Orijinalini görmek için tıklayınız : Kutsal (!) Kitaplardaki Çelişkiler
Nisa/82. "Hâlâ Kur'an'ı düşünüp anlamaya çalışmıyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından *olsaydı, mutlaka onda birçok çelişki bulurlardı."
Çelişki iddialarını 5 başlık altında listeleyeceğiz. Liste detaylarını ve tartışmalarını daha sonra ele alacağız.
A- Kur'an ile Tevrat arasındaki çelişkiler
B- Kur'an ile İncil arasındaki çelişkiler
C- Kur'an'ın kendi içindeki çelişkileri
D- Kur'an'ın bilimle olan çelişkileri
E- İncil ve Tevrat'ın bilimle olan çelişkileri
A- Kur'an ile Tevrat arasındaki çelişkiler
1- İbrahim'in babası; Tevrat'a göre Tarah, Kur'an'a göre Azer.
2- İbrahim'in kurban etmek istediği oğlu; Tevrat'a göre İshak, Kur'an'a göre İsmail.
3- İsmail Tevrat'a göre peygamber değil, Kur'an'a göre peygamber.
4- Süleyman; Tevrat'a göre kral, Kur'ana göre peygamber.
5- Davud; Tevrat'a göre kral, Kur'ana göre peygamber.
6- Cennette Havva'yı aldatan Tevrat'ta yılan, Kur'an'da şeytan.
7- Tufan Tevrat'a göre tüm dünyaya, Kur'ana göre sadece Nuh'un kavmine.
8- Nuh'un gemisi; Tevrat'a göre Ararat dağına, Kur'an'a göre Cudi dağına.
9- Haman; Tevrat'ta Pers kralının yardımcısı, Kur'ana göre firavunun taş ustası.
10- Tanrının adı; Tevrat'ta Yehova, Kur'an'da Allah.
11-Putlara tapmadığı için ateşe atılan; Tevrat'ta 3 Yahudi, Kur'an'da İbrahim.
12-İmran; Tevrat'a göre Musa'nın babası, Kur'an'a göre İsa'nın dedesi.
13-Savaşa giderken, dizlerinin üzerine çökerek su içen askerlerin komutanı Tevrat'a göre Gideon, Kur'an'a göre Talut.
B- Kur'an ile İncil arasındaki çelişkiler
1- İsa bebekken, İncil'e göre mucize göstermemiş, Kur'an'a göre göstermiştir.
2- İsa, İncil'e göre çarmıha gerilmiştir. Kur'an'a göre çarmıha gerilen İsa değildir.
3- Kur'an'a göre İncil'de Ahmet'den bahseder, İncil'de Ahmet ismi geçmez.
4- Şeytan, İncil'e göre melek, Kur'an'a göre cindir.
5- Şeytan, İncil'e göre Tanrı ile aynı mertebeye ulaşmak istediği için, Kur'an'a göre ise Adem'e secde etmediği için lanetlenmiştir.
6- İncil'e göre iyilikler Tanrıdan kötülük şeytandan, Kur'an'a göre hayır da şer de Allah'tandır.
7- İnsan, İncil'e göre Tanrı suretinde yaratılmıştır. Kur'an'a göre Allah'ın benzeri yoktur.
C- Kur'an'ın kendi içindeki çelişkileri
1- Allah ın bir günü 1000 dünya yılına *eşit olduğu (22:47,32:5) ve dünyadan Allah katına varış süresinin 50 bin yıl olduğu, (70:4)
2- Ölürken ruhu kim alır? ölüm meleği azrail mi? (32:11), "melekler" mi (çoğul) (47:27), yoksa Allah mı? (39:42)
3- Yer ve gök kaç günde yaratılmıştır: 6 gün (7:54) (10:3) (11:7) (25:59); 8 gün *41:9-12
4- Gök mü, yer mi önce yaratılıp "döşendi"? ilk önce gök sonra yer (79:27-30) ilk önce yer sonra gök(2:29)
5- İnsan neyden yaratılmıştır? Kan pıhtısından mı? (96:1-2) sudan mı? (21:30,24:45,25:54) balçıktan mı? (15:26) topraktan mı? (3:59,30:20,35:11) hiçbir şeyden mi?(19:67)
6- "O gün" "kimse kimsenin yerine birşey ödeyemez" "kimsenin şefaati kabul edilmez""Allah tan başka kimsenin dostluğu fayda vermez"mi? (2:123, 6:51, 82:18-19) yoksa bunun tersi mi? (43:86)
7- Kötülük Allah tan mı gelir? Evet (4:78), Hayır (4:79)
8- Sur a üflendiği zaman kişiler arasında "soruşturma" "birbirleriyle konuşma" olacak mı? Evet (52:25) (37:27), Hayır (23:101)
9- Hüküm gününde kötülere "kitap" "hangi tarafından" verilir? Arkalarından (84:10)
sol taraflarından (69:25)
10- Muhammed'in kalbine Kuran'ın tamamı indirilmiştir ve mükemmel şekilde tamamlanmıştır.(2:97) Fakat bir ayet değiştirilip yerine başka ayet getirilebilir. (16:101)
11- Hristiyanların ve Musevilerin hali ne olacak? Cennete gidebilir (2:62,5:69) veya Lanetlidir/küfre batmışlardır/"Allah onları kahretsin" Cennete kesinlikle gidemezler, cennet onlara haramdır (5:72,3:85,9:30) Ayrıca Kurana göre hristiyanlar ve yahudiler zalimler topluluğudur.
(5:51)
12- *Cennetin genişliği ne kadardır? Göklerle (birden fazla) yer kadar (3:133) Yoksa sadece bir gök (tekil) ver yer kadar (57:21)
13- İlk müslüman Enam/163’e göre Muhammed, Araf/143’e göre Musa. Ali İmran-67'ye göre İbrahim.
14- Kaç tane melek Meryem ile konuşuyordu?
Sadece bir tane mi (19:17,21) yoksa birden fazla mı? (3:42,45)
15- Kur'an'da Allah'a ait olmayan sure : Fatiha
16- Kur'an'da Allah'a ait olmayan ayetler:
Hud/2, Tevbe/30, Zariyat /50-51, En'am-114
17- İblis melek midir, cin midir? 2/34'e göre melek, 18/50'ye göre ise cindir.
18- Bir Müslüman'ın kaç annesi vardır? 58/2'ye göre bir ("Onların anaları ancak, kendilerini doğuran kadınlardır."), 33/6'ya göre ise birden fazla ("Onun [Muhammed'in] eşleri de mü’minlerin analarıdır.
19- Allah insanları üç sınıfa mı (56/7) yoksa iki sınıfa mı (90/18-19, 99/6-8) ayıracaktır?
20- Allah, Firavun'a bir peygamber mi (7/103, 73/15), iki peygamber mi (10/75) göndermiştir?
21- Allah, Ad kavmini bir günde mi (54/19), birden fazla günde mi (41/16, 69/6-7) yoketmiştir?
22- İçki Allah'ın bir nimeti olarak sadece iyi midir (16/67), hem iyi hem kötü müdür (2/219), yoksa Şeytan işi olarak sadece kötü müdür (5/90-91)?
23- 109/1-6'da Muhammed, kafirlerin tapındığı tanrının veya tanrıların Allah'tan farklı olduğunu söylemektedir. Ehl-i Kitap (Yahudiler ve Hıristiyanlar) ya da putperestler sözkonusu olabilir. Halbuki Kuran, Yahudiler ve Hıristiyanlar'ın da (2/62, 2/139, 3/64, 29/46), putperestlerin de (16/35, 39/3) Allah'a inandığını söylemektedir.
24- *Allah adil midir? 39/69'a göre öyledir: Ama, örneğin 14:4'e göre, Allah insanları keyfine göre sapkınlığa sürüklemektedir: "Allah dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir." Bu durum, 4:88, 4:143, 6:125, 7:178, 7:186, 13:27, 13:33, 16:93, 17:97, 35:8, 39:23, 40:33, 42:46, 74:31 ile de desteklenmektedir.
25- *Allah, şirki (kendisine ortak koşulmasını) affeder mi (4:153, 25:68-71),
affetmez mi? (4:48, 4:116)
26- "Musâ’nın kavmi onun (Tur’a gitmesinin) ardından, ziynet eşyalarından, böğürmesi olan bir buzağı heykeli (yaparak ilah) edindiler." (7:148) Musa'nın kavmi, Musa Tur'dan dönmeden önce mi (7:149) yoksa döndükten sonra mı (20:91) bu hatalarından vazgeçip tövbe ettiler?
27- Yunus sahile atıldı mı (37:145), atılmadı mı? (68:49)
28- Namuslu kadınlara zina isnat edenler (evlilik dışı cinsel ilişkide bulunduğu yönünde iftira atanlar) affedilebilir mi (24:4-5), affedilemez mi (24:23)?
29- Zinanın cezası nedir? 24:2'ye göre zina yapan kadın veya erkeğe yüz değnek vurulmalıdır. 4:15'e göre zina yapan kadına müebbet ev hapsi uygulanmalıdır. 4:16'ya göre zina yapan erkek tövbe edip ıslah olursa hiçbir ceza uygulanmamalıdır.
30- Kafirler Müslüman olmaya zorlanmalı mıdır (8:38-39, 9:29)
zorlanmamalı mıdır (2:256, 3:20, 109:6)?
Pante ;konumuzla ilgili olarak Kuran'ın kendi içindeki çelişkiler
başlığında sıraladığın örneklere hemen hiç bir araştırma yapmadan ve
de herhangi bir mealle bakmadan cevap verebileceklerim şunlar:
Sırasıyla ;
2) Ruhu topluca isimleri Azrail olan melekler alır.Ve bunu Allah'ın izniyle yaparlar.Yani Azrail bir tek melek değil; görevli can alıcı melekler toplu-
luğunun bir ismidir.
5) Hepsi doğru.İnsan hepsinden yaratılmıştır.
7)Cevabı hem evet hem hayırdır.Külli irade -cüzzi irade meselesi.
9)Hem arkalarından hem sol tarafından.
11)Hristiyan ve Musevilerle sürdülen ilişkilerin cehresine göre vahiy gelmiştir.Bu sebeple farklılık arz eder.
15)Fatiha bir duadır.Yanlış hatırlamıyorsam Abdullah İbni Mesud'un
mushafında zaten sure olarak yer almaz.
18)Muhammed'in eşlerinin müminlerin anası olması bir teşbihtir !
22)Vahiy'in geliş sırasına göre içki peyder pey yasaklanmıştır.Aşama
aşama bir süreç söz konusudur.
24)"Allah dilediğini saptırır,dilediğini doğru yola iletir." şeklindeki çeviriler
artık "Allah dileyeni saptırır,dileyeni doğru yola iletir." olarak çevriliyor.
BKZ...Yaşar Nuri Öztürk Meali.
29)Yüz değnek cezası erkek ve kadın birbiriyle zina ederse geçerlidir.
Kadın -kadına zina (sevicilik) olayı varit ise kadına müebbet ev hapsi
cezası vardır.Ancak onda da kadının kısmeti çıkarsa evlenip ev hapsinden
kurtulabilir.
Diğer bazıları için en azından meal bakmam gerek ! Ancak 3. ve 4. maddeler bariz çelişkidir.Bunu rahatlıkla söyleyebiliriz.....
Saygılarımla....
Sevgili Vacsmt;
Yazdığım maddeler sıkça tartışılan çelişkilerden olup elbette bazılarının açıklaması vardır ve hepsi gerçekten çelişki olmayabilir. Örneğin;
Süleyman Tevrat'a göre kraldır, Kur'an'a göre peygamber. Bunun açıklaması "Süleyman hem kraldı hem de peygamberdi" şeklinde yapılabilir. Kur'an'da böyle yazmasa da, Hristiyan ve Musevilerce Süleyman sadece büyük bir kral olarak kabul edilse de bu açıklamanın neticesinde kimileri bunu çelişki olarak görmeyebilir.
Çeşitli kitaplarda ya da İnternette çelişki olarak sunulan konulardan ben sadece tartışılabilir düzeyde olanları seçtim. Tartışmaya değer olmayanları almadım zaten. Örnek:
Melekler Allah'a karşı gelebilir mi? "Göklerde ve yerde bulunan canlılar ve melekler büyüklük taslamadan Allah’a boyun eğerler. Üzerlerinde hakim ve üstün olan Rablerinden korkarlar ve emrolundukları şeyleri yaparlar." (16:49-50) "Hani meleklere, “Adem için saygı ile eğilin” demiştik de İblis hariç bütün melekler hemen saygı ile eğilmişler, İblis (bundan) kaçınmış, büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştu." (2:34) Bu çelişki, İblis'in bir melek olup olmadığı çelişkisi ile de alakalıdır.
Bu bir çelişki değil. Ama daha ciddi çelişkiler var. Bunları sıralamaya devam edeceğim. Bunlar içinde tartışmaya önem arzedenleri ele alırız.
31- "Allah herşeyi bilir, gaybı bilen yalnızca Allah'tır" ayetlerine rağmen Enfal/65-66 da Allah'ın bir müslümanın kaç düşmana bedel olduğunu ancak savaştan sonra bilebildiği anlaşılıyor.
32- Azhap/50 ayeti tek *başına okuyanları şok eden bir ayettir.
33- Ahzap/56. "Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber'e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selam edin." ayetinde Allah'ın peygambere salat ettiği ifadesi büyük çelişkidir.
34- Bakara-106 'Herhangi bir Ayet'in hukmunu yururlukten kaldirir veya unutturursak, onun yerine daha hayirlisini veya benzerini getiririz. Allah'in herseye gucunun yettigini bilmezmisin?'
Bakara-106 da böyle söylenirken, aşağıdaki Ayet'lerde farklı söylenir;
Fatır-43 '... Hayır! sen Allah'ın kanununda degişiklik bulamazsin. Sen Allah'ın kanununda asla bir doneklik bulamazsın.' - Feth-23 '... Allah kanununda hicbir degişiklik bulamazsınız.'
Ayrıca Yunus/64, Fetih/23, En'am/115, Ahzab/62 de de aynı hükümler bulunmaktadır.
35- *"Enbiya/99. Eğer onlar Tanrı olsalardı oraya varmazlardı. Halbuki hepsi orada ebedi kalacaklardır." ayetindeki ifade çelişkidir.
36- Tebbet/1. "Ebû Leheb'in elleri kurusun. Zaten kurudu." ayeti Tanrı sözü değil, insan sözüdür.
37- Kur'an'ın genelinde konu karmaşası ve uyumsuzluk vardır. Bir konudan bir başka konuya atlanır. Örneğin Bakara suresinde boşanma konusu işlenirken aniden namaz kılma ve usülleri anlatılmaya başlanır. Ardından tekrar hukuk konularına dönülür. Diğer surelerde aynı anlatımlar tekrarlanır. Bu durum Kur'an ayetlerinin karışık ve düzensiz toplandığını gösterir ki Allah'ın koruması altında olan bir kitabın böyle düzensiz olması bir çelişkidir.
38- * Al-i İmran/115. Onlar ne hayır işlerlerse karşılıksız bırakılmayacaklardır. Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanları bilir.
Bakara/217. Sizden kim dininden döner de kafir olarak ölürse öylelerin bütün yapıp ettikleri dünyada da, ahirette de boşa gitmiştir. Bunlar cehennemliklerdir, orada sürekli kalacaklardır. *
İnananların yaptığı tüm işler karşılıksız kalmayacakken, inanmayanların bütün amelleri boşa gidiyor.
39- Maide/101. Ey iman edenler! Size açıklandığı takdirde sizi üzecek olan şeylere dair soru sormayın. Eğer Kur'an indirilirken bunlara dair soru sorarsanız size açıklanır. (Halbuki) Allah onları bağışlamıştır. Allah çok bağışlayandır, halimdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir.) *
Maide/102. Sizden önceki bir millet o tür şeyleri sordu da sonra o yüzden kafir oldu.
Allah'ın soru sorma yasağı koyması çok anlamsızdır, acayiptir.
40- Şuara/195'te, Muhammed, "uyancılardan olabilsin diye" Kur'an'ın "apaçık bir dille" indirildiği; Zuhruf/2-3 'te daha açık olarak, "apaçık Kitaba yemin olsun ki şüphesiz biz O'nun düşünüp anlayasınız diye" indirildiği; Fussilet/44'te, Kur'an ayetlerinin uzun açıklamalı olmadığı;
Yusuf/12'de Kur'an'ın, herkesçe "okunup anlaşılması için" indirildiği; Duhan/58 'de, herkese "öğüt alsınlar diye indirerek kolaylaştınldığı" söylenir.
Ancak Kur'an anlaşılmaz bir yığın ayetle ve kavramla doludur. Anlaşılabilmesi için Arapça bilinmesi, hadislerin ve peygamberin ayrıntılı hayatının dönem tarihinin bilinmesi gerekir.
41- Müslümanlar kıble olarak önce Kudüs'ü sonra Kabeyi seçmişlerdir. Bu durum Bakara/142-145
ayetlerinde açıklanır. Kıble değişikliği bir çelişkidir ve Yahudilerle yaşanan çekişme neticesinde çıkmıştır.
42- Bakara/234, kocası ölen kadının "Dört ay on gün beklemesini" söylerken Bakara/240, "Evlerinden çıkarılmaksızın senesine kadar geçimini sağlayacak şeyin vasiyet edilmesini" emreder.
43- Enfal/1.'de "ganimetler Allah'ın ve peygamberindir" denirken, Enfal/41'de "ganimetlerin beşte biri Allah'ın ve peygamberindir" denir.
44- Bakara-285 'te "...Biz de peygamberlerimiz arasında fark yapmayız..." denirken, aynı surenin 253. ayetinde; "İşte bu peygamberlerin bir kısmını diğerlerine üstün kıldık.." denir.
45- *Nisa/ 78 'de; "... Kendilerine bir iyilik dokunsa 'bu Allah'tandır' derler, bir kötülük gelince ise 'bu sendendir' derler. 'Hepsi Allah'tandır' de. Bu adamlara ne oluyor ki bir türlü laf anlamıyorlar" denilirken, hemen peşisıra gelen Nisa/ 79'da; "Sana gelen iyilik Allah'tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir. ..." denir.
46- Alak/15-18."And olsun ki onu perçeminden, yalancı ve günahkar perçeminden cehenneme sürükleriz. O zaman taraftarlarını çağırsın. Biz de zebanileri çağıracağız" ayeti Ebu Cehil için söylenmiş. Güçsüz bir insanın "Allah benden yana" demesine benziyor. Yani insan sözü.
47- Kur'an'da ayetlerin çoğunda Allah 3. şahıs, bazılarında 1.şahıstır. Kimi ayetlerde çoğul "biz" ifadesi, kimilerinde ise tekil ifade mevcuttur. Örneğin Hac/34-35 de şahıs zamirinde tam 6 kez değişiklik yapılır. Allah'tan hitap bir kitapta hep aynı zamir kullanılmalıydı.
48- *Zuhruf/114'te de ilginç bir kurgu vardır: "O suyu gökten bir ölçüye göre indirir. Biz onunla ölü memleketi diriltiriz". Suyu indiren Allah, ölü memleketi dirilten kim?
49- 79 ayetlik Rahman suresinin 31 ayeti aynıdır. " Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz" ayeti sürekli tekrarlanmıştır. Benzer tekrarlara başka surelerde de rastlanır. Bu acaba Muhammed'in mi yoksa Allah'ın mı edebi özelliği, keyfiyetidir?
50- Naziat suresi de şöyle başlar: "(1) Canları boğarcasına şiddetle çekip alanlara and olsun, (2) Canları kolaylıkla alanlara and olsun, (3) Yüzüp yüzüp gidenlere and olsun, (4-5) Yarıştıkça yarışan ve işleri yöneten meleklere and olsun ".
Ayrıca Kur'an Allah'ın yeminleri ile doludur. Arapların çok yemin ettiği özelliği bilinir de Allah'ın bu kadar çok yemin etmesi anlaşılmaz. Yoksa bu yeminler Muhammed'in yeminleri midir?
evet digerleride meal ile bir çalışma yapıldığı zaman bazı kavramların karıştırılması ile yanlış anlamalardan kaynaklandığı aslında çelişki içermediği görülebilir
Ancak 3. ve 4. maddeler bariz çelişkidir.Bunu rahatlıkla söyleyebiliriz.....
bu konuyla ilgili ve daha bir çok çelişki iddiası için www.kurandaceliskiyoktur.com.tr adresine bakabilirsiniz
hiramusta
13-12-2006, 12:40
Kırmızılar benim ifadelerimdir;
1- Allah ın bir günü 1000 dünya yılına mı eşit(22:47,32:5) yoksa 50000 mi?(70:4)
Pante burada bir çelişki yoktur.Önce ayetleri yazalım;
Melekler ve Ruh (Cebrail), ona, süresi elli bin yıl olan bir günde çıkabilmektedir. (70/4)
Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar; Allah, va'dine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir. (22/47)
Birisi Allah katındaki bir zaman dilimidir,diğeri melekler ve ruhun O'na ulaşma süresidir.Yani burada iki farklı olgu vardır.Ayrıca bu ayetler müteşabihtir.Allah zaman ve mekandan bağımsızdır.
2- Ölürken ruhu kim alır? ölüm meleği(azrail) mi?(32:11) "melekler" mi(çoğul)(47:27) yoksa Allah mı?(39:42)
(büyük yer kaplayacağı için ayetleri yazmıyorum)
Kur'an da azrail kelimesi geçmez.Onun yerine ölüm meleği ibaresi geçer.Her insan için bir ölüm meleği vardır ve vakti gelince bu ölüm meleği insanın canını Allah adına alır.Ölüm meleği elçidir işi yapandır.Yaptıransa Allah'tır.Ölüm melekleri ifadesine gelince,ayetin muhatabı bir topluluk olduğu için çoğul ifade kullanılmıştır.Benzer ifade 8/50 de de geçmektedir.O ayetle birlikte okunursa daha iyi anlaşılır.Yani bir çelişki yoktur.
3- Yer ve gök kaç günde yaratılmıştır: 6 gün (7:54) (10:3) (11:7) (25:59) 8 gün *41:9-12
Yerin üstündekilerle beraber yaratılması 4 gün,7 gök katmanının yaratılması 2 gün toplam 6 gün.
4- Gök mü yer mi önce yaratılıp "döşendi"? ilk önce gök sonra yer (79:27-30) ilk önce yer sonra gök(2:29)
79/27-30 da öncelik sonralık ifadesi olmadığından bu ayetlerde de çelişki yoktur.
5- İnsan neyden yaratılmıştır? Kan pıhtısından mı? (96:1-2) sudan mı? (21:30,24:45,25:54) balçıktan mı? (15:26) topraktan mı? (3:59,30:20,35:11) hiçbir şeyden mi?(19:67)
Bu ayetler insanın yaratılışının değişik evrelerini ifade ediyor.Herbiri diğerini tamamlar.
6- "O gün" "kimse kimsenin yerine birşey ödeyemez" "kimsenin şefaati kabul edilmez""Allah tan başka kimsenin dostluğu fayda vermez"mi?(2:123,6:51,82:18-19) yoksa bunun tersi mi?(43:86)
Hesap günü ancak Allah şefaat edecektir.43/86 da şefaat edecekler diye bir anlam geçmemektedir.Problem yanlış meallendirme problemidir.Ayetin demek istediği " Allah'tan başkasına yalvaranlar, şefaate sahip olamazlar.(la yemliku)Ancak bilerek hakka şahitlik edenler müstesna (onlar şefaate yani affa sahip olabilirler.)
Devam edeceğim İnşallah.
"Allah herşeyi bilir, gaybı bilen yalnızca Allah'tır" ayetlerine rağmen Enfal/65-66 da Allah'ın bir müslümanın kaç düşmana bedel olduğunu ancak savaştan sonra bilebildiği anlaşılıyor.
öncelikle iki konu farklı şeylerden bahseder. kaldı ki enfal 65/66 da beliritlen oranlar müminlerin zaaf halinde ve zaaf halinde olmadıkları durumları karşılaştırır
32- Azhap/50 ayeti tek *başına okuyanları şok eden bir ayettir.
eleştirini belirtmediğin için cevap yazamıyorum
33- Ahzap/56. "Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber'e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selam edin." ayetinde Allah'ın peygambere salat ettiği ifadesi büyük çelişkidir.
salatın anlamının yanlış ifade edilmesinden kaynaklanır. salatı namaz değilde destek olmak anlamında okursanız çelişki giderilmiş olur
34- Bakara-106 'Herhangi bir Ayet'in hukmunu yururlukten kaldirir veya unutturursak, onun yerine daha hayirlisini veya benzerini getiririz. Allah'in herseye gucunun yettigini bilmezmisin?'
Bakara-106 da böyle söylenirken, aşağıdaki Ayet'lerde farklı söylenir;
Fatır-43 '... Hayır! sen Allah'ın kanununda degişiklik bulamazsin. Sen Allah'ın kanununda asla bir doneklik bulamazsın.' - Feth-23 '... Allah kanununda hicbir degişiklik bulamazsınız.'
Ayrıca Yunus/64, Fetih/23, En'am/115, Ahzab/62 de de aynı hükümler bulunmaktadır.
bunlarda iki farklı konu birbirine karıştırılmıştır. fatır43 te ki Allah'ın sünneti kavramı ile nesh kavramı farklı şeyleri ifade eder.
kısaca kuranda nesh, bir konunun uygulamasında bir ayet kullanılırken, aynı konunun farklı bir varyasyonu karşısında aynı ayetin uygulanmasının yetersiz kalması halinde benzer ayetlerin devreye sokulmasıdır. ayetlerin hükmü tamamen ortadan kalmaz.
Allah ın kanunu ise yapılan eylemin neticesinde Allah'ın o eylem için yazdığı sonuca ulaşmayı ifade eder. o eylem yapılırsa Allah ın yazdığı sonuçtan başka bir sonuca ulaşılamaz. bunda değişme olamaz. mesela su 100 derece kaynar. su aynı şartlarda 85 derecede kaynamaz *
35- *"Enbiya/99. Eğer onlar Tanrı olsalardı oraya varmazlardı. Halbuki hepsi orada ebedi kalacaklardır." ayetindeki ifade çelişkidir.
bunu anlayamadım
36- Tebbet/1. "Ebû Leheb'in elleri kurusun. Zaten kurudu." ayeti Tanrı sözü değil, insan sözüdür.
sana göre
37- Kur'an'ın genelinde konu karmaşası ve uyumsuzluk vardır. Bir konudan bir başka konuya atlanır. Örneğin Bakara suresinde boşanma konusu işlenirken aniden namaz kılma ve usülleri anlatılmaya başlanır. Ardından tekrar hukuk konularına dönülür. Diğer surelerde aynı anlatımlar tekrarlanır. Bu durum Kur'an ayetlerinin karışık ve düzensiz toplandığını gösterir ki Allah'ın koruması altında olan bir kitabın böyle düzensiz olması bir çelişkidir.
buna düzensizlik , beceriksizlik diyebilirsin ama çelişki asla
38- * Al-i İmran/115. Onlar ne hayır işlerlerse karşılıksız bırakılmayacaklardır. Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanları bilir.
Bakara/217. Sizden kim dininden döner de kafir olarak ölürse öylelerin bütün yapıp ettikleri dünyada da, ahirette de boşa gitmiştir. Bunlar cehennemliklerdir, orada sürekli kalacaklardır. *
İnananların yaptığı tüm işler karşılıksız kalmayacakken, inanmayanların bütün amelleri boşa gidiyor.
çünkü baştan Allah kuralları koyuyor sana da bildiriyor. inkar edenlerin amelleri bir değer taşımayacak. bunda da eleştiri getirebilirsin ama çelişki diyemezsin.
39- Maide/101. Ey iman edenler! Size açıklandığı takdirde sizi üzecek olan şeylere dair soru sormayın. Eğer Kur'an indirilirken bunlara dair soru sorarsanız size açıklanır. (Halbuki) Allah onları bağışlamıştır. Allah çok bağışlayandır, halimdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir.) *
Maide/102. Sizden önceki bir millet o tür şeyleri sordu da sonra o yüzden kafir oldu.
Allah'ın soru sorma yasağı koyması çok anlamsızdır, acayiptir.
bunlar gereksiz Allah'ın üzerinde durmadığı konulardaki sorulardır. mesela hangi ayakla evden çıkalım vb
40- Şuara/195'te, Muhammed, "uyancılardan olabilsin diye" Kur'an'ın "apaçık bir dille" indirildiği; Zuhruf/2-3 'te daha açık olarak, "apaçık Kitaba yemin olsun ki şüphesiz biz O'nun düşünüp anlayasınız diye" indirildiği; Fussilet/44'te, Kur'an ayetlerinin uzun açıklamalı olmadığı;
Yusuf/12'de Kur'an'ın, herkesçe "okunup anlaşılması için" indirildiği; Duhan/58 'de, herkese "öğüt alsınlar diye indirerek kolaylaştınldığı" söylenir.
Ancak Kur'an anlaşılmaz bir yığın ayetle ve kavramla doludur. Anlaşılabilmesi için Arapça bilinmesi, hadislerin ve peygamberin ayrıntılı hayatının dönem tarihinin bilinmesi gerekir.
açık olması iman edenlere açıktır. hata bulmak için okuyan, anlamaya çalışmayanlar için kapalıdır. geleneksel şartlanmalar ile okuyanlar elbet çelişki ve hata görürler kuranda
syg
41- Müslümanlar kıble olarak önce Kudüs'ü sonra Kabeyi seçmişlerdir. Bu durum Bakara/142-145
ayetlerinde açıklanır. Kıble değişikliği bir çelişkidir ve Yahudilerle yaşanan çekişme neticesinde çıkmıştır.
buda çelişki değildir ki. önce Allah tan bir emir olmaksızın bir hedef seçilmiş sonra Allah tan emirle başka bir hedef
42- Bakara/234, kocası ölen kadının "Dört ay on gün beklemesini" söylerken Bakara/240, "Evlerinden çıkarılmaksızın senesine kadar geçimini sağlayacak şeyin vasiyet edilmesini" emreder.
2/234 de bekleme tekrar evlenme veya hamilelik vb konu ile ilgili olup diger bekleme ise kadının mecburi olduğu bir bekleme değil ölen eşinin evinde 1 yıl yararlanma hakkıdırç kadın bunu ister uygular ister uygulamaz
43- Enfal/1.'de "ganimetler Allah'ın ve peygamberindir" denirken, Enfal/41'de "ganimetlerin beşte biri Allah'ın ve peygamberindir" denir.
8/41 de 8/41 in dağılımı anlatılır
44- Bakara-285 'te "...Biz de peygamberlerimiz arasında fark yapmayız..." denirken, aynı surenin 253. ayetinde; "İşte bu peygamberlerin bir kısmını diğerlerine üstün kıldık.." denir.
iman edenler açısından bir fark gözetilmez. Allah açısından ise bazı farklar vardır. ki bu farklar birbirlerine üsütnlük sağlamak amaçlı değildir. kimi ile Allah konuşmuştur kimine mucize vermiştir vb
45- *Nisa/ 78 'de; "... Kendilerine bir iyilik dokunsa 'bu Allah'tandır' derler, bir kötülük gelince ise 'bu sendendir' derler. 'Hepsi Allah'tandır' de. Bu adamlara ne oluyor ki bir türlü laf anlamıyorlar" denilirken, hemen peşisıra gelen Nisa/ 79'da; "Sana gelen iyilik Allah'tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir. ..." denir.
başına gelen her kötülük kendi nefsindendir. ancak Allah'ın yazdığı sonuçla ve Allah'ın izniyle olur. veya bağışlar
46- Alak/15-18."And olsun ki onu perçeminden, yalancı ve günahkar perçeminden cehenneme sürükleriz. O zaman taraftarlarını çağırsın. Biz de zebanileri çağıracağız" ayeti Ebu Cehil için söylenmiş. Güçsüz bir insanın "Allah benden yana" demesine benziyor. Yani insan sözü.
bu da bir çelişki iddiası değildir.
47- Kur'an'da ayetlerin çoğunda Allah 3. şahıs, bazılarında 1.şahıstır. Kimi ayetlerde çoğul "biz" ifadesi, kimilerinde ise tekil ifade mevcuttur. Örneğin Hac/34-35 de şahıs zamirinde tam 6 kez değişiklik yapılır. Allah'tan hitap bir kitapta hep aynı zamir kullanılmalıydı.
Allah vahyi görevli elçileri vasıtası ile indirir. Allah işlerinde melekleri vasıta olarak kullanır. *
48- *Zuhruf/114'te de ilginç bir kurgu vardır: "O suyu gökten bir ölçüye göre indirir. Biz onunla ölü memleketi diriltiriz". Suyu indiren Allah, ölü memleketi dirilten kim?
bunu da anlayamadım . suyu indirende biz diriltende biz yazıyor ya
49- 79 ayetlik Rahman suresinin 31 ayeti aynıdır. " Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz" ayeti sürekli tekrarlanmıştır. Benzer tekrarlara başka surelerde de rastlanır. Bu acaba Muhammed'in mi yoksa Allah'ın mı edebi özelliği, keyfiyetidir?
vahyin uzun seneler boyu indirilmiş olduğu ve uyarıların zaman zaman hatırlatılması yanlış olmasa gerek. sadece rahman suresindeki sık tekrarlar için bir şey diyemiyeceğim ki buda çelişki iddiası değildir.
50- Naziat suresi de şöyle başlar: "(1) Canları boğarcasına şiddetle çekip alanlara and olsun, (2) Canları kolaylıkla alanlara and olsun, (3) Yüzüp yüzüp gidenlere and olsun, (4-5) Yarıştıkça yarışan ve işleri yöneten meleklere and olsun ".
Ayrıca Kur'an Allah'ın yeminleri ile doludur. Arapların çok yemin ettiği özelliği bilinir de Allah'ın bu kadar çok yemin etmesi anlaşılmaz. Yoksa bu yeminler Muhammed'in yeminleri midir?
insanların inanmasını sağlamak, dikkatlerini çekmek için yüceliği olan şeylere yemin edilmesi niye yanlış anlamıyorum
syg
hiramusta demiş ki:
Pante burada bir çelişki yoktur.Önce ayetleri yazalım;
Melekler ve Ruh (Cebrail), ona, süresi elli bin yıl olan bir günde çıkabilmektedir. (70/4)
Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar; Allah, va'dine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir. (22/47)
Birisi Allah katındaki bir zaman dilimidir,diğeri melekler ve ruhun O'na ulaşma süresidir.Yani burada iki farklı olgu vardır.Ayrıca bu ayetler müteşabihtir.Allah zaman ve mekandan bağımsızdır.
Gökten yere her işi O evirip düzene koyar. Sonra (işler,) sizin saymakta olduğunuz bin yıl süreli bir günde yine O’na yükselir. (32 Secde Suresi - 5)
Matematik kelimelere benzemez. Onu istediğiniz gibi eğip bükemezsiniz..
Bakalım neler demiş Kuran:
* * * * Allah katında bir gün geçtiği zaman insanlar 1000 yıl sayarlar..(22/47)
* * * * Aynı süre içerisinde işler (onun *evirip düzene koyduğu işler) ona ulaşır..Süremiz hala aynıdır. İnsanlar için 1000 yıl...(32/5)
* * * *Ancak ruhlar ve melekler için ona ulaşma süresi daha uzundur. Bir başka deyişle ruh ve melekler zamana bağlı bir mekanda daha yavaş hareket edebilmektedirler..Allah katına ulaşma süreleri 50000 yıldır. Eşitliğin bir tarafında daima insana ait bir zaman, birimi vardır. Bu zamana göre 1000 yıl ve 50000 yıl Allah katında aynı değildir.Birisi onun katında 1 gün ve diğeri de 50 gündür... Zamanın göreliliği bilindiğine göre burada çelişki yoktur..Ama eğer bu iddiaları kitabın doğruluğunun bilimsel kanıtı olarak alacaksak Allah’ın zaman ve mekandan münezzeh olmadığı sonucu çıkar.. “Ol deyince olur” önermesi “o, ol deyince 1000 yıl sonra olur” şeklini almak zorundadır. Ya da zamanın göreliliği gibi bilimsel teorilerle bu ayetleri açıklamaktan uzak durarak bu ayetlerin “müteşabih” olduğunu söylenmesi gerekir. Bu ise kuranın apaçık olma ilkesi ile, *Ali İmran/ 7. ayetinin “apaçık” çelişkisi değil midir ?
Sevgili Pante; Kuran'ın kendi içindeki çelişkileri bahsine devam edersek eğer ;
6) Zühruf 86.ayette de kimsenin kimse yerine şeffat edemeyeceği
"O'nu bırakıpta da yakardıkları şefaat edemezler." denilerek teyit olunmuş zaten.Dolayısıyla (2:123 ; 6:51;82:18-19 ) ile bir çelişki
yok burda !
8) Müminun 101'de söylenen Sura üflendiği vakit artık soy-sop
tartışması söz konusu edilemez.Birbirlerinin soyunu sopunu dahi soruşturamazlar anlamında.Dolayısıyla (37:27) ve (52:25) le bir çelişki
söz konusu değil !
10 ) Bakara 97'de Kuran'ın tamamının Muhammed'in kalbine
indirildiğini söyleyen bir ifade yok!Bunu nerden çıkardın anlamadım!
Nesh olayına gelince bu var tabii.
13 ) Araf 143'de "Tespih ederim o yüce varlığını,tövbe edip
sana yöneldim.İman edenlerin ilkiyim ben." deniyor.Burada müslüman
ifadesi yok.İman eden diyor.Belliki Musa'nın kastı kavmi arasından ilk
iman edenin kendisi olduğunu vurgulamak .
16 ) Burada geçen ayetlerin Allah'a ait olmadığını nerden
çıkardın ?Kuran'ı Allah'ın izniyle bir melekler topluluğu olan
"Meleki Ala" indirmiştir.Sözcüleri de Cebrail isimli
melektir.Bu sebeple Kuran'da birçok yerde "Biz" ifadesi yer alır ve
Allah içinde üçünçü tekil şahıs olan "O" ifadesi kullanılır.O rahmandır;
rahimdir gibi...Bu ayetlerde O denmemişte; Allah denmiş yani tuhaf
bir durum yok !
NOT:12 ve 14'ü araştıracağım.
Fazla uzun olmaması için burada kesiyorum.Devam edeceğim inşallah...
Sayın vascmt:
* *
* * * *İlk müslüman kimdi sorusuna farklı cevaplar var ?
Bakara 132..Ve vassa biha ibrahımü benıhi ve ya'kub* ya beniyye innellahestafa lekümüd dıne fe la temutünne illa ve entüm müslimun
bakara132. *Bu dini İbrahim, kendi oğullarına vasiyyet etti, Yakub da öyle yaptı: "Ey oğullarım! Muhakkak ki, bu dini size Allah seçti, başka dinlerden uzak durun, yalnızca müslüman olarak can verin!" dedi.( E.H.Meali)
Enam 163 ...La şerıke leh ve bi zalike ümirtü ve ene evvelül müslimın
Enam163. *Onun ortağı yoktur. Bana böyle emrolundu ve ben müslümanların ilkiyim.,,(E.H.Meali)
51- Enam/108.de "Allah'tan başkasına tapanlara sövmeyin; sonra onlar da bilmeyerek Allah'a söverler." denmesine rağmen;
Bakara/171, Araf/179, Furkan/44, Tevbe/28, Bakara/65, Maide/60, Cuma/5, Araf/176 da farklı inançlardakilere hayvan, eşek, köpek, domuz, pislik, maymun diye sövülmüştür.
52- *kehf/80. "Oğlana gelince, onun ana-babası mümin kimselerdi. Çocuğun onları azgınlık ve inkâra sürüklemesinden korktuk."
Hiçbir suçu olmayan bir çocuğu, ilerde anne-babasına karşı kötü davranma ihtimali nedeniyle öldürmek ne derece haklı bir gerekçedir?
53- Ahzap/37. de hoşlandığı evlatlığının karısı Zeynep'le evlenebilmesi için, ahlaki bir adet olan evlatlığın öz evlat gibi görülmesi kuralının kaldırılması etik açıdan yanlış değil midir?
54- Allah'ın velisi var mı yok mu?
İsra/111. Ve de ki: "Övgü, ALLAH'adır. O çocuk edinmemiştir, yönetimde ortağı ve zillettten ötürü de bir veliside yoktur." O'nu alabildiğine Yücelt.
Yunus/62. Uyan! Allah velilerine ne korku vardır, ne de onlar mahzun olurlar!
55- *Araf/40. Bizim ayetlerimizi yalanlayıp da onlara karşı kibirlenmek isteyenler var ya, işte onlara gök kapıları açılmayacak ve onlar, deve iğne deliğine girinceye kadar cennete giremiyeceklerdir! Suçluları işte böyle cezalandırırız.
Araplardaki deyim : Halat iğne deliğine girinceye kadar
Halat : Cumel, deve= Camel
Ayette yazım hatası mı var acaba? Yoksa mealler mi yanlış?
56- İhlas/1. De ki; O Allah bir tektir.
Saffat/125. Yaratanların en iyisini bırakıp da Ba'l'e mi taparsınız?
Yaratanların en iyisi Allah'sa diğer yaratanlar kim?
57- İhlas/2. Allah eksiksiz, sameddir (Bütün varlıklar O'na muhtaç, fakat O, hiç bir şeye muhtaç değildir )
Muhammed/7. Ey iman edenler! Eğer siz Allah'a yardım ederseniz O da size yardım eder, ayaklarınızı kaydırmaz.
Allah yardıma muhtaç mıdır?
58- İnsanlar arasında ayrımın, köleliğin kaldırılmamış olması yanlış değil midir?
59- Müslümanların müşriklerle evlenmesi *Nur/3. Zina eden erkek, zina eden veya müşrik olan bir kadından başkası ile evlenemez; zina eden bir kadınla da ancak zina eden veya müşrik olan erkek evlenebilir. Bu, müminlere haram kılınmıştır.
60- Kur'an'da bildirilen peygamberlerin Yahudi olması, her kavme peygamber gönderildiği belirtilmesine rağmen başka milletlerden tek örneğin olmaması.
commandante
14-12-2006, 11:02
http://www.islamiyetgercekleri.org/muslumanliksinavi3.html adresinden alınmıştır.
dünyanın en bencil insanının egosudur bu :
Size deseler: ‘Öldükten sonra Kabr’e giren kişiye Tanrı, aklını ve şuurunu iade eder; bu sayede kişi mezardayken dahi Muhammed’i övebilir! Bunu söyleyene ne dersiniz?”
Eğer akılcı düşüncenin insanıysanız, hiç kuşkusuz bunu söyleyeni alaya alır ve muhtemelen onu gericilikle, yobazlıkla suçlarsınız. Fakat hemen belirteyim ki, bunu yaptığınız taktirde Müslümanlık sınavından yine sıfır almış olur, üstelik İslama inanmamakla damgalanırsınız. Çünkü yukarıdaki sözleri söyleyen Muhammed’dir. Şöyle ki: Muhammed’e göre Muhammed adlı kitabımda uzun uzadıya açıkladığım gibi Muhammed, övünmeyi ve başkaları tarafından övülmeyi aşırı şekilde seven bir kimseydi. Her vesileyle kendisini, bütün insanların ve gelmiş geçmiş bütün peygamberlerin en yücesi ve Allah katında en değerlisi olarak gösterirdi; örneğin;
‘Gözünüzü açın! Ben Allah’ın sevgilisiyim. Allah nezdinde gelmiş ve gelecek bütün insanların en şereflisi, en yücesi benim!”
derdi. Ya da: *“Ben Adem oğullarının seyyidiyim (efendisiyim)...” derdi. Ya da kendisini bütün peygamberlerin en yücesi olarak göstermek üzere: *“Ben Resullerin (Tanrı elçilerinin) önderiyim. Ben Nebilerin (Peygamberlerin) kemalini simgeleyen son nebiyim; Kıyamet günü ilk şefaat edecek olan ve şefaati ilk kabul edilecek olan da benim!" derdi. Övünmekte o kerte ileri giderdi ki, Tanrı’yı bile, melekleriyle birlikte salavat getirirmiş gibi tanımlamaktan geri kalmaz, insanların da kendisine salavat getirmesini isterdi. Örneğin Kur’an’a koyduğu ayetle Tanrı’nın şöyle konuştuğunu söylemiştir:
“Şüphe yok ki Allah ve melekleri, salavat getirirler Peygamber (Muhammed’e); Ey inananlar! Siz de salavat getirin, tam teslim olarak da selam verin.” (Ahzab Suresi, ayet 56.)11
İnsanların kendisini yüceltmelerini, kendisine övgü yağdırmalarını ve bu işi ömürleri boyunca yapmalarını Muhammed yeterli bulmazdı; isterdi ki mezarda dahi bu övgülerine devam etsinler. Ebu Bekir’in kızı Ayşe’nin ve kız kardeşi olan Esma binti Ebi Bekr’in bu konudaki rivayetleri, bunun ilginç örneklerinden biridir.
Olay şu: Günlerden bir gün güneş tutulur ve halk korku ve telaşa kapılır. Başta Muhammed olmak üzere herkes, Tanrı’ya sığınmak üzere namaza durur. Namaza duranlar arasında Muhammed’in eşlerinden Ayşe de vardır. Ayşe’nin kız kardeşi Esma, o sırada evde işiyle meşgul olduğu için halkın telaşını fark edememiştir. Fakat evden çıkıp halkın namaza durmuş olduğunu görünce Ayşe’nin yanına giderek: “Bu halka ne oluyor (Neden korkuyorlar)?” diye sorar. Namaz kılmakta olan Ayşe kendisine güneş tutulduğunu anlatmak için gök yüzüne doğru başıyla işarette bulunur ve “Sübhane’llah!” der. Esma pek bir şey anlamaz ve tekrar sorar: “Bu bir ayet(-i azab veya tekarrüb-i Kıyamet) mi?” (Bu bir azap işareti mi ya da Kıyamet’in yaklaşması mı?) Ayşe başıyla “Evet” diye cevap verir. Bunun üzerine Esma da namaza durur. Namazdan sonra Muhammed, halkı karşısına alıp: “Cennet ve Cehennem’e kadar (evvelce) bana gösterilmemiş hiçbir şey kalmadı ki, bu makamda görmüş olmayayım” diyerek konuşmaya başlar. Konuşmasında Tanrı’nın kendisine vahiy indirdiğini ve bu vahye göre insanların, ölümden sonra kabre (mezara) girdiklerinde sınava çekileceklerini ve sınav sırasında kendilerine: “Bu adam (yani Muhammed) hakkındaki ilmin nedir?” diye sorulacağını; bu soruya Müslüman kişinin: ‘O (Zat-ı Şerif) Muhammed’dir. O (Zat-ı Şerif) Allah’ın Resulüdür. Bize kanıtlanmış ayetlerle doğru yolu gösterdi. Biz de onun çağrısına uyarak izinden yürüdük. O (Zat-ı Şerif) Muhammed’dir” diyeceğini; bu sözlerin üç kez tekrar edileceğini ve ondan sonra o kimseye: ‘Öyle ise yat da rahatına bak. O (Zat-ı Şerif’in) peygamberliğine kesin olarak inandığın hususunda şüphe kalmadı” denileceğini; fakat eğer o kişi “münafık” ise (yani sadece dış görünüşüyle Müslüman olan, fakat iç yönüyle Müslüman olmayan bir kimse ise), bu soruya karşı: “Ben ne bileyim? İşittim, öteki beriki bir şeyler söylüyorlardı. Ben de söyledim” cevabını vereceğini belirtir. (12)
Daha başka bir deyimle Muhammed, mezara girmiş ölü vücutların, kendisi için: “Allah’ın Resulü bir Zat-ı Şerif’ diye konuştuklarını söylemeyi, övünme vesilesi yapmıştır. Ne var ki, mezardaki ölünün bu şekilde konuşabilmesi için akıl ve şuur sahibi olması gerekmekte. Bunu sağlamak, Tanrı’nın sevgili elçisi Muhammed için, çok kolaydır. Nitekim Ömer b. Hattab, bir gün kendisine kabir halinden ve kabir sorunlarından söz edip:
“(Mezardayken) Aklımız başımıza iade edilecek mi?” *diye sorunca, Muhammed şöyle yanıt verir:
“Evet, bugünkü hey’etinizde akıl ve şuurunuz iade olunacaktır...”(13)
Ama bunu söylerken ölülerin kabirde işitmez olduklarına dair Kur’an’a koyduğu ayeti (Fatır Suresi, ayet 22) göz ardı etmiş olur.
Bütün bunlar böyleyken, yukarıdaki soruya “Hayır” diye yanıt verecek olursanız, Müslümanlık sınavından sıfır almış olacaksınızdır
hiramusta
14-12-2006, 11:23
Commandante yukarıdaki alıntın için şunu söyleyebilirim;Saçma bir adamın saçma şeylere dayanarak saçmalamasından başka birşey değildir.Neden saçma dedim o adama?Okuduğu herşeyi tahlil etmeden,doğru ile yanlış bilgiyi ayırdetmeden,din adına ortaya konan herbilgiyi bir tahlilden geçirmeden dinin kendi doğrusu olarak ortaya koyan bir insan saçmalamış olur ve saçmalayan da saçmadır. :)
commandante
14-12-2006, 11:44
hiramusta arkadaş tam olarak anlayamadım saçmalayan benmiyim ,bunu yazan yoksa muhammed mi onu anlayamadım kusura bakma
hiramusta
14-12-2006, 12:11
Kardeş,bu tabloya uyan herkes saçmalamış olur.Bu konuyla ilgili kasdettiğim İ. Arsel ve sendin.Ayrıca konuya vakıf olmadığın,bunu yazan Muhammet mi?Sorundan belli.
commandante
14-12-2006, 12:20
birincisi ben yeterince bu konuya hakim olduğumu düşünüyorum ikincisi orada yazım hatası yapmamdan kaynaklanan bir yanlış anlaşılma olmuş bunu yazan muhammed mi demek istemiştim
şunu söylemek isterimki sürekli olarak kend,ne selavat getirtip kendisine dua ettiren ve bütün evrenin kendisi için yaratıldığını söyleyen bir insandan bahsediyoruz ve ben saçmalamadığımı düşünmüyorum dini fikrimiz sanırım aynı değil yazılarını okumadım ama beni eleştireceğine yazılanları saçma olarak nitelendrimeden çürütecek cevaplar vermeni tercih ederdim.
