmüştüm!" sözü,oruç ve açların halinden anlama,zekat vb. sözler ve uygulamalar çerçevesinde yetiştirildik.Ama hiç bir zaman ifk ve safvan olayı,hz.ayşenin evlenme yaşı,cemel olayı,Kuran'daki Ahzab 37,50;Nisa 23,24;Maide 38 vb. olay ve surelerden haberdar edilmedik.Tabii bu durumu Atatürk,dinimizdeki Şamanizm etkisi,aile ortamı,Kuran'ın arapça olması ve arapça okunmasının daha çok sevap olduğu gibi etkenler bunda etkilidir.Bu yüzden kişisel merak ve internet gibi devrim niteliğinde bir olay olmayınca bir ikişinin müslümanlıktan çıkması biraz zor görünüyor.
Hoş geldin al bundy,
Married with Children dizisini ben de severim.
Bu 11-12'li yaşlarda ne varsa aynen senin gibi dine en çok o yaşlarda düşkündüm. 1000 küsur sayfalık Delail'i Hayrat Şerhi'ni o kadarcık bir çocukken okumuştum. O kitap ki dinin tüm masalsı öğelerini ta Allah tek başınaykenden itibaren anlatır.
Evet, güzellikleri görmeye kalktığında elbette bir çok gönül çelici şey bulabiliriz İslam'da. Fakat bu gözümüzü kör etmemeli. Şekerle kaplanmış olsa da altındaki çelişkiyi teşhis edebilmeliyiz.
Doğruyu bulma ümidi içinde aramaya devam...
al bundy
02-05-2009, 01:24
Baya uzun bir yazı yazmıştım fakat bilgisayar restart attığı için yalan oldu.Aynı yazıyı biraz daha genişletip Muhammet hakkında bir eleştiri yapmayı düşünüyorum.
Sormak istediğim bir şey var.Muhammet'e vahiy nasıl geliyor?Yanında kimler oluyor?Ne kadar sürede dağda kalıyor?Bunları katiplere nerede ve nasıl ezberletiyor?Bunları ne zaman yazıya geçiriyorlar?
Bunun dışında bu konuda da yazılmış olan Hz.Osman'ın sureleri değiştirmiş olduğu olayı.Bu olayın gelişimi ne şekilde oldu?1)National Geographic'te izlemiş olduğum bir belgeselde ilk Kuran'ın patates çuvalı ve ceylan(veya geyik olabilir) derisine yazıldığını ve noktalama işaretlerinin olmadığını öğrenmiştim.Galiba bu noktalama işaretleri kelimelerin ve cümlelerin anlamlarını değiştirebiliyorlarmış.2)Başka bir yerde de başörtüsü olayındaki tartışmanın da bu noktalama işaretlerinin yerlerinin bilinememesi yüzünden tam olarak bir karar verilemeyeceği yazıyordu.Bu iki iddia ne kadar doğrudur?
al bundy
02-05-2009, 16:22
Bugün National Georgraphic Channel kanalında az önce biten " İNCİL`İN GÖMÜLÜ SIRLARI" adlı programda Tevrat'ın hikayesi anlatıldı.Özellikle tek tanrılı dinlerin doğuşu ve Tevrat ile ilgili çok önemli bilgiler herkesin ilgisini çekecektir.Programın tekrarı bu gece saat 1'de yayımlanıyor.
Özellikle müslüman arkadaşların izlemesini şiddetle tavsiye ediyorum.
Programın tekrarları bu gece saat 1 de ve yarın saat 16'da.
Yukarıdaki mesajda yazdığım gibi televizyon bölümünde de yazmıştım.Yaklaşık iki saatlik belgeselde birçok konuya değiniliyor.Özellikle Tevrat'ın bölümlerinin nasıl yazıldığı;ilk İsrail adının nerede geçtiği;İsrail devletinin nasıl ve kimlerden kurulduğu;ilk İsraillilerin neler ve nasıl taptığı;kutsal kitaplarda geçen hikayelere ait en eski somut bilgi ve nesnelerin;tek Tanrı inancının nerede ve nasıl doğduğu hakkında çok ilginç ve faydalı bilgiler öğreneceğinizi umuyorum.
Başta müslüman arkadaşlar olmak üzere herkesin izlemesini istiyorum.Pante ve diğer arkadaşların da ilgilerini çekeceğini umuyorum.Eğer bu konularda gerçekten meraklıysanız elinize kağıt kalem alıp not tutmanızı tavsiye ederim.
Baya uzun bir yazı yazmıştım fakat bilgisayar restart attığı için yalan oldu.Aynı yazıyı biraz daha genişletip Muhammet hakkında bir eleştiri yapmayı düşünüyorum.
Sormak istediğim bir şey var.Muhammet'e vahiy nasıl geliyor?Yanında kimler oluyor?Ne kadar sürede dağda kalıyor?Bunları katiplere nerede ve nasıl ezberletiyor?Bunları ne zaman yazıya geçiriyorlar?
Bunun dışında bu konuda da yazılmış olan Hz.Osman'ın sureleri değiştirmiş olduğu olayı.Bu olayın gelişimi ne şekilde oldu?1)National Geographic'te izlemiş olduğum bir belgeselde ilk Kuran'ın patates çuvalı ve ceylan(veya geyik olabilir) derisine yazıldığını ve noktalama işaretlerinin olmadığını öğrenmiştim.Galiba bu noktalama işaretleri kelimelerin ve cümlelerin anlamlarını değiştirebiliyorlarmış.2)Başka bir yerde de başörtüsü olayındaki tartışmanın da bu noktalama işaretlerinin yerlerinin bilinememesi yüzünden tam olarak bir karar verilemeyeceği yazıyordu.Bu iki iddia ne kadar doğrudur?
vahyin geldigi lokasyonların deniz seviyesinden oldukça yuksek rakımlı
olması oksijen seviyesi ile beyin kimyası arasındaki baglantıyı teknik
açıdan yorumlamaya zorluyor
bir ipucu sayarak sitedeki uzman arkadaşların görüşlerine başvurmak
daha mantıklı olur kanaatindeyim
yucemanitu
04-05-2009, 13:36
Kuran'da Allah 200 küsür kere yemin eder. Kalem suresi 14. ayette de şöyle der:
"yemin edip duran, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan söz taşıyan, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günaha dadanmış, kaba saba; bütün bunların ötesinde bir de soysuz olan kimseye mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme"
al bundy
04-05-2009, 16:30
693 no'lu mesajıma hala bir cevap alamadım.Hadislerde bununla ilgili bilgi olup olmadığını da bilmiyorum,acaba var mıdır?
al bundy, sorularına şu anda ancak link vererek yardımcı olabilirim.
Sormak istediğim bir şey var.Muhammet'e vahiy nasıl geliyor?Yanında kimler oluyor?Ne kadar sürede dağda kalıyor?Bunları katiplere nerede ve nasıl ezberletiyor?Bunları ne zaman yazıya geçiriyorlar?
Vahyin Geliş Şekilleri (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=2563&highlight=d%FDhye%2C+vahiy)
http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&aid=2124
Bunun dışında bu konuda da yazılmış olan Hz.Osman'ın sureleri değiştirmiş olduğu olayı.Bu olayın gelişimi ne şekilde oldu?1)National Geographic'te izlemiş olduğum bir belgeselde ilk Kuran'ın patates çuvalı ve ceylan(veya geyik olabilir) derisine yazıldığını ve noktalama işaretlerinin olmadığını öğrenmiştim.Galiba bu noktalama işaretleri kelimelerin ve cümlelerin anlamlarını değiştirebiliyorlarmış.2)Başka bir yerde de başörtüsü olayındaki tartışmanın da bu noktalama işaretlerinin yerlerinin bilinememesi yüzünden tam olarak bir karar verilemeyeceği yazıyordu.Bu iki iddia ne kadar doğrudur?
Kur'an'ın Aslı Yakıldı mı? (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=6630&highlight=orijinal%2C+osman)
http://www.deizm.net/islamiyet/508-kuran%FDn-orjinali-yok.html
yucemanitu
13-05-2009, 22:35
Allah Kuran'da insanı yeryüzünde yaratacağını söylüyor:
Hani Rabbin, Meleklere: "Muhakkak ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim" demişti. Onlar da: "Biz seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin?" dediler. (Allah:) "Şüphesiz sizin bilmediğinizi ben bilirim" dedi. (BAKARA SURESİ / 30)
ama Cennet'te yaratıyor ve yasak meyvayı yiyince dünyaya kovuyor.
Aşağıdaki olayı kim anlatıyor olabilir:
Allah, “Ey İblis! Saygı ile eğilenlerle beraber olmamandaki maksadın ne?” dedi.
İblis dedi ki: “Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş balçıktan yarattığın insan için saygı ile eğilemem.”
Allah, “Öyleyse çık oradan, çünkü sen kovuldun. Şüphesiz hesap gününe kadar lânet senin üzerinedir” dedi.
İblis: “Rabbim! Öyle ise onların tekrar diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver” dedi.
Allah da, "O hâlde, sen vakti (yalnızca benim tarafımdan) bilinen güne (kıyamete) kadar mühlet verilenlerdensin" dedi.
İblis, “Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, içlerinde ihlâsa erdirilmiş kulların hariç, onların hepsini azdıracağım” dedi.
Allah, “İşte bu bana ulaştıran dosdoğru yoldur. Azgınlardan sana uyanlar dışında, kullarım üzerinde senin hiçbir hâkimiyetin yoktur” dedi.
(Hicr/ 32-42)
Dış ses olabilir mi ?
Gaipten gelen ses gibi mi?
Yoksa Selman-ı Farisi gibi, Yaiş, Bel'am gibilerinin sesleri mi? :)
Yoksa Selman-ı Farisi gibi, Yaiş, Bel'am gibilerinin sesleri mi? Kopya vermek yok sevgili pante.
Altın mı Gümüş mü?
Hac-23. Şüphesiz, Allah iman edip salih ameller işleyenleri içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacak, orada altından bileziklerle, incilerle süsleneceklerdir. Oradaki giysileri ise ipektir.
Insan-21. Üstlerinde ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler vardır. Gümüş bileziklerle süsleneceklerdir. Rableri onlara tertemiz bir içecek içirecektir.
a) hem altın, hem gümüş. iki adet bilekleri olacak ne de olsa.
b) altın olması daha muhtemel. bu dünyada haram olan ne varsa öte tarafta serbest.
c) elbiselerin ipekten olmasını anladım da niye YEŞİL? Arap çöllerinde az rastlanan bir renk olduğundan mı ki?
:typing:
a) hem altın, hem gümüş. iki adet bilekleri olacak ne de olsa.
Bence gümüşü neshetmiş, altın yapmış.
Muhammed hazretleri değişimi seviyormuş. İsimleri değiştiriyor, ayetlerde yazdığı hükümleri değiştiriyor, rejimleri değiştiriyor, dinleri değiştiriyor. Hatta Meryem'in annesini, İbrahim'in babasını değiştiriyor. Önce gümüş demiş ama sonra altın da karar kılmış görünüyor.
b) altın olması daha muhtemel. bu dünyada haram olan ne varsa öte tarafta serbest.
Evet. Aynen öyle. Bu dünyada altını yasaklamış, şarabı, ipeği yasaklamış ama cennette serbest. Demekki cennetlik şeylerin dünyada kullanılmasını doğru bulmamış. Ya da erişilemeyenleri cennete ayırmış diyelim, böylesi daha doğru.
c) elbiselerin ipekten olmasını anladım da niye YEŞİL? Arap çöllerinde az rastlanan bir renk olduğundan mı ki?
İslam'ın rengi yeşildir. Büyük olasılıkla söylediğin gibi. Yeşile hasretlik var.
:)
Tanrının farklı dinler göndermesi başlı başına bir çelişki.
demir_tunc
12-07-2009, 12:11
KURANDA ÇELİŞKİ YOKTUR. DURSUNCULARDA DEMOGOJİ VARDIR.
Ordaki arkadaş çoğunu açıklamış saptırmalarınızı. ben de foyanızı meydana çıkarmak açısından birkaç tanesini açıklıyım.
1- Allah ın bir günü 1000 dünya yılına *eşit olduğu (22:47,32:5) ve dünyadan Allah katına varış süresinin 50 bin yıl olduğu, (70:4)
(burada bir çelişki yoktur. Birinde Allah katında bir gün (arapça devre demektir.) bizim 1000 yılımız gibidir. diğerinde de meleklerin Allah katına bizim 50.000 yılımıza eşit olan 1 günde (yani devrede) çıktığı belirtilir.
2-Ölürken ruhu ölüm melekleri alır (Allah ın izniyle) görünürde (zahirinde) herşeyi insanlar yapar. Ama aslında (batınında) attığımız taşı dahi biz atmayız Allah atar.
Onları siz öldürmediniz, ama onları Allah öldürdü; attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı. Mü'minleri kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için (yaptı.) Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir.(8/17)
3-6 Günde yaratılış
Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden Allah'tır. Gündüzü, durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten, güneşe, aya ve yıldızlara kendi buyruğuyla baş eğdirendir. Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O'nundur. Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir.(7/54)
6 GÜNDÜR
De ki: "Gerçekten siz mi yeri iki günde yaratanı inkâr ediyor ve O'na birtakım eşler kılıyorsunuz? O, alemlerin Rabbidir."
Orda (yerde) onun üstünde sarsılmaz dağlar var etti, onda bereketler yarattı ve isteyip-arayanlar için eşit olmak üzere ordaki rızıkları dört günde takdir etti.
(BU AYETTE YERDEKİ RIZIKLARIN YARATILMASI ANLATILIYOR. YERİN YARATILMASI DEĞİL. O YÜZDEN HESAP OLARAK DİĞERLERİNE EKLEYEMZSİN.)
