Orijinalini görmek için tıklayınız : Kürt Meselesi
Sayfa :
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
[
12]
Sn. jadı
Apo şu anda korkmuş değil, korkmamış portresi çiziyor. Bu söyleşilerinden de belli. Ama bir Kürt'ün hem de Apo'nun böyle değerlendirmesi benim ilgimi çekti. Apo M.Kemal'in İngilizler tarafından sarıldığını düşünüyor ve yalnız olduğunu. Açıkçası onun dediği bu paşalar kalkışması ile ilgili bir malumatım yok. Dolayısıyla bu konuda da fikrim yok. Ama işin aslı bana da biraz tevatür gibi geldi ama bu elbette bizim Kemalist yetişme tarzımızdan kaynaklanıyor olabilir çünkü malumat sahibi değiliz.
Ancak gene de ilginç bir örnek olarak üzerinde düşünülmeli. Apo her şey olabilir ama teorik yönden küçümsenmemeli.
saygılarımla
Ben Ocalan'in bazi olaylari tamamen yanlis analiz ettigini goruyorum. Ama dedigim gibi, M.Kemal aleyhinde konusmak istememesi bence Tc ile cok zitlasmak istememesinden dolayi. Ya da bilemiyorum, tarih bilgisi cok zayif. Bunlar kisisel tahminlerim tabi
Ben Ocalan'in bazi olaylari tamamen yanlis analiz ettigini goruyorum. Ama dedigim gibi, M.Kemal aleyhinde konusmak istememesi bence Tc ile cok zitlasmak istememesinden dolayi. Ya da bilemiyorum, tarih bilgisi cok zayif. Bunlar kisisel tahminlerim tabi
hangi kitaplarını okudnuz sayın jadi ? ve hangi tarihi bilgileri zayıf ?
saygılar
Ben Ocalan'in bazi olaylari tamamen yanlis analiz ettigini goruyorum. Ama dedigim gibi, M.Kemal aleyhinde konusmak istememesi bence Tc ile cok zitlasmak istememesinden dolayi. Ya da bilemiyorum, tarih bilgisi cok zayif. Bunlar kisisel tahminlerim tabi
Sayın jadı
Öcalan artık devlet tehdidi altında değil, belki yakalandığı zaman bu korku olabilir ama şimdi bir hükümlü ve dışarı çıkamayacağını o da biliyor. Dolayısıyla TC ile zıtlaşmak istememesi gibi bir şey söz konusu olamaz. Kaldı ki İsmet Paşa da TC nin kızıl noktalarından ya da en azından Kürt Meselesi öyle. Dolayısıyla bu argümanınızı geçersiz.
Kaldı ki Öcalan devrimci bir halk savaşı önerdi daha nasıl TC ile zıtlaşsın ki. Ve bugün o avukatlarıyla görüştürülmüyor, kimse ile görüştürülmüyor. Daha ne olsun ki. Demek ki zıtlaşılmış ki burada M. Kemal son derece tali bir unsurdur.
saygılarımla
hangi kitaplarını okudnuz sayın jadi ? ve hangi tarihi bilgileri zayıf
saygılar
Sadece Kurt islahat raporunda bulunan insanlik disi ifadeler bile bu soruya yanit niteligi tasiyabilir. Dersim katliami sonrasi hazirlanan raporda "capulcalari fare gibi magaralara kistirip zehiri bastik" duzeyinde cumleler ile Kurt kizilbaslara bakis acilari desfre edilmis . Kurt kimliginin inkari da 25'li yillarda baslayan ve her yeni askeri darbe ile pekistirilen bir uygulamadir
Sayın jadı
Öcalan artık devlet tehdidi altında değil, belki yakalandığı zaman bu korku olabilir ama şimdi bir hükümlü ve dışarı çıkamayacağını o da biliyor. Dolayısıyla TC ile zıtlaşmak istememesi gibi bir şey söz konusu olamaz. Kaldı ki İsmet Paşa da TC nin kızıl noktalarından ya da en azından Kürt Meselesi öyle. Dolayısıyla bu argümanınızı geçersiz.
Kaldı ki Öcalan devrimci bir halk savaşı önerdi daha nasıl TC ile zıtlaşsın ki. Ve bugün o avukatlarıyla görüştürülmüyor, kimse ile görüştürülmüyor. Daha ne olsun ki. Demek ki zıtlaşılmış ki burada M. Kemal son derece tali bir unsurdur.
saygılarımla
Sn dilaver. Bence O Ataturkun nasil bir tabu oldugunu farketmis durumda. Korkudan degil ama politik olmak adina bu yontemi kullaniyor olabilir. Bunlar benim tahmnim ama Kurt direnisi orgutlemis birinin bu sekilde dusunmesi icin kafayi yemis olmasi gerek
Sadece Kurt islahat raporunda bulunan insanlik disi ifadeler bile bu soruya yanit niteligi tasiyabilir. Dersim katliami sonrasi hazirlanan raporda "capulcalari fare gibi magaralara kistirip zehiri bastik" duzeyinde cumleler ile Kurt kizilbaslara bakis acilari desfre edilmis . Kurt kimliginin inkari da 25'li yillarda baslayan ve her yeni askeri darbe ile pekistirilen bir uygulamadir
M.Kemal'in hakkını teslim ettiği değerlendirmeleri dolasıysa eksik tarihi bilgileri olduğunu düşüyosun.biraz okursanız Öcalan'ın kitaplarını daha kolay anlarsınız kürt meselesini.
saygılar
Sn. Jadı bu kullandığınız nefret dilidir. iki sözünüzden biri Kemal kürtlere,alevilere vs.vs. şöyle etti böyle zulmettiden başka bir derdiniz yok mu sizin güncele dair. Evet o bahsettiğiniz kırılan,sürülen halklar bile bugün sizin kullandığınız bu dil ile Kemal'i yorumlamıyor.. Çünkü bu tarihi sadece bir kişiye mal etme safsatasından başka bir şey değildir.. ne yani dönemin aktörleri sadece bu bahsettiğiniz halklara mı kötülük etti. kendi halkı bu dönemeçte fiziki hiç bir zarar görmedi mi? bir de bunun muhasebesini yapmaya ne dersiniz.. zaviyeyi biraz aralık bıraksanız nasıl olur?
M.Kemal'e yonelik bir nefret dili kullandigimi sanmam. Yani onun fiziksel ozelliklerine, ailesine, ne bileyim milletine, irkina hakaret iceren tek cumle kurmus degilim. Sadece yaptiklarini elestiriyorum. Nefret dili diye daha ziyade irkci, ayrimci ve cinsiyetci...vs saldirilara denir bildigim kadariyla
Taksim'de Kürtlere linç girişimi
http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=40492#.TqQpWgSgzyU.twitter
Ben Ocalan'in bazi olaylari tamamen yanlis analiz ettigini goruyorum. Ama dedigim gibi, M.Kemal aleyhinde konusmak istememesi bence Tc ile cok zitlasmak istememesinden dolayi. Ya da bilemiyorum, tarih bilgisi cok zayif. Bunlar kisisel tahminlerim tabi
Mustafa Kemal ATATÜRK'ün batılı işgalcilere karşı verdiği savaşla zıtlaşmıyor.Ülkeyi imparatorluk düzleminden cumhuriyet düzlemine getirmiş olmasının hakkını veriyor.Mustafa Kemal ATATÜRK ile zıtlaşması için kafasında Mustafa Kemal'in kurduğu düzenin gerisinde bir düzen olması yada amacının Mustafa Kemal'in yıktığı düzeni geri getirmek olması gerekir.Oysa ki ÖCALAN'ın niyeti bu değil.
Sana göre Osmanlı İmparatorluğu Mustafa Kemal'in kurduğu sistemden daha demokrat anayasal monarji demokratik cumhuriyetten daha demokrat.Bu nedenle ÖCALAN'ı anlaman imkansız.
Kürt meselesi böyle çözülmez ,işi bana verseler 2-3 ayda çözerim bir yıl sonrada pkk diye bir örgüt kalmaz .
Kurt sorunun kokenine iliskin iki link paylasmak istiyorum. Daha henuz 24 kisinin hayatini kaybettigi bu sorunda nedeni iyi anlamak cok onemli. Zira tedavi; teşhis ile başlayan bir süreçtir.
Bu link sorunun sekillenmesi ve ulus devletin kurulmasi asamasinda M.Kemal'in yaptigi hatalari irdeliyor
http://stratejiksiyaset.blogcu.com/ataturk-un-yaptigi-hatalar/8754477
Burda M.Kemal ve Inonu ikilisinin yaptigi insanlik disi eylemler ve kararlar anlatiliyor:
http://www.derindusunce.org/2009/01/25/cumhuriyet-gazetesi-kurtleri-neden-yamyam-ilan-etti/
Madem Kürt meselesini Mustafa Kemal ve İnönü başımıza bela etti o zaman 1881 e kadar olan isyanlar neyin nesidir.Mustafa Kemal doğmadan önce mi Kürtlere karşı hatalar yapmaya başladı.
200 yüzyılı bulan bir meseleyi birkaç adamın üzerine atmak insafsızlık olur.Kürt meselesi tek bir bakış açısı ile alınamaz.Yani Mustafa Kemal şunu şunu yaptıda bu sorun başladı denemez.Kürt isyanlarını herşeyden önce katagorize etmek gerekir.Kürtlerin katıldığı isyanlar, Kürtlerin çıkardığı isyanlar vede Kürt/Kürdistan isyanları olarak sınıflandırırak ele alırsan yaptığın hatayı anlar Kürt meselesine daha doğru bir açıdan bakabilirsin.
Herşeyden önce Kürt meselesi sadece Türkiyeye özgü bir mesele değildir.Mesele Mustafa Kemal ve Cumhuriyetin kuruluş aşamasında gizli ise Barzani isyanı neyin nesi olur.Kürt meselesi hernekadar kronolijide 1800 li yıllarda başlıyor gözüksede sorunun asıl kökeni Osmanlı İmparatorluğunun yükselme dönemine raslar.Kürtlerin ortaya çıkan durumdan memnuniyetsizliği dönemin şair-ozanı Ahmedi XANİ'nin şiirlerine dahi tesir etmiştir.
Ülkemizin yaşadığı son durum bizim ülkemiz için son durumdur.Oysa Kürt meselesi Irak-İran vede Suriyede de sürmektedir.Örnek olarak Şeyh Mahmut Berzenci isyanının ne Türkiye ile ne de Mustafa Kemal veya İnönü ile alakası vardır.Kürt isyanlarını vede Kürt meselesini bütün olarak düşünmek hatadır.
Ülkemizde meydana gelen son durum ise sadece Kürt meselesi ile alakalı değil aynı zamanada sosyalizm ile alakalıdır.İsyan Kürt meslesinde dayanak bulmuş fakat içerik talepler daha çok sosyalisttir.
Evet teşhis tedavinin yarısıdır.Yanlış teşhis yanlış tedaviyi yanlış tedavi daha büyük sorunları getirir.
M
Sana göre Osmanlı İmparatorluğu Mustafa Kemal'in kurduğu sistemden daha demokrat anayasal monarji demokratik cumhuriyetten daha demokrat.Bu nedenle ÖCALAN'ı anlaman imkansız.
M.Kemal'in kurdugu rejim'i demokratik olarak mi adlandiriyorsun :loco:
Bize okullarda hep cumhuriyet esittir halkin kendi kendini yonettigi rejim diye ogretilir ama bu dogru bir tanim degil. Eger cumhuriyet rejimi demokrasi ile birlestirilmezse felakete yol acar ki tc'nin akibeti de bu olmustur. Demokratik monarsilere verilecek cok sayida ornek oldugu icin hepsini tek tek yazmiyorum ama sanirim sana gore bir cumhuriyet fasist dahi olsa bir monarsiden daha iyidir(mesruti bile olsa). O yuzden bizim birbirimizi anlamamiz imkansiz
http://www.anayasa.gen.tr/cumhuriyet.htm
M.Kemal'in kurdugu rejim'i demokratik olarak mi adlandiriyorsun :loco:
Bize okullarda hep cumhuriyet esittir halkin kendi kendini yonettigi rejim diye ogretilir ama bu dogru bir tanim degil. Eger cumhuriyet rejimi demokrasi ile birlestirilmezse felakete yol acar ki tc'nin akibeti de bu olmustur. Demokratik monarsilere verilecek cok sayida ornek oldugu icin hepsini tek tek yazmiyorum ama sanirim sana gore bir cumhuriyet fasist dahi olsa bir monarsiden daha iyidir(mesruti bile olsa). O yuzden bizim birbirimizi anlamamiz imkansiz
http://www.anayasa.gen.tr/cumhuriyet.htm
Ben değil ÖCALAN.
Benimle değil ÖCALAN ile.
AlbatrosS
31-10-2011, 21:24
Murat Karayılan: ETA gibi silah bırakabiliriz
Karayılan, son üç yılda devletle doğrudan görüşmeler yaptıklarını tekrarlardı…
31 Ekim 2011 Pazartesi 13:58
12
14
16
18
KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, peşmergeler ile artık savaş olmayacağını belirterek, bir kez daha Kürtler arası çatışmaların yaşanmasının zemininin ortadan kalktığını söyledi. Karayılan, ETA’nın silah bırakma kararını onaylarken, Kürtlere de kendini yönetme hakkı tanınması halinde silah bırakabileceklerini belirtti.
Rudaw gazetesine mülakat veren KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, “Peşmerge gerilla arasında hiçbir zaman savaş olmaz. Kürtlerin birbirine karşı bir kez daha savaşmasının zemini kalmadı. Bu konuda Kürt siyasetçileri ve sözlerine inancım var” dedi.
BARZANİ’NİN ÇABALARI
Kürdistan Bölge Başkanı Mesut Barzani’nin Türkiye’deki sorunun barışçıl çözümü için çaba içerisinde olduğuna dikkat çeken Karayılan, “Kürdistan Bölge Başkanı Sayın Mesut Barzani, Kürt sorununun siyasi çözümü için bir çözüm çabası içerisindedir. Biz bu çabaları önemli buluyoruz. Biz sorunun siyasi ve diyalog yoluyla köklü çözümünü istiyoruz” dedi.
SON ÜÇ YILDA DEVLETLE DOĞRUDAN GÖRÜŞMELER OLDU
Devlet ile PKK arasındaki görüşmelere de değinen Karayılan, “Geçen beş yıl içinde Türk devleti ile bazı ilişkilerimiz oldu. İlk iki yılda bu ilişki bazı dostlar aracılığıyla yürütüldü, son üç yılda ise doğrudan görüşmeler yapıldı” şeklinde konuştu.
PKK lideri Abdullah Öcalan’ın sunduğu protokollere işaret eden Karayılan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın protokolleri reddettiğini söyledi. Şimdi bazı tarafların siyasi sürecin yeniden başlamasını istediğine dikkat çeken Karayılan, “Bu konuda Sayın Barzani ile bazı tarafların çabaları var” dedi.
İRAN-PJAK ATEŞKESİ SÜRÜYOR
Karayılan, İran ile PJAK arasında ateşkes olduğunu ve halen devam ettiğini de söyledi: “İran ile PJAK arasında bir ateşkes var, ateşkese her iki tarafta uymaya devam ediyor. Bu iyi bir durum ve tarafımızca memnuniyetle karşılanıyor.”
BASK MODELİ OLURSA SİLAH BIRAKABİLİRİZ
Karayılan son olarak nihai olarak silahlara veda eden ETA örgütünün kararını değerlendirerek, “doğru ve olumlu bir karar” dedi. İspanya hükümetinin de bu konuda tavrının olumlu olduğunu söyleyen Karayılan, Türkiye’de de Kürtleri kendi kendini yönetme hakkı tanınması halinde “silah bırakacaklarını” söyledi.
http://www.demokrathaber.net/guncel/murat-karayilan-eta-gibi-silah-birakabiliriz-h4646.html
İleri demokratlar bakalım bu çağrıya ne diyecekler?
Anima Libera
01-11-2011, 11:44
Bu tarz haberler hiç televizyonda gösterilmez, konu edilmez, tartışılmaz. Tabi ki burada terör devletinin bir amacı var: tek yol savaş, kan ve ölüm! Yoksa gencecik insanları nasıl tesiri altında bırakıp, dağlarda ölüme terkedecekler?
İşte o yüzden PKK'ya karşı yürütülen propaganda haberleri güncelliğini korumalı, ucuz, reaksiyoner ve aptal milliyetçi slogan ve hezeyanlarla da pekiştirilmelidir. Devletin ne kadar kurnaz olduğu belli oluyor sanırım.
'Suudi Arabistan'da muhaliflere terörist muamelesi'
...
Terör bahanesi
Af Örgütü Suudi hükümetinin binlerce kişiyi terörizm suçlarına karışmak sebebiyle tutuklamaya devam ettiğini, tutukluların ise işkence ve kötü muameleye maruz kaldıklarını bildirdi.
Örgütten yapılan açıklamada hükümetin taslağını hazırladığı yeni terör yasasıyla muhalifleri terörist olarak yargılamasının daha da kolay olabileceğine dikkat çekiyor.
Devamı > http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2011/12/111130_saudi_amnesty.shtml
Size de tanıdık geldi mi?
dark planet
02-12-2011, 08:12
kimse ırkından dolayı baskı altında tutulmaya zorlamanaz. dilini ırkını tanımadığın birinden anlayış bekleyemezsin. sorunun kaynağı cumhuriyet dönemine dayanıyor. osmanlıda yerel bölgeler oranın etnik grubuyla anılırdı. fakat bunun emperyalist güçler tarafından çok iyi kullanıldığı görüldü.ve bu yerel adlar bir yasayla kaldırıldı. merkezi oterite güçlendi. fakat geldiğimiz şu noktada insanlar kendilerini ifade etmek istiyorlar. bu batıda demokrasiyle sorunsuz işler niteliktedir. iskoçya ingiltereden ayrılmak istiyor. ve ingiltere de referandum yapılsın diyor. işler böyle yürür. referandum yapcaksın. orda burda artistlik yapıp olmaz. ben bir türk milliyetçisiyim ama özde milliyetçiyim. kendi haklarıma saygı gösterilmesini istiyorsam başkasının haklarına da saygı göstermeyi bilmem gerekir.
korku bölününme korkusu. bu korkudan kurtulmalıyız. kimse kimsenin kara kaşına aşık değil..
dilaver:Demek ki zıtlaşılmış ki burada M. Kemal son derece tali bir unsurdur.
Burada asıl tali unsurun zat-ı alinizin olma ihtimalini daha yüksek görürüm sayın beyefendi..
sevgiler, hürmetler
yucemanitu
15-06-2012, 21:40
9-10 yıl evvel Kürtçenin seçmeli ders olması için üniversitelerde imza toplanmış (ben de imzalamıştım)ve imza atanların bir çoğu soruşturmalara, disiplin cezalarına vb. maruz kalmıştı. Bunun lafının edilmesi, böyle bir şeyin talep edilmesi dahi suçtu. Ama şimdi Kürtçenin ders olarak okutulması söz konusu. Bu önemli bir gelişme her şey bir anda olmaz adım adım anadilde eğitime de geçilecek DTP'nin son yaptığı çıkışı saçma buluyorum o yüzden. Bu konuda AKP'yi teşvik etmeliler. Evet AKP harikadır, demokrattır demiyorum hatta AKP'den nefret ediyorum. Ama doğruya doğru diğer pek çok burjuva partiye kıyasla Kürt sorunu konusunda en insancıl olanı AKP şu ya da bu şekilde durum öncekinden çok daha farklı. Ha diğer burjuva partilere kıyasla en işçi düşmanı olan da yine AKP sanırım Kürt sorunu konusunda atılan bir iki adım dışında takdir edilecek yönleri yok hoş Uludere'deki kepazelik de onları hiç ediyor ama ben yine de BDP'ninKürtçe seçmeli ders olduktan sonra birkaç yılda anadilde eğitime de geçilebileceğini bunun bir basamak olduğunu görmesini umuyordum.
9-10 yıl evvel Kürtçenin seçmeli ders olması için üniversitelerde imza toplanmış (ben de imzalamıştım)ve imza atanların bir çoğu soruşturmalara, disiplin cezalarına vb. maruz kalmıştı. Bunun lafının edilmesi, böyle bir şeyin talep edilmesi dahi suçtu. Ama şimdi Kürtçenin ders olarak okutulması söz konusu. Bu önemli bir gelişme her şey bir anda olmaz adım adım anadilde eğitime de geçilecek DTP'nin son yaptığı çıkışı saçma buluyorum o yüzden. Bu konuda AKP'yi teşvik etmeliler. Evet AKP harikadır, demokrattır demiyorum hatta AKP'den nefret ediyorum. Ama doğruya doğru diğer pek çok burjuva partiye kıyasla Kürt sorunu konusunda en insancıl olanı AKP şu ya da bu şekilde durum öncekinden çok daha farklı. Ha diğer burjuva partilere kıyasla en işçi düşmanı olan da yine AKP sanırım Kürt sorunu konusunda atılan bir iki adım dışında takdir edilecek yönleri yok hoş Uludere'deki kepazelik de onları hiç ediyor ama ben yine de BDP'ninKürtçe seçmeli ders olduktan sonra birkaç yılda anadilde eğitime de geçilebileceğini bunun bir basamak olduğunu görmesini umuyordum.
Aslında meseleye daha derin bakmak gerekebilir.
ABD'nin bölgede giderek artan bir etkinliği var. Irak petrolünün güvenliği ve Irak meselesi ABD'yi endişelendirmeye devam ediyor. Bölge enerji kaynakları bakımından çok zengin.
Şunu biliyoruz ABD petrolün olduğu yerde mutlaka her bakımdan var olmak isteyen bir ülke. Çünkü petrole aşırı derecede bağımlı bir ülke.
Bunun yanında ABD'nin Şiilerden, İran'dan giderek artan bir rahatsızlığı var. Irak'ta da Şiiilerin artan bir etkinliği var ve ABD bunu kıramadı. Ama bunu mutlak biçimde kırmak istiyor. Bunun bir sürü nedeni var.
ABD bölgede, Talabani, Barzani yanına çekti; diğer Kürtleri de yanına çekmek istiyor ve bölgede Kürtlerle karşı karşıya kalmak istemiyor, onlardan faydalanmak istiyor.
Bunun bunlarla ne alakası var diyeceksin? Bence ciddi düzeyde alakası var olabilir diye düşünüyorum.
Hatta Baykal'ın indirilmesi Kılıçdaroğlu'nun getirilmesi bile boşuna değil diye şüphelenmiyor değilim.
Baykal'a o komployu yapanlar bulunamadı; çünkü komplonun boyutu epey geniş olabilir.
Ama bunlar da komplo filan değil mi?
Komplolar siyaseti bu kadar çok belirleyince kusura bakmayın yapacak fazla bir şey kalmıyor bazen.
yucemanitu
16-06-2012, 19:18
Aslında meseleye daha derin bakmak gerekebilir.
ABD'nin bölgede giderek artan bir etkinliği var. Irak petrolünün güvenliği ve Irak meselesi ABD'yi endişelendirmeye devam ediyor. Bölge enerji kaynakları bakımından çok zengin.
Şunu biliyoruz ABD petrolün olduğu yerde mutlaka her bakımdan var olmak isteyen bir ülke. Çünkü petrole aşırı derecede bağımlı bir ülke.
Bunun yanında ABD'nin Şiilerden, İran'dan giderek artan bir rahatsızlığı var. Irak'ta da Şiiilerin artan bir etkinliği var ve ABD bunu kıramadı. Ama bunu mutlak biçimde kırmak istiyor. Bunun bir sürü nedeni var.
ABD bölgede, Talabani, Barzani yanına çekti; diğer Kürtleri de yanına çekmek istiyor ve bölgede Kürtlerle karşı karşıya kalmak istemiyor, onlardan faydalanmak istiyor.
Bunun bunlarla ne alakası var diyeceksin? Bence ciddi düzeyde alakası var olabilir diye düşünüyorum.
Hatta Baykal'ın indirilmesi Kılıçdaroğlu'nun getirilmesi bile boşuna değil diye şüphelenmiyor değilim.
Baykal'a o komployu yapanlar bulunamadı; çünkü komplonun boyutu epey geniş olabilir.
Ama bunlar da komplo filan değil mi?
Komplolar siyaseti bu kadar çok belirleyince kusura bakmayın yapacak fazla bir şey kalmıyor bazen.
Bunları ben de biliyorum herhalde 30 yıl sonra bu heriflere vahiy falan inmedi. Ama şu ya da bu şekilde Kürtçe'nin ders olarak konulması ilerici bir adımdır ve gerisi gelecektir. Böyle ilerici bir adımı da daha baştan mahkum edip kıyametleri koparmak da saçmadır.
AlbatrosS
16-06-2012, 21:12
Bunları ben de biliyorum herhalde 30 yıl sonra bu heriflere vahiy falan inmedi. Ama şu ya da bu şekilde Kürtçe'nin ders olarak konulması ilerici bir adımdır ve gerisi gelecektir. Böyle ilerici bir adımı da daha baştan mahkum edip kıyametleri koparmak da saçmadır.
* Seninki ''tecavüz kaba şiddetle mi yoksa hapla uyutularak mı yapılmalı... '' gibi bir şey. Oysa siz yakın dönemden hiç ders almamışsınız. 12 Eylül anayasa referandumunda ''söylenen'' gerekçeleri hatırladım bir an...
* Kaldı ki meseleye ''DİLBİLİMSEL'' çerçeveden de bakacak olsak; bu adım ASİMİLASYON'un daha sinsi bir devamıdır. 7-8 sene çocuklara ''zorunlu kürtçe eğitim'' verip son sene biraz da çeşni olup ve boş ders geçsin kabilinden ''haftada 2 saatlik Kürtçe ders''le anadili eğitimi yapılamaz. Bilimsel bir tarafı yok.
Sorunun ''ileri'' çözümü buysa bu durum toplumlar arası öfke ve ayrılığı daha da derinleştirmekten başka bir halta yaramaz. Demokratik haklar kibirli egemenlerin gurur ve egemenlik histerilerine mahkum edilemez. Muhafazakar siyasa, iktidar kültü ve kibrini çok daha sinsi biçimde yeniden tanımlayıp üretiyor. İktidarın söylemleri bir ''hakkın tanınması''ndan ziyade, kendi otorite ve egemenlik alanını genişletecek/pekişterecek biçimde(ki bu aynı zamanda Tayyip Kültü'nü üretilmesidir) kendi siyasını ve siyaset dilini kurgulamakta.
yucemanitu
17-06-2012, 10:26
Seninki ''tecavüz kaba şiddetle mi yoksa hapla uyutularak mı yapılmalı... '' gibi bir şey. Oysa siz yakın dönemden hiç ders almamışsınız. 12 Eylül anayasa referandumunda ''söylenen'' gerekçeleri hatırladım bir an...
Tartışmayı kişiselliştirmek istemiyorum ama ders alıp almadığımı neye dayanarak söylüyorsun? Ne alaka ilaçla tecavüz kaba kuvvetle tecavüz, ben bu adım yeterlidir mi dedim? Kürtçenin seçmeli ders olması yeterlidir gibi bir şey demedim. Atgözlüğüyle okumadıysan gerisi de gelecek dedim:
birkaç yılda anadilde eğitime de geçilebileceğini bunun bir basamak olduğunu
diyorum. Takdir edersin ki böyle bir değişim sabahtan akşama olmaz. Kürt Dili ve Edebiyatı ilk mezunlarını 2015'te verecek. Kürt sorunu AKP ile başlamadı yıllardır var ve AKP şu ya da bu şekilde (evet ABD istediği için mecbur oldu vs. Brian'ın dediklerinin bayağı bir payı var) "Bu ders konamaz, bu bölücülük olur" psikolojisini aşarak anadilde eğitim, özerklik vb. hakların verilmesinde önemli bir adım attı. Yoksa AKP harikadır, demokrattır demiyorum, hiçbir zaman da demedim. Sadece Kürt meselesinde DİĞER BURJUVA PARTİLERE KIYASLA daha özgürlükçü dedim.
Bunları ben de biliyorum herhalde 30 yıl sonra bu heriflere vahiy falan inmedi. Ama şu ya da bu şekilde Kürtçe'nin ders olarak konulması ilerici bir adımdır ve gerisi gelecektir. Böyle ilerici bir adımı da daha baştan mahkum edip kıyametleri koparmak da saçmadır.
Daha olayın başlangıç aşamalarındayız...O yüzden peşinen ahkam kesmek istemem. Ama geçmiş acı tecrübelerden dolayı temkinli düşününüyorum.
Ve bu yüzden meseleye bütüncül bakmaya çalışıyorum.
Eğer bu meselenin arkasında ABD varsa aklıma farklı farklı şeyler geliyor. Bu tür durumlarda bir şey veriliyorsa genellikle çok daha fazlası istenir.
Yani demek istiyorum ki bu Kürtçe ders meselesi filan oltadaki yem olabilir, eğer oltayı göremeyip sadece yeme odaklanılırsa oltanın ucunda sallanan bir balık durumuna düşülebilir. Yem iyi olabilir orası ayrı ama oltayı görmeden sadece yemi görmek yanlış olacaktır.
Çok fazla karamsarsın ve yanılıyorsun, her şey açık, olta filan yok, durum net diyebilirsin tabii. Ben ise bu konuda emin olmadığımı söylüyorum.
AlbatrosS
18-06-2012, 16:06
Tartışmayı kişiselliştirmek istemiyorum ama ders alıp almadığımı neye dayanarak söylüyorsun? Ne alaka ilaçla tecavüz kaba kuvvetle tecavüz, ben bu adım yeterlidir mi dedim? Kürtçenin seçmeli ders olması yeterlidir gibi bir şey demedim. Atgözlüğüyle okumadıysan gerisi de gelecek dedim:
diyorum. Takdir edersin ki böyle bir değişim sabahtan akşama olmaz. Kürt Dili ve Edebiyatı ilk mezunlarını 2015'te verecek. Kürt sorunu AKP ile başlamadı yıllardır var ve AKP şu ya da bu şekilde (evet ABD istediği için mecbur oldu vs. Brian'ın dediklerinin bayağı bir payı var) "Bu ders konamaz, bu bölücülük olur" psikolojisini aşarak anadilde eğitim, özerklik vb. hakların verilmesinde önemli bir adım attı. Yoksa AKP harikadır, demokrattır demiyorum, hiçbir zaman da demedim. Sadece Kürt meselesinde DİĞER BURJUVA PARTİLERE KIYASLA daha özgürlükçü dedim.
Ders alıp almadığınızı ''argümanlarınıza'' dayanarak söylemiştim. argümanlarıma verdiğiniz tepkiler ve yanıtta zaten bunu kanıtlamak ister gibisiniz:
Bu eski bir sorun, Akp'yle başlamadı.
Bundan sonra söyleyeceğimiz bazı veriler için de ''taş devrinde böyle miydi?'' gibi kullanışlı bir spekülasyon gelirse şaşırmam. Oysa siz beni ''okumamakla'' suçlarken aslında yazdığımız şeyi besbelli okuyarak ama anlamadan cevap vermişsiniz.
Ne demiştik: Seçmeli ''ders mevzuatı'' asimilasyonun bir DEVAMIDIR. Biz ''niyetler'' üzerinden fikir beyan etmiyoruz. Eldeki ''somut veriler''e bakmaktayız. Somut verilere ve pratiklere baktığımızdaysa görülen şudur: İktidar, devlete hakim olduğu nispet ve oranda ''eri, şöven, kibirli ve otoriter dilini'' yükselttiği gibi pratikte buna denk düşecek uygulamaları da devreye sokmuştur. 2002 yılından bu yana ceza evlerindeki ''mahkum sayısı'' 3 kart artış göstermiş; KCK gibi süreçlerle kürt siyasal muhalefeti tasfiye edilip kriminalize edilmiş, devamında sosyalistler ve demokratlara da sayısız polisiye operasyonlar yapılmıştır.
Meselenin ''dilbilimsel'' açıdan da siyaseten de sorunlu olduğunu belirttikten sonra da demiştik ki:
Bu siyasal manevralar, muhafazakar siyasa ve o siyasa üzerinden kurulacak İKTİDAR ALANININ(aynı zamanda o siyasa çerçevesinde toplum ve siyasetin) yeniden ''tahkim edilmesi''dir. Bir yanda ''saldırgan'' ekonomik proje ve ilga siyasetiyle toplum iktisadi bir dönüşüme(ki bu da bir tür biat yöntemidir, dilenirse izah edebiliriz) zorlanırken öte yandan iktidar olmanın tüm kamusal/özel araçlarıyla siyasal alan istendik bir eğilime/dönüşüme zorlanmaktadır. Muhazakar siyasanın hedefi ''muhalefetsiz muhalefet'' olarak tanımlanabilecek ''dikensiz gül bahçesi''dir: Hes'ler, kentsel dönüşüm, eğitim ''reformu'', sağlık ''reformu'', işçi hakları, muhazakar dini dayatmalar... vb Kürt sorunu da bundan farklı değildir. Zira, çözüme ''en yakın'' olduğu görülen bir çerçevede(OSLO'DA) protokollerin imzalandığı bir dönemde : KCK operasyonları ve askeri operasyonlar (50 kadar militan öldürüldü) devam etmekteydi. Karayılan'ın Avni Özgürel'e verdiği mülakatı okursan şunu diyordu: '' Kck operasyonlar hususunda uyanık olmamız lazımdı...''(Bu aynı zamanda çözümün iktidarın içinde ya da çevresinde birtakım güçlü gruplarca provoke edileceğini söyler ki bunun da 'the cemaat' olduğuna dair güçlü emareler var)
Hülasa;
Bu sorun AKP'yle çözülmez. Zira, ne siyasal arka planları ne de siyasal iradeleri bu konuda ''yetkin'' değildir. Dahası sorunun çözülmemesi hususunda önlerinde oldukça güçlü direnç noktaları var: Cemaat. Seçmeli ''ders'' önerisi iktidarın kendi ''iç çatışmaları''ndan bağımsız ele alınamaz.
Bu konuda şu yazıya göz atmanızı öneririm:
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1091412&Yazar=YETVART-DANZIKYAN&CategoryID=98
yucemanitu
27-07-2012, 20:03
Kürtçenin seçmeli ders olarak kabul edilmesine çok sevinmiş sevinirken de biraz ileri gitmişim. Sevinçten biraz saçmalamışım ve hemen önceki birkaç mesajımı atmışım. Hakkaten son zamanlarda yaşananlara bakıyorum da nasıl da kanmışım yahu AKP kim Kürt sorununda ilerici adım ne?
AlbatrosS
27-07-2012, 21:32
Kürtçenin seçmeli ders olarak kabul edilmesine çok sevinmiş sevinirken de biraz ileri gitmişim. Sevinçten biraz saçmalamışım ve hemen önceki birkaç mesajımı atmışım. Hakkaten son zamanlarda yaşananlara bakıyorum da nasıl da kanmışım yahu AKP kim Kürt sorununda ilerici adım ne?
:)
Sizinki yine iyimiş, biz bunu demokrasi konusunda yetmezcilere en az 6 senedir anlatamadık.
kursat76
27-07-2012, 23:26
Kurt sorununu cozecek tek kisi Tayyibin oglu Bilaldir.Ingilterede IRA teroru nasil cozuldu?(teror mu degil mi ,kim hakli ayri mesele).Alakasi yok ama konsepti anlatmak icin 30 yil sonrasindan ornek veriyorum.Cunku Prens Harry asker olarak Afganistana gitti.Evet sicak catismanin oldugu bolgelere gitmemistir ve muhtemelen 20 asker sirf onu korumakla gorevlendirilmis ama adam gitti asker olarak bir sure bulundu orda.
Peki bizim Turk-Kurt savasinda aslinda savas kimlerin arasinda?Turkun garibaniyla Kurtun garibaninin arasinda.Ikisinin de zengini Istanbulda sefa surmekte.Bu savasi bitirmek uzere karar alici mekanizmalar,onlari etkileyecek yapilar,kamuoyu olusturma gucu olanlarin yani milletvekili,parlementer,kodaman isadami,sanatci,medya patronu,general vs vslerin ogullari nerde>?Ritz Carltonda ruslarla alem yapmakta.Carltonda teror tehlikesi var mi ?Yok.
Peki bu isi bitirmek icin muhtemelen Amerikayla papaz olunmasi gerekiyor.Isadami ,parlementerler garibanlarin cocuklari icin neden kendi geleceklerini tehlikeye atip bunu yapsinlar ki?Benim param gidecegine fakirin oglu ölsun diyorlar.
Bilal olmeden,Sezenin oglu Mithatin bacagi kopmadan,karamehmetin oglu mayina basmadan bu is co\ulmez kardesim.Her kesimin ocagina ates dusecek kiherkes gece diken ustunde oturacak ki,iste o zaman ama savasarak ama anlasarak bu sorun cozulur.
Seyit Rızalarla,Şeyh Saitlerle,Said Nursilerle Kürt halkı savunulmaz.
Kürt halkını aşiret ve tarikat şeyhlerinin resmi alında yürütmek ancak karşı-devrimci girişimlerin işine yarar.
Hangi halk,aşiret ve tarikat şeyhleriyle özgür olabilir ...
Hele Zazalar gibi aydınlanmanın kazanımlarından en çok yararlanmış bir halka,aşiret ve tarikat şeyhlerini önermek bir halka yapılabilecek en büyük kötülüktür.
Baskoylu
22-10-2012, 08:04
Saygideger FECHAN Dost
Seyit Rızalarla,Şeyh Saitlerle,Said Nursilerle Kürt halkı savunulmaz.Demissiniz!!! Sehit Riza`nin Kurt oldugu ve Seyit Riza`nin verdigi mucadelenin Kurt halki icin verilen ozgurluk mucadelesidir diye bir idda goremiyorum, Kaldiki Seyit Riza Kurt degildir, Seyit Riza Alevi`dir, Fasist T.C`nin Tanklarina, Toplarina, Donanmis Ordularina, Bombardiman Ucaklarina karsi Direnis semboludur.
"Ben Sizin Yalan ve Hilelerinizle Bas Edemedim, Bu Bana Dert Oldu.
Ama Bende Sizin Onunuzde Diz Cokmedim, Bu`da Size Dert Olsun.
Seyit Riza"
Sozu..... TC nin kurucusu ve cellatlarina vurulan en buyuk samardir.
Tarhiler boyunca bir cok topluluk Alevi halki uzerinde bir cok oyun oynamaya calismis, asimile politikalarini acimasizca surdurmus ve surdurmeye devam etmektedir... Haklinin ve dogrunun yaninda olmak, Onun inancini, Milliyetini, Irkini, Cinsini ve Rengini kabul etmek degildir.....
Alevilik; Irk, Millet, Din ve Renk ayrimi yapmadan 72 millete bir nazarda bakan, Insanliktan daha degerli bir varligin olmadigini, Yartan`da Yaradan`da insanin kendisi olduguna inaniyorsa.... Hic bir Irk ve Milletin oynuna gelmeden, haksiza karsi gelen, haklinin yaninda yer alan bir durusa sahip oldugundan dolayidir......
Kurdistanda verilen "Ulusal Kurutulus" Mucadelesini Destekliyorsa... Kurt oldugundan degildir, Kizilbas Durusa Sahip Oldugundandir....
Halklarin Kendi Kader Tayin Hakkina karsi gelmek, Demokrasi ile bile bagdasmadigini dusunursek.... Kurdistanda verilen ulusal mucadeleye karsi gelmek, fasist kohne duzenin yaninda yer almak yine demokrasi ile bagdasmadigini, irkci ve milliyetci bir yaklasim oldugunu acik ve net bir sekilde gorebiliriz.
Agalik, Asiret ve tahrikat sehleride olsa, bir ulusun kimligini yok saymak, dilini ve kulturunu yok saymak gibi dusuncelere sahip olmak duzenin temsilciligini ve duzenin borazanligini yapmaktan oteye gitmiyecektir.
Dolayisiyla Ya gorundugumuz gibi olacagiz, Yada oldugumuz gibi gorunmek zorunda olacagiz.
Dersim onderi Sehit Riza`yi Kurt hareketin onderi gormek tarihi yaniltmaktir. Fasist TC nin kurucularini savunma adi altinda Dersim Direnisini baltalamaya ve karalamaya calismak gibi yaklasimlar siyasi bilincsizligin ve siyasi yetersizligin sonucu olarak gorebiliriz.
Zazaca (Dimiliki) Alevilere ait bir dildir. Iki ayri Kurt lehcesi diye idda edenler, Alevi halkina Irk ve Millet misyonunu yukleme cabalaridir.
Turkce, Ingilizce, Fransizca, Almanca, Kurtce, Italyanca, Yunanca, Ermenice ve daha sayamiyaagimiz butun uluslarin kendilerini simgeliyen tek dilleri vardir..
Iki tane fransizca, Iki tane ingilizce, Iki tane almanca vs vs gibi dil gosteremiyecegimize gore... Iki tane Kurtce dilide yoktur....
Sonuc olarak kimsenin kimseye yaptigi bir kotuluk yoktur, sadece gercek ve dogrulari carpitma ve farkli yonlendirilmeye calisma cabalari vardir....
Saygi ve Insani Sevgilerimle
Olimpiyat
22-10-2012, 09:02
Seyit Rızalarla,Şeyh Saitlerle,Said Nursilerle Kürt halkı savunulmaz.
Haklısın(!) Alparslan Türkeşlerin, Türk-islamcıların ya da Atatürkçülerin açıklamalari ile kürt halkı savunulur.
Kürtlerin, kürt önderler neyine. Türkçü faşistler dururken.
Yav bırakın bu masalları.Hangi abileriniz ya da okuduğunzu hangi yayın organları bunu diyorsa, halen 1900lerin başında kalmışlar.
Onlara selam söyle, yemeyiz bu masalları.
Ayrıca Said nursi ile seyit rıza farklı kulvarların insanları.Açın öğrenin. Bilmemek ayıp değil.
Haklısın(!) Alparslan Türkeşlerin, Türk-islamcıların ya da Atatürkçülerin açıklamalari ile kürt halkı savunulur.
Kürtlerin, kürt önderler neyine. Türkçü faşistler dururken.
Yav bırakın bu masalları.Hangi abileriniz ya da okuduğunzu hangi yayın organları bunu diyorsa, halen 1900lerin başında kalmışlar.
Onlara selam söyle, yemeyiz bu masalları.
Ayrıca Said nursi ile seyit rıza farklı kulvarların insanları.Açın öğrenin. Bilmemek ayıp değil.