Sayın vascmt:
* *
* * * *İlk müslüman kimdi sorusuna farklı cevaplar var ?
Bakara 132..Ve vassa biha ibrahımü benıhi ve ya'kub* ya beniyye innellahestafa lekümüd dıne fe la temutünne illa ve entüm müslimun
bakara132. *Bu dini İbrahim, kendi oğullarına vasiyyet etti, Yakub da öyle yaptı: "Ey oğullarım! Muhakkak ki, bu dini size Allah seçti, başka dinlerden uzak durun, yalnızca müslüman olarak can verin!" dedi.( E.H.Meali)
Enam 163 ...La şerıke leh ve bi zalike ümirtü ve ene evvelül müslimın
Enam163. *Onun ortağı yoktur. Bana böyle emrolundu ve ben müslümanların ilkiyim.,,(E.H.Meali)
Sevgili uzmanım frodom ;
Bir kavramı tam olarak anlayabilmek ve anlatabilmek zordur. Üstelik bazı kavramlara matematiksel ön ekler getirince hepten zor oluyor sanırım :)
İLK Müslüman gibi yani 1. gibi ön ekler olayı anlamakta zorluyor insanı.
Eğer Müslüman tanımını Hz.Muhammed ve Kur'an çerçevesindeki inanan kimseler olarak tanımlarsak ortaya çıkacak tablo garip olur ve matematiksel olarak konan ön eklerde bu durumu iyice karmakarışık hale sokar.Yok eğer olaya :
"Hacc 78-Allah uğrunda gerektiği gibi cihad edin! Sizi O seçti, üzerinize dinde hiçbir zorluk da yükletmedi. Haydi babanız İbrahim'in milletine! Bundan önce ve bunda(Kur'an'da) size müslüman adını o Allah verdi ki peygamber size şahid olsun, siz de bütün insanlara şahidler olasınız. Şu halde namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a sıkı tutunun ki, sahibiniz O'dur. Artık O ne güzel bir sahip, ne güzel bir yardımcıdır. " gibi alıp daha da anlayabilmek adına :
"Bakara 131-Rabbi ona: "Bana teslim ol!" emrini verince, o da: "Alemlerin Rabbine teslim oldum dedi. " * teslim olmak vasfını farkedebilirsek şöyle ki:
Frodo-Psiko-Sabır İSMİ taşıyan üç kişinin ORTAK nitelikleri/vasıfları SABIRLI OLMAK tır Sabır niteliği/vasfı salt İSMİ Sabır olan kişiye ait değildir gibi düşünebilirsek veya
Frodo-Psiko-Cömert İSMİ taşıyan üç kişinin ORTAK nitelikleri/vasıfları *CÖMERT OLMAK tır gibi vb düşünebilirsek bunu anlamakta zorlanmayız.
Şimdi soruyorsundur ee o zaman Enam 163 teki "İlk Müslüman " ne demek o zaman ?
İşte burada iş senin matematiksel homosapiens aklından çıkıyor ve duyguların raksettiği içsel yönüne yönleniyor :) * demişsin ya "Matematik kelimelere benzemez. Onu istediğiniz gibi eğip bükemezsiniz.. " içsel olaylarda matematiğe benzemez onun sınırlarını koymak zordur.Onu yine kendi anlayışı içinde anlamak ve zor olsa da tarif etmek gerekir.
Kafam/Kafan hala karışık tut ellerimden akıl gelince 3 kere vurmaya hazırlanalım :)
Sevgili psiko:
Bu günkü ödevin “totoloji” ..Nedir sorusuna cevap vermen lazım..Nasıl
yapılır konusunda fena değilsin...
Soru şu:
Pante 13- İlk müslüman Enam/163’e göre Muhammed, Araf/143’e göre Musa.
Cevap vascmt: 13 ) Araf 143'de "Tespih ederim o yüce varlığını,tövbe edip sana yöneldim.İman edenlerin ilkiyim ben." deniyor.Burada müslüman ifadesi yok.İman eden diyor.Belliki Musa'nın kastı kavmi arasından ilk iman edenin kendisi olduğunu vurgulamak .
Cevap son derece mantıklı..Musa’nın iman edenlerden, ilklerden birisi olduğu vurgulanıyor. Allah bu ayırımın farkında. İki farklı şeyi iki farklı kelime ile anlatmış...
Aynı soruyu frodo sormuş bu sefer enam.163 ve bakara 132 ayetleri ile ilgili...
1.Kurgu : Allah başlangıcından itibaren tek bir din vahyetmiştir. Dolayısı ile “en son din olan islam” aslında başlangıçta var olan dinin ta kendisidir.Aksini söylersek (bu kurgu içerisinde ) Allah’ın fikir değiştir diği sonucuna gideriz..Bu da küfür olur. Buraya kadar tamam mı ? O zaman ilk müslümanın Adem olduğu sonucuna gideriz. Enam 163 bu kurgu ile çelişir çünkü ilk müslüman Muhammed değildir...
2.Kurgu :Allah başlangıcından itibaren tek din vahyetmiştir.Ancak toplumsal gelişim nedeniyle dinde biçimsel değişiklikler vardır. Yahudilik,Hıristiyanlık bu gelişimlerin tarihsel ifadeleridir. Son ve hak din islamdır.Ve bu dine inananlar da müslümandır. Bu kurgu da bakara 132 ile çelişir.
İmdi gelelim matematiğe ilk nedir ? TDK ne diyor bakalım:
1 . * *Sıfat: Zaman, sıra, yer ve önem bakımından ötekilerden önce gelen, son karşıtı:
2 . * isim *Herhangi bir şeyin en önde olanı, önce geleni:
3 . * zarf *Birinci olarak, en başta:
Matematikte ilk’in karşılı 1’dir. “0” sayısından sonra gelen nesnel ilk sayı.
TDK ya göre ; Sayıların ilki.
Şimdi senin ödevine dönelim totoloji nedir ?En güzel tanımı ekşisözlükten Zifir adlı arkadaşımız yapmış: tanımlanmaya çalışılanın, tanımlanmaya çalışılanın kendisine gönderme yapılarak tanımlanmaya çalışılmasıdır...
Demek ki neymiş psiko hocam : ey akıl geldinse üç defa vur demeye devam !!!
Frodo Bakara 132 ile En'am 163 'e farklı meallerden bakıp sana bir yanıt
yazacağım.Saygılarımla..........
Kuran' daki çelişkilerle ilgili yanıtımın devamıdır :
14'le ilgili yorumum: Melekler Meryem'le iki farklı zamanda
konuşmuştur.(3:42-45)'e göre melekler Meryem'le konuşmuş ve ona
Allah'ın kendisini seçip,alemlerin kadınları üstüne yücelttiğini söylemişlerdir.(19:17,21)'de ise bu kez Meryem'le konuşan Ruhül-Kudüs
tür.Ve ona bir ona bir oğlan çocuğu olacağı müjdesini vermiştir.
19) (90/18-19 ve 99/6-8) de insanların iki sınıfa ayrılacağına dair
bir ifade yok.Dolayısıyla (56/7) ile bir çelişki yok !
20) Allah Firavun'a Musa ile kardeşi Harun'u göndermiştir.Ayetlerde
bir çelişki yok !
21) (54:19) da söylenen Ad kavmini yok eden ve yedi gece-sekiz
gün süren kasırga/fırtına'nın uğursuzluğu kesiksiz bir günde başladığıdır.
Yoksa kasırga /fırtına'nın bir gün sürdüğü söylenmemiş.
23)Muhammed Allah'a aracısız ibadet ediyordu.Kafirler(putperestler)
ise araya Allah'ın melekleri olduklarını söyledikleri putları koyuyor ve
putlara da tapıyorlardı.Kafirun suresinde vurgulanan bu ayrımdır.
25 ) (4:153)de affedilen günah buzağıya tapılmasıdır.(25:68-71)de
Allah'ın şirk koşanları af edeceğine dair bir ifadeye rastlamadım.
26) (7:149) da Musa'nın kavminin Musa Tur'a dönmeden önce
tövbe ettiklerine dair bir ifade yok !
27 ) Yunus,rabbinin bir nimeti sonucu cascavlak bir sahil yerine
üzerinde kabak cinsi bir ağaç biten bir yere atılmıştır.(37:145-146) ile
(68:49) da vurgulanan budur.
28 ) Namuslu kadınlara zina isnat edenler (24:23 )'e göre
dünyada da ahirette de lanetlenmiştir.Ancak (24:5)'de eğer suçu işledikten
sonra tövbe eder iseler ahiretteki cezalarından bağışlanacakları
söylenmiştir.
30) İslamın ilk dönemlerinde ya da ortamın müsait olmadığı koşullarda kafirler müslüman olmaya zorlanmaz sadece telkinle yetinilir.
Ancak İslam o yörede yeterince güçlü ise kafirler müslümanlığı seçmeye
zorlanabilinir.Bu Allah'ın yasasıdır.
Şimdilik bu kadar,devam ederim inşallah
Çelişki iddiaları üzerine katkıda bulunan arkadaşlara teşekkürler.
Tekrar vurgulamakta yarar görüyorum;
Ben sadece hep tartışılmakta olan, kitaplarda ya da internette çeşitli sitelerde yer alan iddiaları
buraya listeliyorum. Bunlar hakkında henüz hiçbir yorumda bulunmadım. Bu iddiaların bir kısmına ben de katılmıyorum. Kendi düşünce ve yorumlarımı daha sonra fırsat bulunca yapmaya çalışacağım.
Bazı arkadaşların " Burada anlatmak istediğini anlayamadım" ya da "Bunu nerden çıkardın" ya da "O senin fikrin" gibi yanıtları var. Yazdıklarımı bir alıntı olarak kabul edin. Nitekim büyük çoğunluğunu farklı sitelerden tarayarak buraya aktardım. Yani, listeye aldığım çelişki iddiaları ve cümle sonundaki yorumları bana ait, benim fikrimmiş gibi düşünmeyin.
Verilen yanıtların bazılarına ben de olsam aynı yanıtı verirdim. Hoara'nın, Hiramusta ve Vacsmt'nin bazı yanıtlarına katılıyorum. Ancak katılmadığım maddeleri bilahare açıklamaya çalışacağım.
Bu çalışmanın sonunda çelişki iddialarının çoğunu eleyecek, en ciddi olanlarını bırakacak ve tartışmamızı bunlar üzerine yoğunlaştıracağız. Ancak sitede daha önce geniş bir şekilde tartışılmış olan konuları linkini vererek geçeriz. Örneğin Tarık 7 ayeti ya da Kur'an'daki matematik hatası gibi konuları ele almaya gerek yok.
Ayrıca arkadaşlar, varsa bildiğiniz çelişki iddiaları ve yanıtları siz de yazabilirsiniz.
Bundan sonraki aşamada bilimle çelişen iddialara yer vereceğim.
D- Kur'an'ın bilimle olan çelişkileri
1- Tarık Suresi 7. ayet.
2- Cennetin genişliği göklerle yer kadar mı?
Rabbinizden olan mağfiret ve eni göklerle yer kadar olan cennete (kavuşmak için) yarışın; o, muttakiler için hazırlanmıştır. (Âli İmran Suresi/133)
3- Dünyanın 4 günde, göklerin ise 2 günde yaratılmış olması. ( Ya da devirde)(Füssilet/11-12)
4- Yerin göklerden önce yaratılmış-düzenlenmiş olması. Füssilet/10-12
5- Miras dağıtımındaki avl yöntemi gerektiren matematik hatası. (Nisa/10-12)
http://www.turandursun.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=2493&start=0
6- Güneşin kara çamurlu bir suya batması.
Sonunda güneşin battığı (mağrib) ( مغرب) yere kadar ulaştı ve onu kara çamurlu bir gözede batmakta (Garabe) ( غرب) buldu, yanında bir kavim gördü. (Kehf Suresi/86)
7- Ortadoğuda yetişen Hurma, üzüm gibi meyvalardan bahsedilip batıda yetişenlerden hiç bahsedilmemesi.
8- Kalbin beyin fonksiyonlarına sahip gösterilmesi. Duygular, düşünceler, inançlar kalbin mi beynin mi fonksiyonları? Bakara/97-260-283, Kehf/28, Şuara/195
9- Ay'ın yarılması. Kamer/1
10- Gök gürültüsü, şimşek ve yıldırımın Allah'ın insanları korkutma ve cezalandırma aracı olduğu. Rad/12-13
Anlaşılamayan çelişki iddiaları:
"35- *"Enbiya/99. Eğer onlar Tanrı olsalardı oraya varmazlardı. Halbuki hepsi orada ebedi kalacaklardır." ayetindeki ifade çelişkidir.
bunu anlayamadım / Hoara"
Sevgili Hoara bir de Muhammed Esed'in mealine bakalım:
MUHAMMED ESED
Eğer [o tapınıp durduğunuz düzmece nesneler] gerçekten tanrı olsalardı, kuşkusuz, oraya girmezlerdi; ama [işte gördüğünüz gibi,] hepiniz orada yerleşip temelli kalacaksınız!”
Ayete göre, çok tanrılı din inananları ve putperestler için layık görülen cehennem, aynı zamanda onların tanrı diye taptıklarına ve putlara da mekan olacak ahirette. "Bu tanrılar ve putlar gerçek olsaydı, mekanları cehennem olmazdı" denilmek isteniyor.
Çelişki iddiası ise, dikkat edersen ifade tarzı için.
-----------------------
"48- *Zuhruf/114'te de ilginç bir kurgu vardır: "O suyu gökten bir ölçüye göre indirir. Biz onunla ölü memleketi diriltiriz". Suyu indiren Allah, ölü memleketi dirilten kim?
bunu da anlayamadım . suyu indirende biz diriltende biz yazıyor ya"
Suyu indiren tekil, ölü memleketi dirilten çoğul. Yani "suyu indirende biz diriltende biz" demiyor.
Buradan anlaşılan Vacsmt'nin de yazdığı gibi Allah yağmuru sağlıyor, melekler de yağmur sayesinde ölü toprakları diriltiyor.
-----------------------
Sevgili Vacsmt;
"10 ) Bakara 97'de Kuran'ın tamamının Muhammed'in kalbine
indirildiğini söyleyen bir ifade yok!Bunu nerden çıkardın anlamadım!"
Bakara/97. De ki: Kim Cibril'e düşmansa iyi bilsin ki o, Allah'ın izniyle evvelce inen kitapların doğruluğunu bildiren, inananlara doğru yolu gösteren ve bir müjdeci olan Kur'an'ı, senin kalbine indirmiştir.
Kur'anın Cebrail vasıtasıyla Muhammed'in kalbine indirildiği ayette açık.
İddia sahibi bu ayetten sanki Kur'anın tamamı Muhammed'in kalbine indirilmiş gibi anlamış. "O halde sonradan hükümleri değiştirmek mantıksız değil mi?"
Buna yanıt şöyle olmalı: Muhammed'in kalbine Kur'an aşama aşama ayetler halinde indirildi. Dolayısıyla hüküm değişikliği şeklinde anlaşılan ayetlerde değişik aşamalarda geldi. Tamamlanmış bir kitaptan hüküm değiştirilmiş değil.
Fakat "Levh-i Mahfuz'da orijinali saklı olan Kur'an önceden mevcut iken bu değişikliklerin mantığı nedir?" diye sorulabilir. Buna yanıt da genellikle "ayetler yaşanan olaylara, gelişmelere istinaden indiği için o şekilde düzenlenmiş"şeklinde oluyor. Kimisi de nesh'i kabul etmiyor.
-----------------------
"16 ) Burada geçen ayetlerin Allah'a ait olmadığını nerden
çıkardın ?Kuran'ı Allah'ın izniyle bir melekler topluluğu olan
"Meleki Ala" indirmiştir.Sözcüleri de Cebrail isimli
melektir.Bu sebeple Kuran'da birçok yerde "Biz" ifadesi yer alır ve
Allah içinde üçünçü tekil şahıs olan "O" ifadesi kullanılır.O rahmandır;
rahimdir gibi...Bu ayetlerde O denmemişte; Allah denmiş yani tuhaf
bir durum yok !"
Vacsmt asıl ciddi çelişkiler bu ayetlerde. İyi incelemelisin. Allah'tan başkasının konuşturulduğu yerlerde örneğin peygamberin sözlerinde "Kul/ De ki" ön eki vardır. Bu ayetler de yok.
http://www.turandursun.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=3212&highlight=gaf
Sevgili Frodo;
Bahsettiğim incelemeyi yaptım.İşte yanıtım.
Önce ayetlerin anlamına bir bakalım:
Bakara 132:İbrahim de oğullarına şunu vasiyet etti,Yakub da :
"Oğullarım!Allah sizin için bu dini seçmiştir.O halde ancak müslümanlar olarak can verin."
En'am 163 :"Ortağı yoktur O'nun.Bununla emroldum ben.Ve müslümanların ilkiyim ben ."
Yaşar Nuri Öztürk'ün bu mealine bakılınca Muhammed ilk müslüman olurken ondan daha önceleri yaşamış İbrahim ve Yakub'un oğullarının
da müslüman olarak nitelenmesi çelişki gibi duruyor.Ancak aradığım cevabı Ahmed Davudoğlu'nun mealinde buldum.Buna göre;
En'am 163'de müslümanların ilkiyim derken Hz:Muhammed İslam
dinini seçenlerin ilki olduğunu belirtiyor.Bakara 132'de ise müslüman
sözcüğü "Alemlerin rabbine teslim olan " anlamında kullanılmış.
Ahmed Davudoğlu' nun mealinden Bakara 132, Bakara 131 'le
beraber okununca bu anlam farkı kendini gösteriyor.
Saygılarımı sunar ;Yönetim Kuruluna getirilmeni tebrik ederim....
Pante;başladığım işi yarım bırakmayı sevmem .Bu nedenle devam ediyorum.Senin itiraz noktalarını da bu iş bitince ele alır ve aslında
elle tutulur kaç çelişki olduğuna hep beraber karar veririz!
31 )Allah herşeyi bilir kavramı bana göre tartışmaya açık.
Melekler Allah'ı övmek için onun özelliklerini sayarken böyle söylemiş
olsalarda gerçek farklı olabilir.
32) Bu bir çelişki değil.
33) Ahzap 56'ın bir başka çevirisi (Yaşar Nuri Öztürk) "Şüphesiz
Allah ve Melekleri o Peygamber'in şanını yüceltirler." şeklinde !
34)Bakara 106'da söylenen şartlar ve ortamın değişmesine
göre bir ayetin yerine bir başkasının geçeceğinin ifadesidir. "Allah'ın
kanunda değişlik olmaz !" diyen ayetler ise Sünnetullah'a
işaret ederler.Bunda değişme olmaz.
35 )Bunun için Hoara bir cevap yazmış zaten.Sen de bir yorum
belirtmişsin.
36)Bunu nerden çıkardın ? diyecem ama zaten bunların alıntı olduğunu *belirtmişsin.
37 )Burada sözkonusu olan Allah'ın kitabının tahrifatıdır.Çelişki
değil !
38 ) Eee ?
39 )Allah istediği yasağı koyar.Kim ne karışır yani !
40 )Şuara 196;Zuhruf 2-3 ve Fussilet 44 kendi içinde uyumlu
ayetler.
Devam etmek ümidiyle...........
41-50 arasına Hoara daha önce yanıt vermiş ben de geneli itibarıyla
bu cevaplara katıldığım için tekrar yanıt yazma gereği duymuyorum.
51-60 arasını da yarın yanıtlarsam eğer bu iş bitiyor Pante.Dediğim
gibi sonra elle tutulur kaç çelişki var beraber bakarız.
Saygılarımla.....
Sn vascmt:
Sözkonusu ayetin latin alfabe ile yazılışı şu şekilde..
132. Ve vassa biha ibrahımü benıhi ve ya'kub* ya beniyye innellahestafa lekümüd dıne fe la temutünne illa ve entüm müslimun
Türkçe meallerde (bulabildiklerim ) aşağıda:
132. Bunu İbrahim de kendi oğullarına vasiyet etti, Yakub da: Oğullarım! Allah sizin için bu dini (İslam'ı) seçti. O halde sadece müslümanlar olarak ölünüz (dedi). Diyanet meali
132. Bu dini İbrahim, kendi oğullarına vasiyyet etti, Yakub da öyle yaptı: "Ey oğullarım! Muhakkak ki, bu dini size Allah seçti, başka dinlerden uzak durun, yalnızca müslüman olarak can verin!" dedi. E.H.Meali
132. İbrahim de bunu oğullarına vasiyet etti, Yakup da, oğullarım dedi, Allah şüphesiz sizin için bir din seçti, siz de artık ancak Müslüman olarak ölün. A.B.Gölpınarlı meali
132.Bunu İbrahim, oğullarına vasiyet etti, Yakup da: 'Oğullarım, şüphesiz Allah sizlere bu dini seçti, siz de ancak müslüman olarak can verin' (diye benzer bir vasiyette bulundu.) Ali Bulaç Meali
132. Bunu İbrahim de kendi oğullarına vasiyet etti, Yakub da: Oğullarım! Allah sizin için bu dini (İslam'ı) seçti. O halde sadece müslümanlar olarak ölünüz (dedi). Diyanet Vakfı Meali
132. İbrahim ve daha sonra Yakup şunu çocuklarına öğütledi: "Evlatlarım! ALLAH sizin için bu dini seçti; müslüman olarak ölmeye bakın." Edip Yüksel Meali
132. Bunu İbrahim oğullarına vasiyet etti. Yakup da: "Oğullarım, kuşkusuz Tanrı sizlere bu dini seçti, siz de ancak / yalnızca müslüman olarak can verin [diye benzer bir vasiyette bulundu]. Güntekin Onan Meali
132. Yakup gibi İbrahim de çocuklarına şu vasiyette bulundu: “Evlatlarım! Bakın, Allah size en saf ve temiz inancı bahşetti; öyleyse O'na teslim olmadan ölümün sizi alt etmesine izin vermeyin.” Muhammed Esed Meali
132. Ve bununla (diyanet-i İslâmiyye ile) İbrahim de oğul larına vasiyette bulundu, Yakup da. Her biri dedi ki: «Oğullarım, şüphe yok ki Allah Teâlâ sizin için din-i İslâm'ı ihtiyar buyurdu. Binaenaleyh siz ölmeyiniz, ancak müslüman olduğunuz halde ölünüz.» Ö.Nasuhi Bilmen Meali
132. İbrahim de bunu kendi oğullarına vasiyyet etti, Ya'kub da: "Oğullarım, Allah, sizin için o dini seçti, bundan dolayı sadece müslümanlar olarak ölünüz." (dedi). Süleyman Ateş Meali
132 – Bu dini İbrâhim kendi evlatlarına vasiyet ettiği gibi Yâkub da böyle yaptı ve: “Evlatlarım! dedi, Allah sizin için bu dini seçti. Sakın Müslümanlıktan başka bir din üzere ölmeyin.” Suat Yıldırım Meali
132. İbrahim, bunu oğullarına da tavsiye etti. Yakup da öyle yaptı (ve onun da oğullarından son dileği şuydu:)-Ey oğullarım, Allah sizin için bu dini seçti. Öyleyse, siz de ancak müslüman olarak can verin! Şaban Piriş Meali
132. 132 İbrahim de oğullarına şunu vasiyet etti, Yakub da: "Oğullarım! Allah sizin için bu dini seçmiştir. O halde ancak müslümanlar olarak can verin." Y.N.Öztürk meali
38- * Al-i İmran/115. Onlar ne hayır işlerlerse karşılıksız bırakılmayacaklardır. Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanları bilir.
Bakara/217. Sizden kim dininden döner de kafir olarak ölürse öylelerin bütün yapıp ettikleri dünyada da, ahirette de boşa gitmiştir. Bunlar cehennemliklerdir, orada sürekli kalacaklardır. *
İnananların yaptığı tüm işler karşılıksız kalmayacakken, inanmayanların bütün amelleri boşa gidiyor.
Eee? / Vacsmt
Sevgili Vacsmt;
Bu ayetler eee? ile geçiştirilecek türden değil. Bence çok çok önemli? Neden?
Bu neye benziyor hatırlayalım. " Davadan döneni vurun, ben dönersem beni de vurun!" sözünü bir parti için *çok duyardık bir zamanlar. Yanlış değil mi? Fikirleri, düşünceleri değişen bir insanın vurulup öldürülmesi diye bir ceza olur mu?
Farzedelim ki çok temiz, dürüst, iyiliksever, çevresine insanlara faydalı, kimseye bir kötülüğü olmayan, iyi ahlaklı birisi dini inançlarını değiştirmiş olsun. Sırf bir inanç yanlışlığı yaptı diye onun dünyadaki tüm salih amelleri, güzel davranışları, tertemiz hayatı hiçe sayılıp ebedi cehennemle cezalandırmak doğru mu?
Buna karşın karakteri bozuk, insanlara ve çevresine zararlı, kötü insan müslüman olduğu için cezasını çektikten sonra cennetlik olabilecek.
Böyle bir adalet ilahi olabilir mi?
Bilimle çelişen ayetlerin devamı:
11- Zariyat/49. Düşünüp ibret alasınız diye her şeyden (erkekli dişili) iki eş yarattık.
Her canlı çift değildir. Bakteriler, virüsler bölünerek çoğalırlar.
12- *Rahman/14. Allah insanı, pişmiş çamur gibi bir balçıktan yarattı.
Halbuki bir dna üzerinde yapacağı değişiklikle insanı yaratması daha bilimsel olmaz mıydı?
13- Bakara/178. Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre karşı hür, köleye karşı köle, kadına karşı kadın kısas edilir.
Kısas'ın çağdaş hukukta geçerliliği olabilir mi?
Bu ayetle Kur'an'ın evrenselliğinden bahsedilebilir mi?
14- Şuara/29. firavun, "Eğer benden başka bir ilah edinirsen, andolsun seni zindana atılanlardan ederim."
Mısır Tarihinden biliyoruz ki firavunların da dini ve ilahları vardı. Kendilerini ilah olarak görmüyorlardı.
15- Denizin yarılması, Ölünün diriltilmesi gibi bilimdışı sözde mucizeler.
16- *Zümer/6. Sizi bir tek nefisten yaratmış, sonra ondan eşini varetmiştir; sizin için hayvanlardan sekiz çift meydana getirmiştir; sizi annelerinizin karınlarında üç türlü karanlık içinde, yaratılıştan yaratılışa geçirerek yaratmıştır; işte bu Rabbiniz olan Allah'tır. Hükümranlık O'nundur, O'ndan başka tanrı yoktur. Öyleyken nasıl olur da O'nu bırakıp başkasına yönelirsiniz?
Sekiz çift hayvan az değil mi? Hangileri acaba? At, eşek, deve, koyun, keçi, öküz-inek, tavuk-horoz, hindi, ördek, tavşan, kuş, balık, kedi, köpek, balarısı...
17- Mülk/5. Andolsun ki biz, (dünyaya) en yakın olan göğü kandillerle donattık. Bunları şeytanlara atış taneleri yaptık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık.
Kandille kastedilen yıldız. Ama sanki yıldızın ne olduğu bilinmiyor. Kur'anda da geçmiyor.
Üstelik koca yıldız, belki de dünyanın 30-40 misli büyüklüğünde ama ayette şeytanlara atış tanesi olarak yapıldığını söylüyor.
18- Al'i İmran/124-125. İnananlara: "Rabbinizin size gönderilmiş üç bin melekle yardım etmesi size yetmeyecek mi?" diyordun. Evet, eğer sabrederseniz, sakınırsanız ve onlar de hemen üzerinize gelirlerse Rabbiniz size, nişanlı beş bin melekle yardım edecektir.
Savaşta müslümanlara melek ordusuyla destek veriliyormuş. Bugünlerde çok ihtiyaç var bu melek ordusuna ama Allah'tan tık yok, umursamıyor sanki..
Melek ordusu bilimdışı değil mi? Allah onun yerine müslümanları güçlü kılmış olsa daha doğru olmaz mı?
165. (Bedir de) iki katını (düşmanınızın) başına getirdiğiniz bir musibet, (Uhud'da) kendi başınıza geldiği için mi "Bu nasıl oluyor!" dediniz? De ki: O, kendi kusurunuzdandır. Şüphesiz Allah'ın her şeye gücü yeter.
Galip gelinen savaşta melekler var, mağlup olunanda neden yardımcı olmamışlar acaba?
Galibiyet meleklerden, mağlubiyet insanların hatasından mı?
katakuta
16-12-2006, 12:53
Birazda kurandaki adaletsizliklerden bahsedelim.Yani kuranın nasıl sınıf farkı gözettiği.
Nisa 34- Erkekler, kadın üzerine idareci ve hakimdirler. Çünkü Allah birini diğerinden üstün yaratmıştır. Bir de erkekler mallarından (aile fertlerine) harcamaktadırlar. İyi kadınlar, itaatkar olanlar ve Allah'ın korunmasını emrettiği şeyleri kocalarının bulunmadığı zamanlarda da koruyanlardır. Aldatmasından endişe ettiğiniz kadınlara : Önce kendilerine öğüt verin, yataklarından ayrılın. Bunlar da fayda vermezse dövün. Eğer size itaat ederlerse kendilerini incitmeye başka bir bahane aramayın. Çünkü Allah çok yücedir, çok büyüktür.
Nisa 128- Eğer bir kadın kocasının Aldatmasından, yahut kendisinden yüz çevirmesinden endişe ederse, aralarında bir sulh yapmalarında, onlara bir günah yoktur. Sulh hep hayırlıdır. Zaten nefisler kıskançlığa hazırdır. Eğer iyi geçinir ve geçimsizlikten sakınırsanız, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
Aynı suçu kadın yaptığında erkeğe dövün diyen kuran,erkek söz konusu oldumu,anlaş gitisin işte ne varbunda diyor.
Nur 33- Evlenme imkanını bulamayanlar ise, Allah, lütfu ile kendilerini varlıklı kılıncaya kadar iffetlerini korusunlar. Ellerinizin altında bulunanlardan (köleler ve cariyelerden) mükatebe yapmak isteyenlerle, eğer kendilerinde (hürriyete kavuşmalarında kendileri için) bir iyilik görüyorsanız, hemen mükatebe yapın. Allah'ın size vermiş olduğu malından siz de onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde edeceksiniz diye, namuslu kalmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları zor altında bırakırsa, bilinmelidir ki, zorlanmalarından sonra Allah (onlar için) çok bağışlayıcı ve merhametlidir.
Mukatebe; belirli bir ücret karşılığında kölelerin hürrriyetlerine kavuşabilmeleri için efendileri ile yaptığı sözleşme)
Ahzap
59- Ey peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına hep söyle de cilbablarından (dış elbiselerinden) üzerlerini sımsıkı örtsünler. Bu onların tanınmalarına, tanınıp da eziyet edilmemelerine en elverişli olandır. Bununla beraber Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
60- Andolsun ki, eğer münafıklar ve kalblerinde bir hastalık olanlar ve Medine'de dedikodu yapanlar, bu yaptıklarından vaz geçmezlerse, mutlaka seni onlara musallat ederiz. Sonra seninle orada az bir zamandan fazla komşu kalamazlar.
61- Melun olarak nerede bulunurlarsa yakalanırlar ve öldürülürler.
Bu ayetelein iniş sebebi ile ilgili rivayetlere baktığımızda, o dönemde günümüzdeki gibi tuvalatler evde olmadığından ihtiyaçları için dışarı çıkan mümin kadınlara sarkıntılık eden, bahane olarakta biz onları cariye zannnetmiştik diyenlerden bahsedilir.
Söz konusu mümin kadınlar olduğunda onlara sarkıntılık yapanların melun bir şeklide öldürülmesini öngören kuran,Nur 33 te görüldüğü gibi söz konusu cariyeler olduğunda onları fuhşa zorlayan müminlere hiç bir ceza öngörmemektedir. Sadece fuhşa zorlananan biçare cariyelerin affedileceği söylenmektedir.
Müslümanlar kusura bakmasın ama burda resmen üstüörtülü bir şeklide fuhşa zorlamaya teşvik vardır.
hiramusta
16-12-2006, 14:28
38- Al-i İmran/115. Onlar ne hayır işlerlerse karşılıksız bırakılmayacaklardır. Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanları bilir.
Bakara/217. Sizden kim dininden döner de kafir olarak ölürse öylelerin bütün yapıp ettikleri dünyada da, ahirette de boşa gitmiştir. Bunlar cehennemliklerdir, orada sürekli kalacaklardır.
İnananların yaptığı tüm işler karşılıksız kalmayacakken, inanmayanların bütün amelleri boşa gidiyor.
Eee? / Vacsmt
Sevgili Vacsmt;
Bu ayetler eee? ile geçiştirilecek türden değil. Bence çok çok önemli? Neden?
Bu neye benziyor hatırlayalım. " Davadan döneni vurun, ben dönersem beni de vurun!" sözünü bir parti için çok duyardık bir zamanlar. Yanlış değil mi? Fikirleri, düşünceleri değişen bir insanın vurulup öldürülmesi diye bir ceza olur mu?
Farzedelim ki çok temiz, dürüst, iyiliksever, çevresine insanlara faydalı, kimseye bir kötülüğü olmayan, iyi ahlaklı birisi dini inançlarını değiştirmiş olsun. Sırf bir inanç yanlışlığı yaptı diye onun dünyadaki tüm salih amelleri, güzel davranışları, tertemiz hayatı hiçe sayılıp ebedi cehennemle cezalandırmak doğru mu?
Buna karşın karakteri bozuk, insanlara ve çevresine zararlı, kötü insan müslüman olduğu için cezasını çektikten sonra cennetlik olabilecek.
Böyle bir adalet ilahi olabilir mi?
Sevgili Pante dinden dönmeyi 1-2 örnekle tanımlayacak olursak,mesela bir insanın Allah'ın hükümlerini terkedip faizciliğe (tefeciliğe) veya yetim malı yemeğe başlamasını dinden dönmeye örnek verebilir miyiz?
19- Maide/33. Allah'a ve peygamberine karşı savaşmaya kalkışan ve yeryüzünde bozgunculuğa çalışanların cezası, öldürülmelerinden veya asılmalarından veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesinden veya bulundukları yerden sürülmelerinden başka bir şey olmaz. Bu, onların dünyada çekecekleri bir zillettir. Ahirette ise kendilerine büyük bir azap vardır. *
* * 34. Ancak, siz kendilerini ele geçirmeden önce tevbe edenleri olursa, biliniz ki, Allah bağışlayan ve merhamet edendir.
Dünyadaki tüm dinlerin benzeri karar aldığını düşünelim. Ne olur o zaman dünyanın hali?
20- Yunus/5. O'dur ki Güneş'i bir ışık yaptı. Ay'ı da bir nûr kılıp, ona birtakım konaklar tayin etti ki yılların sayısını ve vakitlerin hesabını bilesiniz.
Ay'ın bir nur olmadığı sadece geceleri güneşten aldığı ışığı yansıttığı biliniyor.
21- *Kadir/3. Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır!
Sadece bir gece, bin aydan yani bir ömürden nasıl daha hayırlı olabilir?
22- *Bakara/22. O Rab ki, yeri sizin için bir döşek, göğü de bir bina yaptı.
İslam alimleri dünyanın düz ve hareketsiz olduğunu yüzyıllarca özellikle bu ayete dayanarak *iddia ettiler. Ya da Kehf/86 ve Füssilet 10-12 ayetleriyle.
Sevgili Pante eee? diye sormam son derece normal zira orada bir
çelişki yok !Hazırlayan kendisi bir yorum yapmış,katılırsın ya da katılmazsın ayrı iş ! Biz burada çelişkileri tartışıyoruz !Aşağıda ki yazımda da eee? ifadesi var zira orada da ayetlerle ilgili yorum var
bir çelişki ortaya koymamış bu alıntıları yaptığın zat !
DEVAM EDERSEK EĞER ;
51) Evet bu durum şuna benziyor:Birine çok kızınca onun için
kötü şeyler söylersin ancak sakinleşince etrafındakilere siz benim yaptığımı yapmayın diye öğüt verirsin.Aynı durum sözkonusu.
52,53 bir çelişki yok.
54) Yaşar Nuri Öztürk mealine göre bir çelişki yok.Birinde veli
deniyor; diğerinde dost.Ayrı şeyler.
55) Bir yorum bu zaten.
56) ???
57) Allah insanların gösterdiği yoldan gitmesini istiyor.Yoksa onların yardımına muhtaç olduğundan değil.
58)Köleliğin kalkması kötü mü olmuş yani ?
59)Eee ?( Yani çelişki nerde ?)
60) Kuran'da bildirilen tüm peygamberlerin yahudi olduğunu nerden anlamış bu zat ?
Bu arada 44'le ilgili olarak bir açıklama :
Burada bir nüans var.(17:55) ve (2:253) de Allah peygamberlerin kimini
kimine üstün kıldığını açıkca söylüyor.(2:285) de ise müminler dua ediyor
ve bu sırada "Allah'ın peygamberlerinden hiçbiri arasında ayrım yapmayız." diyorlar.Tabii burada soru şu:Allah bile peygamberleri arasında ayrım yaparken;müminler niçin biz onların arasında ayrım
yapmayız diye dua ediyorlar ? Bu madde bir açıdan çelişki sayılabilinir
diğer açıdan sayılmaya da bilinir !
* * * -BİTTİ-
Sonuç yorumumu ayrıca yapacağım.
[quote:f863778fa7="pante"]16- Kur'an'da Allah'a ait olmayan ayetler:
Hud/2, Tevbe/30, Zariyat /50-51, En'am-114 [/quote:f863778fa7]
Sevgili Pante bu ayetleri tekrar inceledim.EĞER benim bu madde ile
ilgili yaptığım açıklamayı doğru buluyorsan zaten burada bir çelişki
olmadığını kabul etmen gerek !Yok benim izahıma bir itirazın varsa o ayrı
konu.
SONUÇ:
60 madde halinde Kuran'ın kendi içindeki çelişkiler olarak öne sürülen maddeler incelendiğinde benim burada çelişki olarak kabul
ettiklerim 3,4,12 ve 44. maddelerdir.Yani sonuç olarak Kuran'da
bulunan çelişki ve bilimsel yanlış ların (Bu subject'i her ne kadar
analiz etmemiş olsakta bir öngörü olarak söylüyorum .)çok çok
8-9'u geçmeyeceği iddiamın arkasındayım.
Saygılarımla.....
Sevgili Vacsmt;
Senin yönteminle hareket edersek Kur'an'da bana göre hiç çelişki yok.
Sen 3, 4, 12 ve 44. maddeleri çelişki olarak görmüşsün. Yazık değil mi yüz küsur çelişkiden ine ine 4 çelişkiye inmişken gel biraz daha uğraşalım da sıfıra indirelim bunu.
3- Yer ve gök kaç günde yaratılmıştır: 6 gün (7:54) (10:3) (11:7) (25:59) 8 gün *41:9-12
Açıklama: 41/9'da yerin 2 günde yaratıldığını yazar. 10. ayetteki yerin düzenlenmesi 4 gün der ama bu yaratılması ve düzenlenmesi olarak toplam 4 gündür. 11. ayetteki göklerin yaratılması da 2 günü eklersek toplam 6 gün eder. Sonuçta çelişki yok.
4- Gök mü yer mi önce yaratılıp "döşendi"? ilk önce gök sonra yer (79:27-30) ilk önce yer sonra gök(2:29)
Açıklama: 79/27-30 da göğün yaratılmasından bahseder. Sonra yeryüzünün döşenmesinden. Yani yer-gök komple birlikte yaratılmıştır ama sonra yer düzenlenip döşenmiştir.
2/29 da ise yerin düzenlenmesinden sonra, daha önce yarattığı göğü düzenlemiştir. Düzenleme ayrı, yaratma ayrıdır. Dolayısıyla Kur'an'ın hiçbir ayetinde çelişki olmadığı gibi bu ayette de yoktur.
12- Cennetin genişliği ne kadardır? Göklerle (birden fazla) yer kadar (3:133) Yoksa sadece bir gök (tekil) ver yer kadar (57:21)
Açıklama : Gök ya da gökler farketmiyor. Çünkü cennetin eninden sözediliyor. Boydan sözetseydi çelişki olurdu. Yani şöyle düşünün. eni 1 metre olan küblerden üstüste kaçtane koyarsanız koyun farketmez. Eni yine 1 metredir. Dolayısıyla ayette çelişki yoktur.
44- Bakara-285 'te "...Biz de peygamberlerimiz arasında fark yapmayız..." denirken, aynı surenin 253. ayetinde; "İşte bu peygamberlerin bir kısmını diğerlerine üstün kıldık.." denir.
Açıklama : Peygamberler arasında Allah nazarında farklılıklar vardır tabi. Ancak insanlar onların arasında ayırım yapmadan hepsine değer verir ve saygı gösterirler.
İnsanlar için de öyle değil midir? İnsanlar arasında ayırım yapmamak, her insana eşiy gözle bakmak gerekir. Ama insanlar da çeşit çeşittir. Birbirlerine türlü yönleriyle üstünlükleri vardır.
Görüldüğü gibi Vacsmt'nin çelişki olarak gördüğü ayetler de hiç de çelişki yokmuş. :)
NE diyeyim Pante ,sadece gülümseyerek okudum açıklamanı.....
Laf aramızda bu arada *hidayete erip Kuran'da çelişki falan yoktur
diyip bunu ispata uğraşman senin açından çok olumlu olmuş; öteki
dünyanı kazanmışsın işte !Fena mı yani ? Allah tamamına erdirsin...
:D
Kur'anın akıl ve bilimle çelişkili olduğu ileri sürülen örnekler daha da çoğaltılabilir. Ancak bunlar yoruma göre farklı değerlendirilebileceğinden listelemeye gerek duymuyorum.
Gelelim Tevrat ve İncil'deki çelişkilere..
E- Kitab-ı Mukaddes'teki Akıl ve Bilimle Olan Çelişkiler:
a) YARATILIŞ : Bu kısım bilimle tamamen çelişkilidir.
http://www.kutsalkitap.com/kkitap/?b=1
1) Güneş ve yıldızlar yaratılmadan ışık yaratılmış ve sabah-akşam oluşturulmuştur.
2) Ay, güneş ve yıldızlardan önce dünya yaratılmış, ağaçlar, meyvalar oluşturulmuştur.
3) Dünyadaki sular bir gökkubbeyle ayrılmıştır. Buna göre gökkubbenin üstünde kalan sular sayesinde yağmur yağıyor herhalde.
4) Tanrı insanı kendi suretinde yaratmış. Tanrı insanın mükemmeli yani.
5) Tanrı tüm kainatı 6 günde yaratmış. 7. gün cumartesiymiş ve o gün dinlenmiş. İslamcılar Kur'an'daki 6 gün ifadesini "6 devir" olarak çarpıtıyorlar. Tevrat'ın ise kaçarı yok. Cumartesi diyor çünkü. Üstelik o gün kutsal kabul edilmiş Tanrı dinlendiği için insanlara da çalışmak yasak.
6) Tanrı kadını erkeğe bir yardımcı lazım diye yaratmış.
7) Adem ile Havva Mezopotamyadaki bir bahçede yerleştirilmişler. Tanrı da günün serinliğinde bahçede yürüyüş yapmaktaymış.
8) Tanrı Adem ile Havva'nın ne yaptığını ancak soruşturarak anlıyor.
9) Yılan hayatı boyunca toprak yemeye mahkum ediliyor. Halbuki insan yiyeni bile var.
10) Adem ile Havva'ya verilen cezalar şunlar:
Kadın ile erkek soyları birbirine hep düşman olacak.
Kadın erkeğe muhtaç olacak. Doğum yapacak ve acı çekecek.
Erkek, kadın sözü dinlediği için hayatı boyunca çalışmak zorunda kalacak.
Ve bahçe'den kovulurlar.
Tevrat ve İncil'le ilgili çelişkileri kısa tutmak istiyorum. Çünkü bu konuda ne yazılırsa yazılsın kolayını bulmuşlar nasıl olsa, "Tahrif edilmiş" diyerek geçiştiriyorlar. Tahrifatın olmadığını " İncil ve Tevrat tahrif edilmemiştir" başlıklı yazımda açıklamıştım. Özellikle Tevrat..
Tevrat ve İncil'le ilgili çelişkileri ve saçmalıkları görmek isteyenler için;
Hristiyan ve Musevi arkadaşlara sorular (http://www.turandursun.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=2408&postdays=0&postorder=asc&&start=0)
Bir örnek:
Tekvin/19
30. Lut Soar'da kalmaktan korkuyordu. Bu yüzden iki kızıyla kentten ayrılarak dağa yerleşti. İki kızıyla birlikte bir mağarada yaşamaya başladı.
31. Büyük kızı küçüğüne, "Babamız yaşlı" dedi, "Dünya geleneklerine uygun biçimde burada bizimle yatabilecek bir erkek yok.
32. Gel, babamıza şarap içirelim, soyumuzu yaşatmak için onunla yatalım."
33. O gece babalarına şarap içirdiler. Büyük kız gidip babasıyla yattı. Ancak Lut yatıp kalktığının farkında değildi.
34. Ertesi gün büyük kız küçüğüne, "Dün gece babamla yattım" dedi, "Bu gece de ona şarap içirelim. Soyumuzu yaşatmak için sen de onunla yat."
35. O gece de babalarına şarap içirdiler ve küçük kız babasıyla yattı. Ama Lut yatıp kalktığının farkında değildi.
36. Böylece Lut'un iki kızı da öz babalarından hamile kaldı.
37. Büyük kız bir oğlan doğurdu ve ona Moav adını verdi. Moav bugünkü Moavlılar'ın atasıdır.
38. Küçük kızın da bir oğlu oldu ve adını Ben-Ammi koydu. O da bugünkü Ammonlular'ın atasıdır.
Peygamberin öz kızlarıyla yattığını yazan bir kitap Tanrıdan olabilir mi?
Hiç şarap içerek sarhoş olupta öz kızlarıyla yatıp kalktığının farkında olmayan bir peygamber olabilir mi? Hem de üstüste 2 gün ve iki ayrı kızıyla.
Kutsal mı değil mi siz karar verin...
bende bir tane hatırlatmak istedim :
insanlar sorgulanacak mı ?
Rahman-39 ‘Iste o gun insana da cine de gunahi sorulmaz.’
Saffat-24 ‘Durdurun onlari, cunku onlar sorguya cekileceklerdir.’
musanın asası yılan mı ejderha mı oldu ?
Böylelikle (Musa) asasını fırlatınca, anında apaçık bir ejderha oluverdi. ( 7 Araf Suresi, 107)
Böylece, onu attı; (bir de ne görsün) o hemen hızla koşan (kocaman) bir yılan (oluvermiş). (20 Taha Suresi, 20)
Deve Eti Helal mi?
Yahudiler Muhammed'e gelip;
" Sen İbrahim'in tevhid dinini getirdiğini söylüyorsun ama o senin gibi deve eti yemezdi, çünkü haramdı." derler.
Bunun üzerine gelen ayette şöyle der:
Ali İmran/93.Tevrat indirilmeden önce, İsrail'in (Yakub'un) kendisine haram kıldığı dışında, yiyeceklerin hepsi İsrailoğullarına helâl idi. De ki: "Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi Tevrat'ı getirip okuyun." *
Tevrat'ı okuduğumuzda devenin yasak edilmiş olduğunu görmekteyiz:
24. Ancak geviş getiren ve çatal tırnaklı olan hayvanlardan etini yememeniz gerekenler şunlardır: Deve geviş getirir, ama çatal tırnaklı değildir. Sizin için kirli sayılır.Levililer 11:4
Bu durumda deve daha sonra temiz ve eti yenebilir hale evrimleştirilip mi helal kılınmıştır?
Yoksa zaten temiz ve helaldi de Tevrat mı tahrif edilmiştir? :)
abi alayı çelişki , alayı yalan bunları
eline emeğine sağlııık *:cool:
simonuniti
01-02-2007, 13:19
Valla Tevrat dogruyuda soylese tahrif de edilmis olsa
zirt pirt hukum degismis,su helal bu haram sonra yok yok degistirdim bu haram su helal bu ne yaw bole birileri bize dalga geciyor galiba
tevratta insanlığın gelişimi ile paralel şeriat kurallarınında gelişimi izlenebilmektedir. adem e sadece bir meyve yasak iken üreyen insanlık yasakları çignedikçe disipline edilmek için daha fazla yasaklarla karşı karşıya getirilmiştir. musanın şeriatine ibrahim veya yusuf zamanında raslayamayız. mesela malın 1/10 nun sadaka olarak verilmesi ibrahimde istenmemişken yakup ile geçerlilik kazanmıştır. kuran bu konuya 4/161 ayetinde " onlara haddi aşmaları sebebi ile helal kılınan şeyleri haram kıldık " mealinde değinmektedir. kısaca insanlar dik başlılık gösterdikçe şeriat ağırlaştırılmıştır.
fakat gerek incil ve gerekse de kuran ile bağışlama göstergesi olarak hafifletme saglanmıştır. bu yüzden kuran şeriati le tevrat şeriati arasında farklılık olması normaldir. tevrat a inanıp onunla amel etmek isteyen tevrat şeriatini ve ahdini kabul eder, kuranla amel etmek isteyen kuran şeriatini. maide suresi 48. ayette "her birinizi verdikleri ile sınamak için ayrı bir yol ve şeriat tayin ettik" diyerek bu durum anlatılır.
bu yüzden tevratta devenin haram kılınması ile kuranda helal kılınması çelişki değildir. murdarlık devenin kendisinde değil insanın hevasındadır.
syg
simonuniti
01-02-2007, 14:12
Malesef hoara kardesim,,,, Kuranin iddia ettiginiz Evrensellik ilkesiyle celiskilir iste eger senin dediginden yola cikarsak,,,,
maide suresi 48. ayette "her birinizi verdikleri ile sınamak için ayrı bir yol ve şeriat tayin ettik"
bir ustteki ayette maide 47
İncil'e inananlar, Allah'ın onda indirdiği (hükümler) ile hükmetsinler. Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar fâsıklardır.