Sonra, duman halinde olan göğe yöneldi; böylece ona ve yere dedi ki: "İsteyerek veya istemeyerek gelin." İkisi de: "İsteyerek (İtaat ederek) geldik" dediler.
Böylece onları iki gün içinde yedi gök olarak tamamladı ve her bir göğe emrini vahyetti. Biz dünya göğünü de kandillerle süsleyip-donattık ve bir koruma (altına aldık). İşte bu, üstün ve güçlü olan, bilen (Allah)'ın takdiridir.
4-iLK Önce yer yaratılmıştır. sonra atmosfer yaratılmıştır. sonra da yer yayılıp döşenmiştir. burdada bir Kuran mucizesi var. 1400 sene önce bir insan yerin ilk başta yaratılıp sonra canlılık için atmosferin yaratılması (ayetteki gibi 7 kat gök yani atmosfer) atmosfer yaratıldıktan sonra yerin canlılıkla bitkilerle hayvanlarla döşenmesi. KURAN MUCİZESİ. ama sana göre çelişki.
Biz o ateşin koruyucularını meleklerden başkasını kılmadık. Ve onların sayısını inkâr edenler için yalnızca bir fitne (konusu) yaptık ki, kendilerine kitap verilenler, kesin bir bilgiyle inansın, iman edenlerin de imanları artsın; kendilerine kitap verilenler ve iman edenler (böylece) kuşkuya kapılmasın. Kalplerinde bir hastalık olanlar ile kafirler de şöyle desin: "Allah, bu örnekle neyi anlatmak istedi?" İşte Allah, dilediğini böyle şaşırtıp-saptırır, dilediğini böyle hidayete erdirir. Rabbinin ordularını kendisinden başka (hiç kimse) bilmez. Bu ise, beşer (insan) için yalnızca bir öğüttür. (74/31)
işte iman edenlerle inkar edenlerin farkı aynı Kuran ı okuyup birinin imanı artarken diğeri anlamayıp inkaryoluna gidiyor.
5- İnsan hepsinde yaratılmıştır. kan pıhtısı değil ayrıca o ayet. "alak=bir yere asılıp tutunan ve ordan besin emen" manasına geliyor. yani rahim duvarına asılıp tutularn embriyoyu iade ediyor. insan vücudunun çok büyük bölümü sudur buna işaret var.
insan vücudundaki tüm maddeler balçık ve toprakta var bu ayette bu mucizevi bilgiliyi veriyor.
6-kimsenin şefaati kabul edilmez. Allah ın sözünden memnun oldukları hariç.
7-Kötülük kişinin kendi elllerinin önden taktim ettileri vesileysiyle Allah tarafından yaratılır.
8-normal konuşmalar olur ama akrabalık bağları konuşulmaz. (nelerle uğraşıyoruz. )
9-ardından kelimesi arapçada farklıdır. şu ateistlerin türkçe mealden yola çıkmaları çok büyük hezeyan zaten.
10-İki ayrı kitap arasında değişiklik olabilir. mesela incilde farklı bildirilen bir hüküm Kuran da farklı olabilir. Kuran değişmez.
HEPSİNİ BU ŞEKİLDE CEVAPLARIM AMA SAÇMALANDIĞI GÖRÜLMESİ İÇİN 10 TANESİNİ YETELİ GÖRÜYORUM.
http://turandursun.blogspot.com/
AT GÖZLÜKLERİNİ ÇIKARMAK İSTEYENLERE İTİNAYLA YARDIMCI OLUNUR. BANA YAZIN.
sn. demir tunç
bu meleklerin seyahat süreleriyle ilgili elimizde güzem bir makale var
yarın gece saat 23,00 radyodan yayınlayacağım bi dinleyiniz lütfen.
abdulKADİR
12-07-2009, 16:31
105.Allah, "Âyetlerim size okunuyordu da siz onları yalanlıyordunuz, değil mi?" der.
106.Onlar da şöyle derler: "Ey Rabbimiz! Biz azgınlığımıza yenik düştük ve sapık bir toplum olduk."
107."Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer (tekrar günaha) dönersek şüphesiz kendimize zulmetmiş oluruz."
108.Allah, "Aşağılık içinde kalın orada, artık benimle konuşmayın!" der.
109.Kullarımdan, "Ey Rabbimiz! Biz inandık, bizi bağışla, bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın" diyen bir grup var idi.
110.Siz ise onlarla alay ediyordunuz. O kadar ki onlar size beni anmayı unutturdu. Onlara hep gülüyordunuz.
111.Sabretmiş olmaları sebebiyle, bugün ben onları mükafatlandırdım. Şüphesiz onlar başarıya erenlerin ta kendileridir.
(Mu'minun- İman edenler Suresi)
KURANDA ÇELİŞKİ YOKTUR. DURSUNCULARDA DEMOGOJİ VARDIR.
Ordaki arkadaş çoğunu açıklamış saptırmalarınızı. ben de foyanızı meydana çıkarmak açısından birkaç tanesini açıklıyım.
Bu başlık altında bol miktarda çelişkiye, yanlışa yer verdik.
Görmek isteyen görür. Bu sitede kimsenin görmemesi, duymaması için gözlerine-kulaklarına perde de çekilmiyor. Sadece bu mühür ve perde meselesi bile başlıbaşına bir çelişkidir görmek isteyene.
Foya için dinler, saptırma ve demagoji için de dinciler doğru adrestir.
1- Allah ın bir günü 1000 dünya yılına *eşit olduğu (22:47,32:5) ve dünyadan Allah katına varış süresinin 50 bin yıl olduğu, (70:4)
(burada bir çelişki yoktur. Birinde Allah katında bir gün (arapça devre demektir.) bizim 1000 yılımız gibidir. diğerinde de meleklerin Allah katına bizim 50.000 yılımıza eşit olan 1 günde (yani devrede) çıktığı belirtilir.
Asıl çelişki, amellerin-işlerin Allah katına bin yılda gitmesiyle, meleklerin ellibin yılda gitmesi arasındadır. Yanıt verirken işlediğiniz bir suçtan Allah'ın bin yıl sonra haberi olmasının ne derece mantıklı olduğunu ve bu işleri Allah'a ulaştıranın meleklerden farklı ve çok daha hızlı varlıklar mı olduğunu düşünürseniz çelişkiyi belki görebilirsiniz. Ama sizde daima verecek bir yanıt bulunur.
(BU AYETTE YERDEKİ RIZIKLARIN YARATILMASI ANLATILIYOR. YERİN YARATILMASI DEĞİL. O YÜZDEN HESAP OLARAK DİĞERLERİNE EKLEYEMZSİN.)
Öyleyse aynı ayetlerde neden 7 göğün 2 günde yaratıldığını yazıyor?
Koca evren 2 günde, ama evrende nokta kadar bile olmayan dünya da 2 günde yaratılıyor, bundan daha büyük çelişki mi olur?
4-iLK Önce yer yaratılmıştır. sonra atmosfer yaratılmıştır. sonra da yer yayılıp döşenmiştir. burdada bir Kuran mucizesi var. 1400 sene önce bir insan yerin ilk başta yaratılıp sonra canlılık için atmosferin yaratılması (ayetteki gibi 7 kat gök yani atmosfer) atmosfer yaratıldıktan sonra yerin canlılıkla bitkilerle hayvanlarla döşenmesi. KURAN MUCİZESİ. ama sana göre çelişki.
7 kat gök evren değil de atmosfer ise, en yakın göğün yıldızlarla kaplı oluşunu nasıl açıklayacaksınız?
7 kat gök atmosfer ise, evreni yaratması, ayı, güneşi, yıldızları yaratması nerede?
7 kat göğün atmosfer olduğunu öne sürmek göz göre göre demagoji yapmak değil midir?
5- İnsan hepsinde yaratılmıştır. kan pıhtısı değil ayrıca o ayet. "alak=bir yere asılıp tutunan ve ordan besin emen" manasına geliyor. yani rahim duvarına asılıp tutularn embriyoyu iade ediyor. insan vücudunun çok büyük bölümü sudur buna işaret var.
insan vücudundaki tüm maddeler balçık ve toprakta var bu ayette bu mucizevi bilgiliyi veriyor.
6-kimsenin şefaati kabul edilmez. Allah ın sözünden memnun oldukları hariç.
7-Kötülük kişinin kendi elllerinin önden taktim ettileri vesileysiyle Allah tarafından yaratılır.
8-normal konuşmalar olur ama akrabalık bağları konuşulmaz. (nelerle uğraşıyoruz. )
9-ardından kelimesi arapçada farklıdır. şu ateistlerin türkçe mealden yola çıkmaları çok büyük hezeyan zaten.
10-İki ayrı kitap arasında değişiklik olabilir. mesela incilde farklı bildirilen bir hüküm Kuran da farklı olabilir. Kuran değişmez.
HEPSİNİ BU ŞEKİLDE CEVAPLARIM AMA SAÇMALANDIĞI GÖRÜLMESİ İÇİN 10 TANESİNİ YETELİ GÖRÜYORUM.
Şimdi bu yazdıkların yanıt mı oluyor? Güldürmeyin insanı.
Ciddi bulduklarımı yanıtladım. Saçmalıklara ise ayıracak zamanım yok.
Daha tutarlı, daha akılcı yanıtlar vermekten acizseniz, bırakın da ehil olanlar yanıtlasın, gülünç olmayın.
Asıl çelişki, amellerin-işlerin Allah katına bin yılda gitmesiyle, meleklerin ellibin yılda gitmesi arasındadır. Yanıt verirken işlediğiniz bir suçtan Allah'ın bin yıl sonra haberi olmasının ne derece mantıklı olduğunu ve bu işleri Allah'a ulaştıranın meleklerden farklı ve çok daha hızlı varlıklar mı olduğunu düşünürseniz çelişkiyi belki görebilirsiniz.
Sargon'un cafe de açtığı başlıkta da dikkatimi çekmişti bu Allah katına ellibin yılda ulaşma konusu. İslamiyetin ilk tebliğ yıllarında şüpheciler çoğunlukta olsa gerek, bayağı bir direnç göstermişlerdir diye düşündüm Allahı görmek için! öyle ya peygamber onun katına çıkıp görüşme yapabiliyor, biz de görmek istiyoruz diye ısrarda bulunamazlar mı! peygamber de kendince böyle bir zaman mesafesi koymuş olmalı, ne yapsaydı gelin sizi Allah ile görüştüreyim mi diyecekti:)
Sargon'un cafe de açtığı başlıkta da dikkatimi çekmişti bu Allah katına ellibin yılda ulaşma konusu. İslamiyetin ilk tebliğ yıllarında şüpheciler çoğunlukta olsa gerek, bayağı bir direnç göstermişlerdir diye düşündüm Allahı görmek için! öyle ya peygamber onun katına çıkıp görüşme yapabiliyor, biz de görmek istiyoruz diye ısrarda bulunamazlar mı! peygamber de kendince böyle bir zaman mesafesi koymuş olmalı, ne yapsaydı gelin sizi Allah ile görüştüreyim mi diyecekti
Miraç hadisinde Muhammed hazretlerinin Cebrail rehberliğinde Burak'la Allah katına yaptığı ziyaretin müddeti yatağının soğumayacağı kadar kısa bir süre olarak belirtilir. Ama aynı Cebrail ve melekler için, Allah katına olan ulaşım ellibin yıldır Kur'an'da. Bu da, İslam inancı ile Kur'an'ın bir çelişkisidir.
Evet Sevgili dostlar;
Foruma su saat itibariyle uye oldum(03:00 A.M.),henuz aktivasyon gerceklesmedigi icin foruma yazamiyor;actigim txt dosyasi
icine naklediyorum parmaklarima suzulenleri...
Oncelikle boyle bir baslik acip;uzun okuma ve arastirmalarinizla gercegi ortaya cikarma cabaniz beni etkiledi.
Mevcut karanlikta daha fazla aydinlik olusmasi icin mum,kandil ve fenerlerinizle;ayri gorunseniz dahi bir
arada olmaniz guzel.
Ve "Kutsal (!) Kitaplardaki Çelişkiler" basligi altindaki tartismalarin en cok,son kitap varsayilan Kur'an
(okunan-kıraat edilen) uzerine yogunlasmasi gayet dogal.2006 Aralik'tan beri forumda 713 mesajla 72 sayfa alan kaplamis
bir cok celiski ornegi verilmis.Herhalde daha fazlasi verilecek celiski ornekleri de 114 sure(1+1+4=6) icersindeki 6666
ayet'den(6+6+6+6=24=>2+4=6) olusan fenomenin inkari icin yeterli olamayacaktir.
Bu derece arastirmaci ve dusunur yapida bulunan insanlarin Kur'an uzerine yazdiklarinin sadece celiskileri isaret etmekle
sinirli kalmasi beni sasirtti.Halbuki konu Kur'an'in temel mesaji olan Tevhid (Varligin birligi-zeytin) ve Kesret
(Gorunumlerin coklugu,sifatlar-incir,nar) uzerine yogunlasilsa 713 mesaj esnasinda isbat ve celiski hususlarinda yol kat
edilmesi mumkun olabilirdi.
Foruma Hz. Muhammed'in diger kutsal metinlerde ne sekilde belirtildigi arastirmasini yaparken rastladim.
Simdi Kur'an her daim canli ve yururlukte olan bir kitaptir.Burada alintilar yapilan cansiz olan yani kendi kendine okuma yetisi olmayan kitap mushaftir.Mesele mushafta yazili olanda degil;onu okuyanlardadir.
Mushaf Kur'an in kagit uzerinde cesitli mecaz ve sembollerle anlatimidir.Kur'an in gorunen alemdeki yansimasina ise Furkan denir.