S.Rıza,Said Nursi,Şeyh Said-i yan yana koyup bunları yeni bir açılım diye sunan ve savunan BDP-li S.Demirtaş oldu.
Zazalar,Türkiye-nin en aydınlanmış kesimlerindendir.
Eğer Zazalara,Kürtlere sanki bir yenilikmiş gibi şeyhleri,aşiret reislerini,İngilizcileri sunarsanız bunun adı Kürt Halkını savunmak olmaz.
Aşiret,tarikat,mezhep savunuculuğuyla Kürt halkını ya da ezilen halkı savunmanın ilgisi olamaz.
Aşiret,tarikat ilişkilerinden görece kurtulmuş Zazalara ,S.Rızaları önermek Zazalara en büyük kötülüktür.
.............
Halklarin Kendi Kader Tayin Hakkina karsi gelmek, Demokrasi ile bile bagdasmadigini dusunursek....
Bu sözlerinizden UKKTH ilkesini bilmediğinizi ya da kavramadığınızı anlıyoruz.
Siz Wilson prensibi ile Leninci UKKTH ilkesini karıştırıyorsunuz.
Wilson,Osmanlı Devleti,Rusya gibi ülkeleri bölmek için kendi prensibini önerdi.
Komünistler ise UKKTH ilkesini emperyalizme darbe vurması ve emekci halkın yararına olması koşuluyla savundu.
Yani komünistler emperyalizme darbe vurmayan,tersine emperyalizmi güçlendiren hareketleri desteklemez.
Nitekim Lenin-Stalin,Komünist Enternasyonal,Dersim kalkışmasını,Şeyh Sait ayaklanmasını desteklemediler Kemalist İktidarı desteklediler.
Emperyalizmi ve feodalizmi hedef almayan bir hareket halk için demokrasi değil kölelik getirir.
.............
Kurdistanda verilen ulusal mucadeleye karsi gelmek, fasist kohne duzenin yaninda yer almak yine demokrasi ile bagdasmadigini, irkci ve milliyetci bir yaklasim oldugunu acik ve net bir sekilde gorebiliriz.
PKK,BDP ulusal mücadele vermiyor.
Bu akımlar AKP ile birlikte en Amerikan destekli akımlardır.
PKK-BDP,Amerikan işgali altındaki topraklarda nasıl ulusal mücadele verecek.
BDP liderleri en son Amerika-ya gittiler ve Amerika-dan "ROL İSTEDİK." dediler.
S.Demirtaş, en son S.Rıza,Şeyh Sait,Said Nursi gibi isimleri Kürtlerin sembolü olarak sundu.
PKK-BDP, AKP-nin her gerici oluşumuna parlementoda destek veren tek parti.
Bu politikalar halka karşıdır ve Kürt halkımıza hiç bir şey kazandırmaz.
Baskoylu
29-10-2012, 05:40
FECHAN
Bu sözlerinizden UKKTH ilkesini bilmediğinizi ya da kavramadığınızı anlıyoruz.
Siz Wilson prensibi ile Leninci UKKTH ilkesini karıştırıyorsunuz.Saygideger FEHCAN Dost.
Kimin neyi kavramadigini veya neyi bilmediginin yarisina girmek yerine fikirlerin ve dusuncelerin on planda tutulmasi daha dogru olur.
Uluslarin Kendi Kader Tayin Hakki veya Halklarin Kendi Kader Tayin Hakki ile, Ilkeleri karsitirdigimi dusunmuyorum,
Konu Turkiye`de Milli zulum ve Milli baski altinda olan, Kurt Halkinin Kendi Kader Tayin Hakkina sahip olmasini savunmak, kendisine demokratim diyen her bireyin gorevidir dedik...
Bilmedigimi veya kavramadigimi anlamaniz ve boylesi bir kaniya varmaniz ne sizi dogrular nede benim hic bir sey bilmedigimin tespitini yapar....
Bildiklerimizle variz, bilmediklerimizi ogrenerek kendimizi yeniler, insanliga faydali olmak icin mucadele veririz....
FECHAN
PKK,BDP ulusal mücadele vermiyor.Peki PKK ve BDP ulusal mucadele vermiyorda, neyin mucadelesini veriyor?
PKK ve BDP gibi ilkel milliyetci ve gerici akimlari elestiriken... kendimizi bu akimlarin ilerisinde gorebilmek icin, onlarin yanlislarina yanlislarla cevap vermek veya yanlis tahlillerle egemenlerin ekmegine yag surmek olmamalidir.
Ayni zamanda kendi teorik dusuncelerimizle catistigimizin farkinda bile degiliz.
PKK ve BDP Turkiye Kurdistaninda verilen Ulusal Mucadelenin onderligini yapan birbirlerine bagli Legal ve Illegal bir orguttur, Ulusal mucadelenin onderligini yapan bu iki ayri kurum gorunumunde olan, Onderlik faziflarini elestirebiliriz, Kurt Halkina dogru bir onderlik yapip uyapmadiklarini tartisabiliriz veya elestirebiliriz, Ama bu orgutun Ulusal mucadele vermedigini soylemek var olan gercekleri inkar etmektir....
FECHAN
Bu akımlar AKP ile birlikte en Amerikan destekli akımlardır.Fasist T.C kurulusundan beri Emperyalizme gobekten bagli olmadigini savunabilirmiyiz? Bu Fasist Parlementer sistemin gunumuze kadar ABD usakligini yapmadigini ve ulkenin butun ekonomik, Politik ve Siyasi olusumunu ABD tarafindan duzenlenmedigini ve yonetilmedigini savunabilirmiyiz?
Fasist Parlementer sistem icinde olan diger duzen partilerin yukarida saydiginiz orgut ve partilerden fakli olduklarini soyliyebilirmiyiz?
PKK, BDP ve AKP ne kadar Amerikan destekli akimlar ise, CHP, MHP ve diger duzen partileri`de ABD nin usaklari ve birer temsilcileridir, birini digerinden ayri tutmaya calismak!!! dusmanimin dusmani, Dostumdur mantigidir.
FECHAN
PKK-BDP,Amerikan işgali altındaki topraklarda nasıl ulusal mücadele verecek.Amerikan Isgali altinda olan Turkiye`de ulusal mucadele verilemezmi? bu nasil bir teori anlamadim, Yani Amerika Isgali Altinda Diye BDP ve PKK kendisi lavmi etmeli?
Amerika ve onun gibi Emperyalist ulkeler Halkin onurlu mucadelesi karsisinda, Kagit`tan birer kaplandirlar... Bunu bir cok ulkede aldiklari yenilgilerle gorup sahit olduk.......
FECHAN
BDP liderleri en son Amerika-ya gittiler ve Amerika-dan "ROL İSTEDİK." dediler.Ne bekliyordunuz? ML bir mucadelemi bekliyorsunuz? Irak`ta yapilan bol, parcala ve yonet tektigini yasama yansitma cabasi ile ABD ye TC nasil vaatler veriyor ve gobekten bagli ise, BDP`de gidip baglilik yeminini etmisse bunda sasilacak ne olabilir?
Vatan Millet Sakarya, nutuklarini asmadigimiz surece, farkinda olmadan bir cok hatalar yigini ile bas basa kalir, hata ve eksiklerimizi gormemek icin caba harciyarak, kendi teorik dusuncelerimizle zitlastirigimizi ve ters dusutugumuzun farkinda bile olamiyoruz....
FECHAN
S.Demirtaş, en son S.Rıza,Şeyh Sait,Said Nursi gibi isimleri Kürtlerin sembolü olarak sundu.Suleyman Demirel, R.T Erdogan ve onun gibi gerici fasist, irkci ve yobazlarin Nazim Hikmet`in Siirlerini okumasi ve ona sahip cikmaya calismasi!!!! Bizlerce nasil normal degilse, ve bunlari susturamiyorsak, S. Demirtas`in Seyit Riza`yi Kurt sembolu olarak gormesinide engelliyemeyiz, ama yeri geldiginde gereken cevabini alir, ki almistir, fakat O ve onun gibiler bu gibi hile ve yalanlardan kendilerini geri almiyacaklar, Cunku Amaclari Farklidir, (Cirkin Politika mantigi).
FECHAN
PKK-BDP, AKP-nin her gerici oluşumuna parlementoda destek veren tek parti.AKP`ye karsi olan buyuk tepkiniz!!! AKP den daha tehlikeli olan MHP`yi dost parti gorunumu vermesi kadar aci bir sey olabilirmi? keza CHP nin MHP den cok farki yoktur, MHP ile CHP arasinda tek bir fark var... M ile C harfidir, yani ikiside Irkci ve Milliyetci Fasist partilerdir.....
FECHAN
Bu politikalar halka karşıdır ve Kürt halkımıza hiç bir şey kazandırmaz. Sizce Kurt Halkimiza Hangi Duzen neyi kazandirir? veya hangi politikalar neyi kazandirir?
Yillarca Fasist Duzenin Milli Baski ve Milli Zulumu altinda inim inliyen Kurt Halki Ozgurlugunu istiyor..... Bagimsizligini ve Ozgurlugunu istiyen bir halkin bu hakli talebini desteklemek kadar daha guzel ne olabilir?
Saygi ve Insani Sevgilerimle
Türkiye'nin içerisinde bulunduğu sorunlu durum bir bilinçsizliğin ürünüdür. Türk halkının artık kandırılmamayı seçmesi gerekiyor. Bu savaşta barış için ikna edilmesi gerekenler Kürt'ler değil Türk'lerdir. Askere gönderdiği oğlunun neden öldüğünü bilmeyen, sorgulamayan ailelerin bu işe dur demesi lazım. Bu, dünyanın her yöresinde böyle oldu. Savaşı durduracak olan yegane unsur savaşın asıl madurlarıdır. Bir anne düşünün ki biricik oğlunun ölümünün hıncıyla küçük oğlunu da feda edeceğini söylesin. Ne uğruna? Kimin için?
Devlet denen mekanizma, önce insanların kafasında bir heyula yaratıyor sonra güya bunu önlemek için asker odaklı bir korku bürokrasisi inşa ediyor. Bunu siyasal, ekonomik, dinsel ve kültürel olarak inşa ettiği militarist politikalarla destekleyerek tüm erkin tek hakimi oluyor. Peki esasında kim neyin hakimi oluyor. Bunca velveleye rağmen HPG ortadan kalkıyor mu? Bu savaşta akıtılan kan, acı duruyor mu? Ya bu memleket insanının yıllardır sefaletle boğuşması? Sizce gerçekten her şeyin hakimi bir devlet bunlara müsade eder mi? Yoksa bu devlet esasında tüm ürünlerinin yağmalandığı, yağmalanması için sıraya girilen bir çiftlik midir?
Türkiye'nin hali gülünçtür. Türkiye esasında dünyada kimseyi kandıramamaktadır. Türk halkının bunun farkına vararak olan bitenin hesabını gelmiş ve şimdiki devlet erkanından sorması gerekiyor. Kürt halkının, Alevi'nin, Ermeni'nin sorunu askerle çözülmez. Ayağı kırık adamın kafasına mermi sıkıp öldürmezler, hekim çağırıp ayağını sararlar. Türkiye tüm hastalıklarına namlu tedavisi uyguluyor.
Kürt, Türk, Ermeni, Rum herne halk ise Anadolu'daki insanlığın refahı için, birlik beraberlik içerisinde yaşamak, özgürce söylemek, dinlemek, konuşmak için çözüm Türk Halkı'nın bilinçlenmesi ve kendi Halk Devrimi'ni ortaya koymasıdır. Ne HPG'nin operasyonu, ne Türk Ordusu'nun 155mm Obüsü, bu işi çözecek olan Türk'ün ta kendisidir. Çünkü bu zulmü üreten egemenlerin kandırarak kanını emdiği toplulukların en büyüğü Türk halkı'dır.
Türk madem ki büyük olduğunu, adaletli ve Anadolu'nun hâmisi olduğunu iddia ediyor, o halde kardeşini katletmeyi bırakmalıdır. Anadolu Coğrafyası'nda doğup yaşayan iyi insanların, kardeş toplulukların, halkların birleşerek bu egemen unsurların akıttığı kana dur demesi gerekiyor. Bu dur deyiş Türk'lerin önderliğindeki halklar eliyle olmadıkça hiç bir şey ifade etmeyecektir. (Türk önderliği derken, Türk halkının yüceliğinden bahsetmediğimi umarım ki yukarıdaki paragraflarda aktarabildim. Bana göre her insan, halk birdir ve hiç birinin diğerinden zerre üstünlüğü yoktur.)
bakkalmahmud
27-11-2012, 14:37
www.haber.gazetevatan.com/kurt-siyasetciden-biranda-yanit/495613/1/Gündem (http://haber.gazetevatan.com/kurt-siyasetciden-biranda-yanit/495613/1/Gündem)
Siyastle hic ilgilenmem ama herzaman pkk konusunda bu adam(tabiki sayin güclününküler tesbit) gibi düsünmüsümdür.saygilar
rojawelad
13-12-2012, 20:15
MOSSAD ve CIA ajanları sevinçlerinden şaşkınlığa düşüyorlar,
Nasıl olur da Türkler ve Kürtler birbirlerine silah tutuyorlar..
Tarihte ve Dünya'da Kürtlerle Türkler kadar içiçe geçmiş toplumlar olmadığı halde
Türklerle Kürtler tarihte olduğu gibi kardeş olmaları gerektiği halde
Birbirlerine kurşun sıkıyorlar!
merhaba degerli byspy siteye bugün katildim senin alintinida okudum ama yaziyi alinti yapan arkadas olaylardan haberdar olmadan kaleme almis galiba ahmet kayanin almanyadaki bütün konserlerine gittim harhalde o yazilan ``türkler ve köpekler giremez``yazisina hic rastlamadim.ayrica pkk ninde ahmet kayanin kasetinden gelecek parayada ihtiyaci yoktur sanirim.tabiki bir insanin ölmesi bu türk veya kürt olur farketmez icimizi acitiyor ama hangi ideolojiye göre sehit onlar islam sehidi mi ,devrim sehidimi ama tabiki keske hic kimse ölmezse keske o haberleri okumak zorunda hic olmazsak. birde bu sitedeki arkadaslarin kendilerini gelistirmis bazi tabulari yikmis olduklarindan hareketle rahat yaziyorum,bence artik bizimde toplum olarak bunu asmamiz lazim icinde bulundugumuz cag artik sen türksün ben kürdüm cagi degil.eger bugün devlet abdullah öcalan ile görüsüyorsa pkk ninde tamamen haksiz yere ortaya cikmadiginida kabul ediyor demektir. eger kürtlerin daha düne kadar anadillerinde konusmalari yasak idiyse biraz durup düsünmek lazim.olaylari sebep sonuc iliskisinde degerlendirmek lazim.ödül gecesine kadar türkiyede en cok kasedi satan insani sadece kürtce bir sarki ve klip yaracagim dedigi icin linc etmeye kalkip sonra vatan haini ilan ediyorsak kendi vicdanimizi biraz sorgulamak lazim.
Milli tehlikeler baş gösterdiğinde milliyetçilik siyaset üstü bir hale gelir.Doğal bir güvenlik refleksi haline gelir.
Milli varlık tehlikeye girerse milliyetçilik iyi bir tutunulacak dal olur.Faydasız ve gereksiz değildir.
Türklük ve Türkçe tasfiye edilmek isteniyorsa bu durumda Türkçü hassasiyet göstermek iyi ve gereklidir.
Milliyetsizleşmek faydasızdır.AKP-PKK birlikteliğine boyun eğmektense milliyetçi hassasiyet göstermek daha doğru olacaktır.
Tabi medya Türk milliyetçiliğini kötülemektedir.Türkçülük yaparsan ayıp olur,faşistlik ve ırkçılık yapmış olursun diyorlar.Ama Kürtçülük yaparsan demokratik hakkındır diyorlar.
Ama bu gibi popüler ithamlar bizi Türklüğümüzden alıkoyamazlar.
evrensel-insan
15-04-2013, 00:51
Milli tehlikeler baş gösterdiğinde milliyetçilik siyaset üstü bir hale gelir.Doğal bir güvenlik refleksi haline gelir.
Milli varlık tehlikeye girerse milliyetçilik iyi bir tutunulacak dal olur.Faydasız ve gereksiz değildir.
Türklük ve Türkçe tasfiye edilmek isteniyorsa bu durumda Türkçü hassasiyet göstermek iyi ve gereklidir.
Milliyetsizleşmek faydasızdır.AKP-PKK birlikteliğine boyun eğmektense milliyetçi hassasiyet göstermek daha doğru olacaktır.
Tabi medya Türk milliyetçiliğini kötülemektedir.Türkçülük yaparsan ayıp olur,faşistlik ve ırkçılık yapmış olursun diyorlar.Ama Kürtçülük yaparsan demokratik hakkındır diyorlar.
Ama bu gibi popüler ithamlar bizi Türklüğümüzden alıkoyamazlar.
Maksat milliyetcilik kutuoplasmasi savasimi birinin digerini otekilestirmesi degil; milliyet sorununu cozmektir.
Aksi tam da istenen bir bolunme ve ic savastir. Zaten AKP'nin verilen direktifi de bu yondedir. O yuzden ulke ve toplumunu her konu ve kavramda ustelik anlam ve icerigini ters cevirerek biribirine kiskirtiyor ve ayiriyor.
Iste onemli olan bu ayrimi koruklemek yerine, antiayrimci farklarin farkinda bir devlet yapilanisi ve isleyisidir.
AvniSinanoglu
17-07-2013, 02:47
AKP PKK iyiki konusuyorlar. Gladio nun ürettigi Terör örgütünü halkin icinde yerlestiginden tüm bunlari bertaraf etmek kolay degil. Ergenekon- Gladyonu. Parcasidir. AKP yi sevmem ama prensipleri gayet iyimser, yangin yapma yerine söndürenler olduklarini ispat ettiler. Bugun sec im olsa yüzde 70 i AKP yi sec er. Gezielt otpor oyunlariyla beraber taraflari cogalmistir. Dogru yolda olduklari icin birileri isyan Otpor dugmesine basmistir!
evrensel-insan
17-07-2013, 03:00
AKP PKK iyiki konusuyorlar. Gladio nun ürettigi Terör örgütünü halkin icinde yerlestiginden tüm bunlari bertaraf etmek kolay degil. Ergenekon- Gladyonu. Parcasidir. AKP yi sevmem ama prensipleri gayet iyimser, yangin yapma yerine söndürenler olduklarini ispat ettiler. Bugun sec im olsa yüzde 70 i AKP yi sec er. Gezielt otpor oyunlariyla beraber taraflari cogalmistir. Dogru yolda olduklari icin birileri isyan Otpor dugmesine basmistir!
"Kurd meselasi" ne Ocalan patentli bir teror konusuduir, ne de BDP patentli kurdculuk ya da kurd milliyetciligidir.
Kurd konusu sosyo-etik bir etnisite ve onun hak ve ozgurlugunun temsili tanimi ve uygulanmasi konusudur.
Ergenekon duzmecesi de sadece politik bir duzmecedir ve amac Turklugun onune sunniligi getirmektir.
Gezi halk direnisi ise her iki teklestirmeyi de istememekte, sosyo-etik teklestirme ve dayatmaya karsi cikmakta, ustelik sosyo-etik farklarin bir arada birbirlerini icsellestirerek ve saygi duyarak yasamasini istemektedir.
O yuzden senin biat ettigin kulluk dugmen olabilir ve biat ettigin ona basip seni bir kukla gibi oynatabilir. Birey ve sosyo-etik bilincli gezi pasrki halk direnisinin ise beyni ve istemleri vardir ve hak ve ozgurluklerini de kimseye teslim ederek biat etmeyecek bilinctedirler.
Nitekim diktatorunun her turlu etik ayristirmasina karsi, onlar sunni ile aleviyi kurd ile turku dinli ile dinsizi sosyo-etik olarak bir arada yasatmak istemektedirler.
Tabi bunu algilayamayan beyinler ortada otpor gibi bir hayalet arar.
Otporun kelime anlami direnistir. Gezi parki halki da zaten hak ve ozgurlukleri icin direnmektedir. Turku ve kurduyle sunnisi ve alevisiyle dinli ve dinsizi ile birlikte.
Senin diktatorun ayirmaya calistikca, onlar farklarin farkinda olarak birlesmektedir.
Metuselath
02-08-2013, 22:59
bu ülkenin ve mevcut hükümetin hatası kürtleri net bir biçimde ikiye bölmeye çalışıp benim ve sizinkiler mantığı yaratmasıdır.
kürt sorunu varsa; ki bölge halkının sorunları yabana atılır gibi değil, bu silahsız ve gerçekten terörden çeken halkla halledilmelidir. silahlı unsurların isteklerini kabul etmek, illegal işlerden beslenen ve kanun üstü bir yapılanmaya meşrutiyet kazandırmaktır.
bir kısım kürtlerin hükümete doğru çekilmesi diğerlerinin pkk kucağına itilmesiyle bugünlere geldik.
Nevandaar
27-11-2013, 20:01
http://tv.cnnturk.com/video/2013/11/19/programlar/5n1k/diyarbakirda-tarihi-bulusma-5n-1k-18-11-2013/2013-11-18T1930/index.html
http://gundem.milliyet.com.tr/pkk-gosterisinde-yaralan-otobus/gundem/detay/1798629/default.htm
Belki bir kaç kişinin daha ayıkmasına faydası olur...
82877566
"Kurd meselasi" ne Ocalan patentli bir teror konusuduir, ne de BDP patentli kurdculuk ya da kurd milliyetciligidir.
Kurd konusu sosyo-etik bir etnisite ve onun hak ve ozgurlugunun temsili tanimi ve uygulanmasi konusudur.
Yukarıda iki cümle var. Pardon da, BDP-kürtçülük, kürt milliyetçiliği nedir? Kürt milliyetçiliği ile BDP'nin ne ilgisi alakası var açıklar mısın?
çakırcalı
20-01-2014, 00:56
Milli tehlikeler baş gösterdiğinde milliyetçilik siyaset üstü bir hale gelir.Doğal bir güvenlik refleksi haline gelir.
Milli varlık tehlikeye girerse milliyetçilik iyi bir tutunulacak dal olur.Faydasız ve gereksiz değildir.
Türklük ve Türkçe tasfiye edilmek isteniyorsa bu durumda Türkçü hassasiyet göstermek iyi ve gereklidir.
Milliyetsizleşmek faydasızdır.AKP-PKK birlikteliğine boyun eğmektense milliyetçi hassasiyet göstermek daha doğru olacaktır.
Tabi medya Türk milliyetçiliğini kötülemektedir.Türkçülük yaparsan ayıp olur,faşistlik ve ırkçılık yapmış olursun diyorlar.Ama Kürtçülük yaparsan demokratik hakkındır diyorlar.
Ama bu gibi popüler ithamlar bizi Türklüğümüzden alıkoyamazlar.
Dostoyevski (sanırım Yeraltından Notlar'daydı), "En ahlaksız sevgi, akraba sevgisidir; çünkü, haketmek için hiçbir şey yapılmamıştır." der. İşin içinden çıkmak için, geliştirilebilir bir formül olabilir mi acaba?
Aile denilen şey nedir (bunu şu şartlar için katmaya da bilirim), akraba denilen şey nedir, aşiret denilen, kabile denilen, boy denilen, ulus, vs. denilen nedir? Hangi durumlarda kullanışlıdır, hangi durumlarda gereksizliktir? Ney, neye göre belirleniyor ki, yadsınan/lar da ona göre yadsınmış oluyor?
Mesela Türksünüz de, ne olmuş? Türklük adı altında sizi ney/ler/den alıkoyamazlar? Bunlar başkalarında neden yok ya da onlarınkinden neden ve ne kadar daha önemli?
evrensel-insan
20-01-2014, 01:19
Yukarıda iki cümle var. Pardon da, BDP-kürtçülük, kürt milliyetçiliği nedir? Kürt milliyetçiliği ile BDP'nin ne ilgisi alakası var açıklar mısın?
BDP/PKK Kurdculuk politikasindan nemalanmak isteyenlerdir.
Kurd milliyetciligi, kurd varliginin kendi sosyo-etik farkinin farkinda olmasi ve kurd olarak ulke bunyesinde yasamak iliski kurmak ve taninmak vee temsil edilmek istemektedir.
Bu ikisi de COGRAFI BUTUNLUK TEMELINDE KONUYU DEGERLENDIRIRKEN;
BOP projesi diktator ve K.Irak kurd bolgesi; TURKIYE COGRAFYASININ PARCALANARAK Israil'in kurmak istedigi ABD ve emperyalist zihniyetin ve kurumlarinin destekledigi 4 ULKENIN TOPRAGINI BOLEREK ISRAIL ILE ERMENISTAN ARASINDA COGRAFI BUTUNLUGU SAGLAYACAK KUKLA BIR KURDISTAN PESINDEDIRLER.
Ayrica sorunun analizi ve aciklamassi asagidadir.
Guneydogu sorunu uc ana dalda ele alinabilir.
Toplum ve farkli halk (Kurd halki) sorunu
Teror ve terorizm Sorunu
Siyasi ve iktidari sorun
Bu uc dalda konuya bakildiginda, Toplum ve kurd halki sorunu, tamamen devleti ilgilendiren bir sorundur. Buradaki en buyuk sorunda, TC'de devletin hic bir zaman olamamis olmasi, sadece siyasi iktidarin elinde bir yonlendiren ve yoneten aygit olmasidir.
Burada olmasi gereken, kurd halkinin kimlik ve hak ve ozgurluklerinin antiayrimci bir sekilde insan haklari ve evrensel hukuk temelinde dil, kultur, kimlik olarak taninmasi ve temsil edilmesinin saglanamamis olmasi sorunudur.
Bu konuda devlet, referanduma giderek halkin ne istedigini, neden onu istedigini nasil istedigini arastirmasi ve ortaya bir istatistik cikarmasi gerekir.
Buradan uc turlu gorus cikabilir, ayrilma, ozerklik ve antiayrimci hak ve ozgurluklerin taninmasi ve temsil edilmesi.
Yapilan istatistikler Kurd halkinin ayrilmak ve ozerklikten ziyade antiayrimci olarak hak ve ozgurluklerinin taninmasi ve temsili temelinde TC bunyesinde yasam surmeleridir.
Sorunun siyasi kismina gelindiginde, burada hangi siyaset ve ne icerikte olura olsun, TC toplumunu ve farkli halklarini dusunur, kisaca devletin olmasi gereken gorevini yuklenir bir siyasi icerik yoktur. Aksine sadece bu devletin vermesi gereken hak ve ozgurlukler bir oy ve duygu somurusu olarak her siyasi gorus bunyesinde degerlendirilmektedir.
Burada bir sorun da bu bolge kurd halkinin parlementoya soktugu siyasi partinin halkinin yerine terorist gucun gudumundeki izledigi ve terorizmi "destekler" tavridir.
Teror ve terorizm sorunu ise, hem ulke butunu hem de bolge adina guvenlik sorunudur. Burada da sorun devletin olmasi gerekirken, iktidarin kendi siyasi politikalari temelinde yurutulmesi bolge halkinin guven ve desteginden yoksun olmasi ve bolgede guvenligin saglanamamis olmasi sorunudur.
Buradan da ozetlersek bir devlet yoksunlugu sorunu ve siyasi sorunun hem teror iciceligi hem de toplum ve halkinin hak ve ozgurluklerine yonelik olmayan ve ustelik bu hak ve ozgurlukleri politik cikar ugruna, her turlu somuruye maruz kilan sorundur. Buna hem genel hem de bolge siyasi parti ve gorusu dahildir.
Bu acidan guneydogu cografi bolgesinin her turlu sorununun cozumu, devlet ve siyaset farkinda ve kararliliginda teror ile olan guvenlik mucadelesinde ve bunu siyasete karistirmama da, bolge kurd halkinin devlet olarak guven ve desteginin kazanilmasinda ve bu bolgedeki her turlu teror ve terorizm baginin kesilmesinde ve teror ve terorizm guvenliginde yatmaktadir.
Devlet politikanin gudumunde kaldikca, teror ile siyaset birlikte oldukca, bolge kurd halkinin guven ve destegi alinmadikca ve teror ve terorizmden temizlenmedikce, o bolge halkinin hak ve ozgurlukleri tanimi ve temsili saglanmadikca, o bolge devlet disinda kalan her turlu agalik ve teror duzeninden kurtulmadikca, referandum ile kurd halkinin ne istedigi tespit edilmedikce cografi sorun uc farkli koldan ve derinleserek devam eder.
evrensel-insan
21-01-2014, 02:17
Sevr Antlaşması, (Fransızca: Le Traité de Sèvres), I. Dünya Savaşı sonrasında İtilâf Devletleri ile Osmanlı İmparatorluğu hükümeti arasında 10 Ağustos 1920'de Fransa'nın başkenti Paris'in 3 km batısındaki Sevr (Sèvres) banliyösünde bulunan Seramik Müzesi'nde (Musée National de Céramique) imzalanmış antlaşmadır.
Yukaridaki andlasmaya gore;
Kürt Bölgesi (madde 62-64): İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilcilerinden oluşan bir komisyon Fırat'ın doğusundaki Kürt vilayetlerinde bir yerel yönetim düzeni kuracak; bir yıl sonra Kürtler dilerse Milletler Cemiyeti'ne bağımsızlık için başvurabilecek
Kurtulus savasinin sevr'e karsi oldugu ve bugunku T.C. Devleti kurulduguna gore; bu konuda yazar arkadaslar "kurdlerin haklari" acisindan ne dusunuyorlar?
Yani sevr'e karsi verilen kurtulus savasindaki bugunku T.C. Devleti'nin temelini atanlarin Kurdler ile olan "savasini/iliskisini" v.s.
Kisaca Kurdlerin sevr'de aldiklari haklarini T.C. ile kaybedisini nasil degerlendiriyorlar?
Goruldugu gibi tarih; sevr ile DEGISIME UGRUYOR VE SEVR'E KARSI savasi veren Bugun ku T.C. Devletinin temelini atanlar.
Evet bu konudaki goruslerinizi alalim.
evrensel-insan
21-01-2014, 02:59
Burada bir "catch 22" durumu soz konusu.
Eger "kurtulus savasi KURDLER ILE BIRLIKTE VERILDI ISE?
Neden "turk milliyetciligi-ne mutlu turkum diyene/herkes turktur.
Eger kurtulus savasi KURDLERE KARSI VERILDI ISE?
Bu onlarin haklarini onleme ya da isgal anlamina gelmiyor mu?
Evet bu duruma yanitlariniz nedir?
Nevandaar
18-02-2014, 23:50
http://haber.gazetevatan.com/turkiye-devlerin-nasirina-basti/311231/1/Gundem
Nevandaar
11-03-2014, 02:06
https://fbcdn-sphotos-d-a.akamaihd.net/hphotos-ak-prn2/t1/1982029_574533215987938_1738169709_n.png
Kısacası Sırrı kardeşimiz diyor ki: Biz pkklılarla koyun koyuna oluruz, sizi öldürürüz, her türlü Türk düşmanlarıyla koklaşırız ama siz sesinizi çıkarmayıp bizi bağrınıza basacaksınız. Kendisinin terörist cenazesindeyken çekilen videoları vardı ve taziyede "Herkese böyle ölüm nasip etsin Allah" gibisinden laflar etmişti.
Diyeceğim şu ki, Tayyip Erdoğan'a sıkı sıkı sarılın, ona her gün dua edin, onun başta kalabilmesi için gerekirse akplilerle birlik olup diğer partilerin oy pusulalarını çalın, sözünden hiç çıkmayın, çünkü bu Türk düşmanının yıkıldığı gün sizin için de cehennemin kapılarının açıldığı gün olacak. Bundan hiç şüpheniz olmasın.
Kürtlerin ne kadar gözü kara olduğunu, kendi ülkelerini kurabilmek için neler feda edebileceklerini yaşayacağımız tecrübe ile hep birlikte göreceğiz. Bakalım baş başa kaldığımızda da bu kadar cengaver olabilecek misiniz.
kamilistforvendetta
11-03-2014, 02:35
https://fbcdn-sphotos-d-a.akamaihd.net/hphotos-ak-prn2/t1/1982029_574533215987938_1738169709_n.png
Kısacası Sırrı kardeşimiz diyor ki: Biz pkklılarla koyun koyuna oluruz, sizi öldürürüz, her türlü Türk düşmanlarıyla koklaşırız ama siz sesinizi çıkarmayıp bizi bağrınıza basacaksınız. Kendisinin terörist cenazesindeyken çekilen videoları vardı ve taziyede "Herkese böyle ölüm nasip etsin Allah" gibisinden laflar etmişti.
Diyeceğim şu ki, Tayyip Erdoğan'a sıkı sıkı sarılın, ona her gün dua edin, onun başta kalabilmesi için gerekirse akplilerle birlik olup diğer partilerin oy pusulalarını çalın, sözünden hiç çıkmayın, çünkü bu Türk düşmanının yıkıldığı gün sizin için de cehennemin kapılarının açıldığı gün olacak. Bundan hiç şüpheniz olmasın.
Kürtlerin ne kadar gözü kara olduğunu, kendi ülkelerini kurabilmek için neler feda edebileceklerini yaşayacağımız tecrübe ile hep birlikte göreceğiz. Bakalım baş başa kaldığımızda da bu kadar cengaver olabilecek misiniz.
sizin derdiniz onların kürt olması değil
her ne kadar ırkçıda olsanız,asıl derdiniz onların marxist söylemleri.
onun için
hani başbaşa kalacaksınız ya
türkiyede kürt türk laz çerkez abaza gürcü manav boşnak vs ne kadar devrimci varsa son kertede karşınıza çıkacak
bu iş artık kürt türk mevzusundan çıkmış
sağ ve sol durumuna girmiştir.
yıllarca kürtlerin dilinden şikayet eden ülkücüler ırkçılar dükkanlarında bismillahirrahmanirrahim yazısının hem arapçasını hem latin alfabesi ile olanı astılar.
demekki mevzu sadece miliyetler değil
mevzu aslında kapitalist olup olmamalarında.
liberal olup olmamalarında
yani sağcı liberal olup kapitalismden yana olup olmamalarında.
tayyipe sarılmalarından neden endişe ediyorsunuz ki?
nasıl olsa onlarda sizin gibi hem liberal hem kapitalist
hedefleride emperyalist olmak
aslında siz küçük çıkar dalaşını bırakında
gerçek manada
açıkça akp ile beraberlik yapın.
akp abd zoru ile kürt mevzusuna çözüm arar pozisyonda
ama siz destek verirseniz abd ye ihtiyacı da kalmaz.
akp ve siz abd ye rağmen istediğinizi yaparsınız.
onlarda size karşı olduklarından
kendi çıkarlarıda abd ile örtüşeceği için
abd taraftarı gözükürler
körün istediği bir göz iken iki göz olur
artık bırakın kıyıdan kıyıdan akp desteğinide aleniyete dökün işi
hdp ye yapılan saldırılarıda nasıl olsa akp li belediye başkanları ve polis eşliğinde yapıyorsunuz ya
sonrada cengaver kesiliyorsunuz.
sıkıyorsa diyarbakırda yapın
ordada polisisniz var
prometheZEus
23-04-2014, 18:56
Sırrı Süreyya bizzat apo tarafından seçilmiştir.Bırakın esprili konuşmalarını,sağduyu çağrılarını...Apo dan daha fazla savaş ister sırrı ve onun kalibresindeki adamlar.Bundan beslenirler.
Medya da şirin gözükme çabalarına bakmayın bu görgüsüzün,biraz kazırsan karakterini altından nasıl büyük bir yobaz,cahil,aptal bir kafa çıktığını görürsünüz.Savaş ve kanla beslenerek,insanların ölümünden yararlanarak köşe oluyorlar.Apo ve saz arkadaşları,sırrıydı ertugruldu cengizdi hasandı hepsi aynı.Eskiden kalma 'sol' cular.Yeni emperyalist hegemonyanın yılmaz temsilcileri.Emperyal emellere alet olmak için sırada bekleyen,Turgut Özal'ın yanağından kesik aldığı adamlar bunlar...5 para etmeyen tek çıkar yolu pkk ve apo ya yamanmakta gören bir avuç alçaklar sürüsü.
Hdp dediğiniz partiyi imralı da yatan şebelek başı kurdu.Tıpkı bdp'yi ondan önce dtp yi kurduğu gibi.Bunların hepsi aynı ağıza bakıyor..Şebelek başının ağzına....
Birde çıkıp Türkiye de milli olan değerleri savunanlara siz faşistsiniz demeleri yok mu..
Ama iş barzaniye,pkk ya,kukla kuzey ırak yönetimine geldiğinde,o başka diyorlar.O başka...
İstiklal marşına,andımız a ,gençliğe hitabe ye 'faşist' kürt milli marşı,kürtçe şarkılar vs. olduğunda 'demokratik hakları' dendiğinde ayrıyeten insan düşünmeden edemiyor bu akıl tutulmasını..
Anadolulu
09-05-2014, 17:59
anadoludan bir parça alamayacaklar asla ve asla ne de yunanlar Yerliler biz burdayız kanımızın son damlasına kadar bir o kadarda türkçü turancı faşistlere karşıyız herkes geldiği yeri bilecek haddini bilecek
Dünyada nüfusu bu kadar fazla olupta kendine ait bir devleti olmayan herhalde tek halk kürt halkıdır. Türklerin yaklaşımı ırkçı ve faşizan yaklaşım malesef. Bende bir türküm ama baktığımda kimsenin empati yapmadığını görüyorum. Sağda solda yaşayıp gidiyor kürtler. Bence er geç kendilerine ait bir devlet kuracaklar. Böyle düşünüyorum. Herhalde orta vadede bu gerçekleşir.
Türkiyeden toprak alırlar mı? Bilmem. Fakat zaten g.doğu ve doğu anadolu fiilen onların bölgesi. Tek fark resmiyet kazanması. Hepsi bu.
spartacus
29-03-2015, 11:21
https://fbcdn-sphotos-h-a.akamaihd.net/hphotos-ak-xpf1/v/t34.0-12/11063341_1418312758471869_1655793470_n.jpg?oh=d333 eaa73282e56de57661effdbec062&oe=551A349B&__gda__=1427793839_c4599bec74e6a61a75646c244d07d58 d
https://fbcdn-sphotos-h-a.akamaihd.net/hphotos-ak-xpt1/v/t34.0-12/11079701_1418313048471840_1900831566_n.jpg?oh=74c1 abd62f5540846fe0f70fac9b53e3&oe=551A3B70&__gda__=1427795483_0ca1a972ad6b66f67cf15ed80517ad3 a
https://fbcdn-sphotos-h-a.akamaihd.net/hphotos-ak-xpf1/v/t34.0-12/11081843_1418313138471831_1975589541_n.jpg?oh=9a24 3b6b0bf200f0df2155d5210d4597&oe=551A523F&__gda__=1427786315_b94f4a7c479efea5631dc9167a1b906 d
Ayhan Çarkın. Mehmet Ağar. Sedat Peker -Çarklarının AKP den yana çevirmiş insanlar söyledikleri saçmalıklar mahkemelere çıksa her halde ceza evlerinden çıkamazlar
Kürt meselesi de bunların saçma lafları ile yürütülemez.
Kürt meselesi çok anlaşılmasada 1925 lerden bu yana türkiye tarihini meşgul etmektedir
Tıpkı Çerkes Ethem meselesi gibi. Aslında devlet arşivleri açılmalı her kez gerçekleri bilmelidir.
Bu meselelerle devlet yüzleşmeli gerçek tarih ortaya çıkmalıdır. Eğer devlet bu işi yapmazsa TC rakipleri bu işleri kurcalayacak insanlar çok farklı kaynaklardan bilgilenecektir
Bu işleri kurcalayan güçlü devletler ve uluslar arası sermaye gurupları dünyada olduğu gibi Türkiye konusundada farklı planları olmaktadırlar
Bu küresel güçler kendileri dışında güçlü devlet teşekkülleri istememektedir.
Onun için amaçları küçük ve güçsüz devlettirler Kürt meselesini kurcalayan yaranın kabuğunu kaldıran bu güçler yarın Çerkes Laz pomak arap Arnavut sorunlarını gündeme sokacaktır
Onun için devlet Anadolu halkları ile barışmalı uyguladığı ekonomik ve sosyal politikalarında değişiklik yapmalıdır,Yoksa yakınımızdaki IRAK SURİYE olayları bizim başımıza patlar bu işten ne anadoluda yaşayan halklar ne egemenler çıkar sağlayamaz.
Bence öncelikli olan devletle halk barışık olmalı ve demokrasi olamazsa olamazlardan olmalıdır.
Tarihsel gerçeklerin üzerine tarafsız bir şekilde gidelim ve ortak insani değerleri savunalım elbette fakat ateist bir insanın herhangi bir ideolojiye bağlanmasını doğrusu ben anlayamıyorum. İdeolojiler dinin toplumu düzenleme işlevini modern çağda yerine getiren yapılardır ve bir felsefeye sahip görünseler de esasında dinler gibi dogmatiktirler. İnsanların bir arada yaşamalarının doğurduğu yönetim problemi günümüzde evrensel bir değer olan demokrasiyle belli ölçüde aşılabilmiştir. Temel hak ve özgürlükler de yine evrensel normlarda tanımlanmıştır. Geriye kalan konular medeni bir şekilde konuşulup tartışılarak hallolunabilir.
Ateistin yapması gereken şu geçici dünya hayatını anlamlı kılacak bireysel ve toplumsal katkılar sunmaktır. Aziz Nesin'in dediği gibi ölmeyi hak etmektir. Bu da bir takım ideolojilerin karşıtı ya da savunucusu olmakla sağlanamaz. İdeolojiler de dinler gibi insanı aldatır, uyutur ve oyalar..
Bunlar bir ateistin el kitabından falan alıntılanmış bilgiler değil kuşkusuz. Kendi manifestom, öyle kabul edin. Yazan kişi dahil kimseyi de bağlamaz..
Ayhan Çarkın. Mehmet Ağar. Sedat Peker -Çarklarının AKP den yana çevirmiş insanlar söyledikleri saçmalıklar mahkemelere çıksa her halde ceza evlerinden çıkamazlar
Kürt meselesi de bunların saçma lafları ile yürütülemez.
Kürt meselesi çok anlaşılmasada 1925 lerden bu yana türkiye tarihini meşgul etmektedir
Tıpkı Çerkes Ethem meselesi gibi. Aslında devlet arşivleri açılmalı her kez gerçekleri bilmelidir.