Bu kuranin ve iddia sahiplerinin icine dustukleri celiskidir...
saygilar....
nasıl bir çelişki anlayamadım simonuniti
eger kuranın gelişi ile tevratın hükmünün kalktığı düşüncesinden yola çıkıyorsan , bu geleneksel islamın iddiasıdır kuranın değil. yani bugün tevratta incilde geçerlidir. tabii sadece rab sözleri.
tevratın tarihsel anlatımları, incilin pavlusun mektupları değil. *
veya başka anlayışıma göre söylersem çogu kişi evrenselliği yanlış tanımlıyorda diyebilirim.
syg
simonuniti
01-02-2007, 15:30
Tamam canim eger kuranin evrensel olmadigini dusunuyorsan sorun yok,,,
zaten Pante abim de bu soruna el atti,senin bu konuya itiraz etmene gerek yok sayin abicim,,biz de biliyoruz heralde yahudi yahudi gibi musluman musluman gibi yasasin,,,burda yaptigimiz *evrensellik tartismasi kuranin tum insanliga gonderilip gonderilmemesi tartismasidir,,evrensellik yanlis tanimlanmiyor
saygilar,,,
hoara SAVUNMAK İSTEDİĞİN ŞEY TEVRAT MI , TAM ANLAYAMADIM *8O
evet tevratı da savunduğum söylenebilir. çünkü içinde geçerli Allah sözü vardır.
şeriat haricindeki yanlışlıkları tabii ki kuran ışığında düzeltirilerek.
syg
kuranın evrensel olmadığını düşünmüyorum. evrenseldir. ancak evrensellik gündem oluşturmayan her ayetin illaki uygulamaya koyulması değildir. örneğin *savaş ile ilgili ayetler evrenseldir ancak ortada savaş yoksa o ayetler uygulanmaz.
syg
zelzeleci
01-02-2007, 19:52
sevgili hoara. ;
örneğin *savaş ile ilgili ayetler evrenseldir ancak ortada savaş yoksa o ayetler uygulanmaz.
* * *Müslümanlık taa İspanya'ya kadar yayılırken savaşları hep diğer milletler çıkarmıştır. Araplara savaş açıldıkça müslümanlığın bu kadar yayılması gayet normal zaten.
Size katılmamak elde değil. :roll:
simonuniti
01-02-2007, 20:02
"Musrikleri buldugunuz yerde oldurun" *savas meydaninda degil, buldugun yerde cokecen basinin uzerine,,,,hoara kardes bana savas halinde uygulanan bi ayet gibi gelmedi? sence ...
"kuranın evrensel *olmadığını düşünmüyorum. evrenseldir. ancak evrensellik gündem *oluşturmayan her ayetin illaki uygulamaya * koyulması * değildir. * örneğin *savaş *ile *ilgili * ayetler *evrenseldir *ancak *ortada *savaş *yoksa * o * ayetler * uygulanmaz." *
*
Bu *yanlış değerlendirme ve inanış İslamcıları köşeye *sıkıştırıyor. *
Kur'an'a *evrensel diyerek *kendi *iplerini *çekiyorlar, *manevra *alanlarını
daraltıyor, gelişmelere, *değişimlere, bilime, *teknolojiye, *çağdaş *yönetim
anlayışlarına *ters düşüyorlar.
Örneğin köleliğin *kaldırılmamış olmasını *açıklayamıyorlar. *
Evrensel diye inat ettikleri için köleciliği kıyamete kadar *geçerli *kabul *etmiş
oluyorlar. İnsanları *eşit *görmemiş, sınıflara ayırmış oluyorlar. *
Bunu *telafi için Kur'an'ın *köleler *hakkındaki *koruyucu *ayetlerini ve *köle azat *etmenin *faziletlerini öne sürüyorlar. Bunlar yeterli gelmeyince *ayetlerin *
kelime *kökleriyle *oynayıp *tahrif ederek *çağcıl *yorumlar *getirme *gayretkeşliği
içine giriyorlar. Bu *tahrifat *ise onları *daha *çok *batırıyor. *Yine *örnek *olarak *
hırsızların ellerinin *kesilmesi cezasını, *gelirlerinin *kesilmesi, *mal *varlıklarına *el
konulması *gibi *yorumlamaya *çalışarak gülünç *duruma *düşüyorlar.
Halbuki *1400 *sene öncesinin *ilkel *feodal *kanunlarını 21. *yüzyıl *için *dahi *
evrensel *diye diretmek *yerine *" *Evrensel *olanları *da *vardır, *o *döneme
ve *o *bölgeye *mahsus olanları *da" şeklinde *kabullenmiş *olsalar *bu sorunları *
yaşamaktan *kurtulacaklar. Ama *bunu *yapamıyorlar, *yapamazlar. *
Çünkü özgür *değiller. Kendi *bağımsız *düşünce ve inançları yok.
Herhangi bir *konuda *akıl *sormadan, *fetva *almadan *bir *değişiklik *yapmaları mümkün *değil. Sünni, *Şii, Vahhabi *vb. mezhep *ileri *gelenlerinden,
hatta *yurt *dışından *aynı akım doğrultusundaki Arabistan'dan, Mısır'dan, *
Lübnan'dan, Filistin'den, *İran'dan * tarikatlara, *şeyhlere, *cemaatlere, *ışık *evlerine, *
örgütlere, *dergi çevresi oluşumlarına, *internet grubuna varana *kadar *bir *
hiyerarşi *söz *konusudur. *
Dolayısıyla aforoz edilmekten, dışlanmaktan, aşağılanmaktan *çekinilir, korkulur.
sevgili pante iyiki açmışsın bu başlığı ,, ellerine sağlık ,
ve ben şimdi düşünüyorum daha neden islam !! ?
bütünü çelişki ve bilimdışılıklar !
antimuhammed
18-03-2007, 15:45
Kuran ın evrenselliği olamaz. Tevrattan geçme Kuran da o kadar çok hadise mevcuttur ki, oku oku bitmez. Medine ye ilk geldiğinda Müslümanlar Yahudilerle iyi geçinmişlerdir. Hatta kıble uzunca bir süre Kudüs olarak tayin edilmiştir. İşte tam bu noktada Kuran kendi evrenselliğinin altına saatli bomba döşer. Kabe gibi Müslümanlarca önemli olan bir yeri değiştirmiştir. Ne için Yahudilerin aklını çelmek amacıyla. EVRENSEL İSLAM AİLESİNİN EVİ KABE'DİR. EVRENSEL İSLAM AİLESİ, İSLAM İNANÇ VE DÜŞÜNCE SİSTEMİNİ TEK BİR ÜMMETTE BİRLEŞTİRİR. Evrensel düşünceler politika amacıyla geçici süre de olsa değiştirilemez.
İkinci önemli nokta ise en başta bildirilmesi gereken bir ayetin İslam güçlendikten sonra ortaya çıkmasıdır. Ey inananlar! Yahudilerle Nasranileri dost edinmeyin...sizden kim onları dost edinirse şüphe yok ki o da onlardandır.(5.Maide/51)
Bu ayet inene kadar Yahudilerle Müslümanlar gül gibi geçinip gitmiştir. Eğer Tanrı Yahudilerin dost edinilmemesini düşündüyse Muhammed i neden Medineye Yahudilerin arasına yönlendirdi ve uzunca bir süre onlarla dost kıldı.
Bu durumda politikacı olan, politika yapmak yüzünden çelişen kimdir? Tanrı mı, Muhammed mi?
TOPRAK06
18-03-2007, 16:08
kuran incelemenize bayılıyorum rum 41 ayeti bana tevsir edebilirmisiniz.
Toprak06 Abim/ablam
*Hoşgeldin
Bişey anlıyamadım kim Atam maymundan geldi demiş bunu bi açarsanız.
antimuhammed
18-03-2007, 16:57
Sende o kirlenen su ve hava ile yapılan ilimlerin neticesinde buraya yazı yazıp, uçağa binip varınca cep telefonundan alo diyerek dolanabiliyorsun ortalıkta.. Bence sen soluma, su da içme. Yada her nefeste 3 kuluvalla bir fatiha oku..
Bu Topic her eve lazım bi topic.
bence hep göz önünde bulunmasında
yarar var.
"kuran *incelemenize *bayılıyorum *rum *41 *ayeti *bana *tevsir *edebilirmisiniz."
Rum 41 ayetinde umduğun gibi bir mucize yok Toprak. Bugüne işaret eden bir anlam çıkaramazsın ordan, zorlama kendini.
Rum/ 41. Yaptıklarının bir kısmını tatsınlar diye insanların kendi ellerinin kazandığı şeyler yüzünden karada ve denizde fesat ortaya çıktı. Umulur ki onlar hakka dönerler.
Ayette Muhammed'in döneminden önce yaşamış toplumlara ve başlarına gelene işaret ediliyor.
"llah'ın nimet ve lütfunun değerini bilmeyenler, kazandıklarını kötüye kullandılar, karada ve denizde yani dünyada fesata, kötülüğe yol açtılar. Yani, başlarına gelen kötülük, kendi yaptıklarından dolayıydı. Bundan ders alın, hakka dönün." denilmek isteniyor.
Nitekim sonraki ayette;
Rum/ 42. Yeryüzünde bir gezin de bakın, bundan öncekilerin sonu nasıl olmuş! Onların pek çoğu müşrik idiler.
anlatılmak istenen daha iyi ortaya çıkıyor.
Neticede günümüzün teknolojisine, küresel ısınmaya işaret edilmiyor.
zelzeleci
26-03-2007, 17:12
Harun Yayha'nın son sitesi :) vvv..panteyecevaplar..org :)
* * Sevgili Mep'in de dediği gibi; nasıl Kuran ayetleri *müslü esnafların işyerinde, duvarında asılı duruyorsa, bu çelişkileri de asmakta fayda var. Hatta bu ayetlerin yazılı olduğu T-shirtler giymek de fena olmaz.
Kur'an'da Adem, Musa, Nuh vb. eski peygamberler de anlatılır. Onların peygamberlikleri, yaşadıkları, başlarından gelip geçenlerden bahsedilir. Bunlara inanmayanlar tarafından "Eskilerin Masalları" denirmiş.
Kalem Suresi Kuran'ın ilk 5 suresinden biridir. Bu surede de buna değinilir.
Kalem/ 15. Karşısında ayetlerimiz okunurken: "Eskilerin masalları." dedi.
Ancak ilginç olan, Kalem suresi ve ondan önce inen surelerde bu "eskilerin masalları" olarak tabir edilen peygamber kıssaları yer almaz.
Gelen ayetleri dinleyenler daha bir masalla karşılaşmadıklarına göre neden Kalem suresinde böyle dediklerine dair ayet bulunmaktadır.
Muhtemelen Muhammed peygamberliğini ilan etmezden önce, dinlediği, öğrendiği bu peygamber hikayelerini sağda solda anlatıyor ve putperestlerden " Bunlar eskilerin masalları" tepkisini alıyordu. Kur'an'ı oluşturmaya başlayınca onların bu sözlerine yer verdi. Belki putperestler bunu yadırgamadılar. Çünkü Muhammed epeydir bu tür konularla aklını bozmuştu, bu tür konuları zaten bahsediyordu. Kimse de onlara, ortada hiçbir şey yokken ona dağda birden bir meleğin gelip ayetleri vahyettiğini söylemiyordu ki bu konuya itiraz etsinler.
Ama Â*hadislerden, siyerden Muhammed'in daha önce bunları hiç bilmediği ve 40 yaşında iken Cebrail'in kendisine peygamberlik görevini ilettiği ve ardından ayetlerin vahyolunduğu bildirilir.
Bu durumda Kalem suresi öncesinde peygamberlerin hayatlarından bahsedilmediğine göre, Kalem-15 ayeti bir çelişki değil midir?
Yoksa, putperestler bu ayetlerin ardından eskilerin masallarının geleceğini mi tahmin etmişlerdi?
Yoksa, Allah putperestlerin daha sonra ne diyeceklerini bildiği için önceden buna işaret mi etmişti?
marjinali35
04-05-2007, 03:00
Maymundan Geldiğimiz Kanitlaniyor İşte Bundan Yillar Önce Maymundan Geldiysek Hani Ara Geçiş Forlari Diyorlardi.Şimdi Ara Geçiş Formlari Bulundu...Bu Kezde Türlerin Kökenini İstiyorlar.İnsan Oğlu Tatmin Edilmiyor.Arkadaşlar Bilim Ne Yapsa Karşi Çikiliyor...İşte İslam Böyle Bir Şey..Darwinizm Bir Kenari Atalim Adem İle Havva'dan Geldik İsek Neden Bunun Tarihi Yok...Yada Neden Onlara Daiir Bir Şey Yok "Muhammedin" Varda Adem İle Havvanin Neden Yok...Onlardan Geldik İsek Hepimiz Kardeşiz Bilirsiniz İslam'da Kardeşle Kardeşin ilişki Kurmasi Yasak Ve Günahtir Bunlari Da Açıklayalim...
Kuranda ki çelişkileri söylediğimizde hemen cevabı verir bizim mumin kardeşlerimiz efendim sizler gidip sure içerisinden bir ayeti cımbızla *çekip getiriyorsunuz .
Hal böyle oluncada ayeteki anlam bütünlüğü ortadan kalkmış olur ve yanlış anlaşılmaya sebep olur..
Peki Pamuk prensesin romanını okuduğumuzu farz edelim . Romanım tamamı 250 sayfa ve 51 sayfanın 2 paragrafında pamuk prensesin taşıdığı sepete 50 tane yumurta olduğunu yazıyor..
Ben kalkıp romanın içerisinde ilgili bölümü açsam orada 51 sayfanın ikinci paragrafında 50 tane yumurta var desem yanlışmı olur 50 tane yumurta olduğunu gerçekte inanmam ve ispatlamam için romanı baştan sona mı okuyaacam? yoksa sadece o ilgili paragrafı mı okuyacam hadi Romanı baştan sona okudum o radaki yumurta sayısı değişecekmi yoksa yine aynmı *kalacak...
*Kuranı kerimde Cebrailin Allahın huzuruna 50 bin yılda çıktığnı yazıyordu fakat hz İsaya daha 400 yıl önce gelmişti nasıl olduda bu 50 bin yılık yolu cebrail binyılda aldı yoksa yarı yolda döndümü ...
işte Bunu dediğimizde efendim sizler ayetleri tam anlamıyorsunuz orada 50 bin yıl dediğini doğru anlamanız için bütün sureyi tam okumanız lazım öyleki bu süreyi tam okuduğunuzda *ozaman gerçekte anlarsınız diyor...
Ben sürenin tamamını okusam acaba bu 50 bin yıl ;bin yıl olurmu:) ?
İnvitatio;
Buyrun sizi böyle alalım.
"Hükümsüz Ayetler" başlığını protesto edip terkettim diye siteyi de terketmiş değilim.
Bunu fırsat bilip arkadan atıp tutmak, cahillikle, art niyetle suçlamak hiç de etik olmadı.
Çok kolay yolu seçmişsin. Herhangi bir nesh iddiasını alıp değerlendirme yapmak yerine sataşma yolunu seçmişsin. Asıl bu kötü niyettir.
Bu başlıkta benim cehaletimi ya da art niyetimi ispatlamaya çağırıyorum seni.
O başlıkta 15 çeşit hükümsüz ayet iddiasında bulundum.
Bunları ele alıp yarısından bir fazlasının doğru olmadığını, saçma olduğunu akılcı, mantıklı, bilimsel olarak kanıtlamaya davet ediyorum seni.
Buna gücün yetmezse, bunun yarısına da razıyım.
Hadi meydan senin. Yerse!
İşte liste. Buyrun seçin:
1- Enfal/ 65. Ey Peygamber! Mü'minleri savaşa teşvik et. Sizden yirmi sabırlı kişi olsa, iki yüz kişiye üstün gelir. Sizden yüz kişi de kâfirlerden bin kişiye üstün gelir; çünkü onlar anlayıştan yoksun bir güruhtur.
Bu ayeti hükümsüz kılan ayet:
Enfal/ 66. Şimdi ise Allah sizde bir zaaf bulunduğunu bildiği için, yükünüzü hafifletti. Bu durumda, sizden sabreden yüz kişi olursa, iki yüz kişiye üstün gelir. Sizden bin kişi de Allah'ın izniyle iki bin kişiyi mağlûp eder. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.
2- *Mücadele/ 12. Ey iman edenler! Peygamber ile özel bir şey konuşacağınız zaman bu konuşmanızdan önce bir sadaka veriniz. Bu sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şayet bir şey bulamazsanız, artık Allah bağışlayan ve merhamet edendir.
Bu ayeti hükümsüz kılan ayet:
Mücadele/ 13. Özel konuşmadan önce sadaka vermekten korktunuz da mı bunu yapmadınız? Yine de Allah sizi bağışladı. Siz de namazı dosdoğru kılmaya bakın, zekâtı verin, Allah'a ve Resulüne itaat edin. Zira Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
3- Nisa/ 78. Kendilerine bir iyilik dokunsa "Bu Allah'tan" derler; başlarına bir kötülük gelince de "Bu senden" derler. "Hepsi Allah'tandır"" de. Bu adamlara ne oluyor ki bir türlü laf anlamıyorlar!
Bu ayeti yürürlükten kaldıran ayet:
Nisa/ 79. Sana gelen her iyilik Allah'tandır, sana ne kötülük dokunursa kendindendir.
4- *Bakara/ 62. Şüphe yok ki, iman edenler, yahudiler, hıristiyanlar ve sabiîler, bunlardan her kim Allah'a ve ahiret gününe gerçekten iman eder ve salih amel işlerse elbette Rabbleri katında bunların ecirleri vardır, bunlara bir korku yoktur, bunlar mahzun da olacak değillerdir.
Bu ayeti hükümsüz kılan ayet:
Ali İmran/ 65. Kim İslam'dan başka bir din ararsa, bilsin ki, (o din) ondan kabul edilmeyecek ve o, ahirette kaybedenlerden olacaktır.
5- Enam/ 163. O'nun hiçbir ortağı yoktur; böyle emrolundum ve ben Müslümanların ilkiyim."
Yukarıdaki ayet, Muhammed'in müslümanların ilki olduğunu ifade eden ayettir ve hükümsüzdür.
6- Araf/ 143. "Sen sübhansın", "tevbe ettim, sana döndüm ve ben inananların ilkiyim," dedi.
Yukarıdaki ayet de Musa'nın müslümanların ilki olduğunu belirten ayettir ve hükümsüzdür.
Her iki ayeti de nesheden ayet:
Ali İmran/ 67. İbrahim, ne yahudi, ne de hıristiyandı; fakat o, Allah'ı bir tanıyan dosdoğru bir müslümandı, müşriklerden de değildi.
İbrahim, Muhammed'den de, Musa'dan da önce yaşadığına göre o halde ilk müslüman İbrahim'dir.
7- Enfal/ 1. Sana, ganimetlere dair soru sorarlar, de ki: Ganimetler Allah'ın ve Peygamberindir. İnanıyorsanız Allah'tan sakının, aranızdaki münasebetleri düzeltin, Allah'a ve Peygamberine itaat edin.
Bu ayeti hükümsüz kılan ayet:
Enfal/ 41. Eğer Allah'a ve hakkı batıldan ayıran o günde, iki topluluğun karşılaştığı günde kulumuza indirdiğimize inanıyorsanız, bilin ki, ele geçirdiğiniz ganimetin beşte biri Allah'ın, Peygamber'in ve yakınlarının, yetimlerin, düşkünlerin ve yolcularındır. Allah her şeye Kadir'dir.
8- Ali İmran/ 133. Rabbinizin bağışına ve genişliği göklerle yer arası kadar olan, Allah'tan gereği gibi korkanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşun!
Cennetin genişliğini "göklerle yer kadar" şeklinde ifade eden bu ve benzeri ayetleri düzelten ayet:
Hadid/ 21. Rabbinizden bir mağfirete; Allah'a ve peygamberine inananlar için hazırlanmış olup, genişliği gökle yerin genişliği kadar olan cennete koşuşun.
9- Bakara/ 2. O ki, yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattı . Sonra göğe yöneldi, onları yedi gök olarak düzenledi. O, her şeyi bilir.
Yerine geçen ayet:
Naziat/ 27-30. Sizi yaratmak mı daha zor, göğü mü? Allah onu bina etti. Tavanını yükseltti, onu bir düzene koydu. Gecesini kararttı, gündüzünü çıkardı. Bundan sonra da yeryüzünü döşedi.
10- Bakara/ 34. Hani meleklere, "Adem için saygı ile eğilin" demiştik de İblis hariç bütün melekler hemen saygı ile eğilmişler, İblis (bundan) kaçınmış, büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştu.
Yerine geçen ayet:
Kehf/ 50. Hani biz meleklere, "Adem için saygı ile eğilin" demiştik de İblis'ten başka hepsi saygı ile eğilmişlerdi. İblis ise cinlerdendi de Rabbinin emri dışına çıktı.
11- Bakara/ 180. Sizden birisine ölüm yaklaştığında, eğer ardında mal bırakacaksa, vasiyet etmek farz kılındı. Bu vasiyetin anne ve baba ile akrabaya uygun şekilde yapılması gerekir. Bu, takvâ sahipleri üzerine bir borçtur.
Bu ayeti hükümsüz kılan ayet: ( vasiyeti dikkate almaksızın miras taksimi yapan ayetler)
Nisa/ 11-12. Allah size evlatlarınızın miras taksimini şöyle emrediyor: Çocuklarınızda, erkeğe iki kadın payı kadar, eğer hepsi kadın olmak üzere ikiden de fazla iseler, bunlara mirasın üçte ikisi ve eğer bir tek kadın ise o zaman ona malın yarısı vardır.... (diye devam ediyor)
12- Ahzap/ 50. Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah'ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları; seninle beraber hicret eden, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helal kıldık. Ayrıca, diğer mü'minlere değil de, sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini Peygamber'e bağışlayan, Peygamber'in de kendisini nikahlamak istediği herhangi bir mü'min kadını da (sana helal kıldık.) Mü'minlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
Bu ayetin hükmünü kaldıran ayet:
Ahzap/ 52. Bundan sonra, güzellikleri hoşuna gitse bile, başka kadınlarla evlenmek, eşlerini boşayıp başka eşler almak sana helal değildir. Ancak sahip olduğun cariyeler başka. Şüphesiz Allah her şeyi gözetleyendir.
13- Aşağıdaki 2 ayet gibi şefaatin olmadığını söyleyen ayetler hükümsüzdür.
Bakara/ 123. Kimsenin kimse namına bir şey ödemeyeceği, hiç kimseden fidye alınmayacağı, kimseye şefaatin (aracılığın) yarar sağlamayacağı ve hiç kimsenin hiçbir taraftan yardım göremeyeceği günden sakının.
Enam/ 51. Kendileri için Allah'tan başka ne bir dost, ne de bir şefaatçi bulunmaksızın, Rab'lerinin huzurunda toplanmaktan korkanları, Allah'a karşı gelmekten sakınsınlar diye, onunla (Kur'an ile) uyar.
Bu ayetleri nesheden ayetler birkaç tanedir: örnek ikisi:
Taha/ 109. O gün, kimse şefaat edemez. Ancak Rahman olan Allah’ın izin verdiği ve sözünden hoşlandığı kimse şefaat eder.
Meryem/ 87. Rahman olan Allah’ın nezdinde söz ve izin alanlardan başkası şefaat edemez.
14- Aşağıdaki iki ayet zina cezası ile ilgili hükmü kalmamıştır.
Nisa/ 15. Kadınlarınızdan zina edenlere karşı, içinizden dört şahit getirin. Eğer onlar, şahitlik yaparlarsa, bu kadınları, ölüm alıp götürünceye kadar veya Allah onlara bir çıkış yolu açıncaya kadar evlerde hapsedin.
Nisa/ 16. Sizlerden zina edenlerin her ikisine de eziyet edin. Eğer onlar tevbe edip kendilerini ıslah ederlerse onlardan vazgeçin. Çünkü Allah tevbeleri kabul eden ve çok merhamet edendir.
Bu iki ayeti nesheden ayet:
Nur/ 2. Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun; Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah dini(ni tatbik) hususunda sizi sakın acıma duygusu kaplamasın! Müminlerden bir grup da onlara uygulanan cezaya şahit olsun.
15- Enam/ 92. Bu indirdiğimiz, kendinden öncekileri doğrulayan, Mekkelileri ve etrafındakileri uyaran mübarek Kitap'dır. Ahirete inananlar buna inanırlar, namazlarına da devam ederler.
Hükümsüz kılan ayetler:
Bakara/ 168. Ey İnsanlar! Yeryüzündeki temiz ve helal şeylerden yiyin, şeytana ayak uydurmayın, zira o sizin için apaçık bir düşmandır.
Kalem/ 52. Oysa Kuran, alemler için bir öğütten başka bir şey değildir.
spartan-troy
31-08-2007, 18:36
:):) pante senin levhan ters yerde...sen levhanı değiştir...bu mantık seni fazla yaşatmaz
hangisi çelişki bu ayetlerin...hepsini acıkladık burda...hala mı aynı şeyleri getiriyorsunuz temcit pilavı misali...:) asın artık bunları.
arapca biliyor musun kardeşim sen...:) her şeye celişki diyorsun.
Spartan yaylan bakim sen!
Çağırdık mı gelirsin..
Geldin mi de lagaluga yapmayacaksın.
Goygoyculukla kimseyi bastıracağını sanma.
Alırsın bir konuyu adam gibi kendi görüşünle izah edersin.
Böyle laf salatası yapacaksan hiç gelme...
Sevgili pante,
spartan-troy'un aciklamalari da, evrimi curuten ve evrime gulen bilim gibi. Hani H.Y. hep bilimin bile guldugu, bilimadamlarinin curuttugu evrim der ya, iste bu adamlar H.Y.'nin hayali arkadaslari gibi birseydir. spartan-troy'da hep aciklar ispatlar hatta gidip dindar sitelerde "ateistlerin nefesini kestim" gibi caka satar ama dedigim gibi kendini kandiriyor iste.
Ya öyle "Laf olsun torba dolsun" la olmuyor.
Sırf cevap vermiş olmak için bir yığın laf sarfedeceksin ama içi boş.
İnVitatio, artık benim yazılarıma, açtığım topiclere yanıt verirken sarfettiğin sözlere dikkat et.
Ben hiç kimsenin herhangi bir konudaki görüşlerine boş laflarla, aşağılayıcı sözlerle cevap vermiyorum. Her yanıtımda bir açıklama, bir görüş vardır.
Kimsenin inancını da eleştirmiyorum, aşağılamıyorum. Herkes neye inanacağına kendi karar verir. Ben sadece kendi fikirlerimi, düşüncelerimi yazıyorum.
Aynı İslamcıların, diğer dincilerin, ateistlerin yaptığı gibi.
Sırası geliyor Hristiyanlık, Musevilik, sırası geliyor Ateizm hakkında eleştirilerimi belirtiyorum.
Nesh konusu ise İslam olmayanların İslam'ı eleştirisi değildir.
Nesh, İslam fıkıhının en önemli konularından biridir.
Ta İslamiyetin ilk yıllarından itibaren Tartışılagelmiştir.
http://sbe.erciyes.edu.tr/dergi/sayi_21/31...64.%20syf.).pdf
Benim yazmış olduğum ayetlerle ilgili görüşler benden 1000-1200 yıl önce de sunuluyordu.
Bunlari ilk ortaya atanlar zaten müslümanlardır, benim uydurmalarım değil.
Benim yaptığım bir yerden alıntı yapmak, paste yapmak yerine kendi çabalarımla Kur'an'dan bulup ortaya koymaktır. Atla deve değil, bunu biraz kafası basan herkes yapabilir.
thunderpoint
31-08-2007, 20:46
Sevgili spartamamış,
Bence sen "Allah'ınızın hata yapma hakkı olmadığını anlatmak istediğimizi" anlayamıyorsun.
Şöyle anlatayım sana: Bir Müslüman Kadın ne diye örtünür? (Ahzab 59, Nur31 değil mi?) Şimdi bunlar kanun ve sen bunların anlamına, varlığına, doğruluğuna şüphesiz boyun eğiyorsun. Hah işte sorun burada...
Enfal/ 65'te "herbiriniz 10 kafire bedelsiniz" diyen tanrın bir ayet sonra birden inananların üzerinde yük görüyor ve (artık 2 ayet arası süre ne kadarsa) "2 kafire bedelsiniz" demeye başlıyor. (Oysa tanrı yük olduğunu görmez; bunu önceden bilir ayrıca yükü veren de zaten O'dur.) O zaman Enfal 65'te boşa inmiş oluyor!...
Şimdi sen burada bu neshi (şaşkınlığı) kabul etmemekle Ahzab 59'a duyduğun güven ve saygıyı duymamış ve değer olarak Enfal 65'i aşşağılamış oluyorsun. Çünkü Ahzab 59'a göre eşini, kızını örtüyorsun ama 'kafirlere karşı kaç kat güçlüyüm'den bir sonuç alamıyorsun. Neden? Çünkü tanrın ardışık iki ayette kendi güçsüzlüğünü ve bilemezliğini ifşa edercesine -ve önce söylediğini yok sayarcasına- siz kullarını evrensel, mekansal, zamansal, ahlaki bir konuda kaosa sürüklüyor...
Yine de anladığını ve anlayacağını sanmıyorum da, hadi işte...
Nesh konusunda Yazdıklarımı anlamayanlara, anlamak istemeyenlere *tekrar bir açıklama yapayım.
Tanımlarla tam anlaşılmıyor. Örneklerle açıklayacağım.
Diyelim ki ben bir gazetede köşe yazarıyım.
Bir yazımda diyorum ki;
"Dünyada maddenin bölünemeyen en küçük zerresi olan atomu ilk keşfeden John Dalton'dur."
Bir müddet sonra ise konuyu tekrar ele alıyor ve şöyle yazıyorum;
"John Dalton 19. yüzyılda modern atom kavramını ortaya atmıştır. Ama ilk atomu keşfedenler M.Ö. 400'lü yıllarda yaşayan Leukippos ve Demokritos'dur."
Bu bir düzeltmedir. İlk yazdığım yanlıştır, eksiktir, geçersizdir. Yanlış ve eksik olduğu için ya da uyarılar, itirazlardan dolayı o konuyu yeniden ele aldım ve neshettim.
Şimdi benim ilk yazıyı arşivden kaldırmam, düzeltmem imkansızdır. Çünkü halk bunu benden daha önce okumuş, dinlemiştir. Seven, sevmeyen, inanan, inanmayan, dost-düşman bunu bilmektedir. Bunu kaldırmaya kalkıştığımda *ve daha önce böyle birşey yazdığımı inkar ettiğimde daha kötü duruma düşerim. O nedenle, düzeltme yaparken güzelce kıvırmaya çalışırım. Sanki neticede yanlış birşey söylememiş gibi konuyu boğuntuya getiririm.
Aslında böyle durumlarda " Özür dilerim, yanlış biliyormuşum, düzeltiyorum." demek gerekir ama ben narsist yapıdayım. hatamın, yanlışımın asla olmayacağını yazmışım kaç kez. Tükürdüğümü yalayamam.
2. bir örnek daha vereyim;
Yazdığım kitaplar da var. Bir kitabımın bazı sayfalarında tekrarlayarak şöyle yazıyorum:
" Bu kitabım öz Türkçe kelimelerle yazılmıştır."
Fakat kitabımın son sayfalarına doğru şöyle yazıyorum;
" Kitabımın bir kısmı öz Türkçe kelimelerdir ama bir kısmı da Arapça-Farsça kökenlidir."
İncelendiğinde görülüyor ki gerçekten Arapça-Farsça kelimeler de çok.
Bu durumda benim son sayfalarda yazdığım cümle, diğer cümleleri neshetmiştir.
Doğru olan, geçerli olan son cümlemdir.
Üstelik ilk yazdığım cümleler yalandır, yanlıştır.
Şimdi Kur'an'dan bir örnek daha vereyim:
16- Yusuf/ 1. Bunlar apaçık (muhkem) kitabın âyetleridir.
Bu ayeti hükümsüz kılan ayet:
Ali İmran/ 7. Sana Kitab'ı indiren O'dur. Onun (Kur'an'ın) bazı ayetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab'ın esasıdır. Diğerleri de müteşabihtir.
InVitatio
01-09-2007, 02:35
Pante
benim kim ile ne zaman nerde nasil konusup konusmayacagima birak ben karar vereyim !
senden edep erkan ögrencek degilim !
yazidigin zirvaliklra gelince bu ayetlerin hükmü kaldirildigini idaa eden sadece ve tek *kendinsin !
tabiki kendine bir kac müslüman yobaz bulmusundur , senin ile ayni düsünen.....
Bana etik dersi verebilecek en son insanlardan birisisin!
Bana bir ayet göster "ben su/bu ayeti kaldirdim" diye Allah'in kesin emri olan
Bir taraf'dan Allahin kesin ögütleri diger taraf'dan bir kac kul yorumu....
Evet sen sadece kendi fikirlerini yaziyorsun ve sadece sen bu ayetlerin hükmünün kaldirildigni söylüyorsun ! adam demez mi "sen kimsin ya ?"Allah*in ayetlerini hükümsüz kiliyorsun ?
tabi olmadgin bir dinin hükümlerini kaldirmayi etik mi buluyorsun ?
Kardesim Hükmü Kaldirilmis bir Ayetin Kurani Kerimde isi yok !
bu kadar basit ! bunu ilk önce sen ögren sonra , sana kimler söyledi ise onlara söyle
InVitatio böyle böyle diyor de ....
selamlarimi söyle !
giderken yaninda bir kac kilo Al-i Imran / 103 götür
InVitatio
01-09-2007, 03:30
2- *Mücadele/ 12. Ey iman edenler! Peygamber ile özel bir şey konuşacağınız zaman bu konuşmanızdan önce bir sadaka veriniz. Bu sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şayet bir şey bulamazsanız, artık Allah bağışlayan ve merhamet edendir.
Bu ayeti hükümsüz kılan ayet:
Mücadele/ 13. Özel konuşmadan önce sadaka vermekten korktunuz da mı bunu yapmadınız? Yine de Allah sizi bağışladı. Siz de namazı dosdoğru kılmaya bakın, zekâtı verin, Allah'a ve Resulüne itaat edin. Zira Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
Pante sen burada hangi mantiga göre kaldiridi diyorsun ?
simdi sorayim sana....
Insanlar Mücadele/13 inmeden namazi kilmiyorlarmiydi ? zekat vermiyorlarmiydi ? Allah ver resulüne itaat etmiyorlarmiydi ?
yani okuyorum okuyorum ne kalkmis ? simdi sen sey mi idaa ediyorsun ? Müslümanlar önceleri sadaka vermeleri gerkiyordu simdi namaz kilmlari gerekiyor?!
Sadaka vermek isteyen gene verir ....Sadaka vermeyin demiyor ! yani o hüküm devam ediyor, Allah ile bir bag kurmak istemek ( namaz ) zaten farz ....
ister sadaka versin ister vermesin......
4- *Bakara/ 62. Şüphe yok ki, iman edenler, yahudiler, hıristiyanlar ve sabiîler, bunlardan her kim Allah'a ve ahiret gününe gerçekten iman eder ve salih amel işlerse elbette Rabbleri katında bunların ecirleri vardır, bunlara bir korku yoktur, bunlar mahzun da olacak değillerdir.
Bu ayeti hükümsüz kılan ayet:
Ali İmran/ 65. Kim İslam'dan başka bir din ararsa, bilsin ki, (o din) ondan kabul edilmeyecek ve o, ahirette kaybedenlerden olacaktır.
burada hic bir celiski hic bir hükmü kaldirilmis ayet yok !
sende benden daha cok iyi biliyorsun ki Kurani Kerimdeki "Islam" ne manaya geldigini.....bilmiyorsun buyur Ulu Wikipedia'ya soralim
İslam sözcüğü S-L-M kökünden türemiştir ve anlamı "barış"tır. Bununla birlikte kökün aktif ortaç formu eslemedir ve "teslimiyet" anlamına gelir. Sonuçta İslam "teslimiyet" anlamına gelirken, Müslüman da teslim olmuş anlamına gelir; burada teslim olunan tek tanrı olduğu kabul edilen Allah'tır[2].
Kelime olarak, Müslüman "bağlanan", "teslim olan", mümin ise "şüphesiz inanan" anlamına gelir.
http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0slam
Simdi kimmis Islama tabi olanlar ? sorarim sana kim mis ? elin varmiyorsa yazmaya ben yazi vereyim
bakara 62 kimler sayilmissa alayi iste....
kimin ilk müslüman oldugugu sorun ise sadece sana sorun....
Müslümanlar Hz Muhamemden önce gelen tüm Peygamberleri Hanef kabul ederler
Buyur biraz oku ....belki biraz faydasi olur ....ve bu kadar laf kalabalgi yapmak zorunda kalmasin bundan sonra
http://www.hanifdostlar.com/hanifnet/hanifliknedir/index.html
7- Enfal/ 1. Sana, ganimetlere dair soru sorarlar, de ki: Ganimetler Allah'ın ve Peygamberindir. İnanıyorsanız Allah'tan sakının, aranızdaki münasebetleri düzeltin, Allah'a ve Peygamberine itaat edin.
Bu ayeti hükümsüz kılan ayet:
Enfal/ 41. Eğer Allah'a ve hakkı batıldan ayıran o günde, iki topluluğun karşılaştığı günde kulumuza indirdiğimize inanıyorsanız, bilin ki, ele geçirdiğiniz ganimetin beşte biri Allah'ın, Peygamber'in ve yakınlarının, yetimlerin, düşkünlerin ve yolcularındır. Allah her şeye Kadir'dir.
burada enfal 41 enfal1 bir devamlilgini sürdüryor....
Ganimetler Allah*in ve Allah Peygamber aracilgi ile tekrar Hak sahiplerine dagitilmasi .....Hak sahipleri arasindaki paylasim nasil olacagi hakkinda bir önceki ayeti genisleten bir ayet....
sen burada ne gibi bir hükmü kaldirilmislik görüyorsun ?
Ganimet üzerinde Allah'in ve Peygamberin Hakki yok mu ? ikinci *ayet de ?
8- Ali İmran/ 133. Rabbinizin bağışına ve genişliği göklerle yer arası kadar olan, Allah'tan gereği gibi korkanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşun!
Cennetin genişliğini "göklerle yer kadar" şeklinde ifade eden bu ve benzeri ayetleri düzelten ayet:
Hadid/ 21. Rabbinizden bir mağfirete; Allah'a ve peygamberine inananlar için hazırlanmış olup, genişliği gökle yerin genişliği kadar olan cennete koşuşun.
9- Bakara/ 2. O ki, yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattı . Sonra göğe yöneldi, onları yedi gök olarak düzenledi. O, her şeyi bilir.
Ya Pante buldun bir kac ateist yaziyorsun da yaziyorsun....Ne alaka dostum ? Burada verilen mesajda ne gibi bir hükmü kaldirildi sayilcak bir *degisiklik olmus ?
veya bu degisikligi bir tek sen ve senden önce "o coooooook mühim müslümanlar" mi görüyor ?
burda nerde hükmü kaldirilmislik görüyorsun ? veya Allah'in burada ne gibi bir acizligi var ?
11- Bakara/ 180. Sizden birisine ölüm yaklaştığında, eğer ardında mal bırakacaksa, vasiyet etmek farz kılındı. Bu vasiyetin anne ve baba ile akrabaya uygun şekilde yapılması gerekir. Bu, takvâ sahipleri üzerine bir borçtur.
Bu ayeti hükümsüz kılan ayet: ( vasiyeti dikkate almaksızın miras taksimi yapan ayetler)
Nisa/ 11-12. Allah size evlatlarınızın miras taksimini şöyle emrediyor: Çocuklarınızda, erkeğe iki kadın payı kadar, eğer hepsi kadın olmak üzere ikiden de fazla iseler, bunlara mirasın üçte ikisi ve eğer bir tek kadın ise o zaman ona malın yarısı vardır.... (diye devam ediyor)
ya niye hükümsüz kilinsin !?
birinde "anayasal" bir hak dan bahsediyor....ve nisa11 ve sonralari ise yasalar ile bunun nasil olacagini acikliyor....
simdi senin mantigina göre bakara 180 kalkiyor , hükümsüz mü sayiliyor :)?
Bir ayetin inisine sebep olan nedenlerin olmamasi , o ayetin hükmü kaldirmaz ,,,,sadece o ayet "uygulanmaz" ( *azhap 50 / 52 )
52de Peygambere kesin bir emir var....
Evet sevgili Pante
simdi buraya kadar ici bos idaalarina "ayak üstü" bir yorum yazdim elimden geldigi kadar......
canim isterse ilerki günlerde devam ederim....
su an yorumlamadigim ayetlerde ki arapcasina güvendigim dostum var on'dan meallerin dogrulugunu dair bir yorum alip belki devam ederim.....
yani benim keyfimin karar verecegi bir durum
senin gel demen ile gelen git demen ile giden tiplerden degilim......
eger sence bu Kurani Kerim bir Allah kesin ögütlerini tasiyan kitap degilse....Peygamberin kendi hayal gücü ile yazdirdigini idaa etmek istyorsun....
eger Peygamber celiskili bir Kitap yazdirmis bir "görüsün" varsa... ozaman "Allah'i" niye aciz düsürmeye calisiyorsun ?
Müslümanlar neye inaniyor biliyormusun ?
O Allah'in seni de yarattigina ve seni bile yarabilen Allah , ayet yazdirmaktan mi aciz olacak ?
Yok bu Kitabi bizlerin Peygamber Kabul ettigi adam yazdirdi ve tüm sözüm ona celiskiler o yüzdendir demeye getirmek istiyorsan....
o zaman buyrun siz ateist-ateist , panteist-panteist *....agnostic agnostic....kendiniz calin kendiniz oynayin.....bu baslik altinda...
1400 yıl önce ölmüş bi arap için kavga ediyorsunuz yazıklar olsun diyorum...
en başından beri izliyorum pantenin sözlerini tarihi belge olarak saklamak için paste ettim ama siz onunla tartışmıyorsunuz resmen tersliyorsunuz.. arap muhammed yaşasaydı sizinle savaşırdı ey ye'cüc me'cüc topluluğu imanlı grup!
InVitatio
01-09-2007, 12:21
Pante tartismiyor !
pante kendi hüsnü kuruntusunu "gercek" diye sunuyor !
benim kim ile ne zaman nerde nasil konusup konusmayacagima birak ben karar vereyim !
senden edep erkan ögrencek degilim !
Kimle nerde, nasıl konuşacaksan konuşursun, o konuştuklarının sorunu. Benimle muhatap olurken adam gibi konuşacaksın. Benimle ilgili yazdıklarında edep dışı laflarını gördüğümde misliyle yanıtını alırsın. Sana edep erkan öğretmeye niyetim yok, ama haddini bildirmeyi iyi bilirim.
yazidigin zirvaliklra gelince bu ayetlerin hükmü kaldirildigini idaa eden sadece ve tek *kendinsin !
tabiki kendine bir kac müslüman yobaz bulmusundur , senin ile ayni düsünen....
Yazdıklarım birçok İslam aliminin üzerinde ittifakla durduğu konular. Bunları ilk yazanın ben olmadığını belirtmiş, link de vermiştim. Hem de Üniversiteden. Ama senin yobaz kafan bunu basmıyor, almıyor, almak istemiyor. O yobaz dediğin alimlerin zamanında İslam en ileri aşamasını yaşıyordu. Onlar değil yobaz sizlersiniz. Onlar İslamın en akılcı düşünen akımıydılar ve yobazlarca linç edildiler, aforoz edildiler. *
Kardesim Hükmü Kaldirilmis bir Ayetin Kurani Kerimde isi yok !
bu kadar basit ! bunu ilk önce sen ögren sonra , sana kimler söyledi ise onlara söyle
InVitatio böyle böyle diyor de ....
selamlarimi söyle !
giderken yaninda bir kac kilo Al-i Imran / 103 götür
Bunun açıklamasını 2 yazı önce gazeteci örneğimle yazmıştım. Ona yanıt ver aklın yetiyorsa.
Sana lagaluga ile değil, akılcı, mantıklı, bilimsel açıklamalarla gelmeni söylemiştim.
Ama bir yobaz gibi geldin. Aklınca açıklama yaptığını zannediyorsun.
Sen de çok iyi biliyorsun tüm yazılanların doğru olduğunu ama işine gelmiyor.
Şu yazdıklarına bak, hiç bir geçerliliği olmayan boş laflar.
İnvitatio'nun selamını söyleymiş. Hadi ordan. Biraz tutarlı, biraz ciddi ol. Maskaralığın alemi yok.
Asıl sen kimsin ki " selamımı söyle" şaklabanlığı yapıyorsun. Bu ne yüzsüzlük!
InVitatio
01-09-2007, 12:33
Pante "sinirlerin" gevsiyor mu :)
sakin olacaksin :)
ben deli isem sen akilli olacaksin :)
ben küstah isem sen adil olacaksin ki
adam yerine konulacaksin !
Pante sen burada hangi mantiga göre kaldiridi diyorsun ?
simdi sorayim sana....
Insanlar Mücadele/13 inmeden namazi kilmiyorlarmiydi ? zekat vermiyorlarmiydi ? Allah ver resulüne itaat etmiyorlarmiydi ?
yani okuyorum okuyorum ne kalkmis ? simdi sen sey mi idaa ediyorsun ? Müslümanlar önceleri sadaka vermeleri gerkiyordu simdi namaz kilmlari gerekiyor?!
Sadaka vermek isteyen gene verir ....Sadaka vermeyin demiyor ! yani o hüküm devam ediyor, Allah ile bir bag kurmak istemek ( namaz ) zaten farz ....
ister sadaka versin ister vermesin......
Senin gibi alıklar bunu anlamaz işte.
Kapısında hergün yüzlerce insan kendisini görmek, görüşmek istiyor. Tekke gibi.
Bizdeki şeyhlerin, üfürükçülerin kapıları gibi. Onlar da sözde para almıyor. Kapıdaki karşılayıcı yamakları topluyor sadakaları.
Para şartını gören geri dönüyor, kapı boşalıyor. Nerde o eski kalabalıklar. Ve şart geri alınıyor.
Namaz, zekat vs. ise senin tabirinle yeşillik. Durumu kurtarma lafları onlar.
1. ayet de kesin bir şart var. 2. de serbest bırakılıyor. Bu nesh'dir. Bunun başka ötesi berisi yok.
Konunun tüm maddelerini üstüste yığıp boğuntuya getirme. Tek tek ele al. Laf salatası yapmadan.
Benimle ilgili yorum yapmadan, kişisel konuşmadan. Sadece adam gibi ayette neden nesh olmadığını akılcı sözlerle belirt. 1. ayetle, 2. arasında neden bir fark olmadığını açıkla.
Bunu yapacak bir olanak olmadığından böyle saçmalıyorsun, sataşma ile konuyu dağıtarak cevap verdiğini sanıyorsun. Kendini kandırırsın ancak. Karşında da Kur'an kursu çocukları yok.
Pante "sinirlerin" gevsiyor mu Smile
sakin olacaksin Smile
ben deli isem sen akilli olacaksin Smile
ben küstah isem sen adil olacaksin ki
adam yerine konulacaksin !
Ben Mevlana değilim kardeşim.
Peygamberliğe de soyunmuyorum ki bana tokat atana, öbür yanağımı çevireyim.
Sen bir yığın laf geçireceksin arkamdan. Ne cahilliğimi, ne zırvalalamamı, ne art niyetimi bırakacaksın. Alaylı, aşağılayan sözler sarfedeceksin.
Benden adalet bekleyeceksin.
Evet küstahlık yaptın. Bu tepkim de onadır. Haklı olup ta yapsan o küstahlığı amenna.
Ama demagoji ile yaptın o küstahlığı. Hala da yapıyor ve yalan söylüyorsun.
Nesh kelimesini ben uydurmadım. Kur'an yazıyor. Bunu kafana sok.
Allah'ın kitabı diye yutturulan kitapta matematik hatasını açıkla da görelim.
Allah'ın kitabı diye yutturulan kitapta Muhammed'in gaflarını " Ben size gönderilmiş peygamberim" sözlerini açıkla da görelim.
Allah'ın kitabı diye yutturulan kitapta meninin testislerden değil de, göğüs ve bel arasından geldiğini açıkla da görelim.
Allah'ın kitabı diye yutturulan kitapta Muhammed'in hala, teyze, amca, dayı kızlarını, tüm kendisini hibe eden kadınları, evlatlığının karısını, yoldaşının 6 yaşındaki kızını, Safiyeleri,Maria'ları açıkla da görelim.
Allah'ın kitabı diye yutturulan kitapta İbrahim'in babası Terah nasıl Azer oldu, Yahudi kralları Davut ile süleyman nasıl peygamber oldu açıklada görelim.
Allah'ın kitabı diye yutturulan Kur'an'da dünya da 2 günde koca kainat da 2 günde nasıl yaratılmış açıklada görelim.
spartan-troy
01-09-2007, 13:00
Sevgili spartamamış,
Bence sen "Allah'ınızın hata yapma hakkı olmadığını anlatmak istediğimizi" anlayamıyorsun.
Şöyle anlatayım sana: Bir Müslüman Kadın ne diye örtünür? (Ahzab 59, Nur31 değil mi?) Şimdi bunlar kanun ve sen bunların anlamına, varlığına, doğruluğuna şüphesiz boyun eğiyorsun. Hah işte sorun burada...
Enfal/ 65'te "herbiriniz 10 kafire bedelsiniz" diyen tanrın bir ayet sonra birden inananların üzerinde yük görüyor ve (artık 2 ayet arası süre ne kadarsa) "2 kafire bedelsiniz" demeye başlıyor. (Oysa tanrı yük olduğunu görmez; bunu önceden bilir ayrıca yükü veren de zaten O'dur.) O zaman Enfal 65'te boşa inmiş oluyor!...