Kur'an i okuyabilmek kendini okuyabilmek ve gorebilmek anlamina gelir.Kisi kagitta yazili olanlarin yansimasini kendinde goremedikce Kur'an i okuyabilir olmayacaktir.Bu tipki ulkenin milli marsini okurken duygu ve anlam yogunlugun icersinde olmadan ezberden okumak gibi yavan kalacaktir.
Bir baska ornekle aciklamaya calisirsak istanbul koca bir sehirdir.Herkes bu sehri tasvir ederken kendi hangi pencere,sokak,mahalle,semt,ilce ve ilcelerde yasiyorsa o cercevelerden bu sehri tanimlayacaktir.Kimi saray diyecektir kimi zindan...Kimi gul bahcesi kimi ise bataklik...
Ayetlere gelirsek kutsal metinlerdeki ayetler iki turludur.Bir kismi ic aleme diger kismi dis aleme yoneliktir....İc aleme yonelik olanlar ekseriyetle Mekke'de dis aleme yonelik olanlar ise Medine gelmistir ki toplum hayatini duzenlemeye yoneliktir...Yine ic aleme yonelik olan ayetlerin ornekleri ruhumuzla alakalidir ve evrenseldir...Gorunen aleme dair olan ayetler ise donemseldir,farkli zaman periyodlarina gore degisik yorumlara aciktir,misalleri bedenimizle alakalidir...Mesela bu mesaji yillar oncesinde size dumanla ya da posta guverciniyle iletebilirdim ama bugun buna gerek bulunmamaktadir,internet kanaliyla bu mesaji kolayca iletebilmem mumkun olmaktadir...ama aradan milyonlarca yil gecse de mesajin icerigi ayni kalacak ve degismez olacaktir...degisen tek yol iletim metodudur...
Konuyla ilgili daha fazla arastirma yapmak isteyenler asagida verecegim linklerde karsilasacaklari kitaplari tedarik ederek bu konudaki goru ve bakislarini genisletip derinlestirebilirler.Ya da burada benzeri tartismalar icerisinde kor dovusune devam etmekte israrci da olabilirler,bu bir secim meselesidir...
Esen Kalin,
Yoktur ilah,Allah'tan baska.
http://www.allahvesistemi.org/
http://www.noktaninsonsuzlugu.com/ (http://www.noktaninsonsuzlugu.com/)
Mesele mushafta yazili olanda degil;onu okuyanlardadir.
E heralde yani ...
Doğduğu dakikadan beri kafasına binbir türlü safsata sokulup beyni peynire çevrilmiş adamın okumasıyla bizim okumamız arasında fark, müsadenizle, olur. Mazur göreceksiniz hocam.
Durmak yok, inanmaya devam yani.
A.
Durmak yok, inanmaya devam yani.
Biz de çelişkileri yazmaya devam. :)
Önce sevgili Reha'nın tespitine yer verelim:
Yahya'nın Adı:
İsa'nın müjdeleyicisi olduğu rivayet edilen Yahya hakkında Kuran, Meryem suresinde şöyle diyor:
Meryem 7-Allah: "Ey Zekeriyya, haberin olsun, Biz sana Yahya adında ve bundan önce kendisine hiçbir adaş yapmadığımız bir oğul müjdeliyoruz dedi.
Demek, Kuran'a, Muhammede göre, Yahya peygamberinin adı ilk defa ona verildi, daha önce bu adı taşıyan kimse yokmuş.
Halbuki, Tevrat ve İncile baktığımız zaman, onun ne kadar yanlış olduğunu göreceğiz. Yahya yahudi halkından idi. Onlar da tabii ki, kişilere Arapça değil, ama kendi diline uygun adlar verirdiler. 'Yahya' adı Arapçadır, o adın asıl hali ise, Yahudilerin dilinde "Yohanan", ya da İncilin kullandığı Grekçe dilinde "Yohanes"dir
Yahya'nın babası olan Zekeriya ona hesapta "Cebrail"in buyruğuyla Yahya (yani, Yohanan) adını verdi.
İncil/ Luk.1: 13 Melek, "Korkma, Zekeriya" dedi, "Duan kabul edildi. Karın Elizabet sana bir oğul doğuracak, adını Yahya koyacaksın.
Burada orjinal dilde "Yahya" için 'Yohanan' adı kullanılıyor, Yahya'nın asıl adı oydu. Tevrata baktığımız zaman, orada 23 ayet içinde tam 12 kişinin bu adı taşıdığını okuyoruz:
http://www.kutsalkitap.com/kkitap/?
Yahya'nın adının konması konusunda İncil'de şu ayet geçer:
Luk.1: 61 Ona, "Akrabaların arasında bu adı taşıyan kimse yok ki" dediler.
Muhtemelen Muhammed hazretleri bu ayeti "Soyunda, ecdadında Yahya ismi yok ki" şeklinde duyduğundan yanlışa sürüklenmiş olabilir.
Yahya'nın adı tespitini okurken Allah gözümüzü açtı ve dikkatimizi Zekeriya üzerine çevirdi: :)
Hangi Zekeriya?
Kur'an'da adı geçen peygamberlerden biri de Zekeriya olup Yahya peygamberin babası olarak anlatılır. İslam'da da böyle kabul görür ve peygamberler tarihinde de böyle anlatılır.
Ama İncil'e ve Hristiyanlığa göre Zekeriya bir peygamber değil, bir azizdir.
Fakat Eski Ahid'de geçen Hristiyanların ve Musevilerin inandığı bir başka Zekeriya vardır ki peygamber olarak onu kabul ederler.
http://www.kutsalkitap.com/kkitap/?b=38
Tevrat'taki Zekeriya peygamber Darius krallığı zamanında yaşamış.
Yani, MÖ.6. yüzyılda.
Yahya'nın babası ise MÖ 1. yüzyılda. Arada 5 asır fark var.
Museviler Yahya'yı da, Yahya'nın babası Zekeriya'yı da tanımaz, kabul etmezler. Hristiyanlar, Yahya'ya peygamber olarak inanır ama babasını peygamber olarak görmez. Onlar da MÖ. 6. yüzyılda yaşamış olan Zekeriya'ya peygamber olarak inanır.
Anlaşılan Muhammed hazretlerinin öğretmenleri bu detayları aktarmamışlar. Ya da bunca yoğun konular içinde Meryem gibi, Zekeriya gibi şahsiyetler birbirine karıştırılmış.
Süleyman Ateş'in yorumsuz kabulü:
http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?Newsid=179359&Categoryid=4&wid=31
Alchindus
10-09-2009, 08:26
Efendim hangi Zekeriya sorusu yersiz ve geçersizdir!
Kuranda anılan zekeriyanın kim olduğu bellidir anlatım sarihdir. Tevratta daha eski bir zekeriya olması buna helal getirmez!
Birde ehli kitabın peygamber anlayışı ile islamın peygamber anlayışı çok örtüşmez misalen yahudiler haruna musaya dahi müzlümanların anladığı mana ile bakmazlar! Hıristiyanlarda durum çok daha farklıdır heleki iskenderiye konsili sonrası vahyi isanın vucudu olarak telakki etmeye başlamalarıyla!
Kuran bunları hep tashih etmiştir! Cebrail ile konuşan zata peygamber gözü ile bakmaları hıristiyanların sorunudur :) Efendim birde şu öğretmenler bahsini ikinci kez görüyorum burada yapmayınız etmeyiniz! Hem öğretildi diyeceksiniz sonra da yanlış öğretildi üstelik karışmış bir zekeriyada yok!
Efendim kendi kendinize hiç sormazmısınız ki bu öğretmenler kim olduklarıda meçhul ya bu denli bilgili insanlarsa kendileri niçün tarihe mal olamamışlar onları niçün tanımıyorum niçün onlar bir dinle dava ile insanların karşısına çıkamamışlardır!
Bu sözler ilk dönem cehl içindeki hıristiyan teologların uydurmalarıdır taa john of damascuslara kadar dayanır bunların tekrarlayıcısı olmamak lazım!
Ayrıca süleyman ateşin yorumsuz kabulü ne demektir onuda anlayamadım doğrusu!
Gerçeğe sadakat şart.
Efendim hangi Zekeriya sorusu yersiz ve geçersizdir!
Neden?
Çünkü Allah 1000 yıl boyunca peygamber olarak tanınmış, inanılmış Zekeriya yerine, 700 yıl boyunca sadece bir aziz olarak bilinen Zekeriya'nın peygamber olduğunu yazdırmıştır, öyle mi?
Neden?
Daha önceki toplumlar niçin yanıltıldılar öyleyse?
Bir düzeltme var ise, bu neden belirtilmemiştir Kur'an'da?
Yahudi ve Hristiyanlara neden "Sizin peygamber olarak inandığınız Zekeriya peygamber değildir. Asıl peygamber, Yahya'nın babası Zekeriya'dır." denmemiştir?
Bu farklılık tespit edilince, adı tashih oluyor ya da "önceki kitaplar tahrif olmuş" oluyor.
Bu kadar basit mi?
Allah'ın önceki kitaplarının sayısız bilgisinin tahrif edildiğini iddia etmek, Allah'ı aciz durumuna düşürmek değil mi?
Halbuki o Allah değil mi kitaplarında" Allah'ın kelimelerini değiştirmeye kimsenin gücü yetmez" diyen?
Alchindus, bu konuda sana ana sayfadaki "Tahrifat İddialarının Asılsızlığı" köşe yazısını okumanı öneririm.
Süleyman Ateş'e gelince, evet yazısı yorumsuzdur ve yanlıştır. İbrani tarihinde bir tek Zekeriya vardır. O da 6. yüzyılda yaşamış Zekeriya peygamber.
Diğer Zekeriya İbrani tarihinin değil, Hristiyan tarihinin Zekeriya'sıdır. Onun için Tevrat'ta ya da Eski Ahid'de diyememiş, İbrani tarihinde demiştir ama yine yanlışa düşmüştür. Halbuki;
"Kur'an'dan önceki kutsal kitaplarda 2 Zekeriya vardır. Biri Tevrat'ta, diğeri İncil'de. Kur'an İncil'deki Zekeriya'nın peygamber olduğunu yazar." demeliydi.
Ama ne hikmetse İncil'deki Zekeriya'yı Hristiyanlar bile peygamber olarak görmez. Bunları bilen Ateş de konuyu detaylandırmadan ve yorum yapmadan kısa ve yanlış bilgiyle geçiştirmiştir.
Alchindus
10-09-2009, 22:03
Efendim ben sizin iddianızı veyahut itirazınızı tam olarak anlayamadım!
İddianız kuran zekeriyaları karıştırdı ise bu yersiz olmanın ötesinde gülünçtür çünkü kuranda anlatılan zekeriya öyle sarihtirki sizin söz ettiğiniz zekeriya kişiliği karışmayacak kadar belirgindir!
Geç yaşında çocuğu olması meryem ve isa ile münasebet birde bu kişilik ile incildeki anlatımda örtüşmektedir!
Siz eğer ehli kitap neden müslümanların tanıdığı gibi tanımıyor zekeriayı itirazında iseniz bu itirazın yöneltileceği yer onlardır kuran değil :) Melekler ile konuşan kişiye elçi demiyorlarsa o onların sorunudur! Kuran olanı olduğu gibi nanklederek bu yanlışları tashih etmiştir.
Beyefendi daha önceki toplumlar niçin yanıltıldılar ne demektir! Kim yanıltmış eski toplumları! Gönderilmiş bir elçiye iman edilmediyse veyahut zamanla onun elçiliği unutuldu ise bu eski toplumları yanıltma mı olmakta öyle ise unutanlar yada unutturanlar değilde kurana bu sual nasıl sorulur :)
Eski mesajların tahrif edildiği gerçeğini ifade niçün yüce yaratıcıya aciziyet isnat etmek olsun! Bu yaratanın ezeli bilgisinde bir değişikliği ifade etmiyorki! Bu insanların isyanını ifade ediyor çünkü unutan ve değiştiren insandır yaratıcı kanun ve esaslarını yeni elçilerle tekrar ulaştırmıştır insanlığa taki Hz. Muhammede kadar.
Anasayfadaki tahrifat iddialarının asılsızlığı köşe yazısını okumalıyım diyorsunuz adresi paylaşırsanız okuyalım efendim de soralım bu hangi iddianın asılsızlığını işliyor! Yahudi ve Hıristiyanların bizzat kabul ettiği tahrifatların asılsızlığını mı :)
Efendim bende süleyman ateşe geleyim malesef yorumu yanlış olan sizsiniz ateş hoca haklıdır çünkü gerek zekeriya gerek isa yahudi tarihine aittir çünkü bunlar beni israildir, o toplumda zuhur etmiştir o dili kullandılar. Sizin diğer Zekeriya ibrani tarihinin değil, hristiyan tarihinin zekeriyasıdır sözünüz beni tebessüm ettirmiştir çünkü ilk dönem hristiyanlığı yahudi tarihine dahildir ve genelde de hıristiyan geleneği judaist artı hıristiyan geleneğidir kutsal kitapları iki ana bölümden oluşmaktadır biri ahtı atiktir :)
Siz eğer ehli kitap neden müslümanların tanıdığı gibi tanımıyor zekeriayı itirazında iseniz bu itirazın yöneltileceği yer onlardır kuran değil Melekler ile konuşan kişiye elçi demiyorlarsa o onların sorunudur! Kuran olanı olduğu gibi nanklederek bu yanlışları tashih etmiştir.
Melekler ile her konuşan elçi olsaydı; Harut ve Marut'un konuştuğu insanlar elçi olurdu, ayrıca Meryem elçi olurdu.