Bu meselelerle devlet yüzleşmeli gerçek tarih ortaya çıkmalıdır. Eğer devlet bu işi yapmazsa TC rakipleri bu işleri kurcalayacak insanlar çok farklı kaynaklardan bilgilenecektir
Bu işleri kurcalayan güçlü devletler ve uluslar arası sermaye gurupları dünyada olduğu gibi Türkiye konusundada farklı planları olmaktadırlar
Bu küresel güçler kendileri dışında güçlü devlet teşekkülleri istememektedir.
Onun için amaçları küçük ve güçsüz devlettirler Kürt meselesini kurcalayan yaranın kabuğunu kaldıran bu güçler yarın Çerkes Laz pomak arap Arnavut sorunlarını gündeme sokacaktır
Onun için devlet Anadolu halkları ile barışmalı uyguladığı ekonomik ve sosyal politikalarında değişiklik yapmalıdır,Yoksa yakınımızdaki IRAK SURİYE olayları bizim başımıza patlar bu işten ne anadoluda yaşayan halklar ne egemenler çıkar sağlayamaz.
Bence öncelikli olan devletle halk barışık olmalı ve demokrasi olamazsa olamazlardan olmalıdır.
Ayhan Çarkın, Mehmet Ağar anlatılarıyla elbette bu işin sonu getirilemez doğrudur. Bu adamlar devletin kullarıdır ve gerektiği yerde gereken cevabı vermeye programlıdırlar. Ancak pek çok şeyi de aydınlatırlar.
Yazıya iyi başladın da sonunda sıvadın. Kürt meselesini kaşımak, laz meselesini kaşımak vs.
Herkes görmüyorsa da diğer etnik unsurların da hali hazırdaki devlet yapısına pek çok noktadan itirazları var. Örneğin Laz'ların da kendi etnik kültürel istekleri doğrultusunda sürdürdükleri 50-60 senelik dil/kültür mücadeleleri var* (http://www.lazebura.com/). Aleviler ve gayri müslimler ise Diyanet temelli ayrımcılıkla cebelleşiyorlar.
Yani arkadaş 90 küsür yıldır yoksul Türk dahil tüm toplum unsurlarına çektirilen çileyi bir kenara koyup herşeye "dışarıdan kaşınıyor, aslında sorun yok" kafasına nereden geliyorsunuz anlamak güç. Sen, "kardeşim" dediğin adamı işkenceye alırsan o kardeşin birgün sana hop diyecektir elbet. Hop derken silahın beretta mı, ak47 mi olduğunun önemi kalır mı? O adam artık dışarıdan silah mı alır, strateji mi alır bilinmez. Ama sana "git önce kendi ellerini yıka, sonra gel beni sorgula" derse öp de başına koy.
Çünkü elleriniz öyle kirli ki, kardeşim diyen diliniz dönmüyor sesler karnını deşeyim olarak çıkıyor. Kontrgerillasıyla, hizbullahıyla seneler yaptığınız da o ya neyse...
spartacus
30-03-2015, 19:06
Bu işleri kurcalayan güçlü devletler ve uluslar arası sermaye gurupları dünyada olduğu gibi Türkiye konusundada farklı planları olmaktadırlar
Bu küresel güçler kendileri dışında güçlü devlet teşekkülleri istememektedir.
Onun için amaçları küçük ve güçsüz devlettirler Kürt meselesini kurcalayan yaranın kabuğunu kaldıran bu güçler yarın Çerkes Laz pomak arap Arnavut sorunlarını gündeme sokacaktır
İşte burada hatalısınız. 1.) Sınıfsal devlet yapısını zaten biliyorsunuz, bunu bende biliyorum bu noktayı geçiyorum. 2.) devlet sınıfsaldır kabul ancak subjektif bazı değerlerle karekterize edilir. nerede? Evvel sistemlerde, günümüzde ise kapitalizmde.
Haliyle Milli Devlet faktörünü savunmak sizin hatanızdır, çünkü eğer görünen bir karakterden bahsedecek isek, MİLLİ, değil İNSAN/SOSYAL faktöre dayalı olması gerekir. Ortadakinin bu olmaması, sizinde bunu idrak edip, düşünemeyeceğiniz anlamına gelmez, statükocu iseniz zaten sağcısınız demektir... Ulusların kaderlerini tayin hakkı, 2 biçimiyledir, birisi ayrılık hakkı diğeride evlilik(birliktelik) hakkıdır. Nasıl ki evlenmek bir hak ise boşanmakta haktır, kabul etmiyorsanız sorun sizdedir. Ve karşı komşunun ya da kaynanın dırdırlarıyla boşanma noktasına varmak, zaten özünde gerçek bir birlikteliğe dayalı evliliğin olmadığı anlamına gelir, sorun varsa dırdır olur.
Neyse kaba yazıyorum ki, herkesçe anlaşılır olsun. Burjuvazi UKKTH özellikle karşı çıkar ve sürekli AYRILIK handikapı yaratır, böylelikle sömürge ve pazar sınrılarını daraltmaya karşı koruyacak, ve sömürgesini de sözde milli irade pespayesi altında garantiye alacaktır? Peki sizi burjuvazi ile kader birliğine vardıran nedir bu meselede???? Birliktelikten mi yanayız? İşte o zaman emperyalizmin ekmeğine yağ sürmezsiniz. Osmanlı'nın sürdürdüğü faşist Osmanlıcılığın devamı(ittihat-ı Anasır => Herkes Osmanlı'dır) ÜST MİLLET(?!), milliyetçilikten yana iseniz, işte asıl bölücüde, emperyalizme ülkeyi peşkeş çekende sizsiniz demektir. Yani düşünün anayasada herkes sünnidir yazsa! Nesini kabul edeceğiz izah edebilir misiniz??? Ha mezhepsel ha da etnik ayrımcılık, ayrımcılık, ayrımcılıktır, bölücülük de budur, kaşıntı değildir yani, ortada ciddi sorun vardır!!!! Bir arap yobazın 12 yaşında aldığı çocuk geline, gidecek, sığınacak kimsesi bırakmamakla(ailesince geri dönüşe imkan verilmeyecek şekilde, kocasının malı etmekle!) boşanma hakkının gasp edilmesi, şiddetin meşrulaştırılması gibi... Bunu mu savunuyorsunuz, o halde, sorunu yaratan da siz olursunuz...
Kısaca boşverin kaşımayı, sorun kaşıyanlarda değil, sorun kaşınanlarda, yani sizde.. Kürt ile Türkü yer değişitirin bakın, nasıl içiniz elveriyor mu bu faşist devlet modeline? İçiniz elveriyor mu Ayhan Çarkın'ın itiraflarındaki zulmedilen insanlar olmaya ve susun sesinizi çıakrtmayın demeye!!? Lütfen empati... Empati iyidir... Kısaca siz eşine şiddet uygulayan kadına, sesini çıkartma, komşular kötüye kullanır demektesiniz -ki üzgünüm tutumunuz kabul edilebilir değil..
Çözüm mü dediniz? Hadi sosyalizmi vb de karıştırmadık, ortada olana mı çözüm dedik. basit, İnsana dayalı üst yapıya geçmek/oluşturmak. Tüm üst yapı kurumlarında(politik/hukuk vb) ırka, mezhebe, etnisiteye vb bağlı tüm yapılaşmanın yerini insana dayalı hale getirmek.
Cyberpunk
30-03-2015, 21:35
Burada komik birsey yokta banami oyle geldi acaba?
Pkk materyalist komunist orguttur derken hy videosunda gelin sizi ozgurlestirecegiz diye daga cagiriyorlarmis komigime gitti.
Benim demek istedigim uygun bir cemaatle eski duzeni yikip sadece ulkenin geneline turk milliyetciligini hakim etmek.
Ayhan Çarkın, Mehmet Ağar anlatılarıyla elbette bu işin sonu getirilemez doğrudur. Bu adamlar devletin kullarıdır ve gerektiği yerde gereken cevabı vermeye programlıdırlar. Ancak pek çok şeyi de aydınlatırlar.
Yazıya iyi başladın da sonunda sıvadın. Kürt meselesini kaşımak, laz meselesini kaşımak vs.
Herkes görmüyorsa da diğer etnik unsurların da hali hazırdaki devlet yapısına pek çok noktadan itirazları var. ...
yazdıklarımı anlamadın sanırım.
Devlet arşivleri açmalı belgeleri ortaya koymalı her kes başkalarından öğreneceğine kendi belgelerinden öğrenmeli dedim.
Eğer bu işi devlet yapmazsa farklı çıkarları olan başka kurumlar yapacak ve o kurumlar doğru belge koymayacak kışkırtıcı probaganda amaclı şeyler ortaya atacak bundan her kes zarar görecek dedim
Birde komşumuz olan Suriye Irak hatta Libya tunus bunlar için örnektir diye bahsettim.
Bu sorunların 20 yıllık olmadığını 90 yıllık sorunlar olduğundan söz ettim.
İstersen bir daha oku.
Sn Spartakus
Bütün devletler az veya çok millidir eğer milli değilse küreseldir.
Çünkü devletlerin oluşumu üretim biçimi ve üretim ilişkilerinin istikametini gösterir.
İçinde yaşadığımız şartlar kapitalist ekonomi ve sosyal biçimini anlatır devlette bu koşulların örgütlenmesi ve ilişkilerinin paylaşımından sorumludur.
Bu şartlar kriz durumlarına ve uluslar arası kapitalist sermayenin aldığı paya göre değişim gösterir. Eğer paylaşılacak şey çoksa o ülkede demokrasi çoktur halkın şikayeti azdır. Paylaşılacak Şey azsa demokrasi az veya yoktur halkın memnuniyetsizliği fazladır.
UKKTH o kadar çok üzerinde durulacak şey değildir bu hak kapitalizm in daha faza sömürüden pay almak için İngilterde çıkarılmış bir belgedir Bolşevik partisi de kendi programına koymuştur Amaç gelişmemiş ülkelerin gelişmesi yerli burjuvazi ve işçi sınıfının yaratılıp çelişkilerin derinleşmesi düşünülmüş işçi sınıfı devrimlerinin doğa bileceği hesaplanmıştır.
Ama artık günümüzde hükmünü kaybetmiş bir belgedir.
Mesele duygusal reflesler değil mantıklı çıkışlardır. Bu gün türkiyede kürt sorunu egemenlerin siyeset biçimidir amaç temel çelişki olan yoksul zengin çelişkisini ardıcıl bırakıp ve saklamaktır.
Geçek olan yoksulun ne yaşadığı zenginin neleri aldığıdır bu sosyal gerçeklik ister türk ister kürt ister başka bir etnik gurup olsun hepsinde vardır.
bakın kömür madenlerinde onlarca işçi öldü ölenlerin içinde ne türk ne kürt zengini vardı inşaatlarda da öyle ama inşaat ve maden sahiplerini de türk te kürt te vardı.
HDP nin yaptığı propagandalara bakın kürd bölgelerindeki ekonomik kaynaklardan pay almak istiyor ama elektirik paralarını ödemek istemiyor. Yani sorunun kaynağı ekonomi özerklikte ekonomik gerekçe
İşte bu sorunların temelinde ve çözümünde akılcılık var duygular sadece halkı kendi davalarının peşinde koşturmak için probaganda olarak kullanılıyor.
Bizim ihtiyacımız en geniş demokrasi sorunlar ancak demokrasi ile çözülecektir belgelerde öyle.
Baracuda
24-07-2015, 23:57
Bu başlıkta Kürtçe'nin bir dil olmadıgından da bahsedildi, Kürtler'in aslında assimile olmuş Türk olduklarından da. Bunları elbette ciddiye almanın mümkünü yok, zaten o temelde de hiç tartışma gelişmedi.
Iran Kurdistan'inda Hewreman'da, MO 330'da Barazboz ismine dikili bir mezar tasindan alinan, bilinen ilk Kurtce siiri asmak istiyorum bu başlıga. Mutercimi Selim Temo. Mezar tasi Ingiliz arkeologlar tarafindan bulunmus. Kurtce'nin Kurmanci lehcesiyle yazilan siirden, Fegi Huseyn Sagnic (Diroka Wejeya Kurdi isimli kitabinda - 2002.
Kürtçe bilmesem de Kürt ezgileri beni hep duygulandırmıştır. Yüzyılların ezilmişligi yatar hem dizilerde hem de nagmelerde.
BI HEVRE
Xwazdî ez tu bi hevre bin
Bi hevre herin xorînê
Wer dê bihêrin kotra bin
Bang dîn bi hevre narînê
Dwînî kotra hêra bûm
Awaz ji cir dixwînê
Firabîl û beyaban
Hawar ji dest evînê
Ez tu watu yek dil wîn
Hêzan cwadî wînê
Vêkra pêkra hifne wîn
Bicrînê ya binwînê
***
BIRLIKTE
Birlikte geçen günleri özlüyorum
Hele sabah çıkıp gidişimizi
Seninle dağlara çıkar,dolaşırdık
Birlikte söylerdik türkülerimizi
Ben o dağların ruhundan öğrenmiştim
Ta yürekten, candan, içli söylemeyi
Hem dağlarda, hem kırlar, hem sahralarda
El aman, medet aşkın elinden yani
İkimiz tam da tek bir gönül olmuşken
Sonbahar gelip böyle, ayırdı bizi
Ancak birlikte olunca küflenmez aşk
Ya bağır bir ses ver, ya da uyu hadi.
saygılarımla
Çok araştırdım. Fakat konunun aslına ulaşamadım. Kürtlerle ilgili her uydurmada olduğu gibi afaki şahıslara kaynak.
Bu İngilizler kim ? İsimleri yokmu ?
Hangi kazı çalışması ? Bulduklarını hangi kongrede sunmuşlar ? Hangi kitapta yayınlamışlar ?
Arkeolojik kazı olduğuna göre kazının fotoğrafları vardır. Görelim bakalım. Nerden bulacağız fotoğraflarını ?
M.Ö. 330 olunca malzeme değerli ? Bu mezar taşı hangi müzede? Kim tarihlemiş ?
Olimpiyat
25-07-2015, 13:17
Ben de bir HDP liyim Kürtlere verdikleri mücadeleden dolayı saygım var. Ama bu işleri belli bir etnisiteye vurgu yaparak çözemeyiz. Doğru da değil.Bir yeri çözer ama diğer yer kalır.
İnsan hakları çerçevesinde değerlendirmek lazım.İnsan hakları evrensel beyannamesi ortada. Onu rehber etmek bence uygundur.
Türk-Kürt-Zaza-Laz-Çerkez ; ateist-müslüman vs.. demeden bu bağlamda hareket etmemiz lazım.
Tüm Dünyaya da verdiğimiz mücadelenin bu yönünü yansıtmalıyız.
Sn Spartakus
Bütün devletler az veya çok millidir eğer milli değilse küreseldir.
Çünkü devletlerin oluşumu üretim biçimi ve üretim ilişkilerinin istikametini gösterir.
İçinde yaşadığımız şartlar kapitalist ekonomi ve sosyal biçimini anlatır devlette bu koşulların örgütlenmesi ve ilişkilerinin paylaşımından sorumludur.
Bu şartlar kriz durumlarına ve uluslar arası kapitalist sermayenin aldığı paya göre değişim gösterir. Eğer paylaşılacak şey çoksa o ülkede demokrasi çoktur halkın şikayeti azdır. Paylaşılacak Şey azsa demokrasi az veya yoktur halkın memnuniyetsizliği fazladır.
UKKTH o kadar çok üzerinde durulacak şey değildir bu hak kapitalizm in daha faza sömürüden pay almak için İngilterde çıkarılmış bir belgedir Bolşevik partisi de kendi programına koymuştur Amaç gelişmemiş ülkelerin gelişmesi yerli burjuvazi ve işçi sınıfının yaratılıp çelişkilerin derinleşmesi düşünülmüş işçi sınıfı devrimlerinin doğa bileceği hesaplanmıştır.
Ama artık günümüzde hükmünü kaybetmiş bir belgedir.
Mesele duygusal reflesler değil mantıklı çıkışlardır. Bu gün türkiyede kürt sorunu egemenlerin siyeset biçimidir amaç temel çelişki olan yoksul zengin çelişkisini ardıcıl bırakıp ve saklamaktır.
Geçek olan yoksulun ne yaşadığı zenginin neleri aldığıdır bu sosyal gerçeklik ister türk ister kürt ister başka bir etnik gurup olsun hepsinde vardır.
bakın kömür madenlerinde onlarca işçi öldü ölenlerin içinde ne türk ne kürt zengini vardı inşaatlarda da öyle ama inşaat ve maden sahiplerini de türk te kürt te vardı.
HDP nin yaptığı propagandalara bakın kürd bölgelerindeki ekonomik kaynaklardan pay almak istiyor ama elektirik paralarını ödemek istemiyor. Yani sorunun kaynağı ekonomi özerklikte ekonomik gerekçe
İşte bu sorunların temelinde ve çözümünde akılcılık var duygular sadece halkı kendi davalarının peşinde koşturmak için probaganda olarak kullanılıyor.
Bizim ihtiyacımız en geniş demokrasi sorunlar ancak demokrasi ile çözülecektir belgelerde öyle.
Yazıya bak hizaya gel. Kürd'ler pay almak istiyormuş ama elektrik faturalarını ödemiyormuş.
Ulan sizin siyasetçileriniz de sizin kadar sığ işte, güya kafası çalışan insanınızın en iyi bildiği şey kör gözüne parmağım vatan kurtarma edebiyatı, etnik düşmanlık çerçevesinde bir şempanzenin yapabileceği şeyleri yapmak.
Gerizekâlı herif, adam toprağın mahsülünden pay istiyorsa kendi elektriğini de kendisi üreteceği bir yapıyı düşünüyor. Merkeziyetçilik değil yerel bir yönetimi savunuyor.
Olimpiyat
25-07-2015, 14:05
Yazıya bak hizaya gel. Kürd'ler pay almak istiyormuş ama elektrik faturalarını ödemiyormuş.
Ulan sizin siyasetçileriniz de sizin kadar sığ işte, güya kafası çalışan insanınızın en iyi bildiği şey kör gözüne parmağım vatan kurtarma edebiyatı, etnik düşmanlık çerçevesinde bir şempanzenin yapabileceği şeyleri yapmak.
Gerizekâlı herif, adam toprağın mahsülünden pay istiyorsa kendi elektriğini de kendisi üreteceği bir yapıyı düşünüyor. Merkeziyetçilik değil yerel bir yönetimi savunuyor.
Aslında mesele elektrik parası ise; Kürtlerden alınan vergilerin Kürtleri Türkleştirmek için harcanmasına ne demeli?
Yani, sırf muhalefet olmak için ölçüsüz ölçüsüz eleştiriler işte..
İlahimasal
25-07-2015, 17:57
Kürdün varlığını kabul etmeyen laz,gürcü,arap,boşnak,arnavut ların türklük maskesi altında kürt kimligine düşman olmaları manasızdır.
Çünki onlar aslını inkar etmiş inanç olarak dahi araplara tabi olmuş,dillerine dahi sahip çıkamamış aciz halklardır.
Bu acziyetlerinide türklük adı altında yapmaları acınacak bir haldir.
Gerçekden Türk olan halk asla arabın kültür ve inancı ile yapılan baskıyla kürde yok demez zaten. Diyor ise türk deildir zaten.
Özellikle laz olan topluluk artık dil ve kimlik olarak yok olmuş müzelik bir halkdır.
Türkiyede özellikle kürt düşmanlığı yapanlarda bu kesimden çıkar.Digerleride yapar ama bunlar çok radikal olmuş kimliksiz ,dilsiz topluluklardır.
Bu gun türkiyede kürtler hakim olsa idi adını saydığım bu halklar kürt adı altında kimlik bulmaya çalışacaklardı.
Kürtlerdende türk kimliğini radikal şekilde övüp ,kendi halkına zarar verenler yokmu? Var elbette.
Türk kimligi üzerinden deilde ,yurt sevgisi üzerinden bunu yapsalar anlıycağım ama yapmıyolar türk yalakacılığı üzerinden türkcülük yapıyorlar.
Ben bir turküm ve bu ülkedeki tüm halklarin yurt sevgisi üzerinden kimliklerini,dillerini,kültürlerini yaşamaları isteyen birisiyim radikaleşiyor isem eğer ben bir türk deilimdir.türkluk kisvesi altında turkçülük yapan aciz,yalaka birisiyimdir.
Çevrenizde bu şekilde takılan insanlar görür iseniz eğer onlara boyle bakin
Hele birde islam denilen dinide acziyetine kılıf yapıyorsa tam bir kişiliksizdir.
Perperoglou
14-02-2016, 20:30
196 terörist gebertildi
Sokağa çıkma yasağının sürdüğü Diyarbakır’ın Sur ilçesinde güvenlik güçlerinin teröristlere yönelik operasyonları 75’inci gününe girdi. Dumanların yükseldiği ilçede yer yer güvenlik güçleri ile teröristler arasında çatışmalar yaşanırken, Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılan açıklamada 6 teröristin daha etkisiz hale getirildiği, Sur ilçesinde öldürülen terörist sayısının 196'ya çıktığı belirtildi.
http://www.ulusalkanal.com.tr/images/haberler/2016/02/196_terorist_olduruldu_h91956_370ee.jpg
Terör örgütü PKK mensuplarınca Sur ilçesinde açılan hendekleri ve barikatları kaldırma operasyonu 75’inci gününe girdi. Güvenlik güçlerinin sabah saatlerinde başlattığı operasyonda Hasırlı Mahallesi'nde bulunan bazı hendekler kapatıldı. Teröristler tarafından kurulan barikatlar da kontrollü olarak yıkıldı. Operasyonların sürdüğü ilçede esnaf kepenk açmazken, polis ekipleri yasağın olmadığı bölgelere giriş ve çıkış yapan vatandaşlarda güvenlik amacıyla üst araması yaptı. Operasyonların sürdüğü bazı mahallelerde ise dumanların yükseldiği görüldü.
196 TERÖRİST ÖLDÜRÜLDÜ
Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılan açıklamada, Sur ilçesinde 6 teröristin daha etkisiz hale getirilerek, bugüne kadar öldürülen terörist sayısının 196'ya çıktığı belirtildi. Açıklamada, "Diyarbakır Sur’da devam eden operasyonda 6 bölücü terör örgütü mensubu terörist etkisiz hale getirilirken, toplam etkisiz hale getirilen terörist sayısı 196 oldu" denildi.
Açıklamada Sur'daki operasyonlarda bir adet av tüfeği ve bir adet jeneratör ele geçirildiği, altı adet el yapımı patlayıcının da imha edildiği bildirildi. İlçede operasyonlar tüm hızıyla devam ediyor.
ULUSALKANAL
Bugün kürtçülük gibi etnik ve alevicilik gibi mezhepsel temelli kavramlar üzerinden TÜRK'ün vatanında fitne çıkararak bölücülük yapanlar elbette hak ettikleri akıbeti TÜRK'ün namlusundan alacaktır. Sadece bu kadarla da kalmayacak, TÜRK-İSLAM bayrağı önünde secde edecekler!
Tek dil, tek din, tek devlet, tek vatan ve tek bayrak,
Ezan dinmez, bayrak inmez!
http://www.turizmhabercisi.com/wp-content/uploads/turk-bayrak.jpg
spartacus
14-02-2016, 21:35
Perperoglou
Irkçı, isnat ve iftiracı, linç söylemlerin şimdilik burada kalsın, tekrarında ne yazıların ne de sen kalıcı olmayacaksın..
Bu tür konular ve meseleler TROLLENECEK meseleler değil, yapıyorsan yaptığın trollük değil, tarifi zor bir bayağılıktır...
Konuya trollün doğrultusunda lütfen kisme yanıt vermesin, kire gidecek.
Troll ise zamanını olumsuz kullanıyor, peki neden izin verdik? Fırsat veriyoruz ve fırsatı nasıl değerlendirdiğinide -ki yine olumsuz ve zamanı kısalıyor- hep birlikte görüyoruz(görelim).
Perperoglou
14-02-2016, 21:47
Velev ki trollüyorum sana ne?
Unuttunmu sen bir bayana (bknz; morrigan'a söylenenler) edilen küfre bile hoşgörü gösterecek (!) kadar açık fikirli birisin...
Haliyle trollüğe de müsamaha gösterebilirsin...
spartacus
14-02-2016, 22:01
Velev ki trollüyorum sana ne?
Unuttunmu sen bir bayana (bknz; morrigan'a söylenenler) edilen küfre bile hoşgörü gösterecek (!) kadar açık fikirli birisin...
Haliyle trollüğe de müsamaha gösterebilirsin...
Gösteremem...
Her ne kadar diğeride muhatabına hayvan demiş olsa da, ya da tüm üyelere maymunmuş gibi bir tavır sergilesede, nasıl ki müsamahası varsa, muhtabanın ilgili küfürü zaten editlendi, müsamaha göstersek (ki bir yere kadar elbette!) düzinelerce ceza vermezdik...
insanların karşılıklı küfürleri ya da hakaretleri ile yukarıda yazdığın mesajın arasında dağlar kadar fark var. Milyonları hedef alan ve bir çerçeveye dahil edip, linç temelinde ifadeler, söz, düşünce, ifade, inanç, vicdan özgürlüğünüde hedef alan tutumunun yanında ırkçılık dahi hafif kalıyor...
çarpıtma ve yaptığının rezil bir şey olduğunu bildiğin içinde, o'da, bu da, şu da safsatası üzerinden kendine meşruiyet zemini arama.
Birilerinin küfürüne müsamaha göstermek ayrı -ki sosyal medya zaten küfürlerinizden geçilmiyor-, senin yaptığına müsamaha göstermek ayrıdır... O halde ayrı değerlendirilebilir...
Lütfen bu ve benzer konularda, gerçekten linç kültürüne yaslanıp, laflar edeceğin tarzda, bu şekilde sürdürme, trollük değil, bu düpedüz adilik olur, linç kültürünün söz, ifade özgürlüğünde yeri olmadığı gibi, linç kültürü özünde linç edenin alçak eylemininde sorumlusu durumundadır(yani bu tür karanlık düşüncelerinize yaslanıp alınan her canda seninde parmağın var ve bu bana göre küfürle bir tutulamaz, tutanda aşağılık bir yol seçmiştir)...
Perperoglou
14-02-2016, 22:18
Demek küfrü editledin ha, lütfetmişsin be!
Acaba bu forumda ailenden bir bayan benzer küfürlere muhattap olsaydı aynı sakinliği gösterir ve sadece küfrü eden kişinin söz konusu ifadelerini sansürlemekle yetinirmiydin?
Demek yazdıklarım milyonları hedef alıyor ve rencide edici ifadeler barındırıyor öyle mi? Peki Müslümanların karılarını becayiş yaptıkları ya da Arap toplumuna yönelik küfürler benzer bir linç kültürünü içerisinde barındırmıyor mu? Peki bunlar niye aynı duyarlılık ile tarafından tepki ile karşılanmıyor?
Neymiş dinlerden özgürlüğün sitesiymiş. Sen ilk önce kendini mezhepsel aidiyet duygularının ve saplantılı ideolojik eğilimlerinin açığa vurduğu düşünsel tutsaklıktan kurtar.
Tek dil, tek din, tek devlet, tek vatan ve tek bayrak,
Ezan dinmez, bayrak inmez!
Allah-u Akbar!..
Dialectics
14-02-2016, 22:22
Velev ki trollüyorum sana ne?
Unuttunmu sen bir bayana (bknz; morrigan'a söylenenler) edilen küfre bile hoşgörü gösterecek (!) kadar açık fikirli birisin...
Haliyle trollüğe de müsamaha gösterebilirsin...
Nihilist, muhattabının bayan olduğunun farkında değildi kanımca, en baştaki "ulan"lı filan ifadelerden bu anlaşılabilir.
İlahimasal
14-02-2016, 22:24
Bu kadar ömrü kaldı bence:bounce:
http://t1.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcShGdMeLPHIMbfdITzzmqtKk5rQyc9NZ LWvbw_zQlbCoQMkS_FLqAVaOSc
Peşinden su dökeceğim.:whistle:
Perperoglou
14-02-2016, 22:29
Nihilist, muhattabının bayan olduğunun farkında değildi kanımca, en baştaki "ulan"lı filan ifadelerden bu anlaşılabilir.
Söz konusu kişinin kullandığı Morrígan mahlası mitolojik bir Tanrıça ismidir ki kullandığı profil resmide söz konusu kişinin bir bayan olduğunu belli etmektedir.
Ayrıca karşısındaki kişi bir bayan olmasa bile bu küfür etmesini haklı ve makul kılmıyor.
Dialectics
14-02-2016, 22:34
Söz konusu kişinin kullandığı Morrígan mahlası mitolojik bir Tanrıça ismidir ki kullandığı profil resmide söz konusu kişinin bir bayan olduğunu belli etmektedir.
Ayrıca karşısındaki kişi bir bayan olmasa bile bu küfür etmesini haklı ve makul kılmıyor.
Aslında en başta evrim ve olgu'dan filan bahsetmeyi düşünmüştü ama ya üşendi, ya da muhattabının tartışmada o ana kadar olan gelişiminden bunun bir zaman kaybı olacağı kanaatine vararak, en nihayetinde ulaşılacak sonucu öne aldı.
spartacus
14-02-2016, 22:38
Demek küfrü editledin ha, lütfetmişsin be!
Acaba bu forumda ailenden bir bayan benzer küfürlere muhattap olsaydı aynı sakinliği gösterir ve sadece küfrü eden kişinin söz konusu ifadelerini sansürlemekle yetinirmiydin?
Demek yazdıklarım milyonları hedef alıyor ve rencide edici ifadeler barındırıyor öyle mi? Peki Müslümanların karılarını becayiş yaptıkları ya da Arap toplumuna yönelik küfürler benzer bir linç kültürünü içerisinde barındırmıyor mu? Peki bunlar niye aynı duyarlılık ile tarafından tepki ile karşılanmıyor?
Neymiş dinlerden özgürlüğün sitesiymiş. Sen ilk önce kendini mezhepsel aidiyet duygularının ve saplantılı ideolojik eğilimlerinin açığa vurduğu düşünsel tutsaklıktan kurtar.
Ailemden olanların erkek, bayan ayrımı yoktur, hiç farketmezdi... Hatta onalrda dilerlerse ağız dolusu küfür edebilirler, bir beis görmüyorum. islamın kadına olan bakışını bir türlü düzeltemediniz, kadın hamile iken dışarıda gezmezsin, saçını açmasın, küfür etmesin, şunu yapmasın, bunu yapmasın, oturduğu yerde şeytan oturur vs... İkincisi bayana küfür edilmedi, hayırdır cins ayrımcılığınız mı depreşti? bilmem naaptığımın ideolojisi dendi. çarpıtma ve editlenmese de bir başka olayı öne sürmen seni haklı çıakrtır mı?... üçüncüsü burası bir forum, bana edilen küfürler(ki hepside haksız olduğu halde bile) kimseye edilmemiştir, bayan olsam ne fark edecek, düşüncemi, bakış açımı mı değiştireceğim, aptal, bu bir zihniyet meselesi, cinsiyet değil...
Başkasının yanlışı, senin doğrun olabilir mi?
safsata yapıyorsun birde ciddi, ciddi.. Şimdi sana ifade edileni değilde, bunu mu tartışacaksın? Bu kadar mı anlama özürlüsün? Bir daha o mesajın gibi 1 ama 1 tane mesaj yazarsan, mesajın çöpe gidecek, sende yasaklanacaksın... SANA DA MÜSAMAHA GÖSTERDİĞİMİZİN FARKINDA MISIN?
Bu forumda biz bir çok yol ve yöntem denedik, tasavvuru ve tasarrufu bize aittir, sana değil(dahi mimli olduğun halde bile hala özgürce trolleyebiliyorsun!). uzun bir dönem,,, değil küfür, ama bu aptalca denmesi dahi editlendi, sırf aptalca dendiği için. İfade özgürlüğü o düzeyde sekteye uğradı, ki üyeler kendilerini rahat hissetmedi. Yetmedi senin gibiler çıktı, daha büyük sorunlar, vay onun yazısını editlemedinde benimkini editledin, vay şu neden editlenmiyor, oysa bizler o zamanlar moderasyon kanalında, enine, boyuna tartışırdık, küfüre mi girer, söz ve ifade özgürlüğüne mi?
Kimilileri şahsa dönük küfür, kimileri de ifadeye dönük söylem, metafor, mecaz, içerdiği için küfür sayılamazdı. tartışmaların sonu gelmezdi, çünkü üyeler moderasyon kanalının neyin küfür neyin olmadığı yönüdeki tartışmalarını, değerlendirmeleri bilmezdi ya da yazıalr sandığa gittiği için haksızlık yapıldığını düşünürdü... Çocuklar gibi üyeler hır, gür tartışırdı...
herkes aynı fikirde olmayabilir, lakin bizler mantıklı analizler yaparız, %10 mu? %90 mı? %90 için %10 feda edilebilir, cıngıl çıkartır, veryansın eder şu bu, önemi yok, örneğin sen %99 için feda edilebilir %1 içindesin, ne gam, ne gam! Çünkü sen ve senin gibilere bırakırsak, kimse ne fikrini ifade edebilir ne de özgürce yazabilir...
Biz ise editten yana olmadık, olmamaya çalışıyor ve muhatapların birbirlerine ifadelerinde görmeleri ve tercihlerini de kullanmalarını istiyoruz. Müdahil olmak en son tercihimiz, dilersek yöntemlerimizi değişiriz, lakin pozitif, negatif hesabı biz yaparız, şu anki yolumuz mümkün olan en ideal serbestliği sağlamak. Burası bir forum alanı, nasıl ki sokağa çıktığınızda aralarında konuşan insanalra müdahale edemezseniz, etmiyorsanız bu da öyle. nasıl ki bir ortamda insanalrın ne konuştuğuna karışma hakkınız yoksa, bizde forumu gündelik hayatın bir parçası görüyoruz, ve her katılımcı kendisinden sorumlu...
Bazıları ve genelde nedense hep dinciler oluyor, fırsatçılık yapıyor, her cevaba anında müdahale edemeyeceğimiz gibi, anında da okuyamayız, okumak zorunda da değiliz, ünlem işareti koyduk defalarca açıkladık, aynı düzeyden muhatap olup sonrada ünleme basmak bir şeyi çözmüyor...
Örneğin benim sana uyarıma dönüş biçimin safsata ve salakçadır. Ancak ahmaklar böyle algılayabilir, hakaret mi ettim? hayır, salaklık edersen, salaklıktır, akılsızca şeyler söylersen akılsız denir, delice şeyler yaparsan deli gibi denir, eşeklik edersen, eşeklik ettiğin söylenir, bunalr İFADE temellidir...
çarpıtmayın, fırsatçılık yapmayın ve konuya dönün, uyarıyı önemseyin, uyarı konusudna, yaptığınızın ulvi olduğuna dair görüşünüz varsa paylaşın.
Sözlerinin arkasında duramayanların yaptığını yapma(yani alakasız konularla, o da, bu da, şuda, vb veya meşruiyet sağlamak namına çarpıtma)... Sökmez, hoş da değil. Sözünün arkasında mısın? O halde, o duruşunla burada yerin yok, lamı, cimi de yok, o buna küfretmişmişte, şu da alakası da yok.
Görüşlerimi burada yazdım(herhangi bir moderatör farklı düşür senide direk yasaklayabilir, farklı bir yol izler hakkıdır), çünkü herkes bazı cezaları neden, nasıl verdiğimizi, süreci göremediği için yanlış fikirler de ediniyor(haklı olarak), işleyiş ortada olsun...
Perperoglou
14-02-2016, 22:41
Aslında en başta evrim ve olgu'dan filan bahsetmeyi düşünmüştü ama ya üşendi, ya da muhattabının tartışmada o ana kadar olan gelişiminden bunun bir zaman kaybı olacağı kanaatine vararak, en nihayetinde ulaşılacak sonucu öne aldı.
Bunun için bir bayan olarak, zavallı ve ezik bir ergenin ettiği küfürlerine maruz kalmasımı gerekiyor?
Aslında tek söylemen gereken, insanların hatalı ve hatta saçma olsa bile düşünceleri sebebiyle gayri-ahlaki söylemlere maruz kalmaması gerektiği, düşüncelerini özgürce hiç bir kısıtlama veya hakaret olmaksızın dile getirebilmesidir.
Fakat başkasının düşüncelerine göstermediğin saygı ve özgürlüğü, kendi düşüncelerin için talep ediyorsun.
Bunun için bir bayan olarak, zavallı ve ezik bir ergenin ettiği küfürlerine maruz kalmasımı gerekiyor?
Aslında tek söylemen gereken, insanların hatalı ve hatta saçma olsa bile düşünceleri sebebiyle gayri-ahlaki söylemlere maruz kalmaması gerektiği, düşüncelerini özgürce hiç bir kısıtlama veya hakaret olmaksızın dile getirebilmesidir.
Fakat başkasının düşüncelerine göstermediğin saygı ve özgürlüğü, kendi düşüncelerin için talep ediyorsun.
Ne saçmalyorsunuz sizler yine kuzum. Büyüyünce sürüden olacaksınız diye dedim.
Sınuçta bayan veya erkek aynı şeye inanmıyor mu?
Üzerine yaslanarak ırkçı hezeyanlarınızı kusmak için bahaneniz mi oldu o küfür.
Gördüm ne olduğunu.
"S...ideolojiniz" diyor.
Moriggan aklıevelli de taraftarlarını çağırıyor. Abi bana sövdüler diye.
Biz bunu niye düşünmedik. İdeoloji bayanın olunca namuslu oluyormuş!
Peh peh peh.
Dialectics
14-02-2016, 22:55
Bunun için bir bayan olarak, zavallı ve ezik bir ergenin ettiği küfürlerine maruz kalmasımı gerekiyor?
Aslında tek söylemen gereken, insanların hatalı ve hatta saçma olsa bile düşünceleri sebebiyle gayri-ahlaki söylemlere maruz kalmaması gerektiği, düşüncelerini özgürce hiç bir kısıtlama veya hakaret olmaksızın dile getirebilmesidir.
Fakat başkasının düşüncelerine göstermediğin saygı ve özgürlüğü, kendi düşüncelerin için talep ediyorsun.
Bu mesela derin ahlaki bir konu. Misal şöyle yaklaşsam ne düşünürsün: "Zeki ve bilgili insanlar, ahalinin görenek ritüelleriyle vakit kaybetmek lüksüne sahip olmak zorunda değil".
Diyalektik materyalist bakış açısını bilmeyen, felsefedeki özne, nesne ve biliş, yani epistemoloji konusunda hiç bir fikri olmadığı belli olan birine ne kadar tahammül edilmeli mesela?
Ben mesela lafı yediğim zaman oturup düşünüyorum. Ulan adam haklıydı diyorum ki bu sitede bunu yaptığımın örnekleri de var. Ve gidip o konuyu araştırıp geri geliyorum. Yani şöyle bişi, Nihilistin yaklaşımı tokat etkisi yapabilir ki bu da insanı dürter. Tabi elbette bunu doğru zamanda ve doğru yerde ve doğru şekilde yapmak da bir yetenektir. Bu tartışmada biraz aceleci davranmış olabilir.
Senin gibi akıllı bir adam niye böyle şeylerle vakit kaybediyor ki hem, yine sadece eğleniyor musun yoksa gerçekten umurunda mı?
Perperoglou
14-02-2016, 23:21
Diyalektik materyalist bakış açısını bilmeyen, felsefedeki özne, nesne ve biliş, yani epistemoloji konusunda hiç bir fikri olmadığı belli olan birine ne kadar tahammül edilmeli mesela?
Hangi felsefeden bahsediyosun?
Diyalektik materyalizmin en önemli kuramcılarından Karl Marx, felsefenin bittiğini söyliyor;
''felsefenin ödevinin, ancak bütün insanlığın ileriye doğru gelişmesi içinde yapabileceğini tek başına bir felsefecinin gerçekleştirmesini istemekten başka bir anlama gelmediğini anlar anlamaz... felsefenin de işi bitmiş olur.'' (Din Üzerine, Karl Marx, Sol Yayınları, syf 205)
Ayrıca meselelere sizin diyalektiğinizin penceresinden veya felsefi kalıplar üzerinden yaklaşmak gibi bir mecburiyeti de yok insanların...
Dialectics
14-02-2016, 23:28
Hangi felsefeden bahsediyosun?
Diyalektik materyalizmin en önemli kuramcılarından Karl Marx, felsefenin bittiğini söyliyor;
''felsefenin ödevinin, ancak bütün insanlığın ileriye doğru gelişmesi içinde yapabileceğini tek başına bir felsefecinin gerçekleştirmesini istemekten başka bir anlama gelmediğini anlar anlamaz... felsefenin de işi bitmiş olur.'' (Din Üzerine, Karl Marx, Sol Yayınları, syf 205)
Ayrıca meselelere sizin diyalektiğinizin penceresinden veya felsefi kalıplar üzerinden yaklaşmak gibi bir mecburiyeti de yok insanların...
Felsefeci felsefe yapıp da Amerika'yı keşfetmezse, tüm insanlığın her ferdinin Amerika'yı her seferinde yeniden keşfetmesi gerekir. Bu dünya tarihinde ölümsüz kalan tek şey "düşünceler" olmuştur. Ve insanlık bugünlere o tek bir kişi tarafından keşfedilen düşüncelerin üzerine koyarak gelmiştir. Saçma bi laf etmiş Marx.
Dialectics
14-02-2016, 23:38
Aslında zamanında filozofların ortaya koyduğu pek çok şey bugün bilimin konusu haline gelmiştir.
Misal Jung'un kollektif bilinçaltı teorisinin implikasyonlarını Rupert Sheldrake, morfik rezonans teorisi ile incelemktedir.
Nietsche'nin bengi dönüşü termodinamik yasaları ile uyumlu, kendini tekrar eden evren fikriyle uyumlu olabilecek çoklu evren teorisiyle de ilişkilidir.
Idealist felsefenin bir takım çıkarımları, özellikle gözlemci referanslı çıkarımlar, bildiğin üzere kunatumun alanındadır.