Şimdi sen burada bu neshi (şaşkınlığı) kabul etmemekle Ahzab 59'a duyduğun güven ve saygıyı duymamış ve değer olarak Enfal 65'i aşşağılamış oluyorsun. Çünkü Ahzab 59'a göre eşini, kızını örtüyorsun ama 'kafirlere karşı kaç kat güçlüyüm'den bir sonuç alamıyorsun. Neden? Çünkü tanrın ardışık iki ayette kendi güçsüzlüğünü ve bilemezliğini ifşa edercesine -ve önce söylediğini yok sayarcasına- siz kullarını evrensel, mekansal, zamansal, ahlaki bir konuda kaosa sürüklüyor...
Yine de anladığını ve anlayacağını sanmıyorum da, hadi işte...
thunderpoint kardeşim
:D *:D *:D
o kadar güldüm ki...bak senin karnelerini göstereyim.
matematik hepsinde 0 ..senin matematiginde yok kardesım...
hakkaten siz kendi kendinize oyun oynuyorsunuz burda.harbi soyluyorum
şimdi enfal 65 ve 66 ya bakalım
Ey Peygamber! Müminleri cihada teşvik eyle. Eğer sizden sabredecek yirmi kişi olursa ikiyüze galip gelirler ve eğer sizden yüz kişi olursa kâfirlerden bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar hakkı ve akıbeti düşünmeyen anlayışsız bir kavimdirler.
1 mümin 10 müminle mücadele edip yenecektir.yani bu sayı çoğaldıkca matematiksel olarak orantılı çoğalacaktır.yani 1000 mümin 10.000 müminle karşılaşırsa yener...20 mümin 200 kafiri yener....
66 ya *bakalım:
*Şimdi Allah sizden yükü hafifletti ve sizde bir zaaf olduğunu bildi. O halde sizden sabredecek yüz kişi olursa ikiyüz düşmana galip gelirler, sizden bin kişi olursa Allah'ın izniyle ikibin düşmana galip gelirler. Allah sabredenlerle beraberdir.
bak altını çizdiğim cumleye dikkat et thunderpoint....yukunuzu hafifletti diyor.
şimdi ayetin bir öncesine bak
20 mümin *200 kafirle savaşarak tükettiği efor
yada en minimal değer 1 mümin 10 kafiri yenerken ki tükettiği efor
ve bir sonraya bak;
1 mümin 2 kafir.sen şimdi buna yük hafifleme demiyorsan...senin beynin doğru orantıyı ters orantı olarak algılıyor demektir.yani 20 kişinin karşısına 200 kişi geçerse galip gelir.burda sorun yok ama verilen yük fazla.1 kişinin 10 kişiyle mücadele etmesi mi daha zor yoksa 1 kişinin 2 kişiyle mücadele etmesi mi daha zor..karar senin thunderpoint.Kuranda acıklayamadıgım hiç bir ayet yok...bosuna ugraşmayın.200 kişide her bir mümine 2 kafir gelmesi mi daha zor yoksa 10 kafir gelmesi mi daha zor ...bunun cevabını sen ver
yani yük hafifletme işte budur thunderpoint...ne çelişkisinden bahsediyorsun sen.
daha matematik diye bir sey yok sende...iyi oku ayetleri anlamıyorsan 10 kere oku...daha da anlamadın 100 kere oku...oyle bir kere okumakla anlayamazsınız.
Burada hic bir celiski hic bir hükmü kaldirilmis ayet yok !
sende benden daha cok iyi biliyorsun ki Kurani Kerimdeki "Islam" ne manaya geldigini.....bilmiyorsun buyur Ulu Wikipedia'ya soralim
İslam sözcüğü S-L-M kökünden türemiştir ve anlamı "barış"tır. Bununla birlikte kökün aktif ortaç formu eslemedir ve "teslimiyet" anlamına gelir. Sonuçta İslam "teslimiyet" anlamına gelirken, Müslüman da teslim olmuş anlamına gelir; burada teslim olunan tek tanrı olduğu kabul edilen Allah'tır[2].
Kelime olarak, Müslüman "bağlanan", "teslim olan", mümin ise "şüphesiz inanan" anlamına gelir.
http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0slam
Simdi kimmis Islama tabi olanlar ? sorarim sana kim mis ? elin varmiyorsa yazmaya ben yazi vereyim
bakara 62 kimler sayilmissa alayi iste....
Bırak kardeşim İslam'ın tarifini. O konu ayrı bir konu ve barış anlamına da gelmiyor.
Mesele basit. İslam'dan başka bir din kabul edilmiyor. O kadar. Bunun lamı cimi yok.
Kabul ediliyor mu edilmiyor mu?
Bu sorunun yanıtını vereceksin. İslam'ın tarifini değil.
Ya evet ya hayır.
Kabul ediliyor dersen 2. ayete ters düşmüş olursun.
Kabul edilmiyor dersen 1. ayete.
Allah adamı böyle şaşırtır da lagaluga yapmak zorunda bırakır işte..
spartan-troy
01-09-2007, 13:10
pante yazsana su ayetleri bana tekrar,,,bende katılayım aranıza:
butun yazıları okutturma bana şimdi.
kimin ilk müslüman oldugugu sorun ise sadece sana sorun....
Müslümanlar Hz Muhamemden önce gelen tüm Peygamberleri Hanef kabul ederler
Buyur biraz oku ....belki biraz faydasi olur ....ve bu kadar laf kalabalgi yapmak zorunda kalmasin bundan sonra
http://www.hanifdostlar.com/hanifnet/hanifliknedir/index.html
Link vererek sıyrılma. Herşey açık ortada.
Müslümanlık ya "Ademden itibaren vardır" diye inanırsın. Ya İbrahim'den itibaren. Ya Musa, Ya Muhammed'den itibaren.
İşin doğrusu ise Müslümanlığı din olarak kuran ilk kişinin Muhammed olduğudur.
Ama müslümanlar islam'ın Adem'den itibaren var olduğunu iddia ederler.
Hani yazmıyor Kur'an'da ilk müslümanın Adem olduğunu?
Adem neydi o zaman? Müslüman değil miydi?
Önce Muhammed denecek, sonra Musa, sonra da İbrahim.
Böyle bir hatayı Allah yapar mı?
pante yazsana su ayetleri bana tekrar,,,bende katılayım aranıza:
butun yazıları okutturma bana şimdi.
Spartan;
Senin tarzın belli. Üzmek istemem, kırılırsın. Şu anda tansiyon yüksek.
Tarzına başka zaman olsa katlanırım. Ama şimdi mümkün değil.
Goygoyla, lagaluga ile uğraşamam.
Yok eğer dersen ki "adam gibi tartışacağım. İleri geri laflar etmeden, demagoji yapmadan, sadece mantıklı bir şekilde tartışacağım." Ayetlerin listesi yukarıda. 16 ayet yazmışım nesh üzerine.
Tek tek ele alıp görüş bildirebilirsiniz.
spartan-troy
01-09-2007, 13:19
yok uğraşamam şimdi...açıklasamda uzayıp gitcek zaten
işim var...sonra başka bir başlıkta tartışırız.
Yukarıda dedim ama 2 sayfa geride kalmış. Buraya tekrar aktarıyorum:
1- Enfal/ 65. Ey Peygamber! Mü'minleri savaşa teşvik et. Sizden yirmi sabırlı kişi olsa, iki yüz kişiye üstün gelir. Sizden yüz kişi de kâfirlerden bin kişiye üstün gelir; çünkü onlar anlayıştan yoksun bir güruhtur.
Bu ayeti hükümsüz kılan ayet:
Enfal/ 66. Şimdi ise Allah sizde bir zaaf bulunduğunu bildiği için, yükünüzü hafifletti. Bu durumda, sizden sabreden yüz kişi olursa, iki yüz kişiye üstün gelir. Sizden bin kişi de Allah'ın izniyle iki bin kişiyi mağlûp eder. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.
2- *Mücadele/ 12. Ey iman edenler! Peygamber ile özel bir şey konuşacağınız zaman bu konuşmanızdan önce bir sadaka veriniz. Bu sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şayet bir şey bulamazsanız, artık Allah bağışlayan ve merhamet edendir.
Bu ayeti hükümsüz kılan ayet:
Mücadele/ 13. Özel konuşmadan önce sadaka vermekten korktunuz da mı bunu yapmadınız? Yine de Allah sizi bağışladı. Siz de namazı dosdoğru kılmaya bakın, zekâtı verin, Allah'a ve Resulüne itaat edin. Zira Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
3- Nisa/ 78. Kendilerine bir iyilik dokunsa "Bu Allah'tan" derler; başlarına bir kötülük gelince de "Bu senden" derler. "Hepsi Allah'tandır"" de. Bu adamlara ne oluyor ki bir türlü laf anlamıyorlar!
Bu ayeti yürürlükten kaldıran ayet:
Nisa/ 79. Sana gelen her iyilik Allah'tandır, sana ne kötülük dokunursa kendindendir.
4- *Bakara/ 62. Şüphe yok ki, iman edenler, yahudiler, hıristiyanlar ve sabiîler, bunlardan her kim Allah'a ve ahiret gününe gerçekten iman eder ve salih amel işlerse elbette Rabbleri katında bunların ecirleri vardır, bunlara bir korku yoktur, bunlar mahzun da olacak değillerdir.
Bu ayeti hükümsüz kılan ayet:
Ali İmran/ 65. Kim İslam'dan başka bir din ararsa, bilsin ki, (o din) ondan kabul edilmeyecek ve o, ahirette kaybedenlerden olacaktır.
5- Enam/ 163. O'nun hiçbir ortağı yoktur; böyle emrolundum ve ben Müslümanların ilkiyim."
Yukarıdaki ayet, Muhammed'in müslümanların ilki olduğunu ifade eden ayettir ve hükümsüzdür.
6- Araf/ 143. "Sen sübhansın", "tevbe ettim, sana döndüm ve ben inananların ilkiyim," dedi.
Yukarıdaki ayet de Musa'nın müslümanların ilki olduğunu belirten ayettir ve hükümsüzdür.
Her iki ayeti de nesheden ayet:
Ali İmran/ 67. İbrahim, ne yahudi, ne de hıristiyandı; fakat o, Allah'ı bir tanıyan dosdoğru bir müslümandı, müşriklerden de değildi.
İbrahim, Muhammed'den de, Musa'dan da önce yaşadığına göre o halde ilk müslüman İbrahim'dir.
7- Enfal/ 1. Sana, ganimetlere dair soru sorarlar, de ki: Ganimetler Allah'ın ve Peygamberindir. İnanıyorsanız Allah'tan sakının, aranızdaki münasebetleri düzeltin, Allah'a ve Peygamberine itaat edin.
Bu ayeti hükümsüz kılan ayet:
Enfal/ 41. Eğer Allah'a ve hakkı batıldan ayıran o günde, iki topluluğun karşılaştığı günde kulumuza indirdiğimize inanıyorsanız, bilin ki, ele geçirdiğiniz ganimetin beşte biri Allah'ın, Peygamber'in ve yakınlarının, yetimlerin, düşkünlerin ve yolcularındır. Allah her şeye Kadir'dir.
8- Ali İmran/ 133. Rabbinizin bağışına ve genişliği göklerle yer arası kadar olan, Allah'tan gereği gibi korkanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşun!
Cennetin genişliğini "göklerle yer kadar" şeklinde ifade eden bu ve benzeri ayetleri düzelten ayet:
Hadid/ 21. Rabbinizden bir mağfirete; Allah'a ve peygamberine inananlar için hazırlanmış olup, genişliği gökle yerin genişliği kadar olan cennete koşuşun.
9- Bakara/ 2. O ki, yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattı . Sonra göğe yöneldi, onları yedi gök olarak düzenledi. O, her şeyi bilir.
Yerine geçen ayet:
Naziat/ 27-30. Sizi yaratmak mı daha zor, göğü mü? Allah onu bina etti. Tavanını yükseltti, onu bir düzene koydu. Gecesini kararttı, gündüzünü çıkardı. Bundan sonra da yeryüzünü döşedi.
10- Bakara/ 34. Hani meleklere, "Adem için saygı ile eğilin" demiştik de İblis hariç bütün melekler hemen saygı ile eğilmişler, İblis (bundan) kaçınmış, büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştu.
Yerine geçen ayet:
Kehf/ 50. Hani biz meleklere, "Adem için saygı ile eğilin" demiştik de İblis'ten başka hepsi saygı ile eğilmişlerdi. İblis ise cinlerdendi de Rabbinin emri dışına çıktı.
11- Bakara/ 180. Sizden birisine ölüm yaklaştığında, eğer ardında mal bırakacaksa, vasiyet etmek farz kılındı. Bu vasiyetin anne ve baba ile akrabaya uygun şekilde yapılması gerekir. Bu, takvâ sahipleri üzerine bir borçtur.
Bu ayeti hükümsüz kılan ayet: ( vasiyeti dikkate almaksızın miras taksimi yapan ayetler)
Nisa/ 11-12. Allah size evlatlarınızın miras taksimini şöyle emrediyor: Çocuklarınızda, erkeğe iki kadın payı kadar, eğer hepsi kadın olmak üzere ikiden de fazla iseler, bunlara mirasın üçte ikisi ve eğer bir tek kadın ise o zaman ona malın yarısı vardır.... (diye devam ediyor)
12- Ahzap/ 50. Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah'ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları; seninle beraber hicret eden, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helal kıldık. Ayrıca, diğer mü'minlere değil de, sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini Peygamber'e bağışlayan, Peygamber'in de kendisini nikahlamak istediği herhangi bir mü'min kadını da (sana helal kıldık.) Mü'minlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
Bu ayetin hükmünü kaldıran ayet:
Ahzap/ 52. Bundan sonra, güzellikleri hoşuna gitse bile, başka kadınlarla evlenmek, eşlerini boşayıp başka eşler almak sana helal değildir. Ancak sahip olduğun cariyeler başka. Şüphesiz Allah her şeyi gözetleyendir.
13- Aşağıdaki 2 ayet gibi şefaatin olmadığını söyleyen ayetler hükümsüzdür.
Bakara/ 123. Kimsenin kimse namına bir şey ödemeyeceği, hiç kimseden fidye alınmayacağı, kimseye şefaatin (aracılığın) yarar sağlamayacağı ve hiç kimsenin hiçbir taraftan yardım göremeyeceği günden sakının.
Enam/ 51. Kendileri için Allah'tan başka ne bir dost, ne de bir şefaatçi bulunmaksızın, Rab'lerinin huzurunda toplanmaktan korkanları, Allah'a karşı gelmekten sakınsınlar diye, onunla (Kur'an ile) uyar.
Bu ayetleri nesheden ayetler birkaç tanedir: örnek ikisi:
Taha/ 109. O gün, kimse şefaat edemez. Ancak Rahman olan Allah’ın izin verdiği ve sözünden hoşlandığı kimse şefaat eder.
Meryem/ 87. Rahman olan Allah’ın nezdinde söz ve izin alanlardan başkası şefaat edemez.
14- Aşağıdaki iki ayet zina cezası ile ilgili hükmü kalmamıştır.
Nisa/ 15. Kadınlarınızdan zina edenlere karşı, içinizden dört şahit getirin. Eğer onlar, şahitlik yaparlarsa, bu kadınları, ölüm alıp götürünceye kadar veya Allah onlara bir çıkış yolu açıncaya kadar evlerde hapsedin.
Nisa/ 16. Sizlerden zina edenlerin her ikisine de eziyet edin. Eğer onlar tevbe edip kendilerini ıslah ederlerse onlardan vazgeçin. Çünkü Allah tevbeleri kabul eden ve çok merhamet edendir.
Bu iki ayeti nesheden ayet:
Nur/ 2. Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun; Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah dini(ni tatbik) hususunda sizi sakın acıma duygusu kaplamasın! Müminlerden bir grup da onlara uygulanan cezaya şahit olsun.
15- Enam/ 92. Bu indirdiğimiz, kendinden öncekileri doğrulayan, Mekkelileri ve etrafındakileri uyaran mübarek Kitap'dır. Ahirete inananlar buna inanırlar, namazlarına da devam ederler.
Hükümsüz kılan ayetler:
Bakara/ 168. Ey İnsanlar! Yeryüzündeki temiz ve helal şeylerden yiyin, şeytana ayak uydurmayın, zira o sizin için apaçık bir düşmandır.
Kalem/ 52. Oysa Kuran, alemler için bir öğütten başka bir şey değildir.
16- *Yusuf/ 1. Bunlar apaçık (muhkem) kitabın âyetleridir.
Bu ayeti hükümsüz kılan ayet:
Ali İmran/ 7. Sana Kitab'ı indiren O'dur. Onun (Kur'an'ın) bazı ayetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab'ın esasıdır. Diğerleri de müteşabihtir.
spartan-troy
01-09-2007, 13:24
enfal 65 ve 66 yı acıkladım
6.sayfanın sondan 4.mesajı
diğerlerini de zaman buldukca acıklarım
enfal 65 ve 66 nesih değildir...tas tamam güç hafifletmesidir.
enfal 65 ve 66 nesih değildir...tas tamam güç hafifletmesidir.
Nesih nedir?
Eğer siz daha önce 10 demişken sonra sebebi ne olursa olsun 2 diyorsanız bu neshdir.
Nesh hakkında linki tekrar veriyorum. Sadece 10 dk nızı alır incelemek.
http://sbe.erciyes.edu.tr/dergi/sayi_21/31-%20(543-564.%20syf.).pdf
spartan-troy
01-09-2007, 13:35
pante kardeşim...enfal 65 ve 66 yı acıkladım
nesih eğer sizin soylediginiz mana da çelişki olarak goruluyorsa nesih değildir...ama ayetin hükmü hafifletilirse buna nesih deniyorsa ki boyle zaten bu çelişki olmaz.
65 ve 66
1 mümine 10 kafir denk geliyor savaş meydanında (bu 65 için)
1 mümine 2 kafir denk geliyor savaş meydanında (bu 66 için)
bu çelişki değil,,,hiç bir ayet olmadığı gibi...
dusunursen bulursun ne demek istedigini....66 nın basını okursan,yukunuzu hafifletti diyor.
yani savaş meydanında 10 kişiyle mücadele ediceğine 2 kişiyle yükü hafifletmiş oluyor.
hüküm hafifliğine nesih denir....nesih=çelişki değildir.
• *NESH *
Ist: Şer'i bir hükmü yine şer'i bir emirle kaldırmaktır. (İtikada ait olan ve zamanla değişmeyen hükümlerde nesih olmaz, bunlar sabit birer hakikattırlar.) * Bir şeyin aynını kopya etmek, aynını çoğaltmak. * İbtal etmek, hükümsüz bırakmak, değiştirmek. * Nakletmek, kaldırmak, bir şeyi zâil kılmak. (Güneşin, gölgeyi giderdiği gibi.)
• *nesih *
isim, eskimiş Arapça nes¬ *
1 . * Kaldırma, hükümsüz bırakma. *
2 . * *Arap harflerinin, basımda ve yazma kitaplarda en çok kullanılan çeşidi.
burada enfal 41 enfal1 bir devamlilgini sürdüryor....
Ganimetler Allah*in ve Allah Peygamber aracilgi ile tekrar Hak sahiplerine dagitilmasi .....Hak sahipleri arasindaki paylasim nasil olacagi hakkinda bir önceki ayeti genisleten bir ayet....
sen burada ne gibi bir hükmü kaldirilmislik görüyorsun ?
Ganimet üzerinde Allah'in ve Peygamberin Hakki yok mu ? ikinci *ayet de ?
Yahu şimdi bunun neresinde akıl var, mantık var.
İlk ayet ganimetlerin tamamına sahipleniyor.
Haklı da aslında.
Var mı öyle başkalarının malına sahiplenmek.
Ama dersen ki bütün herşey Allah'ındır. O zaman o ganimetlerin Allah yolunda harcanacak şekilde kullanılması doğru olabilir.
Ama ganimet düşkünü, bencil insanlar bunu dinlemiyor. O dönemin her savaşında olduğu gibi yağma peşinde. Ve ganimetler kapışılınca ortada birşey kalmıyor. Üstelik, ganimet kapacağım diye bir savaş ( Uhud du herhalde) neredeyse kaybediliyordu.
Bu durumu çözmek için ganimetlerin savaş sonunda paylaşılması ve Allah'a, peygambere 1/5 i ayrıldıktan sonra diğerlerinin taksimi kararı alınıyor. Ayet de bu kararı belirtiyor. hatta, at ve devesiyle savaşa katılanlar ayrıcalıklı olarak ganimetten yararlanıyorlar.
Açık bir neshdir bu. Üzerinde tartışılması dahi mümkün değildir. Birbirini tamamlama diye birşey olamaz.
" hepsi benim" den, "Yarısı benim" dahi olmuyor. " Beşde biri benim"'e düşüyor.
Bu nesh değil de nedir?
Şimdi Neshi kabul etmeyenlere can alıcı bir soru soralım:
Siz Mut'a Nikahına yani fuhuşun örtülü hali olarak nitelendirilen geçici evliliğin neshedilmediğine ve hala geçerli olduğuna inanıyor musunuz?
Nisa/ 24. Sağ ellerinizin mâlik olduğu müstesna olmak üzere kadınlardan kocalı olanlar da size haramdır. Bu Allah Teâlâ'nın üzerinize bir yazısıdır. Bunlardan başka kadınları ise iffetkar, zinadan müçtenib olduğunuz halde mallarınızla taleb etmeniz size helâl kılınmıştır. İmdi o kadınlardan herhangisi ile istimtada bulunmuş olursanız, onlara ücretlerini bir farize olarak veriniz. Mihir takdir olunduktan sonra birbirinizle uzlaştığınızda üzerinize bir günah yoktur. Şüphe yok ki Allah Teâlâ alîmdir, hakîmdir.
Madem neshe inanmıyorsunuz, o halde mut'a nikahından yanasınız demektir.
Sakın bu ayettte mut'a nikahı yok demeyin. İslam'da ittifakla kabul görmüştür.
Hadisler konusundaki İslam değerlendirmemi daha önce şu başlık altında yapmıştım.
İslam'ın en büyük düşmanı: Hadisler (http://www.turandursun.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=2780&start=0)
Ama hadislerin islam'ın bir gerçeği olduğu unutulmamalıdır.
Hadisler olmasaydı, Kur'an'a göre namazın 3 vakit olduğu kabul edilir, 5 vakit namaz olmazdı.
Rekat sayıları bilinmez, hatta nasıl kılındığı konusunda ayrılıklara düşülürdü.
Bir çok ayetin açıklaması yapılamaz, anlaşılamazdı.
Bunlar da hadislerin faydalı yanları.
İster hadis dini densin ister uygulamadaki İslam, Türkiye'de Diyanet ve İran, Suudi Arabistan gibi İslam ülkelerinde yönetimler icraatlerini bu çerçevede yürütmektedir.
Toplumlarda bu icraatlerden etkilenmektedir. Toplumun her kesimden bireyleri de radikalı, ılımlısı, dindarı, binamazı, muhtelif mezhep ya da tarikata bağlı olanları, başka dine mensup olanları, dinsizi, ateisti, agnostiği etkilendikleri bu icraatlerin inancını bu çerçevede tartışacaktır. Dolayısıyla hadis de ortaya konacaktır, ayet de.
Tartışmalarda hadislere inanmayan ya da kısmen inananlar da bu görüşlerini belirterek tartışırlar. Ama bu tür forumlarda hadislere inananlar da olduğu için ele alınan konularda elbette hadislerden de örnek verilecektir.
Mesela nesh konusunda "ayetin ayeti neshi" üzerinde durduk. Sünnetin ayeti neshi şeklinde örnekler olduğu gibi, halifelerin uygulamalarıyla kaldırılan hükümler de var.
Bunlardan biri de Osman dönemindeki Kur'an operasyonudur.
Hadisler içinde müslümanların en itibar ettiği, en sağlam bulduğu hadisçiler Buhari ve Müslim'dir.
Bu hadisçilerin yazdığı hadislere göre en büyük nesh Halife Osman zamanında yapılmıştır.
Çıkarılan, eklenenin hesabı belli değildir hadisler göre.
Örneğin bir hadise göre Ayşe " Ahzap suresi aslında 200 ayetti, 73'e indirilmiş." demektedir ki bu korkunç bir rakamdır.
Bütünüyle Kur'an'dan yapılan eksiltmelerin rakamı ise bilinmemektedir.
Osman öncesine ait orijinal Kur'an'da yokedildiğinden gerçeğin ne olduğu bilinememektedir.
Bir müslüman, halife Osman'ın bu operasyonunu dine, Kur'an'a zeval gelmemesi için kabullenmeyebilir ama mezheplerden ya da dinlerden bağımsız, özgür düşünebilen bir insanın bu bilginin doğruluğuna olası gözle bakması gayet normaldir. Ve Kur'an'daki birtakım karışıklıklar da belki de bu operasyonun eseridir.
Pante,
Bir arkadaşımın tavsiyesi ile bu siteye üye oldum. Bir kaç gündür forumlarda geziyorum. Bu nesih ve mesuh meselesi ilgimi çekti. *
Bu konuyu tartışmak için izninizle size bir kaç soru sormak istiyorum.
Kendinizi agnostik olarak mı yoksa ateist olarak mı tanımlıyorsunuz. *
Bu soruyu şunun için sordum.
Beklediğiniz cevapların nasıl bir düzlemde olması gerekir ki, ikna veya tatmin olasınız.
Veya ikna veya tatmin olmak değil, anlatmak istediğiniz bu kesin açıkça görülen çelişkiler veya nesihler ile Tanrı yoktur mu diyorsunuz.
Veya Tanrı vardır, ama din yoktur mu diyorsunuz.
Veya, bilinmezlik düşünülemez savındamısınız.
Veya, Dinler vardır. İslam yoktur mu diyorsunuz.
Cevaplarsanız sanırım doğru bir düzlemde aydınlatıcı karşılıklı fikir alışverişine de imkan sağlamış olursunuz
Pante,
Bir arkadaşımın tavsiyesi ile bu siteye üye oldum. Bir kaç gündür forumlarda geziyorum. Bu nesih ve mesuh meselesi ilgimi çekti. *
Bu konuyu tartışmak için izninizle size bir kaç soru sormak istiyorum.
Kendinizi agnostik olarak mı yoksa ateist olarak mı tanımlıyorsunuz. *
Bu soruyu şunun için sordum.
Beklediğiniz cevapların nasıl bir düzlemde olması gerekir ki, ikna veya tatmin olasınız.
Veya ikna veya tatmin olmak değil, anlatmak istediğiniz bu kesin açıkça görülen çelişkiler veya nesihler ile Tanrı yoktur mu diyorsunuz.
Veya Tanrı vardır, ama din yoktur mu diyorsunuz.
Veya, bilinmezlik düşünülemez savındamısınız.
Veya, Dinler vardır. İslam yoktur mu diyorsunuz.
Cevaplarsanız sanırım doğru bir düzlemde aydınlatıcı karşılıklı fikir alışverişine de imkan sağlamış olursunuz
Hoşgeldin Okinono;
Ben panenteist inanca sahibim ama bir Agnostik müslüman olarak görebilirsin. :)
Nesh konusu ise İslam'ın bir konusudur zaten. Yani yorumlarımı bir kenara bırakırsanız eğer, neshedilen olarak ortaya koyduğum ayetler İslamcılar tarafından da tartışılan ve bir kısmınca kabul gören ayetlerdir.
Dolayısıyla neshe verilecek olan yanıtların beni tatmin edecek bir doğrultuda olması önemli değildir. Bir müslümanı tatmin edecek şekilde olması da yeterlidir.
Yani örneğin bir ayetin neshedilmemiş olduğunu yazarken " Hiç Allah (c.c) neshedeceği bir ayeti Kur'an'da bırakır mı?" türünden bir açıklamanın bir ateiste değil bir müslümana yapılabilecek türde olduğu düşünülebilir. Hayır!
Öyle düşünülmemelidir. Eğer öyle olsaydı Allah önceki kitapları göndermezdi. Kur'an, onların da bir çok hükmünü neshetmiştir.
Hoşbulduk, Pante
Panenteist düşünceye varmak için kat edilen yola, ahkam kuralların tek merkezden yollandığı öğretisinden geçilmeden maalesef varılamıyor.
Bugün kendini herhangi bir dine mensup olarak algılayan ve bunu şiddetle savunan kişilerin ortak noktası, yaratılışta ki sorumluluklarından kaçmak için, bu soruyu farklı, farklı düşüncelerle aslında yine kendilerinden kaynaklı tarihsel bir süreçte söylence olarak yaşatmalarıdır.
Hâlbuki bugün, sarsılmaz bağlar ile bağlanılan eski zamanlarda yaşamış dinsel şahısların birçoğunun sahip olduğu şu görüş bilinse iş çözülecektir.
"Kabukmusun, yoksa öz mü. Buna karar ver."
Bugün vahdetül vücut veya hind kökenli ve benimde pek bilgi sahibi olmadığım ama çok genel bir ifade mistizm olarak tanımlayabileceğim görüşlerin altında yatan şey sanırım bu.
Nesih mensuh konusuna girmeden önce, benim için önemli olan bir konuyu da paylaşmak isterim.
Benim sorum şu.
Kâinat kendini var etmek için çaba sarf ediyor mu? Bu konuda ki cevabınızı özellikle bekleyeceğim.
Nesh ve mesuh konusuna ise öyle teknik detaylarla uğraşmadan bir açılım getirmek istiyorum.
Hz.Hatice ile ilgili islam kaynaklarında nedense bana garip gelen bir durum var. O kadar flu bir halde anlatım var ki, sanki özellikle önemsizleştirmek için büyük bir çaba harcanmış gibi. Hoş buna Mekki ve medeni ayetlerin farklılıkları ve kişilerin etkileri gibi konularda karşı tez olarak rastlanıyor ama genel olarak hadislerde ve tarihsel çalışmalarda neredeyse hiç adı geçmiyor. Hâlbuki bir peygamber eşi olarak ve en önemlisi o dönemin en büyük gücü olarak neredeyse mekkenin sabancısı konumunda bir kişinin tarihte adının bu kadar az geçmesine karşın, örneğin benim gibi sıradan bir kişinin 100 kez adı geçiyor. Burada bir tezat var bence.
İşte bu tezadın altında yatan nedeni araştırdığınızda ise, karşınıza meşhur varaka meselesi çıkıyor. Bu konuda yazılmış olan bugün çoğu mısırda ki kütüphanelerde bulunan eski eserlerin açıklanması deyim yerindeyse, gülün adı filmindeki aristonun kitapları gibi gizleniyor.
Ama neden?
Bir gurup veya bir zümrenin halkı din ile yönetmek istemesini anlayabilirim. Ama buna gönüllü olan milyonlarca insan neden katılıyordu ki? Bu Tanrının varlığı veya bilinmezliği veya yokluğu veya kendisi ile açıklanamayacak kadar toplumsal düşünceden çok, ezbersel bir kültür ile açıklanabilir şahsi düşünceme göre. Kısaca inanmaya inanmak için, inanç olması gereken bir kuraldır da diyebilirim.
Konumuza dönelim,
Hz.Hatice’nin evlenme meselesi ve kimi kaynaklarca amcası kimine göre dayısı olan varaka isimli kişinin bir mirasyedi gibi yaşayarak bu asra göre uyarlayarak tanımı oturtmak için söylersem bir Aytunç Altındal olduğu konusunda tarih kitapları neredeyse hem fikir.
Ve Peygamberin islamdan önce ki yaşamı ve Buharalı rahip ve Müsellemeydi adı sanırım adlı köle kıssaları ayrıca Hira dağına çekilen bir dindar topluluğu ile peygamberin de hareket ettiği ve ilk vahyin zaten orada geldiği ve Hatice ve varakanın zaten bir peygamber bekledikleri bu kişinin özelliklerini bildikleri buna göre de Hatice’nin peygamber ile evlendiği eklenince nesih ile mensuhun ne kadar önemli ipuçları olduğu açıkça görünmektedir. *(Not1)
Tarihler boyunca tanrı hiç görünmezken,( Hz.Musa kıssası tartışılır), hep peygamberler görünmüştür. *Ve Tanrı peygamberine yetki vermiştir. *Kendi adına bir irade sergileyen peygamberler ise bu iradenin Tanrı kaynaklı olduğunu ileri sürerek hareket etmişlerdir. *
Kuran-ı Kerim’de senden önceki kitaplar diye bahsedildiği halde, İncil’in bir kitap olmadığı, peygamber döneminde ilk beş bölümden sonraki bölümlerde var olduğu için Tevrat’ın da katkılı olduğu bilinmektedir.
Öyleyse kitaptan söz edilen nedir?
Bu soruya cevap bulmadan Kuran-ı Tanrı kelamı olarak kabul etmek, döneminde yaşamadığımız halde veya o dönemden bize aktarılanın üzerinde hamilerinin ittifakı olmadığı halde bu asırda nasıl emin olacağız ki bunun tanrı sözü olduğundan. *
Aklıma şu soru geliyor, ister kâinatın seslenmesi olarak isterse Tanrı kelamı olarak algılayalım, asıl mesele peygamberlerin toplumlar tarafından farklı olarak, hatta peygamberin karşı durduğu bir şekilde mi algılanıyor yoksa. *Öyle ya nerdeyse bütün peygamberler mücadelelerinin büyük çoğunluğunu inanmayanlara değil, inandığını söyleyenlerin yanlışlarını düzeltmeye vermiştir. (Not1)
Bugün hangi kutsal kitap olarak neyi ele alırsak alalım, bu sonuçta bir insanın ağzından çıkmış oluyor. Bunun ne kadar doğru olduğu veya yanlış olduğu da kâinat var olduğu sürece yeni eklemeler ile devam edecektir. *
Konuyu, kâinatın sesi olarak aldığımızda o sesin bir kişide yankılanması ve o kişinin bunu söylemesi ve bunu söylerken kendi konumunu da göz etmesi mümkündür.
Tanrı kelamı ile kâinatın sesi arasında bir fark var mıdır yok mudur? Bu soruya ise sanırım şöyle sormak gerekir, İslam ‘a göre Muhiyddin Arabi Müslüman mıdır? Veya Müslüman olarak bugün herhangi biri kendisini M.Arabi kadar bu konuya adamadan ondan daha iyi bir Müslüman olduğunu iddia edebilir mi?
Kitap olarak nesih olup olmadığı bir yana, dini salt kitap olarak ele alarak din öğretisi veya savunuculuğu yapanlara şunu da sormak gerekir.
Kitabın aslı nerede? Vahiy kâtibi gibi bir müessese olduğu anlatılırken, bu kâtipler ayetleri yazınca evlerine mi götürdüler? Peygamberin hangi tastan kaç kırba su döktüğü hangi eli ile taharet yaptığı bir araştırma konusu ve aktarma meselesi iken, dinin aslını ortaya koymak için gerekli mastar nerede? Peygamber ayetleri yazdırdı ise, bu ayetleri korumayanların ortaya koyduğu durum affedilebilir mi? Bu kişilerin içthatları ile ve ortaya koydukları şeiratlar ile peygamber söylemleri ne kadar anlaşılabilir?
O döneme gidip sahabelere sormak lazım o zaman,
Bu ayetlerin tümü peygambere tarafından Kuran diye yazdırıldı ise ve siz bunu saklamadı iseniz, en hain zaten siziniz. Yok, gelen vahiylerden bazılarını saklayıp bazılarını ekleyip bazılarını kısaltıp bazılarını uzatıp, kendi hükümranlığınız için kullandı iseniz bu zaten din değildir. Duble hainsiniz. Yok hiçbir değişme olmadı tastamam doğru geldi ise, peygamberin mezarını o çöl sıcağında açıkta bırakıp da bir yere toplanıp(sakaleyn) halife seçmek ne demek? *Ananızı babanızı feda ettiğinizi söylediğiniz bir şahsın naşını sıcağın ortasında bırakmayı da fitne çıkmasın diye izah etmeye çalışan sözde âlimlere de sormak lazım gelir. Sizce şefkat ve sevgi evrimleşebilir mi?, Sanıyor musunuz ki bir annenin yavrusuna duyduğu sevgi, 1400 sene önce farklıydı. *Evet, belki biraz farklı olabilir ama bu fark sandığınız gibi bu asra doğru birçokluk değil.
Hem Allah’a inanıp hem de peygamberin dişine tapıp hem de asıl mesajı yakmak nasıl bağdaşır. *Fitne o kadar geniş bir kelime ki, ne zaman iş kısır bir duruma girse fitne çıkmasın diye böyle yapıldı savunması yapılırken, Fitnenin kime ve neye göre olduğunu ispat çalışmaları nedense yapılmamıştır.
Şahsi kanaatim odur ki her ne kadar Kuran-ı ’ın bir harfi dahi değişmedi söylemi kulağı hoş geliyorsa da, uzun soluklu bir süreçte bu tezatlar Müslümanlar ile peygamberin arasında ki asıl anlatılmak istenen bağı koparacaktır.
Akıl varsa aklı tasarlayan da vardır diye kendi inancımı ortaya koyabilirim. Bu tasarlayıcının adının Allah-Eloha-İlah-Tanrı vs olması önemli değildir. Ben Allah tabirini kullanıyorum.
Bu tasarının ise bir seslenişi bana muhal gelmez. *Şu zamanda messenger deniliyor ama, peygamber daha halk dili bence.
Ama tarihin bütün yıkıntılarını kimse benden sahiplenmememi ve kişisel duyguların ve tatminlerin söylemlerini din diye bekleyemez.
Kuran da hem aynen şöyle yazar.
Şimdi bak yeryüzüne ölümünün ardından nasıl diriltiliyor. *
Sonuç olarak, bu kadar uzun bir yazı olacağını tahmin etmemiştim.
Neshi kabul etmek ile etmemek arasında aslında hiçbir fark yoktur. Zira Zikri biz indirdik koruyucuları da biziz de anlatılanın elimde ki kitap olduğunu sanmıyorum. Veya Apaçık kitaba andolsun ki de ki kitabın da.
Kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorlar ayetinin muhatabının ben değil, dik virajcılar olduğunu düşünüyorum.
Kitaba inanıyorum. Ki o kitap kâinattır. Her gün yazılan, hiç tükenmeyen, hep yeni hep canlı herkese ve her zamana eşit olarak hitap eden. *Elimde tuttuğum kitabın da o dönemin bir kültürü olarak fikir ve ışık vereceğini düşünüyorum. *Dünya bu kadar yuvarlakken ve her şey bir sarmal içinde yüzerken keskin dik kurallar ile yaşamı bölmek ve keskin virajlar aldırmak tanrının âdeti olamaz.
Kâinatın 1400 senedir seslendiği birçok başka kişinin de olması mümkündür. Bu kişilerin ise hep tarihsel saltanat sülalelerinin kılıcı ile susturulması gerçektir. Bu kılıç kimi dönem İslam kimi zaman Moğol çoğu zaman da haçlı olarak yaşam sahnesinde var olmuştur ve olmaya da devam edecektir.
Bu zamanda ise sesleniş tüm insanlara her an her saniye eşit olarak zaten yapılıyor bence. *
Bakın size sesimi bir şekilde duyurdum *Zaten adı üstünde messenger kullanıyor 300 milyon insan:)
Not1- Yazımda kullandığım tarihsel olayların delileri ile ilgili bir tartışma konusu olursa karşı tarafında delilleri koyması karşılığında sunabilirim.
Not2- Panenteist ile agnostik Müslüman arasındaki benzerlikler veya ayrımları anlatan bir yazı istemek sanırım hakkım :)
Not3- Yazı biraz değil epey bir uzun olmuş. Şimdi okuyunca gördüm. Ama iyi de olmuş, peşrev faslı da tanışma turuna dönüşmüş böylece.
Not4- Forumlarda polemiğe girmek gibi bir âdetim yoktur. *Bir fikir veya düşünce veya delil olmadan kim bana ne söylerse söylesin cevap yazmam.
İyi bir başlangıç için lazım olan şey, iyi niyettir. *(Okinono)
Sevgiler.
InVitatio
01-09-2007, 17:52
Pante ici bos yorumlarini tekrar tekrar yazmak ile "dolmuyor".
Pante ici bos yorumlarini tekrar tekrar yazmak ile "dolmuyor".
İnvitatio, benim yorumlarımın içi boş değil, ama sen bu tür yanıtlar verdikçe boş olanın senin kafanın içi olduğunu söylemeye devam edeceğim.
Bak kardeşim seni tekrar uyarıyorum.
İncinirsin, üzülürsün, rencide olursun. Kalbini kırarım.
Ben nasıl yazıyorsam, öyle karşılık beklerim.
Yazılarımda kişilerle uğraşmıyorum. Bir çalışma ortaya koyuyorum.
Beğenilir, beğenilmez. Katılınır, katılınmaz ayrı konu.
" Katımıyorum" diyerek kendi görüşünü belirtirsin.
"Cahillik" miş, "İçi boş" muş, " gavurluk" muş, "art niyet" miş, bu tür kişisel suçlamalarla geldiğin takdirde misliyle karşılık veririm.
Daha önce de bu uyarıyı yaptığım halde aynı eşeklikte inat ediyorsun.
Beni sinirlendirerek bir b.k elde edeceğini sanıyorsan yanılırsın.
Küstahlığın, hadsizliğin konusunda özür dilemelisin.
Bunu yapmadığın müddetçe yazılarımdan, topiclerimden uzak dur.
spartan-troy
01-09-2007, 18:07
bu cariye diye uydurdukları ma meleket eymanukum kelimesini pante iyi çevirmiş...hayret doğrusu...neyse bu konuda yanlış anlaşılıyor ve pantenin verdiği ayette sağ elinin altında bulunan kelimesi ne demek bir ona bakalım;
Vellezîne yebtegûne’l KİTÂBE mimma meleket eymanüküm fe KÂTİBÛHÜM
Buradaki KİTÂB ve KÜTİBE ant içip bakımı üstlenilen kimselere verilecek evlenme iznini dile getiriyor; köle özgür bırakmayı değil.
"Köleyi özgür BIRAKMAK" anlamına gelen fiil ise "tahrîr"dir. "Hür"den gelir ve "boyun" anlamındaki "rakabe"yle kullanılınca taşıdığı anlam, "boyunduruğu çözmek" olur.
Örneğin:
Yemin edip bile bile dönerseniz bunun cezası
bir boynu çözmenizdir – TAHRîRU rakabe (5:89; 58:3)
Bir mümini yanlışlıkla öldüren kişi
inanan birinin boynunu çözüversin – fe TAHRîRU rakabetin müminetin
Bir de boşanmak isteyen kadınları "serbest BIRAKMAK" anlamına gelen TESRîH kelimesi var.
Örneğin:
onları
ya güzellikle tutun – fe emsik ûhünne bilma’rûfin (2:231)
ya da güzellikle BIRAKIN – ev SERRİHÛ hünne bima’rûfin
(atları dört nala) SALINCA
ve hıyne TESRîHÛN (16:6)
Ey peygamber! Eşlerine de ki:
Sizi güzel bir salışla SALIVEREYİM
Ve ISRIH künne serahan cemîla (33:28)
Kendileriyle hiç yatmadığınız eşinizi
güzel bir salışla SALIVERİN
SERRİHÛ hünne serahan cemîla (33:49)
buradan yola çıkarak mota mot arap dilindeki şekliyle ma meleket eymanukum /bkz: lisan'ul arap-ibn-manzur şekliyle; evlenme akdi bulunan yani nikahlı eşlerdir.örnek; peygamberin hanımları;
yani evliliğin neshedilmesi masalı uydurmadır
böyle bir şey yok,pante ye 100 de bir milyar katılmıyorum.
cunku islam evliliksiz birlikteliği kesin olarak red etmektedir.
saygılarımla
InVitatio
01-09-2007, 18:11
Ben senden mi özür dileyecegim ;-)?
haydaa ben senin tandigin ahmaklardan degilim ki
sonradan özür dileyecek seyler yazayim....
daha önce de söylemistim
ben senin gel demem ile gelip git demen ile giden tiplerden degilim
kendin gibilerinden böyle bir beklentin olabilir, benden olmasin....
yazdiklarine gelince...
Allah'in Kurani Kerim icindeki hic bir ayetin hükmü Allah tarafindan kaldirilmamistir
Hükümü kaldirildigini idaa edenler ise " kul " olandir ...
O sundugun ayetlerin hic birisi diegerini kaldirmaz...tamamlar !
bu kadar basit !
sen kendin gibi düsünen bir kac yobaz buldun diye....Allah'in ayetlerin hükmü kalkacak yok...
senin kisisel terichlerin beni ilgilendirmiyor ...ama ahmaklik edip , benim tabi oldugum kitabin icindeki hükümleri kendince benim adima kalidiriyosan iste buna ben ahmaklik derim...
cahil olup olmadigni bilmiyorum
ama yorum yazarken aklini kullanmadigin kesin......
Okinono,
Yazın oldukça uzun ama akıcı olduğu için problem değildi. Şahsıma hitaben yazıldığı için ben kelimesi kelimesine okudum ama genelde forumlarda uzun yazılar çekilmez ve atlanılarak okunur ya da okunmaz. O nedenle forumdaki diğer katılımcıları da göz önüne almak gerekir.
Kâinat kendini var etmek için çaba sarf ediyor mu? Bu konuda ki cevabınızı özellikle bekleyeceğim.
Kainatın kendini var etme çabası değil, varlığını koruma yasası sürüyor bana göre. Kendini var etme ise , kainatın değil, kainatın türediği ilk varlıkla ilgilidir. Devinimle birlikte *kainat sürekli bir oluş, değişim, gelişim içindedir.
Bu sorunla asıl öğrenmek istediğin *belirsiz olduğundan kısa kesiyorum.
Yazdıkların içinde katıldığım birçok nokta var. Bir sorgulama, irdeleme niyeti görüyor ama bunların üstünü örten bir sonuç çıkarımı sezinliyorum.
Evet, Arapların arasından bir adam çıkmış, peygamber olduğunu iddia etmiş. Ne var ki peygamberlik müessesesinin sadece Yahudilerde olduğunun bilindiği bir dönemde kendi toplumuna bir ithal kurnazlığıyla suçlanmış. Tepki görmüş, inanılmamış, yalancılıkla suçlanmış.
Mucize istenmiş verememiş, saygınlığıyla tanınan ona bakan, yetiştiren, büyüten amcası dahi ona inanmamış. İnanılmamayı haklı çıkaracak birçok tavır ve davranışlarda bulunmuş, çelişkili, önceki kitaplarla uyuşmayan, farklı ve yanlış bilgiler vermiş.
Üstüne üstlük ahlaki olarak da büyük zaaflar ortaya koymuş. Bir yığın eş, bir yığın cariye edinmiş. Kitabında dahi bunlarla ilgili çekişmeler, tehditler yer almış. Evlatlığının karısıyla evlenmemek toplumda önemli bir tabu iken bu tabuyu dahi yıkmış sırf zaafı için. Bunları da hep Allah söylüyor, Allah istiyor diye bildirmiş.
Kitabını incelediğimizde bilimle bağdaşmayan bir çok örneğe de rastladığımızda bütün bunlardan sonra bu şahsın gerçekten Tanrıdan bir mesaj getirdiğine, Kur'an'ın Tanrı sözü olduğuna nasıl inanır bir insan?
Ona inanmamak mı yoksa Tanrıya inanmamak mı önemlidir ki kitabında kendisine inanmayanların ebedi cehennemlik olduğu tehdidinde bulunmaktadır.
Neyse bunlar çok uzar.
Konumuza dönersek;
Neshin olup olmaması, kabul edilip edilmemesi bana göre önemlidir.
Neshi kabul eden tutucu olmaz. Gelişmelere, değişimlere açık olur. Daha çağcıl düşünür.
Panenteist nasıl Agnostik müslüman olabiliyor? demişsin.
Panenteistlik benim inancım ama iman zincirlerim yok. Diyalektik Tasavvufu savunuyorum. Bloğumun adresi imzamda var. Görüşlerimi inceleyebilirsiniz.
Tanrıya inanmayı ise Kalu bela anlatımından dolayı müslümanlık olarak görüyorum.
Ama Varlığı gizli olan, hiçbir şekilde kanıtlanamayan bir Tanrı konusunda da araştırmaya, incelemeye açığım ve Agnostiğim.
spartan-troy
01-09-2007, 18:43
pante cevap veriyoruz ayetlere ama insallah okuyorsundur
yoksa bosuna ugrasmıyalım yani...kendi kendimize zil takıp oynar gibi
:D *:D
Ben senden mi özür dileyecegim Wink?
haydaa ben senin tandigin ahmaklardan degilim ki
sonradan özür dileyecek seyler yazayim....
daha önce de söylemistim
ben senin gel demem ile gelip git demen ile giden tiplerden degilim
kendin gibilerinden böyle bir beklentin olabilir, benden olmasin....
yazdiklarine gelince...
Allah'in Kurani Kerim icindeki hic bir ayetin hükmü Allah tarafindan kaldirilmamistir
Hükümü kaldirildigini idaa edenler ise " kul " olandir ...
O sundugun ayetlerin hic birisi diegerini kaldirmaz...tamamlar !
bu kadar basit !
sen kendin gibi düsünen bir kac yobaz buldun diye....Allah'in ayetlerin hükmü kalkacak yok...
senin kisisel terichlerin beni ilgilendirmiyor ...ama ahmaklik edip , benim tabi oldugum kitabin icindeki hükümleri kendince benim adima kalidiriyosan iste buna ben ahmaklik derim...
cahil olup olmadigni bilmiyorum
ama yorum yazarken aklini kullanmadigin kesin......
Ahmak olmasan bu kadar basit örneklerle sunulmuş neshleri kabul ederdin.
Bu kafayla bir gerici-yobazdan hiç farkın yok.
O cahil müslümanlar dediğin ise İslam'ın aydınlık yüzü.
Ama senin gibi anlayışsız bağnaz takımınca *ezilmişler, susturulmuşlar.
Hala da susturuluyorlar. Birisi birşeyler söylemeye kalksa sürüler gibi saldırıya geçiyor yobazlar.
Nesh yok demekle yokolmuyor.