Mesele sadece Zekeriya'ların karıştırılması olsa, hatayı Musevi ve Hristiyanlarda görelim ama 1 değil, 10 değil, tonla. Onun için önce şu yazıyı okumalısınız:
http://www.turandursun.com/serdar_kaangil/p2021_articleid/5
Alchindus
10-09-2009, 22:49
:)
Efendim meleklerlerden buyruk emir vahiy almak ile sözünü ettiğiniz durumlar farklıdır buna rağmen müslüman din bilginleri arasında meryem musanın annesi acaba elçimiydi diye tartışanlar sual edenler olmuştur!
Burada zekeriya buyruk alıyor incile görede kurana görede üstelik kuranda ifade direk yaratıcıdan gibi görünüyor! Birde tekrar ifade edeyim islamın resul nebi kategorileri ile ehli kitabınki farklıdır onların aziz demesi yada dememesi kişiye yükledikleri fonksiyon bakımından çok da bir fark oluşturmaz hem oluştursa dahi bu onların sorunudur!
Yahudiler süleymana peygamber demek dışında ne denmeli ise demiştir peki sebep nedir! Onların beklediği son mutlak kurtarıcı dışında kalanlara böyle hitap etmemeleri sebep olabilir mi:) Hani uluazm peygamberler kategorisi vardır biraz düşünmek lazım!
Efendim yazıya gelirsek metod baştan yanlıştır çünkü içinde kitabın vahyedildiği peygamberden asırlar sonra yaşamışlarca oluşturulmuş metinler bulunan kitaplarla kuran arasında çelişkiler bulunması çok doğaldır insanlığa gelen kuranın geliş hikmetlerinden biriside bu yanlışları tashih olmasın!
Neticede ortada kuranda çok net ifade edilen zekeriya kişiliğini belki bilinçli olarak bir başkası ile karıştırdığınız durumu var!
Gerçeğe sadakat şart.
ugurce82
11-09-2009, 00:36
Sevgili Alchindus;
Gerçeğe sadakatı savunan biri olarak Kurandaki nesh olayı hakkındaki görüşleriniz ve Sn. Pantenin toparladığı aşağıdaki, ayetler hakkındaki yorumlarınız nelerdir acaba? Çünkü okuduğum kadarı ile kimse doğru dürüst bir cevap verememiş.
İşte liste. Buyrun seçin:
1- Enfal/ 65. Ey Peygamber! Mü'minleri savaşa teşvik et. Sizden yirmi sabırlı kişi olsa, iki yüz kişiye üstün gelir. Sizden yüz kişi de kâfirlerden bin kişiye üstün gelir; çünkü onlar anlayıştan yoksun bir güruhtur.
Bu ayeti hükümsüz kılan ayet:
Enfal/ 66. Şimdi ise Allah sizde bir zaaf bulunduğunu bildiği için, yükünüzü hafifletti. Bu durumda, sizden sabreden yüz kişi olursa, iki yüz kişiye üstün gelir. Sizden bin kişi de Allah'ın izniyle iki bin kişiyi mağlûp eder. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.
2- *Mücadele/ 12. Ey iman edenler! Peygamber ile özel bir şey konuşacağınız zaman bu konuşmanızdan önce bir sadaka veriniz. Bu sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şayet bir şey bulamazsanız, artık Allah bağışlayan ve merhamet edendir.
Bu ayeti hükümsüz kılan ayet:
Mücadele/ 13. Özel konuşmadan önce sadaka vermekten korktunuz da mı bunu yapmadınız? Yine de Allah sizi bağışladı. Siz de namazı dosdoğru kılmaya bakın, zekâtı verin, Allah'a ve Resulüne itaat edin. Zira Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
3- Nisa/ 78. Kendilerine bir iyilik dokunsa "Bu Allah'tan" derler; başlarına bir kötülük gelince de "Bu senden" derler. "Hepsi Allah'tandır"" de. Bu adamlara ne oluyor ki bir türlü laf anlamıyorlar!
Bu ayeti yürürlükten kaldıran ayet:
Nisa/ 79. Sana gelen her iyilik Allah'tandır, sana ne kötülük dokunursa kendindendir.
4- *Bakara/ 62. Şüphe yok ki, iman edenler, yahudiler, hıristiyanlar ve sabiîler, bunlardan her kim Allah'a ve ahiret gününe gerçekten iman eder ve salih amel işlerse elbette Rabbleri katında bunların ecirleri vardır, bunlara bir korku yoktur, bunlar mahzun da olacak değillerdir.
Bu ayeti hükümsüz kılan ayet:
Ali İmran/ 65. Kim İslam'dan başka bir din ararsa, bilsin ki, (o din) ondan kabul edilmeyecek ve o, ahirette kaybedenlerden olacaktır.
5- Enam/ 163. O'nun hiçbir ortağı yoktur; böyle emrolundum ve ben Müslümanların ilkiyim."
Yukarıdaki ayet, Muhammed'in müslümanların ilki olduğunu ifade eden ayettir ve hükümsüzdür.
6- Araf/ 143. "Sen sübhansın", "tevbe ettim, sana döndüm ve ben inananların ilkiyim," dedi.
Yukarıdaki ayet de Musa'nın müslümanların ilki olduğunu belirten ayettir ve hükümsüzdür.
Her iki ayeti de nesheden ayet:
Ali İmran/ 67. İbrahim, ne yahudi, ne de hıristiyandı; fakat o, Allah'ı bir tanıyan dosdoğru bir müslümandı, müşriklerden de değildi.
İbrahim, Muhammed'den de, Musa'dan da önce yaşadığına göre o halde ilk müslüman İbrahim'dir.
7- Enfal/ 1. Sana, ganimetlere dair soru sorarlar, de ki: Ganimetler Allah'ın ve Peygamberindir. İnanıyorsanız Allah'tan sakının, aranızdaki münasebetleri düzeltin, Allah'a ve Peygamberine itaat edin.
Bu ayeti hükümsüz kılan ayet:
Enfal/ 41. Eğer Allah'a ve hakkı batıldan ayıran o günde, iki topluluğun karşılaştığı günde kulumuza indirdiğimize inanıyorsanız, bilin ki, ele geçirdiğiniz ganimetin beşte biri Allah'ın, Peygamber'in ve yakınlarının, yetimlerin, düşkünlerin ve yolcularındır. Allah her şeye Kadir'dir.
8- Ali İmran/ 133. Rabbinizin bağışına ve genişliği göklerle yer arası kadar olan, Allah'tan gereği gibi korkanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşun!
Cennetin genişliğini "göklerle yer kadar" şeklinde ifade eden bu ve benzeri ayetleri düzelten ayet:
Hadid/ 21. Rabbinizden bir mağfirete; Allah'a ve peygamberine inananlar için hazırlanmış olup, genişliği gökle yerin genişliği kadar olan cennete koşuşun.
9- Bakara/ 2. O ki, yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattı . Sonra göğe yöneldi, onları yedi gök olarak düzenledi. O, her şeyi bilir.
Yerine geçen ayet:
Naziat/ 27-30. Sizi yaratmak mı daha zor, göğü mü? Allah onu bina etti. Tavanını yükseltti, onu bir düzene koydu. Gecesini kararttı, gündüzünü çıkardı. Bundan sonra da yeryüzünü döşedi.
10- Bakara/ 34. Hani meleklere, "Adem için saygı ile eğilin" demiştik de İblis hariç bütün melekler hemen saygı ile eğilmişler, İblis (bundan) kaçınmış, büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştu.
Yerine geçen ayet:
Kehf/ 50. Hani biz meleklere, "Adem için saygı ile eğilin" demiştik de İblis'ten başka hepsi saygı ile eğilmişlerdi. İblis ise cinlerdendi de Rabbinin emri dışına çıktı.
11- Bakara/ 180. Sizden birisine ölüm yaklaştığında, eğer ardında mal bırakacaksa, vasiyet etmek farz kılındı. Bu vasiyetin anne ve baba ile akrabaya uygun şekilde yapılması gerekir. Bu, takvâ sahipleri üzerine bir borçtur.
Bu ayeti hükümsüz kılan ayet: ( vasiyeti dikkate almaksızın miras taksimi yapan ayetler)
Nisa/ 11-12. Allah size evlatlarınızın miras taksimini şöyle emrediyor: Çocuklarınızda, erkeğe iki kadın payı kadar, eğer hepsi kadın olmak üzere ikiden de fazla iseler, bunlara mirasın üçte ikisi ve eğer bir tek kadın ise o zaman ona malın yarısı vardır.... (diye devam ediyor)
12- Ahzap/ 50. Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah'ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları; seninle beraber hicret eden, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helal kıldık. Ayrıca, diğer mü'minlere değil de, sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini Peygamber'e bağışlayan, Peygamber'in de kendisini nikahlamak istediği herhangi bir mü'min kadını da (sana helal kıldık.) Mü'minlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
Bu ayetin hükmünü kaldıran ayet:
Ahzap/ 52. Bundan sonra, güzellikleri hoşuna gitse bile, başka kadınlarla evlenmek, eşlerini boşayıp başka eşler almak sana helal değildir. Ancak sahip olduğun cariyeler başka. Şüphesiz Allah her şeyi gözetleyendir.
13- Aşağıdaki 2 ayet gibi şefaatin olmadığını söyleyen ayetler hükümsüzdür.
Bakara/ 123. Kimsenin kimse namına bir şey ödemeyeceği, hiç kimseden fidye alınmayacağı, kimseye şefaatin (aracılığın) yarar sağlamayacağı ve hiç kimsenin hiçbir taraftan yardım göremeyeceği günden sakının.
Enam/ 51. Kendileri için Allah'tan başka ne bir dost, ne de bir şefaatçi bulunmaksızın, Rab'lerinin huzurunda toplanmaktan korkanları, Allah'a karşı gelmekten sakınsınlar diye, onunla (Kur'an ile) uyar.
Bu ayetleri nesheden ayetler birkaç tanedir: örnek ikisi:
Taha/ 109. O gün, kimse şefaat edemez. Ancak Rahman olan Allah’ın izin verdiği ve sözünden hoşlandığı kimse şefaat eder.
Meryem/ 87. Rahman olan Allah’ın nezdinde söz ve izin alanlardan başkası şefaat edemez.
14- Aşağıdaki iki ayet zina cezası ile ilgili hükmü kalmamıştır.
Nisa/ 15. Kadınlarınızdan zina edenlere karşı, içinizden dört şahit getirin. Eğer onlar, şahitlik yaparlarsa, bu kadınları, ölüm alıp götürünceye kadar veya Allah onlara bir çıkış yolu açıncaya kadar evlerde hapsedin.
Nisa/ 16. Sizlerden zina edenlerin her ikisine de eziyet edin. Eğer onlar tevbe edip kendilerini ıslah ederlerse onlardan vazgeçin. Çünkü Allah tevbeleri kabul eden ve çok merhamet edendir.
Bu iki ayeti nesheden ayet:
Nur/ 2. Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun; Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah dini(ni tatbik) hususunda sizi sakın acıma duygusu kaplamasın! Müminlerden bir grup da onlara uygulanan cezaya şahit olsun.
15- Enam/ 92. Bu indirdiğimiz, kendinden öncekileri doğrulayan, Mekkelileri ve etrafındakileri uyaran mübarek Kitap'dır. Ahirete inananlar buna inanırlar, namazlarına da devam ederler.
Hükümsüz kılan ayetler:
Bakara/ 168. Ey İnsanlar! Yeryüzündeki temiz ve helal şeylerden yiyin, şeytana ayak uydurmayın, zira o sizin için apaçık bir düşmandır.
Kalem/ 52. Oysa Kuran, alemler için bir öğütten başka bir şey değildir.
Alchindus
11-09-2009, 14:27
Muhterem ugurce82, efendim kuranda nesh vakidir bu husus kuran ile sabittir! Nesh ahkama ait meselelerde vakidir! Muhterem panteden nakleddiğiniz listeye doğru duzgun yanıt verilip verilemediğini bilemiyorum 73 sahifenin tamamını okumadım amma verilmedi ise bunun sebebi listenin ciddiye alınmaması olabilir çünkü görülüyorki zekeriyaları bizzat kendisi karıştıran dostunuz nasih mensuh bahsinide bir hayli karıştırmış :)
Bunun en muhtemel sebebi olarak sanıyorum muhterem kuran diline yabancıdır tercümelerle yorumlama yapmış birde anlaşılan nuzul sıralarından da gafil bulunuyor! Verdiği listede konu ile münasebetli görülenler vasiyet ve birde zinaya ait hükümlerdir gerisi malesef neşelendirici çıkarımlar!
Mesela şefaat bahsinde verdiği örnek beni pek bir güldürdü nesh eden ayet nesh edilenden önce iner mi muhterem :) Evvela meryem ile taha sureleri inzal edilmiş bir hayli sureden sonra enam bakara ise medine zamanında!
Yine pek bir tebessüm ettirici olay kuranın uyaran bir kitap olmasıyla temiz ve helal yiyecekleri yiğin denmesi ve kuranın öğüt olduğunun ifade edilmesini nasih mensuha misal vermesi!
Daima diyorumya gerçeğe sadakat şarttır.
Mesela şefaat bahsinde verdiği örnek beni pek bir güldürdü nesh eden ayet nesh edilenden önce iner mi muhterem Evvela meryem ile taha sureleri inzal edilmiş bir hayli sureden sonra enam bakara ise medine zamanında!
Alchindus;
Araştır bakalım, Bakara suresinin 38 ila 147 arası ayetleri Mekke dönemine mi ait, yoksa Hicret'in 5. yılı Medine dönemine mi?