Diyalektik materyalizmin özellikle şu "çelişki" ilkesi de kanımca hükümetler ya da devletler tarafından toplumu manipule etmek için kullanılmaktadır. Ve hatta değişim ve dönüşümlerin pürüzssüz değil, kesikli ve birikimsel şekilde olması ilkesi de zaten örneğin Türkiye'de AKP'nin bir anda bu kadar güçlenmesini açıklar...
spartacus
15-02-2016, 00:50
Trolleri ve art niyetlileri, HY mantıklıları, ikiyüzlüler bu yüzden ciddiyetsizdir, çünkü aslında kuyuya taş atandırlar, rahattırlar, hiç bir sorumlulukta taşımazlar... Onlar daim pisler, temizlik hep zamanını ziyan edenlere, sorumlu ve tutarlı, dürüst insanlara kalır.
Ayrıca safsatacıdır, işte cevap diye neyi verdi, ne alakası varsa?
Mesela şöyle bir paragrafım olsun;
A kişisine göre anlatıyor olayım;
A kişisine göre, artık şu ya da bu gereksizleşmiş ve bir anlamı kalmamış demektir...
Bir kişinin cımbız yaptığını düşünün,
"şu ya da bu gereksizleşmiş ve bir anlamı kalmamış demektir..."
İşte HY yöntemide buna dayalı, trollerinde yöntemleri aynıdır, SAFSATAYA dayanır veya çarpıtmaya... Ya da gerçekten insanların art-niyetsiz eksik, yanlış anlamalarına.
Bir kere Marx'ın Din üzerine eserinin o bölümü HEGEL'in felsefesi üzerinedir, çoğunlukla ifadeler O'na göredir, 205 nolu sayfa o doğrultuda devam eden sayfalardan sadece birisidir.
İŞTE SAFSATA ÖRNEĞİ, şu söz...
MARX FELSEFE BİTTİ DİYOR!
Nereden arakladıysa! O da ayrı mesele...
Oysa öyle bir şey demiyor, bir şeye göre, eğer öyleyse dediğimiz biçimde yani öncül bir çıkış noktası var! O ÇIKIŞ NOKTASINA GÖRE, kısaca SÖZDE(dile gelen, farazi anlamıyla) -> hiç bir çelişkinin kalmadığı koşulda ve BÖYLE KONULUNCA(!)......!derin ansiklopedik bilgiye sahip bir adam olduğundan bütün bu alanlarda çağ-açıcı bir rol oynamıştır. Besbelli ki, bir "sistem" zorunluluk sonucu, o, küçük çaplı hasımlarının üzerine bugün hala gürültü kopardıkları zorlama yapılara başvurmak zorunda kalır. Ama bu yapılar, onun yapıtının ancak çerçevesi ve iskelesidirler; boş yere bu yapılar üzerinde durulmayıp, güçlü yapı içersinde daha derinlere dalınırsa, orada, bugün bile bütün değerlerini koruyan sayısız hazineler bulunur. Bütün felsefecilerde "sistem" kesinlikle geçici olandır, çünkü o, insan aklının hiç de geçici olmayan bir gereksinmesinden, yani bütün çelişkilerin üzerinden aşmak gereksinmesinden ortaya çıkar. Ama bütün bu çelişkiler kesin olarak ortadan kaldırıldı mı sözde mutlak gerçeğe varırız: dünya tarihi sonuna varmış bitmiştir, bununla birlikte her ne kadar artık yapacak bir şeyi kalmamışsa da, gene de devam etmesi gerekir: dolayısıyla çözümlenmesi olanaksız yeni bir çelişki ortaya çıkar. Böyle konulunca, felsefenin ödevinin, ancak bütün insanlığın ileriye doğru gelişmesi içinde yapabileceğini tek başına bir felsefecinin gerçekleştirmesini istemekten başka bir anlama gelmediğini anlar anlamaz(151) -hiç kimse bunu anlamada bize Hegel'den daha çok yardım etmemiştir - evet bunu anladığımız zaman, sözcüğe şimdi ye değin verilen anlamda bütün felsefenin de işi bitmiş olur. Artık bu yoldan ve herhangi bir kimsenin tek başına ulaşması olanaksız olan her türlü "mutlak gerçek"ten vazgeçilir, ve bunun yerine diyalektik düşüncenin yardımıyla, pozitif bi*limler ve bu bilimlerin sonuçlannın sentezi yoluyla ulaşıla bilir göreli gerçeklerin ardına düşülür. Felsefenin genel olarak sona erişi Hegel iledir; gerçekten, o, sisteminde, bir yandan felsefenin tüm gelişmesini en görkemli bir tarzda özetlerken, öte yandan bilincinde olmasa da, sistemler labirentinden çıkıp, dünyanın gerçek, pozitif bilgisine götüren yolu bize gösterdi. Hegel'in bu sisteminin, Almanya'nın felsefe kokan havası üzerinde ne denli büyük bir etki yapacağını anlamak güç değildir. Bu, on yıllarca süren ve Hegel'in ölümüyle bile hiç
205
Kısaca Hegel'in ifadesinden yola çıakrsak, TÜM ÇELİŞKİLER ORTADAN KALKMADIKÇA, FELSEFEDE BİTMEZ!
Birde unutmuşum, ABD Marx'ı cadı göstermekten vazgeçtiğinde(soğuk savaş sonrası), ABD Üniversitelerinde en çok okunan kitaplarda liste başı Marx olmuş... Ha eğridir, doğurudur, şudur budur girmiyorum, mesele o değil, Marx'da sanırım yüzyıllar sonra anlaşılacak...
Perperoglou
15-02-2016, 01:23
Kısaca Hegel'in ifadesinden yola çıakrsak, TÜM ÇELİŞKİLER ORTADAN KALKMADIKÇA, FELSEFEDE BİTMEZ!
Marx bunu söylemiyor
Çelişkiler varlığını sürdürür ama bu çelişkileri çözüme kavuşturacak olan filozoflar veya felsefe değildir diyor.
''Artık bu yoldan ve herhangi bir kimsenin tek başına ulaşması olanaksız olan ( Yani felsefenin ve filozofların yaptığı gibi) her türlü "mutlak gerçek"ten vazgeçilir, ve bunun yerine diyalektik düşüncenin yardımıyla, pozitif bilimler ve bu bilimlerin sonuçlarının sentezi yoluyla ulaşılabilir(ki felsefe bir pozitif bilim değildir) göreli gerçeklerin ardına düşülür.
Sonrada ekler; ''Felsefenin sona erişi Hegel iledir.''
İşte kıraathane filozofonun beleş oralet ile kafa bularak yaptığı felsefe bu kadar oluyor.
spartacus
15-02-2016, 01:54
Böyle konulunca, nasıl? BÖYLE, aşağıdaki gibi, kırmızı ile işaretlediğim yerler tam da salaklar için olabilir mi? Dünya tarihi bitmiş demektir deniyor, felsefe mi kalır?
HEGEL referans -> Bütün felsefecilerde "sistem" kesinlikle geçici olandır, çünkü o, insan aklının hiç de geçici olmayan bir gereksinmesinden, yani bütün çelişkilerin üzerinden aşmak gereksinmesinden ortaya çıkar. Ama bütün bu çelişkiler kesin olarak ortadan kaldırıldı mı sözde mutlak gerçeğe varırız: dünya tarihi sonuna varmış bitmiştir, bununla birlikte her ne kadar artık yapacak bir şeyi kalmamışsa da, gene de devam etmesi gerekir: dolayısıyla çözümlenmesi olanaksız yeni bir çelişki ortaya çıkar
Perperoglou
15-02-2016, 02:16
Sıradan bir felsefi metni algılamayı bile beceremiyorsun.
Marx, dünya tarihi bitmiştir demiyor, ''bütün bu çelişkiler kesin olarak ortadan kaldırıldı mı sözde mutlak gerçeğe varırız.'' işte o zaman dünya tarihi biter diyor.
Zaten Marx'ın en çok üzerinde durduğu konu, üretim araçlarının kollektif kullanımı ile onun üzerindeki bireysel mülkiyet arasındaki çelişki değilmidir?
Marx nasıl tüm çelişkiler ortadan kalkabilir der.
Zaten Marx'ın felsefe bitti derken kastettiği konuda budur.
Bu çelişki, tek bir filozofun felsefesi adı altında lafazanlık yapmasıyla değil, toplumsal mücadele yoluyla aşılabilir.
Marx'ın, ''Felsefenin ödevinin, bütün insanlığın ileriye doğru gelişmesi içinde yapabileceğini tek başına bir felsefecinin gerçekleştirmesini istemekten başka bir anlama gelmediği anda felsefe bitmiştir'' derken vurguladığı noktada çelişkilerin felsefeciler tarafından değil, toplumsal mücadele vasıtasıyla aşılabileceğidir.
İşte felsefe bu anlamda bitmiştir Marx'a göre...
spartacus
15-02-2016, 02:44
Sıradan bir felsefi metni algılamayı bile beceremiyorsun.
Marx, dünya tarihi bitmiştir demiyor, ''bütün bu çelişkiler kesin olarak ortadan kaldırıldı mı sözde mutlak gerçeğe varırız.'' işte o zaman dünya tarihi biter diyor.
Bu noktayı bile doğru anlamamışsın, eğer Hegel'deki tanım, yani felsefenin tüm çelişkileri aşmak gibi bir tanımı olsaydı, o halde felsefecinin çelişkileri aşması -FARAZİ- (nasıl olacaksa!!!!, imkansız) durumunda, işte o zaman dünya tarihi biterdi(çünkü hayat, herhangi bir felsefecinin zihninde çelişkileri aşmasına indirgenmiş olurdu)! felsefe ve felsefecinin çelişkileri salt felsefe ile aşma şansı var mı ki?(oysa bu ancak nesnel, öznel koşulları ve tüm bileşenleriyle, herhangi bir kişinin(felsefecinin) iradesi temelinde değil, bir bütün halinde aşılabilir). Sonra BÖYLE KONULUNCA diyor
Yuh bunu anlamak bu kadar zor mu? eski felsefe tanımına göre (ki YANLIŞ olarak, darkafalılık olarak görülüyor!)
felsefe çelişkileri aşma gereksiminden DOĞUYOR ise,
hiç çelişki kalmamışsa?(felsefeci sözde-zihni olarak çelişkileri aşmışsa - ki saçmalık)
ne biter?
ben mi salağım(üstelik süzme salak diyor! muhtemel gerizekalı) yoksa sende bir zeka sorunu mu var?... Kaç kere daha izah edeyim. hayır izahı şart mı, PARAGRAF AÇIKCA dile getiriyor, BÖYLE KONUNCA diyede başında eklemiş, bende izah etmiştim... Anaokulunda filan mısın? Tereciye tere mi satıyorsun, bu halinle, ordan burdan araklayıp, cımbızla mı?
Her cümleyi bağlamından kopartırsan, dilediğin sonuca varırsın, troll olacağım diye mantığınıda tamamen yitirmiş olmayasın? Çünkü trollüğün yegane hareket zemininden birisi, cümleleri bağlamından kopartmaktır, yaptığın gibi... Oysa sen Marx'a göre felsefe bitmiştir demekteydin(şimdi kendi sözünüde çarpıtmaya mı yöneldin). İlgili bölümü tekrar koyayım;
Böyle konulunca, => felsefenin ödevinin, ancak bütün(*!) insanlığın ileriye doğru gelişmesi içinde[I] yapabileceğini tek başına(*!) bir felsefecinin gerçekleştirmesini [B]istemekten başka bir anlama gelmediğini anlar anlamaz(151) -hiç kimse bunu anlamada bize Hegel'den daha çok yardım etmemiştir - evet bunu anladığımız zaman, [B]sözcüğe şimdiye değin verilen anlamda[yukarıdaki 3 madde listeledim ve BÜTÜN İNSANLIK yerine 1 felsefecinin konması durumunda! b.n] bütün felsefenin de işi bitmiş olur.
Felsefenin işi bitmiş demiyor, sözcüğe şimdiye değin verilen anlamda diyor, evveliyatında ise detayı veriyor, felsefenin bitmesi anlamı da yok orada, işinin bitmesi var çünkü zaten yapabileceğini 1 felsefeci yapmış(üstesinden gelmiş, çelişkileri farazi aşmış, eğer çelişkiler böyle aşılabilseydi, o halde bunu esas alsaydık çerçevesinde!!!)
Kısaca felsefe çelişkileri aşmak ise, o halde çelişkileri aşan 1 felsefeci bulun, hadi her çelişki aşılsın? Mümkün mü? Değil, yine de öyle bile düşünsek, bir felsefeci tüm çelişkileri aşabilecekse, o halde dünya tarihide biter(EĞER ÖYLEYSE TABİ!)... çelişkiler masabaşında, zihinsel pratikle aşılamaz ve dahi zihinsel alanda peyda olmazlar(İDEALİST felsefe sorunsalı! ilgili kitabın önceki sayfalarına bakmalı!), asıl mesele daha en başında çelişkiyi üreten-var eden tüm(nesnel, öznel) koşullar ve bir bütün halinde tüm bileşenleriyle aşma meselesidir, bir felsefecinin değil! kastedilen ve aslında eleştirilen darkafalılığı, ANLAYABİLİYOR MUSUN, sanmam :) Oysa daha girişinde belirtmiş "ancak bütün insanlığın ileriye doğru gelişmesi içinde" bütün insanlığın gelişmesi ile 1 felsefecenin çelişkileri aşması (nasıl olacaksa!) arasındaki farkı kavramak zor mu? Eğer diyor felsefenin o darkafalı tanımını esas alsaydık, felsefeninde işi(eylemi) biterdi, dünya tarihi de...
Oysa mesele taa sayfa 204 lerden geliyor ve o kadar dar bir çerçeve değil.... Marx'ı anlamak istiyorsanız, önce Marx'ın iyi bir analizci olduğunu çözmeniz gerekir, yorumlarından önce analizini, dayanaklarını koyar ortaya, cımbıza gelecek tarafını bulmak -bilimsel metodu gereği- zordur, materyalist felsefenin yöntemini kullanır(nesnel olana, bilgiye dasyalı olanı)..
Goethe de, Hegel de, herbiri kendi alanında, Olimposlu Zeus idiler, ama ne biri ne de öteki, hiçbir zaman Alman darkafalılığından tamamıyla sıyrılamadı. s:204
Konuyuda dağıtmayalım, Dialectics yazmasa yazın kire gitmeliydi, ama açıklama gereği doğdu en azından ben üzerime vazife aldım...
Kurt meselesi memlekette "kurt sorunu"olarak adlandildikca Kurdistan meselesi ve savas bitmeyecektir. Memlekette kurt sorunu yoktur. Ne kurtler, ne ermeniler ne rumlar ne lazlar sorundur.
Bence memlekette Turkcu sorunu vardir. Turk sorunu da yoktur. Asil mesele turkcu milliyetci dinci gelenekci dogmatik ve kafasi calismayan ileri (!) Zeka sorunu vardir.
Ahmet111
08-04-2016, 14:57
çok karmaşık mesela valla
Kurt meselesi degil
KURDISTAN MESELESI..
Ne olacak bu isgalin sonrasi.
saniyor musunuz ki turk bayragini sallayacak geride kalanlar ?
Biz DEVLET istiyoruz.
Bu bizim hakkimiz.
Kurtler öz vataninda sorun olarak nitelendirilemez.
siz sorun sunuz.
Kurdistani isgal edenlersiniz.
istemiyoruz kardesim sizi.
Defolup gidin. Az biraz rahat birakin.
oldurmeyin, katletmeyin.
cocuklarimizin kardeslerimizin gozlerini oymayin,
Iskence etmeyin.
Sadece gidin.
bilgivehis
10-08-2016, 15:53
"Kürt meselesi" başlığının bu forumda ne işi var?
Herkesin birbirine siz bizi asimile ettiniz, bu topraklar sizin değil bizim dediği ve gerçekleri kimsenin kabullenmeye yanaşmadığı bu konunun forumda olmasını dogru bulmuyorum. Halkların ayrışması, emperyalizmin "Böl-Parçala-Yönet" projesi olduğunu insanlar kabul etmiyorsa ki, öyle görünüyor o halde bu başlık bu forumun genel çizgisine uymadığı gibi etnik ayrımcılığın propagandasına hizmet eder. Bu başlığın kaldırılması istegim, sıradan bir üye olarak forum yöneticilerine sadece bir ricadan ibarettir.
Saygılar...
Shutur Nahundi
01-12-2016, 11:21
Nasıl ki Britanya, İngiltere, İskoçya, Galler, K-irlanda şeklinde kendi hükümet başbakanlarına sahipse, Türkiye'deki Kürtler de kendi hükümet başbakanlarına sahip olmalıdır. İkili başkent ve ikili hükümet kabinesi ve iki başbakan bir devlet başkanı sistemi Türkiye'nin zararına olmaz, faydasına olur. Türkiye'nin islami rejime dönüşmesi de engellenmiş olur böylelikle. Rusya'da 20 den fazla başbakan var ama Putin tek devlet başkanı ve Rusya'nın devlet altyapısı ve sosyal güvenliği Türkiye'den daha sağlam keza Britanya ve Çin. Çin'in bayrağındaki beş yıldızdan dörtü özerk cumhuriyetleri temsil eder ve islamcı mücahitler dışında Çin'de terör eylemi yaşanmaz.
NickMickyok
01-12-2016, 11:37
Aslında ülke olarak, konuya Kürt meselesi değil de, insan hakları meselesi diye yaklaşıp tüm vatandaşlara istedikleri olanak sağlansa daha iyi olur diye düşünüyorum.
Kürt meselesi, Arap meselesi, Zaza meselesi, Laz meselesi gibi ayrı ayrı zaman harcamak yerine; tümden gelişmiş bir insan hakları konsepti yeterli olur diye düşünüyorum.
Engse Hohol
01-12-2016, 15:22
Kürtler artık farklılar. Tayyip'den önceki Kürtler yok bugün. Çalıştığım işyerinde tayfa yarı-yarıya Kürt ve akp'li hiç yok gibi aralarında ama konuşurken ak parti söylemini diyen var. AKP'ye oy vermeyen Kürtler, AKP'ye oy veren Kürtler hakkında eskisinden çok daha aşırı, sert söylemler içerisindeler. Son operasyonlar Kürtlerde tepkisel empati yaratmışa benziyor. Bunun sonucu ne olur bilemiyorum tabi. Ayrıca onlar da bilmiyor. Halen akp'ye oy veren Kürtlerin olduğunu ve olacağını da biliyorlar. Tayyip'in Siirt'den milletvekili seçilmesini ben iş arkadaşlarıma anımsatırım bazen. Şimdi bu anımsatmam, eskisinden daha fazla gergin polemikler yaratıyor.
spartacus
01-12-2016, 22:16
Aslında ülke olarak, konuya Kürt meselesi değil de, insan hakları meselesi diye yaklaşıp tüm vatandaşlara istedikleri olanak sağlansa daha iyi olur diye düşünüyorum.
Kürt meselesi, Arap meselesi, Zaza meselesi, Laz meselesi gibi ayrı ayrı zaman harcamak yerine; tümden gelişmiş bir insan hakları konsepti yeterli olur diye düşünüyorum.
Bizim sitemizde bile Almanya'dan katılan AKP'liler şöyle sesleniyor;
Neymiş Tabela Kürtçeymiş, burası Türkiye ne işi var Kürtçe tabelanın-> yani ne işi var ülkede Kürtlerin demekteler...
Şimdi bunu diyen azmana sormalı, her yanda arapça, ingilizce tabelalar mevcut, burası nire? Ortadoğu mu?
İnsan hakları konsepti yeterli olur mu? Ülke de insan ve hak olsa dükkan senin...
Elbette bu sorunu AKP çıkartmadı, Ermeniler'i yok ederek temizleme yolunu seçen ittihatçı faşizm, sıraya Kürtler ve alevileri koymuştu...
Epey bir süre (yüzyıl diyelim) katliamlar yapıldı, dili yasak, kültürü yasak...
Bir toplumu dil, renk, kültür, inanç eksenli ayrıştırmak bölücülük değil mi? Bu o toplumu parçalayan, temellerini sarsan ve birlikteliğe ziyan değil mi?
Daha düne kadar Kürtçe konuşmak yasaktı yahu!
Bir toplumu dili, kültürü, inancı, rengiyle böl, ayrıştır, sonrada bu bölücülük ve hainliğini meşru göstermek için ülke bölünür, bunlar bölücü diye linç kampanyasına başla... Alçak, toplumu bölüp, parçaladın, toplumun parçalandığı bir ülke, birlik kalır mı? Nüvesi ne? Toplum, bitti...
Şimdi AKP batının öteden beri ırkçı yetiştirilmiş ahmaklarını günde 5 posta geçmek için, ırkçı politikalar üretiyor, böylece toplumun belirli zınlıkalrını hedef göstererek parsa topluyor, eee neye, kime çalışmış oluyor? Kendisine, bu bir ayağı peki sonuçları bakımından neye çalışmış oluyor? Elbette ayrıştırma, bölme. Ayrıştırır, bölersen, sen şusun sana yaşam şansı tanımıyorum dersen, o toplum hala senle ayı coğrafyada yaşıyorsa hata yapıyor demektir, talep edecek, sen beni kabul etmiyorsun, kusura bakma bende kabul göreceğim çatıyı inşaa ederim demesi lazım, karşı taraf seve, seve yanaşmıyorsa, ne öyleye, ne böyleye hoşgörü göstermiyorsa, söke, söke alacaksın...
AKP li sürü(ki çobanlı sonuçta) ve diğer milliyetçi azmanlar, asıl sorun bunlar.
Hangi Avrupa ülkesi farklı dil, renk, mezhep sebebiyle bölünüyor, ülkeleri yangın yeri? hangisi, yoksa aksine kendi toplumunu bölen faşist ülkeler(Türkiye vb) mi yangın yeri?
Misal Kanada bu gün şunu yapsa
Kanada da yaşayan herkes İngilizdir. İngilizceden başka dil konuşmak yasak. Meshep şudur, başka din ve inanca sahip olmak yasak. Siyahilerin yüzlerini beyaza boyamadan dışarı çıkması yasak, tespiti halinde cezai müeyyideler uygulanacaktır..
Dese ne olurdu?
Demedi ne oluyor? Kanada bölünüp, yıkılıyor mu yoksa aksine yukarıdki türden faşizmlemi kanada yıkılıp bölünür...
Bu türden ayrımalrın kökeni siyasi ve rant, çıkar içindir, koyunalrı kolayca koyunlaştırmak ve gütmek içindir, bir dinci(ibadet, inanç ayrı!) dinci(siyaset) faşist siyasete teslim olmusa koyundur, bir milliyetçide milliyetçi ise ve milliyetçi siyasete esir edilmişse koyundur, onlara çalınan da, edilen propaganda da hem kof ve boş, hayatla alakasız, hem zararlarına hemde nahoş bir kaval sesidir, ikisi içinde çoban bulunur, kolaydır zaten iki siyaset de çobanlar ve koyunalr içindir.
İşte milliyetçilikle bir dönem ülkeyi talan edenler şimdi mezhepçiliğin kolay lokmasıyla talan ediyor, onca talana, yalana rağmen durdurulabiliyor mu?. Hayır, zira çeşitli subjektif-kof aidiyet propagandası ve siyaseti ile koyunlaştırılmış kitleler, çocuğu sefillikten, yoksunluktan kıvransa dahi, düşünmez, bir milli takımı yenildi diye üzüldüğü kadar üzülmez, , çünkü ona haz veren ya millet ya da din sembollü kof proapagandalardır... yararı kime?
Engse Hohol
01-12-2016, 23:34
Sabah gazetesi yazarı Engin (http://www.sabah.com.tr/yazarlar/ardic/arsiv?getall=true) Ardıç, bugünkü yazısında Mustafa Kemal Atatürk'ü hedef alarak "Mustafa Kemal Bey, idrak etmeye senin bilgin yetmez ama, bugün başımıza gelenlerin ve ödediğimiz faturanın tohumları o kurucu ayarlarda saklıdır. Niçin aldınız sırtınıza Kürt kamburunu muhterem İttihatçılar? Ermeni'yi kestiniz, Rum'u gönderdiniz, Arap'ı tanımadınız, Kürt'ü niçin sırtladınız? Bu ne biçim kurucu ayardır? Kürtleri neden kesmedin dedi (http://odatv.com/kurtleri-neden-kesmedin-1603161200.html).
NickMickyok
02-12-2016, 09:05
Kürtler arasında ateizm git gide yayılıyor. Bu aslında iyi bir ayrışma.
Ateist Kürtler, Ateist Türklerle işbirliği içinde her türlü faşizme ve dinci despotluğa karşı işbirliği içinde olmalı. Birbirlerinin diline ve kültürüne de saygılı olarak.
Dinci Türkler ve Kürtleri ise karşı safta görmek gerek. Kısmen AKP de toplanmışlar ama AKP de sırf menfaat için, Erdoğanı güçlü lider gördüğü için ona yaranmaya çalışan birçok liberal Türk ve Kürt de var. Bunları da dinci saflarına katmak lazım.
Shutur Nahundi
02-12-2016, 11:22
AKP ile Liberallerin ne iş oluyor?
Liberaller Atatürk ilkelerinden sıkılmışlardı ve Atatürk'den kurtuluruz belki sanarak AKP'ye oy verdiler. Ali Babacan liberali AKP'nin her kurduğu hükümette bakanlık yaptı. Ecevit'in satmaktan çekindiği devlet kurumlarını parça parça satılmasında başı çekti ve bunun adına da Ali Babacan ekonomiyi iyi yönetiyor dediler, pohpohladılar.
Türkler ve Kürtler yüzde 50 ateist sayısına birlikte ulaştıktan sonra eminimki güncel sorunların hiçbiri devam etmez.
Gun gelecek ozgur bir Ermenistan ve Kurdistan kurulacak!
Kim ne derse desin.
Devletler dogar buyur ve olur..
Insanin ontolojik gercekligi kadar gercek bir olgudur!!
Cercis Hz Circis
27-01-2017, 16:07
En demokratik yöntem, devletsiz yaşayan toplum yönetimidir.
Su bulanmayınca durulmaz. Özellikle islami devletler su bulandıran sistemlere sahipler.
Corpse Bride
27-01-2017, 17:00
En demokratik yöntem, devletsiz yaşayan toplum yönetimidir.
Su bulanmayınca durulmaz. Özellikle islami devletler su bulandıran sistemlere sahipler.
hayalim bu. ölmeden görebilirmiyim acaba vergi ödemeyeceğim bir toplumda yaşamayı. tüm bireylere bu bilincin aşılanması benimsenmesi... ve ne kadar uzak bir ihtimal.
anarşistler varmış burda :) sevindim.
aman ha sanmayın ki sosyal devrimi yapacak halk (elbette devrimci sınıfın önderliğinde)
öncesinde politik devrim yapmak zorundadır.
sosyal ve politik devrim ayrımı bazı gerizekalıların sanrısıdır.
politik devrimin koşulları oluşmuşsa eğer, bu aynı zamanda sosyal devrimin de koşullarıdır.
iktidar Sovyetlere, partilere değil.
Ispartalı sülümanın hemşerisi anlayacak kapasiteye sahip ama,
İngiliz tedriciliğini devrim sanıyor gerzek.(gerçi gerzek de değil ama ****luğuna yapıyor biliyorum)
zannediyor ki, sosyal devrim ancak politik devrim aşamasından sonradır.
her neyse, sarhoşum roçluyum ama hala yazabiliyorum ve bu gerzeklere rağmen anarşist gördükçe tatlı bi hüzün çöküyor içime.
blanguizm soslu Leninist kızıl faşizme inat komünistiz ve anarşistiz.
devrimci sınıf eğer politik devrim yapacak koşullara sahip olursa; bu demektir ki, zaten yatay örgütlenip sosyal devrimi de yapar.
ama Ispartalı bu sözleri anlamak yerine ego yapacak.
egosunu *******.
severdim de lavuğu.
sayın natan ermenistan diye bir ülke yok mu ? yoksa diaspora ermenileri şimdiki ermenistanı kabul etmiyorlar mı?
sayın natan ermenistan diye bir ülke yok mu ? yoksa diaspora ermenileri şimdiki ermenistanı kabul etmiyorlar mı?
Sayin manas,
Ermenistan ulkesi vardir. Yok mu derken ne demek istiyorsunuz?
Bu noktayi biraz iceriklendirin lutfen.
Ermenistan, TC var olmadan once de vardi.
Turk milisleri Ermeni ve kurt topraklarini isgal etmistir.
Acik bir sekilde gorulur ki bu agzi sulanmislarin Kurdistani isgal ettigi gibi.
Gunesin varligi kadar acik ve ortadadir.
Ermenistan vardir. Farkli ulkelerdeki ermeniler de bu zulmu anlatmaktadir.
Ortada nasil bir celiski var?
Ben tam anlamadim.
Aydinlatin lutfen.
Buyuk Ermenistan sozumden mi alindiniz yoksa?
Endise etmeyin, o da vardir.
Sayin manas,
Ermenistan ulkesi vardir. Yok mu derken ne demek istiyorsunuz?
Bu noktayi biraz iceriklendirin lutfen.
Ermenistan, TC var olmadan once de vardi.
Turk milisleri Ermeni ve kurt topraklarini isgal etmistir.
Acik bir sekilde gorulur ki bu agzi sulanmislarin Kurdistani isgal ettigi gibi.
Gunesin varligi kadar acik ve ortadadir.
Ermenistan vardir. Farkli ulkelerdeki ermeniler de bu zulmu anlatmaktadir.
Ortada nasil bir celiski var?
Ben tam anlamadim.
Aydinlatin lutfen.
Buyuk Ermenistan sozumden mi alindiniz yoksa?
Endise etmeyin, o da vardir.
ASALA falan da öfkeli çocuklar dersiniz şimdi siz tıpkı Bazılarının İşid'e dediği gibi.
En ideal ve insana yakışan düzen Bir düzenin olmadığı yaşam biçimidir. Bunun için insanlar sonradan edindiği doğal olmayan öğrenilen bazı şeyleri üstünden atması gerekir.
Her türlü milliyetçilik, her türlü din, kültür atılmalıdır. Dünya, insan ve diğer canlılar diye ikiye ayrılmalı, insanlar tek dil ve yazım kullanmalı, bütün bayraklar yırtılmalı, sınırlar kaldırılmalı.
Ama bunun için uygun şartlar oluşmalı bu şartlar oluşmadan bu yaşama geçmek insanın tehlikelere açık çıplak yakalanmasıdır.
Bu şarlar için insan çalışma mecburiyetini kaldırmalı, bütün insanlar eşite yakın olmalı, servet birikimi ve kölelik hiç olmamalı, yöneten yönetilen ayrımı toptan kalkmalı, renk farklılığı sorun taşımamalı, ulaşım ışık hızı ile olmalı, insan yerine robotlar çalışmalı.
Böyle düzene benzeyen ama düzen bile olmayan yaşam biçiminde insan en uzun ömürlü ve en rahat olacaktır.
Elbette bu bir teori ama bu teoriyi de yaratan nesnel şartlar ilkel komünal yaşamdır. Biz de bilimsel komünal yaşam olabileceğinin teorisini yapmış oluyoruz.
sayın natan var olan ermenistanın kurulacak demenizi anlayamadığımı belirttim sadece, bunda birşey yok,eleştiri yok. siz net açıklama yapmamışsınız. diaspora ermenileri ermenistan ülkesini kabul etmediğini, yeniden kurulması gerektiğini mi düşünüyor acaba dedim. öğrenmek için sordum.
Kürt meselesinde ateistlerin fikirleri üzerinde anlaşabileceği bir bilim insanı Aziz NESİN.
Aziz NESİN' in mesele hakkında görüşleri.
https://www.youtube.com/watch?v=5SGvY8FR8sw
Baracuda
22-03-2017, 02:49
Başlığın adı Kürt Meselesi. İnsanlık meselelerini ancak bilgi, akıl ve empati ile çözebilir. Bende bu uzun tartışmadaki bazı zırvaları ve çelişkileri aydınlatarak konunun çözümüne yardımcı olayım.
ve so olarak ben milliyetçiliğe karsı biriyim...Yani eğer *Milliyetçilik günümüzde gördüğümüz
Milliyetçilikse ben kabul etmiyorum....
Saygılarımla...
İstediğin şeye karşı olabilirsin tabi ama bu durumda "Türkiye, Atatürk'ü Allah'a borçlusun, geriye kalan her şeyi de Atatürk'e..." Senin deyimine göre koca bir ülkenin herşeyini borçlu olduğu Atatürk'ün milliyetçi hatta kavmiyetçi olmasının bir değeri yokmu, sen mi hiç düşünmedin ? Biraz düşünürsen ki iyi olur eminim artık karşı olmayacaksın.
Sevgili byspy,
Geçmişte bu ülkede hep Kürt diye bir milletin varlığını kabullenemedik. Asıl sıkıntı oradan başladı. Bunların varlığını bir kaç yıl önce devlet olarak kabullendik.
Güzel bir Sosyal Demokrat palavrası. Kürtlerle ilgili ilk bilgiler islamın yayılma döneminde Arap ve Fars müelliflere ait. Daha sonrasında da nerdeyse tüm islam coğrafyası Türklerin yönetimine geçtiği için Türklere. Kürdistan kelimesini ilk kullanan Sultan Sencer. Osmanlı kayıtlarında Ekrad (Arapça kürdün çoğulu) hem Kürtler için hemde diğer göçerler için sıklıkla kullanılmış. Yavuz ve sonrasında Kürtler zaten hanedanın müttefiki, Anadolu'da ali kıran baş kesen. Süryanileri, Alevi Türkmenleri, Ermenileri'de öyle kesiyorlar zaten. Türkiye'de reelde din 18.yy'dan beridir Halidilik (Kürt islamı) 2. Mahmud'un kızı sayesinde. Lozan'da Musul meselesinde (kürtlere güveniyoruz) biz referandum isterken karşı gelenler İngilizler...... 1980 (islamcı, natocu, neoliberal, kürtçü) darbesinin yasaklamaları hariç kim kürtleri yok saymış. Ben bir yok sayan biliyorum. Ansiklopedi Britanika'nın 1911'den (1-2 yıl hata olabilir) önceki baskılarından. İngilizler. Size bu palavraları kakalayan üst akıl İngilizler. Türkler kürtleri yok saymak ne demek, 1000 seneden fazladır sırtında taşıyor.
Kürt diye bir topluluk var. Fakat Kürt diye bir millet yok. Her sosyal populasyon millet değildir. Aile, kabile, aşiret, boy, kavim .... bunlarda toplulukları anlatan kavramlar. Birleşmiş Milletler verilerine göre dünyada 7000 dil (müstakil yada lehçe) var. Ama sadece 200 civarında devlet var. Bu bir fikir verir sanıyorum. Batı Avrupa ve Atlantik ötesi tarafından yapay olarak (Milletler tarihin akışında doğal süreçte oluşmuştur.) milletleştirilmeye çalışılan bir topluluk var. Oluşur oluşmaz göreceğiz.
sevgili Ezkamo hocam haklı.
Cumhuriyet döneminde biz bu kürt kardeşlerimizi yok saymışız.
Çok bilmiş bir sürü tarihçi veya hiç bir halttan anlamayan milliyetçi borazanlar: KÜRTler dağlık bölgelerde yaşadıkları için karda yürürken
kart kurt sesleri çıkardığından adı kürt olmuştur, diye akla aykırı yalanlar
uydurmuşlardır.Kürt leri yok saydığımız gibi,gücümüz yettiğinde asimile yolunada gitmişiz. Birisi aklımızın bir köşesinde yatan Kürt imajına uymayan bir şey söyledimi ,ayağa kalkıyoruz.işte problemin başladığı yer burası.
Umarım ki bu siteye gelenler gidenler, hiç olmazsa bu ırkçılık
çukuruna kafasını sokmazlar.
Irkçılık çukurundan çekinen bu şahsiyette kendini önce bir cehalet çukurundan çıkarsa keşke. Nedir bu kart kurt meselesi ? Orta Asya'da Kürt adıyla Türk topluluğu var. (Bu boyun ortadoğudaki Kürtlerle ilgisi yok. Dünyadaki herkesi Türk yapmaya kalkan bazı arızalar bunu kullanır. Ancak zırva. Türkler ve Kürtler sosyal yapı olarak birbirine 180 derece zıt iki topluluk) Bu topluluğun isminin etiyolojik tahlilinde Macar bilginlerin savı bu. Bu savın doğru olmasıda muhtemel. Çünkü Orta Karadeniz mahalli dilinde rüzgardan bir yere yığınan kar yığınına kürtük denir. Türkoloji alanındaki ilk çalışmalar onlara ait. Hepsine müteşekkiriz.
Hiç ilgisi olmamasına rağmen 1980 askeri darbesi bunu kullanmış. Federasyonda tartışılabilir diyen askeri darbe hani. Dinci ve kürtçü bir Kürd'ü (Özal) başbakan yapan hani. Solcular, ülkücüler işkencelerde çürürken Pkklıların Suriye'ye tüydüğü hani. 1. körfez operasyonunda 3 koyup 5 alacak olan, Irak'ta yaratılan merkezi boşlukla kürt terörüne çağ atlattırılan hani. Neden acaba ? Kürtlere sömürülecek done lazım olmasın ?
Ortadoğudaki Kürt kelimesi nerden geliyor ? Hayalperest Kürt masallarını direkt geçiyoruz. İlk Taberide geçiyor. Arkasından diğer Arap, Fars ve Türk kaynaklarında. Önce sıfat olarak kullanılıyor. Arkasından isim ve sıfat olarak paralel kullanılıyor. Dağlı göçebe demek.
Türkler Kürtleri asimile etmiş. Ah bu cehalet. Türkler yüzlerce hatta binlerce yıl Mısır'ı, Hindistan'ı, İran'ı, Balkanlar'ı, Doğu Avrupa'yı, Kafkasları, Orta Asyayı, Uzak Asyayı, Çini, Afganistan'ı ... yönetmiş. Hemde kimsenin gık diyemeyeceği kadar güçle. Çok fazla içimizde kalan küçük bir Soğd grubu haricinde bizden dolayı asimile olan bir etnisite yok. Türkler Batı Avrupa sömürgeci milli devletlerinin (İspanyol, İngiliz, Fransız, Portekiz) % 10'u kadar asimilasyon yapsaydı. Bugün dünyanın yarısı Türkçe konuşuyor ve Şamanist olurdu. Asimilasyon diğer sosyal hadiseler gibi karmaşık bir olay olsa da burada hakimiyeti elinde bulunduranın tavrı en önemli etken. Zaten yüzyıllar boyu beceriyle yönetebilmesindeki en önemli neden bu. Tanıdığı özgürlük. Levent Kayapınar'ın kitaplarında var. Anadolu'daki Ermenilerin, hatta Yunanistan'da ki Yunanlıların (halkın) .... Türk yönetimlerine verdiği tepki Roma kaynaklarından. Okuyunuz bir zahmet.
Kürt özeline gelirsek Anadolu'da bir Türkleşme değil 16. yy'dan itibaren kesintisiz Kürtleşme var. Bu 2 Türk (Safevi, Osmanlı) devletinin siyasi mücadelesinde mezhepten dolayı Osmanlı hanedanının müttefiki olma avantajıyla başlıyor. Bundan sadece Alevi Türkmenler değil, Araplar, Zazalar, Süryaniler, Ermeniler ... de nasibini alıyor. Ali Rıza Özdemir ve Yusuf Halaçoğlu'nun bu konuda müthiş 2 çalışmaları var. Osmanlı kayıtlarına dayanan. Ortalama söylüyorum, bugün Anadolu'daki Kürtlerin (Kırmanç) % 40'ı aslen Kürt değil. Alevi Kürtlerin hiçbiri Kürt değil. Tehcirden kurtulmak için ya kendini saklamış Ermeniler, yada Türkmenler. Zazalar, Kırmançlar yada Soranlar gibi modern Farsça'nın lehçesini konuşmuyorlar. Sasani döneminin Farsçasını (Pehlevice) konuşuyorlar. Modern Farsça Samaniler'den sonra İran'a yayıldığı için ondan önce İran'dan çıkış olmaları muhtemel. Ne Kırmançlarla nede diğer Kürt guruplarıyla bir ilgileri yok. Ama biz Zazayız diyenlere, asimilasyondan şikayet eden Kürtlerin tavırlarına bakın birde.
Cumhuriyet döneminde yok saydık. Kürtleri kandırdık vb. yalanlar var birde. 1. Türkler 20'yy başında bir imparatorluk kaybetti. İmparatorluklar bilindiği gibi bir millete nispet edilse de (Osmanlı Türk İmparatorluğu, Roma Latin İmparatorluğu, Sasani Acem İmparatorluğu vb.) çok ulusu (milleti) barındıran geniş Coğrafyaya yayılan devletler. Bu İmparatorluktan arzusu olan ve gücü
yeten uluslar ayrıldılar. Türkler bu imparatorluğun Doğu Romadan aldıkları ve 1000 senedir üzerinde yaşadıkları, tamamına yakınında da çoğunluk oldukları Anadolu ve bir kısım Balkan toprağını savaşarak kurtardılar. Mesela Sırplar Osmanlı ile savaştılar. Yendiler. Balkanlardaki milyonlarca Türkten öldürebildiklerini öldürdüler. Öldüremediklerine de yolu gösterdiler. Yoldada ölmeyenler Anadolu'ya ulaştı. Balkan Göçmenleri hadisesi. Aynı şeyi Ermeniler'de denedi. Öldürebildiklerini öldürüp ölmeyenlere kapıyı göstereceklerdi. Maalesef tersi oldu Türkler onlara kapıyı gösterdi. Burdaki önemli bir neden çoğunluk değiller. Aynı neden Kürtler içinde geçerli. Birde yine girift yaşıyorlar. Bölünme konusu gündeme geldiğinde (Uğur Mumcunun kitabında vardır bu) nasıl bölüneceği bir dert. Konyaya gitmiş bir grup. Nasıl böleceksin. 2. Kürtler bir millet değil. Aşiretler topluluğu. Beraber hareket edemiyorlar. İngiliz teşvikiyle ayrılmak isteyenler var. Ayrılmak istemeyenlerde var. Şeyh Sait isyanının bastırılmasında rol alan Kürt aşiretleri var. Ayrılmak istemeyenlerin nedenleride aslında haklı. Çünkü tarihlerinde Türklerin devletinde, Türklerin himayesinde yaşayan bir grup olmamış dönemleri yok. Arap için, Yunan için, Ermeni için durum başka. O Türk himayesinde olmadığı zamanı yazıyor, okuyor. Müstakil dili var. Yazılı eseri var. Dikili eseri var. 3. Türkler Anadolu coğrafyasını kürtten almamış. Doğu Roma'dan alıyor. 15. yy'dan sonra Kürtleri kendi yerleştiriyor. Kahve, çaymı bu. Kim kime gönülden toprak verir. Uğruna 1000 yıldır savaşın, kanın hiç eksik olmadığı birde. 4. Cumhuriyeti kuranlar mesela, Araplardan ayrılmak istiyorlar. Sadece Araplar istemiyor artık. Biz Suriye'yi, Irak'ı alalımda Araplara hükmedelim diye bir dertleride, niyetleride yok. Halep ve Musul meselesi vardır sadece. Çünkü ordada Türkler yaşıyor onun için. Atatürk bu düşünceye Suriye görevindeyken varmış. Misakı Milli'de Türkün olduğu coğrafya baz. 4. Lozan'dan sonra Türk-Yunan nüfus mübadelesinde biz kimleri yolladık birde. Hıristiyan Türkleri. Karamanlıları. Azınlıklarda sadece Hıristiyan olanlardır. Yani Cumhuriyetin kuruluşunda bile maalesef dinin halen etkinliği var. Fransa'da ki anayasal ulus tanımının bir örneği (Türkiye'yi kuran Türk halkına Türk ulusu denir) yerine kavmiyetçi, ırkçı bir yaklaşımla tarihe, kana, dile, gene atıf yapsaydı (Benim daha hoşuma giderdi) şimdi bundan şikayet edenler ne diyeceklerdi acaba. Irkçı Atatürk, Kafatasçı Cumhuriyet. Karamanlılar kalsaydı hiç terör belamız olmazdı mesela. 5. Koçgiri isyanında ayrılıkçıların 5 maddelik talebine İstiklal mücadelesi veren ve zor durumda da olan sonradan Cumhuriyeti kuracak kuvvetler yani Atatürk ne yapıyor. Uğur Mumcu'nun kitabında bu da vardır. Açın okuyun. Kimsenin kimseyi kandırdığı yok.