1400 senedir de neshin gerçekliği yokedilemedi, edilemeyecek.
Çünkü en başta Kur'an'ın kendisi neshi doğruluyor.
Sizin anlamaz tavrınızın sebebi ise "hükmün kalkmış olması *inanca zarar verir" paranoyağıdır.
spartan-troy
01-09-2007, 18:53
nesih *ne demek pante
yada soyle soyliyim nesih çelişki mi
Yani evliliğin neshedilmesi masalı uydurmadır
böyle bir şey yok,pante ye 100 de bir milyar katılmıyorum.
cunku islam evliliksiz birlikteliği kesin olarak red etmektedir.
Spartan;
Mut'a nikahı ile ilgili ama ilgisiz bir cevap vermişsin.
Mut'a nikahının Kur'an'da olduğunu kabul etmiyor musun?
Peki bu nikahı kim uydurdu ki 1400 yıldan beri sürüp geliyor.
thunderpoint
01-09-2007, 18:56
Sevgili uzman matematikçi, biyolojist fakat her nedense bir türlü spartamamış kardeşim,
Anlamayacağını ve semirip sömüreceğini biliyorduk da yine de yazdık işte...
Ve yine de yazıyoruz.
Bence sen alıntı demagojisini bırak da Enfal 66'daki "Şimdi ise Allah sizde bir zaaf bulunduğunu bildiği için" durumuna bir kafa yor.
Zaten bunu anlayabildiğin gün mukallitliği bırakacaksın, emin ol!
spartan-troy
01-09-2007, 19:00
muta nikahı peygamber zamanında yapıldı; başka zaman yapılmadı uydurma; eğer ki ; ma meleket eymanukum meselesine muta diyorsan yanılıyorsun kardeşim; hadis yazdırma bana şimdi
spartan-troy
01-09-2007, 19:01
thunderpoint bravo kardeşim hele sukur gelebildin
sen doğru yazıyorsun biz yanlıs yazıyoruz oyle mi kardesim
nedir bu sende ki kibirlilik
neye gore dogru ; hadi buyur burdan yak;
thunderpoint
01-09-2007, 19:09
Doğruyu yanlışı bırak; otur "şimdi ise"nin mantığını anlamaya çalış...
muta nikahı peygamber zamanında yapıldı; başka zaman yapılmadı uydurma; eğer ki ; ma meleket eymanukum meselesine muta diyorsan yanılıyorsun kardeşim; hadis yazdırma bana şimdi
Sen uyu! Hala yapılıyor. :)
Peki neden yapıldı peygamber zamanında ve nasıl kaldırıldı?
Hadi getir hadisi?
Benim uydurmam değil bunlar. İslam böyle söylüyor.
Google'a Muta yaz. Çıkanları oku bakalım. Ben mi uydurmuşum?
spartan-troy
01-09-2007, 19:18
ne diyorsun anlamıyorum; kopyala getir neyse yanlışı duzeltiriz...o kadar cok mesaj var ki; hangi birine bakayım;
ben sana bir yorum yapıyorum saygı duymak zorundasın thunderpoint; yok oylesine yazdık ; boyle diyecegini biliyorduk ucuz numaralarını bana karsı kullanma ;ucuz numaralar bunlar sert tepiyorum; o yüzden sen yaz guzellikle bende cevap vereyim; kabul edip etmemen beni hiç ırgalamaz; ateist olmak gibi asla bir niyetim yok; cunku herşeyi acıklıyorum; ister kabul et ister etme ; ben senin yazılarını okuyorum; tamam mı thunderpoint ; spartanım mpartanım ama bir yanım delidir benim; boş lafları hiç sevmem
spartan-troy
01-09-2007, 19:20
pante bana ma meleket eymanukum dan baska ayet getir ;
ki ma meleket eymanukum muta değildir ; eve gidiyim hadisleride yazarım merak etme;
sen bana ayet getir ama ma meleket eymanukum olmucak içinde ;
spartan-troy
01-09-2007, 19:25
buyur pante ; eve gerek kalmadı ;
tefsirlerden alıntı yapılmış
Mut'a evliliği anlamında kullanılır. Bu anlamda mut'a; evlenme engeli bulunmayan bir kadınla, belli bir süre içinde ve belli bir mal karşılığında, "senin cinsî yönlerinden şu kadar süre ve şu kadar bedel ile yararlanayım" diyerek icap ve kabulde bulunmaktır.
İslâm'ın ilk devirlerinde zaruret gereği izin verilmiş olan bu evlilik şekli, sonradan neshedilerek ebedî olarak yasaklanmış ve belli bir süreyi kapsayan nikâh akitleri batıl kılınmıştır. Çünkü bu çeşit bir nikâh akdiyle, evlilikten beklenen amaçlar elde edilemez (Muhammed Ali es-Sâbûnî, Tefsîru Âyâti'l-Ahkâm, I, 457).
Mut'a nikâhı anlamında bir de "geçici (muvakkat) nikâh vardır. Bu da bâtıl bir nikâhtır. Aralarındaki ayrılık hemen hemen lâfız farkından öteye gitmez. Meselâ; geçici nikâhta, süreyle birlikte, evlilik ifade eden nikâh ve tezvic sözleri; mut'ada ise; temettu, veya istimta', yani "kadının cinsel yönlerinden yararlanma" anlamı ifade eden sözler kullanılır. Diğer yandan mut'a nikâhında, şahit ve süre sınırlaması şart değildir. Geçici nikâhta ise bunlar şarttır (İbn Âbidin, Reddü'l-Muhtâr, İstanbul 1984, III, 51, vd).
[quote="spartan-troy";p="90123"]
buyur pante ; eve gerek kalmadı ;
tefsirlerden alıntı yapılmış
İslâm'ın ilk devirlerinde zaruret gereği izin verilmiş olan bu evlilik şekli, sonradan neshedilerek ebedî olarak yasaklanmış ve belli bir süreyi kapsayan nikâh akitleri batıl kılınmıştır. Çünkü bu çeşit bir nikâh akdiyle, evlilikten beklenen amaçlar elde edilemez (Muhammed Ali es-Sâbûnî, Tefsîru Âyâti'l-Ahkâm, I, 457).[quote]
:lol:
spartan-troy
01-09-2007, 19:32
gulecegine pantenin mesajına bak ; *
muta nikahı hala yapılıyor diyor :
nesih benim gozumde celişki değil; hak hukumdur
spartan-troy
01-09-2007, 19:34
pante hadi nerdesin 8.sayfadaki son yazıma bak
yapılıyormuymus bir bak
ve bana kuran ayeti getiremedigin icin; bir kere daha dusunmeni tavsiye ediyorum
Len troyya ;
İranda çatır çatır muta nikahı kıyılıyor.
Yoksa sana sormadılar mı ? *:lol: *:lol:
Yahu tabi ki yapılıyor.
Şimdi herkes kalkıp da mut'a nikahının neshedildiğine inanmıyor ki?
Aynı sizin neshe inanmadığınız gibi..
Verdiğin hadiste nesh kabul ediliyor.
Peki bu hadisler mut'a nikahının kaynağını hangi ayete bağlıyorlar? Nisa-24'e.
Nisa-24'deki Mut'a nikahı neshedilmiştir deniliyor.
Şimdi siz derseniz ki "nesh yoktur", o zaman muta'yı kabul ediyorsunuz demektir.
İRAN ..... CUMHURİYETİ
Hadi sana 10 puanlık soru.
O noktalarda ne var ? İran ne Cumhuriyeti ? *:wink:
http://members.lycos.nl/alevi/imamet/muta.htm
Kâinat kendini var etmek için çaba sarf ediyor mu? * okinono
*
* * *gerçi pante ye sorulmuş gibi duruyor ama konu hakkında ben de düşüncelerimiz söylemek istiyorum.
* * *Çaba bir iradi eylem gerektirir, bilinçli bir eylem gerektirir. Evrenin ise bilinçli bir çaba içerisinde oldugu söylenemez. Evren bilebildigimiz 4 temel yasaya uygun olarak hareket etmektedir hepsi bu. E=M*C2 *. Burada madde yok olmadıgı gibi asla da yaratılamaz. Evrendeki madde miktarı degişmez, Bu denklem bilebildigim kadarıyla şimdiye kadar her şart altında dogrulugu gözlemlenmiştir.
* * * Şu andaki evren aşırı yogunlaşmış degişik bir enerji biçiminin kendisini dışavurumu ile oluşmuştur. Evren sadece vardır, herhangi bir çaba içerisinde de degildir. Ama bu evren içerisinde oluşmuş organik yaşam formlarının temel amacı ise kendi kendini yeniden var etmektir. İnorganik yaşam için böyle bir şey söz konusu degildir.
* * * Evrenin genişleme hızı kütle çekim kuvvetinden düşük ise evrenin hiç bir çabası fayda etmez ve kendi üstüne çökmeye başlar, bu da evrenin sonu olur. Ancak kritik degerin üstünde ise evren yaşamına devam eder. Bu da zannedersem evrendeki toplam maddenin kütlesi ile orantılı bir şeydir.
* * * *saygılarımla
Bu mut'a nikahı sanıyorum Spartan'ı çok kötü etkiledi.
İnancını muhafaza etse de düş kırıklığına uğradığı kesin.
Peki ya bizim uğradığımız düş kırıklıkları?
Biz sanki Gavuristan'dan mı geldik?
Aynı duygular, aynı inançlar içindeydik.
5 Vakit kılamasak dahi hiçbir Cuma'yı kaçırmaz, Ramazanlarda orucumuzu aksatmaz, dua etmeden yatmaz, besmelesiz bir işe başlamazdık. Küçüklüğümüzde Kur'an kursunda tamamını ezberlediğimiz Yasin'in en çok tekrarladığım ilk 1,5 sayfası hala hatırımdadır. AyetelKürsi'yi okumadan sınava girmez, yola çıkmazdık.
Dini bilgimiz artsın diye okuduğumuz mealler, hadisler, siyer bilgiyle birlikte çelişkileri, şüpheleri de beraberinde getirdi.
Kroşeler, aparkütler yedik şok olduk Kur'an'ı okudukça.
Vardır bir hikmeti dedik. Başka bir anlama geliyordur diye düşündük.
Safça sorduk hocalarımıza, büyüklerimize izah etmesi için. Fırça yedik. Şeytana uymakla suçlandık.
Buna rağmen inancımızı koruduk. Kafamızda teoriler üretmeye çalıştık. Gördüğümüz çelişkilere neden bulmaya çalıştık.
Mesela, bunlardan biri peygamberin 10-15 eşe sahip olmasına, eşlerini günlük sıraya koymasına neden olarak vahyin cinsel gücü arttırması olasılığı idi. Allah'da bu sıkıntıyı gidermek için ona Ahzap-50'deki izni vermişti.
Ama yatmıyordu kafama ve içim içimi kemiriyordu. Hatice zamanında gelen vahiyde niye bu etki olmamıştı?
Ayrıca herşeye kudreti olan Allah, bu vahyin etkisini yokedemez miydi?
Sonra Tarık-7. Mucize miydi? Çelişki mi?
Meninin Göğüs ve bel arasından çıktığı bilgisi doğruysa ve bu tıpça kanıtlanırsa çok büyük bir mucize olurdu. Çünkü meniyi testislerin ürettiği biliniyordu. Maalesef de öyle bilinmeye devam ediyor. Ama Kur'an testislerden hiç bahsetmiyordu. Mucize değil, bilimdışı bir bilgi vardı Kur'an'da.
Ve okyanustaki çakıl taşı gibi olan dünya ve evrenin eşit zamanda yaratılmış olması, güneşin kara bir balçığa batması gibi bilgilerle şoke olduk. Dinden uzaklaşma ve kopuş başladı.
Bir dönem Hadid suresindeki Demir mucizesi ve evrenin genişlemesi gibi konular bize acaba? dedirtse de bu diğer çelişkileri yokedemedi. Demirin de, genişlemenin de iddiası fos çıktı. Acaba sorusu ise " Acaba Kutsal kitaplar Tanrıdan olup da insanlar tarafından bozulmuş, yanlış yazılmış, ya da Tanrıdan gelen vahiyler yanlış anlaşılıp yazılmış olabilir mi? şeklindeydi.
Zaman zaman bu sorunun aklımıza takılıyor olması hala İslam'ın üzerimizdeki etkisinin gücünü gösteriyor. İzoterik inançların da kutsal kitaplara ve peygamberlere bu açıdan yaklaşıyor olması bu soruyu *dinlerden bağımsız, özgür düşünen birçok kişiye sordurduğuna eminim.
InVitatio
02-09-2007, 04:45
O cahil müslümanlar dediğin ise İslam'ın aydınlık yüzü@pante
adamin birisi gelsin Allah'in ayetleri üzerine biraz felsefe yapsin
ve "hükmü" kaldirilmistir desin ve bunlar islamin aydinlik yüzü olsun... :-)
desene ayni senin gibi ......
Cooook degerli Pante
senin kendi kisisel yorumlarin seni baglar....okudugun konulari sorugulayabilirsin
tartisirsin , iftira atarsin , söversin, sayarsin bunlar cidden kendi bilecegin isler....
beni baglamaz...
ama zurnanin zurt dedigi yer ise....
sen kim oluyorsun da , tabi olmadigin bir dinin , (varligina) inanmadigin Allah'in ayetlerinin
müslümanlar icin kaldirmis sayiyorsun ?
yani cidden bunu yaparken aklin nerde anlamis degilim...
simdi senin gibi yanlis düsünen ve yorum yapan bir kac müslüman var diye bu yanlis dogru olmuyor ki.
bir yanlisi bin kisi de savunsa , yanlis - yanlis...
peki müslümanlar bu ayetlerin hükmü kaldirabilirde sen kaldirmazmisin ?
hayir dostum sen kaldiramazsin !
bu din o dine tabi olanlarin dini....ve sen kim oluyorsun da bu ayeti su ayet ile nesh edildi diye
bir idaayi ( kendi idaani ) kesin hüküm müs gibi sunuyorsun....
senin yapman gereken "hükmü kaldirilmis ayet sudur" demek degil
Hükmü kaldirildigni idaa ettigim ayetler sunlar dir olmali(idi)
kaldiki sundugun ayetler icinde senin kendi capindaki, kaliplasmis , önyargili yorumunu *destekleyecek hic birsey yok...
"Islam" kelimesinin ne anlama geldigini kabul etmekten rahatsiz olan bir insan...tabi olmadigi bir dinin *ayetlerini , tabi olanlar icin kaldiriyor :-)
komedi gibi....
seni destekleyen senin gibi düsünen bir kac tarikatci , hadisci müslüman var , o kadar....
senin onlar ile ayni parallelikte düsünmen ayri bir konu....
onlara da sana da bu hakki kim veriyor ?
senin bana yobaz diyebilmen icin kendini "allah yoktur...allah acizdir" ön sartlandirmandan kurtulcaksin ve Allah'in acizlgini ispatlayacagin yerine...kendini bu din'e yön vermek isteyen olarak görmeyeceksin...
bu kadar basit....
beni yobazlik ile suclaman ise...cidden senin sinirlerinin seni olgun düsünmekten , ve tavir almaktan alikoydugnun en belirgin göstergesi ....
Bir ayetin diger bir ayet ile kaldirildigi idaasi ayri bir konu
Bir ayetin diger bir ayet ile tamamlanmasi , genisletilmesi , aciklanmasi ayri bir konu
bir ayeti hayatimza uygulayip uygulamadigimiz ayri bir konu....
Allah , kendisi ile bir bag kurulmasini ögütlyor kutsal kitabi araciligi ile
ve bizler ( müslümanlar ) bunu bazen *yap(a)miyoruz
simdi allahin emri kalkmis mi oldu...uygulanmadigi icin ?
Sevgili Pante benden bir özür bekleyecegine kendi özünü dara cekmeye ve samimi olmaya davet ediyorum....kendim icin degil....forum icindeki sayginligini kayip etmemen icin....
Klasik İslam bilginleri arasında Nesih ve mensuh olgusunu toptan olarak ilk reddeden kişi
İsfehani. Demek ki asgari 200-300 yıllık bir süre içerisinde İslam alemi nesih ve mensuh olgusunu kabul etmişler ama üzerinde ittifak sahibi olamamışlar. Nesih konusunu genişçe ele alan Ebû Ubeyd, Nehhâs, Mekkî ve İbnu'l-Cevzî, 7 ayet üzerinde ittifak sahibi oluyorlar. Bakara, 183; Nisâ, 15-16, 43, 90; Mücâdele, 12; Müzzemmil, 2. Daha sonra Suyuti bu sayıyı 20 ye kadar çıkarıyor. Kimi İslam düşünürleri ise bu sayıyı 200 e kadar çıkarıyorlar.
* * Nesih ve mensuh olgusunun İsfehaniye kadar gelişimi bu şekilde. Demek ki İslamiyetin kuruldugu andan beri nesh edilen ayetlerle ilgili bir tartışma var ve İsfehaniye kadar kimse bu olguyu kökten reddedemiyor. Bu arada İsfehani nin Mutezile ekolüne baglı oldugunu da hatırlatalım.
* * *Günümüzde ise bu konu hala tartışmalı. Türkiyede bu olguya tamamen karşı çıkan ve nesih ve mensuhu reddeden en önemli isim Süleyman Ateş. Yani sonuç itibarıyla her dönemde oldugu gibi İslami cemaat içerisinde bu konuda da ittifak yok. 1400 senedir üzerinde ittifak olan bir din yok anlamına geliyor bu.
* * * Nesih ve mensuh olgusunu 21 yy da kabul etmek hiç bir akıllı müslümanın yapabilecegi bir iş degil; çünkü
* * * * * Birincisi, nasih ve mensuh olgusunu, İslam dinsel bildirilerinin Muhammed' in niyetleri ve stratejileri dogrultusunda biçimlendigini; niyet ve stratejiler degiştikçe, bir önceki stratejiye ilişkin bildirilerin yürürlükten kaldırılarak, yenileriyle degiştirildiklerini düşündürmektedir.
* * * * * İkincisi, nasih ve mensuha ilişkin aktarılan bilgiler dogruysalar, elimizde bulunan Kur'ana alınmamış kimi ayetlerin bulundugunu göstermektedir.
* * * * * Üçüncüsü nasih ve mensuh olgusunun İslami bildirilerde biçimlenmesinde, Muhammedin degişken niyetlerine ve toplumsal stratejilerine ek olarak, bireysel istemleri, arzuları ve kendisine yapılan telkinler, uygulamada karşılaşılan sorunlar vb. nin de etkili oldugunu düşündürmektedir
* * * * * *Nesih ve mensuhu kabul etmek Kuranın felsefesine ters düşecek ve onun insan yapımı bir eser oldugunu ortaya çıkaracaktır. Ancak şurası bir gerçektir ki Sünni alimlerin hemen hepsi nesih ve mensuhu kabul etmişlerdir. Bu konuda ortada tartışılmayacak kadar çok belge vardır. Ancak eski dinin kalıntıları üzerinde biraz da 21. yy bilimi ve teknolojisi ile çelişmeyecek yeni bir İslamiyet kurma peşinde olanların elbette yüzlerce yıllık İslami birikim ve tartışmaları reddetmekten başka çareleri yoktur. Ancak Kurande geçen nesih ve mensuh ile ilgili ayetler de yok sayılamaz. Buna bugün buldukları formül bu nesh ayetlerinin kendilerinden önce gelen kitaplarla ilgili oldugudur.
* * * * * *Her *şart altında sonuç yüzlerce yıllık İslamiyetin yok sayılması ve bazı şeylerin yeni baştan kurulmaya çalışılmasıdır. Demek ki İslamiyetin ilk 300 yıllık döneminde bizzat Muhammed ile birlikte yaşayanlar, sahabeler, halifeler ve belki de bizzat Muhammedin kendisi Kuranı hiç anlayamamışlardır. Bu arkadaşların yeni bir din yaratma ugruna geldikleri nokta tam da bu noktadır. İslamiyet ilk defa şimdi anlaşılmaktadır, o halde sormak lazım bu ve bunun gibi pek çok şeye inanan hatta Kuran nesh olmuştur diyen başta klasik İslam uleması olmak üzere pek çok mümin Kurana ve Allaha şirk koşmuş olmadılar mı. O halde bunca zamanlık islami çaba ve ahret çabası boşa gitti.
* * * * *İslamiyetin kuruluşunda iki hicret var, biri Habeşistan Hicreti, digeri Medine hicreti. İkincisi ile birlikte hicri takvim ve İslami zaman başlıyor. Anlaşılan yeni İslam ögretisini yaymak ve konumlandırıp başlatabilmek için yeni bir hicrete daha ihtiyaç gerekecek.
* * * * * Aklıma gelmişken söyleyeyim, Hz. Kültigin de sitemizden ayrılmış acaba onun hicreti yeni bir devrin başlangıcı olabilecek mi dersiniz. *:lol: Yoksa başka bir din büyügümüzün hicreti mi gerekecek.
* * * * saygılarımla
adamin birisi gelsin Allah'in ayetleri üzerine biraz felsefe yapsin
ve "hükmü" kaldirilmistir desin ve bunlar islamin aydinlik yüzü olsun... Smile
desene ayni senin gibi ......
Adamın biri dediğin Halife Ömer. Ömer'e kadar dayanıyor nesh.
Nesh konusunu tartışmak, İslam'a iftira atmak, sövmek değil.
Bunlar ucuz söylemler. Aç da biraz İslam tarihini incele.
Bu dini sorgulamak benim gibi, bu dinin kahrını çeken her vatandaşın hakkıdır.
Ben bu dine inanmasam da bu dine tabiyim. Bu dinle kuşatılmışım, bu dinin kuralları içinde yaşıyorum. Yıllarca bu din bana enjekte edildi. Bu din nedeniyle hafızlar gibi yıllarca Kur'an'ı ezberledim. Bu din nedeniyle ellerim, ayaklarım şişti. Bu din nedeniyle sünnet edildim. Psikolojik travma içine girdim her çocuk gibi. Bu din nedeniyle yıllarca ibadet yaptım. Bu din nedeniyle ailemle, çocuklarımla, çevremle inandıklarımı, gerçekleri paylaşamıyorum. Bu din nedeniyle bir sohbette *basit bir hurafeyi dahi ifade ettiğimde bana kötü gözle bakılmaya başlanıyor. Bu din beni ebedi cehennemlik ilan ediyor. Tabi ki hakkımdır sorgulamak.Ama sen bunları yaşamadığın için anlayamazsın.
peki müslümanlar bu ayetlerin hükmü kaldirabilirde sen kaldirmazmisin ?
hayir dostum sen kaldiramazsin !
bu din o dine tabi olanlarin dini....ve sen kim oluyorsun da bu ayeti su ayet ile nesh edildi diye
bir idaayi ( kendi idaani ) kesin hüküm müs gibi sunuyorsun....
senin yapman gereken "hükmü kaldirilmis ayet sudur" demek degil
Hükmü kaldirildigni idaa ettigim ayetler sunlar dir olmali(idi)
Aptal aptal konuşma. Sen gerçekten yobazsın ya!
Kim ayet kaldırmaya kalkıyor kardeşim? Hiç öyle bir ifadem var mı?
Böyle birşey mümkün mü?
Burada görüşlerimizi ifade ediyoruz. Neshedilen ayetlerin uygulamadan çekildiğini söylüyoruz.
Hala demagoji peşindesin. Aklınca bu şekilde çarpıtarak beni haksız düşüreceğini sanıyorsun. Yanılırsın. Bunların benim görüşüm, ya da iddia edilenler olduğunu her seferinde yazıyorum.
Bu başlığın başını aç ve 4. ya da 5. yazımı oku. Göreceksin. Görüyorsun da, amacın çamur atmak.
Senin bana yobaz diyebilmen icin kendini "allah yoktur...allah acizdir" ön sartlandirmandan kurtulcaksin ve Allah'in acizlgini ispatlayacagin yerine...kendini bu din'e yön vermek isteyen olarak görmeyeceksin...
bu kadar basit....
beni yobazlik ile suclaman ise...cidden senin sinirlerinin seni olgun düsünmekten , ve tavir almaktan alikoydugnun en belirgin göstergesi ....
Yobazın katmerlisisin sen! Çünkü benim "Allah yok" şeklinde bir ifadem hiç olmamıştır. Olmaz da.
Bunu gösteremezsen, 3300 küsuryazımdan bunu kanıtlayamazsan şerefsiz yalancının birisin.
Beni daha fazla sinirlendirme. Önce bu alçakça iftiranı ispatla öyle gel!
İnvitatio'yu küstahça tavrından dolayı protesto ediyorum.
10 gün aktif olmayacağım.
Bu süre içinde yapısı müsait olanlar için şahsıma yönelik itham ve eleştirilerde bulunmak için tam zamanıdır. Fırsatı kaçırmasınlar. Meydan onların.
thunderpoint
02-09-2007, 14:03
Sevgili dilaver'in aşağıda bildirdikleri,
"Nesih ve mensuhu kabul etmek Kuranın felsefesine ters düşecek ve onun insan yapımı bir eser oldugunu ortaya çıkaracaktır.
Ancak şurası bir gerçektir ki Sünni alimlerin hemen hepsi nesih ve mensuhu kabul etmişlerdir.
Bu konuda ortada tartışılmayacak kadar çok belge vardır.
Eski dinin kalıntıları üzerinde biraz da 21. yy bilimi ve teknolojisi ile çelişmeyecek yeni bir İslamiyet kurma peşinde olanların elbette yüzlerce yıllık İslami birikim ve tartışmaları reddetmekten başka çareleri yoktur."
ve sevgili Pante'nin aşağıdaki serzenişi,
"Bu dini sorgulamak benim gibi, bu dinin kahrını çeken her vatandaşın hakkıdır.
Ben bu dine inanmasam da bu dine tabiyim. Bu dinle kuşatılmışım, bu dinin kuralları içinde yaşıyorum.
Yıllarca bu din bana enjekte edildi. Bu din nedeniyle hafızlar gibi yıllarca Kur'an'ı ezberledim. Bu din nedeniyle ellerim, ayaklarım şişti. Bu din nedeniyle sünnet edildim. Psikolojik travma içine girdim her çocuk gibi.
Bu din nedeniyle yıllarca ibadet yaptım. Bu din nedeniyle ailemle, çocuklarımla, çevremle inandıklarımı, gerçekleri paylaşamıyorum.
Bu din nedeniyle bir sohbette *basit bir hurafeyi dahi ifade ettiğimde bana kötü gözle bakılmaya başlanıyor. Bu din beni ebedi cehennemlik ilan ediyor.
Tabi ki hakkımdır sorgulamak"
tarihe yazılması gereken edebi metin niteliğindedir...
Sevgiler...
InVitatio
02-09-2007, 17:48
Bu tarihe yazilcak bir metin felan degil thunderpoint
bu üyemizin kendi ic dünyasi ile barisik olmadignin bir metnidir...
kendisine on günü iyi degerlendirmesi dilegi ile selamlarim
thunderpoint
02-09-2007, 19:11
Sevgili InVitatio,
Farkındalık önemli bir özelliktir. Pante'nin dediği gibi, sen o gruba mensup olduğun için bunları hissetmeyebilirsin. Orada yazılanlar bana göre milyonların haykırışıdır. Üstelik de bana göre...
Sevgiler...
Pante,
Kainatın kendini var etme çabası değil, varlığını koruma yasası sürüyor bana göre. Kendini var etme ise , kainatın değil, kainatın türediği ilk varlıkla ilgilidir. Devinimle birlikte *kainat sürekli bir oluş, değişim, gelişim içindedir.
.....
Bu cevabınızla, Kainatın türediği ilk varlığın konumunu açarmısınız ? Yani Varlık olarak kendisini korurken, neyi , kimden, nasıl koruyor ?
....
Ona inanmamak mı yoksa Tanrıya inanmamak mı önemlidir ki kitabında kendisine inanmayanların ebedi cehennemlik olduğu tehdidinde bulunmaktadır.
....
Burada, Kitabın müellifine ait olup olmadığını ispatlayamadan, Sırf bir kitapta o yazdı diye sonuca gitmek sağlıklı olur mu? Zira kitabın yazarı olarak ismi geçen kişinin yazdığı asıl master yok. Öyleyse, Yazara inanmak demek, yazarın yanında yaşayanların yazarı anlattıkları ile ne kadar mümkün olabilir. Hırıstiyanlıkta havari neyse, İslam da sahabe de aynı olur o zaman. Eğer böyle bir aktarım ve bütünsel bir dinsel anlatım olarak Kitabın toplanması ve dönem dönem müdahele edilmesi ve çelişkilerin en azından zahirde görünmesi bir vakıa iken, Tek harfi bile değişmemiştir söylemi bir baraj gibi faydalı bir set gibi görünürken, aslında suyu başka bir iş için kullanmak değilmidir.
...
Bir önceki yazım cidden çok uzun olmuştu. Kısa kesmek için elimden geleni yaptım. Uyarınız için teşekkürler.
....
Bir sorgulama, irdeleme niyeti görüyor ama bunların üstünü örten bir sonuç çıkarımı sezinliyorum demişsiniz, özel bir sonuç çıkarımı veya örtülü bir bakış kullanamdım yazarken, ilk tanışmanın herşeyi kapsamasını istedim o kadar. Ama böyle bir örtü yazımda görünüyor ise, bu belki de çelişkinin kendini gizlemek için istemim dışında yansımasıdır. Bu konuyu daha da açarsanız kendimi tahlil etme açısından bana çok yararlı olacaktır.
Sevgiler.
.....
İnvitatio'yu küstahça tavrından dolayı protesto ediyorum.
10 gün aktif olmayacağım.
Bu süre içinde yapısı müsait olanlar için şahsıma yönelik itham ve eleştirilerde bulunmak için tam zamanıdır. Fırsatı kaçırmasınlar. Meydan onların.
Sayın okinono ;
Merhaba.
Hoşgeldiniz.
Sevgili pante'ye cevap vermişiniz.Ama sanırım pante,yukarıda belirttiği gibi 10 gün kadar sitede olmayacak.
Bilginize sunayım istedim.
hiramusta
03-09-2007, 09:42
Dilaver demiştiki,
Eski *dinin *kalıntıları *üzerinde *biraz *da *21. *yy *bilimi *ve *teknolojisi *ile *çelişmeyecek *yeni *bir *İslamiyet *kurma *peşinde *olanların *elbette *yüzlerce *yıllık *İslami *birikim *ve *tartışmaları *reddetmekten *başka *çareleri *yoktur."
Sebep çok basit Dilaver.Akılcı teslimiyetçiliğin alışkanlığı bu,ne yapalım?Sen de bilirsin ki İslam, binlerce yıllık putperest ve yahudi birikim ve tartışmalarını reddetmiştir.Reddetme derken o inançların dejenere olan kısımlarını ayıklamış (nesh),sahih olan kısımlarıyla beraber doğru bir inanç olgusu kurmuştur.Buna reform da diyebiliriz.Fakat diğer inançların başına gelenler İslam kökenli inançların başına da geldi.Bunun tek sebebi hevasını herşeyin önüne alan yani hevasını ilah edinen insan faktörüdür.Bu faktör zaman faktörüyle de birleşinde dinde dejenerasyon kaçınılmaz oluyor.Üstelik elde korunmuş bir kitap olmasına rağmen.Demek ki ortada kitabın olması yetmiyor.Kitaba karşı duruşumuz da önemli hale geliyor.
HarunKAHYA
03-09-2007, 17:13
Sn.Pante araştımacılığınıza ve yargılama sisteminize büyük saygı duyuyorum,sağolun varolun,aklımızdaki bir çok soruyu araştırmalarınız sayesinde daha rahat sorguluyabiliyoruz.
sn.İnvitatio;
sn.Pante ye hitabınızı hiç tutmadığımı,
sizi bu kadar boş cevap yazacak ve bu kadar boş ithamda bulunacak biri olarak görmediğimi söylemeliyim müsadenizle..
İnşallah yanılmamışımdır,bu bir ara atlama olmuştur. :) Çünki takip ettiğim kadarı ile sizde hurafeden uzak,araştırıcı bir inanansınız..
sn.Okinono,
hoş geldiniz de,bazıları gibi , boş gelmediniz. :D
Heybe epey düzgün bir yükle dolu herhalde..
İlk puanlama ***10***.
Anlaşılan sizin araştırma ve bilgilerinizden de epey istifade edeceğiz ..
sn.Pante'ye bu başlığı açtığı ve işlediği için teşekkürlerimi sunarım.
InVitatio
03-09-2007, 20:58
Degerli Forumdaslarim
Kul lafi ile kul yorumu ile Allah'in ayetleri hükümsüz sayilmaz kim ne derse desin !
buyurun bu konu hakkinda biraz da ulemada okuyalim....
gerci ben kisisel olarak fazla takmiyorum bu "ulemalari" ama konuyu acan dostumuz takiyor
farkli yorum okumak isteyenler buyursun
özel önerim ilk üc link...
http://www.haksozhaber.net/okul/haber_detay.php?haber_id=105
http://www.haksozhaber.net/okul/haber_detay.php?haber_id=128
http://aliaksoy.wordpress.com/2007/03/01/kuran%E2%80%99da-nesh-var-midir/
http://www.kurandakidin.com/bolumler/25dinioyuncak.htm
http://63.231.71.139/forum_posts.asp?TID=18&PN=0&TPN=3
http://www.kuran-tekrehber.com/
İnvitatio, en önemli erdem karşındakinin düşüncelerine tahammül gösterebilmektir. Benim pek net linkleri ile alakam olmuyor. Ama bir yazı yazdım yukarıda asılı duruyor. Linklerine bakmadım gerçi ama bildigim kadarıyla benim aradıgım bilgi orada yer almıyor. İsfehaniye kadar Nesih ve Mensuh meselesi ile ilgili İslam felsefecilerinin tavrı ne idi acaba. Söyleyebilir misin.
* * * Verdigin linkler arasında bu konuda bilgi varsa ve reddeden varsa senden peşinen özür diliyorum. Linklere cevabından sonra bakacagım. Ama dedigim tarzda bir bilgi yoksa aynı söylemini bu klasik İslam düşünürleri için yap ve onlara da ahmak diye hitap et.
* * * saygılarımla
"Kul lafı, kul yorumuyla Allah'ın ayetleri hükümsüz sayılmaz."
Bin kez yazsak yine anlatamayız. Hiçbir kulun Allah'ın sözde ayetlerini hükümsüz sayma iddiası yok. Hükümsüz kılan Allah'ın kendisi, tabi Kur'an'a göre. "Biz bir ayeti hükümsüz kılarsak yerine daha doğrusunu *getiririz." diyor ve bunu defalarca yapıyor. Deve etini yasaklamış olduğu halde helal kılıyor. İçki önceki dinlerde ve İslam'da helalken, İslam'ın son zamanlarında haram kılınıyor. 1 müslüman 10 düşmana bedel eşitliği reel olmayınca 2 düşmana eşitlenerek ayetin daha doğrusu getiriliyor.
Bizim yaptığımız hükümsüz kılmak değil, hükümsüz kılınanları yazmak.
Bu noktada karşı çıkmanın asıl sebebi, açıklanması zor görülen neshler nedeniyledir ki bunlar çelişki olarak düşünülmektedir. çelişki ise vahiy inancına aykırı bir durumdur. Ama bu tavır denize düşmemek için yılana sarılmaya benziyor. Neshe karşı çıkarak Mut'a nikahını hala geçerli saymış oluyorlar. Halbuki doğru tavır, çelişki olarak görülen ayetlerin doğru yorumlanmaya çalışılmasıdır.
Örneğin;
İlk müslüman Kur'an'da hem Muhammed, hem Musa, hem İbrahim olarak bildiriliyor.
Bu noktada tüm peygamberlerin İslam dininden olduğu ve hepsinin müslüman olduğu anlayışı nedeniyle izah zorluğuna düşüyorlar. Farklı dinleri Kur'an kabul ederken İslamcılar reddediyor.
Halbuki müslümanlık, tek bir yaratıcının varlığına inanmaktır. Her dinin müslümanları olabilir. Musa kendi dininin ilk müslümanıydı, İbrahim kendi, Muhammed kendi dininin...
Adem'den beri ortak olan dini, İslam olarak değil, müslümanlık olarak yorumlamak gerekir. İslam dendiğinde, Musa'nın, İsa'nın dinleri yok sayılmış olur.
InVitatio
10-09-2007, 19:39
Kuran Kerim icinde , kendisi ile celisen bir ayet yok !
Kainatın kendini var etme çabası değil, varlığını koruma yasası sürüyor bana göre. Kendini var etme ise , kainatın değil, kainatın türediği ilk varlıkla ilgilidir. Devinimle birlikte *kainat sürekli bir oluş, değişim, gelişim içindedir.
.....
Bu cevabınızla, Kainatın türediği ilk varlığın konumunu açarmısınız ? Yani Varlık olarak kendisini korurken, neyi , kimden, nasıl koruyor ?
Kainatın türediği ilk varlık yani Tanrı bir inançtır benim için ve dinler gibi onun nitelikleri hakkında bir yorumda bulunabilme bilgisine sahip değilim. Sadece ona yakıştırılan nitelikleri bilimsel açıdan değerlendirme, irdeleme imkanım var. "Varlık olarak kendisini koruması" söylemim yok, yanlış anlaşılmış herhalde. İnsanlığın, bilimin sahip olduğu kanunlar, varlığının oluşumu, gelişimi, değişimi hakkında bir fikirde bulunabilme olanağı sağlamıyor. Bu noktada ben kainatta bütün bunları izah edebilmemizi sağlayacak bilmediğimiz kanunlar olduğuna inanıyorum. Bilim, varsa bu tür kanunları bulabilecek ve insanlığı aydınlatabilecek midir? Buna inanıyorum. Gün gelecek, bildiklerimizde değişiklikler olacak belki ve bugün bilinmeyen birçok yeni teori ve kanunlar keşfedilecek.
Bir sorgulama, irdeleme niyeti görüyor ama bunların üstünü örten bir sonuç çıkarımı sezinliyorum demişsiniz, özel bir sonuç çıkarımı veya örtülü bir bakış kullanamdım yazarken, ilk tanışmanın herşeyi kapsamasını istedim o kadar. Ama böyle bir örtü yazımda görünüyor ise, bu belki de çelişkinin kendini gizlemek için istemim dışında yansımasıdır. Bu konuyu daha da açarsanız kendimi tahlil etme açısından bana çok yararlı olacaktır.
Bunun yanıtını ben aşağıdaki açıklamanızdan biraz olsun çıkarabiliyorum. Yazılarınız arttıkça daha iyi anlaşılacağınızı sanıyorum.
Burada, Kitabın müellifine ait olup olmadığını ispatlayamadan, Sırf bir kitapta o yazdı diye sonuca gitmek sağlıklı olur mu? Zira kitabın yazarı olarak ismi geçen kişinin yazdığı asıl master yok. Öyleyse, Yazara inanmak demek, yazarın yanında yaşayanların yazarı anlattıkları ile ne kadar mümkün olabilir. Hırıstiyanlıkta havari neyse, İslam da sahabe de aynı olur o zaman. Eğer böyle bir aktarım ve bütünsel bir dinsel anlatım olarak Kitabın toplanması ve dönem dönem müdahele edilmesi ve çelişkilerin en azından zahirde görünmesi bir vakıa iken, Tek harfi bile değişmemiştir söylemi bir baraj gibi faydalı bir set gibi görünürken, aslında suyu başka bir iş için kullanmak değilmidir.
thunderpoint
10-09-2007, 20:03
Kuran Kerim icinde , kendisi ile celisen bir ayet yok !
Bir diğeri ve diğerleriyle çelişen bir çok ayet var ama...
Ve senin bununla ilgili katı bir tavır sergilemen gerçeği değiştirmez sevgli invi; sadece kendin konuşur ve dinlersin!
Sevgiler...
Kuran Kerim icinde , kendisi ile celisen bir ayet yok !
"Yok" demekle çelişkiler yokolmuyor İnvitatio. Çelişki iddiaları bu başlıkta sıralanmış ve akılcı, mantıklı izahlar bekliyor.
Bir taraftan Kur'an'daki ayetlerin tümünün Allah sözü olduğunu iddia edip dünya aleme böyle yansıtacaksın. Diğer taraftan aykırı birkaç örneği hiramusta'nın yazdığı gibi " kur'an'da Musa, İbrahim nasıl konuşuyorsa Muhammed'de öyle konuşuyor" diye savuşturacaksın. İyi de bu "Kul" kelimesi Allah'ın sözlüğünde varsa ve Kur'an'da kendi dışında her kimi konuşturmaya başlatırken başına " De ki" diyerek bu önek'i kullanıyorsa, kullanmadığı yerleri nasıl izah edeceksin?
Allah'ın dil hatası olarak mı? Kur'an'ı yazanların unutkanlığı, dikkatsizliği vs. olarak mı?
Ne yardan vazgeçeceksin ne serden!
Hem tek harfine dahi halel gelmemiştir diye iddialı olmak hem de çelişkileri izah edemeyip savuşturmak olmaz. ikisi birarada yürümez.
Buyrun! Matematik mucizelerinin sunulduğu Kur'an'daki *oran hesabı hatasını izah edin...
thunderpoint
13-09-2007, 19:16
Tüm kafası karışıklara Vakit Gazetesi Yazarı Ali Eren'in 03.12.2001 tarihli köşe yazısını, kafalarındaki karışıklıkları gidermek maksadıyla asıyorum.
Umuyorum ki sitemizin Müslüman Üyeleri bu yazıyı okuduktan sonra, kendilerine ne demek istediğimizi daha iyi yorumlayacaklardır....
İlâhiyat profesörleri Kur’an’daki hataları (!) düzelteceklermiş
Öğrenince dehşete kapıldım...Kur’an’da da hatalar varmış ve bazıları bunu düzeltecekmiş!
Kur’an’a ve onun Allah’ın koruması altında olduğuna inanan bir kimsenin böyle bir şeye kalkışması, bunu söyleyebilmesi, hatta düşünmesi mümkün değil.
Ama maalesef doğru ve şâhitler hayatta.
Nisan 1994...
Bursa-Gönlü Ferah Oteli’nde bir toplantı yapılıyor.
Kur’an Vakfı’nın tertiplediği toplantıda konu şu: Dinde Islâhât Yapılmalı...
Lügatlar, “Islâhât” kelimesi hakkında şunları yazıyor:
ISLÂHÂT: Düzeltme, iyileştirme işleri, reform. Eksik ve kusurlarını giderme, tamamlama. Kötü yönlerini düzelterek mükemmel bir hale getirme.
İlâhiyatçılarımız, İslam ve Kur’an hakkında işte bunu yapmayı düşünüyorlar.
Kur’an’ın ve İslâm’ın eksik ve kusurlarını düzelteceklermiş.
Dikkat!
Yukarıdaki kelimeler içinde “reform” da geçiyor.
Olmasa bile, diğer kelimeler de aynı manayı taşıyor zaten...
Rabbimiz ne buyuruyooor, onlar ne diyor!..
Peygamberimiz’in Veda Haccı’nda, yani hayatının son günlerinde, “Bugün dininizi kemâle erdirdim; size nimetimi tamamladım. Sizin için İslâm’ı din olarak beğenip seçtim” buyuruyor. (Mâide Sûresi, 3)
Bazıları da kalkmış, Allah’ın “tamamladım” buyurduğu dinin, eksiklerini tamamlayacaklarını söylüyorlar.
Kimler?
İlâhiyat profesörleri...
Daha önce de kaç kere demiştik ya... İllallah bu tip ilâhiyatçılardan.
Bu memlekette senelerdir “Dinde reform yapılmalı” teranelerini duyar dururuz.
Ama yapılamaz; yapılmaya kalkışılsa da Müslümanlar hem kabul etmez, hem de itiraz ederler. Yapmak isteyenler bunu çok iyi bilmektedirler.
Bilhassa “dinde reform”a vatandaşlarımızın şiddetli bir allerjisi var.
Onun için bu tipler, “Yeniden Yapılanma” derler, “İslam Gerçeği” derler, “Gerçek İslam” derler de katiyyen “Reform” demezler.
Üstelik, “Hayır! Biz reform yapmak istemiyoruz” derler.
Onlara cevabımız:
İyi de, reform, deforma olan şeyde yapılır. Siz, İslam’ın bozulduğunu, orjinalliğini kaybettiğini ve düzeltmek istediğinizi söylemiyor musunuz?
O halde, yapmak istediğiniz, reform değil de nedir?
Bal gibi, ismi konulmamış bir reform...
Gelelim başta bahsettiğimiz toplantıya...
Gönlü Ferah Oteli’ndeki toplantıyı yöneten, eski Diyanet İşleri Başkanı Süleyman Ateş.
Toplantıda üç mesele ele alınıyor:
1) Kur’an ve Kur’an ilimleri,
2) Sünnet (Hadis) ve ilimleri,
3) Fıkıh ve usul-i fıkıh ilimleri.
Bunlarda ıslâhat yapacaklar. Ama, acaba hangisinden başlasalar.
(Islâhâtın manasını yukarıda verdik; lütfen tekrar hatırlayınız.)
Bir grup, fıkıh ve usûl-i fıkıh ilimlerinde tasfiye ile başlamayı teklif ediyor.
Bir grup, “önce sünneti (hadisleri) halledelim” diyor.Öyle ya... Hadislerin doğru zannedilenleri bile şüpheli. Akla, maslahata, hatta Kur’an’a uymayanı var. Uyulması gerekenlerle, uyulmayanları da ayırmaları lâzım.
Üçüncü grup ise şöyle diyor:
- İşe Kur’an’dan başlayalım. Çünkü, Kur’an’da hatalar, imlâ bozukluğu var.
(Hani, “Hadislerin Kur’an’a uymayanları bile olduğunu” söylüyordunuz. Hadisler Kur’an’a uysa bile, bu durumda sizin hışmınızdan kurtulamayacak. Çünkü siz Kur’an’ı bile hatasız kabul etmiyorsunuz ki.)
Kur’an’da hatalar ve imlâ bozukluğu var diyen ilâhiyatçı devam ediyor:
- Hatta kısmen tashihe (düzeltmeye) başladım. Çok anlam düzelmeleri oluyor.
Bu kadar ileri gidilince, adaşım olan yazar, bir fırsat “Bul”up, söz “Aç”ıyor. Ve diyor ki:
- Bu kadarına da pes yani. Kur’an, tevâtüren nakledilmiş ilâhî kelamdır. Ondan şüphe kişiyi dinsizliğe götürür.
(Allah bu sözleri onun mizanına koysun)
Süleyman Ateş müdahale ediyor:
- Senin söz hakkın yok. Üstelik ben Kur’an hakkında öyle şeyler biliyorum ki, söylesem yer yerinden oynar.
Keşke konuşsaydı, içindekileri öğrenseydik de tek yer yerinden oynasaydı...Kur’an’ı düzeltecek olan, Hayri Kırbaşoğlu’ymuş.
Sünneti elemek isteyenler, daha çok Ankara İlâhiyatın öğretim görevlileriymiş. Ama bu iki konuya sonra el atılacakmış... Çünkü, toplantıda, “Fıkhı ve fıkıh usulünü ictihatla değiştirmek” fikrinde olanlar çoğunlukta olduğu için önce ona karar verilmiş...
Değerli okuyucular, bu karar uygulanırsa, bütün ibâdetlerin şekilleri değişir.
Geçen sene, Orhan Uğuroğlu’nun “Söz Hakkı” programında konuşan Çorum İlahiyat’ın Dekanı Prof. Hasan Onat, demek ki boşuna konuşmuyormuş.
Hacda, mikat mahallinin ihramsız geçilmeyeceği hakkında diyordu ki:
- Ben, mîkat mahallini ihramsız geçip, ihrama Cidde’de girdim. Fıkıh kitapları, bu durumda bir kurban kesilmesini yazıyor ama ben kesmeyeceğim. Çünkü göreceksiniz, birkaç sene sonra benim söylediğim kabul edilecek. Zaten Hac yeniden dizayn edilmeli...
(Sayın okuyucular, bunların hiçbiri dinde reform falan olmuyor değil mi...)
Toplantıda kimler varmış? Meselâ Hayrettin Karaman orada mıymış?
Evet, oradaymış. Ama bu konuşmalar karşısında hiç sesini çıkarmamış...
Bekir Topaloğlu ise bir laz fıkrası anlatıp geçmiş. (Eli işte dili oynaşta derler ya.)
Eveeet! Durum vaziyeti bu sevgili okuyucular...
Anlaşılıyor ki, icmâ-ı ümmet silinmiş; sünnet/hadisler hakkında şüphe var; Kur’an’sa, hataları(!) düzeltildikten sonra, müracaat edilebilir hale gelecek.
Görüyorsunuz ki, eveleyip gevelemeden, isim vererek açık açık yazdım.
Ben o toplantıda yoktum. Kaynağım, şahitlerin konuşup ve yazdıklarıdır.
Buna rağmen, yazımda isimleri geçen zatların, haklarında yazılanlara itirazları varsa, gönderecekleri açıklamaları samimiyetle bekliyorum.
İsterlerse, “Sükut ikrardan gelir” kâidesine göre, susmak da haklarıdır...
Esselâmü alâ meni’t-tebeal Hüdâ...
ali eren
3 Aralık 2001 Pt
Ali Eren'le 10 yıl kadar önce 2-3 saat süren bir tartışmam vardır din konularında. Özellikle laiklik ve ana dilde ibadet konularında yoğunlaşmıştık. Ortak bir dostumuz bizi biraraya getirmişti. Nakşibendiliği savunuyordu. O dönemlerde de reform karşıtı ve Yaşar Nuri takımına aşırı tepkili yapıdaydı. Nakşibendiliği halife Ömer'e kadar dayandırıyor, namazda otururken başını iki yana sallamasının bunun delili olduğunu öne sürüyordu. :)
Şeriati isteyen, gerici, bağnaz olarak nitelendirdiğimiz saflarda yer alır. Tabi sanalda tartıştığınız konuları açık olarak tartışabilme imkanınız yok. O dönem internet de yok ki her kaynağa ulaşabilesiniz. Ulaşsanız dahi Ali Eren gibi insanlara birşeyleri ispatlayabilme imkanı mümkün değildir.