Kur'an diline yabancı olmadığını ve nuzül sıralamasından gafil olmadığını görelim hele. :)
Yanlış hatırlamıyorsam kutsal kitaplardaki parelellikler, benzerliklerin anlatıldığı başlıklar vardı veya bazı başlıklarda bu konu da işlenmişti. Bu başlıkları bilen varsa bana yol göstersin lütfen yazacaklarım olacak.
Dilaver uyuma :)
Alchindus
11-09-2009, 16:45
Alchindus;
Araştır bakalım, Bakara suresinin 38 ila 147 arası ayetleri Mekke dönemine mi ait, yoksa Hicret'in 5. yılı Medine dönemine mi?
Kur'an diline yabancı olmadığını ve nuzül sıralamasından gafil olmadığını görelim hele. :)
:)
Muhterem o dediğini nereden çıkardın 38 ila 147 arası ayetlerin mekkede inzal edildiği hangi kaynakta geçmekte!
Efendim celaleyn tefsirini bilirmisiniz, orada orjinal lisanı ile denirki suretül bakara medeniyyetün sonra da ikiyüz seksen altı veyahut yedi ayetten müteşekkil olduğu ifade edilir bir durak farklı münasebetiyle! Mekkede inen tek bir ayetten söz etmez celaleyn, pekde muteber bir kaynaktır!
Diğer surelerde bu sure medenidir amma filan ayetler mekke inmiştir der tefsir amma bakara için bunu demez :) Başkaca muteber bir kaynakta da iddia ettiğinizi bu rakamları görmedik siz nerede gördünüz acep!
Birde muhterem bu tali bir mevzudur asıl mütebessim ettirici olan verdiğiniz ayetlerin neshle alakasının bulunmayışıdır. Meryem ve taha sureleri mekkidir ve iniş itibariyle enam suresinden de evveldir. Bu surelerde illa kaydı ile şefaat izninin yaratıcıya bağlı olduğu bildirilmiştir! Bundan sonra inen her ayette bu şartın belirtilmesine gerek yoktur :)
Birde ifade ettiğim gibi nasih mensuh ahkama dair olur birde nesh eden nesh edilenden sonra gelmelidir :)
Muhterem pante içimden bir ses ikinci mutezile vakası ile karşı karşıya bulunduğumu söylüyor bana hadi hayırlısı.
ugurce82
11-09-2009, 17:35
Sayın Alchindus;
Bence faydalı olması açısından tek tek gitmekte fayda var. İlkinden başlayalım. Allah enfal 66 da söylediğini daha önce bilmiyormuydu?
1- Enfal/ 65. Ey Peygamber! Mü'minleri savaşa teşvik et. Sizden yirmi sabırlı kişi olsa, iki yüz kişiye üstün gelir. Sizden yüz kişi de kâfirlerden bin kişiye üstün gelir; çünkü onlar anlayıştan yoksun bir güruhtur.
Bu ayeti hükümsüz kılan ayet:
Enfal/ 66. Şimdi ise Allah sizde bir zaaf bulunduğunu bildiği için, yükünüzü hafifletti. Bu durumda, sizden sabreden yüz kişi olursa, iki yüz kişiye üstün gelir. Sizden bin kişi de Allah'ın izniyle iki bin kişiyi mağlûp eder. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.
Sayın Alchindus;
Bence faydalı olması açısından tek tek gitmekte fayda var. İlkinden başlayalım. Allah enfal 66 da söylediğini daha önce bilmiyormuydu?
Sevgili ugurce82;
Nerden bilsin?
Allah kurani indirirken, Tanrilik sinavindan ikmale kalan tembel bir ögrenci idi.
Sinavlarda atiyordu, bir türlü tutturamiyordu.:D
Dünya gezegeninin sansizligi diyoruz buna.
Ne kadar kismetsizmisiz...
Efendim celaleyn tefsirini bilirmisiniz, orada orjinal lisanı ile denirki suretül bakara medeniyyetün sonra da ikiyüz seksen altı veyahut yedi ayetten müteşekkil olduğu ifade edilir bir durak farklı münasebetiyle! Mekkede inen tek bir ayetten söz etmez celaleyn, pekde muteber bir kaynaktır!
Diğer surelerde bu sure medenidir amma filan ayetler mekke inmiştir der tefsir amma bakara için bunu demez Başkaca muteber bir kaynakta da iddia ettiğinizi bu rakamları görmedik siz nerede gördünüz acep!
Alchindus;
Yalanı-yanlışı savunabilmek de bir marifettir ama görüyorum ki bu konuda pek becerikli değilsin. Alıntı yaptığım yazındaki Mekke'leri Medine yapmalısın öncelikle.
2.si sana bir liste vereyim de, bundan sonra konu olduğunda atıp tutmadan önce bir gözden geçirirsin:
1. Yıl
Alak 1-5
Müddessir 1-7
Asr 1-2
Zariyat 1-6
Tekasür 1-2
Tur 1-8
İhlas tümü
Ğaşiye 1-5, 8-16
Tarık 11-17
İnfitar 1-5
Şems 1-10
Kevser tümü
A'la 1-7(7 hariç)
Buruc 1-7, 12-22
Tekvir tümü
2.Yıl
İnşirah tümü
Duha tümü
Nas tümü
Naziat 1-26
Müddessir 8-10
Leyl tümü
Maun tümü
Mearic 5-18
Şems 11-16
Mürselat tümü
Nebe 1-36
Müddessir 11-30,34-35
Kureyş tümü
Necm 1-25
Fecr 1-13,28-31
İnşikak tümü
Abese tümü
Hümeze tümü
Kafirun tümü
2. Yılda gelenler
Alak 6-19
Ğaşiye 1-26, 6-7
Kıyamet 7-13, 20-40
Tin tümü
Kıyamet 1-6, 14-19
Vakıa tümü
Rahman 1-27(6-7 hariç), 46-77
A'la 7, 10-19
Fatiha tümü
Adiyat tümü
Hakka 39-52
Naziat 27-46
Tebbet tümü
Felak tümü
Beled tümü
Tekasür 3-8
Fil tümü
Kalem 1-16
Fecr 14-27
Zilzal tümü
Tarık 1-10
Necm 34-62
Karia tümü
Saffat tümü
İnfitar 6-20
Hakka 1-3, 13-37
Mearic 19-35
Mutaffifin tümü
Duhan 43-59
Mü'minin 1-11
Şuara 52-145
4.Yılda gelenler
Şuara 146-227
sad 67-88
hicr 1-5, 49-99
hakka 4-12
kadir tümü
zariyat 7-60
kamer tümü
kalem 17-52
duhan 1-42
mearic 1-4
tur 9-28
zuhruf 66-78
nuh tümü
rahman 28-45, 6,7,78
müzzemmil 1-19
taha 1-54
meryem 76-98
tur 29-49
hicr 6-20
5.Yıl
Hicr 21-48
Şuara 1-51
İnsan tümü
Sad 1-24,29-66
Kaf tümü
Yasin tümü
Asr 3
Mü'minun 12-118
Fussilet 1-7
Zuhruf 1-28
6.Yıl
Zuhruf 29-65,79-89
Ahzab 1-3,7-8,41-47,63-68
Enbiya tümü
Cin tümü
Nebe 37-41
Buruc 8-11
Meryem 1-34(16 hariç),42-75 (59 hariç)
Beyyine tümü
Lokman 1-10
Rum 1-26
Furkan 1-30
7. Yıl
furkan 31-77
taha 55-135
mülk 1-30
ibrahim 43-52
meryem 35-41, 16, 59
nahl 1-66, 100-107, 120-128
kehf 1-7, 59-110
bakara 1-18, 148-158, 200-205
8. Yıl
bakara 245
secde 1-30
muddessir 31-34
isra 9-54, 63-67, 73-83, 103-111
mü'min 1-6, 54-62
neml 1-93
zümer 30-38, 53-66
casiye 1-37
teğabun 1-7
9. Yıl
teğabun 8-18
hud 1-123
fussilet 8-36
rum 28-60
isra 1-8, 84-102
a'raf 57-80
10. Yıl
a'raf 81-154, 176-206
nur 45-56
hacc 18-30, 43-68
enam 1-30, 74-82, 105-117
ankebut 1-43
11. Yıl
ankebut 44-69
sebe 10-54
yunus 72-109
yusuf 1-111
kasas 1-17
12. Yıl
kasas 18-46, 85-88
muzemmil 20
mü'min 7-53, 63-85
necm 26-33
sad 25-28
kehf 28-58
lokman 11-34
ibrahim 1-40
13. Yıl
ibrahım 41-42
şura 1-53
HİCRET
1. Yıl
bakara 28-37, 186-191
fatır 4-11, 14-45
zümer 1-29, 39-52
muhammed 1-38
enfal 1-44
2. Yıl
enfal 45-75
saff 1-14
fussilet 37-54
isra 55-72
ahkaf 1-13, 26-27
nahl 38-42, 67-90, 108-119
maide 10-14, 23-29, 38-45
cum'a 1-11
al-i imran 30-78
3. Yıl
al-i imran 79-176
münafikun 1-11
hacc 1-17, 31-42, 69-78
al-i imran 1-29, 177-200
araf 1-22
4. Yıl
araf 23-56, 155-175
haşr 1-24
zümer 67-75
sebe 1-9
tevbe 38-71
yunus 1-71
5. Yıl
hadid 1-29
nahl 91-99
nur 1-34
bakara 38-147
ahzab 4-16
6. Yıl
ahzab 17-40, 48-52, 56-62, 69-73
nisa 47-125, 130-176
en'am 31-73, 83-104, 118-134, 155-165
rad 1-5
7. Yıl
rad 6-43
tevbe 72-129
fetih 1-29
talak 8-12
maide 56-88
hucurat 1-18
kasas 47-80
8. Yıl
kasas 81-84
nisa 1-45
kehf 8-27
tevbe 1-37
ahkaf 14-25
9. Yıl
ahkaf 28-35
nasr 1-3
ibrahim 6, 26
mücadele 1-22
maide 30-37, 89-120
bakara 19-27, 153, 159-185, 192-199, 206-243, 255, 263-275
10. Yıl
bakara 159, 244, 247-254, 276-283
mumtehine 1-13
fatır 1-3, 9, 12-13, 19
tahrim 1-12
enam 135-154
talak 1-7
nisa 46, 126-129
nur 35-44, 57-64
maide 15-22, 46-55
bakara 256-262
11. Yıl
bakara 284-286
ahzab 53-55
maide 1-9
Liste Mehdi bazergan'a ait:
http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=55073&session=52210811685105155232&LogID=
Bu ve benzeri nuzül sıralamalarına inanıp güvendiğimden değil, İslamcılar muteber bulduğu için ben de buna uyuyorum.
Ayrıca ben nesh-mansuh konusundan bahsetmiyorum. Allah'ın-Peygamberin ya da İslamcıların neyi neshettikleri, neshetmedikleri değil konu. Benim verdiğim liste, birbirine tamamen aykırı gördüğüm hükümleri sergilemektir. Birbirine aykırı olup olmadıkları da ayetler incelendiğinde net olarak görülebilir.
Alchindus
11-09-2009, 20:26
Allah enfal 66 da söylediğini daha önce bilmiyormuydu?
Efendim yaratici herseyi biliyorda kimi kullari herseyi bilme kudretinde degil bazen malumu dahi bilemeyebiliyorlar :)
Burada enfal altmisbesde ifade edilenin degistirilmesi degil enfal altmisaltida ifade edildigi gibi yük hafifletme vardir bu yükün ne oldugunu anlayabilmeniz için enfal onlatiya bakmaniz kafidir.
Alchindus
11-09-2009, 20:37
Yalanı-yanlışı savunabilmek de bir marifettir ama görüyorum ki bu konuda pek becerikli değilsin. Alıntı yaptığım yazındaki Mekke'leri Medine yapmalısın öncelikle.
Efendim yalan ve yanlisi savunmanin neresi marifet olabilir! Çok sükürki böyle seylerle alakamiz yoktur ancak görmekteyimki sizin bu noktada benim kadar rahat olabilmenizde pek mümkün degildir!
Efendim benden alintiladiginiz ifadelerdeki mekkeleri niçün medine yapmaliymisim! Celaleyn tefsiri sizde varmidir:) Bakiniz muhterem pante siz bakara yüzyirmiüç ve enam ellibir ayetlerini nesheden ayetlere örnek olarak taha yüzdokuzu ve meryem seksenyediyi misal vermediniz mi!
Verdiniz efendim bizde taha ve meryem sureleri daha önce inzal edilmistir dedik bundan sonsa siz itiraz kabilinden arastir bakalim bakara suresinin 38 ila 147 arasi ayetleri mekke dönemine mi ait yoksa hicretin besinci yili medine dönemine mi dediniz!
Burada yaptiginiz itirazin dogal olarak söyledigime muhalefet oldugu yani bakara suresinde ilgili ayetlerin meryem ve tahadan önce indigini söylediginiz sonucu çikiyor aksini iddia etmenizin anlamı yoktur çünkü bu zaten benim söylediğim ve hakikat olandır! Ben size nesh eden nesh edilenden sonra inmelidir demis idim ya:)
Efendim bundan sonra bir liste paylasmissiniz ki orada dahi meryem suresinde andiginiz ayet bakara suresinde andiginiz ayetten öncedir taha yüzdokuzda öyle :)
Peki pante o vakit itiraziniz neye :) Biz diyoruzki ortada bir nesh sözkonusu degildir kaldiki nesh eden nesh edilenden sonra gelmelidir siz buna itiraz ederken nesh eden ayetler olarak ifade ettiklerinizin nesh edilen ayetlerden önce indigini bizzat verdiginiz kaynakla ifade etme çeliskisine düsüyorsunuz! Gördügünüzmü kuranda degil amma sizde çeliski var!