Sonuç. Varolmak başka, siyasi egemen olmak başka şey. Almanya'da Kürtler varmı var. Almanya Kürtleri yok falan saymıyor. Ama siyasi egemenlik için Kürtler bir işe girişsin. O zaman seyrederiz ne sayıyor. Ben Çerkezlerin, Gürcülerin'de baya sayıda olduğu bir ilçede büyüdüm. Soyumda Çerkezlikte var. Kimsede kimseyi yok saymıyor. Herkes folklorünüde yaşıyor. Dilinide yaşıyor. Tek bir problem hatırlamıyorum. Ama sen burası Çerkez devleti olacak dersen bak ne oluyor. Önce ben derim hadi canım sen 19. yy'da şurdan geldin. Biz misafir kabul ettik. Anca gidersin. Sağdan yürü.
Alıntılarla devam edecek .........
sayın natan var olan ermenistanın kurulacak demenizi anlayamadığımı belirttim sadece, bunda birşey yok,eleştiri yok. siz net açıklama yapmamışsınız. diaspora ermenileri ermenistan ülkesini kabul etmediğini, yeniden kurulması gerektiğini mi düşünüyor acaba dedim. öğrenmek için sordum.
Aslinda oyle bir seyi ifade etmek istemedim. Tabiki kabul ediyor ve ekonomi-politik duzlemde gelisimi destekliyorlar. Ben daha otesinden bahsetmek istedim. Onlarin yada bir baskasinin yonelimselliginden ayri olarak bireysel fikrim ve ongorumdur. Ben sahsen sinirlarin degisecegine ve daha farkli ulke ve politigin gelisecegine inaniyorum. Bildiginiz gibi devletler de birer organizma gibidir. Ibn Haldun cok guzel aciklamistir: Devletler de organizma gibidir; dogar buyur ölür. Yani olmeyecek bir ortakyasarimiz olmadigi gibi, (cicek, bocek, insan vs) tum kurum ve devletler, tipki ideolojiler gibi gelisip farkli bir ontolojik nükte gibi degisime ugrayacaktir. Yani bu evrende degisim kacinilmazdir. Ister devlet olsun, ister din, isterse farkli icerek ve yonelimsellige dair fikir, ideoloji, metafiziksel yada bilissel vargilar.
Yani hayat degisimdir.
Mustafa Kemal'in de gordugu gibi (Heraklit'in su orneklemesini gecelim) gercekten de her sey degisir.Degismeyen birsey yoktur. O ve baskalari da bu tabloyu gordu. Kafasinda sadece degismez olarak gordugu idealara sahip insanlarin disinda.onlar hep var olacaktir.
Yanlis anlamadan dolayi sert cikmis olabilirim. Kusura bakma.
Gunaydin ve Selamlar
şeyh said isyanı kürtler için çıkartmadı, bu türkçüler ve kürtçülerin iddiasıdır. seyh said; kemalistler şeriatı kaldırdılar bize de kıyam etmek düşer dedi. zaten dönemin gazetelerinde irtica ayaklanması olarak geçer.
din elden gidiyor diye cumhuriyete baş başkaldıran türk olsun kürt olsun başının ezilmesi doğaldır.
seyit rıza da kürtlük için ayaklanmadı, kürtlük ayrı dersim ayrı birşeydir, dersimin yapısı farklıdır,kültürü farklıdır, alevi olmaları onları farklı kılar. osmanlıdan başlayıp cumhuriyete kadar uzanan bir isyan halindedirler. başlarında devlet hakimiyeti istemedikleri içindir dersim harekatı.. unutmayalım ki cumhuriyete en çok destek veren ve sahip çıkan öncelikle aleviler olmuştur. devletin o coğrafyada yanlışları hataları olmuştur, tartışılır ama birkaç aşiret istedi diye devlet içinde devlet olamazlar, bize karışamazsınız diyemezler yok öyle bir dünya. baş kaldıranın başları ezilir bu dünyanın her yerinde böyle olur, demogoji yapmanın alemi yok. tüm bunları kürtlük ile bağdaştırmakta art niyetliliktir.
Saddam Hussein
22-06-2017, 22:46
şeyh said isyanı kürtler için çıkartmadı, bu türkçüler ve kürtçülerin iddiasıdır. seyh said; kemalistler şeriatı kaldırdılar bize de kıyam etmek düşer dedi. zaten dönemin gazetelerinde irtica ayaklanması olarak geçer.
Ekonomik yapının ve üretici güçlerin geri kalmışlığı sebebi ile henüz uluslaşma sürecini henüz tamamlayamamış, ulusal bilincin oluşumunu mümkün kılamamış toplumlarda ulusal hareketler, yoğun dini nüanslar taşır. Mialen Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında Meclisin ve mücadeleye önderlik eden kadroların söylemlerine bakarsan, bunların ulusal olmaktan ziyade dinsel içerikte olduğunu görürsün. Neredeyse Türklük üzerine hiç bir vurgu yoktur. Onun yerine çoğu zaman Müslüman ahali, islam milleti gibi kavramlar kullanılır. Çünkü, o dönemde Anadolu'da ki iktisadi yapının geriliği, toplumda, feodal kimliklerin aşılarak, ulusal bir bilinç oluşumunu mümkün kılmamıştır. Bunun gibi Şeyh Said isyanındaki dinsel vurgu, onun ulusal niteliğinin bulunmadığı anlamına gelmemektedir. Çünkü, söz konusu dönemin şartları ve Kürtlerin gelişim düzeyi, ulusal nitelikte bir hareketin, dinsel bir kimlik altında verilebilmesini mümkün kılıyordu.
He he Şeyh Sait İsyanını da Kemalistler uydurdu.
Bir suredir Kuzey Irak olarak bilinen, Kurdistan Erbil'deyim. Bu iletiyi de IRAK'tan yaziyorum.
Burada Kurt, Turk sorunu yok. Gozlemledigim, konustugum kadariyla, bu adamlar ulkelerini seviyor ve baskalarina ayrimci davranmiyor. Burasi Kurdistan ve biz burali oldugumuz icin mutluyuz diyorlar.
Ne stress var ne kalabalik.
Miss gibi miss..
Birakin gelin Erbil'e..kavga yok, kosturmaca yok.
Burada Turklere kurt dedirtmiyorlar. Herkes isinde gucunde. Miss gibi arabalar, cok guzel ortamlar..samimi insanlar..
Bizim memleketteki kurtlere de HIC BENZEMIYORlar..
Ben Turkiye'ye donmem arkadas :)
kacin gelin anasini satayim.
Başlığın adı Kürt Meselesi. İnsanlık meselelerini ancak bilgi, akıl ve empati ile çözebilir. Bende bu uzun tartışmadaki bazı zırvaları ve çelişkileri aydınlatarak konunun çözümüne yardımcı olayım.
İstediğin şeye karşı olabilirsin tabi ama bu durumda "Türkiye, Atatürk'ü Allah'a borçlusun, geriye kalan her şeyi de Atatürk'e..." Senin deyimine göre koca bir ülkenin herşeyini borçlu olduğu Atatürk'ün milliyetçi hatta kavmiyetçi olmasının bir değeri yokmu, sen mi hiç düşünmedin ? Biraz düşünürsen ki iyi olur eminim artık karşı olmayacaksın.
Güzel bir Sosyal Demokrat palavrası. Kürtlerle ilgili ilk bilgiler islamın yayılma döneminde Arap ve Fars müelliflere ait. Daha sonrasında da nerdeyse tüm islam coğrafyası Türklerin yönetimine geçtiği için Türklere. Kürdistan kelimesini ilk kullanan Sultan Sencer. Osmanlı kayıtlarında Ekrad (Arapça kürdün çoğulu) hem Kürtler için hemde diğer göçerler için sıklıkla kullanılmış. Yavuz ve sonrasında Kürtler zaten hanedanın müttefiki, Anadolu'da ali kıran baş kesen. Süryanileri, Alevi Türkmenleri, Ermenileri'de öyle kesiyorlar zaten. Türkiye'de reelde din 18.yy'dan beridir Halidilik (Kürt islamı) 2. Mahmud'un kızı sayesinde. Lozan'da Musul meselesinde (kürtlere güveniyoruz) biz referandum isterken karşı gelenler İngilizler...... 1980 (islamcı, natocu, neoliberal, kürtçü) darbesinin yasaklamaları hariç kim kürtleri yok saymış. Ben bir yok sayan biliyorum. Ansiklopedi Britanika'nın 1911'den (1-2 yıl hata olabilir) önceki baskılarından. İngilizler. Size bu palavraları kakalayan üst akıl İngilizler. Türkler kürtleri yok saymak ne demek, 1000 seneden fazladır sırtında taşıyor.
Kürt diye bir topluluk var. Fakat Kürt diye bir millet yok. Her sosyal populasyon millet değildir. Aile, kabile, aşiret, boy, kavim .... bunlarda toplulukları anlatan kavramlar. Birleşmiş Milletler verilerine göre dünyada 7000 dil (müstakil yada lehçe) var. Ama sadece 200 civarında devlet var. Bu bir fikir verir sanıyorum. Batı Avrupa ve Atlantik ötesi tarafından yapay olarak (Milletler tarihin akışında doğal süreçte oluşmuştur.) milletleştirilmeye çalışılan bir topluluk var. Oluşur oluşmaz göreceğiz.
Selam baracuda
Konuyu açtığım tarihten bu güne neredeyse 11 yıl geçmiş. Dostum bu süre zarfında çok şey değişmiş olsa da milliyetçilik ile görüşüm-düşüncem değişmedi,değişemiyor.
Tam olarak alıntıladığın ilk kısıma bir not daha düşmeliyim. Eğer millyetçilik bu ise buna karşıyım. Burada insanlık tarihine, filolojiye,fonoloji hatta sentaks yapısına girip uzun uzadıya açıklama yada analize gerek yok.
Dönem itibarı ile (2006-2017) milliyetçiliğin kalesi neresi. İdeolojik olarak siyasi tabanda MHP değil mi?
Buradan çıkacak bir başka soru MHP milliyetçi midir? Evet soru aynen bu. Görüntü itibari ile milliyetçilik değil şakşakçılık peşinde olan bir karakter ve onun etrafında bu durumu şakşaklayan diğer insanlık zayiatları.
Artık teee o zamanlar ne gördüysem bunlarda, bunlar milliyetçiyse ben karşıyım demişim.
Ha keza son dönemde olanlar ve yaşanılanlardan sonra ne kadar da doğru bir tespitmiş.
Alıntıladığın bir diğer kısım için malum eskiyi çok hatırlayamayacağımdan ötürü mevcut düşüncelerimi aktarıyım.
Kürtler millet olsa ne olur, olmaz ise ne olur. Sorun bu değil ki. Osmanlı da durum neydi ? Bu adamların gerçekten ayrı bir millet olmayı falan istediğini mi düşünüyorsun?
Kalkıp bir bölgede Amerikan finoluğunu yapan it sürüsüne inanıp dikkate alıyorsan bu bambaşka bir konu. Lakin tarih ile barışıp,yüzleşip yahu ben bu insanlara kürt,çerkez,laz v.s v.s fark etmez ne yaptım da bunlar amerikan köpeği oldu, isyan etti de bunların arkasındaki cahil halk(artık nasıl cahil kaldılarsa) da bunları özgürlük savaşçıları ilan ettiler diyemiyorsan ister topluluk olsun, ister aile ister kabile bu sorun hep havada asılı kalacak.
Dediğin gibi dostum; İnsanlık meselelerini ancak bilgi, akıl ve empati ile çözebilir.
Bunların dışında, bu finolardan sadece türkiyede değil iran,ırak,suriye,almanya,fransa,belçika v.s v.s ülkelerde de var. Toprak mı istiyorlar Türkiyeden bağımsız adres çok herhangi birinde bu amaçlarını gerçekleştirebilirler. Hem o finolar oralarda baya seviliyor.
Bunlar benim düşüncelerim büyük ihtimal saydıranlar çok olacak. Milliyetçi olabilmenin sıkıntılı olduğu dönemler - gerçi fazla uzak değil Türk kelimesinden bile rahatsız olunuyordu ya-
Saygılar.
NickMickyok
22-07-2017, 13:14
Kürtler, kimliklerini kabul ettirme noktasında ciddi ilerledi.Uzak değil, daha 80 lerde hatta 90 larda, Kürt yoktur lafları yazılı görsel medyada okurduk, duyardık
Ben Kürdüm diyene, ne Kürdü ulan, diyen ağzı salyalı Türk Milliyetçilerinin tepkisini çok duyardık.
Şimdi bunlar ortadan kalktı hatta Kürt lafını Kürtlerden çok Türk miliyetçileri ağzına alır oldu.
Kürtler, öyle veya böyle varlıklarını kabul ettirdiler ama sonrası nasıl olacak belli değil.Kanımca konjonktür uygun olduğunda Suriye,Irak ve Türkiye üçgeninde bir Kürdistan kurulacak gibi..Ama buna Amerika ve Rusya nın doğrudan destek vermesi lazım.
Ama ne yurtdışındaki Kürtlerin ne de Türkiyenin batısındaki Kürtlerin böyle bir Kürdistan yerleşeceğini sanmam.En azından Amerikada tanıdığım tek bir Kürt bile böyle bir yer için Amerikaya terk etmeyi düşünmediğini söylemişti.Ki en azından 30-40 kişiyle yüz yüze konuşmuşumdur orada uzn yıllar içinde..
Maddi manevi destek verirler, ama orada yaşamazlar.
Bana göre, daha ulvi bir insani ortaklık anlaşmasında buluşulmalı.
Şüpheci Dinsiz
30-04-2019, 00:24
‘Türk Dışişleri, Tokyo Üniversitesi'nde başlayan Kürtçe derse son verilmesini istedi'
Neden yau?
artigercek.com (https://www.artigercek.com/yazarlar/celal-baslangic/kurtce-japonya-da-bile-olsa-engelleyiniz)
Kürtçe, Japonya'da bile olsa engelleyiniz!
30 nisan 2019 - 00:01
Celal Başlangıç
‘Türk Dışişleri, Tokyo Üniversitesi'nde başlayan Kürtçe derse son verilmesini istedi'. Bu haberi okuyunca önce inanamadım. Ancak Salih Müslim'in yıllar önce anlattıklarını hatırlayınca…
Şırnak'a doğru gidiyordu Aziz Nesin, Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) heyetiyle birlikte.
1992'nin 14 Eylül'üydü. Yakılıp yıkılmıştı Şırnak. Yaşanan olayların sorumlularıyla ilgili inceleme yapacaktı heyet.
Yolda, anlatılan bir hikâyeyi ilgiyle dinliyordu Aziz Nesin:
"Biliyorsunuz ki resmî ideolojide Kürt yoktur. Dağda yaşayan Türk vardır. Bunlar ‘dağ Türkü'dür. Dağdaki kar ayazdan sertleşir. Bu ‘dağ Türkleri' kara basınca ‘kart kurt' diye ses çıktığı için onlara ‘Kürt' denilmiştir. Böyle diyor resmî ideoloji."
Belli belirsiz bir gülümseme konmuştu dudaklarına:
"Bunca yıllık mizahçıyım, bunu ben bile uyduramam."
Dönemin Şırnak Tugay Komutanı Tuğgenaral Mete Sayar'dan da randevu alınmıştı.
Görüşmede, Tuğgeneral Sayar belki de "Şırnak'ı kim bastı" tartışmasını sona erdirecek bir cümle söyledi:
"Ben burada güzel bir tablo yapmaya çalışıyorum. Bu tabloya küçük bir leke yapmaya kalkarlarsa o tabloyu Şırnaklıların başına geçiririm. Nitekim geçirdim de…"
Bu sözün altında kalmamıştı Aziz Nesin:
"Siz kentin girişine ‘Ne Mutlu Türküm Diyene' yazmışsınız. Ben katıksız bir Türküm ama mutlu değilim. Bir Kürt nasıl mutlu olsun!"
1990'lı yıllarda "Kürt yoktur, dağ Türkü vardır" ideolojisi kırılmaya başlamıştı devletin. Artık "Kürtler bizim kardeşimizdir. Biz PKK'ye, teröre karşıyız" söylemine dönüşmüştü.
Aslında bu söylem Kürt karşıtlığını gizlemek için takılmış bir maskeydi. Çünkü içten içe "Kürt vardır ama hepsi teröristtir" demek istiyorlardı.
Bu tavırlarını ustalıkla gizlemeye çalışsalar da, zaman zaman iktidar sözcüleri ağızlarından kaçırıp gerçek niyetlerini "faş" ediyorlardı.
Örneğin, 22 Ağustos 2016'da Bakanlar Kurulu toplantısından sonra açıklama yapıyordu Başbakan Binali Yıldırım:
"Türkiye'nin güneyinde bir Kürt oluşumu meydana getirmek, bu asla Türkiye olarak bizim kabul edebileceğimiz bir şey değildir. "
Binali Yıldırım bu konuşmasından iki gün sonra dönemin ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden görüşmesi sonrası aynı "dil sürçmesi"ni yaşıyordu:
"Güney sınırımızda yeni bir Kürt oluşumu kabul etmiyoruz."
Kısa bir süre sonra gittiği Diyarbakır'daki mitinginde aynı Yıldırım büyük bir rahatlıkla şöyle konuşabiliyordu:
"Bizim dünyanın hiçbir yerinde Kürtlere karşı mücadelemiz yok, aksini söyleyen Diyarbakır meydanına gelsin."
1990'lı yıllarda Irak'ın Kuzey'inde Kürdistan Özerk Bölgesi'nin oluşumu sırasında da Türkiye'nin "resmî görüş"ü aynıydı:
"Kuzey Irak'ta bir oluşuma izin vermeyiz."
AKP de iktidara geldikten sonra devletin bu tavrını sürdürdü.
6 Haziran 2007'de Kanal 24'te canlı yayına çıkan dönemin başbakanı Erdoğan, "Bizim muhatabımız oradaki Kürt liderler değildir" görüşündeydi:
"Bizim muhatabımız Irak'ın merkezi hükümetidir. Ben merkezi hükümetin cumhurbaşkanıyla, başbakanıyla da görüştüm. Bunun dışında bir kabile reisi ile ben görüşemem."
Erdoğan'ın sık sık kullandığı bir cümleye denk düşüyordu bu durum; "Nerden nereye…"
Daha geçen yıl Diyarbakır'daki mitinginde şöyle sesleniyordu Erdoğan:
"Biz, Kürtlerin bizatihi kendilerini bir sorun olarak gören anlayışa nazire olarak ‘Kürt sorunu yoktur' diyoruz. Asla değişmeyecek ve hep öyle kalacak resmi dilimiz Türkçe ne kadar değerliyse, ana diliniz Kürtçe de o kadar kıymetlidir."
Daha bu yıl Ağrı'da Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu "Bizim derdimiz teröristlerdir, terör örgütleriyledir. Irak'taki, İran'daki Kürt kardeşlerimizle hiçbir sorunumuz yoktur" diyordu.
Ancak bu, yıllardır uygulandığı gibi Türkiye'de hangi iktidar olursa olsun vazgeçilmeyecek bir "Kürt maskesi"ydi.
Dünkü Yeni Yaşam gazetesinin manşeti bu maskeyi bir kez daha düşürdü.
Altı sütuna manşet atmıştı Yeni Yaşam'cılar:
"Japonya Kürtçesi bile rahatsız etti!"
Haberin üst başlığı da daha birkaç ay önce "Kürt kardeşlerimizle hiçbir sorunum yoktur" diyen Çavuşoğlu'nun başında olduğu Dışişleri Bakanlığı'yla ilgiliydi:
"Türk Dışişleri, Tokyo Üniversitesi'nde başlayan Kürtçe derse son verilmesini istedi"
Habere göre, Türk Dışişleri, 1 Nisan'dan itibaren Japonya'nın Tokyo Yabancı Araştırmalar Üniversitesi'nde verilmeye başlanan Kürtçe derslerinden rahatsızlığını Japonya Dışişleri Bakanlığı'na bildirmiş.
Haberin kaynağı da üniversitedeki Kürt Dili Öğretim Görevlisi Vakkas Çolak'tı.
Önce "acaba yanlış mı okudum" diye bir tereddüt geçirdim. Böyle bir şey doğru olabilir miydi?
Sonra Salih Müslim'in 2013 yılında anlattığı bir hikâye aklıma geldi… Bütün tereddüdüm ortadan kalktı…
78'liler Girişimi'nin Tükenmez Dergisi için bir "Kürdistan Dosyası" hazırlamak üzere Erbil'deydik Nimet Tanrıkulu ve Celalettin Can'la birlikte.
Salih Müslim de PYD Eş Başkanı olarak bir dizi temas yapmak üzere Erbil'e gelmişti.
Bu rastlantıyı fırsat bilip uzun bir röportaj yapmıştık Salih Müslim'le. Bu röportaj sırasında "tarihten bir öykü" anlatmıştı Müslim.
1950'li yılların sonları… Suriye ile Mısır Birleşik Arap Cumhuriyeti'ni kurmak üzereler. Kahire Radyosu Kürtçe yayına başlıyor.
Anlatılanlara göre Kahire'deki Türk Büyükelçisi bu yayından Türkiye'nin rahatsızlığını iletmek üzere Devlet Başkanı Cemal Abdül Nasır'ın makamında alır soluğu. Acil görüşme isteğini iletir.
Hatta Nasır'ın bir hayli beklettiği rivayet edilir Türk Büyükelçiyi. Sonunda kabul eder.
Büyükelçi talebini iletir Nasır'a:
"Efendim bu Kürtçe yayınına son vermek lazım, zira biz rahatsızız bu durumdan."
Nasır gülümseyerek, "Neden? Sizde Kürt mü var?" diye sorunca Türk Büyükelçi "Hayır efendim, ne münasebet" yanıtını veriyor.
Nasır'ın sözü görüşmeyi bitiriyor:
"E, o zaman niye rahatsız oluyorsunuz?"
Gerçek bütün çıplaklığıyla ortada. Yani sık sık "Kürtler bizim kardeşimiz, biz PKK terörüne karşıyız" sözü aslında Türkiye Cumhuriyeti'ni yıllardır yönetenlerin yüzlerine taktığı bir maske.
1950'lerde, Kahire Radyosu Kürtçe yayın yaparken PKK var mıydı?
Unutmamak gerekir ki Kürtlere ve Kürtçeye karşı olan bu tavır Türkiye Cumhuriyeti'nin 90 yılı aşkın süredir uyguladığı "maskeli politika"nın bir sonucudur.
Sevsinler sizin "Yeni Türkiye"nizi; eskisinden daha beter halde olduğu kesin.
1950'li yıllarda Kahire'deki Kürtçeden rahatsız oluyorlardı. Şimdi de AKP'nin "Yeni Türkiye"sinde Tokyo'daki Kürtçeden rahatsız oluyorlar.
Görünen o ki, bunlar Hz. Muhammed'in "İlim Çin'de olsa bile gidip alınız" sözünü yanlış anlamışlar; "Kürtçe, Japonya'da bile olsa engelleyiniz" sanmışlar!
Şüpheci Dinsiz
30-04-2019, 00:36
Neden yau, niye bu düşmanlık?
artigercek.com (https://www.artigercek.com/haberler/turkiye-japonya-da-verilen-kurtce-derslerinin-kaldirilmasini-istedi)
Türkiye hükümeti, Japonya'da verilen Kürtçe derslerinin kaldırılmasını istedi
29 nisan 2019 - 17:09
Dışişleri Bakanlığının, Japonya'nın Tokyo Yabancı Araştırmalar Üniversitesi'nde başlatılan Kürtçe derslerinin son bulması için baskı yaptığı ortaya çıktı.
https://artigercek.s3.amazonaws.com/uploads/5/e/SuvToL1rC1ATDIkRjJn4N0FWKLPK4wxykAclHRaH.jpeg
Tokyo Üniversitesi'nde 1 Nisan'dan itibaren verilmeye başlanan Kürtçe dersler, Türkiye hükümetini rahatsız etti. Türk Dışişleri Bakanlığı'nın derslere son verilmesi için Japonya hükümetine baskı yaptığı öğrenildi.
Üniversitede Kürtçe ders veren Vakkas Çolak, girişim karşısında şaşkın.
'BU KONU JAPONYA'DA ANAYASA İLE GÜVENCE ALTINDA'
Engelleme girişimlerini Japonya Dışişleri Bakanlığı kaynaklarından duyduğunu belirten Kürtçe öğretmeni Çolak, Yeni Yaşam gazetesine verdiği bilgide, Japonya'daki eğitim özgürlüğü sayesinde her hangi bir müdahalenin mümkün olmadığını söyledi:
1122852520307478528
"Tabi bu konu anayasa ile güvence altına alındığından ve Japonya'daki eğitim özgürlüğünden dolayı, kimsenin müdahale etmeye hakkı yok. Japon hükümetinin de buna müdahale etmeye hakkı yok. Çünkü eğitim özgürlüğü söz konusu. Dolayısıyla böyle bir girişimin olması aynı zamanda Japonya devletinin iç işlerine müdahale edilmesi anlamına gelmektedir. Muhtemelen de Japonya Dışişleri Bakanlığı Türkiye Dışişleri Bakanlığı'na gerekli açıklamayı resmi düzeyde yapmıştır diye düşünüyorum." Üniversite yönetiminin kendilerine çok büyük desteği olduğunu ve uzun vadeli planları olduğunu söyleyen Çolak, derslerin uzun süreceğini sözlerine ekledi.
http://www.artigercek.com/photos/241/5cc704babcbd1.jpg
'DERSLERE KATILANLARIN ÇOĞUNLUĞU JAPON ÖĞRENCİLERDEN OLUŞUYOR'
Yaklaşık 40 öğrencinin katılımıyla 1 Nisan'da başlayan ilk Kürtçe dersleri, Japonya tarihinde bir ilk olma özelliğini taşıyor. Tokyo Yabancı Araştırmalar Üniversitesi Öğretim Üyesi Vakkas Çolak tarafından haftada 4 saat verilen derslere çoğunluğu Japon olan öğrenciler katılıyor. Üniversitenin en fazla rağbet gören seçmeli dersleri arasına giren Kürtçe derslerine, Japonların yanı sıra değişim programıyla üniversiteye gelen Çin ve Tayvanlı öğrenciler de ilgi gösteriyor.
http://www.artigercek.com/photos/241/5cc70572e762a.jpg
'JAPONYA'DA HER YIL KİTLESEL NEWROZ ETKİNLİKLERİ YAPILIYOR'
Politik veya ekonomik sebeplerle Japonya'ya göç etmiş on binlerce Kürt bulunuyor. Kürtlerin kapalı bir toplum olma özelliği taşıyan Japonlarla etkileşim haline girmesi, kültürlerin kaynaşması sonucu iki halk zamanla birbirine yakınlaştı. Ülkede her yıl kitlesel Newroz kutlamaları yapılıyor ve Japonlar da bu etkinliklere yoğun ilgi gösteriyor. Bunun dışında 1970'li yıllardan itibaren Kürtler Japon edebiyatı, sineması ve animelerinde yer bulmaya başladı. Ülkede Kürtleri konu alan çok sayıda eser bulunuyor. Kobani savaşıyla birlikte ise Japonların Kürtlere olan hayranlığının arttığı biliniyor. En son Japonya-Kürdistan Dostluk Derneği'nin katkılarıyla dünyada bir ilk olan Japonca-Kürtçe gramer ve sözlük geçen ay Nûbihar Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı. (HABER MERKEZİ)
ForumKirpisi
30-04-2019, 02:07
banımla oynadın galiba hacıkaptandayı bu Japonya'da garip olaylar oluyor.
1) Türkiye'den master programlarına öğrenci almıyorlar.
2) 2016'dan beri turist yollamıyorlar.
3) Türkiye vatandaşlarına vize serbestisi veren bu ülke kapıda binbir türlü maymunluk yapıyor. İngilizcesi olmayan memurla
uğraşırsınız.
Mevlütün dışişleri politikasını geldiği günden beri takip ediyorum. Mevlüt anca böyle şeyler yapar.
Alanyaya turist patlatmaktan öte bi işe yaramadı. Antalya odaklı.
Dışişleri mi Antalya Turizm bakanı mı belli değil.
Kürdistan var https://t24.com.tr/haber/binali-yildirim-dan-diyarbakir-da-kurdistan-mebusu-aciklamasi,824684
https://youtu.be/42hGNrlUWsI
Kürdistan yok https://www.cnnturk.com/video/turkiye/turkiyede-kurdistan-yok
ForumKirpisi
09-06-2019, 00:37
Siyasi olarak trde bi kurdistan var mı yok. Ülke içinde ülke.
Tarihsel haritalarda var.
Bölgede artan kutuplaşmayla kullanılmaya çalışılan bi terim var.
Bölge adına paralel terim olarak var.
Bunu kullanıp islamcı aklıyla sempati toplıcak işte.
Yarın var ama yok der. Buna kanıp oy verebilcek varsa işaretleyip gübre yapmak lazım. Gerçi akapelileri toptan yapsak daha iyi
Şüpheci Dinsiz
13-12-2020, 13:58
t24.com.tr (https://t24.com.tr/haber/mhp-genel-baskan-yardimcisi-semih-yalcin-hdp-pkk-kamilen-itlafi-gereken-bir-siyasi-hasere-surusudur,920158)
MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın: HDP/PKK kamilen itlafı gereken bir siyasi haşere sürüsüdür
"Düşün milletin yakasından; siz halkın refahının, huzurunun önündeki en büyük engelsiniz"
https://media-cdn.t24.com.tr/media/library/2019/10/1570451434768-semihyalcin.jpg
MHP Genel Başkan Yardımcısı ve MHP İstanbul Milletvekili Prof. Dr. E. Semih Yalçın, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin "HDP kapatılmalıdır" çıkışının ardından sosyal medya hesabından HDP'yi hedef alan açıklamalarda bulundu.
"Terör örgütü HDP/PKK, kâmilen itlafı gereken bir siyasi haşere sürüsüdür" diyen MHP'li Yalçın, HDP'nin Devlet Bahçeli'ye verdiği "Ağzınızı kapatırsanız ülkenin geleceğine büyük iyilik etmiş olacaksınız" yanıtına da, "Terör uzantıları yine hadlerini aşmış... Bize ağzımızı kapatmamızı söyleyen HDP, kanlı bir terör örgütünün her açıdan tescilli siyasi ayağı, terör örgütü icra kurulunun üyesidir. Partinin karar mekanizması Kandil ve İmralı'dır" diye yanıt verdi. Yalçın, "HDP, ağızları kapatılması gereken kravatlı mazbatalı Güruhtur" ifadesini kullandı.
MHP Genel Başkan Yardımcısı Yalçın, kişisel sosyal medya hesabından HDP'ye şöyle yanıt verdi.
"Terör uzantıları yine hadlerini aşmış...Bize ağzımızı kapatmamızı söyleyen HDP, kanlı bir terör örgütünün her açıdan tescilli siyasi ayağı, terör örgütü icra kurulunun üyesidir. Partinin karar mekanizması Kandil ve İmralı'dır.
Bu partinin suç şebekesi olduğunun somut ve sabit delilleri çoktur. İnsan taciri HDP; masum çocukları, gelecek hayalleri kuran delikanlıları kaçırıp esir etmekte; dağda ve kırsalda gençliklerini satarak canlarını almaktadır.
HDP denen bu utanmaz arlanmazlara ve destekçilerine denecek söz şudur: Çekin pis elinizi masum halkın üzerinden. Düşün milletin yakasından! Siz halkın refahının, huzurunun önündeki en büyük engelsiniz. Halkın problemlerini, beklentilerini ve hayallerini sömürmeyi bırakın artık.
Milletimizin tek istediği, eli kanlı katiller sürüsü PKK'nın ve onun emirlerini yerine getiren HDP'nin istismarından kurtarılmasıdır. HDP'nin ayakta tutmaya çalıştığı terör şebekesinin kapanışını ve tükenişini sabırla bekleyeceğiz.
HDP/PKK halk düşmanıdır, tabiat ve insanlık düşmanıdır. Terör örgütü HDP/PKK, kâmilen itlafı gereken bir siyasi haşere sürüsüdür. Ağızları kapatılması gereken kravatlı mazbatalı Güruhtur.
Tükeniş aczinin sevkiyle gözü dönen ve kudurmuş bu iğrenç HDP artık yolun sonuna gelmiştir. 21. yüzyılda, kuzu postuna bürünmüş iki ayaklı sırtlanlara ve demokrasi havarisi kılığına girip insanlık dışı suç işleyen katil sürülerine yer yoktur."
https://twitter.com/MHP_Bilgi/status/1336420718993678336
https://twitter.com/MHP_Bilgi/status/1337293262961438722
https://twitter.com/acestinn/status/1337979525414662146
https://www.youtube.com/watch?v=3LX5nj96_MA
spartacus
12-12-2025, 01:44
Nolan af buyur, ama anlayamadım bu şebek ne anlatıyor?
Başlığa bakıyorum(PKK ne alaka), söylediklerine bakıyorum, mağduriyet edebiyatı diyor(hangi ülke burası, kimse mağdur değil demek ki), daha başından, gerçekten bu şebelek ne anlattı? Irkçı 3-5 laf ebeliği, altına da Türklük yüceltimi ırkçı(rezillik) yorumlar, bunun sorunu ne? Bir hülooooğ, auuuuu diye bağırmadığı kalmış, trol medya.
Hangi ülkede yaşıyor, nasıl yaşıyor, nereden bildiriyor acaba?
"Camiler kışlamız, minareler süngümüz" ... zihniyeti, hayli prim toplayacaklar...
https://www.youtube.com/watch?v=3LX5nj96_MA
Tamda bu nedenlerle çözüm süreci gerekli.Kürt sorununu büyük oranda zaman yani çağ ortadan kaldırdı.Artık özerklik ve federasyon gerekli değil ve imkansız.Kürtçe öğretim yeterli aslında Kürtçe öğretim değil de talep doğrultusunda herhangi bir dilde müfredata ders eklenebilir.Bundan ötesini çağ gereksiz kıldı.
Artık PKK kendisini tüm unsurlarıyla fesh etmeli.Kürt milliyetçiliği oynamak isteyenlerde bunu PKK üzerinden değil cesaretleri varsa kendileri yaparlar artık.
Baskoylu
15-12-2025, 04:03
"Ulusların kendi kaderini tayin hakkı sınıf mücadelesi ile gerçekleşir" ifadesi, Marksist teorinin temelini oluşturur; bu görüşe göre ulusal sorun, ancak ezilen ulusun bağımsızlık hakkını elde etmesiyle çözülür ve bu hak, burjuva ulusal hareketlerin çarpıtmasına karşı, proletaryanın devrimci mücadelesi içinde, sınıf çıkarlarını temel alarak gerçekleştirilir, böylece hem ulusal özgürleşme sağlanır hem de kapitalist sistemin yıkılmasına hizmet eder.
UKKTH, 1903 programında yeniden kabul edildikten sonra Lenin ve Bolşevikler için 4 kez daha kapsamlı bir tartışmanın konusu olmuştur. Birincisi; 1913'te Avusturyalı ulusal-sosyalist Otto Bauer'in "ulusal kültürel özerklik" formülasyonu ve bunun Rusya'daki yansımalarına karşı UKKTH savunuldu. 1914'te Lenin, yükselen ulusal hareketler karşısında Bolşevik Parti içinde, ayrılıkçılığı körükleyeceğini iddia edenlere karşısında UKKTH'yi savundu. 1916'da Buharin ve Kievsky'nin "emperyalizm çağında UKKTH gerçekleşemez", "emperyalizmin işine yarar" tezine karşı Lenin UKKTH'ni ayrıntılı bir biçimde yeniden açıkladı; karşı çıkışları "Marksizmin karikatürü" ve "emperyalist ekonomizm" olarak tanımladı. Son olarak da Üçüncü Enternasyonel'de Lenin tarafından sömürge ülkelerin emperyalizme karşı mücadelesinin formülasyonu çerçevesinde kapsamı genişletilerek ileri sürüldü.
Ezilen Ulusun Milliyetciligi ilericilik olarak kabul edilsede... Her Turden Ulusal Mucadelenin Altinda PAZAR YATAR.
Yani verilen Ulusal mucadele sonucunda kazanilan zaferlerin sonucunda, Isci ve Koylunun iktidarda olabilecegi soz konusu olmiyacagi. Tek amac O Ulusun Tekelci Burjuvazinin Iktidara gelmesi. Kaymagi kendi tarafindan tuketilmesi ile sinirlidir. Ezen ve Ezilen, Somuren ve Somurulen Kapitalizm sistemi aynen surup gidecektir.
Dolayisiyla Ulus kimlik, Dil ve gelenekleri ile sinirli kalmaya devam edecektir.
KURTULUS; SINIRSIZ VE SINIFSIZ BIR DUNYA ILE GERCEKLESEBILIR....
Baskoylu
15-12-2025, 04:15
Marksizmin uluslararası ilişkilere katkısı:
Ulusların kaderlerini tayin hakkı.
Ulus, uluslararası ve uluslarüstü kavramlarının gerek akademide gerekse de yazılı ve görsel basında sıkça tartışıldığı tarihsel bir dönemde söz konusu bu kavramların teorik derinlikleri ile politik karşılıklarının bir arada yeniden tartışılmasına ihtiyaç duyuluyor. Çalışmamız da bu amaç doğrultusunda yapılmakta ve ulusal hareketlerin tekrar gündeme geldiği bu dönemde makalemiz Marksizmin ulusal soruna bakış açısını, Marksizmin uluslararası ilişkiler disiplinine özgün bir katkısı olan ulusların kendi kaderini tayin hakkı kavramını, 1917 Ekim Devrimi sürecinde ve sonrasında Bolşeviklerin ulusal soruna bakış açılarını irdeleyecek, günümüzün sorunlarının anlaşılmasına yönelik bir çerçeve çizmeye çalışacaktır.
KAVRAMSAL ÇERÇEVE
Makalenin giriş kısmında, yüzyıllardır süregelmiş bir tartışmanın ana öznesi olan "ulus" kavramının ortaya çıktığı tarihsel koşullar tartışılacak ve yürütülecek ulusal sorun tartışması için kavramsal çerçeve belirlenecektir. Ulus, milliyetçilik, ulusal devlet ve teritoryal devlet varlıklarını ortaya çıkaran olaylar tarihsel bağlamlarında ele alındıktan sonra bu kavramların kendi içlerinde oluşturdukları dinamikler ele alınacak ve bir teorik çerçeve çizmek amacıyla yorumlanacaktır. Böyle bir çerçeveyi belirlemek için "ulus" ve "milliyetçilik" gibi kavramları yalnızca güncel görüngüler olarak ele almak yerine bu modern görüngülerin "modern-öncesi evveliyatlarını" tartışmak ve ulus kavramını ortaya çıkaran tarihsel süreçlerin izini sürmek gereklidir (Smith, 1994: 8). Ancak, tarihte ulus kavramının izini sürmekteki amacımız, farklı ulus tanımları ve anlayışları doğrultusunda ortaya atılmış çeşitli tarihsel dönemleri ve olayları ulus kavramına bir doğum tarihi olarak atayan akademik neşriyata bir yenisini eklemek değil, yumak haline gelmiş bir ilişkiler bütününü ilkesel bir çözümlemeye imkân sağlayacak ölçüde deşifre etmek ve çözümlemektir.
1. TEMEL KAVRAMLAR
Ulus kavramı, statik bir doğuş anına sahip olmayan aksine, tarihsel düzlemde sıklıkla iç içe geçmiş sınıfsal, jeopolitik, linguistik ilişkilerin oluşturduğu bir ortamda kuluçkaya yatırılmış, zaman zaman yüzlerce yıl önceye dayanan etnik kimliklere dayandırılmış, zaman zaman ise ekonomi-politiğin içinde bulunduğu safha çerçevesinde yeniden üretilmiş, gerektiğinde hâkim sınıflar tarafından manipüle edilmiş, hatta inşa edilmiş bir kavramdır. Bu yüzden ulusal devletlerin ortaya çıkması milliyetçi akımların varlığıyla öncüllenmeyi gereksinir. Hobsbawm'ın (1995: 24) da belirttiği gibi, "…analitik düzlemde milliyetçilik milletten önce gelir. Milletler devletleri ve milliyetçilikleri yaratmaz, doğru olan bunun tam tersidir."