Aya inildiğini dahi kabul etmeyen yapıda insanlar bunlar.
İlahiyatçıların bir kesiminin rahatsızlığı normal. Bu forumdaki tartışmaları dahi izleyen İlahiyatçıların olduğu muhakkaktır. Yanıtlayamadıkları, izahat getiremedikleri konularda düzeltme gereği duyuyorlar. Ama bunu başarmaları imkansız. Herşeyden önce bir Sünni- Hanefi egemenliği var Türkiye'de. Diyanette de. Hadi bunu aştılar diyelim. Yapabilecekleri sadece hadisler içinde temizlik yapmak ve tefsirlerde, meallerde düzeltmelere gitmek. Ama Kur'an'a dokunamazlar. Belki ilk dönemin herekesiz, noktalama işaretsiz Kur'an'ını öne sürerek anlamların farklılığını öne sürebilirler. Bunu da kanıtlama olanağına sahip değiller. Halife Osman'ın ilk orijinal kur'an'ı yoketmesinin neticesi bunlar..
__KokTengri__
14-09-2007, 03:01
Nisa/82. "Hâlâ Kur'an'ı düşünüp anlamaya çalışmıyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından *olsaydı, mutlaka onda birçok çelişki bulurlardı."
Çelişki iddialarını 5 başlık altında listeleyeceğiz. Liste detaylarını ve tartışmalarını daha sonra ele alacağız.
A- Kur'an ile Tevrat arasındaki çelişkiler
B- Kur'an ile İncil arasındaki çelişkiler
C- Kur'an'ın kendi içindeki çelişkileri
D- Kur'an'ın bilimle olan çelişkileri
E- İncil ve Tevrat'ın bilimle olan çelişkileri
A- Kur'an ile Tevrat arasındaki çelişkiler
1- İbrahim'in babası; Tevrat'a göre Tarah, Kur'an'a göre Azer.
2- İbrahim'in kurban etmek istediği oğlu; Tevrat'a göre İshak, Kur'an'a göre İsmail.
3- İsmail Tevrat'a göre peygamber değil, Kur'an'a göre peygamber.
4- Süleyman; Tevrat'a göre kral, Kur'ana göre peygamber.
5- Davud; Tevrat'a göre kral, Kur'ana göre peygamber.
6- Cennette Havva'yı aldatan Tevrat'ta yılan, Kur'an'da şeytan.
7- Tufan Tevrat'a göre tüm dünyaya, Kur'ana göre sadece Nuh'un kavmine.
8- Nuh'un gemisi; Tevrat'a göre Ararat dağına, Kur'an'a göre Cudi dağına.
9- Haman; Tevrat'ta Pers kralının yardımcısı, Kur'ana göre firavunun taş ustası.
10- Tanrının adı; Tevrat'ta Yehova, Kur'an'da Allah.
11-Putlara tapmadığı için ateşe atılan; Tevrat'ta 3 Yahudi, Kur'an'da İbrahim.
12-İmran; Tevrat'a göre Musa'nın babası, Kur'an'a göre İsa'nın dedesi.
13-Savaşa giderken, dizlerinin üzerine çökerek su içen askerlerin komutanı Tevrat'a göre Gideon, Kur'an'a göre Talut.
B- Kur'an ile İncil arasındaki çelişkiler
1- İsa bebekken, İncil'e göre mucize göstermemiş, Kur'an'a göre göstermiştir.
2- İsa, İncil'e göre çarmıha gerilmiştir. Kur'an'a göre çarmıha gerilen İsa değildir.
3- Kur'an'a göre İncil'de Ahmet'den bahseder, İncil'de Ahmet ismi geçmez.
4- Şeytan, İncil'e göre melek, Kur'an'a göre cindir.
5- Şeytan, İncil'e göre Tanrı ile aynı mertebeye ulaşmak istediği için, Kur'an'a göre ise Adem'e secde etmediği için lanetlenmiştir.
6- İncil'e göre iyilikler Tanrıdan kötülük şeytandan, Kur'an'a göre hayır da şer de Allah'tandır.
7- İnsan, İncil'e göre Tanrı suretinde yaratılmıştır. Kur'an'a göre Allah'ın benzeri yoktur.
Bu uzunca yazının üzerine ancak şunu söyleyebilirim :)
HİÇBİR KUTSAL KİTAP KUSURSUZ DEĞİLDİR * * :D
HİÇBİR KUTSAL KİTAP KUSURSUZ DEĞİLDİR
Buradan şu sonucu çıkarabiliriz o zaman:
Hatasız kul olmaz. :) Ki yazdığı kitapta hata olmasın.
__KokTengri__
14-09-2007, 03:34
Doğru *:wink: *
En hatasız kitap Nutuk
Süleyman Ateş müdahale ediyor:
- Senin söz hakkın yok. Üstelik ben Kur’an hakkında öyle şeyler biliyorum ki, söylesem yer yerinden oynar.
Keşke konuşsaydı, içindekileri öğrenseydik de tek yer yerinden oynasaydı...
Süleyman Ateş'i konuşturmak lazım. Hakikaten çok büyük bir iddiadır bu ve bence gizlenmemeli, susulmamalıdır. Belki de konuşsa sonunun Turan Dursun gibi olmasından korkuyordur.
Süleyman Ateş'i konuşturmak lazım. Hakikaten çok büyük bir iddiadır bu ve bence gizlenmemeli, susulmamalıdır. Belki de konuşsa sonunun Turan Dursun gibi olmasından korkuyordur.
Süleyman Ateş, Turan dursun'a *kitap yazarak adam gibi yanıt veren tek İslamcıdır.
Asabi yapısından kaynaklanmış olduğunu sandığım bu "Konuşursam yer yerinden oynar" sözü yanıltmasın. Onun sözleri olsa olsa hanefi kesimi ve diyaneti sarsar.
Onun söyleyecekleri sınırlıdır.
O ancak, Kur'an'da 3 vakit namaz şartı olduğu, hacdaki birtakım uygulamaların İslamî olmadığı, cennetin sadece müslümanlara değil tüm iyi insanlara açık olduğunu, meleklerin rüzgar, ışık vb. tabiat güçleri olduğunu, Adem'den önce de gelişmemiş insanlığın olduğunu, evrimin doğru olabileceğini söyleyebilir.
ziggurat
14-09-2007, 22:12
Buradan Süleyman Ates e bir cagri yapalim.Ölmeden önce bu aciklamayi yapsin.Belki o da Turan Dursun hayranidir ve T.D sitesini devamli okuyordur.Belkide icimizden biri Süleyman Ates tir.(Ben kesin degilim)
körler sağırlar birbirini ağırlar. mealci tayfası ile ancak bunlar yapılabilir zaten..
thunderpoint
15-09-2007, 14:09
İşte mükemmel bir kaçış daha...
Melekten peygamber olur mu?
İsra/ 95. De ki: "Eğer yeryüzünde, (insanlar yerine), yerleşip dolaşan melekler olsaydı, elbette onlara gökten bir melek peygamber indirirdik."
Demek ki olmazmış. Çünkü yeryüzünde melekler değil, insanlar yaşıyormuş. İnsanlara da insan peygamber gönderilir.
Peki meleklerin peygambere ihtiyacı olur mu?
Meleklerin yemesi, içmesi, melek hakkı yemesi, Allah'a inanmaması, şirk koşması, günah işlemesi olur mu?
Biz bugüne kadar olmaz biliyoruz. Herkes öyle biliyor.
Açın diyanete sorun. Ulemaya sorun aynı şeyi söylerler.
Ancak cinler için bir peygamber söz konusu olabilir. Nitekim Kur'an cinlere de seslenir.
Peki o zaman Hac-75'in anlamı nedir?
Abdülbaki Gölpınarlı
* * * * Allah, meleklerden ve insanlardan peygamberler seçmiştir; şüphe yok ki Allah, duyar, görür.
Ali Bulaç Meali
* * * *Allah, meleklerden elçiler seçer ve insanlardan da. Şüphesiz Allah işitendir, görendir.
Diyanet İşleri Meali
* * * Allah meleklerden ve insanlardan peygamberler seçer. Doğrusu Allah işitir ve görür.
Diyanet Vakfı Meali
Allah meleklerden de elçiler seçer, insanlardan da. Şüphesiz Allah işitendir, görendir.
Edip Yüksel Meali
ALLAH meleklerden ve insanlardan elçiler seçer. Elbette ALLAH İşitendir, Görendir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Allah hem meleklerden, hem de insanlardan elçiler seçer. Şüphesiz Allah her şeyi işitir, her şeyi görür.
Ömer Nasuhi Bilmen
Allah meleklerden resûller ihtiyar eder ve insanlardan da. Muhakkak ki, Allah tamamen işiticidir, görücüdür.
Muhammed Esed
[Sınırsız kudret ve nüfûzuyla] Allah meleklerden de, insanlardan da elçiler seçer. Ama yine de her şeyi gören, her şeyi işiten Allah'tır.
Suat Yıldırım
* * Allah meleklerden de insanlardan da elçiler seçer. Allah elbette semî ve basîrdir (her şeyi hakkıyla işitir ve görür).
Süleyman Ateş Meali
Allah meleklerden de, insanlardan da elçiler seçer. Allah, işitendir, görendir.
Şaban Piriş Meali
Allah, meleklerden elçiler seçer, tabi insanlardan da. Şüphesiz Allah, işitendir, görendir.
Ümit Şimşek Meali
Allah meleklerden de, insanlardan da elçiler seçer. Şüphesiz ki Allah herşeyi işiten, herşeyi bilendir.
Yaşar Nuri Öztürk
Allah, meleklerden de resuller seçer, insanlardan da. Şüphesiz ki, Allah Semî' ve Basîr'dir.
Yusuf Ali (English)
Allah chooses Messengers from angels and from men for Allah is He Who hears and sees (all things).
Yazıma aslında dinlerin zuhurunun sanıldığı gibi olmadığını belirterek başlamak isterim.
Başından itibaren dinlerdeki olağan üstülüklerin aslında zaman içinde seyahetlerle yakın alakası olduğunun zaten son kitap kuran ında yazılışındaki dönemine göre kavramsal tuhaflığın ancak bu yolla izah edilebileceğinin altını çizmek isterim.Zaten Hrıstıyanlığın aslında hiç olmadığını kabul edersek geriye iki ibrani din kalır bunlarda musevilik ve muhammediliktir.Aslında ikiside sami ırkının dinindir amma her nedense ikincisi evrensel olarak tanıtılır.yani sanki evvelce yapılmış bir hatanın telafisi giderilmeye çalışılmaktadır.,arada 1000-2000 sene vardır ama o zaman aralığı bu kitapların yazıldığı ve zamanda geriye yollandığı tarih için herhangi bir anlam ifade etmez.
Önemli olan oluşturulacak yeni zamanın belli bir proje içinde kusursuz olmasıdır.Her ne kadar birileri kuran ın o dönemde birileri tarafından yazdırılmış uydurmasyon bir şey olduğunu söylesede
ister yazım tekniği olsun istersede hususi şifrelenmesi olsun onun ciddi bir ust *medeniyetin elinden çıktığını gösterir.Zaten Daha öncede Hz.Musa nın kızıldenizden geçmesinin sırrı neydiki? O dönemde oluşan bir büyük depremin kızıldenizi geri çekip daha sonra eski yatağına geri geleceğini ancak gelecekten gelenler bilebilir.İşte Kuranı bu kadar muamma yapanda odur.gelecekten gelmesi ve en ust duzeyde şifrelenmesi.
-Bu arada içindeki kavramsal karışıklıklarda gelecekten gelenlerin o doneme ilişkin bilgilerinin olmaması.bazı şeyleri yuvarlak geçmeye çalışmaları.Ayrıca Dönemin ciddi olaylarınıda ayetler şeklindede işleyerek günü kurtarma siyaseti güttükleride ayan bir gerçek olarak ortadadır.
Bu vesile ile diyebilirimki Kuran ciddi bir eserdir,zira teknolojisi tahminen söylüyorum bugün itibarı ile 3000-5000 ileriden günümüze bir şekilde aktarılmıştır.Teknolojik anlamda Kuran bence çok önemlidir.
Her ne kadar kimilerine ters gelsede ifade tarzı şu anda 2 milyar insanı hala daha etkilemekte ve bayağı dahada etkileyeceğe benzemektetdir.
Saygılarımla
Şimdi bir başka çelişkili konuyu ele alalım:
Cehennemde günahkarlar ne yer?
Duhan/ 43. İnne şeceratez zekkum
Duhan/ 42-43-44. Doğrusu (cehennemde) günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.
Gasiye suresi 6. ayeti öyle demez.
Leyse lehüm ta'amün illa min dariy'ın.
Onlar için dari dikeninden başka bir yiyecek yoktur.
Benim bildiğim zakkum ağacı diken değildir, darısı da yoktur.
Dolayısıyla bu darı zakkum olamaz.
Zakkum mu darı mı?
Her ikisi de olabilirse, neden "Darıdan başka yiyecek yoktur." diye yazıyor.
SEYFULLAH_
16-09-2007, 02:54
Materyalistlerin belirgin özelliklerinden biri, savundukları görüşlerin son derece sığ ve basit olması ve bunları savunurken çeşitli göz boyama ve sahtekarlıklara kolayca başvurabilmeleridir. Özellikle din aleyhinde yürütmeye çalıştıkları propaganda, tarih boyunca yalanlar ve çarpıtmalarla dolu olmuştur.
* * *sayın seyfullah
* * *aramıza yeni katıldıgınıza göre öncelikle site tüzügünü okumanızı tavsiye ediyorum.
FORUM KURALLARI MADDE 2 :
Kendi yorumlarınızı da katmadığınız sürece başka sitelerdeki yazıları kopyala-yapıştır (copy-paste) yöntemi ile forumlarımıza taşımayınız. Uzun kopyala-yapıştır mesajları genellikle sıkıcı olduğu ve okunmadığı gibi veri tabanımızın gereksiz büyümesine neden olmaktadır.
Kopyala-yapıştır yöntemi kullanmak yerine ilgili web sayfasının linkini yazmayı tercih ediniz.
Bilhassa uzun kopyala-yapıştır metinleri içeren mesajlar yöneticiler tarafından yazarı uyarılmaksızın silinecektir. Tekrarı durumunda kendisine disiplin cezası verilecektir.
* * *
* * *Kaldı ki astıgınız metnin konu başlıgı olan Kutsal kitaplardaki çelişkilerle nir ilgisi yoktur. Turan Dursun un bu konuyla hiç bir alakası da yoktur.
* * * *Ayrıca astıgınız metinler tarafımızdan defalarca okunmuş ve artık gına gelmiştir.
* * * *Kendi düşünceniz varsa, konu ile ilgili, buyrun yazın. İletinizin ilk paragrafı hariç tamamı silinmiştir. Bundan sonra da aynı yöntemi denerseniz site tüzügünün ilgili maddeleri uygulanacaktır.
* * * * saygılarımla * dilaver
Materyalistlerin belirgin özelliklerinden biri, savundukları görüşlerin son derece sığ ve basit olması ve bunları savunurken çeşitli göz boyama ve sahtekarlıklara kolayca başvurabilmeleridir. Özellikle din aleyhinde yürütmeye çalıştıkları propaganda, tarih boyunca yalanlar ve çarpıtmalarla dolu olmuştur.
Allah'ın seyfi (kılıcı) nereden anladın materyalist olduğumuzu. Halbuki bir Diyalektik Tasavvuf savunucusu olarak materyalzimle metafiziği yoğurmuşum kendimce.
http://pante.blogcu.com/2077253/
Son derece sığ ve basit görüş hangisidir bir örneklesen de bilsek?
Ahzap-50'yi bir peygambere yakıştıramamak mıdır?
Yoksa evlatlığının karısına aşık olup "Bizi Allah nikahladı" diyerek eşlerine katmasını kabullenememek mi?
Göz boyama ve sahtekarlık dediğin Hud suresi 1-2. ayetlerinin başına "De ki" sözcüğünü parantez içinde yazmak mıdır? Yoksa hiç parantez koymadan yazmak mıdır?
Yoksa bizim neden Arapçasında "Kul" yazmıyor? diye sormamız mıdır?
Yalan ve çarpıtmalar bizim tartışmaya açacak şekilde verdiğimiz liste midir?
Yoksa bu listedeki çelişkileri ortadan kaldırabilmek için meallerde yapılan tahrifatlar mıdır?
Köleliğin ancak 1950'lerde kaldırıldığı, "dünya yuvarlaktır ve güneşin etrafında döner diyen kafirdir ve katli vaciptir." fetvasının 1970'lerde kaldırılabildiği bir suudi Arabistan örneği mi yalan ve çarpıtmadır yoksa?
İnandıklarınıza herkes inansın istiyor ve bunun için cihadı şart görüyorsunuz. Sizin inandıklarınıza inanmayanları suçlamak ve karalamak yerine onların inanmama sebeplerini anlayışla karşılayıp "herkesin inancı kendine" anlayışını neden benimsemiyorsunuz?
"Musa Dönemi Firavunu Kimdir?" başlığında konu olunca önemli gördüğüm Tevrat çelişkisini bu başlığa taşımak istedim.
TEVRAT'IN TANRISI YALAN MI SÖYLÜYOR?
Tevrat'ın Türkçe çevirilerinde anlaşılamayan bir büyük çelişki var. Tevrat'ta Tanrının adı kimi metinlerde Elohim, kimi metinlerde ise Yahve olarak geçer.Ama Türkçe çevirilerde bu isimler kullanılmaz. Ya Rab denir, ya Tanrı ya da Allah.
Yaratılış kitabının ilk otuz dört ayetinde “Elohim” ismi, tam otuz üç kere yer almaktadır. “Yehova (YHWH) Elohim” ismi, takip eden kırk beş ayette, yirmi kez yer alır. Gene takip eden yirmi beş ayette “Yehova” ismi, on kez yer alır.
Bunların özellikle mi böyle yazıldığı, nedenleri hakkında çeşitli görüşler mevcut olmakla birlikte hiçbirinin tutarlı bir açıklaması yoktur. Genellikle Elohim'in cins isim, Yahve'nin ise Tanrının özel ismi olduğu ileri sürülür.
Yaratılış ayetlerinde Yahve ismi 30 kez geçtiği halde bakın Mısırdan Çıkış kitabının 6. bölümünün 3. ayetinde Tanrı ne demektedir:
“Ben Yahve’yim. İbrahim'e, İshak'a ve Yakup'a El Shaddai olarak göründüm, ama onlara kendimi Yahve adıyla tanıtmadım.”
Buyrun Tevrat'ın cenaze namazına. Sayfaları çevirip geriye gittiğinizde Musa'dan önce onlarca kez Yahve'den bahsedildiği apaçık ortada iken İsrail'in Tanrısı "Ben böyle demedim" diyor.
Bu çok büyük çelişki farkedilene kadar Hristiyan alemi bu konuda tek kelime etmemiş, konuyu örtmüştü. Ama şimdi bu konu sorgulanınca tutarlı bir izah getiremiyorlar. Bu konuda en ağırlıklı görüş Tevrat'ı bir kişinin yazdığı değil, çok yazıcının elinden geçtiği ve yazıcıların kafalarına göre isimleri karıştırdığı şeklinde.. Yerse tabi..
Hristiyan.net'de bu konuyla ilgili bir yazı var. İlgi duyanlara:
http://www.hristiyan.net/mcdowell/22.htm
Melekten peygamber olur mu?
İsra/ 95. De ki: "Eğer yeryüzünde, (insanlar yerine), yerleşip dolaşan melekler olsaydı, elbette onlara gökten bir melek peygamber indirirdik."
Demek ki olmazmış. Çünkü yeryüzünde melekler değil, insanlar yaşıyormuş. İnsanlara da insan peygamber gönderilir.
Peki meleklerin peygambere ihtiyacı olur mu?
Meleklerin yemesi, içmesi, melek hakkı yemesi, Allah'a inanmaması, şirk koşması, günah işlemesi olur mu?
Biz bugüne kadar olmaz biliyoruz. Herkes öyle biliyor.
Açın diyanete sorun. Ulemaya sorun aynı şeyi söylerler.
Ancak cinler için bir peygamber söz konusu olabilir. Nitekim Kur'an cinlere de seslenir.
Peki o zaman Hac-75'in anlamı nedir?
Abdülbaki Gölpınarlı
* * * * Allah, meleklerden ve insanlardan peygamberler seçmiştir; şüphe yok ki Allah, duyar, görür.
Ali Bulaç Meali
* * * *Allah, meleklerden elçiler seçer ve insanlardan da. Şüphesiz Allah işitendir, görendir.
Diyanet İşleri Meali
* * * Allah meleklerden ve insanlardan peygamberler seçer. Doğrusu Allah işitir ve görür.
Diyanet Vakfı Meali
Allah meleklerden de elçiler seçer, insanlardan da. Şüphesiz Allah işitendir, görendir.
Edip Yüksel Meali
ALLAH meleklerden ve insanlardan elçiler seçer. Elbette ALLAH İşitendir, Görendir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Allah hem meleklerden, hem de insanlardan elçiler seçer. Şüphesiz Allah her şeyi işitir, her şeyi görür.
Ömer Nasuhi Bilmen
Allah meleklerden resûller ihtiyar eder ve insanlardan da. Muhakkak ki, Allah tamamen işiticidir, görücüdür.
Muhammed Esed
[Sınırsız kudret ve nüfûzuyla] Allah meleklerden de, insanlardan da elçiler seçer. Ama yine de her şeyi gören, her şeyi işiten Allah'tır.
Suat Yıldırım
* * Allah meleklerden de insanlardan da elçiler seçer. Allah elbette semî ve basîrdir (her şeyi hakkıyla işitir ve görür).
Süleyman Ateş Meali
Allah meleklerden de, insanlardan da elçiler seçer. Allah, işitendir, görendir.
Şaban Piriş Meali
Allah, meleklerden elçiler seçer, tabi insanlardan da. Şüphesiz Allah, işitendir, görendir.
Ümit Şimşek Meali
Allah meleklerden de, insanlardan da elçiler seçer. Şüphesiz ki Allah herşeyi işiten, herşeyi bilendir.
Yaşar Nuri Öztürk
Allah, meleklerden de resuller seçer, insanlardan da. Şüphesiz ki, Allah Semî' ve Basîr'dir.
Yusuf Ali (English)
Allah chooses Messengers from angels and from men for Allah is He Who hears and sees (all things).Allah peygamber olarak sadece insanları mi göndermiştir?
-Allah peygamber olarak sadece insanları mi göndermiştir? Yoksa bunlardan başka şekilde(cin/melek) peygamberler de mi göndermiştir?
Bu iddiaya göre Allah sadece Elçi olarak insan gönderdiğini fakat başka bir ayette ise meleklerin elçi olarak gönderildiğini dolayısıyla iki ifade arasında çelişki oluştuğunu iddia etmektedirler.
Burada da yine ayetteki ifade konu bütünlüğü içinden kopartılmakta ve kendileri açısında çelişki oluşturulmaya çalışılmaktadır.
Resul kelimesi “resele” kökünden gelip “gönderilen” anlamına gelmektedir. Allah kavimlere onları uyarmaları için elçiler göndermiştir. Bu elçiler insandır. Ayetlerde bu açıkça bildirilmektedir:
12/109. Senden önce, kentler halkının arasından (seçip) vahyettiğimiz adamlardan başkasını göndermedik. Yeryüzünü dolaşıp kendilerinden öncekilerin akıbetine bakmazlar mı? Erdemliler için ahiret yurdu daha iyidir; anlamaz mısınız?
Eğer bu ayetteki konu akışı dikkatli bir şekilde okunursa, bahsedilen konunun kavimlere gönderilen elçiler olduğu ve bunların yine kendi kavmi içinden insanlar olduğu anlaşılacaktır.
Bunun dışında Allah kendi vahyini iletmesi için meleklerden elçiler seçer. Bu elçiler yukarıdaki ayette bahsedilen konu ile ilgili bir elçi değildir. Melek elçilerin görevi kavmi Allah’ın vahyi ile uyarmanın dışındadır, bunun ile sorumlu olan Allah’ın insanlardan seçtiği elçilerdir. Konular ve görevler farklıdır. :PŞimdi bir başka çelişkili konuyu ele alalım:
Cehennemde günahkarlar ne yer?
Duhan/ 43. İnne şeceratez zekkum
Duhan/ 42-43-44. Doğrusu (cehennemde) günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.
Gasiye suresi 6. ayeti öyle demez.
Leyse lehüm ta'amün illa min dariy'ın.
Onlar için dari dikeninden başka bir yiyecek yoktur.
Benim bildiğim zakkum ağacı diken değildir, darısı da yoktur.
Dolayısıyla bu darı zakkum olamaz.
Zakkum mu darı mı?
Her ikisi de olabilirse, neden "Darıdan başka yiyecek yoktur." diye yazıyor.6. "Zehirli ve dikenli bir bitkiden başka yiyecekleri yoktur". Ta yukarılarda zakkum, Hâkka Sûresi'nde de "sadece" kaydı ile "Bir irinden başka yiyecek de yok."(Hâkka, 69/36) diye geçmiş idi. Onun için burada da "Darî" kelimesini "irin" veya "zakkum" ile aynı şey olmak üzere "ateşten bir ağaç" diye tefsir edenler varsa da, sadece bu yiyeceğin olduğu başka başka sınıflar için söylenmiş olması göz önüne alınarak herbirinin başka bir mânâda olması da mümkündür. Bu konuyla ilgili birkaç mânâ açıklamışlardır.
Râzî Tefsiri'nde Hasen'den gelen bir rivayette şöyle denilmektedir: "Elim" kelimesi mü'lim, yani elem verici; semiun kelimesi müsniun, yani işittirici; bediün kelimesi mübdiün, yani eşsiz yaratıcı mânâsına olduğu gibi, dariun da, mudarriun, mânâsına olur ki, yenilmesindeki sertliği, acılığı, yakıcılığı ile onları zillete ve alçalmaya mecbur eden bir şeyden başka bir yiyecek yok demektir.
İkinci olarak, tefsircilerin çoğu demişlerdir ki: Darî', "şibrık"ın kurusudur. Şibrık bir tür dikendir ki yaş iken onu deve yer, kuruyunca kaçınır. Zehiri öldürücüdür. İbnü Cerir der ki: Araplar arasında dari, şibrık denilen bir bitkidir ki kuruduğu zaman Hicazlılar buna dari'derler. Diğer Araplar ise şibrık ismini verirler. Bir zehirdir. İkrime'den rivayetinde: Yere yapışık dikenli bir ağaçtır ki baharın Kureyş ona şibrık derler, kuruyup çöp olduğu zaman da dari' derler. Ebu Hayyân'ın nakillerine göre, dari' şibrıktır ki kötü bir otlaktır. Üzerinde yayılan hayvan ne yağ bağlar, ne et. İbnü Azzare-i Hüzeli'nin şu beyti ondandır:
"O develer dari' çukurlarında hapsolunmuşlar da hepsi
Kambur, elleri kanamış, süt veremez olmuştu."
Ebu Züeyb de şöyle demiştir:
"Seyrab, taze şibrıkı otladı, nihayet solup da
Dari' olunca o semiz kısır develer ondan uzaklaştı."
Bazı lugatçiler bunun, arfec kurusunun kırıntısı olduğunu söylemiş; Zeccâc: Avsec gibi bir ot demiş; Halil de, "yeşil ve gayet fena kokulu bir ottur ki, deniz atar" demiştir. Kamus'ta bu mânâlardan başka hurma ağacının dikenine ve bulanık kokmuş sularda ve kökleri arza ulaşmayıp su içinde olan bir ota da denildiğini yazmıştır. Ki bu ot, "Â'lâ" Sûresi'nde "Sonra onu kapkara bir su köpüğü yaptı."(A'lâ, 87/5) âyetinde açıklandığı üzere türbün ve maden kömürlerinin kaynağı olan yosun türü bitkilerden demek olur.
Demek ki Arapça'da darî', insanın değil hayvanın bile yemesi mümkün olmayan dikenli, sert veya yumuşak olsa da gayet fena kokulu, zehir zenberek birkaç türlü dikene ve bitkiye denirmiş. Şu halde burada bunlardan herhangi birinin özelliği değil, yenilip yutulma ihtimali olmayan elem verici bir şey olma niteliği kastedilmiş olmalıdır. :P
Materyalistlerin belirgin özelliklerinden biri, savundukları görüşlerin son derece sığ ve basit olması ve bunları savunurken çeşitli göz boyama ve sahtekarlıklara kolayca başvurabilmeleridir. Özellikle din aleyhinde yürütmeye çalıştıkları propaganda, tarih boyunca yalanlar ve çarpıtmalarla dolu olmuştur.
Allah'ın seyfi (kılıcı) nereden anladın materyalist olduğumuzu. Halbuki bir Diyalektik Tasavvuf savunucusu olarak materyalzimle metafiziği yoğurmuşum kendimce.
http://pante.blogcu.com/2077253/
Son derece sığ ve basit görüş hangisidir bir örneklesen de bilsek?
Ahzap-50'yi bir peygambere yakıştıramamak mıdır?
Yoksa evlatlığının karısına aşık olup "Bizi Allah nikahladı" diyerek eşlerine katmasını kabullenememek mi?
Göz boyama ve sahtekarlık dediğin Hud suresi 1-2. ayetlerinin başına "De ki" sözcüğünü parantez içinde yazmak mıdır? Yoksa hiç parantez koymadan yazmak mıdır?
Yoksa bizim neden Arapçasında "Kul" yazmıyor? diye sormamız mıdır?
Yalan ve çarpıtmalar bizim tartışmaya açacak şekilde verdiğimiz liste midir?
Yoksa bu listedeki çelişkileri ortadan kaldırabilmek için meallerde yapılan tahrifatlar mıdır?
Köleliğin ancak 1950'lerde kaldırıldığı, "dünya yuvarlaktır ve güneşin etrafında döner diyen kafirdir ve katli vaciptir." fetvasının 1970'lerde kaldırılabildiği bir suudi Arabistan örneği mi yalan ve çarpıtmadır yoksa?
İnandıklarınıza herkes inansın istiyor ve bunun için cihadı şart görüyorsunuz. Sizin inandıklarınıza inanmayanları suçlamak ve karalamak yerine onların inanmama sebeplerini anlayışla karşılayıp "herkesin inancı kendine" anlayışını neden benimsemiyorsunuz?Hoca valla tutup kaldırayım isterdim ama tutulacak bir yerin kalmamış... Üçüncü sınıf ateist sitelerinde bile zikredilmesinden hicap duyulan iddialar senin kafanı karıştırmışken ne diyeyim sana... Hiç olmazsa googleden bi arataydın karşına bin tane cevap çıkardı... Bazı inkarcılara acımıyorum ama senin gibi böyle üfürükten teyyare konulara bile cevap bulamadığı için inkara yönelenler beni bi hayli düşündürüyor.Üzülüyorum ama madem öyle diyorsun Leküm Diniküm Vel yedin.. Selametle....
hiramusta
17-09-2007, 10:31
Melekten peygamber olur mu?
İsra/ 95. De ki: "Eğer yeryüzünde, (insanlar yerine), yerleşip dolaşan melekler olsaydı, elbette onlara gökten bir melek peygamber indirirdik."
Demek ki olmazmış. Çünkü yeryüzünde melekler değil, insanlar yaşıyormuş. İnsanlara da insan peygamber gönderilir.
Peki meleklerin peygambere ihtiyacı olur mu?
Meleklerin yemesi, içmesi, melek hakkı yemesi, Allah'a inanmaması, şirk koşması, günah işlemesi olur mu?
Biz bugüne kadar olmaz biliyoruz. Herkes öyle biliyor.
Açın diyanete sorun. Ulemaya sorun aynı şeyi söylerler.
Ancak cinler için bir peygamber söz konusu olabilir. Nitekim Kur'an cinlere de seslenir.
Peki o zaman Hac-75'in anlamı nedir?
Abdülbaki Gölpınarlı
* * * * Allah, meleklerden ve insanlardan peygamberler seçmiştir; şüphe yok ki Allah, duyar, görür.
Ali Bulaç Meali
* * * *Allah, meleklerden elçiler seçer ve insanlardan da. Şüphesiz Allah işitendir, görendir.
Diyanet İşleri Meali
* * * Allah meleklerden ve insanlardan peygamberler seçer. Doğrusu Allah işitir ve görür.
Diyanet Vakfı Meali
Allah meleklerden de elçiler seçer, insanlardan da. Şüphesiz Allah işitendir, görendir.
Edip Yüksel Meali
ALLAH meleklerden ve insanlardan elçiler seçer. Elbette ALLAH İşitendir, Görendir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Allah hem meleklerden, hem de insanlardan elçiler seçer. Şüphesiz Allah her şeyi işitir, her şeyi görür.
Ömer Nasuhi Bilmen
Allah meleklerden resûller ihtiyar eder ve insanlardan da. Muhakkak ki, Allah tamamen işiticidir, görücüdür.
Muhammed Esed
[Sınırsız kudret ve nüfûzuyla] Allah meleklerden de, insanlardan da elçiler seçer. Ama yine de her şeyi gören, her şeyi işiten Allah'tır.
Suat Yıldırım
* * Allah meleklerden de insanlardan da elçiler seçer. Allah elbette semî ve basîrdir (her şeyi hakkıyla işitir ve görür).
Süleyman Ateş Meali
Allah meleklerden de, insanlardan da elçiler seçer. Allah, işitendir, görendir.
Şaban Piriş Meali
Allah, meleklerden elçiler seçer, tabi insanlardan da. Şüphesiz Allah, işitendir, görendir.
Ümit Şimşek Meali
Allah meleklerden de, insanlardan da elçiler seçer. Şüphesiz ki Allah herşeyi işiten, herşeyi bilendir.
Yaşar Nuri Öztürk
Allah, meleklerden de resuller seçer, insanlardan da. Şüphesiz ki, Allah Semî' ve Basîr'dir.
Yusuf Ali (English)
Allah chooses Messengers from angels and from men for Allah is He Who hears and sees (all things).
Sevgili Pante,ayette "resul" yani elçi kelimesi geçmektedir.Dolayısıyla ayete geçen kelimeye "peygamber"anlamı vermek doğru değildir.Allah'ın mesajını insanlara ulaştıran herkes elçidir.Bu mesajı direk Allah'tan alan herkes ise öncelikle Nebi (peygamber)dir,bu mesajı insanlara iletmelerinden dolayı da Resul (elçi)dir.Bazı meleklerin elçi olması ise Allah'ın mesajlarını Peygamberlere iletmelerinden dolayıdır.Bunun birkaç örneği Kur'an'da geçmektedir.Ör. Cebrail,Musa'ya hikmet bilgisi veren "Salih kul",İbrahim ve Lut'u ziyaret eden melekler şeklinde.
Kuran = Meal sanıyosunuz değil mi?
Bundan oniki sene evvel işittim ki, en dehşetli ve muannid bir zındık Kur'an'a karşı suikasdını tercümesiyle yapmağa başlamış ve demiş ki: "Kur'an tercüme edilsin, tâ , ne mal olduğu bilinsin." Yâni lüzumsuz tekraratı herkes görsün ve tercümesi O'nun yerinde okunsun diye dehşetli bir plân çevirmiş. Fakat Risale-i Nur'un cerhedilmez hüccetleri kat'i isbat etmiş ki; "Kur'an'ın hakiki tercümesi kabil değil ve lisan-ı nahvî olan lisan-ı Arabî yerinde Kur'an'ın meziyetlerini ve nüktelerini başka lisan muhafaza edemez ve herbir harfi, on adetten bine kadar sevab veren kelimat-ı Kur'aniyenin mu'cizâne ve cem'iyetli tâbirlerinin yerini beşerin âdî ve cüz'i tercümeleri tutamaz. O'nun yerinde câmilerde okunmaz." diye Risale-i Nur her tarafta intişariyle o dehşetli plânı akim bıraktı.
hiramusta
17-09-2007, 10:53
Şimdi bir başka çelişkili konuyu ele alalım:
Cehennemde günahkarlar ne yer?
Duhan/ 43. İnne şeceratez zekkum
Duhan/ 42-43-44. Doğrusu (cehennemde) günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.
Gasiye suresi 6. ayeti öyle demez.
Leyse lehüm ta'amün illa min dariy'ın.
Onlar için dari dikeninden başka bir yiyecek yoktur.
Benim bildiğim zakkum ağacı diken değildir, darısı da yoktur.
Dolayısıyla bu darı zakkum olamaz.
Zakkum mu darı mı?
Her ikisi de olabilirse, neden "Darıdan başka yiyecek yoktur." diye yazıyor.
Sevgili Pante,zakkum günaha batmış olanların hesap günündeki yiyeceğidir.Kuru dikense cehenneme atıldıktan sonraki yiyecekleridir.Ayetlerin siyak ve sibağına bakarsan bunu kolayca anlayabilirsin.Ayrıca ahiret hayatını anlatan bütün ayetlerin müteşabih olduğunu hatırlatırım.
hiramusta
17-09-2007, 10:57
Kuran = Meal sanıyosunuz değil mi?
Bundan oniki sene evvel işittim ki, en dehşetli ve muannid bir zındık Kur'an'a karşı suikasdını tercümesiyle yapmağa başlamış ve demiş ki: "Kur'an tercüme edilsin, tâ , ne mal olduğu bilinsin." Yâni lüzumsuz tekraratı herkes görsün ve tercümesi O'nun yerinde okunsun diye dehşetli bir plân çevirmiş. Fakat Risale-i Nur'un cerhedilmez hüccetleri kat'i isbat etmiş ki; "Kur'an'ın hakiki tercümesi kabil değil ve lisan-ı nahvî olan lisan-ı Arabî yerinde Kur'an'ın meziyetlerini ve nüktelerini başka lisan muhafaza edemez ve herbir harfi, on adetten bine kadar sevab veren kelimat-ı Kur'aniyenin mu'cizâne ve cem'iyetli tâbirlerinin yerini beşerin âdî ve cüz'i tercümeleri tutamaz. O'nun yerinde câmilerde okunmaz." diye Risale-i Nur her tarafta intişariyle o dehşetli plânı akim bıraktı.
Said Nursi kendi tefsirinde de meal yapmaktadır,dostum.
thunderpoint
17-09-2007, 11:22
Fakat Risale-i Nur'un cerhedilmez hüccetleri kat'i isbat etmiş ki; "Kur'an'ın hakiki tercümesi kabil değil ve lisan-ı nahvî olan lisan-ı Arabî yerinde Kur'an'ın meziyetlerini ve nüktelerini başka lisan muhafaza edemez ve herbir harfi, on adetten bine kadar sevab veren kelimat-ı Kur'aniyenin mu'cizâne ve cem'iyetli tâbirlerinin yerini beşerin âdî ve cüz'i tercümeleri tutamaz.
Bunu söylemek Kuran'ın apaçık olduğunu, dolayısıyla Kuran'ı yalanlamaktır.
Şayet böyle düşünülmemeli ise Türkler'in İslam'la ne alakası olabilir?
Okur,
Meleklerden peygamber olur mu? konusunda boşa atmışsın.
Sen Cebrail'den başka vahiy meleği biliyor musun?
Var mı böyle bir bilgi?
Sallamışsın ama tutturamamışsın.
Yahu sanıyorsunuz ki böyle izah edebilirim, ikna edebilirim. Ama kendinizi kandırıyorsunuz.
Darı mı zakkum mu? konusunda da darıyı bir güzel anlatmışsın ama sonuç sıfır.
Asıl bu yazdıklarının bir tutar tarafı yok ki birisi faydalanıp da "Hmm. demek ki bu sebeptenmiş." diyerek ikna olsun.
Yahu bırakın bizi de şu satırları okuyan müslümanları düşünün.
Bu saçmasapan açıklamalarla onları da kaybedeceksiniz.
"Laf olsun, torba dolsun" diye yazmayın.
Bilmiyorsanız susun! da cevapsız kalması daha az zararlı olsun.
Ya da yazın bana! " Biz izah edemedik. Var mı bir izah yolu? diye yardım isteyin, yardımcı olalım. :)
Böyle üfürükten teyyare çelişkilere dahi yanıt verememenize üzülüyorum doğrusu. :)
Sevgili Pante,ayette "resul" yani elçi kelimesi geçmektedir.Dolayısıyla ayete geçen kelimeye "peygamber"anlamı vermek doğru değildir.Allah'ın mesajını insanlara ulaştıran herkes elçidir.Bu mesajı direk Allah'tan alan herkes ise öncelikle Nebi (peygamber)dir,bu mesajı insanlara iletmelerinden dolayı da Resul (elçi)dir.Bazı meleklerin elçi olması ise Allah'ın mesajlarını Peygamberlere iletmelerinden dolayıdır.Bunun birkaç örneği Kur'an'da geçmektedir.Ör. Cebrail,Musa'ya hikmet bilgisi veren "Salih kul",İbrahim ve Lut'u ziyaret eden melekler şeklinde.
Ben de önce öyle düşünmüştüm ama öyle değil Hiramusta.
İsra-95 öyle söylemiyor.
Yani isra-95'i biraz genişletirsek;
"Musa'nın, İsa'nın, Muhammed'in yerine insan değil de melekten bir peygamber göndermemiz için dünyada da insanların değil meleklerin yaşıyor olması gerekirdi." denmek isteniyor.
Nitekim bu ayette de resul kelimesi geçiyor;
Kul lev kane fil erdı melaiketüy yemşune mutmeinnıne le nezzelna aleyhim mines semai meleker rasula
Demek ki 2 ayet de aynı konuyu ele alıyor.
O halde Hac-75 de bahsedilen meleklerin resulluğunu dünya için anlamamak gerekiyor.
Sevgili Pante,zakkum günaha batmış olanların hesap günündeki yiyeceğidir.Kuru dikense cehenneme atıldıktan sonraki yiyecekleridir.Ayetlerin siyak ve sibağına bakarsan bunu kolayca anlayabilirsin.Ayrıca ahiret hayatını anlatan bütün ayetlerin müteşabih olduğunu hatırlatırım.
Sevgili Hiramusta;
Ahiret hayatı ile ilgili ayetlerin çoğunun müteşabih olduğunu kabul edelim. Tanımların, tasvirlerin de.
Örneğin zakkum müteşabih olabilir, zaten yazmıştım.
Ama ben zakkum mu darı mı? sorusunu soruyorum. Burada müteşabih olmuş olmamış önemi yok.
Bir yerde zakkum denip, bir başka yerde darı denmesi bir çelişki midir değil midir? Onun izahını arıyoruz.
Zakkumun hesap günü yiyeceği olduğu bilgisi yanlıştır.
Zakkumun cehennem ağacı olduğu konusunda ayet ve hadisler açıktır.
Ayrıca mantıken de zakkumun hesap günü yiyeceği olması uygun değildir.
Bu görüş kabir azabı mantığına benzer. Yargısı kesinleşmemiş kişinin cezaya tabi tutulmasına.
Kur'an cenneti mükemmel yaşanacak bir yer, cehennemi de korkunç azapla dolu ve işkence gibi iğrenç yemekler ve irin gibi sular olarak sunmuştur. Zakkum ve darı dışında bir başka zehirli ve tiksindirici bir yiyecek olsa onun da adı Kur'an'da geçerdi tahminimce.
Burada yanlış olan "Onların cehennemdeki yiyecekleri darıdır." sözü yerine " Onların cehennemde darıdan başka bir yiyecekleri de yoktur" benzeri söylemlerdir.
Bu söylemlerde de cümleyi güçlendirici, anlamını pekiştirici, vurgulayıcı bir edebi taraf vardır. Mecazi anlamda bir müteşabihlik olmasa da bu yönde bir müteşabihlik vardır. "Yani onlara cehennemde zakkum, darı vb. gibi iğrenç-zehirli yiyeceklerin dışında normal bir yiyecek yoktur." şeklinde anlaşılmalıdır.
Kuran = Meal sanıyosunuz değil mi?
Bundan oniki sene evvel işittim ki, en dehşetli ve muannid bir zındık Kur'an'a karşı suikasdını tercümesiyle yapmağa başlamış ve demiş ki: "Kur'an tercüme edilsin, tâ , ne mal olduğu bilinsin." Yâni lüzumsuz tekraratı herkes görsün ve tercümesi O'nun yerinde okunsun diye dehşetli bir plân çevirmiş. Fakat Risale-i Nur'un cerhedilmez hüccetleri kat'i isbat etmiş ki; "Kur'an'ın hakiki tercümesi kabil değil ve lisan-ı nahvî olan lisan-ı Arabî yerinde Kur'an'ın meziyetlerini ve nüktelerini başka lisan muhafaza edemez ve herbir harfi, on adetten bine kadar sevab veren kelimat-ı Kur'aniyenin mu'cizâne ve cem'iyetli tâbirlerinin yerini beşerin âdî ve cüz'i tercümeleri tutamaz. O'nun yerinde câmilerde okunmaz." diye Risale-i Nur her tarafta intişariyle o dehşetli plânı akim bıraktı.
Okur, bu tür imalı küfürlerini, hakaretlerini bir daha asma. Kim için yazdığını herkes anlıyor. Ama dozunu kaçırmaya başladın. Tekrarladığında silinecektir, bilgin olsun.
Eğer Türkçe meallerin doğru olmadığını savunuyorsan, bunun Kur2an'a ve İslam'a zarar verdiğini düşünüyorsan kimseye hakaret etmeden sadece bu konudaki görüşlerini yaz, tartışalım.
Bu forumlarda en göze çarpan şey insanlara en ufak tahammül göstermeden fikirlerini sokuşturmaya çalışmalarıdır ki zaten hoş olmayanda bu aslında *dediklerinin ne önemi var sistem kurulu bir saat gibi işlemekte her ne arzu ediliyorsa bir tamam olmakta sadece fikir sahipleri kendini yırttığıyla kalıyor o kadar.Zira bu tip konularda orta nokta olmadığından orta nokta bulmaya çalışmakta nafile.
-Çünkü birileri hiç görmedikleri ama her şeylerini doğru kabul ettikleri atalarının Ki onlarda aynı idi- dediklerinin dışına çıkmadan öğrendiklerini anlatırlar onları şaşmaz doğru sayarak , diğerleride onların tezlerini çürütmek için yine hiç tanımadıkları insanların araştırmalarını esas alıp bu kişilere fikir iddiasında bulunurlar.
-Bu şekilde bir yerlere varılacağını sanmam ama iş ola torba dola, İşin aslı kanıtları saklamadan
anlatmaktır.Çünkü her iki tarafta hiç bir zaman birbirlerine anlatmadıkları ve her iki tarafında bir-
birlerine dahi diyemediklerinden ve saklamasından gerçekler su yüzüne çıkmamaktadır.En azından her iki tarafından dini bilgileri derinlemesine bildiği ve bazı açıklanması gerekenleri beraber açıklamalarıdır.Bunların başında hristiyanlık denen bir dinin olmadığı ve bu gün ateist denen insanların iddialarının o dönemde Hz.İsa tarafından dile getirilip ortalık yerlerde anlatılması sonucu Hz.İsa nın dinsiz adledilip çarmıha gerilmesidir ki onu çarmıha geren zihniyet 200-300 yıl sonra onun ısrarla inkar ettiği tevratı yine onunla hiç alakası olmayan bir uyduruk incilin önüne ekleyip Ahdi cedid -ahdi atik diyerek *birleştirip incil yapıp insanlara kakalamışlardır
Halbüki iyice incelendiğinde Hz.isanın aslında bu günki ateist düşüncedeki insanlardan her hangi bir farkı yoktur ve hristiyanlık diye bişide yoktur.
-İşte bu en basit bilineni bile her iki taraf ortaya çıkartmaya çekinmektedir.Niyemi çünkü 2000 yıldır peygamber olduğu söylenen kişinin tarihin ilk asılmış ateisti olduğunu anlatmak her iki grubada çok zor görünmektedir.ve bu konu çözülürse artık pek fazla tartışılacak bişi kalmıyacağı içinde işin büyüsü de bozulacaktır.
-Ve daha böle bi sürü bişeyler.
Bunlar irdelenmeyi bekleyen şeyler.
-Ne diye olmadık şeylerele zaman harcıyorsunuz , Kuranı iyice okuduğunuzda aslında her şeyi görürsünüz,Ne der kuran "İlmin sonunda inkar var " bu hangi ilimdirki sonunda inkar olsun,,,
Yani hem herşeyi biliyoruz diye parçalıyorsunuz kendinizi hemde en basit şeyleri atlıyorsunuz,"İfrit ayrıntıda saklı" noktaları bile atlamayın bence eğer bir yerde fuzuli bir nokta görürseniz etrafına iyi bakın vardır bir sebebi,
Yani ellerindeki en sağlam materyal olan kuran aslında onların tüm bildiklerini yıkacak bilgilerle dolu bence iyi okuyun kuranı,O zannedildiği gibi değil hiç zannedilmediği gibi şeyleri anlatmakta
kuranı okurken yazılım mantığını iyi dikkat edin,orada yazanın yaşadığı zamanla kitabın zuhur ettiği zaman arasında bir büyük zaman farkı olduğunu hissedebiliyor olmanız lazım,Zira arada ciddi bir zaman boşluğu var. Zaten yer yer demiyormu " Ben zaman içinde zaman yaratırım" diye,Bence iyi okuyun iyi anlayın hitaplardaki zaman farkını ve anlamsal kavram çelişkilerini iyi sentez edin. Çok şey bulucağınızdan eminim.
Kalın sağlıcakla.
hiramusta
17-09-2007, 15:26
Sevgili Pante,melekler bize değil,Peygamberlere elçi olarak gelirler.Ayette geçtiği üzre müşrikler kendilerine insan elçi yerine melek elçi istiyorlar.Ayet buna binaen cevap veriyor.Yani Allah'ın istisnaen Peygamberlere karşı sorumlu kılmış olduğu elçi meleklerin diğer insanlara karşı da sorumlu olabilmeleri için insanların *melek olmaları gerektiği kaydı düşülüyor.
thunderpoint
17-09-2007, 15:31
İşte bu en basit bilineni bile her iki taraf ortaya çıkartmaya çekinmektedir.Niyemi çünkü 2000 yıldır peygamber olduğu söylenen kişinin tarihin ilk asılmış ateisti olduğunu anlatmak her iki grubada çok zor görünmektedir.ve bu konu çözülürse artık pek fazla tartışılacak bişi kalmıyacağı içinde işin büyüsü de bozulacaktır.