Birde bu verdiginiz kaynak iran islam cumhuriyetinin ilk basbakani olan zat midir!
Burada bir çok ayet eksiktir üstelik! Nuzul sirasi bahsinde birbirinden ufak tefek farklarla ayrilan sunumlar vardir amma tekrar edeyim bakara suresinden böyle büyük bir yekun ayetin mekkede inzal edildigine dair mutber hiçbir kaynakda ben bir bilgiye rastlamadim, en fazla gördügüm amenerresulünün mirac gecesi vahyedildiginden hareketle bu iki ayetin mekkede nazil oldugudur baskaca bir bilgi görmedim.
Ayrıca ben nesh-mansuh konusundan bahsetmiyorum
Nasil bahsetmiyorsunuz pante! Bakiniz hem bu liste içinde bir kaç yerde
Her iki ayeti de nesheden ayet:
Bu ayetleri nesheden ayetler birkaç tanedir: örnek ikisi:
Bu iki ayeti nesheden ayet:
hemde bu listeyi vermeden bir önceki mesajınızda invitatio isimli bir üyeye bu konudan bahsediyorsunuz ve birde meydan okuyorsunuz :)
Zaten ugurce82 de bu kapsamda bu mesajinizi alintilamis!
Gerçege sadakat sarttir efendim olmadan olmaz.
Burada enfal altmisbesde ifade edilenin degistirilmesi degil enfal altmisaltida ifade edildigi gibi yük hafifletme vardir bu yükün ne oldugunu anlayabilmeniz için enfal onlatiya bakmaniz kafidir.
Bence Enfal-16 yeterli değil. 17'ye de bakılması şart. :)
16- Tekrar savaşmak için bir tarafa çekilme veya bir başka topluluğa katılma dışından her kim, o gün arkasını dönerse; muhakkak ki o, Allah katından bir gazaba uğramıştır. Onun yurdu cehennemdir ve o, ne kötü bir sonuçtur.
17- Siz öldürmediniz onları, fakat Allah öldürdü. Attığın zaman da; sen atmadın ancak Allah attı. Allah bunu, inananları güzel bir imtihana tabi tutmak için yapmıştı. Muhakkak ki Allah; Semi'dir, Alim'dir.
Alchindus
11-09-2009, 20:44
pante enfal onyediden önce halletmeniz gereken müşküller var :)
Sukutu hayale uğruyorum neredeyse her başlıkta inanır olmayan arkadaşlarımın yere göğe sığdıramadığı turandursunun mazruf fukaralığı pek bir hazin!
Nasil bahsetmiyorsunuz pante! Bakiniz hem bu liste içinde bir kaç yerde
Anlatamadım herhalde. Kur'an'da nesh vardır elbette.
Ama ben İslamcıların ele aldığı, kabul ve reddettiği nesh konusunu ele almadım burada. "nesheden" demiş olmam, Kur'an'da neshin olduğunu iddia etmem, nesh-mansuh konusuna bağlı kalarak yazdığım anlamına gelmez.
Yine de "bu ayeti hükümsüz kılan ayet" derken mümkün olduğunca nuzül sırasına dikkat ettim. Fakat nuzül sıralaması konusunda onlarca farklı iddia ve liste mevcuttur. Dolayısıyla birbirini tutmaz. Ben elimdeki ve sitemizin İslamcı üyelerinden Hiramusta'nın verdiği nuzül sıralamasını kullandım: (40. mesaj)
Nuzül Sırası (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=2116&highlight=nuz%FCl%2C+s%FDras%FDna&page=4)
Sukutu hayale uğruyorum neredeyse her başlıkta inanır olmayan arkadaşlarımın yere göğe sığdıramadığı turandursunun mazruf fukaralığı pek bir hazin!
Durumu hazin olan sensin muhterem.
Ne alakası var savaştan kaçmanın Enfal 65-66 ile?
Getirdiğin açıklama biraz akla mantığa uygun olsun.
İlla yanıtlayacağım diye çırpınma.
Alchindus
11-09-2009, 21:11
Ama ben İslamcıların ele aldığı, kabul ve reddettiği nesh konusunu ele almadım burada. "nesheden" demiş olmam, Kur'an'da neshin olduğunu iddia etmem, nesh-mansuh konusuna bağlı kalarak yazdığım anlamına gelmez.
Muhterem nezaketen sorayım pekiya ne anlama gelir!
Ben elimdeki ve sitemizin İslamcı üyelerinden Hiramusta'nın verdiği nuzül sıralamasını kullandım
Efendim andığınız isim hangi kaynağa istinaden nasıl bir tertip vermiştir bilemem ama size tavsiye ederimki hem klasik hem modern çeşitli çalışmalar vardır bu konularda ve sıhhatleri otoritelerce teyit ve teslim edilmiştir! Kurana dair yazarken islamcı ki oda ne demekse yada şucu bucu değil bu tip eserlere müracat etmelisiniz ciddiye alınmak istiyorsanız tabi!
Durumu hazin olan sensin muhterem.
Ne alakası var savaştan kaçmanın Enfal 65-66 ile?
Getirdiğin açıklama biraz akla mantığa uygun olsun.
İlla yanıtlayacağım diye çırpınma.
Efendim nezaketi muhafaza etmek lazım yoksa tadı kaçar değil mi! İmdi anlıyorumki siz kuran diline yabancı olduğunuz gibi kuran tefsirine nuzul esbablarına da yabancısınız! Enfal suresinde andığınız ayetlerin inmesi ile savaştan kaçma halinde uğranılacak ceza arasında illiyet kuramamanız buna delalet ediyor! Hz. Muhammedin arkadaşları surenin başında varid olan ayete istinaden altmışbeşdeki gibi bir tablo ile karşılaştıklarında sebat edip edememe noktai nazarında tereddüt ve endişe geçirmişler sonra onlardan yük hafifletilmiş!
İmdi muhterem pante zekeriyaları karıştırdığınız gibi nasih mensuhları da karıştırdığınızı ifade edip bir çok da noktaya temas etmiş iken bakıyorum siz sürekli derenin kenarında ilerliyorsunuz :)
Böyle olursa olmaz ki iddia ortaya atma ciddiyetiyle bağdaşmazki!
Gerçeğe sadakat olmadan olmaz muhterem.
Muhterem nezaketen sorayım pekiya ne anlama gelir!
Anlayabilmeniz için örnek vereyim:
Tartışılan nesh konularından en önemlileri mut'a nikahı ve şarap konusudur.
Ama görüyorsun ki listemde yer almıyorlar.
Bir söylenenin diğer söyleneni tutmadığının başlıca örneklerini sıraladım ki bunlar gibi daha onlarca vardır. Barış-savaş gibi, öldürmek-öldürmemek gibi, dinde zorlama olmaması-olması gibi.
Efendim nezaketi muhafaza etmek lazım yoksa tadı kaçar değil mi!
Elbette! Bunun içinde ali cenaplarınızın "gafil" vb. sözlerden, şahsi eleştirilerden kaçınması gerekir.
İmdi muhterem pante zekeriyaları karıştırdığınız gibi nasih mensuhları da karıştırdığınızı ifade edip bir çok da noktaya temas etmiş iken bakıyorum siz sürekli derenin kenarında ilerliyorsunuz
Zekeriya'ları karıştıran Muhammed hazretleridir, Meryemleri karıştırdığı gibi.
Allah'ın-Tanrı'nın kitabı olsa nasih-mensuh asla olmazdı. Bir kitabında sıradan insan olan, diğer kitabında peygamber olarak ifade edilmezdi. Bir kitabında deve eti helal, diğerinde haram olmazdı. Siz de çukurun kenarındasınız, dikkat edin düşmeyesiniz. :)
ugurce82
11-09-2009, 23:58
Efendim yaratici herseyi biliyorda kimi kullari herseyi bilme kudretinde degil bazen malumu dahi bilemeyebiliyorlar :)
Burada enfal altmisbesde ifade edilenin degistirilmesi degil enfal altmisaltida ifade edildigi gibi yük hafifletme vardir bu yükün ne oldugunu anlayabilmeniz için enfal onlatiya bakmaniz kafidir.
Baktım ve sorumun yanıtını alamadım ama maaşallah siz turandursundan girip bütün ateistlere verip veriştirmişsiniz birde pişkin pişkin. Yahu Enfal 66 yı okuyamıyormusun, simdi allah anladıki diyor açık açık bunun lamı cimi yok. Yükü baştan neden hafifletmiyor. Sonradan mı farkına varıyor. Nerede sizin gerçeğe sadakatınız.
1. de sınıfta kaldınız gelelim 2'ye
2- *Mücadele/ 12. Ey iman edenler! Peygamber ile özel bir şey konuşacağınız zaman bu konuşmanızdan önce bir sadaka veriniz. Bu sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şayet bir şey bulamazsanız, artık Allah bağışlayan ve merhamet edendir.
Bu ayeti hükümsüz kılan ayet:
Mücadele/ 13. Özel konuşmadan önce sadaka vermekten korktunuz da mı bunu yapmadınız? Yine de Allah sizi bağışladı. Siz de namazı dosdoğru kılmaya bakın, zekâtı verin, Allah'a ve Resulüne itaat edin. Zira Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
Arka arkaya 2 ayet iniveriyor. Birbirini nesheden. Allahın sözü olduğunu iddaa ettiğiniz kuranda allah önce sadaka verin deyip sonrada baktı ki kimse vermiyor, tamam tamam kaçmayın namaz kılsanız da yeter demesi nasıl açıklanabilir.
Ayrıca peygamber ile konuşmadan önce niye sadaka veriliyor. Parayla mı peygamberlik yapıyor bu adam. Cevabınızı merak ediyorum doğrusu.
Alchindus
12-09-2009, 12:22
Tartışılan nesh konularından en önemlileri mut'a nikahı ve şarap konusudur.
Ama görüyorsun ki listemde yer almıyorlar.
Beyefendi biz nezaketen sorduk diye yine derenin kenarında seyrü sefer yapmanız hoş mudur! Bu dediğinizi nereden çıkarıyorsunuz!
Neshe meşhur örnekler kıble vasiyet ve zina hadiseleridir! Dedikya efendim nesh ahkama dair olur! Birde lutfen bizzat neshe örnek vermiş olduğunuz halde ben nesihten söz etmiyorum deme durumunu bırakınız kendinize böyle bir şeyi layık görmeyiniz!
Elbette! Bunun içinde ali cenaplarınızın "gafil" vb. sözlerden, şahsi eleştirilerden kaçınması gerekir.
Efendim kişi bir durum yada bilgiden gafil ise bunun belirtilmesi hakaret değildir! Siz kuran dilinden gafil değilseniz ve ben bunu iddia etmişsen o vakit bir yanlışlık var demektir amma görülüyorki kuran diline de gafilsiniz nuzul esbablarına tercüme ve tefsire siyerede! Görünen budur!
Zekeriya'ları karıştıran Muhammed hazretleridir, Meryemleri karıştırdığı gibi.
Bir arkadaş daha sual etmiş idi meryemler karışmışmıdır diye yoksa pante sizin iddialarınızdan mulhem mi bu sual edilmiş idi :)
Efendim zekeriyaları karıştıran bizzat sizsiniz meryem suresinde kavminin kendisine ey harunun kızkardeşi demesinden mütevellid meryemler karışmış diyende sizsiniz! Bunun yersizliğini bir sonraki mesajımızda gözler önüne serelim amma görüyorumki yanlışlarınız size gösterildiği bazı sualler yöneltildiği halde hiçbir şey olmamış gibi aynen devam edebiliyorsunuz! Bu gerçeğe sadakatsizliğinizle alakalıdır!
Allah'ın-Tanrı'nın kitabı olsa nasih-mensuh asla olmazdı. Bir kitabında sıradan insan olan, diğer kitabında peygamber olarak ifade edilmezdi. Bir kitabında deve eti helal, diğerinde haram olmazdı.
Efendim katılmak mümkün değil! Dinin vahyin muhatabı insandır ve insanda tegayyür kaçınılmazdır! Ahkamın insana zamana coğrafyaya bakan yönü vardır ve asırlar içinde esasa değil yani yaratan ve ona imanın esaslarına değil amma kulların yaşamlarında kolaylıklar hasıl olması için bildirilenlerde değişiklikler olması pek tabidir! Elçiler konusunda sizi aydınlatmış bulunmaktayım amma görüyorumki gözlerinizi kapatmışsınız! İmdi davuda süleymana yahudiler ne nazarla bakar hıristiyanlar ne nazarla bir bakınız sonra islam ne nazarla ve görünüzki sonra gelen öncekilerin unutma ve unutturmalarını tashih etmiştir sonradan gelenin gelme hikmetlerinden biriside bu olabilir mi!
Siz de çukurun kenarındasınız, dikkat edin düşmeyesiniz. :)
Efendim ben eğer bazı iddialar ortaya atıp sonrada bunlar çürütüldüğünde hiçbir şey olmamış gibi ne söylediklerimin arkasında durarak nede muhatabıma haklısınız demeden yazmaya devam etse idim bu sözünüz isabetli olurdu:) Amma bu durum bizzat size uyduğu için uyarıyı kendinize yaptığınızı farzediyoruz! Şu meryem iddianızı bir inceleyelim!
Alchindus
12-09-2009, 12:32
Efendim aşağıdaki ayeter ali imran yani imran ailesi isimli surenin otuzbeş otuzaltı ve otuzyedinci ayetleridir nazar edelim.
İmran'ın karısı: "Ya Rab! Ben karnımdakini kayıtsızca sana adadım, hemen kabul et bunu benden; çünkü sadece Sensin işiten, bilen Sen!" dedi.