Milliyetçilik bir kavram olarak, "temelde siyasal birim ile ulusal birimin çakışmalarını öngören siyasal bir ilkedir" (Gellner, 1992: 19). Bu ilkeye göre ulus-devletler modern dünyada varlıklarını sürdüren yegâne meşru unsurlardır. Milliyetçilik ise devlet ve toplum arasındaki ikiliği devleti "millileştirerek" ve topluma milli değerler aşılayarak ortadan kaldırmayı hedefler (van de Putte, 1994). Stalin (2005: 19) bu görüngüyü tarihsel düzlemde sınıfsal bağlama otururken çok net bir sınıflama yapmıştır. Ona göre "ulus yalnızca tarihsel bir kategori değil, belirli bir çağa, kapitalizmin yükseliş çağına ait bir kategoridir. Feodalizmin tasfiyesi ve kapitalizmin gelişim süreci, aynı zamanda insanların ulus olarak örgütlenme sürecidir."
Ulusal bilincin inşasını çözümlerken sıklıkla linguistik argümanlara dayanan Anderson'ın (2015: 62) belirttiği şekilde, modern ulusların biçimsel özelliklerini belirleyen ve ulus inşasının önünü açan şey "kapitalizm, teknoloji ve insanın" dilsel çeşitliliğe duydukları zorunluluğun üst üste binmesidir. Ancak bu dilsel nedenlere bir katalizör olmanın dışında başlatıcı ilke muamelesi yapmak tartışmayı tarihsel köklerinden uzaklaştırır. Stalin'in Avusturyalı sosyal demokrat Bauer'i eleştirirken söylediği gibi, ulusu toprağından kopararak "onu görünmez, kadiri mutlak bir güç haline getirir" (Stalin, 2005:18).
Bu konuda asıl belirleyici olan ve konuyu tarihsel köklerine bağlayacak olan şey bu akımların, sınıfsal ilişkiler düzleminde bulunduğu noktadır. Nairn'ın (2003: 41) öne sürdüğü gibi, milliyetçiliğin modern bir görüngü olarak ortaya çıkışı, ezilen sınıfların politik anlamda bu söylemlere dahil olmalarıyla gerçekleşmiştir ve "en tipik biçimlerinde bu, huzursuz bir orta sınıf ve aydın önderliğin, halk sınıflarının enerjilerini harekete geçirip yeni devletlere destek doğrultusunda yönlendirmeleri kılığına" bürünmüştür. Bu konuda daha kapsamlı bir sınıfsal analiz yapmış olan Stalin'in (2005: 22) ortaya koyduğu fikirler bu monolitik görüşe bir antitez sunmaktadır. Stalin'e göre, işçi sınıfının burjuvazi tarafından önderlik edilen bir mücadele bayrağı altında toplanması konusunda belirleyici etken sınıf çelişkilerinin gelişmişlik düzeyi, işçi sınıfının sahip olduğu bilinç ve örgütlülük düzeyidir. "Sınıf bilinçli proletarya kendi sınanmış bayrağına sahiptir ve burjuvazinin bayrağı altında toplanmasını gerektiren bir neden yoktur."
2. ULUSAL DEVLETİN OLUŞUM SÜRECİ
Ulus kavramının uluslararası sistemin etrafında şekillendiği bir ilkeye nasıl dönüştüğü sorusunu ele alırken, bu sürece içkin belirli tarihsel dönemeçlerden bahsetmeden gerçekleştirilecek her tartışma bir yönüyle eksik kalacaktır. Bu dönemeçlerden ilki Otuz Yıl Savaşları sonucu imzalanmış olan Westphalia Barışı'dır. "Barışı hazırlayacak konferans, Avrupa'nın en büyük ilk konferansı sayılabilir. En önemli özelliklerinden biri, daha önceki uluslararası toplantılar dini nitelikteyken, Westphalia'nın devlet, savaş ve iktidar sorunlarının tartışıldığı laik bir konferans olmasıdır" (Sander, 2016: 57). Realistler, İngiliz okulu ve yapılandırmacılara göre "1648 sonrasında modern egemen devletler arasındaki resmiyet kazanan ilişkiler, türdeş olmayan feodal oyuncular arasındaki imparatorluk ve kilisenin hiyerarşik talepleriyle belirlenen çapraşık ilişkilerin yerini almaya başladı. Uluslararası devletler düzeni, Westphalia Barışı (1648) ve Utrecht Barışı (1713) arasındaki dönemde modern uluslararası ilişkileri andırmaya başladı" (Teschke, 2017: 21). Toparlamak gerekirse, Westphalia Barışı teritoryal devleti ortaya çıkaran tarihsel dönemeç olarak kabul edilebilir.
Bu bağlamda dönüm noktası olarak kabul edilebilecek bir diğer olay ise 1789 Fransız Devrimi ve onun öncülü olarak kabul edebileceğimiz 1776 Amerikan Devrimi'dir. Amerikan Devrimi, çok uzun bir süre daha sürecek olan liberal burjuva devrimleri için sahneyi açmakla kalmaz, Avrupalılara Aydınlanma çağının birçok düşüncesinin gerçekte uygulanabilir olduğunu gösterir (Sander, 2016). Bunun yanında Amerikan Devrimi; yalnızca Fransız Devrimi'nin ideolojik bir öncülü değil, aynı zamanda bir ölçüye kadar onun nedeniydi de. Öte yandan Fransız Devrimi'nin etkileri ise kuşkusuz en az Amerikan Devrimi kadar büyük ve dönüştürücüdür. Fransız Devrimi, devletin meşruiyet temelini dinden ulusa dönüştüren kökten bir değişim olması sebebiyle Ancien Régime'den radikal bir kopuşu ifade eder (Çitak, 2006). Bu kopuş öylesine bir ko****ur ki, bütün dünyada hissedilen etkilere yol açar. Bu etkiler sayesinde yurttaş ve devlet arasındaki ilişkiler dönüşür ve yeniden tanımlanırlar.
Giriş bölümünde anlatılanları özetlemek gerekirse, ulus kavramının belirli bir ortaya çıkış tarihi olmamakla birlikte; konuya ilişkin görüngüleri, ilkesel bir ulus tartışması yürütebilmek adına belirli tarihsel dönemeçler üzerinden okumak mümkündür. Bu dönemeçlerden ilki teritoryal devleti ortaya çıkaran Westphalia Barışı, ikincisi ise devlet ve toplum arasındaki ilişkinin merkezine yerleşmesi ve devleti yalnızca ulusal temelde meşru bir varlık haline getiren Fransız Devrimi'dir. Bu kavramları tarihsel düzleme yerleştirmek adına, önce teritoryal devletin ortaya çıktığını, daha sonra burjuvazinin öncülüğündeki milliyetçi sarsıntıların teritoryal devletleri ulusal meşruiyet tabanına oturttuğunu savunmaktayız.
3. MARX VE ENGELS'TE ULUSAL SORUN
Burjuvazinin organik aydınları tarafından sıklıkla dile getirilen uydurmalardan biri de Marx ve Engels'in herhangi bir ulus teorisine sahip olmadıklarıdır. Oysaki Marx ve Engels, günün koşulları içerisinde başta İrlanda sorunu olmak üzere Polonya, Hindistan ve Çek sorunları üzerine yazarak gerek Marksizmin gerekse Uluslararası İşçi Birliği'nin ulus politikasını oluşturmuşlardır. V.I. Lenin ve J. V. Stalin, Marx ve Engels'in ulus sorununa dair yazdıklarını devrimci teoriyi baz alarak somut koşullara göre geliştirmişlerdir.
Marx'ın 22 Temmuz 1853 tarihinde yayımlanan "Hindistan'da İngiliz Egemenliğinin Gelecekteki Sonuçları" başlıklı makalesinde Hindistan'da süren İngiliz egemenliğinin Hindistan'daki üretim ilişkilerine etkisi anlatıldıktan sonra İngiliz burjuvazisinin kâr hırsıyla Hindistan'da tesis ettiği endüstriyel olanaklar ile endüstriyel enerjinin ancak iki koşulda "yeni toplum ögelerinin meyvelerinin" Hintliler tarafından toplanacağını söyler. Bu koşullar ya Büyük Britanya proletaryasının kendi burjuvazisini devirmesi ya da Hintlilerin İngiliz boyunduruğundan kendilerini kurtaracak güce erişmesidir. Marx'ın bu makalesi Hindistan'daki İngiliz egemenliğini savunduğu yönündeki temelsiz iddiayı da yanıtlamaktadır. Marx, İngiliz egemenliğinin Hindistan'ın üretici güçleri üzerinde yarattığı etkiyi objektif bir şekilde tahlil ederken bu sömürüyü meşrulaştırmamış, aksine yaratılan toplumsal ögelerin Hindistan halklarına yararlı bir pozisyonda olması için Hindistan'ın bağımsızlığına kavuşması gerektiğini belirtmiştir.
Marx'ın 1848 Devrimleri öncesinde ulusal sorunun ezen ülkenin proletaryasının gerçekleştireceği sosyalist devrimle çözüleceği yönünde fikirleri olduğu doğrudur, fakat 1867'de gerçekleşen Fenian Ayaklanması ve ezilen ulusun kurtuluşunun yaratacağı olanakların daha derinlikli incelenmesi sonucunda Marx'ın bu görüşünü değiştirdiği bir gerçektir. Akdağ (2017: 17), 1864'te kurulan I. Enternasyonal Bildirisinde Marx'ın ezen ulusların uyguladığı ulusal baskı politikalarını eleştirdiğini yazar. Marx'ın İrlanda sorunu özelinde yazdıklarını incelediğimizde daha sonra Lenin tarafından ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı olarak geliştirilecek görüşlerin ilk nüvelerini bulabiliriz. İngiliz işçi sınıfının devrimci mücadelesinin İrlanda'nın özgürlüğünden geçtiğini belirten Marx; İrlanda bağımsızlığını kazanamadığı sürece İngiliz işçi sınıfının İngiliz egemenleri ile İrlanda sorunu özelinde ortak bir cephede birleşeceğini belirtir. İşçi sınıfının ve halkların özgürlüğü bakımından sorunu değerlendiren Marx ve Engels, ezilen ulusun bağımsızlık talebini savunmanın hem ezen ulusun hem de ezilen ulusun proletaryasının ulusal sorun sebebiyle burjuvaziye yedeklenme ihtimalini ortadan kaldıracağını, mücadelenin olanaklarının artacağını savunmuş; proletaryanın ulusal-topluluklar politikasının ilhak ve baskıya karşı olacak biçimde şekillenmesi gerektiğini vurgulamışlardır.
4. ULUSLARARASI İLİŞKİLER DİSİPLİNİNDE ULUS VE ULUSAL SORUN
Ulusların kendi kaderini tayin hakkı ilk kez 2. Enternasyonal'de kavramsallaştırılmış, daha sonra da Lenin tarafından Marksist bir çerçeveyle kapsamlı bir şekilde incelenmiş ve tanımlanmıştır. Bu hak, Birinci Dünya Savaşı'nın ardından Wilson tarafından da "self-determinasyon" adıyla içi boşaltılarak ileri sürülmüştür. Wilson'ın ortaya koyduğu self-determinasyon, burjuva aydınları tarafından ezilen halklara bir çıkış yolu olarak gösterilmiştir. Wilson İlkeleri'nin bütünlüklü bir incelemesi yapılmadığında bu ilkelerin, gerçekten dünyada kalıcı bir barış sağlamak ve ezilen halkları emperyalizmin pençesinden kurtarmak için yazıldığını düşünmek mümkündür. Nitekim burjuva ideologları da konu ulusların kendi kaderini tayin hakkı olduğu zaman gerek Lenin'in bu konudaki öncü ve ilerici fikirlerini engellemek, gerekse Amerika Birleşik Devletleri'nin tarih boyunca ezilen ulusların yanında olduğunu iddia edebilmek için Wilson İlkeleri'ni self-determinasyon üzerinden bir Wilson övgüsü olarak anlatır. Wilson İlkeleri, ancak tarihsel bağlamda ve bütünlüklü olarak incelendiğinde, burjuva ideologlarının yarattığı "özgürlük" perdesi kalkar ve arkasındaki emperyalist öz görünür.
Wilson'ın meşhur ilkelerini tüm dünyaya duyurduğu 1918 yılında Birleşik Krallık, ne kadar savaş yorgunu da olsa hala hegemon güç olma özelliğini sürdürüyordu. Dört kıtada birçok ulusu sömürgeleştirmiş İngilizler; bu ulusların insan gücünden, yeraltı kaynaklarından faydalanmaktaydı. Hindistan en önemlisi olmak üzere bu sömürgeler, aynı zamanda Birleşik Krallık için birer açık pazardı. Aynı dönemde ABD sermayesi birikimini her geçen gün daha da arttırıyor, bir yandan da pazarlarını geliştirmenin yollarını arıyordu. Sermayenin açgözlülüğü, o dönem için de geçerliydi. Wilson İlkeleri'ni de ABD sermayesinin Birleşik Krallık pazarlarına olan iştahının bir tezahürü olarak değerlendirmek mümkün. Sömürgelerle ilgili olan 5. madde buna kanıt olarak gösterilebilir. "Sömürgelerin bütün talepleri serbest, açık görüşlü ve tümüyle tarafsız bir yaklaşımla ele alınmalı, bu tür egemenlik sorunlarının çözümünde ilgili halkların çıkarlarıyla egemenliği tartışılan devletin adil taleplerinin eşit ağırlık taşıması ilkesine kesinlikle uyulmalıdır" (Wilson, 1918) sözlerini kendine pazar arayan bir sermayenin temsilcisinin söylemesini bir Marksist ancak bu şekilde yorumlayabilir. Yine Wilson İlkeleri arasında geçen serbest ticaret, açık denizler gibi talepler ise ABD mallarını ve liberal değerlerini tüm dünyada serbest dolaşıma sokabilmek için yaptığı uzun erimli planların başka bir göstergesidir.
Uluslararası ilişkiler disiplininde ulusların kendi kaderini tayin hakkına liberal bakış açısını Wilson üzerinden inceledik. Peki disiplinden başka bir ana akım olan realizm bu konuya nasıl bakıyor? Öncelikle "olması gereken" üzerine cevaplar aramak yerine olanın analizini yapan realistler bu hakkın neden bir hak olduğuyla ilgilenmezler. Fakat self-determinasyonun neden gerekli olabileceğini Mearsheimer realist çerçevede üç maddeyle açıklar. Önce ulusun tanımını "Ortak bir kültüre; önemli insanlarla dolu bir tarihe, sembollere ve pratiklere sahip insan toplulukları" (Mearsheimer, 2011: 8) olarak yapmıştır. Mearsheimer için uluslar, bu ortak özelliklerini ve geleneklerini yaşatmak, bunları sonraki nesillere aktarmak için ulus devlet olarak örgütlenmişlerdir. Ulus devlet örgütlenmesinin bir gereği olarak mit yaratıcılığına başvururlar ve bu mitler milliyetçiliği besler. Dolayısıyla uluslar, kendilerini diğerlerinden özel kılan mitlerle ulus devleti pekiştirirler. Fakat bazen bu mit yaratıcılığı ulusları "aşırı milliyetçi" (hypernationalist) bir noktaya getirir. Mearsheimer için self-determinasyonun önemi burada başlar, çünkü aşırı milliyetçilik ulus devlet sınırları içerisindeki azınlıklar için büyük bir tehdittir. Yukarıda bahsedilen üç maddeden ikisi bu durumda devreye girer. Bu maddelerden ilki ulus oluşumunun temel taşı olan ortak kültürün yok olmasıdır. İkincisi ise olası bir iç savaş durumunda yok olma tehlikesidir. Yukarıda bahsedilen üç maddeden sonuncusu ise emperyalizmden kurtuluştur. Sonuç olarak ulus devlet, Mearsheimer için hayatta kalmak isteyen ulusların kuşanması gereken bir silahtan başka bir şey değildir. Kendilerini korumak için ulus devlet olarak örgütlenen ulusların başka ulusları ezmeye ve sömürmeye, hatta yok etmeye eğilimli olduğu, dolayısıyla diğer ulusların da yok oluştan kurtulmak için ulus devlet olarak örgütlenmeye çalıştığı sonsuz bir çember yaratmıştır Mearsheimer. Bu sonsuz çemberin tarihte bir yere oturmamasının sebebi altyapı üstyapı ilişkilerini göz ardı edip hiçbir iktisadi temellendirmeye dayanmadan politikayı bağımsız bir kategori olarak ele almasıdır. Realizmin teorik temellendirmesinin en büyük sıkıntısı, dış politika ve iç politika arasındaki diyalektik bağı göremeyip bulutların üzerinde bir uluslararası ilişkiler resmi çizmesinden kaynaklanır.
ULUSAL SORUN VE MARKSİZM-LENİNİZM
Yukarıda da belirtildiği üzere gerek ulus kavramının oluşumu gerekse de ulusal sorun çeşitli düşün insanları ve siyasetçiler tarafından farklı tezler ile açıklanmıştır fakat söz konusu bu tezlerin büyük çoğunluğu İtalyan Marksist Antonio Gramsci'nin ifadesiyle burjuvazinin organik aydınları tarafından dile getirilmiştir. Bu sebeple, söz konusu tezler Robert Cox'un adlandırmasıyla problem-çözücü teori (problem-solving theory) olarak ifade edilen ve disiplin içinde hegemonik bir üstünlüğü olan realist görüşün ulusal sorundaki yansımaları olarak değerlendirebilir. Robert Cox (1981: 128), Millennium–Journal of International Studies dergisinde yayımlanan "Social Forces, States and World Orders: Beyond International Relations Theory" adlı makalesinde "Teori her zaman birileri için ve bir amaç içindir" görüşünü ifade etti. Bu görüş uluslararası ilişkiler disiplini içerisinde değerlendirdiğimiz ulusal sorun hakkındaki tezler için de geçerlidir. Dolayısıyla ulusal sorun konusunda bugüne dek ortaya atılan tüm tezler, tezi oluşturan kişilerin sınıfsal bağlarından ayrı değerlendirilemez. Yüzeysel olarak değerlendirildiğinde Amerika Birleşik Devletleri Başkanı W. Wilson'ın "self-determinasyon" tezi ile Bolşevik önder V. İ. Lenin'in "Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı" tezi aynı amaç için oluşturulmuş tezler olarak görülse de, bilimsel bir değerlendirme ile bu tezler incelendiğinde W. Wilson'ın ABD'ye yeni pazarlar oluşturmak için oluşturduğu tez ile Lenin'in emperyalizm dönemindeki kapitalizmi zayıflatmak ve sosyalist düzeni kurmak için gerekli olan devrimlerin ön açıcısı olmak üzere oluşturduğu tezin arasındaki farklılıklar belli olmaktadır. Bu tezlerdeki farklılık sınıfsal özüdür.
Baskoylu
15-12-2025, 04:17
1. LENİN VE ULUSAL SORUN
Gerek burjuvazinin organik aydınları gerekse de küçük burjuva sol teorisyenler zaman zaman ulusal sorun hakkındaki ilk tutarlı tezin W. Wilson tarafından 8 Ocak 1918 tarihinde ortaya atıldığını ve uluslararası gündemin konusu haline getirildiğini iddia ederler. Ancak gerek Karl Marx ve F. Engels tarafından İrlanda sorunu ile 19. yüzyılın ortalarında ileri sürülen tezler, gerekse de 20. yüzyılın ilk yıllarında yayımlanan Lenin ve Stalin'in ulusal sorun üzerine makalelerini içeren kitap ve bröşürler ve II. Enternasyonal'in tutanaklarında yer alan tartışmalar ulusal sorunun uluslararası gündeme W. Wilson tarafından değil Marksist gelenek tarafından getirildiğinin kanıtıdır (Akdağ, 2017: 6).
Lenin'in Kasım ve Aralık 1913'te yazılmış ve Prosveşçenye (Aydınlanma) dergisinin 10, 11 ve 12. sayılarında yayımlanan "Ulusal Sorun Üzerine Eleştirel Notlar" adlı makalesi ulusal sorun üzerine gerek teorik gerekse de polemik yazısı olarak Lenin tarafından ulusal sorunun ele alınışının bir başlangıcı olarak ifade edilebilir. Söz konusu makale Ekim Devrimi öncesinde Rusya'da faaliyet yürüten ve kendilerine sosyalist diyen bazı gruplar ile Bolşevikler arasında gerçekleşen tartışmaları temel alsa da Lenin'in işçi demokrasisinin ulusal sorun üzerine programının temel hatlarını çizmesi bakımından hala güncelliğini korumaktadır. Lenin (2014: 18), "… [H]angi ulus ve hangi dil için olursa olsun her türlü ayrıcalığın kesin olarak ortadan kaldırılması; ulusların siyasal kaderlerini kendilerinin tayin etmesi sorununun, yani bunların tamamen özgür ve demokratik yoldan ayrılmaları ve bağımsız devlet kurmaları sorunun çözüme bağlanması; uluslardan birine herhangi bir ayrıcalık tanıyacak olan ulusların hak eşitliğini bozacak olan ya da bir ulusal azınlığın haklarını baltalayacak olan her türlü davranışı yasaya aykırı ve geçersiz sayan ve devleti her yurttaşına, anayasaya aykırı olan bu tür tasarrufların geçersiz sayılmasını talep etme hakkını tanıyan ve aynı zamanda böyle hareketlere girişecek olanları cezalara uğratan genel bir yasanın kabulü"nü işçi demokrasisinin programı olarak ifade etmiştir. Gerek Lenin'in gerekse de Stalin başta olmak üzere diğer Bolşeviklerin konu ile ilgili makaleleri ve SBKP(B)'nin Ekim Devrimi sonrasındaki politikaları bu program çerçevesinde şekillenmiştir. Lenin'in ulusal soruna bakışı küçük burjuva milliyetçi sosyalistlerden ya da burjuva milliyetçilerden her bakımdan farklıydı. Öncelikle ulusal sorunu oluşturan etmenleri salt milliyetler kavgasından ibaret gören anlayışlara karşı ulusal hareketlerin iktisadi temellerini inceleyen Lenin (2014: 57) ulusal hareketleri, meta üretiminin iç pazardaki tam egemenliğinin sağlanması zorunluluğundan gelişen ve bu amaçla aynı dili konuşan halkları birleştirmeyi amaçlayan hareketler olarak ifade etmiştir. Bu temellerinden de anlaşılabileceği gibi ulusal hareketler modern kapitalizmin gereksinimlerini en iyi şekilde karşılayacak olan modern ulus devletlerin doğum sancılarıdır.
Lenin, Rosa Luxemburg ile yaptığı Polonya sorunu üzerine tartışmada ulusal sorun üzerine yaklaşımının pratik olmadığı ithamıyla karşılaşmıştır. Lenin (2014: 69), pratik olmanın burjuvazi için önemli olduğunu belirtmekle beraber işçi sınıfı için önemli olanın ilkeler olduğunun altını çizmiş, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkını desteklemenin dolayısıyla da ulusların ayrılma hakkını desteklemenin ezilen ulusun burjuvazisini desteklemek olduğu yönündeki iddiaları kesinlikle reddetmiştir. Lenin zulme ve ayrımcılığa karşı olmayı işçi sınıfının "kırmızı çizgisi" olarak belirtir. Ayrıcalıklara karşı olma siyaseti dahilinde bu çizgi; "Burjuva devrimleri döneminde, bütün ulusların ileriye doğru yaptıkları sıçrayışlarda, ulusal devlet kurma hakkı üzerinde çatışmalar ve savaşımları olanaklı ve olası" olarak değerlendirir (Lenin, 2014: 71). Lenin ulusal hareketleri yukarıda da bahsedildiği üzere iktisadi temellere dayandırır. Ulusal sorun üzerine değerlendirmeleri de iktisadi temelde ve sınıf savaşımından bağımsız değildir. Lenin (2014: 83), Şubat-Mart 1914 yazılan "Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Etme Hakkı" adlı makalesinin beşinci bölümü olan "Ulusal Sorunda Liberal Burjuvazi ve Sosyalist Oportünistler" başlıklı kısmında işçi sınıfının ve kapitalizme karşı yürütülen savaşımın çıkarının dünyadaki tüm uluslardan işçilerin tam dayanışmasını ve sıkı birlikteliğini gerektirdiği gerçeğinden hareket eder ve her ulusun burjuva milliyetçi siyasetine karşı çıkılması gerektiğinin altını çizer. Bu durum ezen ulusun burjuvazisine karşı ezilen ulusun ayrılma hakkı da dahil olmak üzere ulusların kendi kaderini tayin hakkını tanımayı gerektirirken ezilen ulusun burjuvazisinin bütün ulusal istek ve istemlerinin destekleneceği anlamına da gelmemektedir.
1.1. Polonya sorununda Lenin ve Luxemburg
Enternasyonal'deki iki devrimci önder olan Lenin ile Luxemburg arasında gerçekleşen ulusların kaderlerini tayin hakkı tartışması teorinin geneli üzerine yapılmış olsa da Luxemburg'un tezlerinin kaynağı Polonya'nın özgül koşulları ile ilgilidir. Tartışmanın temel hatları bakımından Lenin, işçi sınıfının programatik ilkelerinden taviz vermeden Polonya da dahil olmak üzere, tüm ezilen halkların ve sömürgelerin ayrılma hakkı da dahil kendi kaderlerini tayin hakkını savunmuştur. Rosa Luxemburg ise "Polonya'nın özgül koşulları" sebebiyle Avusturyalı sosyal demokratların önerilerinden hareketle özerklik yanlısı bir tutum almıştır.
Lenin (2014), "Ulusal Sorun Üzerine Eleştirel Notlar" başlıklı makalesinde uzun uzadıya incelediği Luxemburg'un görüşlerini yanılgı olarak niteler. Luxemburg'un iddia ettiği gibi Polonya'nın bir istisna değil kapitalizmin emperyalizm aşamasında ulusal kurtuluşunu gerçekleştirememiş diğer ülkeler gibi sıradan bir ülke olduğunu söyler. Bu sebeple her halk gibi Polonya halkının da kendi kaderini tayin hakkı olduğunu savunur. Lenin ulusal kültür özerkliği olarak adlandırılan ve Proudhoncu küçük burjuva milliyetçiliğine hizmet eden tezi eleştirir. Lenin, ulusal kültürel özerkliğe; "adil sınırlar"da milliyetçiliği desteklemek anlamına geldiği, işçi sınıfını böleceği ve sınıfı burjuvaziyi mülksüzleştirme mücadelesinden uzaklaştırarak enternasyonal birleşmenin önüne set çekeceği için karşıdır (Lenin, 2014: 33). Konu üzerinde iki devrimci önderin bir diğer tartışması da Rosa Luxemburg'un RSDİP'in Ulusal Programı'nın 9. Maddesine yönelik, bu maddenin "proletaryanın günlük siyasetine pratik anlamda yön vermemesi, bu maddede ulusal sorunların pratik çözümü olmaması"dır (akt. Lenin, 2014: 66). Bu eleştiri üzerine Lenin iki farklı tartışma açmıştır. İlki yukarıda da değindiğimiz gibi "pratik olmama" meselesi üzerinedir. Diğeri ise "ezilen ulusun milliyetçiliğini destekleme" sorunudur. Lenin'in ifadesiyle Rosa Luxemburg'un "unuttuğu" ezen ulus milliyetçiliğidir. Proletarya, her türlü milliyetçiliğe karşı olmakla beraber ezilen ulusun milliyetçiliğini desteklememek uğruna ezen ulusun milliyetçiliğinin destekçi konumuna düşemez. Bu durum işçiler arasında kurulması gereken birlikteliği engelleyecek, ezilen ulusu işçi sınıfının sosyal-demokrat saflarından uzaklaştırarak ezilen ulusun burjuva milliyetçi partilerine yedekleyecek bir hamle olacaktır. Ulusal sorun ilkesel olarak değerlendirilmelidir.
Bir diğer tartışma konusu da ayrılma hakkının ayrılmayı teşvik etmediğidir. Lenin'in fikri önderliğindeki sosyal-demokrat kadroların büyük devletler yerine küçük devletleri desteklediği iddia edilmiştir. Bu konu gene yukarıda adı geçen makalede Lenin tarafından ele alınmıştır. Lenin'in boşanma hakkı-boşanma arasındaki ilişkiyi ayrılma hakkı-ayrılma arasındaki ilişkiye uyarlayarak kurduğu metafor ile yeterince açık bir şekilde anlaşılmaktadır ki, ayrılma hakkını desteklemek ne koşulsuz olarak her ayrılık isteğine alkış tutmaktır ne de her ülkenin küçük parçalara bölünmesini desteklemektir. Ayrıca Lenin (2014: 81), ayrılma hakkının tanınmasının ayrılmadan ziyade birlikte yaşamı destekleyeceğini savunmuştur. Lenin, demokratik merkeziyetçi bir anlayışa sahip olarak kendi yazdığı makalelerde ve broşürlerde belirttiği üzere merkezileşmiş ve ayrı ayrı ulusları bünyesinde bulunduran bir devletin sosyalizme gidişi kolaylaştıracağını savunmaktadır. Fakat buradaki kritik nokta şudur ki, bu ulusal kaynaşma demokratik merkeziyetçilik çizgisinde olmalıdır; işgal, ilhak ya da sömürgeleştirme biçiminde olan kaynaşmalar doğal kaynaşmalar olmayıp işçi sınıfının birlikteliğini sağlama özelliğinden de yoksundurlar. Ekim Devrimi'nden sonra Finlandiya'nın bağımsızlığını Sovyet hükümetinin üzülerek fakat koşulsuz şartsız tanıması da bu sebepledir.
2. Stalin ve ulusal sorun
Lenin, Bolşevik İhtilali'nden önce Rusya ve Avrupa'da faaliyet gösteren sol ve sosyalist gruplarla ulusal hareketlerin yapısı ve ulusal sorun hakkında polemik yürüten tek Bolşevik değildi. Bu konuda kalem oynatan farklı kişiler olmasına karşın gerek devrimden önce parti içinde aldığı konum gerekse de devrimden sonraki süreçteki politik niteliği ve pozisyonu açısından J. V. Stalin yazdıklarıyla ön plana çıkmıştır. Stalin'in ön plana çıkmasının tek sebebi onun politik konumu değildir. Stalin, ulus kavramının tanımından başlayıp ulusal hareketlere dair nitelikli bir değerlendirme yaptığı "Marksizm ve Ulusal Sorun" broşürüyle Marksizm literatürüne katkı yapan önemli şahsiyetlerden biri olmuştur.
Stalin (2013: 23), pazarın burjuvaziye milliyetçiliği öğreten ilk okul olduğunu öne sürer. Lenin'in ulusal hareketlerin pazarı birleştirmeye yönelik hareketler olduğu savı ile hemfikirdir. Erken dönem iktidar deneyimleri esnasında pazarın bir bölümüne hâkim olan burjuvazinin kendi çıkarlarını toplumun genelinin çıkarı olarak sunmasının ve milliyet meselesi gütmesinin altındaki iktisadi sebepleri ortaya koymuştur.
Stalin aynı eserde proletaryanın milliyetçi baskı politikalarına karşı çıkması gerektiğinin altını çizer. Bu, ezilen ulus burjuvazisinin ulusal baskı politikalarına karşı çıkışı ile aynı anlama gelmemektedir. Burjuvazi ulusal sınırlar içindeki pazarı kontrol etmek ve kendi iktidarını kurmak gibi "pratik" gerekçelerle ulusal baskı politikalarına karşı çıkmaktadır. Proletarya ise ulusal baskı politikalarına Marx'ın "Başka ulusları ezen ulus özgür olamaz" sözünde olduğu gibi karşı olmalıdır. Ayrıca milliyetçilik proletaryayı sınıf mücadelesinden uzaklaştırarak burjuvazinin "ortak çıkar" alanına yönelttiği için de ulusal sorunun demokratik bir şekilde çözülerek proletarya davası önünde engel teşkil etmesini engellemek de Marksizmin ulusal soruna yönelik yaklaşımını ifade etmektedir (Stalin, 2013: 26).
Lenin'in Rosa Luxemburg ile yaptığı polemikte eleştirdiği ulusal-kültürel özerklik kavramını Stalin de Avusturyalı sosyal-demokratlar ile tartışırken eleştirir. Temel olarak Stalin (2013: 40), "Kendi kaderini tayin hakkı bir ulusa bütün haklarını verirken, ulusal özerklik sadece ‘kültürel' haklarını verir" tezini savunur. Ulusal-kültürel özerkliğin çok uluslu devletleri politikanın meşru bir aktörü haline getirdiğini ama ulusların kendi kaderlerini tayin hakkının çok uluslu devlet sisteminin dışında bir alternatif yarattığını ortaya koyar.
21. YÜZYILDA UKKTH VE GÜNCEL TARTIŞMALAR
yüzyılın ilk çeyreğinde, bilhassa da Ekim Devrimi öncesindeki süreçte II. Enternasyonal partileri arasında yoğun bir tartışma konusu olan ulusal sorun, 21. yüzyılda da önemini korumaktadır. 20. yüzyılın son on yılında Yugoslavya'nın parçalanması ile birlikte tekrar küresel gündemi meşgul eder hale gelmiştir. Bugün hala Katalanlar, Basklar, İrlandalılar, İskoçlar, Flamanlar, Kosovalılar, Kürtler, Tibetliler ve Uygurlar üzerinden tartışma konusudur. Bu soruna burjuva aydınları tarafından ulustan ulusa, kapitalizmin günlük ihtiyaçlarına göre değişen cevaplar verilirken sol ve/veya sosyalist olduğu iddiasındaki kesimlerin ulusal soruna ürettiği çözüm önerileri de ya 20. yüzyılın eskiyen tartışmalarının yeniden açılması ya da sorunun inkârı biçiminde ortaya çıkmaktadır. Soruya tutarlı bir yanıt verenler yine Marksist-Leninistlerdir.
Biz de bu makalenin devamında bugün için oldukça sıcak bir gündem olan Irak Kürdistanı ve Katalan referandumuna odaklanacağız.
1. Irak Kürdistanı referandumu ve Kürt ulusal sorunu
Kürtler, çok kaba bir tabirle ifade edilirse, Birinci Dünya Savaşı sonrasındaki süreçte toprak bütünlüğünden yoksun olarak dört farklı ülkenin sınırları içerisinde yaşamak durumunda kaldılar. Sykes-Picot Anlaşması, San Remo Konferansı, Sevres ve Lozan Barış Antlaşmaları bu dört parçalı durumu tesis eden sürecin mihenk taşlarıydı (Hür, 2016). Sykes-Picot Anlaşması'ndan günümüze kadar Irak, İran, Suriye ve Türkiye topraklarında var olan Kürt halkı bu dört parçada da ulusal baskıya karşı, zaman zaman ivmesi azalsa da sürekli bir mücadele halinde olmuşlardır. I. ve II. Körfez Savaşları sırasında ve sonrasında şekillenen reel-politik ortamın da yardımıyla Irak'ta yaşayan Kürtler bölgesel özerklik statüsü edinmişlerdir. II. Körfez Savaşı sonrasında yaşanan gelişmeler ile çoğu fiili olmak üzere çeşitli kazanımlar elde eden Kürt Bölgesel Yönetimi 24 Eylül 2017'de bağımsızlık amacı ile bir referandum düzenleme kararı almıştır. Oy kullanma hakkına sahip olan 4 milyon 551 bin 255 seçmenden 3 milyon 305 bin 925 kişi oy kullanmış, oyların yüzde 92,72'si bağımsızlığa evet yönünde olurken yüzde 7,27 oranında hayır oyu çıkmıştır. Referandum sonrasında bağımsızlık ilanı, Türkiye ile Irak merkezi hükümetlerinin baskıları ve Kürt siyasi partileri arasındaki uyuşmazlıklar nedeniyle pek gündeme gelemese de referandum öncesinde "Türkiye solu" ulusal sorun bağlamındaki tutumda büyük ölçüde farklılaştı.
2. Bağımsızlık referandumlarına dair fikirler ve Marksist Leninist yaklaşım
Partinin resmi internet sitesinden yaptığı "Irak'ta Savaş Değil Barış Bağımsızlık Değil Demokratik Birlik" başlıklı başkanlar kurulu imzalı basın açıklamasında ÖDP, referandumun bölgede süren emperyalist paylaşım savaşlarından azade görülemeyeceği değerlendirmesini yaparken "bağımsızlık referandumu Irak'tan başlayarak bölgesel düzleme taşınacak yeni bir iç savaşın tetikleyicisi olacaktır" öngörüsünde bulundu. Sorunun Kürtlerin bağımsızlığı ile değil Irak'ın demokratik birliği ile çözüleceğini savundu. Aynı basın açıklamasında referandumun gerekçesi ÖDP tarafından "iki yıldır fiili Başkanlık sürdüren, Parlamentoyu işlevsiz kılan Barzani önderliğinin yönetememe-iktidar krizini aşma, kendisini bir ulusal lider olarak pekiştirme ihtiyacının sonucu" olarak değerlendirildi. Ayrıca ÖDP Başkanlar Kurulu üyesi Alper Taş, Medyascope kanalında gerçekleşen 106. Açık Oturum'da "Lenin'in geliştirdiği tezlerden hareketle, bugün 21. yüzyılda bütünüyle emperyalizmin hegemonyasını inşa ettiği bir çağda ve emperyalistler arası çatışmaların ana gündemi belirlediği bir konjonktürde Irak Kürdistanı referandumuna bakmanın doğru olmadığı" tespitinde bulundu. Özet olarak 21. yüzyılın Lenin'in yaşadığı çağdan farklı olduğunu ve bu dönem bağlamında devrim perspektifi olmayan bir ülkede herhangi bir halkın kendi kaderini tayin etmesinin hem devrim ve sosyalizm için yararlı olmadığını hem de mümkün olmadığını savunuyordu ve ÖDP'nin ulusal soruna dair temel politik hattı Irak Kürdistanı Bağımsızlık Referandumu ekseninde olarak ortaya çıkmış oldu. Katalonya Bağımsızlık Referandumu hakkında Irak Kürdistanı Bağımsızlık Referandumu hakkında olduğu gibi derinlikli bir basın açıklaması yerine referanduma yönelik polis şiddetini kınadığını açıklayan bir açıklama yayınlayan ÖDP, Irak Kürdistanı Bağımsızlık Referandumu sürecindeki açıklamalarından farklı olarak referandum hakkının özgürce kullanılması gerektiğini belirtti (BirGün gazetesi, 2017).
ÖDP'nin Irak Kürdistanı Bağımsızlık Referandumu için kendine belirlediği politik hat ne devrimci ne de demokratiktir. Öncelikle, ÖDP'nin basın açıklamasında formüle edilen "Demokratik Birlik"in Irak özelinde nasıl gerçekleşeceği konusunda hiçbir açıklama yapılmamıştır. "Demokratik Birlik" kapsamında Irak'ın federal, konfederal ya da özerk bölgeler şeklinde mi örgütleneceği yoksa üniter bir birlik içerisinde mi olacağının bahis konusu edilmemesi ÖDP'nin Irak özelinde ulusal soruna nasıl bir çözüm getirdiğine dair soru işaretlerini arttırmıştır. Bunun yanı sıra, ÖDP'nin sorunu bir statü sorunu olarak ele aldığı görülür. Basın açıklamasında geçen "Elbette bu yönetim modeli Kürt halkının statü sorununun demokratik bir biçimde çözümünü içermelidir" önermesi Lenin'in işçi demokrasisinin ulusal sorun hakkındaki programı olarak ifade ettiği ulusal ve dilsel her türlü ayrıcalığın kesin olarak kaldırılması; hak eşitliğini baltalayacak her türlü davranışın yasaya aykırı sayılması yönündeki ilkesel tutumunu yok sayar. Çünkü statünün kararlaştırılmasında belirleyici olan o ulusun kaderini nasıl tayin ettiğidir, ki bu dikkate alınmadığında statü sorunu da çözülmüş olmaz. ÖDP, söz konusu referanduma yönelik tutumunu açıklarken Kürt Bölgesel Yönetimi'nin içinde bulunduğu emperyalist ilişkilere haklı olarak dikkat çekmiştir. Bu söylem referanduma yönelik benzer tutumlar alan TKP çizgisi ile Fikret Başkaya'nın görüşlerinde de mevcuttur. Ancak bu ilişkiler, ulusların kaderlerini tayin hakkı ilkesini geçersiz kılmaz, başka bir deyişle bir ulusun baskı altına alınmasını haklı çıkarmaz. Emperyalizm her zaman ulusal hareketlerden yararlanmaya çalışır. Ulusun kaderini tayin hakkının engellenmesi sayesinde de emperyalizmin bölgeye müdahalesi kolaylaşır. Fakat Polonya sorunu konusunda Rosa Luxemburg ile yaptığı polemikte Lenin (2014: 140) dediği gibi "Nasıl ki, örneğin Latin ülkelerde olduğu gibi cumhuriyetçi sloganların halkın aldatılması ve mali soygun amacıyla burjuvazi tarafından kullanılması durumları, sosyal-demokratların cumhuriyetçiliklerinden vazgeçmeleri için bir neden olmazsa, aynı şekilde bir emperyalist devlete karşı ulusal kurtuluş savaşımından, bazı durumlarda bir başka ‘büyük' devlet tarafından aynı ölçüde emperyalist amaçları için yararlanılması hali de, sosyal-demokratların, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkını reddetmelerine neden olamaz." Bağımsızlık talebi de dahil hak eşitliği arayışında olan bir ulusun yönetici elitinin burjuva uzlaşmacı çizgisinden dolayı bu taleplerin yok sayılması biçiminde beliren ikircikli tutum, tam hak eşitliği savunusunu içeren işçi sınıfının programına çok uzaktır.
Özgür Üniversite kurucusu, Doç. Dr. Fikret Başkaya ise 28 Eylül 2017'de BirGün gazetesinde yayınlanan makalesinde ulusların kendi kaderini tayin hakkına yönelik "inkârcı" bir yaklaşım taşıyor. Başkaya (2017) makalesinde ulusların kendi kaderini tayin hakkını savunanların referandumu emperyalist ilişkilerin bir parçası olarak değerlendiremediklerini; emperyalizm ve oligarşik egemenlik döneminde herhangi bir ulusun asla kendi kaderini tayin edemeyeceği gerçeğini göremediklerini öne sürüyor. Başka bir deyişle Başkaya'ya göre herhangi bir ulusun kendi kaderini tayin etmesi için "kollektif emperyalizm" olarak tanımladığı emperyalizmin, devletin ve paranın yok olması gerekmektedir.