Sevgili komikci,
Yazının bir çok yerine katılıyorum da alıntıdaki kısmı anlayamadım.. Bunun Ateistlere ne gibi bir zararı dokunur ki sadece büyüyü bozmama maksadıyla sürdürsünler. Keşke inanç sorunu bu şekilde kolayca çözülüverse de herkes işine gücüne baksa.
Zaten alıntıdaki şekliyle çözüldüğü zaman bizlerin bu konudaki haklılığı ortaya çıkmış olmuyor mu?
Sevgiler...
hiramusta
17-09-2007, 15:37
Zakkumla,kuru dikenle (dari)ilgili dediklerini de gözönüne alarak bu konuda bir araştırma yapacağım.
Kuran = Meal sanıyosunuz değil mi?
Bundan oniki sene evvel işittim ki, en dehşetli ve muannid bir zındık Kur'an'a karşı suikasdını tercümesiyle yapmağa başlamış ve demiş ki: "Kur'an tercüme edilsin, tâ , ne mal olduğu bilinsin." Yâni lüzumsuz tekraratı herkes görsün ve tercümesi O'nun yerinde okunsun diye dehşetli bir plân çevirmiş. Fakat Risale-i Nur'un cerhedilmez hüccetleri kat'i isbat etmiş ki; "Kur'an'ın hakiki tercümesi kabil değil ve lisan-ı nahvî olan lisan-ı Arabî yerinde Kur'an'ın meziyetlerini ve nüktelerini başka lisan muhafaza edemez ve herbir harfi, on adetten bine kadar sevab veren kelimat-ı Kur'aniyenin mu'cizâne ve cem'iyetli tâbirlerinin yerini beşerin âdî ve cüz'i tercümeleri tutamaz. O'nun yerinde câmilerde okunmaz." diye Risale-i Nur her tarafta intişariyle o dehşetli plânı akim bıraktı.
Okur, bu tür imalı küfürlerini, hakaretlerini bir daha asma. Kim için yazdığını herkes anlıyor. Ama dozunu kaçırmaya başladın. Tekrarladığında silinecektir, bilgin olsun.
Eğer Türkçe meallerin doğru olmadığını savunuyorsan, bunun Kur2an'a ve İslam'a zarar verdiğini düşünüyorsan kimseye hakaret etmeden sadece bu konudaki görüşlerini yaz, tartışalım. *Bu parça 1400 küsür sayıda Türkiye Cumhuriyeti mahkemelrinde tetkik edildikten sonra serbest bırakılan bir kitaptan alıntıdır ve o kitap hala serbest.İlgili makamlar *tarafından bandrollü yani..
Bu makamda bir müddei umumînin, Mustafa Kemal’e dostluğu taassubuyla, kanunsuz ve lüzumsuz ve yanlış itiraz ve sualleri beni bu sadet harici gibi izahatı vermeye mecbur eyledi. Ben onun, adliye kanunu namına tamamen şahsî ve kanunsuz bir sözünü misal olarak beyan ediyorum.
Dedi: "Beşinci Şuada sen hiç kalben nedamet etmedin mi ki, onu rakıdan ve şaraptan su tulumbası gibi tâbirlerle tezyif etmişsin?" Ben onun bütün bütün mânâsız ve yanlış ve dostluk taassubuna mukabil derim: Kahraman ordunun zaferi ve şerefi ona verilmez, yalnız onun bir hissesi olabilir. Nasıl ki ordunun ganimeti, malları, erzakları bir kumandana verilse zulümdür, dehşetli bir haksızlıktır.
Evet nasıl o insafsız, o çok kusurlu adamı sevmemekle beni itham etti, âdeta vatan hâini yaptı. Ben de onu, orduyu sevmemekle itham ediyorum. Çünkü bütün şerefi ve mânevî ganimeti o dostuna verip, orduyu şerefsiz bırakıyor. Hakikat ise, müsbet şeyler, haseneler, iyilikler cemaate, orduya tevzi edilir ve menfîler ve tahribat ve kusurlar başa verilir.
Sen onu bunu bırakta şu asılsız iddialardan ne vakit vazgeçeceksin onu söyle.Daha meleklerin vazifelerinde sorun yaşıyorsun ki sıra diğerlerine gelsin... Ben mümkün olduğunca cevap vermemmeğe çalışacağım zira boşuna.. İnanmak istemiyorsun işte kim inandırabilir kiseni. Bak sizden birinin bir sözü : Hiç kimse görmek istemeyenden daha kör olamaz... Selametle...
Sevgili komikci,
Yazının bir çok yerine katılıyorum da alıntıdaki kısmı anlayamadım.. Bunun Ateistlere ne gibi bir zararı dokunur ki sadece büyüyü bozmama maksadıyla sürdürsünler. Keşke inanç sorunu bu şekilde kolayca çözülüverse de herkes işine gücüne baksa.
Zaten alıntıdaki şekliyle çözüldüğü zaman bizlerin bu konudaki haklılığı ortaya çıkmış olmuyor mu?
Ateistlerin handikapı hristiyanlığın örgütsel yapısından çekiniyor olmaları tabi bu Türk ateistleri için de müslüman *kitlelerden çekinmeyi gerektiriyor. Yoksa dediğin gibi çözülmeyecek bişi değil,
Kalın sağlıcakla...
Çelişkileri yazmaya devam edelim.
Bu defa İncil'den bir büyük çelişkiyi aktaralım.
Herhangi bir konuda 4 İncil'in dördünde de aynı doğrultuda hüküm olması gerekir.
Bakın aşağıdaki örnek de tam tersi:
Yolculuğa Çıkarken Ne Almalı Ne Almamalı?
Matta- 10/ 10. *Yolculuk için ne torba, ne yedek mintan, ne çarık, ne de değnek alın. Çünkü işçi yiyeceğini hak eder.
Luka- 9/ 3. *Onlara şöyle dedi: “Yolculuk için yanınıza hiçbir şey almayın: Ne değnek, ne torba, ne ekmek, ne para, ne de yedek mintan.
Markos- 6/ 8. *Yolculuk için yanlarına değnekten başka bir şey almamalarını söyledi. Ne ekmek, ne torba, ne de kuşaklarında para götüreceklerdi.
Yuhanna'da ise bu konuda bir bilgi yok.
Şimdi bir Hristiyan hangi kitaba uyacak? Var mı bu çelişkinin izahı?
Kutsal kitaplardaki en önemli çelişkiler bilimdışı ifadelerdir. Tevrat ve Kur'an'da bu konularda bolca örnek bulunabilir. İncil'in içeriği ise Tevrat ve Kur'an'a göre daha fakir olduğundan tıbbı, astronomiyi, matematiği, biyolojiyi ilgilendiren konulara yer vermediğinden nispeten çelişkiler de daha azdır.
Ama 1-2 önemli bilimsel çelişki dahi o kitabın kutsallığına gölge düşürür.
Örneğin o dönemlerde dünyanın tepsi gibi düz sanılmasının kitaplara yansımış olması bu kitapların Tanrıyla ilgisi olmadığını, insan uydurması olduğunu kanıtlar.
İncil Dünyanın Düz Olduğunu Söylüyor
Bunu açıkça yazmıyor ama İsa Deneniyor" bölümündeki ifadelerden bu çıkıyor.
Matta/ Bölüm 4
İsa Deneniyor
(Mar.1:12-13; Luk.4:1-13)
8-9. İblis bu kez İsa`yı çok yüksek bir dağa çıkardı. O`na bütün görkemiyle dünya ülkelerini göstererek,
Yere kapanıp bana taparsan, bütün bunları sana vereceğim dedi.
İblis, İsa'yı çok yüksek bir dağa çıkarıyor. Bu dağdan bütün görkemiyle dünyanın ülkelerini gösteriyor.
Çok yüksek dağ da Kudüs'teki bir dağ.
Değil Kudüs'teki bir dağa, Everest tepesine çıksalar dünya ülkelerini göremezler. Ancak o bölgeyi görebilirler. Çünkü dünya yuvarlaktır. Düz olsaydı, yüksek bir dağdan ülkeleri görebilirlerdi belki.
İncillerde de müteşabih ayetler çok. Ama böyle müteşabihlik de olmaz.
İncil'deki bir başka çelişki "İbraniler" de geçiyor.
İsa Meleklerden Aşağı mı Kılınmış Yoksa Üstün mü?
İbraniler'e Mektup
Bölüm 1
Oğul Meleklerden Üstündür
3. Oğul, Tanrı yüceliğinin parıltısı, O`nun varlığının öz görünümüdür. Güçlü sözüyle her şeyi devam ettirir. Günahlardan arınmayı sağladıktan sonra, yücelerde ulu Tanrı`nın sağında oturdu.
4. Meleklerden ne denli üstün bir adı miras aldıysa, onlardan o denli üstün oldu.
5. Çünkü Tanrı meleklerin herhangi birine, “Sen benim Oğlum`sun, Bugün ben sana Baba oldum” Ya da, “Ben O`na Baba olacağım, O da bana Oğul olacak”demiş midir?
6. Yine Tanrı ilk doğanı dünyaya gönderirken diyor ki, “Tanrı`nın bütün melekleri O`na tapınsın.”
Bölüm 2
Dikkatli Olalım
9. *Ama meleklerden biraz aşağı kılınmış olan İsa`yı, Tanrı`nın lütfuyla herkes için ölümü tatsın diye çektiği ölüm acısı sonucunda yücelik ve onur tacı giydirilmiş olarak görüyoruz.
Aynı kitabın 1. bölümünde İsa'nın meleklerden üstün kılındığını öne sürüyor ama *2. bölümünde İsa'nın meleklerden biraz aşağı kılındığını yazıyor.
Bu kitapları yazanları Tanrı mı yanlış esinlemiş, onlar mı uydurmuş siz karar verin..
Bir de İncil ile Tevrat arasında bir çelişkiyi örnek verelim:
Tanrı Görülebilir mi?
Tevrat'a göre görülebilir, görülmüştür de.
"Ve Musa ile Harun, Nadab ve Abihu ve Israil'in ihtiyarlarindan yetmis kisi çiktilar; ve Israil'in Allahini gördüler ve onun ayaklari altinda, gök yakuttan tugla döseme gibi, aydinlandikca asil göke benzer bir sey vardi. Ve Israil ogullarinin asilzadelerine dokunmadi; ve Allahi gördüler ve yiyip içtiler."
Tevrat, Çikis 24 - 9 ... 11.
"Ve Yakup o yerin adini Peniel koydu; çünkü: Allahi yüzyüze gördüm ve canim sag kaldi, dedi."
Tevrat, Tekvin 32 - 30.
Ama İncil'e göre Tanrının görülmesi mümkün değildir.
Hiç kimse hiçbir zaman Tanrı`yı görmüş değildir. Ama birbirimizi seversek, Tanrı içimizde yaşar ve sevgisi içimizde yetkinleşmiş olur.
1. Yuhanna 4:12
Tekrar Kur'an'a dönelim. Bugün Ali İmran suresini inceliyorum.
121. ayette Uhud ve Bedir savaşından bahsetmeye başlıyor.
121. Hani bir vakit erkenden, müminleri savaş için elverişli mevkilere yerleştirmek üzere, ailenden ayrılmıştın. Allah işiten ve bilendi. *
122. O zaman içinizden iki grup oluşturanlar, Allah yardımcıları iken, yılıp çekilmek istemişlerdi. Demek ki, inananlar, yalnızca Allah'a dayanmalıdırlar.
123. Gerçek şu ki, sizler çaresiz birkaç kişi iken Allah, size Bedir'de sırf yardımı ile zafer verdi. O halde Allah'tan korkun ki, şükretmiş olasınız.
124. O vakit sen inananlara: "Rabbinizin size indirilmekte olan üç bin melekler yardım etmesi size yetişmez mi?" diyordun.
125. Evet sizler sabreder ve itaatsizlikten sakınırsanız onlar da hemen üzerinize saldırırlarsa, Rabbiniz size beş bin nişanlı melekle yardım edecek.
Bedir savaşında üçbin melek savaşa katılmış..
Müslümanlar sabırlı ve itaatkar davranırlarsa beşbin melek gönderirmiş..
Bunlar da savaşçı melekler herhalde. Acaba nasıl savaşıyorlardı?
Kılıçla mı? Mızrakla mı? Okla mı?
"(Okları) Siz atmadınız. Allah attı." derken bu melekler kastediliyordu herhalde.
İsteyince meleklerini göndererek savaşlara dahi müdahale eden Allah, 1400 yıldır neden dünyadaki savaşları, katliamları, zulmü, adalaetsizliği *umursamıyor acaba?
Kırgın mı yoksa?
Ali İmran suresindeki Uhud savaşı ile ilgili bahis 130. ayette birden kesiliyor ve faiz konusuna giriliyor.
Bundan sonra 10 ayet azaptan, takva sahiplerinden vs. bahsediliyor.
140. ayette yeniden uhud savaşı bahsine dönülüyor ve 180. ayete kadar devam ediliyor.
180. ayetten sonra Allah, ölüm, azap vb. genel söylemlere dönülüyor.
Dikkatle okunduğunda bariz bir kopukluk var.
Ayetlerin sıralamasının yanlış yapıldığı, acemi birinin eliyle düzenlendiği anlaşılıyor ya da sonradan bozulduğu.
Benzer durum Bakara suresinde de var.
Bu surede de 221. ayetten 238'e kadar olan kısım kadınlardan, boşanmadan vs. bahsediyor.
238 ve 239. ayette hiç alakasızca orta namazın önemine değiniliyor.
240. ayetten itibaren yeniden kadın bahsine dönülüyor.
Bu karışık dizin kitabın kutsallığına gölge düşürüyor ve insan elinden çıkma olduğunu gösteriyor.
Mucize olarak sunulan, mükemmeliği hakkında övgüler düzülen kitaptaki bu basit hatalar nasıl açıklanabilir?
Açıklanamaz. Çünkü objektif yaklaşıp görüşlerini belirtemezler. " Hata yoktur" diyerek karışıklığı kabul etmeyecek, aradaki alakasız ayetlere alaka üretme gayretkeşliği içinde olacaklardır.
Öncelikle İncir ve Tevratı kutsal kitap olarak kabul etmekle birlikte; Tahrif edildiklerine inandığımız için içindeki ayetlerin hangisi ALLAH kelamıdır, Hangisi Beşer kelamıdır bilmiyoruz.. Bu nazar ile bakıldığında İncil ve Tevratı kıstas olarak kabul etmek için Kur'an süzgecinden geçirmek lazım...
Salt ordan verilen örnekler olumlu yada olumsuz doğru değildir...
thunderpoint
21-09-2007, 10:22
Sence Kuran'da da beşeri kelam kullanılmış mı ahfa?
aspendos
21-09-2007, 20:53
güzel ateist kardeşlerim benim kuranı kerimi anlamamnız gayet doğal çünki şeytani bir ilimle şeytani düşünceyle kuranı nasıl anlıyabilirsiniz ki .
kendi aklınızla yorum yaparsanız kuran hakkında ancak bukadar yorumlayabilirsiniz ve saçma sapan yorumlar çıkar karşımıza .
bakın kuranı kerim nediyor bu kalbinde hastalık bulunanlara ...
(3 Ali İmran - 7)
Ki sana bu kitabı indirdi. Onun bazı ayetleri kesin anlamlıdır (muhkem), ki bunlar kitabın özüdür. Diğerleri de benzer anlamlıdır (müteşabih). Kalplerinde hastalık bulunanlar, insanları şaşırtmak ve farklı anlam vermek için benzer anlamlı olanlarının ardına düşerler. Onların gerçek anlamını ise kimse bilmez, ancak istisnadır ALLAH ve derin bilgiye sahip olanlar “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır,” derler. Akıl ve anlayış sahiplerinden başkası öğüt almaz.
yani sizler dilediğiniz kadar kuranı yorumlayın kafanıza göre anlamanız mümkin değil allah kalplerinizi mühürlemiş boşa uğraşıyor bu ateizm .
ateizm çöktü *:D *:D
Acaba Kur'an'da beşeri olmayan bir Tanrı sözü var mıdır?
Hiç üzerinde çok düşündüğünüz "Bu insan sözü olamaz." dediğiniz bir ayet ya da *" Böyle bir bilgiyi 1400 sene önce yaşamış bir insan bilemez" diye düşündüğünüz bir bilgi var mı Kur'an'a ait?
Sıkça örnek olarak verilen;
" Rahimde ceninin oluşum aşamaları",
" Rumların bir sonraki savaşı kazanacağı" ,
" İki denizin aralarında engel olması",
" Evrenin genişlemesi",
" Haman"
konuları bu forumda daha önce tartışıldı. Forumun arama motorundan bulunabilir.
Kur'an'da 1400 sene önce yazılmış birtakım biyolojik, astrolojik bilgilere hayret edenler;
Kur'an'dan 1000 yıl önce, günümüzden 2400-2500 sene önce bilinenleri incelemelidirler.
İlkçağ filozofları Kur'an'daki bilgilerden çok daha fazlasına Kur'an'dan 10 asır önce erişmişlerdi.
Kur'an'da beşeri olduğu öne sürülen sure ve ayetler ise;
Fatiha suresi ve
Amen-errasulü ( Bakara suresi son 2 ayet)
Hud suresi 1-2.
Tevbe suresi 30.
Zariyat suresi 50-51.
En'am suresi 114. ayetleridir.
Peki, neden 1500 senedir Kur'an gibi başka bir kitap yazılamadı.. ?
Ortada bir örneğide olduğu halde ve Kur'an bunun yapılamıyacağını söyleyip tüm insanlığa meydan okuduğu halde.... Neden Kur'an gibi başka bir kitap yazılamadı..?
InVitatio
22-09-2007, 02:12
Arkadaslar
Peygambere vahi geldi de vahiyi "nerden nasil aldi" ? kim "getirdi" ?
Müslümanlar bu konuda neye inanir ?
yani Insan sözü denilen ayetler nasil , insan sözü müdür yoksa.......?
Peki, neden 1500 senedir Kur'an gibi başka bir kitap yazılamadı.. ?
Geçmişte yazmaya kalkışanların derisi yüzüldü.
Bugün yazılacak olanın da bir anlamı yok çünkü 1400 sene öncesi özellikleriyle yazılması gerekir.
Adam çıkar, benzer bir kitap yazar, içinde bilimsel bilgilere de yer verir. Örneğin;
" Ey insanlar, gözleriniz sizi aldatmasın. Gördüklerinizin yanında göremedikleriniz olduğu gibi, gördüklerinizin de bir kısmı yanıltıcıdır. Güneşi doğudan batıya döner görürsünüz. Halbuki dönen güneş değil, üzerinde yaşadığımız dünyadır. Onu ancak aklı erenler bilir."
şeklinde bir ayet şiirimsi bir dille Arapça yazılamaz mı? Pekala yazılabilir.
Kafiyeleri de peşpeşe sıraladın mı olur sana Kur'an'dan daha mükemmel bir kitap.
Muhammed'den önce peygamberliğini iddia etmiş olan Yemameli Rahman'ın (Müslim) da yazdığı ayetler vardı. Aynı Kur'an ayetlerine benziyor. Hiç okudun mu?
Şimdi de "Furkan" diye bir kitap yazdılar. Kim değerlendirecek üstün olup olmadığını.
Müslümanlar "üstün değil" diyecek, gayrimüslimler "üstün".
Hakem kim olacak?
Bunlar boş iddialar..
Müslümanların hayran olduğu, coşkuyla söylediği "lebbeyk allahümme lebbeyk" sözleri dahi putperestlerden kalma, sanma ki Allah'tan inme. :)
Pekala yazılabilir.
Eee, yazılsın o zaman.. Böyle bir kitap yazılsa Kur'an davasından vaz geçecek.. Ama Kur'anın bu meydan okumasına karşı insanlık bunu yapamıyor ve yapamaz.. !
Yazamazlar ve yazamayacaklar da iddiasının asıl meydan okuduğu nokta;
Sözün içeriği değil, sözün toplumda bıraktığı etkidir diye okununca bir anlam kazanıyor bende.
Bu açıdan bakılınca da ;"Evet" *günümüzde hiç bir söz bu sözler kadar toplumsal kabul görmemişitir,bundan sonra da zaten göremeyecektir.
Burada Kuran'a delil olarak değil, *sözün arkasında ki gücün tarifi olarak bakmak gerekir diye düşünüyorum şahsen ben.
Bu etkinin gücünü kabul etmek ayrıdır, gücü kabul etmek ise apayrıdır.
Selamlar
aspendos
22-09-2007, 10:41
tabiiki yapamaz güzel kardeşim ,
yıllardan beri bu kitabı biz koruyacağız diyen allaha hangi güç karşı koyabildiki bugüne kadar ?
hepsi lafda kalır . müteşabih ayetlerden yola çıkarak kuranda çelişki olduğunu vurgulayan ateistlerin kuranı yorumlayamamalarıda gayet normaldir çünki o ayetlerin hikmetini mahiyetini çözmeleri mümkin değil .
bunları burada yazdığımız zaman da kızmaya başlarlar .
kızmak bir işe yaramaz alay etmek veya insanların peygamber diye hitap ettiği bir insana . çöl bedevisi şeklindeki hitap zaten ateistlerin , her kim olursa olsun insana saygısı olmayan bir durum içindedir .
bu yıllardan beri böyle geldi ve değişmez .
kuranı kerimi anlamadıkları gibi anlamış havasına girip bu tür ayet açıklamaları yapmaları haliyle şeytani düşünceler ile kuranı yorumlamak ancak bukadar tefsir edilir haliylede gerçeğe uygun olmaz .
bu yüzden ateistlere tavsiyem aklınızla okuyun kuranı şeytanın vermiş olduğu vesvese ile değil *:D
thunderpoint
22-09-2007, 10:58
kuranı kerimi anlamadıkları gibi anlamış havasına girip bu tür ayet açıklamaları yapmaları haliyle şeytani düşünceler ile kuranı yorumlamak ancak bukadar tefsir edilir haliylede gerçeğe uygun olmaz .
Kardeşim defalarca tekrarlamaktan bıktık. Siz de işinize gelmediği için işi yokuşa sürmeyi tercih ediyorsunuz. Hani Kuran apaçıktı?....
bu yüzden ateistlere tavsiyem aklınızla okuyun kuranı şeytanın vermiş olduğu vesvese ile değil :D
Tam tarihe geçecek bir söz. Kuyunun dibinde havalar nasıl?
Aspendos,
Gücün temsili olarak halkın mevcut sistem karşında ki toplanmasını ele alarak tekrar mesajı okumalısınız bence.
Örnek vermek gerekirse, Aspendos ile Xantos site şehir devletleri arasında ki farkı inceleyebilrsiniz.
İlk Farkı Açık hava Tiyatrolarından rahatlıkla anlayacaksınızdır.
Aspendos Mekke , *Ya Xantos ?
Selamlar
aspendos
22-09-2007, 11:16
thunderpoint kardeş ,
kuran zaten apaçık bir kitap ancak gel gör ki günden güne kuranda yeni yeni keşifler meydana geliyor bunu zaman la anlıyoruz oysa kuran apaçık oluşunu sana 1400 sene evvel söylemiş idi bugüne mahsuz değilki .
o dönemde insanlara *iki denizin arasına engel koyan diye birşey söylense kimse ne olduğunu anlamaz idi ikisinden de inci ve mercan çıkar dediğinde öküzün trene baktığı gibi insanlar biribrine bakar durumu olurdu ama kitap açık olduğundan ilerleyen dönemlerde bak kuran bunu demek istemiş ve buna işaret ediliyor olması kitabın açık oluşundan ve ileriye dönük dönemde yaşıyacak insanlara da hitap edeceğinin bir göstergesi olmuştur .
kitap halen açık ama herşeyi bir zamana göre ayarlamış olan herşeyin gücü elinde olan allah kıyamete kadar da gizli saklı bazı ayetleri de zamanına göre açığa kavuşturması gerçeğini görüyoruz .
mesela elif lam mim veya ha mim gibi kuranda geçen bazı anlamadığımız cümleler veya kelimeler .
biz bilmiyoruz diye anlamıyoruz diye diğer gelecek ümmetlerde bilmiyecek diye bir durum söz konusu değil .bunu geçmiş ümmetlerde gördüğümüz gibi .
açık hava tiyatrolarına bayılırım özellikle aspendos daki *:D
thunderpoint
22-09-2007, 12:38
kuran zaten apaçık bir kitap ancak gel gör ki günden güne kuranda yeni yeni keşifler meydana geliyor bunu zaman la anlıyoruz oysa kuran apaçık oluşunu sana 1400 sene evvel söylemiş idi bugüne mahsuz değilki .
:lol: *:D *:lol: *:roll:
Tabiiki yapamaz güzel kardeşim ,
yıllardan beri bu kitabı biz koruyacağız diyen allaha hangi güç karşı koyabildiki bugüne kadar ?
hepsi lafda kalır . müteşabih ayetlerden yola çıkarak kuranda çelişki olduğunu vurgulayan ateistlerin kuranı yorumlayamamalarıda gayet normaldir çünki o ayetlerin hikmetini mahiyetini çözmeleri mümkin değil .
bunları burada yazdığımız zaman da kızmaya başlarlar .
kızmak bir işe yaramaz alay etmek veya insanların peygamber diye hitap ettiği bir insana . çöl bedevisi şeklindeki hitap zaten ateistlerin , her kim olursa olsun insana saygısı olmayan bir durum içindedir .
bu yıllardan beri böyle geldi ve değişmez .
kuranı kerimi anlamadıkları gibi anlamış havasına girip bu tür ayet açıklamaları yapmaları haliyle şeytani düşünceler ile kuranı yorumlamak ancak bukadar tefsir edilir haliylede gerçeğe uygun olmaz .
bu yüzden ateistlere tavsiyem aklınızla okuyun kuranı şeytanın vermiş olduğu vesvese ile değil *Very Happy
Büyük bir yazar ve şair olsaydım dahi böyle bir kitap yazamazdım.
Çünkü yazacağım kitapda ;
Amcalarımın, halalarımın, dayılarımın, teyzelerimin kızlarından dilediğimi, gönlümün beğendiğini karılarımın arasına *katabileceğimi yazamazdım. Bu hem onuruma dokunurdu. Hem de tüm akrabalarım yüzüme tükürürdü.
( eş demediğim için hanımlar beni bağışlasın. Birden çok olduğunda eş olmaktan çıkıyor. Eş=Eşit)
Böyle bir kitap yazamazdım. Çünkü evlatlığım yok. Olmuş olsaydı onun eşine göz koymaz, aralarının bozulmasına ve boşanmalarına sebep olmaz, üstüne üstlük toplum karşı çıkıyor diye doğru bir ahlak kuralını bozmaz, "evlatlıklarınızın boşanan eşiyle evlenebilesiniz diye" bahanesi uydurmaz, onunla evlenmeden (Nikahımızı Allah kıydı) diyerek gerdeğe girmezdim.
Böyle bir kitap yazamazdım. Çünkü 6 yaşında evlendiğim, sokakta oyuncaklarıyla oynarken çağırtıp-hazırlatıp 9 yaşında gerdeğe girdiğim kendimden 43 yaş küçük bir eşim yok.
Olsaydı dahi genç eşimin yine genç bir delikanlıyla kervandan ayrılıp başbaşa kalması karşısında doğan dedikodu kasırgasını yazdığım kitaba konu edemezdim. (İfk hadisesi)
Böyle bir kitap yazamazdım. Çünkü kitabımda karılarımın isyankar davranışları ve aralarındaki sürtüşmeleri önlemek ve onları susturabilmek, bana itaat etmeleri sağlamak, onları tehdit edip korkutmak için kitaptaki koca bir sureyi karılarıma ayırmazdım. (Tahkim suresi)
Pekala yazılabilir.
Eee, yazılsın o zaman.. Böyle bir kitap yazılsa Kur'an davasından vaz geçecek.. Ama Kur'anın bu meydan okumasına karşı insanlık bunu yapamıyor ve yapamaz.. !
Böyle bir kitap derken, BÖYLE kelimesiyle kastettiğiniz kriter nedir?
Benzeri yazılamaz lafını hiç anlayamamışımdır zaten.
Kur'an'dan çok daha anlamlı, kopuk olmayan tarih kitapları var,
Harika şiir kitapları var,
Harika felsefe kitapları, enfes romanlar var,
İnsancıl öğretiler, bilimsel yapıtlar...
yazılamaz olan nedir ah bir anlasam.
yazılamaz olan nedir ah bir anlasam.
Müslümanların büyük çoğunluğunun Kur'an'da ne yazdığından bihaber olduğunu biliyoruz.
Kulaktan dolma bir takım doğru-yanlış ayetleri bilirler sadece. Birçok söyleneni ise Kur'an'da yazıyor zannederler. Birçoğu hadis ile ayetin farkını dahi bilmez.
Büyük çoğunluk Kur'an'ın bir musiki gibi okunmasından etkilendiği de ayrı bir gerçektir.
Bu konuda fıkralar dahi vardır. Kur'an okunurken dinleyenlerden, olmadık yerde gözyaşı döküp ağlayanların fıkrası gibi.
Ee tabi, dinleyenlerin ağlamaları için dahi hadis varsa ağlamasın da ne yapsın millet:
“Şu Kur’an hüzünlü olarak nazil oldu, öyleyse onu okuyunca ağlayın. Eğer ağlayamazsanız ağlamaya çalışın ve onu güzel okuyun. Onu güzel okumaya gayret etmeyen bizden değildir.”
Kur'an'ın musiki nağmeleriyle değil de tertil ve teğanni ile yani kelimelerin anlaşılır şekilde, ağır ağır ve güzel bir okunuşla okunması doğru bulunurken musiki nağmeleriyle okuma konusunda bir yarış vardır.
Halbuki bu musiki nağmeleri Kur'an'dan önce Yahudiler tarafından Tevrat'a uygulanırdı. Yani yahudilerden geçmedir musiki ile okumak.
Öyle benzerlik vardır ki, bir yerde musiki ile Tevrat okunduğunu duysa bir müslüman, Kur'an okunuyor zannederek gözyaşı dökerdi herhalde. :)
İnsan neyden, nasıl yaratıldı?
Hicr/ 26. *Andolsun biz insanı, (pişmiş) kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattık.
Enbiya/ 30. *İnkar edenler, göklerle yer bitişik bir halde iken bizim, onları birbirinden kopardığımızı ve her canlı şeyi sudan yarattığımızı görüp düşünmediler mi? Yine de inanmazlar mı?
Ali İmran/ 59. Allah nezdinde İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona "Ol!" dedi ve oluverdi.
Alak/ 2. *O, insanı pıhtılaşmış kandan (alak'tan) yarattı.
Yukarıdaki ayetlere göre insanın;
kara balçıktan, sudan, topraktan, pıhtılaşmış kandan yaratıldığı ifade ediliyor.
Bu 4 ayrı çeşit arasında bağlantı kurmaya çalışalım:
* Tüm canlıların önce sudan yaratıldığını kabul edelim.
* İlk insanın topraktan yaratıldığını, diğer ayetteki kara balçıkla da yine toprağın farzedildiğini varsayalım.
* sonraki insanların ise sperm-yumurta döllenmesiyle çoğaldığını anlayalım.
Bu arada her canlının sudan yaratıldığı ifadesinde, hercanlının içine insanın da girdiğini gözardı etmemek gerekir. Bunu vurguladıktan sonra şimdi de aşağıdaki ayeti düşünelim:
Nuh/ 17. *Vallahu enbetekum minel'ardı nebaten.
Bu ayette mealciler bir türlü aynı çeviride birleşememişler:
Doğru meal:
Ve Allah sizi bir bitki olarak yerden bitirdi.
Ama meale gibi kelimesi ekleyerek:
Allah sizi bir bitki gibi yerden bitirdi.
diye çevirenler de var.
Su ve bitki ayetleri evrimci mealcilerin elini güçlendiriyor.
Ama diğer yandan insanın neyden yaratıldığı konusu ise muallakta kalıyor.
"Kuran' ın Benzeri Yazıldı: True Furqan
İslamiyetten ayrılan iki Arap, benzeri yazılamaz denilen Kuran' ın bir benzerini yedi yıllık uğraş sonucunda yazmayı başardı. Böylece bindörtyüzyıllık "Kuran'ın bir Sure'sinin bile benzeri yazılamaz" mitosu çökmüş oldu. True Furqan, Türkçede Gerçek Furkan (doğruyu yanlıştan ayırt eden) anlamına geliyor. 366 sayfa olan True Furqan, Arap Dili ve Edebiyatı profesörlerinden de geçer not aldı. Aynı Kuran' daki gibi hatta daha iyi şiirsel dil kullandığı belirtilen kitapta bu güne kadar Arapça gramer hatası da bulunamadı. "Gerçek Furkan" sitemiz tarafından PDF dosyası haline getirilerek dosya indirme bölümümüze konuldu. Ancak bu e-kitap şimdilik sadece Arapça ve İngilizce içeriyor."
BU sizin Anasayfanızdaki haber değil mi???benim siteye uğrayış sebebim bu haber üstelik:) bu konuda raştırma yaptım ve kendimden utandım. fakat bunun cevabının bende olduğunun farkına vardım bu sayede...
sizin ansayfanızda bulunan bu yazının oraya konuluş sebebi ne??? demişsiniz ki;
"Böyle bir kitap derken, BÖYLE kelimesiyle kastettiğiniz kriter nedir?
Benzeri yazılamaz lafını hiç anlayamamışımdır zaten.
Kur'an'dan çok daha anlamlı, kopuk olmayan tarih kitapları var,
Harika şiir kitapları var,
Harika felsefe kitapları, enfes romanlar var,
İnsancıl öğretiler, bilimsel yapıtlar...
yazılamaz olan nedir ah bir anlasam."
hayret madem öyle bu yukardaki görüşünü oraya yazsaydınız be. demek ki Kur'an da senin bu tarih kitaplarından, şiir kitaplarından daha mükemmel -kıyaslamak ne dhadde- bir şey var. bu haberleri buraya kim koyuyor siz değil mi?? koysaydınız oraya birkaç şiir kitabı birkaç şiir oluverseydi. niye kendilerini yırtıp adamlar yedi yıl boyunca uğraşsın:)
bir de dosyalarına koymuşlar:)
sitenin sahibine soruver bakalım Kur'an da bilmediğin ne mükemmellik varmış da bu iki züürt benzerini yazmaya çalışmış:)
hayret madem öyle bu yukardaki görüşünü oraya yazsaydınız be. demek ki Kur'an da senin bu tarih kitaplarından, şiir kitaplarından daha mükemmel -kıyaslamak ne dhadde- bir şey var. bu haberleri buraya kim koyuyor siz değil mi?? koysaydınız oraya birkaç şiir kitabı birkaç şiir oluverseydi. niye kendilerini yırtıp adamlar yedi yıl boyunca uğraşsın
Su1 kardeşim;
Sitenin ana sayfasındaki yazı seni ne kadar ilgilendirmiyorsa, yazısını alıntıladığın kişiyi de o kadar ilgilendirmez. Hatta beni de.
Sadece görüşümü bildiririm. Bir yazının ana sayfada yer alıp almaması konusunda tasarrufum olamaz.
Herkesin kendine has fikirleri var.
Furkan diye bir kitap yazılmış. Benziyor, ya da benzemiyor.
Önemli olan yazılmış olması.
Ayrıca Bahailerin de bir kitabı var. Kitab-ı Akdes.
Demek ki yazılabiliyor.
Mükemmelliğe gelince, bu herkese göre değişir.
Hindular'da kendi kitaplarını "Vedalar"ı mükemmel bulur.
Yahudiler de Tevrat'ı.
"Ben mükemmelim" demekle mükemmel olunmuyor.
Daha doğrusu bu bir inanç meselesi. Ölçüsü yok.
Bu konuda bir rekabet, boş çekişme olur. Dediğim gibi hakemi yok.
Ama bir gerçek var ki köktendinci müslümanlar geçmişte de bugün de bu konuda anlayışsızlar.
Hem kitaplarında " Yazın da görelim" denecek. Hem de yazmaya kalkışanın derisi yüzülecek.
Furkan'ı yazanları ellerine geçirseler aynı akıbet onları da bekliyor.
Sen sanal alem haricinde hiç özgür bir tartışma ortamına şahit oldun mu?
Aleyhte bir eleştiri sahibine "katli vaciptir" fetvası çıkaran bir din, öncelikle bu kendisine sahiplenen fetvacılardan kurtulmalıdır.
Sözde son din, son peygamber ama öncekinin yarı rakamına dahi ulaşamamış 1400 yıldır?
Neden?
Hiç düşündün mü?
Bu sebeplerin arasında yer almak mı, bu sebeplerden uzak kalmak hatta o sebepleri yoketmeye çalışanlardan olmayı mı yeğlersin?
Neylersin?
pante; saygıdeğer pante;
bir kere fetvayı din çıkarmaz bunu bil hele:) kim çıkarır sence?:)
iyi sende yarın benzerini yazdım de yazmış ol:) her yazdım diyen yazmış mı oldu?:)
neyin yarı makamına ulaşamamış ya:) incilin mi? incili kim okuyor, kim yaşıyor? adamlar incil okunsun, *ilgi görsün diye ayetlerinin yanına pornografik resim koyuyorlar:) aman öyle makam şurda kalsın...:)
ee herkes mükemmel buluyorsa ve hakemi yoksa, boş uğraşsa sen ne diye şiir kitaplarından, felsefelerden, romanlardan bahsedersin... bu da ayrı bir ikilem tabi:)
sitenin anasayfasındaki o haber beni ilgilendirdi:) biraz daha bu suçlamalrın dünyanın en büyük yalanlarından olduğunu öğrendim sayesinde bu haberin:)
neylerse güzel eyler...
MESED SURESİ
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
Ebu Leheb'in iki eli kurusun; kurudu ya. (1)
Malı ve kazandıkları kendisine bir yarar sağlamadı. (2)
Alevi olan bir ateşe girecektir. (3)
Eşi de; odun hamalı (ve) (4)
Boynuna bükülmüş bir ip (bağlanmış) olarak. (5)
* * * * Şimdi mucize diye buna diyorsanız ve bu surenin bir benzerinin yazılamayacagını iddia ediyorsanız ben ancak buna gülerim. Hatta böyle bir tartışmayı ciddiye bile almam.
* * * * * saygılarımla
Makamına değil, rakamına..
İslam'da ruhban sınıfı yok denir ama her yer sarıklı, cübbeli ruhbanlarla dolu.
Fetvayı da verenler onlar..
Kur'an'ın bir suresi Muhammed'in eşlerinin isyankarlığını bastırma amacıyla yazılmış. Evrensel olduğu iddia edilen Kur'an'da aile içi çekişmenin konu edilmesi ve bunu gidermeye yönelik ayetlerin olması çok manidar.
Tahrim Suresi
1- Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak Allah'ın sana helâl kıldığı şeyi niçin sen kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayan çok esirgeyendir.
2- Allah size yeminlerinizi çözmeyi meşrû kılmıştır. Allah sizin sahibinizdir. O bilendir, hikmetle yönetendir.
3- Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti. Fakat eşi, o sözü başkalarına haber verip Allah da bunu Peygamber'e açıklayınca, Peygamber (eşine) bir kısmını bildirmiş bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber bunu ona haber verince eşi: "Bunu sana kim söyledi?" dedi. Peygamber "Bilen, her şeyden haberi olan Allah bana söyledi." dedi.
4- Eğer ikiniz de Allah'a tevbe ederseniz ne iyi, çünkü kalpleriniz eğildi. Ve eğer Peygamber'e karşı birbirinize arka olursanız (bilin ki) onun dostu ve yardımcısı Allah, Cibrîl ve müminlerin iyileridir. Bunun ardından melekler de ona arkadır.
5- Eğer o sizi boşarsa belki de Rabbi ona, sizden daha hayırlı, kendisini Allah'a teslim eden, inanan, gönülden itaat eden, tevbe eden, oruç tutan dul ve bakire eşler verir.
6- Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi bir ateşten koruyun ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır. Onun başında gayet katı, şiddetli, Allah'ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildikleri şeyi yapan melekler vardır.
7- (İnkâr edenlere): "Ey kâfirler! Bugün özür dilemeyin. Siz ancak işlediklerinizin cezasını çekeceksiniz." (denilir.)
8- Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah'a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter, Peygamber'i ve onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Çünkü onların nurları, önlerinde ve yanlarında koşar da, "Ey Rabbimiz! Nurumuzu tamamla, bizi bağışla, çünkü sen her şeye kâdirsin." derler.
9- Ey Peygamber! Kâfirler ve münafıklarla savaş, onlara karşı sert davran. Onların varacağı yer cehennemdir. O gidilecek yer, ne de kötüdür!
10- Allah, inkâr edenlere, Nuh'un karısı ile Lut'un karısını misal verdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki salih kulun (nikahı) altında idiler, onlara hıyanet ettiler. (Kocaları,) Allah'tan hiçbir şeyi onlardan savamadı. (Onlara): "Haydi girenlerle birlikte siz de ateşe girin!" denildi.
11- Allah, inananlara da Firavun'un karısını örnek gösterdi. O şöyle demişti: "Rabbim! Bana yanında cennetin içinde bir ev yap, beni Firavun'dan ve onun (kötü) işinden kurtar. Ve beni şu zalim toplumdan kurtar!"
12-Irzını korumuş olan, İmrân kızı Meryem'i de Allah örnek gösterdi. Biz, ona ruhumuzdan üfledik ve Rabbinin sözlerini ve kitaplarını tasdik etti. O, gönülden itaat edenlerdendi.
Peki nedir Tahrim suresinin yazılmasına neden olan olay;
Bu konuda İslam alimleri 3 olay üzerinde duruyorlar.
Bunlardan biri olabilir deniyor.
1- Mariya Yemini: *Peygamberin eşlerinden Hafsa, kendi sırası olmasına rağmen peygamberi kendi yatağında cariyesi Mariya ile ilişki halindeyken görür. Hafsa'ya göre bu apaçık bir zinadır. Peygamber Hafsa'yı teskin eder ve kimseye söylememesi için Hafsa'dan söz alır. Kendisi de bir daha Mariya ile olmayacağına dair söz verir. Ama Hafsa olayı Ayşe'ye aktarır. Ayşe de diğer eşlerine..
Peygambere karşı hanımları cepheleşince ayet zorunlu hale gelir.
2- Bal Şerbeti Yemini: *Ayşe ile Zeynep arasındaki rekabetten dolayı peygamberin eşleri arasında gruplaşma oluşmuştu. Peygamber, diğer eşlerine nazaran Zeynep'in yanında daha çok kalırdı. Bunun sebebini merak eden Ayşe, Zeynep'in her gelişinde peygambere bal şerbeti ikram ettiğini, o yüzden yanında daha fazla kaldığını öğrendi. Ayşe yandaşlarını topladı ve planını anlattı:
"Resûlullah hangimizin yanına gelirse, kendisine şöyle soracağız: `
"Yâ Resul! Megafır mi yediniz?" Resûlullah, "Hayır" diyecektir. Biz de o zaman,
"O halde bu koku ne" diye soracağız. Tabiî ki o, "Zeynep bana bal şerbeti içirmişti" cevabında bulunacaktır. O zaman da biz, "Demek o balın arısı urfut ağacından *bal toplamış" deriz."
( Megafir: Kötü kokulu Urfut ağacının zamkı)
Plan uygulamaya kondu ve bu tavırlardan bunalan peygamber bir daha bal şerbeti içmemeye yemin etti.
3- Ömer'in Halife Olacağı Sırrı: Bu iddia çok zayıftır ve ilgili hadis sahih sayılmaz.
Sözde peygamber, kendisinden sonra yerine Ömer'in geçeceğini eşi ve Ömer'in kızı Hafsa'ya söyler. Hafsa, bu sırrı açığa vurunca Ayşe ortalığı karıştırmıştı.
Bu üç olaydan en güçlüsü ve üzerinde durulanı Mariya olayıdır.
Olaydan sonra Muhammed, Meşrebe denilen bir çardağa yerleşir ve eşlerine yaklaşmamaya yemin eder. Bu olaya İ'la hadisesi denir. Olay duyulur. Ortalık karışır. yaklaşık 1 ay yalnız yaşayan Muhammed, Tahrim ayeti ile inzivasına son verir.
Herkes mi yoksa sadece müslümanlar mı hesaba çekilecek?
Enbiya/ 47. *Biz kıyamet günü için doğru teraziler kurarız; hiçbir kimse hiçbir haksızlığa uğratılmaz. Yapılan amel, bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirir (tartıya koyarız.). Hesap görenler olarak da biz kâfiyiz.
Bu ayetten bütün insanların dünyadaki tüm amellerinin değerlendirileceğini, zerre kadar bir işi, faydası-zararı, günahı-sevabı olsa dahi tartıya alınacağını anlıyoruz.
Aşağıdaki ayette de herkesin, her insanın amellerinin karşılığını göreceği ifade ediliyor.
Zelzele/ 6-8. *O gün insanlar, amellerinin karşılığı kendilerine gösterilmek üzere bölük bölük çıkacaklardır. Her kim zerre kadar hayır işlemişse onu görecektir. Her kim, zerre kadar şer işlemişse onu görecektir.
Bu yönde başka ayetler de var ve tüm bu ayetler de bir anormallik yok. Gayet normal.
Ama ruh halinin öfkeli zamanına rastgelmiş olacak ki aşağıdaki ayette durum değişiyor:
Kehf/ 103-106. *De ki: "Davranış (ameller) bakımından en çok hüsrana uğrayacak olanları size haber vereyim mi?" "Onların, dünya hayatındaki bütün çabaları boşa gitmişken, kendilerini gerçekte güzel iş yapmakta sanıyorlar." İşte onlar, Rablerinin ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkar edenlerdir. Artık onların yapıp-ettikleri boşa çıkmıştır, kıyamet gününde onlar için bir tartı tutmayacağız. İşte, inkar ettikleri, ayetlerimi ve resullerimi alaya aldıkları için onların cezası cehennemdir.
Hem de ebedi cehennem.
Peki ama hani bir hardal tanesi kadar amel dahi tartılacaktı.
Bu durumda dünyanın en iyi insanlarından da olsa, insanlığa büyük hizmetleri dokunmuş bir kişi de olsa, hiçbir kötü ameli olmasa dahi hesapsız-tartısız cehenneme.
Hitler'in Yahudileri gaz odasına göndertmesi gibi. "Yahudiyse gaz odalarına" İyi-kötü ayrımı olmadan. Şimdi yüce Yaratıcının, rahman ve rahim olan Allah'ın adaletini buna mı benzeteceğiz?
Yoksa şöyle mi bakmak lazım konuya:
"Müslüman olmayan iyi olamaz. O zaten kötülerin kötüsüdür. İyi olsaydı müslüman olurdu."
Böyle bakanlar da çok. Doğrusu nedir peki?
Kestirmeden sıyrılacak şekilde en uygun yanıt:
"Doğrusunu Allah bilir!"
Makbul bir iman getirmemesi üzerine Cehennem'e gitse de; yine Cehennem içinde bir nevi hususî Cennet'i, onun hasenatına mükâfaten halkedebilir. Kışta bazı yerde baharı halkettiği ve zindanda -uyku vasıtasıyla- bazı adamlara zindanı saraya çevirdiği gibi, hususî Cehennem'i, hususî bir nevi Cennet'e çevirebilir... (Mektubat, 387)
Ayrıca konu ile alakalı topicler :
http://www.risaleforum.com/vb/archive/index.php?t-6074.html
http://www.dinimekan.com/showthread.php?t=33018
"Kâfir, kendi ameliyle bu duruma kesb-i istihkak etmiş ise de, amelinin cezasını çektikten sonra, ateş ile bir nev’i ülfet peyda eder ve evvelki şiddetlerden âzade olur." İşaratü’l-İ’caz.
Peki nedir Tahrim suresinin yazılmasına neden olan olay;
Bu konuda İslam alimleri 3 olay üzerinde duruyorlar.
Bunlardan biri olabilir deniyor.
1- Mariya Yemini: *Peygamberin eşlerinden Hafsa, kendi sırası olmasına rağmen peygamberi kendi yatağında cariyesi Mariya ile ilişki halindeyken görür. Hafsa'ya göre bu apaçık bir zinadır. Peygamber Hafsa'yı teskin eder ve kimseye söylememesi için Hafsa'dan söz alır. Kendisi de bir daha Mariya ile olmayacağına dair söz verir. Ama Hafsa olayı Ayşe'ye aktarır. Ayşe de diğer eşlerine..
Peygambere karşı hanımları cepheleşince ayet zorunlu hale gelir.
2- Bal Şerbeti Yemini: *Ayşe ile Zeynep arasındaki rekabetten dolayı peygamberin eşleri arasında gruplaşma oluşmuştu. Peygamber, diğer eşlerine nazaran Zeynep'in yanında daha çok kalırdı. Bunun sebebini merak eden Ayşe, Zeynep'in her gelişinde peygambere bal şerbeti ikram ettiğini, o yüzden yanında daha fazla kaldığını öğrendi. Ayşe yandaşlarını topladı ve planını anlattı:
"Resûlullah hangimizin yanına gelirse, kendisine şöyle soracağız: `
"Yâ Resul! Megafır mi yediniz?" Resûlullah, "Hayır" diyecektir. Biz de o zaman,
"O halde bu koku ne" diye soracağız. Tabiî ki o, "Zeynep bana bal şerbeti içirmişti" cevabında bulunacaktır. O zaman da biz, "Demek o balın arısı urfut ağacından *bal toplamış" deriz."
( Megafir: Kötü kokulu Urfut ağacının zamkı)
Plan uygulamaya kondu ve bu tavırlardan bunalan peygamber bir daha bal şerbeti içmemeye yemin etti.
3- Ömer'in Halife Olacağı Sırrı: Bu iddia çok zayıftır ve ilgili hadis sahih sayılmaz.