Onu doğurduğu zaman: "Ya Rab, onu kız doğurdum" dedi. Oysa ne doğurduğunu Allah daha iyi biliyordu. Halbuki erkek, kız gibi değildi; ben onun adını Meryem koydum ve işte onu ve soyunu taşlanmış şeytanın şerrinden sana ısmarlıyorum.
Bunun üzerine Rabbi, onu hoşnutlukla kabul buyurdu, onu güzel bir biçimde yetiştirdi ve Zekeriyya'nın himayesine verdi. Zekeriyya, onun yanına mihraba her girdikçe yeni bir yiyecek bulur ve: "Ey Meryem, bu sana nereden?" derdi. O da: "Allah tarafından" derdi. Şüphe yok ki, Allah dilediğine sayısız rızık verir.
Efendim bu aşağıdaki ayetlerde meryem suresinin onaltıncı ayetinden otuzdördüncü ayetine kadar olan kısımlardır.
Kitap'da Meryem'i de an. Hani o, ailesinden ayrılıp doğu tarafında bir yere çekilmişti.
Onlarla arasına bir perde çekti. Derken kendisine ruhumuzu (Cebrail'i) gönderdik de o, düzgün bir insan şeklinde ona göründü.
Meryem ona: "Ben bağışlayan Allah'a sığınırım senden, eğer Allah'tan korkan biri isen!"dedi.
Ruh (Cebrail): "Haberin olsun, ben sana tertemiz bir oğlan vermek için Rabbinin elçisiyim sadece" dedi.
Meryem: "Benim nasıl bir oğlum olabilir? Bana hiçbir insan dokunmadı; ben bir kahpe de değilim!" dedi.
Cebrail: "Öyle! Fakat Rabbin buyurdu ki, o Bana göre kolaydır. Ayrıca onu insanlara gücümüzün bir delili ve tarafımızdan bir rahmet kılacağımız için böyle yapacağız. Hem de o, karara bağlanmış bir iştir." dedi.
Bu şekilde ona hamile oldu ve bu haliyle uzak bir yere çekildi.
Derken sancı onu bir hurma dalına götürdü ve: "Keşke bundan önce ölmüş olsaydım da unutulmuş gitmiş olsaydım." dedi.
Derken aşağı tarafından ona şöyle seslendi: "Sakın üzülme, Rabbin senin altında bir su arkı yarattı.
Hurmanın dalını kendine doğru silkele, üzerine derilmiş taze hurmalar dökülsün.
Artık ye, iç, gözün aydın olsun. Eğer insanlardan birini görürsen de ki: "Ben esirgeyen Allah'a oruç adadım, onun için bugün hiçbir kimse ile konuşmayacağım."
Derken onu taşıyarak kavmine getirdi, Onlar: "Hey Meryem, sen Allah biliyor ya yumurcak birşey getirdin!
Ey Harun'nun kız kardeşi, baban bir kötülük adamı değildi, annen de kahpe değildi"
Bunun üzerine Meryem çocuğu gösterdi: "Beşikteki bir çocukla nasıl konuşuruz?" dediler.
O: "Haberiniz olsun ben Allah'ın kuluyum. O, bana bir kitap verdi ve beni bir peygamber yaptı.
Beni her nerede olursam mübarek kıldı ve hayatta kaldığım müddetçe bana namazı ve zekatı tavsiye buyurdu.
Beni anneme saygılı kıldı, beni eşkiya bir zorba yapmadı.
Selam bana; hem doğduğum gün, hem öleceğim gün, hem de diri olarak kaldırılacağım güne!"
İşte hakkında tartışıp durdukları Meryem oğlu İsa. Hak sözü olarak budur!
İmdi soralım kuranda anlatılan bu kişiliğe dair müphem herhangi bir nokta var mıdır! Kimin kızıdır kimlerin himayesinde büyümüştür kimin anasıdır kimlerle muasırdır hepsi belli ve sarihtir! Meryem ile zekeriya arasındaki münasebet isanın annesi oluşu ap açık ortadadır. Onun isa kucağında iken kavmi arasına geldiğinde kavminin ey Harunun kız kardeşi demesinden meryemler karışmışı çıkarmak için aklın çok farklı çalışması lazımdır:)
Kuran gibi soralım hiç mi akletmezsiniz ki meryem harunun soyundandır ve yaşadığı toplumda ona bu sebeple böyle hitap edilmiştir! Efendim dinler tarihi ve ona bağlı sosyolojik bilgi eksikliği olduğunda kişi meryemleri karıştırır sonra da kendi karıştırdığını kuran karıştırmış gibi sunar! İşte bu utanç vericidir gerçeğe sadakatsizliktir! Arzu ederseniz birde zekeriyaya bakalım :)
Alchindus
12-09-2009, 12:40
Efendim aşağıdaki ayetler ali imran yani imran ailesi isimli surenin otuzsekiz ile kırbir arası ayetleridir nazar edelim.
O aralık Zekeriyya Rabbine: "Ey Rabbim, bana katından temiz bir soy ihsan eyle; şüphesiz sen duayı işitensin!" diye dua etti.
O kalkmış mihrabda namaz kılarken melekler kendisine şöyle seslendiler: "Haberin olsun, Allah sana, Allah'tan gelen bir kelimeyi doğrulayacak, efendi, son derece nefsine hakim ve salihlerden bir peygamber olmak üzere Yahya'yı müjdeliyor.O aralık Zekeriyya Rabbine: "Ey Rabbim, bana katından temiz bir soy ihsan eyle; şüphesiz sen duayı işitensin!" diye dua etti.
Zekeriyya: "Ey Rabbim, bana ihtiyarlık gelip çatmış, karım da kısır iken, benim nasıl bir oğlum olur?" dedi. Allah buyurdu ki: "Öyle, Allah ne dilerse yapar."
Zekeriyya: "Rabbim bana bir alamet ver!" dedi. Allah: "Alametin insanlarla üç gün yalnızca işaretten başka türlü konuşamamandır. Bununla birlikte Rabbini çok an ve akşam-sabah tesbih et!" buyurdu.
Bunlarda meryem suresinin iki ila onbeşinci ayetleri arasındakilerdir.
Bu, Rabbinin Zekeriyya kuluna olan rahmetini, bir anıştır.
Bir zaman, Rabbine gizli bir seste yalvarmıştı.
Demişti ki: "Ey Rabbim, gerçek şu ki, benim kemik (im) gevşedi, baş (ım) bembeyaz alev aldı (Saçlarım ağardı) ve sana (ettiğim) dua ile ise hiçbir zaman mutsuz olmadım ey Rabbim!
Ben bu halimle, arkamdan yerime geçecek olan akrabalardan endişeliyim. Karımda kısır bulunuyor, onun için bana bir dost ver!
ki, hem benim mirasçım, hem de Ya'kub ailesinin mirasçısı olsun. Hem de hoşnutluğuna onu kavuştur Rabbim!"
Allah: "Ey Zekeriyya, haberin olsun, Biz sana Yahya adında ve bundan önce kendisine hiçbir adaş yapmadığımız bir oğul müjdeliyoruz" dedi.
Zekeriyya: "Ey Rabbim, benim nasıl bir oğlum olabilir, karım kısır ben de yaşlılığın kağşamak derecesine (son haddine) varmışken!" dedi.
Buyurdu ki : "Öyle! Fakat Rabbin, "o Bana kolaydır, bundan önce de seni, sen hiçbir şey değilken yarattım." dedi."
Zekeriyya: "Ey Rabbim, bana bir alamet ver!" dedi. Allah: "Alametin, sapasağlam olduğun halde üç gece insanlara söz söyleyememendir." buyurdu.
Derken, mihrabdan kavminin karşısına çıkıp onlara: "Sabah ve akşam tesbih edin!" diye işaret verdi.
"Ey Yahya, kitabı kuvvetle tut!" (dedik.) ve daha çocukken ona hikmet verdik.
Hem de katımızdan yumuşak bir kalplilik ve bir temizlik verdik ona. O, çok takva sahibi biri idi.
Anne babasına iyi davranan biriydi, zorba ve isyankar değildi.
Selam ona; hem doğduğu gün, hem öleceği gün, hem de diri olarak kaldırılacağı gün!
Efendim varmıdır bir müphemlik! Kimlerle muasırdır ona hangi oğul verilmiştir hepsi sarihtir! İmdi bu böyle iken kalkıp asırlar evvel yaşamış aynı isimde biri var kuran bunu onunla karıştırıyor demek cehlin mi göstergesidir yoksa gerçeğe sadakatsizliğin mi!
Hiçbir suale yanıt veremediniz muhterem pante bari bunu yanıtlayıveriniz :)
Alchindus
12-09-2009, 12:50
Baktım ve sorumun yanıtını alamadım
Efendim ben o vakit daha evvelinde bir başka arkadaş için söylediğimi sizin içinde söylemek durumundayım ki konusuna sahasına hakim olmayanlarla düşünsel derinlikle birlikte, gerçeğe sadakat gerektiren konuları müzakere etmem mümkün değildir!
Herne kadar paçalarını sıvayıp suya giremesede muhterem pante konuyu müzakere için daha uygun bir isimdir! Kendinizi zayii etmeyiniz!
Kuran gibi soralım hiç mi akletmezsiniz ki meryem harunun soyundandır ve yaşadığı toplumda ona bu sebeple böyle hitap edilmiştir! Efendim dinler tarihi ve ona bağlı sosyolojik bilgi eksikliği olduğunda kişi meryemleri karıştırır sonra da kendi karıştırdığını kuran karıştırmış gibi sunar! İşte bu utanç vericidir gerçeğe sadakatsizliktir!
Muhterem, sen hangi toplumun örfünde bir insanın 1000 yıl-1500 yıl önce yaşamış olan atasıyla kardeş-kızkardeş tanımlaması yapıldığını duydun?
Vazgeçtik diğer toplumları Arap örfünde var mı böyle bir adet?
"Ey harun'un kızkardeşi?" demek yerine "Ey Davud'un, Musa'nın torunu!" dese böyle bir çelişkiden bahsetmezdik.
Ama hem "Ey Harun'un kızkardeşi!" denilecek.
Hem de İmran'ın kızı olduğu yazılacak.
Üstelik de Musa ve Harun'un babalarının adı İmran iken. Ve kızkardeşlerinin adı Meryem iken.
Böyle bir örf olsa bile, bu tür bir örf Allah'ı bağlamamalı. Madem ki sadece o topluma değil, tüm insanlara hitap ediyor, öyleyse tüm insanların anlayabileceği ve kafa karışıklığına yol açmayacak şekilde yazılmalıydı.
Kimileri de bu karıştırmayı farklı izah etmeye, farklı savunmaya çalışır:
"Ne malum Meryem'in babasının adı da İmran'dır ve belki de Harun diye bir kardeşi vardır." diye. Öyle bile olsa bilgileri birbirine karıştıracak bu hiç önemi olmayan isimler zikredilmemeliydi.
Açıktır ki Muhammed hazretleri, Tevrat ve İncil'i yarım yamalak bilenlerden dinlemiş ve birçok bilgiyi yanlış, eksik yazmış, isimleri ve olayları birbirine karıştırmıştır. Bunu sadece Meryem ve Zekeriya karıştırmalarında değil, bir çok konuda görürüz. Böğüren altın buzağı konusundaki Samiri, Pers kralının yardımcısı Haman, ateşe atılan ama yanmayan 3 Yahudi ve İbrahim, İbrahim'in kurban etmek istediği oğlu İsmail, İbrahim'in babasının adı bu yanlışlara ve bilgi karışıklıklarına örnektir ki bunlar gibi çok sayıda yanlışlık söz konusudur.
Efendim varmıdır bir müphemlik! Kimlerle muasırdır ona hangi oğul verilmiştir hepsi sarihtir! İmdi bu böyle iken kalkıp asırlar evvel yaşamış aynı isimde biri var kuran bunu onunla karıştırıyor demek cehlin mi göstergesidir yoksa gerçeğe sadakatsizliğin mi!
Hiçbir suale yanıt veremediniz muhterem pante bari bunu yanıtlayıveriniz
Yanıt vermediğim sual olmaz, ciddiye almadığım safsatalar hariç.
Müphemlik olmaz mı?
Doğrusu, ayetleri sıralayıp da "Var mı bir müphemlik?" diye sormanız en büyük müphemlik.
Tevrattaki asıl Zekeriya'nın peygamberliği, hayatı ve başından geçenler 2-3 satırda değil, tam 14 sayfada anlatılmıştır.
İncil'deki 2. Zekeriya ise peygamberlikle ilgisi olmayan sıradan bir insandır ve Yahya'nın babası olmaktan başka bir özelliğe sahip değildir. Ve İncil'e göre de Tevrat'taki Zekeriya'dır peygamber olan. Yahya'nın babası ise sadece saygı duyulacak bir aziz, iyi bir insandır.
Ama Kur'an, Tevrat'ta peygamber olan Zekeriya'yı, görmemiş, bilmemiş, adını anmadan yok saymıştır. Hristiyan ve Yahudiler "Zekeriya" deyince o hep Yahya'nın babası Zekeriya'yı anlamıştır.
Varsayalım ki Kur'an Yahya'nın babası Zekeriya'yı peygamber olarak sunuyor. Yaşlılığında kendisine çocuk bağışlanması dışında ne özelliği var bu Zekeriya'nın? Ne elçilik yapmış? Var mı peygamber olarak yaptığı bir iş?
Yok!
Yüzlerce yıl peygamber göndermeyecek ama aynı anda hem babayı, hem oğulu, hem yeğeni-kuzeni peygamber yapacaksın? Hem de peygamber görmemiş nice topraklar, toplumlar varken hep aynı aşirete, aynı kabileye.
Geçiniz..