Bu açıdan Başkaya'nın görüşünde ulusal mücadele bilinmez bir yarına ertelenmekte, bir ideal olarak kabul ettiği ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı; teorik olanın pratik olanla, düşünsel olanın eylemsel olanla diyalektik ilişkisini kuramadığı için gökyüzünde asılı bir söylem olarak kalmaktadır. Yusuf Akdağ (2017: 8), Başkaya'nın, emperyalizm ve oligarşik egemenlik döneminde ulusların özgür olamayacağına dair tezini eleştirir ve Başkaya'nın düşüncesinden "bütün dünyada emperyalist oligarşiyle onun bütün ülkelerdeki parçaları" toptan ve aynı anda anda yok edilinceye kadar halkların kaderlerine rıza göstermesi gerektiği sonucunun çıktığını yazar.
Başkaya'nın makalesi içerdiği maddi hatalar nedeniyle de ayrı bir eleştiri konusudur. Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkından bahsederken Başkaya (2017) bu hakkın ilk kez 1918'de ABD Başkanı Wilson tarafından ortaya atıldığını ve Lenin'in ve III. Enternasyonal'in de bu hakkın destekçisi olduğunu belirtti. Başkaya'nın teorik görüşlerini "sol", "sosyalist", "devrimci" gibi sıfatlarla üstlenecek kişiler ve gruplar elbette olacaktır ama ulusların kendi kaderini tayin hakkı meselesinin tarihte ilk kez Wilson tarafından savunulduğu görüşüne konu üzerinde çalışan bir burjuva tarihçisinin bile katılması mümkün değildir çünkü Lenin'in Iskra'nın 15 Temmuz 1903 44. Sayısında yayınlanan "Programımızda Ulusal Sorun" başlıklı makalesinden 1913 yılında yayımlanan "Ulusal Sorun Üzerine Eleştirel Notlar"a ve gene ayını yıl yayımlanan "Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Etme Hakkı" makalesine kadar Birinci Dünya Savaşı öncesinde birçok makale sorunu Marksist bir açıdan ele almış ve çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanmıştır. Ayrıca sorun üzerine kapsamlı bir değerlendirme olan "Marksizm ve Ulusal Sorun" broşürü de J.V. Stalin tarafından Ocak 1913 yılında yazılmıştır. Söz konusu bu yayımların ulusların kendi kaderi tayin meselesi üzerine yoğunlaşması bir yana II. Enternasyonal'de bu konunun tartışılması ve hatta polemik seviyesinde bir tartışma ortamı yaratması dahi Marksistlerin ulusların kendi kaderlerini tayin meselesine ve ulusal soruna ABD Başkanı Wilson'dan daha önce kafa yorduklarının ve söz konusu mesele üzerine Marksist bir program oluşturduklarının göstergesidir.
Referandum sürecinde ulusların kendi kaderlerini tayin hakkına "sol"dan gelen itirazların bir bölümü de Komünist Parti'den (KP) geldi. Sol Haber Portalı'ndan yayımlanan Kemal Okuyan ve Aydemir Güler'in makale ve röportajları TKP'nin ulusal sorun üzerine görüşlerini anlamamız için yeterli kaynağı sağlıyor. Aydemir Güler, 2 Ekim 2017 tarihli "Kriz, bildiğiniz gibi değil" başlıklı makalesinde ezilen ulus kavramına yeni bir bakış açısı getirerek ezilen ulus olma koşulunu ekonomik eşitsizlikle açıklamaktadır. Hatta aynı makalesinde Güler (2017) "Barzani aşireti"nden (Barzani aşireti ile Kürt halkını eşitleyerek), Katalonya'dan ve Flamanlar'dan bir ulus çıkmayacağını iddia etmektedir. Fakat belirtmekte yarar var ki Marksist-Leninsitler için önemli bir referans olan Stalin'in ulus tanımında ekonomik eşitsizlik diye bir ayırt edici bir unsur yoktur. Stalin (2005: 16) ulusu "tarihsel olarak oluşmuş, ortak bir dil, toprak, ekonomik hayat ve kendini ortak bir kültürde bütünleyen ruhsal biçimleniş temelinde oluşan, istikrarlı bir insan topluluğu" olarak tanımlamıştır. Güler, Barzani aşiretinin ve hatta IKBY'nde yönetici pozisyondaki Barzani aşireti üyesi kişilerin emperyalist odaklarla kurduğu ilişkilerden dolayı Irak Kürtleri'nin ulusal varlığını yok sayıyor. Ulusu, bünyesinde proletarya ve burjuvazinin bulunduğu bir yapı olarak görmek yerine, homojen bir yapı olarak algılıyor ve Barzani aşiretinin kurduğu ilişkileri tüm Irak Kürtlerine mal ediyor. Hatta buradan hareketle Kürtlerin özgürlük mücadelesinin bir "orman efsanesi" olduğunu savunuyor. Lenin (2014: 29-30) "Ulusal Sorun Üzerine Eleştirel Notlar" adlı makalesinde milliyetçi-sosyalistlere şöyle cevap vermişti: "Bütün milliyetçi-sosyalistlere, çağdaş her ulusun, iki ulusu içerdiğini söyleyeceğiz. Her ulusal kültür, iki ulusal kültürü içerir." Akdağ (2017: 10), Güler'i bir ulusun üst sınıflarının işbirlikçiliğinden hareket ederek söz konusu ulusun ulusal hak mücadelesini gereksiz ve yok hükmünde göstermenin sosyalistliğe değil sosyal şovenizme kanıt olduğunu söyleyerek eleştirir. TKP'nin konu üzerindeki görüşleri TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan'ın Sol Haber Portalı'ndaki 18 ve 26 Eylül 2017'de yayımlanan söyleşi ve köşe yazısından okunabilir. Aydemir Güler'in söylemiyle paralellik gösteren bu görüşlerde Kemal Okuyan "21. yüzyılda sömürücü sınıflara yaslanan hiçbir bağımsızlık hareketi insanlığa hizmet etmez. Neymiş, böyle bir ilke varmış! Bugün devrimciliğin tek ilkesi sömürücülere karşı mücadele etmektir" diyerek Kürt ulusunu ve Kürtlerin ulusal baskı politikalarına yönelik mücadelelerini Barzani ailesinin siyasi konumlanışına indirgemektedir. Ayrıca ezen ulus-ezilen ulus ayrımına yazısında hiç yer vermeyerek hatta Irak Kürdistan'ı ile Türkiye'yi eş bir düzeyde değerlendirerek bu ayrımı yok sayıyor. Her ne kadar Stalin (2005: 74) "Marksizm ve Ulusal Sorun" broşüründe ulusal sorun konusunda Marksistlerin ilkesel tavrının ne kadar önemli olduğunu belirtse ve broşürünü "Orta yol yoktur: ilkeler galip gelirler ve uzlaşmazlar" sözleri ile bitirse de Okuyan makalesinde Marksist-Leninist olduğunu söyleyemeyeceğimiz başka bir devrimciliği tek bir ilke etrafında kurmaktadır. Hem Güler'in hem de Okuyan'ın makalelerinden çıkan ortak sonuç ulusal sorunun çözümü için mücadele etmenin işlevsizliği ve bu sorunun sadece sosyalizm ile, sosyalist devrimden sonra çözüleceğidir. Bu görüş en basit ifade ile demokratik haklar için mücadeleyi küçümsemekte ve işlevsiz görmektedir.
SONUÇ: ULUSLARIN KENDİ KADERLERİNİ TAYİN HAKKININ GÜNCELLİĞİ
Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı, 1848 Devrimleri sonrasında Marx ve Engels'in geliştirdiği ulus politikasıyla, II. Enternasyonal'deki Polonya tartışmaları esnasında Kautsky'nin devrimci döneminde savunduğu, her türlü ulusal baskıyı reddetme anlayışıyla ve nihayet, Lenin ve Stalin'in gerek Enternasyonal içerisindeki tartışmalara ithafen gerekse de Rusya içerisindeki sol-sosyalist siyasetlerle yürüttükleri polemiklerle şekillenen bir haktır. Bu hak, Wilson İlkeleri'nin 5. maddesi sonucunda değil Marksistlerin onlarca yıllık teorik tartışması bağlamında dünyanın gündemine girmiş, işçi ve emekçilerin mücadele konusu haline gelmiştir. Marx ve Engels'in yazdıklarını ulusların kendi kaderlerini tayin hakkının bir ön vesikası olarak tanımlasak bile Lenin ve Stalin'in 1913 yılında yayımlanan makale ve broşürleri, Marksizmin ulusal soruna yönelik programının Wilson'dan daha önce uluslararası kamuoyunun gündemine geldiğini göstermektedir.
Türkiye'deki bazı sol ve sosyalist gruplar 2017 Ekim ayında gerçekleşen Irak Kürdistanı Bağımsızlık Referandumu sebebiyle, bu hakkı reddetmek üzere gündemlerine aldılar. Ancak Marksist-Leninist bir hattı savunanlar ve faaliyetlerini bu temelde değerlendiren siyasi oluşumlar için ulusların kendi kaderini tayin hakkı vazgeçilmezdir. Marksistler ilkesel bir tutumla ulusal sorunu hem bir hak sorunu olarak görmektedir hem de ulusal sorunun işçilerin birliğini engelleyici yönünü kavramışlardır. Emperyalizm döneminde ulusların kendi kaderlerini tayin etmesinin mümkün olmadığı yönündeki tezler ise bu hakkın soldan inkarından başka bir anlama gelmez. Çünkü iddia edildiğinin aksine bu ilke esas olarak emperyalizm koşullarında geçerlidir. Emperyalizm çağında ulusların kendi kaderini belirleyemeceği iddiası Lenin'in "emperyalist ekonomizm" olarak adlandırdığı Buharin ve Kievsky'nin görüşlerinden kaynak alır (Koşar, 2017). Lenin (2014: 131), tarafından açıkça dendiği üzere "Her nerede, uluslar arasında zora dayanan bağlar görürsek, biz, her ulusun ayrılma gereğini vaaz etmeye asla kalkışmadan, her ulus için, kendi siyasal kaderini serbestçe tayin etme hakkını, ayrılma hakkını azimle ve kayıtsız şartsız savunuruz. Bu hakkı savunmak, tanımak ve ondan yana olmak, ulusların hak eşitliğini savunmaktır, zora dayanan bağlara karşı çıkmaktır, hangi ulus olursa olsun, onun siyasal ayrıcalıklarına karşı savaşım vermektir ve bu yüzden de ayrı ayrı ulusların işçileri arasında tam bir sınıf dayanışmasını geliştirmektir."
KAYNAKÇA
Akdağ, Y. (2017). Bağımsızlık Referandumu ve UKKTH'nin "Sol"dan İnkârı. Teori Ve Eylem, 1(12), 4-20.
Anderson, B. (2015). Hayali Cemaatler Milliyetçiliğin Kökenleri ve Yayılması (8. Baskı). İstanbul: Metis Yayınları.
Başkaya, F. (28 Eylül 2017). "Ulusların Kendi Kaderini Tayin Etmesi" meselesine dair kısa not. BirGün gazetesi. https://www.birgun.net/haber-detay/uluslarin-kendi-kaderini-tayin-etmesi-meselesine-dair-kisa-not-181731.html
Cox, R. W. (1981). Social Forces, States and World Orders: Beyond International Relations Theory. Millennium – Journal of International Studies, 10(2), 126- 155.
Çitak, Z. (2006). Fransa'da Laiklik ve Milliyetçilik: 1905 Kilise-Devlet Ayrılığı Yasası. Milliyetçilik I, Doğu Batı, 9 (38), 145-160.
Gellner, E. (1983). Uluslar ve Ulusçuluk (1. Baskı). İstanbul: İnsan Yayınları.
Güler, A. (25 Eylül 2017). Aptallar ülkesi mi?. SoL Haber Portalı. http://haber.sol.org.tr/yazarlar/aydemir-guler/aptallar-ulkesi-mi-210941
Güler, A. (2 Ekim 2017). Kriz, bildiğiniz gibi değil. SoL Haber Portalı. http://haber.sol.org.tr/yazarlar/aydemir-guler/kriz-bildiginiz-gibi-degil-211816
Hacaloğlui H. (5 Ekim 2017). Açık Oturum (106): Alper Taş, Ceyda Karan ve Sezai Temelli ile Kürdistan Referandumuna solun bakışı. Medyascope. http://medyascope.tv/2017/10/05/acik-oturum-106-alper-tas-ceyda-karan-ve-sezai-temelli-ile-kurdistan-referandumuna-solun-bakisi/
Hür, A. (2016). 1916 Sykes-Picot, 1920 Sevr Süreci ve Kürtler. Bitmeyen Savaş Paylaşılamayan Ortadoğu -Sykes-Picot'nun 100. Yılı-(2. Baskı) içinde (109-123).İstanbul:Evrensel.
Hobsbawm, E. J. (1995). Milletler ve Milliyetçilik (2. Baskı). İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
Irak Kürdistan Bölgesi'nde referandum: Bağımsızlığa evet (25 Eylül 2017). Evrensel gazetesi. https://www.evrensel.net/haber/333342/irak-kurdistan-bolgesinde-referandum-bagimsizliga-evet
Irak'ta Savaş Değil Barış Bağımsızlık Değil Demokratik Birlik (21 Eylül 2017). ÖDP Portal. http://portal.odp.org.tr/irakta-savas-degil-baris-referandum-degil-demokratik-birlik/
Koşar, A. (3 Ekim 2017). 10 soruda ‘Ulusların kendi kaderini tayin hakkı' nedir? Evrensel Web TV. https://www.evrensel.net/haber/334047/10-soruda-uluslarin-kendi-kaderini-tayin-hakki-nedir
Lenin, V.İ. (2014). Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı (12. Baskı). Ankara: Sol.
Lenin, V.İ. ve Stalin, J.V. (2005). Marksizm ve Ulusal Sorun (3. Baskı). Ankara: Evrensel.
Mearsheimer, J. J. (2011, Mayıs) . Kissing Cousins: Yale Üniversitesi Uluslararası Ilişkiler Atölyesi, Connecticut.
Nairn, T. (2003). The break-up of Britain: crisis and neo-nationalism (3. Baskı) Edinburgh: Common Ground Publishing.
Okuyan, K. (18 Eylül 2017). Söyleşi- Referanduma da, Barzanistan'ın bağımsızlığına Türkiye'nin müdahalesine de karşıyız. SoL Haber Portalı. http://haber.sol.org.tr/yazarlar/kemal-okuyan/soylesi-referanduma-da-barzanistanin-bagimsizligina-turkiyenin-mudahalesine-de
Okuyan, K. (26 Eylül 2017). Milliyetçiliği sizden öğrenecek değiliz. SoL Haber Portalı. http://haber.sol.org.tr/yazarlar/kemal-okuyan/milliyetciligi-sizden-ogrenecek-degiliz-211143
ÖDP'den Katalonya açıklaması: Referandum hakkı şiddetle engellenemez (1 Ekim 2017). BirGün gazetesi. https://www.birgun.net/haber-detay/odp-den-katalonya-aciklamasi-referandum-hakki-siddetle-engellenemez-182186.html
President Woodrow Wilson's Fourteen Points (2008). http://avalon.law.yale.edu/20th_century/wilson14.asp
Sander, O (2016). Siyasi Tarih İlkçağlardan 1918'e. (30. Baskı) Ankara: İmge Kitabevi Yayınları.
Smith, A. D. (1994). Milli Kimlik (1. Baskı). İstanbul: İletişim Yayınları.
Teschke, B (2017). 1648 Söylencesi Sınıf, Jeopolitik ve Modern Uluslararası İlişkilerin Kuruluşu. (1. Baskı) İstanbul: Can Yayınları.
Van de Putte, A. (1994). Nationalism and Nations. Ethical Perspectives, 1(3), 104-122.
Yalçıner, M. (10 Ekim 2017). Referandum dolayısıyla ÖDP…. Evrensel gazetesi. https://www.evrensel.net/yazi/80039/referandum-dolayisiyla-odp
* Bu makale 4-5-6- Mayıs 2018 tarihlerinde İstanbul'da SAV'ın desteğiyle gerçekleştirilen Marksizm Sempozyumu için hazırlanmış ve sunulmuştur. Makalenin hazırlanması sırasında katkılarını esirgemeyen Can Adıgüzel'e teşekkürü borç biliriz.
Üç yıl aradan sonra kitap arasında şifre notum ile karşılaşıp siteye giriş yapmışım. Karşılaştığım konuya bak. Az biraz daha zorlamış olsaydınız donunuza da yapacakmışsınız. Lenin mi kalmış ki toprağınız eliyorsunuz? Ulus kaderi diye uzatmış da uzatmışsınız. AKP'nin dönüp Osmanlı'ya öykünmesi gibi Kürt meselesini terörden çıkarıp teoriye hapsediyor oluşunuz da ayrı bir zımbırtı. bırakın hacıları hocaları profları. Siz Kürtler ile aynı ekmeği yemek istiyor musunuz istemiyor musunuz?
spartacus
15-12-2025, 17:10
Üç yıl aradan sonra kitap arasında şifre notum ile karşılaşıp siteye giriş yapmışım. Karşılaştığım konuya bak. Az biraz daha zorlamış olsaydınız donunuza da yapacakmışsınız. Lenin mi kalmış ki toprağınız eliyorsunuz? Ulus kaderi diye uzatmış da uzatmışsınız. AKP'nin dönüp Osmanlı'ya öykünmesi gibi Kürt meselesini terörden çıkarıp teoriye hapsediyor oluşunuz da ayrı bir zımbırtı. bırakın hacıları hocaları profları. Siz Kürtler ile aynı ekmeği yemek istiyor musunuz istemiyor musunuz?
Elbette klişecilik de pek anlam ifade etmese de(ancak şu ya da bunalr bu konuya nasıl eğilmiş meselesi olduğunda veya belirli bir kesimin tavrına karşın vb. kullanılabilir), bu tarz yaklaşımlar da pek hoş durmuyor. Bu marketten çekirdek almak değil... AKP'yi istiyor musun? İstemiyor musun gibi oluyor. Kısaca muhalefet yok, analiz yok, bilinç yok, vitrinden ambalaj satın alıyormuş gibi.
AKP'nin Osmanlı'ya özenmesi gibi ırkçlık da evvel dünya koşullarında faşizmin alfabesini yazan Osmanlıcı(İttihad-ı Anasır, Osmanlıcılık'dan ırkçılığa) İttihat Terakki'ye, Hitler'in Almaya'sına özeniyor. Aslında temel meseleleri, insan hak ve özgürlüklerinin, bunların han-ı yağma, istismar, sürüleştirme ve sömürme, kısaca azgın mefaatlerine engel teşkil ediyor olması(yoksa kimin, kim olduğu belirleyici bile değil, önemli olan sömürü, menfaati en az maliyetle nasıl sağlayacakları). Kısaca bilinçli toplumda han-ı yağma, halkı sürüleştirme zor olacak, bu da gücel olarak salt dincilik, şovenizmin canlı tutularak menfaatlerinin perçinlenmesi değil, toplumsal uyanışa karşı da eldekinden olma kaygıları vb. meselesidir de(yani mesele sadece kişilerin, senin veya benim marketten ürün almasına indirgenemez, ama elbette kişiler arası tartışmada kişiye tutumu sorulabilir.). Bu bağlamda "hak ve özgürlükler" meselesi, dincilik ve ırkçılık nazarında ne pahasına(ezan, bayrak, vatan istismarıyla sağlarlar) olursa olsun, yıkılması, karşı durulması gereken bir duvar halini alır ve sürüleştirebildikleri kitlelere de empoze edilir...
Sen "Kürtler | Türkler ile aynı ekmeği yemek istiyor musun, istemiyor musun?"
Aslında doğrusu;
Kendine hak gördüğünü, dil, din,renk, cinsiyet vb. ayrımı olmaksızın hukuki ve eşit şartlar nazarıyla başkasına da hak görüyor musun?
Hak görüyorsan pratikte nasıl sağlayacaksın, görmüyorsan nasıl sağlayacaksın?
Baskoylu
15-12-2025, 19:19
Üç yıl aradan sonra kitap arasında şifre notum ile karşılaşıp siteye giriş yapmışım. Karşılaştığım konuya bak. Az biraz daha zorlamış olsaydınız donunuza da yapacakmışsınız. Lenin mi kalmış ki toprağınız eliyorsunuz? Ulus kaderi diye uzatmış da uzatmışsınız. AKP'nin dönüp Osmanlı'ya öykünmesi gibi Kürt meselesini terörden çıkarıp teoriye hapsediyor oluşunuz da ayrı bir zımbırtı. bırakın hacıları hocaları profları. Siz Kürtler ile aynı ekmeği yemek istiyor musunuz istemiyor musunuz?
Sayin Slave,
Kimsenin kimseyi ozel olarak getirip, Bu fasist kohne duzenin oyunun amaci ve nereye gittiginin tahlilini yapmaya getirme derdi yok.
Hele hele Lenin ve bir cok insanin UKKTH hakkinda yaptigi dogru tespit ve tahlileri tekrar dusunmeleri ve gelistirmeleri icin Mezardan getirme gibi bir imkanda yok.
Gecmiste yapilmis tahliller bana ve bir cok insana dogru tespit olarak gelebilir, Size ve sizin gibi dusunenlere ise yanlis gelebilir, Size yanlis geliyorsa! Dogru tespitlerinizi ortaya koyarsiniz.
Az biraz daha zorlamış olsaydınız donunuza da yapacakmışsınız.
Boylesi alayci ve uygunsuz bir cumle kurmanizin ne kadar dogru ise!!!!!! tepkilerinizin dogrulugunuda sorgulamis olur.
Kurt meselesi sizin algiladiginiz gibi bir TEROR meselesi degil. Kurt meselesi Kurt Halkinin Kendi Kaderini Tahin Hakki, Meselesidir.
Kurt meselesi sadece AKP doneminde yasiyan bir mesele degildir, tarihlerden beri, Irkciligin, Milliyetciligin, Sovenizmin ve Gericiligin pencesinde surup gitmektedir. Size gore PKK veya Kurt ulusal mucadelesi TERORDUR.
Bana gore de TERORU Cumhuriyettin kurulusundan beri surduren oyunlar ve sahtekarliklarla devam ettiren FASIST DUZENIN KENDISIDIR.
Devrimcilerin, Ilericilerin, Aydinlarin ve Halklarin bir birlerine dusmanligi olamaz, olmamalidir. Dunya Halklari Kardestir.
Kurtulus savasinda, Kurt, Turk, Alevi, Ermeni, Cerkez, Yoruk, Laz, Roman ve butun azinliklar yasadigi topraklari korumak adina nice bedeller odedi.... Hic bir catismaya girmiyenler ise, ULU ONDER, BASBUG, MARASAL ODULLERI ILE YASATILDI...
Sonuc olarak "DONUNUZA YAPCAKMISSINIZ!!!! ZIMBIRTI" gibi kelime ve cumle kurmak yerine, yapici ve egitici bilgilerinizle fikir ve dusuncelerinizi aciklarsaniz, dogru ve sevindirici olur.
Saygi ve Insani Sevgilerimle.
Saygıdeğer abicim
Leninin UKTH si ancak SSCb de işe yarar orada da tam olarak uygulanamadı. SSCB ne Ukrayna' dan çekildi ne Türkistan' dan. Mao' da Kaşgar' dan çekilmedi. Diğer taraftan Kürt sorununu çözmek için sosyalizmi beklersek memlekette adam kalmayacak. Bu sorunun başka yollardan da çözülebileceği kanaatindeyim. Birazda farklı yollara odaklanmak gerekir diye düşünüyorum.
Zati Türkiye' nin ve Türklerin bölgede işgalci olduğu savı hatalı.Tarihi Kürdistan olarak adlandırılan coğrafya aynı zamanda Türkiye olarak da adlandırılır.Ve coğrafyada yaşayan her millet kendi devletini kursun dersek Türkmenlerin, Suryanilerin, Çerkeslerin ve Araplarında Kürdistan olarak adlandırılan coğrafya içinde ayrı devletler kurması gerekir ki bu çok saçma bir durum ortaya çıkarır.
Ben çözümü bu toprakların daha fazla bölünmesinde değil de birleşmesinde ve insan haklarına saygılı demokratik bir yaşamın hayata geçirilmesinde görüyorum.
Baskoylu
19-12-2025, 04:32
Saygideger Marcos dost.
UKTH genel olarak farkli ulkelerde farkli uluslar yasiyorsa, yasiyan farkli uluslar hakkinda kendi kader tayin haklarinin dogruluklarini ve olmasi gereken sartlari aciklamasidir. aciklandigi gibi Uygulanip uygulanmadigini savunmuyoruz ve tartismiyoruz.
Uygulanmasinin dogru olacagini savunuyoruz.
Nesli tukenen canlilari nasil koruma altina alinmasi gerekiyorsa. Onlari yasatmak icin mucadele verilmesi gerekiyorsa.
Bir ulusa ayit ozellikle DIL ve O ulusun kulturunu yok saymak ve Yassaklanmasi dogru degil.
Dil insanlar arasında anlaşmayı sağlayan temel bir araçtır ve bu ifade doğrudur. Dil, bireylerin duygu, düşünce ve fikirlerini birbirlerine aktarmasını, kültürü ve bilgiyi kuşaktan kuşağa aktarmasını sağlayan, toplumların ortak malı olan canlı, karmaşık ve çok yönlü bir sistemdir; bu sayede insanlar hem kendi iç dünyalarıyla hem de dış dünyayla bağ kurar, ortak bir kader birliği oluşturur.
Kurt yoktur, doguda kar cok yagdigi icin, bu insanlar kar uzerinde yuruduklerinden dolayi, Kar uzerinde yuruduklerinde Kart kurt etmesinden dolayi kendilerine KURT demisler, aslinda hepisi TURK`TUR gibi asaglikca bir asimile politikasi insanligin kabul etmiyecegi bir yaklasimdir.
Kurtce Dilin yasaklanmasi da bir O kadar asaglikca bir yaklasimdir. Ezen ulus ile Ezilen ulus arasindaki mucadelenin akabinde savaslar ve zitliklar kacinilmaz olur.
Turkiye, Irak, Iran, Suriye gibi ulkeler arasinda birlesen bir KURDISTAN in saglikli bir yonetim veya sorunsuz bir KURDISTANIN kurulabilecegini dusunemeyiz.
Farkli Lehce, Farkli Kultur farkli yasam sekillerine sahip olduklarindan dolayi, SOSYALIZM VE KOMUNIZM IDEOLOJISI ILE DONANMASI VE BILINCLI BIR TOPLUM OLUSMASI ILE GERCEKLESEBILIR.
68 Kusagin dogru tespit ve tahlilerinden dolayi, Ezilen ulusun bu konuda topyekun bu saflarda yer alir bilincli bir toplum haline gelirse, kendileri icin tehlikeli olacagini cok iyi bildiklerinden dolayi, Mit Mustesarinin cicegi burnunda Damadi Aptullah Ocalan, aranip da bulunmaz hint kumasi olarak tespit edildikten sonra BOL, PARCALA VE YONET politikasinda basarili oldular.
Bozkurtcu Bahceli, Apo icin sadece DAVA ARKADASIM DEMEDIGI KALDI.
Selahttin Demirtas`in hic bir sucu yokken yillardir zindanlarda iken, sozde en buyuk dusmanlari ve terorist gordukleri APO ile muzakere etmeye ve meclise davet etmeye calisiyorlar!!!!!!
Bu bana sunu andiriyor.
BEN SIZIN YALAN VE HILELERINIZLE BAS EDEMEDIM, BU BANA DERT OLDU. AMA BENDE SIZIN ONUNUZDE DIZ COKMEDIM, BUDA SIZE DERT OLSUN.
Diyebilecek onurlu ve serefli, sozum ona kurt lideri yok.
Turk Irkci ve Milliyetciligi, Kurt halki uzerinde ASIMILE POLITIKASINI NASIL SURDURUYORSA..
Kurt Milliyetciligi de Aleviler uzerinde ASIMILE POLITIKALARINI ACIMASIZCA SURDURMEKTEDIR.
Turk Milliyetciligi nasil Kurt Dilini yok sayip lav etmek istiyorsa. Kurt Milliyetciligi de Dimiliki (zazaca) Dilinin, Kurtcenin bir lehcesi oldugunu savunarak. Dimiliki Dilini yok saymaya ve yok etmeye calisiyor.
Dimiliki (Zazaca) Kurtce ile
Kurtce ile Turkcenin gibi farklidir.
Ingilizce ile Fransizca gibi farklidir.
Ben çözümü bu toprakların daha fazla bölünmesinde değil de birleşmesinde ve insan haklarına saygılı demokratik bir yaşamın hayata geçirilmesinde görüyorum.
Guzel yurekli dost.
Dogru bir tespit. fakat bu fasist kohne duzenden bunlari beklemek!!!!! hayalcilikten oteye gitmez.
BU IRKCI, MILLIYETCI GERICI VE FASIST KOHNE DUZEN YERLE BIR EDILMEDIKCE,
DEMOKRATIK HALK DEVRIMI GERCEKLESMEDIKCE.
DEVRIM OLMADAN, HALKLARIN VE EZILENLERIN KURTULUSU OLAMAZ.
İbrahim Kaypakkaya ve Kürt Sorunu
Ancak Türkiye devrimci hareketi içerisinde sorunun, "Kürt ulusunun ayrılma hakkı dâhil kendi kaderini tayin hakkı" çerçevesinde en net telaffuzu İbrahim Kaypakkaya'dan gelmiştir.
"Kürt sorunu" üzerine düşünceleri, öyle gözüküyor ki Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi (TİİKP)'nin, Malatya-Tunceli sorumlusu olarak görev yaptığı Doğu Anadolu Bölge Komitesi'ndeki (DABK) faaliyetleri (1970-72) sırasında kristalize oldu. Partisine sunduğu "Kürecik Bölge Raporu" Kürtler arasındaki çalışmalarının somut örneklerindendir. Kaypakkaya Kürecik'de 20'si Kürt, çoğu Alevi 21 köyde çalışma yürüttüğünü belirtmektedir.[16] Köylerin sınıfsal yapısı, üretim araçları, mülkiyet ilişkileri, ticaret, sınıfların devrimci mücadele karşısındaki tutumları, köylülerin ağalara karşı mücadeleleri gibi başlıkların ele alındığı rapordaki şu ifadeler, Kürtler üzerindeki ulusal baskıların yol açabileceği sonuçlar konusundaki "farkındalığı"na işaret ediyor: "Faaliyet gösterdiğimiz 21 köyden, 20 tanesi Kürt'tür, Alevi köylerin hepsi de Kürt'tür. Fakat bölgede Kürt milliyetçiliğinin en küçük bir belirtisine bile rastlamak olanaksızdır. Tersine, egemen sınıfların zorla "Türk'leştirme" politikası epey başarı kazanmış ve Kürtler arasında bile ‘Türk milliyetçiliği'nin baş göstermesine yol açmıştır. Halkın çoğunluğu, yoksul Kürt ve Alevi olduğu için yüzyıllardan beri üçlü bir baskının (ekonomik, ulusal ve dini baskıların) boyunduruğuna koşulmuşlardır. Baskıların baş uygulayıcısı olan egemen sınıfların zorba devlet gücü, halkta korku yaratmayı da bir ölçüde başarmıştır. Bu korku özellikle yaşlılarda kendini gösteriyor ve bunlar, silahlı mücadele söz konusu olunca aşırı çekinceli davranıyorlar. Kasımoğlu ve Dersim ayaklanmalarının bastırılmasının ve bundan sonra ezilen halka vahşice işkence edilmesinin de bu aşırı ihtiyatlılıkta payı vardır."[17]
Lenin ve Stalin'in ulusal sorun konusundaki tezlerinin kuramsal çerçevesi ile Kürt hareketinin 1960'ların sonlarında yakaladığı ivmenin pratik deneyimlerine ilişkin gözlemleri, mensubu olduğu PDA/TİİKP hareketine yönelik eleştirileriyle birleştiğinde, onda Kemalizm'le de kesin kopuşu oluşturan görüşlerini biçimlendirmiş olmalı. Nitekim sonradan TKP-ML'yi oluşturmak üzere ayrılacağı TİİKP hattına yönelik ilk eleştirileri, "Milli Mesele" çerçevesindedir ve Kaypakkaya'nın Aralık 1971'de kaleme alıp, PDA'dan ayrıldıktan sonra gözden geçirerek Haziran 1972'de yayınladığı "Türkiye'de Milli Mesele" başlıklı makalesinde yer alır. (Bu makale Kaypakkaya'nın Kürt sorununa ilişkin tüm görüşlerini derli toplu biçimde sunduğu için, yazının bundan sonraki bölümünde esas alınacaktır):
Kaypakkaya'nın Kürt sorunu konusunda TİİKP'ne yönelttiği eleştirinin özü, parti program taslağında Kürtlerden bir "ulus" olarak değil de bir "halk" olarak söz edilmesi ve parti desteğinin "Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkı"yla sınırlı tutulmasıydı. Oysa Kaypakkaya "halk" ile "millet" kavramlarının ayırt edilmesi gereğini ısrarla vurgulamaktadır:
"Şafak revizyonizmine göre milli baskı, Kürt halkına uygulanmaktadır. Bu, milli baskının ne olduğunu anlamamaktır. Milli baskı, ezen, sömüren ve hâkim milletlerin hâkim sınıflarının, ezilen bağımlı ve uyruk milletlere uyguladığı baskıdır. Türkiye'de milli baskı, hâkim Türk milletinin hâkim sınıflarının, sadece Kürt halkına değil, bütün Kürt milletine, sadece Kürt milletine de değil, bütün azınlık uyruk milliyetlere uyguladığı baskıdır.
Halk ve millet aynı şeyler değildirler. Halk kavramı, bugün genel olarak işçi sınıfını, yoksul ve orta hâlli köylüleri, yarı-proleterleri ve şehir küçük-burjuvazisini kapsar. Geri ülkelerde, halk sınıflarına bir de emperyalizme, feodalizme ve komprador kapitalizmine karşı, demokratik halk devrimi safında yer alan milli burjuvazinin devrimci kanadı girer. Oysa millet, hâkim sınıflar da dâhil, bütün sınıf ve tabakaları içine alır. ‘Millet [veya ulus]; dil, toprak, iktisadi yaşantı birliğinin ve ortak kültür biçiminde beliren ruhi şekillenme birliğinin hüküm sürdüğü, tarihi olarak meydana gelmiş istikrarlı bir topluluktur' (Stalin). Aynı dili konuşan, aynı toprak üzerinde oturan, iktisadi yaşantı birliği ve ruhi şekillenme birliği içinde olan bütün sınıf ve tabakalar, milletin kapsamına dâhildirler. Bunların içinde devrimden menfaati olan, devrim safında yer alan sınıf ve tabakalar olduğu gibi, devrime düşman olan ve devrimle karşı-devrim arasında bocalayan sınıf ve tabakalar da vardır. (…)
Bugün Kürt halkı kavramına Kürt işçileri, Kürt yoksul ve orta hâlli köylüleri, şehir yarı-proleterleri, şehir küçük-burjuvazisi ve Kürt burjuvazisinin demokratik halk devrimi saflarına katılacak olan devrimci kanadı girer. Oysa Kürt milleti kavramına, bu sınıf ve tabakalardan başka, Kürt burjuvalarının diğer bütün kesimleri ve Kürt toprak ağaları da girer. Bazı çokbilmiş akıldaneler, toprak ağalarının milletten sayılamayacağını iddia ediyorlar. Hatta bunlar Kürt bölgesinde toprak ağalarının mevcut olması sebebiyle Kürtlerin henüz bir millet teşkil etmediği kerametini de yumurtluyorlar. Bu, korkunç bir demagoji ve safsatadır. Toprak ağaları aynı ortak dili konuşmuyor mu? Aynı toprak üzerinde oturmuyor mu? Aynı iktisadi yaşantı birliği ve ruhi şekillenme birliği içinde bulunmuyor mu? (…)
Kürtlerin bir millet oluşturmadığını ileri süren tez, besbelli ki baştan sona saçmadır, gerçeklere aykırıdır ve pratikte de zararlıdır. Zararlıdır, çünkü böyle bir tez, ancak ezen, sömüren ve hâkim milletlerin hâkim sınıflarının işine yarar. Onlar böylece ezilen, bağımlı ve uyruk milletlere uyguladıkları milli baskıyı ve zulmü, kendi lehlerine olan bütün imtiyazları ve eşitsizliği haklı çıkaracak bir gerekçe bulmuş olurlar. Böylece proletaryanın, milletlerin eşitliği uğruna, milli baskıların, imtiyazların vs... kalkması uğruna yürütmesi gereken mücadele suya düşmüş olur. Milletlerin kendi kaderini tayin hakkı suya düşmüş olur. (…) Türkiye'de Kürtlerin bir millet teşkil etmediğini iddia edenler, Türk hâkim sınıflarının borusunu öttürmektedirler. Bilindiği gibi Türk hâkim sınıfları da Kürtlerin bir millet olmadığını iddia etmektedir. Bunlar, Türk hâkim sınıflarının imtiyazlarını savunmak suretiyle çeşitli milliyetlere mensup emekçi halk kitleleri arasındaki güveni, dayanışmayı ve birliği alçakça sabote etmektedirler."[18]
Net bir biçimde görülüyor; Kaypakkaya "Kürtleri devrim mücadelesine yedeklemek" kaygısıyla, onların bir ulus olduğunu inkâr etmiyor. Tersine, söze, Kürt burjuvalarının, toprak ağalarının vb. dâhil olduğu bir "Kürt ulusu"nun varlığını vurgulayarak başlıyor; yalnızca ezilenlerin, yoksulların, köylülüğün vb. (halk) değil, (Türk hâkim sınıflarıyla bütünleşen büyük toprak ağaları dışında) tüm Kürt ulusal kesimlerin "milli baskı" altında olduğunu belirtiyor ("Kürt işçileriyle, yarı-proleterleriyle, yoksul ve orta köylüleriyle, şehir küçük-burjuvazisiyle birlikte Kürt burjuvazisi ve küçük toprak ağaları da milli baskıya maruzdur. Ve Kürt milli hareketinin saflarını bu sınıflar teşkil ediyor. Milli baskılara karşı birleşen bu saflardaki her bir sınıfın elbette kendine has emelleri ve hedefleri de var. Biz bunlardan neyi, nereye kadar destekleyeceğimizi ilerde belirteceğiz") ve "kaderini tayin hakkı"nın sınıfsal ("halk") bir konumlanışa değil, "ulus"a ait olduğunu vurguluyor.[19]
Kaypakkaya'ya göre "ulusal baskı"nın nedeni, yalnızca "yıldırmak" değil, ülkenin bütün pazarlarının maddi zenginliklerinin rakipsiz hâkimi olmak", Yeni imtiyazlar edinmek, eski imtiyazları en son sınırına kadar genişletmek ve kullanmak"tır. Bir başka deyişle, "ulusal sorun", ezen ulus egemen sınıflarının iktisadî çıkarları, "ulusal Pazar" üzerindeki hâkimiyeti tesis etme girişimiyle ilintilidir. Ezen ulus egemen sınıfları, bu amaçları doğrultusunda ezilen ulusun (çıkarlarını doğrudan kendilerine bağlamış kesimler dışındaki) tüm unsurları üzerinde baskı uygularlar.
Bu bağlamda, Kaypakkaya'nın "ulusların kendi kaderini tayin hakkı"na yönelik tutumu "ama'sız, fakat'sız", tereddütsüz bir destektir. Örneğin MDD'nin lideri Mihri Belli'nin şu satırlarında duyumsanan, "Kürtlerin kendi kaderlerini tayin etmesi durumunda tercihlerini gericilikten, feodal bağlardan yana kullanabilirler" kaygısını hiçbir şekilde paylaşmamaktadır:
"Türkiye'de etkin topluluklar için ve özellikle Kürtler için ana dil ve kültür eğitimlerinin, merkezi, laik, devrimci bir cumhuriyet maarifi yönetiminde olmasını gerekli gördüğümüzü belirttik... Tarihi köklere dayanan Türklerle Kürtler arasındaki kardeşliğin, Türkiye'de ulusal birliğin, Türkiye'nin toprak bütünlüğünün hangi biçimde olursa olsun baltalanması, hem Türklerin, hem Kürtlerin gerçek çıkarlarına aykırı sonuçlara varır ve dünyanın bu bölgesinde emperyalizmin durumunu güçlendirir."
Kaypakkaya M. Belli'nin bu kaygısını "hâkim millet şovenizmi" olarak tanımlamaktadır. Ona göre "komünist tutum", "Kürt milletinin ayrı devlet kurma hakkını olanca gücümüzle savun"mak, "devlet kurma hakkının herhangi bir ulusun tekelinde imtiyaz olmasını reddet"mektir..
Kaypakkaya tüm bunları tanır tanımasına da, "ulusal devlet"in eninde sonunda burjuvazinin iç pazarı ele geçirmek zorunluluğunu karşılayan bir mekanizma olduğu olgusunu da gözardı etmez; bir başka deyişle, ezen ya da ezilen ulusun "devlet"ini fetişleştirmez. "Ulusal hareketler"in ezilen ulusların burjuvazisinin öncülüğünde geliştiği olgusunu görmezden gelmez. Ona göre, Türkiye Kürdistanı'nda ikili bir dinamik yürürlüktedir:
"Bugün Türkiye Kürdistanı'nda ‘hızla güçlenmekte' olan hareket, hem Kürt burjuvazisinin ve küçük toprak ağalarının başını çektiği Kürt milli hareketidir, hem de ezilen ve sömürülen Kürt işçi ve köylülerinin, gittikçe komünist bir önderlikle birleşme istidadı gösteren sınıf hareketi yani, halk hareketidir. Birincisi, sadece Türk hâkim sınıflarının milli baskılarını ortadan kaldırmaya ve aynı zamanda Kürt burjuvazisinin ve toprak ağalarının ‘iç pazarı' ele geçirmesi amacına yöneldiği hâlde; ikincisi hem Kürt burjuvalarının ve toprak ağalarının sömürü ve baskısına, hem de milli baskıya, milliyetlerin ezilmesi politikasına karşı yönelmiştir."
İbrahim Kaypakkaya'ya göre, günümüzde "ister ayrı bir devlet kurmakla sonuçlansın, ister başka şekilde" ezilen ulus burjuvazileri, toprak ağaları vb. öncülüğünde yürütülen ulusal hareketlerin, "milli demokratik devrim"i tamamlama, yani emperyalizm ve feodalizmi tasfiye etme yeteneği yoktur. Yine de bu, proletaryanın gerçekleştirebileceği bir görevdir. Komünistlerin "ulusların kendi kaderini tayin hakkı"nı savunması, bu durumun saptanması ve kabulünden bağımsızdır.