Sözde peygamber, kendisinden sonra yerine Ömer'in geçeceğini eşi ve Ömer'in kızı Hafsa'ya söyler. Hafsa, bu sırrı açığa vurunca Ayşe ortalığı karıştırmıştı.
Bu üç olaydan en güçlüsü ve üzerinde durulanı Mariya olayıdır.
Olaydan sonra Muhammed, Meşrebe denilen bir çardağa yerleşir ve eşlerine yaklaşmamaya yemin eder. Bu olaya İ'la hadisesi denir. Olay duyulur. Ortalık karışır. yaklaşık 1 ay yalnız yaşayan Muhammed, Tahrim ayeti ile inzivasına son verir.Turan Dursun taktiği.. Yalan dolan iftira.. Başka bişey bilmez misiniz siz....
Bakalım İ'la hadisesi ne imiş? *
http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&aid=5883&keyword=İ
Selametle....
thunderpoint
25-09-2007, 10:47
Sevgili okur kardeş, Verdiğin linkte "Hz. Âişe ile Hz. Zeyneb arasında her nedense bir rekabet vardı" ifadesi bulunuyor. Herşeyi açıklayan sisteminiz bunu neden muallakta bıraktı merak ettim.
Ayrıca hadisleri aynı yerden alıyoruz fakat her nedense bizimkiler 'sahih' olmuyor. Allahsızız ya, o yüzden olsa gerek!
Siz Allahsız değilsiniz.... Sadece inanmıyorsunuz o kadar... O sizlerinde Allah'ı.. O herkezin Allah'ı... :wink: *Sen diğer aktardıklarımı anladıysan yeter..... Selametle...
thunderpoint
25-09-2007, 12:16
Valla sağol, zihnim açıldı yahu senin bilgilerden... Bütün sorularımı es geçmişsin, neden? İşine mi gelmedi?
Haa bir de, benim adıma konuşma salahiyetini nasıl buluyorsun anlamadım; madem her şeyi biliyor, bırak bunu da Allah bilsin sadece...
Ben hakaret etmedim ki... SAyın Ö.B. adam hiç olmazsa "değiştirildi" falan der.Şİmdi bu böyük lafları benim yaptığımı zannedecek...
"Sen herkesi kendin mi sanıyorsun?" (edit : thunderpoint)
Sayin Okur verdiginiz linki okudum .
*Ilk olarak soylemek istedigim *fakir bir hayat suren muhammedin koleleri , hanimlarinin ise herbirinin zevceleri olmasi ilgin bir ironi gibi geldi bana...
*ayrica *, bir daha bal icmeyecegim iste al sana yemin ama kimseye soyleme demesi biraz cocukca olmuyor mu? *Yani bir daha bal yemiyecegine dair yemin etmesinin gizlenecek ,utanilacak nesi var !!!! ... ilginc ,,,
Yazmayım diyorum ama bizim eski mahallenin yaramaz çocuğu rahat durmuyor bir türlü,
Ben bu kadar Arapçaya vakıf üyenin içinde, kelimelere takla attırarak çözüm aramayacağım bu konuya. *Yöntemim basit, soracağım cevabını alacağım.
1: Peygamber 40 yaşında ve 3 çocuk doğurmuş bir kadınla evlendi mi ? - Evet evlendi
2: Peygamberin bu hanımından çocuğu oldu mu?-Evet oldu 3-5-7 (sayı ihtilaflıdır)
3: Peygamber eşi ile evliyken başka eş aldı mı?-Hayır almadı
4: Peygamber eşi ölünce başka kadınlar ile evlendi mi?-Evet
5: Peygamberin bu eşlerinden hiç çocuğu oldu mu – Maria, dan doğan ibrahim hariç HAYIR; Maria ise eş değil cariye idi
6: Peygamberin eşlerinin peygambere sadakati konusunda şüphe duyulabilir mi?- Hâşâ, kella olmaz. Zinhar. Kâfir olursun. *(Olur, olur Torunu Hasan’ın olduysa dedesinin de bal gibi olur)
7: Peki fesat olmayalım; peygamberin eşlerinin kısır olma ihtimali var mıdır?-Evet vardır. Ama dul eşleri de vardı?-Peygamber yaşlı diye onlarla birlikte olmamış olabilir. –hımmmm. Peki devam edelim.
8: Peki Peygamberin sonradan kısır kalma gibi bir durumu var mıydı?- Bunu bilmiyoruz. Zira bu konu da eşlerinden gelen bir hadis yoktur. – Ama Bal meselesini biliyorsunuz değil mi? - Evet- Bu konu ile alakalı olabilir mi acaba bu?- *Kelaaaaaaa olamaz nayırrrr. Nalçak nasıl böyle düşünürsün. Eşşedi Kafirrrrr.
(Olur, olur hangi balın içine ne katınca ne kadar süre bu koku gitmezmiş de peygamber kötü kokuyormuş da diğer eşleri gülüyormuş da vs, vs . ile Peygamberi aciz ve karı sözüne giden, seks manyağı yaparken, Her gün yemeğine şap nevi şey katılarak soyunun ürememesi için kurulabilecek bir komployu neden eşlerinden bazılarını korumak için şiddetle ret ediyorsunuz, siz kafir olmuyorsunuz da ben niye oluyorum.
Kadın ihanetleri konusunda peygamberlerin durumu ve kadınları karşısında ki hallerine örnek istiyorsanız açın okuyun ister Tevratı isterseniz Kuranı.
Hem Kevser suresinin neden indiğini –yazıldığını sanıyorsunuz. Düşünsenize benim bir başkasının hakkında onun kısır olduğunu ve soyunun kesildiğini söyleyemem için ancak en yakın kaynağından bilgi almam gerekir. Başka türlü bilgi ise beni zaten bozar.
Öyleyse Medine de dolaşan Peygamber kısır kaldı soyu tükendi laflarının çıkmış olması gerekir, ya da karşı tarafa da vahiy gelmesi gerekir. *Başka bir çıkış yoktur bu konuda da.
Demek ki eşlerinden bazılarının doğum kontrolü yaptıkları ihtimal dâhilidir. *Ve peygambere karşı bir komplo etkin bir gurup tarafından hazırlanmaktadır dersek çokda yanılmış olmayız.
Peygamber yalnızdır, Hayatta kalan tek kızı ve torunları ve damadı ile baş başa kalmıştır. Zaten peygamberin yalnızlık ile hapsedildiğinin göstergesi cenaze namazındaki sayı ile netleşmiştir.
(Okurrrr, innataynanın sırrını ezberle hadi aslanım bi koş bakiyim. Bunlara yaşın müsait değil senin. İpipisin kalkar şimdi günaha girersin)
Peygamberin erkeklikten düştüğü ve bundan şikâyetlerinin ne olduğu ile ilgili günümüz Abazaları çare olarak, İmam Gazalıya müracaat edebilirler. *
9:Peygamberin eşleri ile ilgili iki gurup olarak ayrılmışlardı. 1.Gurup Aişe ve Hafsa ve diğerleri 2. Gurup Seleme ve Kızı Fatıma ve diğerleri. Bu doğrumudur ?- Evet her kadın arasında olan küçük detaylardan dolayı çıkan kavgalardır bunlar. – Hadi yaaa vah vah bu kadar basit bir cevabı ben niye bulamadım. Ver elini öpiimmm dayııı; *
Yahu arkadaş el insaf, karılarının guruplarından bihaber çaresiz bir peygamber nasıl dünyayı yönetecek, hadi aldığı vahiyde gözümüz yok, doğru da olabilir ama vahyi almak bir şey değil ki, bu sonuçta resül bunu uygulamak ile mükellef.
O zaman Ömer olmasaydı peygamberlik güme gidecekti denilebilir mi?- Hayırrrrr kelllaaaa, ashabımın her biri yıldızdır. – Hadi ya ne yıldızı basket yıldızı mı?-
O eşeğin sırtında gezen hadis kitaplarından bak bakalım kaç tane ayet varmış ömerin indirttiği?- Yalaaannnnnn, iftiraaa, onlar sahih değil. – Yav ben sahih demedim ki zaten. Oraya ben koymadım sen de koymadın. O zaman kim koydu bu yalanı git araştır bakalım kim çıkacak altından. Bugün Vahhabiliğin kendini dayandırdığı asıl meseleye ulaşınca anlarsın teymiyyenin ne olduğunu ve neden olduğunu. Düşünsene ey arkadaşım, adam 1400 yıldır aynı topraklarda yaşıyor ve aynı havayı soluyor, soyu kökü aynı yerde, Ömer Bekir Osman tanımıyorum diyorda, sana ne oluyor Abbasi kıçında sultanı korumak için sırmalı ipek elbiseler için horasandan kalkıp gelip sonra da İslam da alim kesiliyorsun. Sen koruyucusun baştan da görevin buydu şimdi de bu
Zemahşeri gibilerin kalkıp , ey Araplar gelin size dilinizi öğreteyim sözüne kaç Arap gitti sanıyorsun..
Demek ki, peygamberin içerden bir komplo ile karşı karşıya kalabilme ihtimali yüksek bir ihtimal.- Eh şimdilik öyle olsun diyelim bakalım.
10: Peygamber bu komployu nasıl bozabilirdi?- Sen devam et biz komployu kabul etmiyoruz.-
Peygambere bir kadın gerekiyordu, bu kadının Safiye olamayacağı açıktı. Zira bir Yahudi eşten doğan çocuk varis olamazdı. Kimse kabul da etmezdi? Peki, kim olmalıydı. Halk peygamberin yalnızlığını biliyordu. Medine de dolaşan sözler, ifk meselesi peygamberin gücünün zayıfladığı ve arka plandan Ömer’in ve Ebubekir’in söylev gücünü ele aldıkları ensar arasında ki rahatsızlıkları had safhaya varmıştı. *Peygamberin Tebük seferi ile yaptığı çağrının cılız kalması ile büyünün bozulduğu artık belli oluyordu. Akabe geçidindeki suikast girişimini kimlerin yaptığını peygamber gördü ama asla söylemedi.
İşte böyle bir ortamın başlarında peygamber mücadelenin kendi kanında devamı için bir varis için çırpındı durdu. *
Sonra Kendi akrabası olan ve en sadık olarak gördüğü birini aradı. Bu Zeyneb’di.
Zeyneb’in kararlı ve köleye dahi itaatkâr olması kararda ki en büyük etmendi. *Ayrıca Zeynep gibi biri ancak karşı durabilirdi 1.gurubun tazyiklerine. *
Ve peygamber gitti. Komplodan uzak ve güvenli olacak tek yer olan Zeyneb’in evinde birleşme gerçekleşti.
Bundan sonrası ile ilgili net bir şey yok. Ne hikmetse hadisler burada kesiliyor. Ve mesele buradan taa maria ya kadar uzanıyor. Maria nın meselsinde Aişe’nin, bu çocuk sana benzemiyor demesi ile belki bir şeyler çağrışıyor ama netleşmiyor. Peygamberin Maria’ nın yanında ki köleden şüphelenerek öldürmek için Ali’yi yollaması ve Ali’nin bütün bu komploları bilen biri olarak peygambere o köle hadım demesi ve peygamberin oğlu İbrahim’in ölümünde feryat ederek ağlamasına ona inanan birkaç kişi bir anlam veremiyorlar.
Tahrim suresini ve Ahzab suresinin bir bölümün okuduğumuzda peygamberin bu baskıya ancak 40 gün dayanabildiğini hadisler desteği ile öğreniyoruz.
Ve peygamber, son kez bir atak daha yaparak başında toplanan şura heyetine,” getirin bana bir kâğıt size liderinizi yazayım” diyor. Bu ise bu adam sayıklıyor diyen Ömer tarafından engelleniyor. Ve uğrunda kanların oluk, oluk aktığı sanılan bir peygamber, damadının kucağında son nefesini ağzından kan gelerek tamamlıyor. *Son nefesine bile sahiplenilerek Ayşe’nin kucağı yakıştırması yapılarak peygamberin Ali’ye son kez bir şeyler fısıldama ihtimali dahi satılık kalemlerin sayesinde aktarılmadan kesiliyor.
Hadisler humma ile hastalığı açıklarken, bugün belirtilerinden tıbbın yardımı ile zehirlendiği açıklanıyor. Bu sefer de bu zehirlenmenin bilmem nerede ki koyundan 4 yıl önce olduğu ile konu kapatılmaya çalışıyor. Ama nedense yavaş, yavaş zehirlendiğine en büyük delil olan Zeyneb’in , peygamber Aişe’nin odasındayken Safiye ile yolladığı yemeği, *Aişe’nin neden döktüğünü sorgulamıyor.
Veya ifk meselsinde neden bir kölenin şahitliği ile böyle bir meselenin kapatıldığı veya peygamber yanında karısına ihtiyaç duymayacak kadar ayrı savaş meydanında ve dönüşünde kalıyorsa neden eşine ihtiyaç duymaktadır bunu da sorgulamıyor. Varsa yoksa kabızlığın sonucu oluşan ıkınma ve akabinde düşen gerdanlık. *Peki, ne oldu o gerdanlık. Bir gerdanlığın peşinde maddeye giden bir ravinin sözünü, atın yemliğinden kriterler ile süzen buhari mi önce, *yoksa buhar makinesi mi?
Evet, peygamber bütün bunları yapmış olabilir veya hiç birini de yapmamış olabilir. Belki hiç yaşamamış bir peygamberin, uydurulmuş halk hikâyeleri de olabilir. *Bu bir şey değiştirmez aslında. Zira olayın kahramanının, bütün bunları yapmaktaki amacı hayvanca bir duygunun esiri olduğu için değil, hayvanca bir planın kurbanı olduğu içindir. Yazarlarının ne olduğu veya kim oldukları o kadar da önemli değildir.
9 yaşında çocuk ile yatacak kadar şehvet düşkünü olarak, *27-35 arasında eş değiştiren bir peygamberin, 40 yaşında ki ilk eşinden doğan 7 çocuğunun biri hariç hepsinin erken ölümleri ve bundan sonra hiç çocuğu olmadan varis, varis diye sayıklaması akabinde tek kalan evladı olan kızının peygamberden 70-93 gün sonra tekmelenerek karnındaki çocuğundan zehirlenerek ölmesi ile birlikte torunlarının bir, bir haince katl edilmesi ile son bulan,
Tarihin en yalnız ve çaresiz peygamberinin adı, o komplonun kahramanlarınca gücü tanrıdan aldıklarının simgesi olarak göklerde adı yazılır naraları ile süsleniyor, İsa’yı haçta çarmıha gerenler Muhammedi yerde çiğneyerek güçlerinin zirvesinde yeni zaman dilimlerine ellerinde kılıç harıl, harıl koşan atları ile dalıyorlardı.
Bundan gayrisi haydarın sopası, sopayı en müstesna yerlerinde saklayanları, halkların karşısındaki dik duruşlarından rahatlıkla anlayabiliyoruz.
Haşir meydanının en çok da *haşlanacakların ve haşırdatılacakların şaşkınlıklarına sahne olacağını şimdiden söylemek mümkündür.
Selamlar
ozgur_beyin
25-09-2007, 14:23
Sevgili okinono , bir makalede çok ''GÜZEL '' bir peygamber portresi çizmişsin.Aslında , din saliklerinin
abartılı yorumlarını bir tarafa bırakırsak, gençliğini yaşayamamış ''içgüveysi'' bir insanın, kadınların elinde
nasıl oyuncak olduğunu *harika bir dille anlatmışsın. Teşekkürler
3: Peygamber eşi ile evliyken başka eş aldı mı?-Hayır almadı (OKİNONO)
Alma şansı yoktu ,olamazdıda. Çünkü Haticeyle evli kaldığı sürece monogami'liğe devam etmek zorundaydı.
Çünkü bütün ekonomik güç Hticen'nin elindeydi. Ama *Haticenin ölümüyle üzerinden kalkan baskı ,artık
içine bastırılmış cinsel dürtü ve fantezileri yaşama geçirmek şansı vermişti. Ama *bu çok eşlilik, özlemlerini
belkide yeterince gidermesine yardımcı oluyor ama sürekli *huzursuz *ve problemli bir hayat yaşamasına
neden oluyordu. Telkin ve tavsiyelerle işi götüremediği zamanlarda da, tek dayanağı *''kuran ayetlerine''
yaslanıyordu.
Ama aşikardırki ,buda çözüm getirmiyordu.
Ben insanınm sayın ÖB.. Sorun sizde... Bu şekilde hareket edilen bir forumda yeterince durmam zaten...
Ne yani..Sizin saygı dediğiniz sadece yorumun başına "Sayın" eklemekle mi oluyor?
"Kehf/ 103-106. *De ki: "Davranış (ameller) bakımından en çok hüsrana uğrayacak olanları size haber vereyim mi?" "Onların, dünya hayatındaki bütün çabaları boşa gitmişken, kendilerini gerçekte güzel iş yapmakta sanıyorlar." İşte onlar, Rablerinin ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkar edenlerdir. Artık onların yapıp-ettikleri boşa çıkmıştır, kıyamet gününde onlar için bir tartı tutmayacağız. İşte, inkar ettikleri, ayetlerimi ve resullerimi alaya aldıkları için onların cezası cehennemdir."
Sevgili pante ;
"Kendilerini gerçekte güzel iş yapıyor sanıp,dünya hayatındaki bütün çabaları boşa giden" ler kimlerdir ?
Paragraf'ın gelişimden "İşte onlar" denilerek işaret edilenler "Rablerinin ayetleri ile O'na yani Allah'a kavuşmayı inkar edenler" diyebilir miyiz ?
Ateist denilen kişiler eğer Allah'ın varlığına inanmayanlar ise,varlığına inanmadıkları bir şeye "Kavuşmayı inkar etmek" nasıl olabilir ?
Acaba bu inkarcılar şu türdeki inkarcılar olabilir mi ?
"BAKARA : 89. Daha önce kâfirlere karşı zafer isterlerken kendilerine Allah katından ellerindeki (Tevrat'ı) doğrulayan bir kitap gelip de (Tevrat'tan) bilip öğrendikleri gerçekler karşılarına dikilince onu inkâr ettiler . İşte Allah'ın lâneti böyle inkârcılaradır."
Mesela sitemize gelip,kendilerini ateist olarak tanımlayanları "Doğru yola kılavuzlamak" "Cehennemde odun" olmaktan kurtarmak gibi "Ulvi" bir görev "Güzel bir iş" yaptıklarını düşünenler de bu gruba girebilir mi ?
Sevgili Psiko;
Kur'an'da inanmayanlar ya da kafirler hitabıyla, kendisine ve Kur'an'a inanmayanlar kastedilmiştir.
Çünkü muhatap kitle onlardır. Çevresi onlarladır. O dönemde ateist olan da vardır elbette ama muhatap olunacak şekilde bir önem arzetmiyorlardı ya da hiç ortada yoktular.
O nedenle ayetlerde ateistler değil, peygambere, Kur'an'a, ahirete inanmayanlar kastedilmektedir.
Ama ateistlerin kastedilmemesi, onların bu gruptan hariç tutulduğunu göstermez. Sadece peygambere ve kitaba inanmayanlar hesapsız-kitapsız cehennemlik ilan ediliyorsa, Allah'a inanmayanlar haydi haydi cehennemliktir diye bir çıkarım doğrudur herhalde.
İnkar sözcüğünün kullanımı bana göre biraz politiktir. Eğer Arapçadaki anlamı da böyleyse.
Gerçeği bildiği halde, çıkarına ters düştüğü için kabullenmemektir inkar.
Halbuki, inkar değil herkesin kendi inancına bağlılığı söz konusudur. hele ki sonsuz bir yaşama inandığı halde, dünya yaşamının nimetlerini o sonsuz hayata tercih etmek deliliktir.
Peygamber, inkar sözüyle kendisine inanmayanları kastetmiştir. Bunlara Hristiyan ve museviler de dahildir.
Bana göre, sitemize tebliğ amacıyla gelen müslüman arkadaşlar bu gruba girmezler. O nedenle çekinmesin, gelsinler. :) Yeter ki burayı bir düşman gibi görmek yerine, özgür bir tartışma ortamı olarak görsünler.
Sevgili pante ;
"İnkar sözcüğünün kullanımı bana göre biraz politiktir. Eğer Arapçadaki anlamı da böyleyse.
Gerçeği bildiği halde, çıkarına ters düştüğü için kabullenmemektir inkar.
Halbuki, inkar değil herkesin kendi inancına bağlılığı söz konusudur. hele ki sonsuz bir yaşama inandığı halde, dünya yaşamının nimetlerini o sonsuz hayata tercih etmek deliliktir.
Peygamber, inkar sözüyle kendisine inanmayanları kastetmiştir. Bunlara Hristiyan ve museviler de dahildir. "
"Gerçeği bildiği halde, çıkarına ters düştüğü için kabullenmemektir inkar."
Buna "Yüz çevirmek" denilebilir mi ?
İşi,görmek olan göz'ün "Görmemesi olası mı ?
Sanırım ancak bakılmakta olan şeyden "Yüz çevirildiğinde" görmek olanağımız olmaz.
"Müteşabih" olgulardan biri de bu olabilir mi ? Yani "Yüz çevirmek"
"AHKAF *: 3. Gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları biz, şüphesiz yerli yerince ve belli bir süre için yarattık. İnkâr edenler, uyarıldıkları şeylerden yüz çevirmektedirler." * gibi *
veya
"ÂL-İ İMRÂN : 32. De ki: Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez. "
"ÂL-İ İMRÂN : 64. (Resûlüm!) de ki: Ey ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz: Allah'tan başkasına tapmayalım. O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâhlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse , işte o zaman: Şahit olun ki biz müslümanlarız! deyiniz. "
"NAHL *: 82. (Ey Resûlüm!) Yine de yüz çevirirlerse , artık sana düşen ancak açık bir tebliğden ibarettir."
"ŞÛRÂ *: 48. Eğer yüz çevirirlerse , bilesin ki biz seni onların üzerine bekçi göndermedik. Sana düşen sadece duyurmaktır. Biz insana katımızdan bir rahmet tattırdığımız zaman ona sevinir. Ama elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir kötülük gelirse, işte o zaman insan pek nankördür! "
Sevgili pante,
benim de tebliğci arkadaşlara anlatmak istediğim bu.
İnandıklarını ki hatta bazılarının "Anam babam yoluna feda" naraları attıkları Elçi bile "Vekil-bekçi" edilmemişken,kendi öğretilerine "Yüz çevirmesinler" ve *"Vekilliği ve bekçiliği" bırakıp,seninde ifade ettiğin gibi :
"Yeter ki burayı bir düşman gibi görmek yerine, özgür bir tartışma ortamı olarak görsünler."
ozgur_beyin
26-09-2007, 12:15
Sevgili psiko, maalesef buraya gelen tebliğciler son derece donanımsız, ukala ve cahiller (farklı olanları tenzih
ederim). Hal böyle olunca bu tebliğcilere bir şey anlatmanın veya anlatabilmenin bir imkanı yok. Tıpkı ''ışıklı is-
lam'' örneğindeki gibi. *Malesef *geçen trene çok ama çoook geç bakıyorlar.
rebera_roni
26-09-2007, 13:48
yaklaşık 10 aya yakın siteden uzaklaşma sürecim oldu.buraya tekrar dönüsüm son 4 gün filan oldu ve şunu gördüm 10 ay önceki islamı yada dini savunan arkadaşlarımız ile bu gün gördüklerim arasında çok büyük farklar var.yazılarında biraz daha alay ve sert çıkışlar görüyorum.Ama psiko abim hala yorumlarıdaki ve yazılarındaki güzelliğini korumakta bundan dolayı özellikle saygılarımı sunarım ona ve onun gibi arkadaşlara.ve burayı birkaç arkadaşıma tavsiye ettim ama öyle inkar sitelerine gitmeyiz günah cümlesiyle karşılaşmam beni düşündürmedi ama üzdü.
saygılarımla...
yaklaşık 10 aya yakın siteden uzaklaşma sürecim oldu.buraya tekrar dönüsüm son 4 gün filan oldu ve şunu gördüm 10 ay önceki islamı yada dini savunan arkadaşlarımız ile bu gün gördüklerim arasında çok büyük farklar var.yazılarında biraz daha alay ve sert çıkışlar görüyorum.Ama psiko abim hala yorumlarıdaki ve yazılarındaki güzelliğini korumakta bundan dolayı özellikle saygılarımı sunarım ona ve onun gibi arkadaşlara.ve burayı birkaç arkadaşıma tavsiye ettim ama öyle inkar sitelerine gitmeyiz günah cümlesiyle karşılaşmam beni düşündürmedi ama üzdü.
Arada sırada böyle geçici ziyaretler olur Sevgili Seyduna.
Bunlar birkaç günlük üyeler, bir şey becerdiğini zanneder, sağa sola sataşırlar.
Pek birikimleri olmadığından ya copy/paste yapar ya da 2-3 satırla kaba-saba laf eder,
Papağan gibi aynı lafları tekrarlar, elde-kafada birşey kalmayınca da çekip giderler.
Bunlara alıştık artık.
Ancak çekilmez hale gelene kadar sabır ve hoşgörü içinde olmalıyız.
Hele yaşı genç arkadaşlara daha anlayışla yaklaşmamız gerektiğine inanıyorum.
Kolay mı? 3-5 yaşından itibaren hergün beyni Allah'la, peygamberle, kitapla dolmuş.
Hep Kainatın efendisinin efsanelerini, mucizelerini dinlemiş.
İnternet aleminde bambaşka bilgilerle karşılaşınca şok oluyor, kabullenemiyorlar.
Yazılanların yalan ve iftira olduğunu sanıyor ve inanıyorlar.
Halbuki hiç kimse bu forumda tek bir ayetin, tek bir hadisin yalan-yanlış olduğunu
söyleyemez, söyleyememiştir. Yorumlar farklı olabilir ama kaynaklarda çarpıtma olamaz.
Ama bunların birçoğu Kur'an'ı bir kez dahi mealinden okumamıştır.
İşte başörtüsü örneği.
Büyük iddialarda bulunuldu, bizim objektif olmadığımız, çarpıttığımız söylendi.
Ama kız arkadaşı bizi tastikleyince kabul etti.
Çünkü şimdiye kadar hep tek yönlü dinlemiş ve algılamıştı.
Aynı şeyi 50 kez-100 kez camide, tv'de, radyoda, arkadaş arasında dinlerseniz, birgün farklı olarak dinlediğinizde tepki verirsiniz. Bugüne kadar bunca insan yanlış mı söyledi diye.
Farklı bilgiyi veren de dinsiz-ateist insanlar olunca tabi ki inanmaz "Yalan söylüyorlar, çarpıtıyorlar" diye düşünülmesi doğal.
Kur'an'da yazılı olmasa bir Tebenni olayını, bir İfk hadisesini hiç kabul ettirmek mümkün müydü?
Uydurma hadis diyerek sıyrılacaklardı.
En büyük yanılgıları ise kendilerini akıllı, inanmayanları aptal, kafasız görmeleri.
Be şaşkın! Kim kalkıp ta cenneti reddedip cehenneme kucak açar?
Acaba neden inanmıyorlar? Hangi bilgiyle, belgeyle, ispatla bu sonuca varıyorlar? diye düşünmeyi beceremiyorlar. Neden?
Çünkü inançları onlara inanmayanları öyle tarif etmiş.
Kalpleri mühürlü, gözleri, kulakları perdeli.
Kendininkileri açık ve kendisini Allah'ın sevgili kullarından olduğunu zannediyor.
nerden başlayalım Türkçe dersinden olsa olurmu? inkarın tanımına başlayalım sonra cümlenin anlamı konusuna devam edelim olurmu psikokemoterapi ?
çelişkinin çelişkisi (bilmem kitaplarla aran nasıl *ama bul oku) gerçi apaçık yazılmış kuranı anlayamıyorsan felsefe sana biraz ağır gelir biliyosun onlar dallandırmayı severler.
neyse inkarın tanımıdan başlayalım. "bir şeyin varlığını red etmek" inkardır . inanç dan dönmek değildir o adı üstünde çark etmek tir :)
inanılan bişiy inkar edilemez zaten ona inanç beslemez okadar (yani varsın ama ban ne dir :)
şeytnı düşün mesela sence allaha inanmıyormu ve onu inkarmı etti.
asla Allah yotur demedi yada kitaplar ve peygamberler yoktur demedi ve diyemez o zaten onun yanındaydı:) sadece bana ne dedi :)
cümlenin anlamına gelelim: hüküm bildiren cümleler daima neden ve sonuş ilişkisine dayandırılmalı
başı ve sonun daki cümleler okunmazssa anlam kargaşası çıkar
mesela 1- ahkaf suresi 35 ayettir ve ad kavminden bahseder suryi tekbaşına incelersen ad kavminden bi haber oluruz
2- ali-İmran 200 ayettir meryemin ailesinden bahsede
ve diğer örneklerindeki ayetler....
istersen baştan oku tekrar yazışalım..
hayırlı çalışmalar
şura suresinide beraber inceleyelim istersen olurmu acaba kimlere vekil ve bekçi değilidir ve neden?
kuran nedenlerin ve niçinlerin kitabıdır psikokemoterapi
bilmeyenlere duyrulur:)
ozgur_beyin
27-09-2007, 04:52
kuran nedenlerin ve niçinlerin kitabıdır psikokemoterapi
bilmeyenlere duyrulur:) OTTOMAN
SEVGİLİ OTTOMAN ,yukardaki dediğinizi biraz açabilirmisiniz?
Amman Ottoman arkadasim, seni yakalamisken sorayim, cunku senin gibi Kuran'i anlamis, apacik oldugunu beyan eden arkadaslara rastlamak pek kolay olmuyor.
Su baslikta bir soru sormustum Kuran'da Meryem hakkinda, *konu basligim surada:
http://www.turandursun.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=6790&postdays=0&postorder=asc&start=15
Ister o konu basligina cevap yaz ister buraya fark etmez. Simdik ozetle belirteyim.
Kuran'in apacik oldugunu dusunerek okudum. Ama ortaya bir celiski cikti. Diger dinlerden okumuslugum oldugu icin isin icinden cikamadim.
Yukaridaki basliktaki son yazim soyleydi:
Bu basligi acali hala tatmin edici bir aciklama gelmedi. Ozellikle inancli arkadaslardan. Sadece Spartan-troy sordugum bu basit soruyu anlamamazliktan geldi. Sanirim bir cevabi yoktu. Gundeme tekrar tasiyip yeni gelen arkadaslardan bir cevap/yorum umit ediyorum.
Sorum su :
Kuran'da gecen Isa'nin annesi Meryem, *Imran'in karisindan dogma ayni zaman da Musa ve Harun peygamberlerin kizkardesi Meryem midir ?
Diyanet'in mealine gore:
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ
Medine döneminde inmiştir. 200 âyettir. Sûre, adını 33. âyette geçen “Âl-i İmrân” tamlamasından almıştır. İmrân, Hz.Mûsâ ile Hz.Hârûn’un babasıdır. Âl-i İmrân, İmrân ailesi demektir.
Bu surenin 33/34. ayetinden baslayarak ilk once Meryem'in sonra da Isa'nin dogumunu anlatmistir.
35. ayette apacik belirtilirki Imran'in karisi Isa'nin annesi Meryem'e hamile kalir.
Ayrica Meryem suresinin 28. ayetinde Meryem'e "ey Harun'un kiz kardesi" *diye seslenir Meryem'i iffetsizlikle suclayanlar ( Isa'yi babasiz dogurdugu icin)
Tevrat'da ve Incil'in Eski Ahitinde ( Tevrattan alintidir) gercekten Amram'in ( Imran) uc cocugu vardir. Musa peygamber , Harun peygamber ve Meryem. Ama Eski Ahitte gectigi sekilde ( sayilar 12.1 - 12.16) Meryem ve Harun Musa peygamber etyopyali bir kadinla evlenmesine karsi ciktiklari icin Meryem Tanri tarafindan cezalandirilir, cuzzamli olur aniden. Harun'da bunu gorunce Musa'dan ve Tanridan af diler. Meryem kamptan 7 gun uzaklastirilir, vesaire. Yani burada gecen Meryem Isa'nin annesi olamaz.
Iki tane Meryem vardir. Yani uzun sozun kisasi Incilde ve Tevratta , *Harun'un kizkardesi Imran ailesine mensup Meryem , *Isa'nin annesi Meryem degildir. Musa'nin ve Harun'un kizkardesi Meryem Isa'nin annesi Meryem'den 1500 yil once yasamistir. Peki hem Meryem suresinde hem de Al-i Imran suresinde Isa'nin annesi Meryem nasil oluyor da Harun'in kardesi, Musa ve Harun'un babasi Imran'in kizi oluyor ?
thunderpoint
27-09-2007, 08:42
*nerden başlayalım* Türkçe *dersinden olsa olur*mu? *inkarın tanımına başlayalım sonra cümlenin anlamı konusuna devam edelim olur*mu psikokemoterapi ?
Türkçe Öğretmenimizin 2 satırlık yazısındaki imla yanlışlarına * koydum... :lol: *:lol: *:lol:
ozgur_beyin
27-09-2007, 11:45
Nerden başlayalım? *Türkçe Dersi'nden olsa olur mu? *İnkarın tanımına başlayalım, sonra * cümlenin anlamı ,konusuna devam edelim olur mu? Psikokemoterapi.
nerden başlayalım Türkçe dersinden olsa olurmu? inkarın tanımına başlayalım sonra cümlenin anlamı konusuna devam edelim olurmu psikokemoterapi ?
Sevgili ottoman, *thunderpoint'in işaret koyduğu yerlere ,noktalama işaretlerini koydum. *Ottoman , bu sitede bir sürü '' külyutmaz'' tipler var,
bilesin. Onun için, bu siteyi islami sitelerle karıştırma. Ders vermekten çok ,ders almaya bak. Tevazu, seni yüceltir , kibirli olmak ise *yerin dibine sokar.
TÜRKÇE DERSİ vermenin peşine düşmüşsün ama *,yazdığın metin ,Türkçe açısından bir facia. Umarım, dini bilgilerinde *bu faciadan nasibini almamıştır.
nerden başlayalım Türkçe dersinden olsa olurmu?
Türkçe dersi vermek isteyenin daha ilk cümlesinde 3 yanlış. Yazının tamamında 40 yanlış. :)
hüküm bildiren cümleler daima neden ve sonuş ilişkisine dayandırılmalı
başı ve sonun daki cümleler okunmazssa anlam kargaşası çıkar
mesela 1- ahkaf suresi 35 ayettir ve ad kavminden bahseder suryi tekbaşına incelersen ad kavminden bi haber oluruz
Sen eksik biliyorsun. Sürenin tamamı da yetmez. Kur'an'ın tamamını bilmek gerekir. Çünkü aynı konuda bir başka surede konuyu tamamlayan bir ayet olabilir. :)
Hatta Kur'an'da yetmez. Çünkü Kur'an apaçık değildir. *:lol:
Onda müteşabih ayetler de vardır. Hadislere ve tefsirlere de başvurmak gerekir. :)
Her tefsircinin yazdığı doğru değildir, bazı konularda tamamının yazdığı yanlıştır.
Doğrusunu Allah bilir. :)
Hadi Ottomon hadi!
Sen kendini akıllı bizi enayi mi sanıyorsun?
Böyle havalar da burada sökmez. Bir bildiğin varsa işte tam da yerindesin.
Al iddialardan birer birer sıradan açıkla.
Mesela matematik hatasını, mesela "Kul" eksiklerini.
Hadi bakalım. Ahkam kesmek neymiş görelim. Göster kendini...
Aferim ya türkçe biliyomuşsunuz. bu arada nekadar art niyetli olduğunuz ve kavramlarla uğraştığınızda ortada
malum koca kuranda bitek siz bulabiliyosunuz çelişkileri
2 milyar müslüman 3 milyar diğer hak din 500 bin *enteresanlar :)
1-Turan dursunu kim takar
2- senin taşlamanla islamdan ne eksikir
3- meryem kim olduğu bize neyi kanıtlar(özelikle meryemin babsını anasını ispatlarsam şahadetmi getireceksin :)
4- önce niyetlerinizi güzelleştirin
ben ispatlamak lüksünde değilim
siz yok diyorsunuz ben var diyorum
var zaten orta dadır helebi yokluğunu ıspatlayın
ama sizde abartıyosunuz hani illa bişiy bulacaksınız ya arıyosunuz....
thunderpoint
27-09-2007, 20:28
var zaten ortadadır hele bi yokluğunu ıspatlayın
Daha ne diyelim? O zaman yak ışıkları da görelim...
3- meryem kim olduğu bize neyi kanıtlar(özelikle meryemin babsını anasını ispatlarsam şahadetmi getireceksin :)
Sevgili Ottoman,
Meryem'in kim oldugu degildir onemli olan, tarihte 1500 yil ara ile yasadigi farzedilen iki Meryem'in Kuran'da birbirine karistirilmasi bize Kuran'in Allah sozu olamayacagini kanitlar. Cunku sen de kabul edersinki Allah tanimi itibariyle yanlis yapamaz.
Ama sen uzme canini bu soruma cevap veremeyen ilk sen degilsin, son da olmayacaksin.
Iyi imanlar...
Meryem yanlışı bir değil iki tanedir Kur'an'da.
Nasıl mı?
Muhammed'in teslisi yani üçleme'yi yanlış bilmesi yüzünden.
Teslis Tanrı, isa ve Ruh-ül Kudüs'ten oluşur.
Hristiyanlarca bu üçlüye aynı varlık olarak, Tanrı olarak inanılır.
İlah nitelendirilmesi yapılacaksa bu üçüne yapılabilir ancak.
Muhammed, İsa'ya tanrı olarak inanıldığını biliyordu:
Maide/ 17. Muhakkak ki, "Allah, ancak Meryemoğlu İsa Mesih'tir" diyenler kâfir olmuşlardır. (Onlara) de ki: " Allah, Meryemoğlu İsa Mesih'i, anasını ve bütün yeryüzündekileri helak etmek istese O'na kim engel olabilir? " Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkiyeti sadece Allah'a aittir. O, dilediğini yaratır. Allah, her şeye kadirdir.
Muhammed Teslisi-üçlemeyi de biliyordu:
Nisa/ 171. Ey kitab ehli! Dininizde taşkınlık etmeyin ve Allah hakkında ancak doğru olanı söyleyin! Meryem oğlu İsa Mesih, sadece Allah'ın elçisi, Meryem'e atmış olduğu kelimesi ve O'ndan bir ruhtur. Allah'a ve peygamberlerine inanın (Allah) üçtür demeyin. Kendi yararınız için buna son verin. Muhakkak ki Allah tek bir ilâhtır. O, çocuk sahibi olmaktan yüce (münezzeh)dir. Göklerdeki ve yerdekilerin hepsi O'nundur. Vekil olarak Allah yeter.
Bir başka teslisle ilgili ayet:
Maide/ 73. "Allah, üçün üçüncüsüdür" diyenler elbette kâfir olmuşlardır. Oysa tek ilâhtan başka ilâh yoktur. Eğer söylediklerinden vazgeçmezlerse, elbette onlardan inkâr edenlere acı bir azap dokunacaktır.
Ama Muhammed, Teslis'in kimlerden oluştuğunu bilmiyor, yanlış biliyordu.
O, üçlemenin Allah, İsa ve Meryem'den oluştuğunu sanıyordu.
Maide/ 116. Allah:
-Ey Meryemoğlu İsa, “Beni ve annemi Allah’tan başka iki ilah olarak benimseyin.” diye insanlara sen mi söyledin?
dediği zaman, İsa şöyle cevap verir:
- Seni tenzih ederim, hakkım olmayan bir şeyi söylemek bana yakışmaz. Eğer deseydim, elbette sen bunu bilirdin. Sen, benim içimde olanı bilirsin, ben ise senin içinde olanı bilmem. Elbette sen, gaybları en iyi bilensin.
Böylece Maide-116 ayetini de Kur'an'daki çelişki iddiaları listemize katabiliriz.
Sevgili başkan bir başka konu ile ilgilenirken bu ilginçlik karşımıza çıkmış ve de pek
verimli olmayan bir tartışma yaşanmıştı.
İlgilenirsen ;,
İsa ve Muhammed Mustafa (http://www.turandursun.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=6319)
Tatil dönemime rastladığım için o konuyu kaçırmışım.
Tabi ki Kur'an'daki bu hata iddialarına İslamcılar itiraz edecek ve ayeti savunmaya çalışacaklardır.
(Harun Kahya arkadaşımızın itirazı biraz farklı, onu ayrı tutalım.)
Böyle bir ayetin savunması ne şekilde olabilir?
3-4 şekilde olabilir.
1- "Muhammed'in döneminde Hristiyanlar Meryem'e ilah gözüyle bakıyorlardı." diyerek.
2- "İsa'nın döneminde Hristiyanlar böyle inanıyordu. Allah, o sıra İsa'ya somuştu." şeklinde.
3- "Teslis inancı gelecekte değişebilir. Ruhül Kudüs'ün yerini meryem alabilir." varsayımıyla.
4- "Mealler yanlış olabilir, orijinalinde farklı anlatılmak isteniyor olabilir." teziyle.
İsa ya da Muhammed döneminde teslis'te Meryem olduğuna dair bir kanıt, bir bilgi yoktur.
3 ve 4. şıklar ise geçersizdir. Kur'an madem ki insanları aydınlatmak için gönderilmiştir. Yanıltıcı bilgi olmaması gerekir. Evrensel ise her dönem insanına doğru bilgi sunması gerekir.
Açıktır ki Muhammed'in yanılgısı "Meryem ana" kavramından ve hitabından dolayıdır. Hristiyanlar Tanrıya da baba dedikleri için, " Ana, baba, oğul" algılaması oluşmuştur.
Bunları gayet doğal karşılıyorum. Hem dinini yaymaya çalışacak, hem savaşacak, hem hergün onlarca ziyaretçi ile uğraşacak, hem Kur'an'ı yazacak, hem ibadetlere, hem de onca eşine-cariyesine koşturacak, hem de Tevrat'ı, İncil'i tüm ayrıntılarıyla bilecek mümkün mü?
Şimdiki gibi imkanlar da yok ki tüm bilgileri not alsın, hataları ayıklasın.
Bu kadarı bile büyük başarı. Olacak o kadar. :)
Burada başka bir bilgi ihtiyacı doğuyor bence.
Bugün hristiyan aleminde acaba Meryem'i ilah kabul eden herhangi bir cemat veya akım varmıdır? Bu soru netleşmeden bu konu eksik kalır kanaatindeyim.
Evet belki halkların genel kabulunde teslis olarak baba oğul ruhul kudus anlaşılırken , gizli veya küçük cemaatler halinde de farklı inançlar olabilir. Aryus inancı hristiyanlıkta varken bugün bu inancın hristiyanlığın resmi söylemi olmadığını biliyoruz.En azından hristiyanlıktan ne anlıyoruz ile değil, hristiyanlığın neleri içerdiği ile ancak bu konu netleşebilir.
Özellikle Hristiyanlık konusunda çalışan arkadaşların cevaplaması gereken bir soru bu bence.
Kaldı ki kutsal kase olarak bir soyu devam ettiren bir gurup varken böyle bir soru çokta muhal olmasa gerek.
Selamlar
Burada başka bir bilgi ihtiyacı doğuyor bence.
Bugün hristiyan aleminde acaba Meryem'i ilah kabul eden herhangi bir cemat veya akım varmıdır? Bu soru netleşmeden bu konu eksik kalır kanaatindeyim.
Evet belki halkların genel kabulunde teslis olarak baba oğul ruhul kudus anlaşılırken , gizli veya küçük cemaatler halinde de farklı inançlar olabilir. Aryus inancı hristiyanlıkta varken bugün bu inancın hristiyanlığın resmi söylemi olmadığını biliyoruz.En azından hristiyanlıktan ne anlıyoruz ile değil, hristiyanlığın neleri içerdiği ile ancak bu konu netleşebilir.
Özellikle Hristiyanlık konusunda çalışan arkadaşların cevaplaması gereken bir soru bu bence.
Kaldı ki kutsal kase olarak bir soyu devam ettiren bir gurup varken böyle bir soru çokta muhal olmasa gerek.
Buna katılmıyorum Okinono.
Neden dersen;
Duymadım ama belki de vardır öyle küçük bir cemaat.
İslam denince biz ve dünya neyi anlıyor, neyi tartışıyor. Herhalde hiç kimse Ali'nin Allah olduğunu kabul eden küçük bir sapkın cemaati anlamıyor İslam'dan. ( Burada Aleviler değildir kastettiğim)
Ya da "Enel hak" diyen Melamilik mezhebi aklına gelmiyor kimsenin.
Sünniliğe, Şiiliğe, Vahhabiliğe değinildiğinde kabul edebilirim.
Ama etkisi olmayan, insanları peşinden sürüklemeyen bir konunun ele alınması mantıklı olamaz.
Aryus inancının olması küçük de olsa varolması doğal. Çünkü Aryus'un iddiası İsa'nın Tanrı değil bir yaratık olduğudur ki bu klasik Hristiyanlığa bir itiraz olarak çıkabilir.
Meryem'in Tanrının annesi olduğu tartışmaları vardır ama taraftarı pek yoktur. İlahlığı iddiasını ise hiç duymuş değilim. Sadece kutsal olarak görülür, günahsız olarak düşünülür.
Sevgili Pante,
Evet sizinde söz ettiğiniz gibi toplumların genel kabulleri ile tartışılması gereği, Kuran'ın evrensellik iddiası için çok açık bir gereklilik.
Ancak, olaya Muhammed'in döneminde tanrısal bir iletişim olmadan bilgi ile yazıldığı savı ile yaklaşılıyorsa, o zaman , Muhammed'in bu bilgiyi yanlış olarak değil de o dönemde var olan ama bu döneme yansımayan bir inancın etkisi veya bilgisi ile alındığı varsayımını da irdelemek gerekiyor bence.
Böyle önemli bir konuda bu konunun o döneme ait olarak da bir bilgisi olmadığı netleştirilebilirse o zaman, evrensellik iddiası tamamen geçersiz olur. Ama böyle bir bilgi varsa, o bilgiye istinaden ayet yazıldı denilebilir. Konu da açık kalmasın diye, bu dönemde varmıdır sorusunu sordum ki; bu dönemden geriye doğru bir tarama yapılsın ve gerçek ortaya çıksın diye.
Yoksa, gulat şiasının şiayı ve halidiyenin sünniliği arzda temsil edemeyeceği konusunda hem fikirim.
Bu taramadan ortaya çıkacak sonuç Meryem'in ilahlığına inanların olması ile ayetin Tanrısallığının ispatı değil, Muhammedin bilgiyi nereden aldığı ile alakalı olabilir. Zira, ayetin evrenselliği açısından yaklaşıldığında, bugüne ulaşmayan bir bilgi ile müslüman neye niçin inanacak sorusu doğar ki, bu da ayetin hükmünün bitmiş olması ile açıklanır. Ayetin hükmü biterse eğer, Kuran esbabı nuzul a sıkışır kalır ki evrenselik iddiası tamamen ortadan kalkar.
Öyleyse sorumu düzelterek yineliyorum; Muhammed döneminde Meryemin ilahlığına inanan bir topluluğun izlerine hristiyanlıkta rastlanabilir mi?
Ayrıca bugün keldani hristiyanlarının rahibelerinin giydiği elbisenin islami örtünme ile olan tıpatıp nerdeyse benzerliğini bu siteden öğrenmiş olmam, o dönem ile bu dönem arasında ki dinlerin serüveninin ahkamda ki farkını görmem açısından çok önemliydi benim için.
Selamlar
Kur'an'daki çelişkileri, hataları yazarken arada belirtiyorum Hz. Muhammed'i bu konuda eleştiremem diye. O zamanın şartları, uğraşları vs.
Muhammed bu dönemde Kur'an'ı yazacak olsaydı kesinlikle inanıyorum bu tür hatalar yapmazdı. Hatta çok daha mükemmelini yazardı.
Adamlar onun yazdığı Kur'an'ın nüshasını ya da mealini yapamıyorlar. Onun yaptığı hatanın 10 katını bu zamanda, ellerindeki bu imkana rağmen yapıyorlar.
Mesela Kur'an'da teslis-üçleme yanlış ifade edilmişti Ana-baba-oğul diyerek değil mi?
Bakın birisi de bu zamanda, bu iletişim ve bilgi çağında teslisi baba-anne-ruhül Kudüs olarak yazıyor. Öyle sıradan biri de değil bu. Fethullah Gülen.
"Mesela kilise dayatmıştır; Eb (baba) İmm (anne) ve Ruh'ül Kudüs... Eb'i anladık; akıl, mantık, kitap kabul etse de, etmese İmm'ü de anladık Onların itikadına göre ilah, (Ruh'ül Kudüs) diyelim ki bu Hz. Mesih'tir, onun gerçek formuna ulaşması için, bir anaya girmesi gerekiyordu. Yani bir hulul ve ardından Mesih halinde zuhuru... Pekâla bunu nasıl anlayacağız?"
Eyilp Can, Fethullah Gülen Hocaefendi Ile Ufuk Turu, 38. s., Milliyet yay., 1. baskı, İstanhul-1996.
Şimdi sizce Fethullah Gülen'in bunu yazdığı dönemde bölgesinde ya da dünyanın herhangi bir yerinde teslis'e baba- Meryem ana- Ruhül Kudüs olarak inanan bir cemaat mi vardı?
Ya da Ruhül Kudüs'ü İsa olarak niteleyen bir cemaat, bir mezhep?
Eblehin sözü örnek olamaz ilkesini bu seferlik yok sayarsak, açıklamanız cuk oturmuş.
Sevgiler.
sevgili pante
ilah edinmek demek (ki senin bunu çok iyi bilmen gerk) direk ben meryeme tapıyorum demek değildir biliyorsun.islamda kişi birini veya bir nesneyi ilah edinir ve bunun farkında dahi olmayabilir.biliyoruz *ki her kilisede meryemin heykeli vardır ve hristiyanlar bundan bağışlanma şefaat dilerler.Yani üçün üçüncüsü olmasa dahi hristiyanlar meryemi rab edinmiştir.