Alchindus
12-09-2009, 14:44
Muhterem, sen hangi toplumun örfünde bir insanın 1000 yıl-1500 yıl önce yaşamış olan atasıyla kardeş-kızkardeş tanımlaması yapıldığını duydun?
Vazgeçtik diğer toplumları Arap örfünde var mı böyle bir adet?"Ey harun'un kızkardeşi?" demek yerine "Ey Davud'un, Musa'nın torunu!" dese böyle bir çelişkiden bahsetmezdik.:)
Efendim içimdeki ses galiba haklı çıkacak, ben sizinle de zaman kaybetmekteyim! Ne demektir varmı böyle bir toplum veyahut araplarda bu varmıdır demek nasıl iştir! Siz hiç mi dinler tarihi bilmezsiniz islam tarihi bilmezsiniz azizim! İmdi yahudiler kendilerine ne derler! Beni israil! Ne demektir muhterem bu! İsrailoğulları demektir:) Binlerce yıl evvelinden lakabı israil olan atalarına nispet ederler kendilerini! Efendim araplara gelelim, afbuyrun ama hiç mi siyer okumadınız! Efendim kureyş boylardan kabilelerden müteşekkil değilmiydi! Hz. Muhammed haşimoğullarına mensup idi o ve onun gibi haşimin soyundan gelenlere haşimoğlu denmiyor muydu! Siz hiç emeviler abbasiler diye anılan devletler duymadınız mı:) Kimlere nisbet oluyor bunlar! Birisi ümeyyeye diğer abbasa! Yine kureyş kendisini ibrahime ve oğlu ismaile nispet eder bununla her daim övünürdü! Peki o halde nasıl sual edebiliyorsunuz varmı böyle bir toplum diye! Biraz dinler tarihi yahudi ve arap sosyolojisi okuyunuz!
Böyle bir örf olsa bile, bu tür bir örf Allah'ı bağlamamalı. Madem ki sadece o topluma değil, tüm insanlara hitap ediyor, öyleyse tüm insanların anlayabileceği ve kafa karışıklığına yol açmayacak şekilde yazılmalıydı.
Efendim evvela diyenler meryemin kavmidir kuran olanı nakletmiştir! Yani yaratıcı kavminin meryeme hitabını kıssa içinde anmıştır! ikincisi kafa karışıklığı hasıl olacak hiçbir şey ortada yoktur, kafalar karışmaya odaklı değil ise!
Harunun mabenin bakımı ile alakadar olduğu ve bunun sonradan soyundan gelenlerce sürdürüldüğünü bilen ve meryeminde o soydan gelmiş olup mabeden adandığını idrak eden için ne gibi bir sıkıntı hasıl olabilir! Bütün bunlardan mütevellid ona örfen ey harunun kızkardeşi diye hitap edilmesindeki hikmeti anlamamak fazladan gayret gerektirir! Fazladan birde harunun meryem isminde bir kardeşi olduğunuda bilir iken:) Bakınız ayete iyice nazar ediniz harunun kız kardeşi dendikten sonra ne demiş kavmi!
Senin baban kötü bir kimse değildi annen de iffetsiz değildi
Ne kadar belirgin değilmi ey harunun kızkardeşi hitabından sonra babası ve annesinin anılmasıyla o hitabın soyuna işaret ettiği!
Tabi bunu itiraf için gerçeğe sadakat gerekiyor!
Efendim sizin şu yanılgılarınızı bir tashih edelim yanılgı sandığınız kendinize ait ifade ettiğiniz diğer yanılgılarada geliriz elbet:)
Efendim içimdeki ses galiba haklı çıkacak, ben sizinle de zaman kaybetmekteyim! Ne demektir varmı böyle bir toplum veyahut araplarda bu varmıdır demek nasıl iştir! Siz hiç mi dinler tarihi bilmezsiniz islam tarihi bilmezsiniz azizim! İmdi yahudiler kendilerine ne derler! Beni israil! Ne demektir muhterem bu! İsrailoğulları demektir Binlerce yıl evvelinden lakabı israil olan atalarına nispet ederler kendilerini! Efendim araplara gelelim, afbuyrun ama hiç mi siyer okumadınız! Efendim kureyş boylardan kabilelerden müteşekkil değilmiydi! Hz. Muhammed haşimoğullarına mensup idi o ve onun gibi haşimin soyundan gelenlere haşimoğlu denmiyor muydu! Siz hiç emeviler abbasiler diye anılan devletler duymadınız mı Kimlere nisbet oluyor bunlar! Birisi ümeyyeye diğer abbasa! Yine kureyş kendisini ibrahime ve oğlu ismaile nispet eder bununla her daim övünürdü! Peki o halde nasıl sual edebiliyorsunuz varmı böyle bir toplum diye! Biraz dinler tarihi yahudi ve arap sosyolojisi okuyunuz!
Öyle toplum çok muhterem!
Çeşit çeşit örflere sahip olan toplumlar var dünyada.
Önemli olan "binlerce yıl önceki atasını "Ahmet'in erkek kardeşi", "Meryem'in kızkardeşi" diye adlandıran toplum olmaması.
Senin baban kötü bir kimse değildi annen de iffetsiz değildi
Bu söz de yanlıştır.
Ortada Meryem'in anne ve babasını suçlayan bir isnat yoktur, dolayısıyla sözdeki maksat; Meryem'in anne ve babasını savunmak değildir. Maksat; Meryem'i anne ve babası üzerinden savunmaya çalışmaktır.
Yani bu söz; Babası kötü, annesi iffetsiz olmayanın kötü-iffetsiz olamayacağı anlamına gelir ki yanlıştır. Bu durumda dünyada hiç kötü ve iffetsiz insan olmaması gerekirdi. Adem ile Havva kötü müydü ki oğulları kardeş katili oldu?
Ya da her fahişe olanın annesi iffetsiz midir?
Muhterem, gerçeğe sadakat dedikçe, gerçek dediklerinizin altından inanılmayacak yanlışlar çıkıyor. Sakın bu "gerçeğe sadakat" değil de "çıkar için sadakat" olmasın? :)
İmam-müezzin falan isen korkma yahu, elinden alınmaz işin-maaşın-avantaların. Daha bu memleket çoook imamlar-müezzinler besler.
Alchindus
12-09-2009, 15:06
Yanıt vermediğim sual olmaz
Efendim göz var izan var okur yazar olanlar görüyordur dediğiniz gibi yoksa aksimi müsterih olunuz!
Tevrattaki asıl Zekeriya'nın peygamberliği, hayatı ve başından geçenler 2-3 satırda değil, tam 14 sayfada anlatılmıştır.
İncil'deki 2. Zekeriya ise peygamberlikle ilgisi olmayan sıradan bir insandır ve Yahya'nın babası olmaktan başka bir özelliğe sahip değildir. Ve İncil'e göre de Tevrat'taki Zekeriya'dır peygamber olan. Yahya'nın babası ise sadece saygı duyulacak bir aziz, iyi bir insandır.
Ama Kur'an, Tevrat'ta peygamber olan Zekeriya'yı, görmemiş, bilmemiş, adını anmadan yok saymıştır. Hristiyan ve Yahudiler "Zekeriya" deyince o hep Yahya'nın babası Zekeriya'yı anlamıştır.
Efendim kuranda geçmiş bütün peygamberlerin adlarının anılmadığı zaten ifade ediliyor bununla sizin karıştırdığınız arasında bir münasebet yoktur! Ortaya konulduğu gibi kuran meryem ile muasır oğlu yahya adında olan zekeriyadan bahsediyor! İmdi siz hangi akla hizmetle bu şahsiyet ile diğerinin karıştırıldığını iddia ettiğinizi ortaya koymalısınız! Diğer şahsiyet peygambermiş kuranın anlattığına ehli kitap peygamber demiyor demek karışmış demek kuranın ortaya koyduğu tarihsel dekoru ortadan kaldırıyor mu! Sizin gerçeğe hiç mi sadakatiniz yok!
Ehli kitabın kendi arasında ve islama ait birşeyleri red yada kabulu ne zamandan bu yana tarihsel dekorları yok saymayı elzem kılıyor! Yahudilerin isayı reddi onlarla birlikte hıristiyanların Hz. Muhammedi reddi kuranın isa ve Hz. Muhammede dair söylediklerinin karışmış olduğu sonucunu mu bize verir!
Niçün kendinizi bu denli tebessümlere muhatap ediyorsunuz:) Bakınız kuran ne diyor.
فَاسْأَلُواْ أَهْلَ الذِّكْرِ إِن كُنتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ
Varsayalım ki Kur'an Yahya'nın babası Zekeriya'yı peygamber olarak sunuyor. Yaşlılığında kendisine çocuk bağışlanması dışında ne özelliği var bu Zekeriya'nın? Ne elçilik yapmış? Var mı peygamber olarak yaptığı bir iş?</p>
Efendim kurana nazar ederseniz zekeriyanın anılmasının hangi minvalde olduğu sarihtir meryem ve oğlu yahya buradan da isa peygamberle olan bağ! Diğer yönden toplumunda neler yaptığına dair bilginin nakli gerekli görülmemiştir imdi siz misalen idris ilyas eyup peygamberler içinde bu suali sorup karışmış mı diyeceksiniz! Konumuzla münasebeti nedir muhterem pante:)
Efendim her daim söylerim gerçeğe sadakat olmadan olmaz!
Alchindus
12-09-2009, 15:20
Öyle toplum çok muhterem!
Sevindim muhterem bilgi haznene bir katkımız oldu böylelikle bir daha sana tebessüm edilmesini netice vericek yanlışlara düşmezsin:)
Önemli olan "binlerce yıl önceki atasını "Ahmet'in erkek kardeşi", "Meryem'in kızkardeşi" diye adlandıran toplum olmaması.
Oldumu be muhterem hani anlamış idin! Dedikya beni israil var emevi abbasi var birde seyyid ve şerif var biri hüseyine biri hasana delalet eder bilmek lazım!
Meryem bahsine gelirsek hem harunun soyundan hem mabede adanmış hem harunun kızkardeşi ile aynı isimde! Efendim hala varmıdır şüphe:)
Ortada Meryem'in anne ve babasını suçlayan bir isnat yoktur, dolayısıyla sözdeki maksat; Meryem'in anne ve babasını savunmak değildir. Maksat; Meryem'i anne ve babası üzerinden savunmaya çalışmaktır.
Yani bu söz; Babası kötü, annesi iffetsiz olmayanın kötü-iffetsiz olamayacağı anlamına gelir ki yanlıştır. Bu durumda dünyada hiç kötü ve iffetsiz insan olmaması gerekirdi. Adem ile Havva kötü müydü ki oğulları kardeş katili oldu?
Olurmu efendim :) Sözü söyleyen yahudiler şunu demek isterler "sen harunun soyundansın baban iyi bir adam annen de iffetsiz biri değil iken bu kötülüğü nasıl işledin!"
Çünkü onlar kucağında isa ile gelen meryemi kötü bir iş işlemiş sanıyorlardı! Bu sebeple sözü söyleyenler meryemi anne ve babası üstünden savunmak değil yermek istemiştir, onlara neden layık olamadın der gibi! Bari bu hususları karıştırmayınız muhterem:)
Muhterem, gerçeğe sadakat dedikçe, gerçek dediklerinizin altından inanılmayacak yanlışlar çıkıyor. Sakın bu "gerçeğe sadakat" değil de "çıkar için sadakat" olmasın? :)
Efendim içimdeki sesi tekrar hatırladım çirkinleşmeye başlamanız bize bunu hatırlattı! İnançlarını çıkarlarına alet edenlerden beni sanmanızı şimdilik mazur göreyim amma bu itham tekrarlanır ise bende asıl sizin kendi yanlış ve karıştırmalarınızı belirli çıkarlar için burada sunmanızdan mütevellid burada çıkarlarınız bulunduğunu ve yanlışlarınızı ortaya koyan bendenizden çıkar kaygısı ile rahatsızlık duyduğunuz sonucuna varırım!
Ülkemiz imam ve müezzinleri kaldırabilir kaldırıyorda amma gerçeğe sadakatsizleri kaldıramaz ve kaldırmıyor pante!
اسْأَلُواْ أَهْلَ الذِّكْرِ إِن كُنتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ
Ne zikir ehilleri geldi geçti ama açıklayamadıkları çok şey var bu forumlarda muhterem. En başta da Kur'an'daki matematik hatası.
Efendim kurana nazar ederseniz zekeriyanın anılmasının hangi minvalde olduğu sarihtir meryem ve oğlu yahya buradan da isa peygamberle olan bağ! Diğer yönden toplumunda neler yaptığına dair bilginin nakli gerekli görülmemiştir imdi siz misalen idris ilyas eyup peygamberler içinde bu suali sorup karışmış mı diyeceksiniz! Konumuzla münasebeti nedir muhterem pante
İdris, İlyas, Eyüp veya diğerleri hakkında böyle bir çelişkiden bahsetmeyişimiz, Zekeriya'dan bahsediyor olmamız bizi değil sizi düşündürmeli.
"Neden sadece Zekeriya peygamberin karıştırıldığı söyleniyor?"
"Bu söylemde hiç mi haklılık payı yok?" diye düşünüp değerlendirmelisiniz.
Ama ne yazık ki bugüne kadar görmediğimiz, duymadığımız "Haklısınız, burada kafaları karıştıran bir durum söz konusu ama şöyle izah edilebilir: (...)" tarzında bir yaklaşım göremedik maalesef.
Daima "Siz anlamıyorsunuz, bunda ne çelişki var? Arapça'yı bilmediğinizden, Kur'an'a gafil olduğunuzdan, inanmayarak okuduğunuzdan vs." türde olumsuz tavırlar gördük.
Bu gerçeğe sadakat değil, bu tabuya sadakat.