Öyle ki, Kaypakkaya, dönemin devrimci/sosyalistlerini de etkilemiş olan "Şeyh Sait İsyanı'nın gerici/işbirlikçi niteliği", "emperyalizmin bir oyunu" olduğu retoriği karşısında bu durumu çok net hatlarla ifade ediyor:
"Kürt isyanlarının yeni Türk devleti tarafından vahşice bastırılmasını ve peşinden yapılan kitle katliamlarını feodalizme karşı yönelmiş ‘ilerici', ‘devrimci' bir hareket diye alkışlayanlar, sadece ve sadece iflah olmaz hâkim ulus milliyetçileridir. Böyleleri, yeni Türk devletinin sadece feodal Kürt beylerine saldırmadığını, çoluk-çocuk, kadın-erkek bütün Kürt halkına da vahşice saldırdığını, onbinlerce köylüyü katlettiğini görmezlikten geliyorlar. Böyleleri, yeni Türk devletinin bu katliamları yaparken, kendisine karşı çıkmayan feodal beylere candan dostluk gösterdiğini, bunlara destek olduğunu ve bunları güçlendirdiğini unutuyorlar. (…)
Bir de, Şeyh Sait ayaklanmasının arkasında İngiliz emperyalizminin parmağı olduğu iddiasıyla, Türk hâkim sınıflarının milli baskı politikasını savunmaya yeltenen sözümona ‘komünistler' var. Biz burada İngiliz emperyalizminin parmağı olup olmadığını tartışmayacağız. Böyle bir iddiayla milli baskı politikasının savunulup savunulmayacağını tartışacağız. Şeyh Sait isyanının arkasında İngiliz emperyalizminin parmağının olduğunu varsayalım. Bu şartlarda bir komünist hareketin tutumunun nasıl olması gerekir? Birinci olarak, Türk hâkim sınıflarının Kürt milli hareketini zorla bastırma ve ezme politikasına kesinlikle karşı çıkmak, buna karşı aktif bir şekilde mücadele etmek, Kürt milletinin kendi kaderini kendisinin tayin etmesini istemek, yani ayrı bir devlet kurup kurmamaya bizzat Kürt milletinin karar vermesini istemek. Bu, pratikte dışarıdan müdahale edilmeksizin, Kürt bölgesinde genel oylama yapılması, ayrılma veya ayrılmama kararının bu yolla veya buna benzer bir yolla bizzat Kürt milleti tarafından verilmesi anlamına gelir. Kürt hareketini bastırmak için yollanan bütün askeri birliklerin geri çekilmesi, her türlü müdahalenin kesinlikle önlenmesi, Kürt milletinin kendi geleceği hakkında kendisinin karar vermesi, komünist hareket birinci olarak bunun için mücadele eder ve Türk hâkim sınıflarının bastırma, ezme, müdahale politikasını kitlelere teşhir eder, ona karşı aktif olarak savaşırdı. İkincisi, İngiliz emperyalizminin milliyetleri birbirine düşürme politikasını, bunu her milliyetten emekçi halka, bunların birliğine verdiği zararı kitlelere teşhir eder, İngiliz emperyalizminin müdahale, içişlere burnunu sokma politikasıyla aktif olarak savaşırdı. Üçüncüsü, Kürt ulusunun ayrılmasını, ‘bir bütün olarak sosyal gelişmenin ve sosyalizm için proletaryanın sınıf mücadelesinin menfaatleri açısından yargılar', bizzat ayrılmayı destekleme veya desteklememe yolunda bir karara varırdı. Eğer ayrılmamayı proletaryanın sınıf menfaatlerine uygun buluyorsa, Kürt işçileri ve köylüleri arasında bunun propagandasını yapardı; özellikle Kürt komünistleri, kendi halkı arasında birleşmenin propagandasını yapardı ve milli baskılara karşı mücadeleyi toprak ağalarının, mollaların, şeyhlerin, vb. durumunun güçlenmesiyle bağdaştırma çabasında olanlara karşı mücadele ederdi. Buna rağmen Kürt ulusu ayrılma yönünde karar verirse, Türk komünistleri buna razı olur, ayrılma isteğinin karşısına zor çıkarma eğilimleriyle kesinlikle mücadele ederdi. Kürt komünistleri ise Kürt işçi ve emekçileri arasında "birleşme"nin propagandasını yapmaya, emperyalist müdahaleyle mücadeleye; Kürt feodal beyleriyle, şeyhlerle, mollalarla, burjuvazinin milliyetçi amaçlarıyla mücadeleye devam ederdi.
Eğer komünist hareket, Kürt ulusunun ayrılmasının proletaryanın sınıf menfaatleri açısından faydalı olacağına karar verirse, mesela ayrılma hâlinde Kürt bölgesinde devrim imkânı artacaksa, o takdirde bizzat ayrılmayı savunurdu; hem Türk işçi ve emekçileri arasında, hem de Kürt işçi ve emekçileri arasında ayrılmanın propagandasını yapardı. Her iki hâlde de, Türk işçi ve emekçileriyle Kürt işçi ve emekçileri arasında sıcak ve samimi bağlar doğardı. Kürt halkı, Türk halkına ve komünistlere büyük bir güven ve dostluk duygusu beslerdi. Halkların birliği pekişir, devrimin başarısı daha da kolaylaşırdı." (ss.189-190.)
Bu satırların programatik bir değer taşıdığını düşünüyorum. Devrimcilerin, sosyalistlerin desteklediği UKTH, bir "ilke"dir. Bu ilkeyi, kendi egemen sınıflarının ezilen ulus karşısında uyguladığı her türlü baskı ve tahakküme karşı çıkarak hayata geçirirler. Ötesi, yani ilkenin pratikte alacağı biçimler ise, farklı tutumlara yol açabilir. Bir başka deyişle, ezilen ulusun ayrı devlet kurma "hakkı"nın desteklenmesi başka, o ulusun egemen sınıflarının desteklenmesi[20] başka şeylerdir. Devrimciler, sosyalistler, bir yandan ezilen ulusların ulusal tahakkümden, boyunduruktan kurtulma mücadelelerini, yani ezilen ulusun ezen ulusa karşı mücadelesini, ama aynı zamanda (her iki ulustaki) tüm ezilenlerin, sömürülenlerin kardeşliğini ve sömürücü sınıflara karşı mücadelesini desteklerler. Ezilen ulusun kendi kaderini tayin hakkı ilkeseldir; ama her iki ulusun komünistlerinin bu hakkın kullanılış tarzı konusundaki tutumlarını, konjonktür belirleyecektir… İşçi sınıfı açısından aslolan ise, "farklı milliyetlerden proleterlerin" şu ya da bu ulusal bayrağın değil, kendi sancağının etrafında toplanması, yani "Enternasyonal"dir.
"Türkiye'de Milli Mesele" makalesinin bir başka çarpıcı yönü ise, onun "işçi-köylü-emekçi güzellemeleri"ne prim vermeksizin, popülizme düşmeksizin Türkiye'de emekçilerin egemen sınıfların ideolojik hegemonyası altında olduğunun bilinci ve bunu çekinmeden dile getirmesidir. Kaypakkaya emekçiler üzerindeki ideolojik hegemonyaya karşı mücadelenin de altını çizer: "Öte yandan, ‘Türkiye'nin bütün işçi ve köylüleri'nin bugün Kürt milletinin en haklı ve ileri isteklerini dahi desteklediğini iddia edemeyiz. Bu, sadece arzu edilen bir şeydir ama, ne yapalım ki, gerçek değildir. Türk işçi ve köylülerinin bilinçleri, Türk hâkim sınıfları tarafından milliyetçilik ideolojisiyle geniş ölçüde karartılmıştır. Hâkim ulus milliyetçiliği, değil köylülerin, proleterlerin en ileri unsurlarının bile gözlerini az çok karartmıştır. Yani özellikle Türk komünistlerinin önünde Türk milliyetçiliğini yıkmak görevi, işçi ve köylüleri burjuva milliyetçiliğinin her türlü kalıntılarından temizlemek görevi vardır." (s.201.)
Ve Kaypakkaya'ya göre Türkiye'de "hâkim sınıf milliyetçiliği"nin, ya da egemen ideolojinin kaynağı, Mustafa Kemal ve Kemalizm'dir. Ulusların kendi kaderini tayin hakkına olan ilkesel bağlılık, onun Kemalizm'le kopuş momentlerinin en önemlilerinden birini oluşturmaktadır:
"Kaldı ki, M. Kemal, Sivas Kongresi'nde merkezi otorite diye bir şeyin mevcut olmadığı veya iyice çöktüğü şartlarda Kürtlerin varlığından sahte bir edayla bahsederek, gerçekte Kürt milletinin olası bir ayrılma hareketini engellemek istemiştir. Onların, Türk burjuvazisinin ve toprak ağalarının boyunduruğuna razı olmalarını sağlamak istemiştir. M. Kemal'in bütün hayatı Kürt milletine ve diğer azınlık milliyetlere baskı ve zulüm örnekleriyle doludur. Türkiye'de milli meselede komünistlerin kendilerine destek edinemeyeceği biri varsa, o da M. Kemal'dir. Hatta Türkiye'de en başta mücadele edilecek milliyetçilik, hâkim ulus milliyetçiliği olan M. Kemal milliyetçiliğidir. İnönü'nün Lozan'da Kürtlerin de temsilcisi olduğunu iddia etmesi de, Kürt milletinin kendi kaderini tayin hakkına açıkça bir saldırıdır. Kürt milletinin kaderini dışarıdan tayin etme alçaklığıdır. Kürt milletinin oturduğu bölgeyi Türkiye sınırlarına yani Türk burjuvazisinin ve toprak ağalarının hâkimiyet alanına, emperyalistlerle pazarlık yaparak dâhil etme kurnazlığıdır! Ve Türk milliyetçiliğinin en azgın bir biçimde tezahür etmesidir." (s.212.)
Özetle, "millî mesele" ya da Türkiye'deki bağlamıyla Kürt sorunu konusunda Lenin ve Stalin'in görüşlerinden kalkınan İbrahim Kaypakkaya, "devlet kurma hakkı" olarak tanımladığı "ulusların kendi kaderini tayin hakkı" konusunda, işçi sınıfının enternasyonal birliği[21] ile ulusların kendi devletlerini kurma hakkını aynı solukta savunmaktadır. Onun tercihi, emekçilerin "birliği"nden yanadır; ama "gönüllülüğe dayalı sağlam bir birlik". "Yine komünistler," demektedir, "genel olarak büyük devletler hâlinde örgütlenmiş olmayı, küçük küçük devletler hâlinde örgütlenmiş olmaya tercih ederler. Çünkü geniş bir alana kurulmuş büyük devletler, sınıf mücadelesi açısından, geniş çapta üretim yapılması açısından ve sosyalizmin inşası açısından daha elverişli şartlara sahiptir." (s.206.)
Bu ol(a)madığı durumda, yani ezilen ulus tercihini ayrılmaktan, kendi devletini kurmaktan yana kullanıyorsa, o zaman yapılacak iş, bu karara (aktif destek sunulmasa, "birleşme" lehine propaganda yürütülse de) saygı göstermektir:
"Komünistler, Kürt milletinin ayrı bir devlet kurup kurmayacağı kararını tamamen ve kesinlikle Kürt milletine bırakır. Kürt milleti isterse ayrı bir devlet kurar, istemezse kurmaz. Buna karar verecek olan başkaları değil, Kürt milletidir. Komünistler, bir milletin ayrılma isteğinin önüne kendileri asla engel çıkarmayacağı gibi, burjuva ve toprak ağalarının hükümetinin engel çıkarma, zor kullanma girişimleriyle de aktif olarak mücadele eder. Her türlü dış müdahaleye karşı mücadele eder. Eğer Kürt proletaryası ve emekçileri ayrılmanın devrimi zayıflatacağının bilincinde ise, o zaten birleşmek yolunda elinden geleni yapacaktır; bilincinde değilse, onun adına dışarıdan müdahaleye kimsenin hakkı yoktur. Dışarıdan müdahale, zor kullanma, ayrılma isteğinin önüne engel çıkarma hangi gerekçeyle olursa olsun, ‘ulusların kendi kaderini tayin hakkı'na bir tecavüzdür. Böyle bir tecavüz, işçilerin ve emekçilerin birliğini baltalar, birbirine güvenini sarsar, milli düşmanlıkları körükler, sonuç olarak, uzun vadede proletaryanın davasına büyük zararlar verir." (s.209.)
Ve nihayet, İbrahim Kaypakkaya'nın, "peki ama bütün bunlar nasıl olacak? Sizin iktidarınızda ulusal sorun nasıl çözümlenecek?" gibi "projeci" bir soruya verdiği bir yanıt vardır:
"Demokratik halk diktatörlüğü sisteminde bütün milletlerin ve dillerin tam eşitliği garanti edilecektir. Hiçbir zorunlu dil tanınmayacak, halka bütün yerli dillerin öğretildiği okullar sağlanacaktır. Halk devletinin anayasası, herhangi bir milletin, herhangi bir imtiyaza sahip olmasını ve milli azınlığın haklarına herhangi bir tecavüzü kesinlikle yasaklayacaktır. Her ulusa, kendi kaderini tayin etme hakkı tanınacaktır. Bütün bunların gerçekleşmesi için, özellikle yaygın bölgesel özerklik ve tamamen demokratik yerel kendi kendini yönetim gereklidir. Bu özerk ve kendi kendini yöneten bölgelerin sınırları, ekonomik ve sosyal şartlar, nüfusun milli bileşimi vb... temeli üzerinde, bizzat mahalli nüfus tarafından tayin edilecektir." (s.215.)
Günümüzde Kürt çevreleri tarafından sıkça telaffuz edilen "Demokratik özerklik", "komünalizm", "ekolojik-demokratik toplum", "demokratik cumhuriyet" gibi muğlak ve müphem kavramlardan çok daha net, açık ve akla yakın bir formülasyon, değil mi?
Eğer öyleyse, Kürt Hareketi'nin İbrahim Kaypaya'yı bir kez daha (örneğin Murray Bookchin'den daha) dikkatle okuması gerekmiyor mu?
15 Mayıs 2016 08:36:55, Ankara.
Baskoylu
19-12-2025, 05:04
Düşünüş ve Hareket Tarzında Devrimcileşmek
Kürt ulusuna, diğer azınlık milliyetlere uygulanan baskı ve asimilasyon politikalarına karşı sessiz kalıp harekete geçmemek, özünde işçi ve emekçilerin birliğine, ortak yürüyüşüne zarar vermektir. Dolayısıyla bu yönlü yapılan çağrılara kayıtsızlık ya meselenin özünü yeteri kadar kavramamaktan ya da bu demokratik istemlere karşı samimi bir tutum sergilememekten kaynaklanmaktadır. Çünkü samimi bir birlik istemi, ortak mücadele anlayışı Kürt ulusunun ulusal demokratik haklarını savunmayı, bu yönlü yapılan tüm saldırılara karşı net bir tutum almayı gerekli kılmakta.
Yine güncel bağlamda parçalı da olsa, işçi sınıfı ve ezilenler cephesinde belli bir hareketlilikten söz edebiliriz. Aslında bu tablo belli yönleriyle uzun yılların resmini de yansıtmakta. Yoğunlaşan işçi eylemleri, köylüler cephesinde gelişen protestolar, toplumun farklı kesimlerinde demokratik hak ve özgürlükler temelinde artan talepler vb.
Elbette ki, tüm bu baskıların, yokluk ve yoksullukların yaratıcısı burjuva egemenlik sistemidir. Bundan dolayı en sıradan demokratik talepli eylemin karşısına sistemin jandarması ve polisi dikilmekte. Yargı kurumları hemen devreye girmekte. Tabii ki, bu yaşananlarda bir terslik yok. Asıl mesele tüm bu sorunların kaynağı olan sisteme karşı mücadelede sergilenen parçalı duruştur. Çünkü işçi ve emekçilerin birliği sağlanmadıkça, Kürt ulusunun ulusal demokratik taleplerine karşı var olan ön yargılı yaklaşımlar aşılmadıkça, egemen sınıfların "Böl, yönet" politikaları hayat hakkı bulmakta zorlanmayacaktır.
Haklı talepleri karşısında saldırıya maruz kalan bir işçi veya köylünün yanıtı "Niye biz terörist miyiz" veya bize "Bize neden terörist muamelesi yapılıyor" olduğu müddetçe egemen sınıfların ırkçı milliyetçilik propagandaları halkların birliğini bir virüs gibi kemirmeye devam edecektir. Çünkü bunu diyen işçi, köylü genel manada Kürt halkının, devrimci ve komünistlerin haklı ve meşru mücadelelerini "terörist" bir faaliyet olarak görmektedir. Yani sistemin ırkçı-milliyetçi, dini gerici propagandalarının etkisi altındadır. Ve faşist iktidarın, diğer burjuva muhalefet partilerinin dini gericilikte, ırkçı milliyetçilikte bu denli yarışmaları burjuva-feodal egemenlik sisteminin selameti içindir. Bu gericilik dalgası, bilimin ışığıyla, devrimci ve komünistlerin "Bütün ülkelerin işçileri ve ezilen halkları birleşin" enternasyonalist şiarıyla yürüttükleri mücadeleyle alt edilebilir. Onun için ezilenler cephesinde uğultuların yükseldiği, çaresizlik içinde çarelerin arandığı her yere, devrimci müdahalelerde bulunarak ezilenlerin birliğini sağlayacak pratiklerde yoğunlaşmalıyız. Ezilenlerin düşünüş ve hareket tarzında devrimci temelde bir değişim yaratılmadığı müddetçe geniş emekçi yığınlar gericiliğin yaydığı karanlığın, ırkçı milliyetçiliğin propagandaları etkisinde kurtarılamaz.
Elbette ki basit bir görevden söz etmediğimizin farkındayız. Ama özgür bir gelecek için bu yolda yürümek zorundayız. Düşünsel ve hareket tarzı bakımından sistemin işçi ve emekçileri uysal birer modern köle haline getirmeye çalıştığı her kirli silaha karşı, devrimci bir silahla yanıt vermek bir tercih değil, zorunluluktur.
Çürümüş sistemin çürük argümanları
AKP iktidarı, burjuva egemenlik sistemindeki çürümeyi gün geçtikçe daha da derinleştiriyor. Hiç kuşkusuz tarikat ve cemaatlerin sistemin kurumlarında artan etkisi, günlük toplumsal yaşamda da bir karşılık bulmaktadır.
Özellikle devletin dini kurumlara ve bu kurumların gölgesinde mantar gibi biten vakıflara sunmuş olduğu ekonomik destekler bu alanda büyük bir pastanın oluşmasına yol açmıştır. Pastanın olduğu her yerde rekabet-çatışma vardır.
İktidar var olan kitle desteğini korumak diğer bir anlatımla oy deposunu güvence altına almak için din ve ırkçı milliyetçiliği bir teminat olarak görüyor. Yokluk ve yoksulluk içinde kıvranan milyonları ırkçı milliyetçi propagandalarla, ahiret korkusuyla kontrol etmeye çalışıyor.
AKP milletvekili eski savunma bakanı Hulusi Akar'ın eğitimin amacının "Bilgi edinmek değil, Allah korkusunu öğretmektir" sözleri bir gerçeğin itirafı niteliğindedir. Çünkü Allah korkusuyla, sömürü ve zulüm düzenlerini devam ettirmek siyasal İslamcıların önceliklerinden biridir. Her yerde imam hatip okulları açan, diğer bir ifadeyle eğitim, sağlık alanında bilime dayanan her düşünceye karşı sergilenen düşmanlık, orta çağ zihniyetinin ürünüdür. "Kindar ve dindar gençlik" de ancak bu karanlık bataklıktan beslenerek çoğalabilir. Artan tacizler, tecavüzler, kadın düşmanlığı, sokaklarda işlenen cinayetler, bu sistemin ideolojik, siyasal, kültürel cephedeki çürümüşlüğünün önemli oranda toplumun farklı kesimlerini de sarıp sarmalamasından başka bir şey değildir.
Elbette ki burjuva egemenlik sistemindeki "dindarlık ve kindarlık" politikaları, AKP iktidarıyla başlamadı. Yüz yıllık cumhuriyet tarihinde her zaman diğer dinlere ve inanç gruplarına karşı yok sayıcı-saldırgan bir pratik izlemiştir.
Yine TC devleti hiçbir zaman gerçek manada laik bir devlet olmamıştır. Bu ne kadar gerçek bir olguysa, dinin devlet kurumlarında, sosyal yaşamda hiçbir dönem bu denli etkin olmadığı da bir o kadar gerçektir. Tabii ki, bu durumda bölgenin nesnel koşullarının da rolü vardır. Bu tehlikeye işaret etmek, aynı zamanda dünden farklı bir tutum içine girmeyi de gerekli kılmaktadır.
Baskoylu
19-12-2025, 05:08
Kendi topraklarında özgür yaşayamayanlar (Nubar Ozanyan)
Nasıl bir adalet, nasıl bir vicdandır ki yüzyıldır Kürtler kendi topraklarında özgür yaşayamıyor? Nasıl bir kara zulümdür ki, on binlerce gerilla canını feda etmesine, on binlerce tutsak kör hücrelerde ömür çürütürcesine özgürlüğe ellerini uzatmasına karşın karanlık iş başında kalmaya devam ediyor? Ve yüz yıldır Kürt halkı bunca büyük bedel ödemesi karşısında sanki bir şey olmamış gibi duran Devlet, utanmadan elini "kardeşlik" adına DEM'e uzatıyor? Tarihte böylesine aymaz bir düşman görülmüş mü?
Elleri Kürt, işçi, kadın, bebek kanıyla kirli olanların niyeti temiz olabilir mi? Çözüm adına kurdukları cümlelerde samimiyet, dürüstlük aranabilir mi?
Kürt halkı, önderliğinin özgürlüğü ve onurlu bir barış için ayaktadır. Türk devleti ise utanç dolu zulmüyle Kürt, işçi, kadın ve bebek düşmanlığıyla ayakta durmaya çalışıyor. Her gün sayısını kaydetmekten yorulduğumuz kanla beslenen savaş uçakları, ölüm kusan savaş helikopterleriyle Kürdistan bombalanmaya devam ediyor.
Türkiye halkı, açlık yoksulluk içinde nefes alamıyor. İşçiler, kadınlar, gençler hak ve adalet için sokağa çıkıp özgürlüklerini haykırdıklarında karşılarında zulüm ordularını görmektedir.
Hak ve adalet aramanın, konuşmanın, insanca yaşama talebinin yasak olduğu ülkenin efendileri barıştan ve kardeşlikten yana olabilir mi?
AKP-MHP iktidarı her alanda çözümsüzlüğün içinde sıkışmış durumdadır. Zulümden, imha ve yok etmekten başka bir şey düşünmeyen AKP-MHP'nin aklına Kürtlere barış elini uzatmak gelmesi samimiyetten ve ciddiyetten uzak, bir faşist Türk manevrasıdır.
Hak ve adaletin olmadığı yerde bütün sözler sahtedir. Vicdanın olmadığı yerde çözüm içerikli cümleler, bir aldatmacadan ibarettir. Bükemediği bileğin karşısında aldatma ve kandırmayla manevra yapmak isteyenler, önce Kürdistan'ın işgal ve ilhakına, Kürt düşmanlığına son vermelidir.
Karanlık iş başındadır. Sokak başlarını tutmuş. Kadınların korkusuzca yürüme, bebeklerin çocukça büyüme, Kürt'ün şarkı söyleme ve halay çekme, işçinin açlığını haykırma hakkı elinden almış; halkların tüm özgürlüğünü çalmış bir devlet dürüst olabilir mi? Hak adalet sözleri inandırıcı olabilir mi?
Hemen her fırsatta ve her süreçte savaş hükümetinin temsilcileri Kürt ulusal özgürlük hareketini bitireceğini dile getirmiş, hatta daha ileri giderek "terör"ün bitirileceğine dair tarih ve gün vermişlerdir. Ancak haklılığına inanan, meşruluğuna dayanan, özgürlüğe inançlı Kürt halkı ve gerillaları ne geri adım attı ne haklı ve onurlu davasından vazgeçti.
Ne de teslim olup yenileceklerine dair bir emare gösterdi. Tam tersine gerillanın fedakarlık ve kahramanlık dolu direnişi ve mücadelesi tarih yazarak yürüdü. Sadece Kürt halkına değil, ezilen dünya halklarına umut ve cesaret oldu. Özgürlüğün ilham kaynağı oldu.
AKP-MHP faşist iktidarın en iyi sözü "örgütü tasfiye edin, silahları bırakın" olmuştur. Teslimiyeti ve köleliği dayatan ancak hiçbir karşılığı olmayan sözler, kırk yıldır tüm Türk faşist parti temsilcileri tarafından dillendirilmektedir. Sormazlar mı bu gafil Devlet'e "Sen Kürtleri kandırılacak çocuk mu sandın?"
Emek ve fedakarlıkla tarihe not düşülecek kadar değerler yaratan, büyük bedeller pahasına mücadele dolu kırk yıl geçiren bir halk boş hayallere kanar mı? Kan ve onurla kazanılan bilinç, büyük bedelle yaratılan değerler, Kürdistan topraklarını kanlarıyla sulayan on binlerce şehit gerillanın ve yine zindanlarda zulüm soluyan on binlerce tutsağın direnişi sayesinde oldu.
Işık özgürlüktür, özgürlük gerillanın direnen ellerinde Kürdistan dağlarındadır. Özgürlük işçinin sıkılı yumruğundadır. Özgürlük kadının öfke dolu isyan sloganındadır. Halkları direniş ve ortak mücadele kurtaracaktır.
spartacus
19-12-2025, 07:03
Baykoylu ilahi, tabulaştırma tarzı söylemlerin anlamı yok, ulusal sorunu da ancak sosyalizm çözer yönlü bir beklenti de doğru değil. Sorun özünde zaten burjuva bir meseledir ve illa şu ya da bu sistem meselesi değildir. İnsanlığın kurtuluşu en nihayetinde sosyalizmdir diye meseleleri kendi özgülünden yalıtmamak ve tepeden, muhataplara rağmen muhataplar adına yargı, ahkam koymamak gerekir. İşte AKP bile 20 yılı aşkın değiştirilemedi, demek ki ayet okuma tarzında sözde keskin, marjinal, sekter, elit propagandalar(ki belliki politika, bilinçli çalışma, koşulları görmek ve verili gerçeği kabul etmek lazım) fayda sağlamıyor. Bir toplumda etnik, dini ayrımlar hakim olmuşsa, o toplum bunu aşmadan bilinçlenebilir mi? (kaldı ki sistem değişsin veya toplumsal ilerleme sağlansın, bu süreçlerden geçmeden ilerleme olması beklenemez). İlla sistem değişsin denemez(bu meseleleri görmezden gelmeye, toplumdan kopmaya da, bürokrasi, teorik aristokrasiye, holiganlığa dönüşür), bu toplum böyle olduğu sürece zaten ilerleme sağlanamaz. Çeşitli beylik sloganlar anlam taşımıyor, meseleler teorik olarak ortaya konabilir ancak politikalar somut koşullara dayalıdır, olmak zorundadır ve bu koşullara göre-dair politikalar ayetçilik, ayet okuma haline getirilmemeli. Şimdi, şu an sorun ne, nasıl çözülmeli? İnsanlar gelecekte yaşamıyor, şimdi, şu an yaşıyorlar. Masaya atıp, al sana sosyalizm yaklaşımı doğru değil, huzur İslam'da kafası terk edilmelidir, bizim bazı koyu inançlı(sıfır bilinç) sosyalistlerimiz meselelere Taliban gibi yaklaşıyor, bilinç ve reel koşullar dışlanıyor, kendilerini peygamber ve ayetçi gibi görüyor ve böyle olacağını sanıyorlar, tam bir tapınmaya dönüşüyor, öz ve bilinç tükeniyor. Ve teoriler klişeştirilip, sloganlaştırılarak, dinleştirilerek uzaktaki cennet ve verili koşulların yok sayılmasına dönüşmemeli(burada teori tartışılmıyor, pratik, kendine özgü koşullar ele alınıyor, ne yapmalı meselesi teorik değil, ne olursa -gelecekte değil şimdi, şu an, bu koşullarda- çözüm sağlanır üzerinden, politik bakılıyor. Gerçek ve doğru olan, teoriye uygun olarak kitlelerle verili koşullar dahilinde politika üzerinden birleşebilmektir, geçerli ve diri olan budur. Kutsal kitapçılık değil.)... Kısaca her inanç ve feda siyaseti = dini siyasettir, bundan ve getirdiği cehalet, bağnazlıktan arınmak, uzak durmak gerekir.
------------------------------------------------
Marcos SSCB'nin Ukraynayı hele milli bir ayrımcılık esasına dayalı işgal ettiği ifadesi doğru değil, bu tarz piyasadaki propagandalar gerçekten uzak,,, bilinçli çarpıtmalar. Ukrayda sağ, faşist sağ daha başından, 100 yıl öcnesinden beridir güçlü ve köklüdür(bunların, bilhassa nazi müttefiki kesimlerin proagandaları gerçeği yansıtmaz).. Ukrayna kendi kaderini Sovyet Cumhuriyeti olmaktan yana kullandı(1922)... Bugün Avrupa ülkeleri, Avrupa Birliği'nin işgali altında mıdır?(elbette eleştirilecek yanları var) Yani diyelim ki İran sosyalist, Türkiye'de atıyorum Alman işgali altında veya Almanya, Türkiye'nin, kendi toprağı olduğunu iddia ediyor. Türkiyede sol İran gibi bir cumhuriyet olmaktan, sağın ne dediği belli değil veya bir kesimi monarşiden, bir kesimi de Almanya'nın güdümüne girmekten yana... Türkiye halkı tercihini sovyet cumhuriyet olarak yapıyor ve Almanya ise askeri olarak işgal stratejisini sürdürüyor ve işgale girişiyor. Bu savaşta Almanya-Türkiye düşman, İran-Almanya düşman, Türkiye-İran ise müttefik oluyor ve Türkiye'de sovyet rejimi kuruluyor, bu süreçte İran da askeri, politik destek veriyor ve sonunda Türkiye, İran'ın da bulunduğu sovyetler birliğine katılıyor... Mesele de etnik bir mesele değil.
1991'de SSCB'de referandum var ve her ülke kendi referandumunu yaptı. Örneğin Ukrayna halkı da, tercihini Sovyet Cumhuriyeti ve Sovyetler Birliği çatısı olmaktan yana kullandı. Yüksek Sovyet (parti falan değil bu, halk sovyetleri) gerekirse başbakanı değiştirme yetkisinde bir organdır. Üçkağıtçı Gorbaçov, referandum sonuçları olumlu çıktı diye(!) istifa ettiğinde yerine yeni bir Başbakan atayan da Yüksek Sovyetlerdir ama 1 gün başkanlık yapabilmiş, çünkü ordu darbe yapmış. Halkın %70'i sovyetlerden yana, %20 ise değildir ve orduda da durum aşağı yukarı bu yöndedir.
Referandum SSCB koşulalrındaydı o sebeple geçerli sayılamaz gibi kara propagandaların da geçersiz olduğu, sonraki yıllarda yapılan anketlerde görülmüştür. SSCB dağılmasından 15, 20 yıl sonrasında dahi yapılan anketlerde SSCB'ye dönme isteği ve daha iyi olduğu yönünde fikir beyan edenlerin oranı %50+ üzerinde olmaya devam etmiştir. Ben şahsen 10-15 yıl önceleri en az 30 Ukraynalı, bir o kadar Bulgar, Romanyalı, Rusyalı insanla tanıştım görüştüm, içlerinde 1 tanesi bile sovyet sistemine karşı değildir aksine özlemini taşıyorlardı, çünkü hepsi işçi, şoför, usta vb(üzerine de çakmakları, kemer tokaları, şapkaları orak çekiçliydi ve bilerek tercih ediyorlardı). Referandumda "sovyetlerle devam edilmesin" diyenler ise kararsız, fikri olmayanı çıktığında halkın 1/3,5 oranı tekabül eder ve nesiller değiştikçe zaten geçmişi hatırlayan, bilen veya muhtemel eğrisi-doğrusuyla kavrayan, bilen kalmayacaktır. Sözde siyaset ve bilhassa kapitalist siyaset, 100 parça içinden sadece 1 olumsuzu bulup, seçip genellemek ve bütün propagandayı üzerinden yapmak üzerine kuruludur.
SSCB darbe ile devrildiğinde, halkın kapitalist ülkelerdeki gibi siyaset dışı tutulmuş(tutulamaz çünkü orada sovyetler var), ezan, bayrak haydi oylar bize gibi işlevsiz bir sözde demokrasi toplum olmaması, daha bilinçli olması, yasaları üstün tutması, hak, hukuka riayet, siyaset kültüründen dolayı süreç hızlı ve kolay işledi. Bu süreçte ise aslında demografisi gereği Rusya'da kalması gereken bir kaç bölge, yer, evvelce konumu gereği imtiyazlı olan Ukrayna'da kaldı, bu ara yerleşkeler de referandum yapılmalıydı, yapılmadı. Neyse bu mesele günümüzle ilgili...
-------------------------------------------------------------------
Bugün Çin öne sürülüyor, oysa bölge yarısı Çinli olduğu halde hem özerktir hem de oradaki sorun etnik olmaktan ziyade, dini, siyasal İslam ile yaşanan çatışmaya dayanıyor. Benzer sorunlar SSCB'de de yaşandı, ağaların ayaklanması veya dini isyanlar. Bunlar olabilir, yaşanabilir ve kapitalist batı medyası nasıl işlemek işine gelirse öyle işler ve kapitalist toplumlar da sistemin doğası ve toplumun siyasetten men edilmişliğinin, istismar siyaseti ve yaşamak için patrona(ağaya) el etek öperek hayatta kalma ideaolojisi gereği bilinç faktörü sıfır denecek düzeydedir, bunlara kolay aldanır, empoze olur.... İşte Suriye, Afganistan'da yapılan-olan Çin'de denenmeye çalışıyor, ama başarılı olamadı...
Türkiye toplumunun en temel sorunu toplumsal cehalet, hak, hukuk, siyaset bilmemesi, bir avuç bezirganın elinde can çekişmesi, birbirine karşı kırdırılmak, kolay hamasetle sürüleştirilmek, kısaca etinden, sütünden, kanından en basit yollarla en ideal biçimde faydalanılması vs... Bu mesele aşılmadan hem bu konuda hem de toplumsal bilinç ve sırtlarındaki vahşi asalaklardan bir nebze olsa kurtulma yolunda adım atabilmesi mümkün değil, ve gerçekte mesele politik ve ancak politik olarak ve hak, hukuk zemininde veya Kürtler'in ayrılmasıyla çözülebilir. Ya öyle, ya böyle, din, inanç etnisitenin siyasallaştırılıp, istismar hamasetine dönüştürüldüğü, hele koşullara uyum sağlaması zor olan sahte demokrasili kapitalizm koşulları ve ikitdarın para ve istismar gücüne dayalı temsili sistematiği ve ucuz hamaset hükümet ve rejimlerinin kurulduğu koşullarda, başka türlüsü mümkün değil.
Baskoylu
20-12-2025, 19:15
ilahi, tabulaştırma tarzı söylemlerin anlamı yok, ulusal sorunu da ancak sosyalizm çözer yönlü bir beklenti de doğru değil. Sorun özünde zaten burjuva bir meseledir ve illa şu ya da bu sistem meselesi değildir. İnsanlığın kurtuluşu en nihayetinde sosyalizmdir diye meseleleri kendi özgülünden yalıtmamak ve tepeden, muhataplara rağmen muhataplar adına yargı, ahkam koymamak gerekir. İşte AKP bile 20 yılı aşkın değiştirilemedi, demek ki ayet okuma tarzında sözde keskin, marjinal, sekter, elit propagandalar(ki belliki politika, bilinçli çalışma, koşulları görmek ve verili gerçeği kabul etmek lazım)
Saygideger Spartacus,
Ilginc bir yorum yapmissiniz!! Dunyanin hangi ulkesinde EGEMEN GUCLER VE BUYUK BURJUVAZININ Kendi icindeki azinliklar veya farkli uluslarin hakkina ve hukukuna saygi duymus,
Uluslarin kendi kader tayin hakkina imkan ve olanak tanimis?
Gelismis kapitalist ve az gelismis ulkelerde, Ezen ve Ezilen ulus arasindaki mucadele savaslarla baslamis olsada, Ezen ulusun katliamci bazende bariscil politikasinin akabinde sindirip puskurtmustur.
ABD nin kurallarina uymiyan Saddam, Esad, Kaddafi, Bin Ladin ve benzeri liderler Egemen gucler tarafindan cezalandirilmis. ileriki asamada olabilecek olumsuzluklari engellemek icin, O ulkede azinliklara bazi haklarin taninmasi Kendi cikarlarindan ve gelecegini garantiye alma politikasidir.
Burjuva demokrasileri kavrami, Sozum ona bazi sosyalistler tarafindan telafuz edilsede, kapitalist sistem icinde sosyal devletin varligi ve temel insan haklarinin var olmasi temelinde ortaya cikiyor.
Aslinda, kapitalizmde (Fikir, Dusunce ve Basin Ozgurlugu) demokrasinin var olmasi veya var oldugunu gostermesi, ve bunada burjuva demokrasisi tanimi yapılmasıi dogru degil. Kendisini Sosyalist gormeye calisan bazi Sosyalistler bile yillardir bu tanimi yapmaya calisiyorlar, tipki Turkiye`de cumhurriyetin kurulusundan beri Fasist sistem ve fasist duzeni DEMOKRASI olarak gosterilmeye calisilmasi, Kan emici fasistleri de onder ve basbug olarak gormeye calismasi gibi. Bu tur yaklasimlar ve tahliller DEMORKRASI DIDIGIMIZ SISTEMLERIDE YERIN DIBINE ITMEYE CALISIYOR, Insanlar her sistemide domokrasi olarak gormeye calisiyor. Sistemlerin tahlilini dogru tespit edersek, yaptigimiz tahlilleride dogru yapmis oluruz. Demokrasiyi Burjuvazinin arka kapisi gostermeye calisirsak, Burjuvazinin tek kurtulus ve umut kaynagi olarak gostermis oluruz.
Cunku burjuva demokrasisi tanimi, demokrasinin burjuvaziye ait oldugu sonucuna yol acar.
Saygi ve Insani Sevgilerimle.
Baskoylu
20-12-2025, 19:20
İmha ve İnkar Politikalarına Karşı Direniş Sürüyor
Türk devletinin kuruluş süreci aynı zamanda Kürdistan coğrafyasında imha ve inkâr politikalarına sistemlilik kazandırma sürecidir. "Tek vatan, tek bayrak, tek millet" söylemi bu ırkçı, inkârcı politikanın en açık ve özlü ifadesidir.
Ve aynı zamanda bir devlet politikasıdır. Dolayısıyla Kürt coğrafyasına dönük saldırıları dönemsel görmek veya kimi burjuva partilerinin izlemiş olduğu politikalarla açıklamaya kalkmak yanılgılı bir tutum olur.
Keza yüz yıllık cumhuriyet tarihine baktığımızda Kürt ulusuna, diğer azınlık milliyetlere karşı izlenen inkarcı-baskıcı politikaların Kemalizm denilen burjuva ideolojisine dayandığı gerçeğini göreceğiz. Yani bugün burjuva parlamentosunda Kürt sorununa yaklaşımda burjuva partilerinin aynı karşı devrimci şarkıyı mırıldanmaları asla bir rastlantı değildir. Bilakis Kemalizm denilen bu faşist bataklıktan üreyen-beslenen güçlerin, ırkçı düşünüş ve hareket tarzlarının yaratmış olduğu ortak ruh halinin dışa vurumudur. Söylemlerindeki ton farklılığı öze ilişkin değil, biçimsel ve yanıltıcıdır.
Gerçek şu ki; "çözüm süreci "olarak tarif edilen dönemde AKP iktidarının sorunun çözümüne ilişkin söylemlerinin ciddiyeti ve karşılığı ne ise bugün CHP başta olmak üzere burjuva muhalefetinin söylemlerinin karşılığı da odur. İlericilik-devrimcilik adına bundan kuşku duyanlar varsa, yüz yıllık cumhuriyet tarihine bakmaları yeterlidir.
Karşılarında değişen iktidarlara, hükümetlere rağmen değişmeyen inkârcı ve ilhakçı politikaları göreceklerdir. Bu politikaların görece yumuşaması veya çatışmasını belirleyen ezen ve ezilenler arasında süren mücadelenin boyutu, egemen sınıfların yönetme kabiliyeti vb. faktörlerdir. Nitekim genel manada sınırlanan demokratik hak ve özgürlüklerden, yaşanan yoksulluk ve sefaletten dolayı AKP-MHP faşist koalisyonuna karşı biriken ve yer yer lokal düzeyde eylemlikle kendini açığa vuran bir öfke karşısında CHP ve diğer kimi burjuva muhalefet partileri bu öfkeyi parlamento koridorlarında tüketmek için pusudadır.
Bu pusu, işçilerin, emekçilerin, ezilen Kürt ulus ve azınlık milliyetlerin haklı ve meşru mücadelesine karşı kurulan bir pusudur. Her koşulda sistemin varlığını koruma, sisteme yönelen devrimci mücadeleye ket vurma ve onu sistem içinde çürüterek tasfiye etme tuzağıdır. Tüm bu politikalar, egemen sınıfların militarist güçleri tarafında dağ başlarında, sokaklarda devrimci savaşçılara kurmuş oldukları hain pusuların yasal zemindeki versiyonudur. Biri fiziksel imhayı, diğeri haklı öfkeyi hilelerle etkisiz kılmayı içeriyor. Bu nedenle burjuva muhalefetinin bu aldatıcı politikalarını somut pratikler üzerinde teşhir etme faaliyetlerine hız vermeliyiz.
TC devleti için güncel bağlamda nerede ulusal demokratik haklarından söz eden bir Kürt örgütlülüğü varsa, orası savaş alanıdır. Rojava'da, Irak Kürdistanı'nda gerçekleştirilen işgal saldırıları, bu ırkçı ve inkarcı faşist anlayışın ürünüdür.
Hiç kuşkusuz hem tarihsel olarak hem de güncel bağlamda Kürt halkına karşı işlenen bu suçlarda TC devleti yalnız değildir. Emperyalistler, Kürdistan coğrafyası üzerinde hakimiyet kuran bölgenin diğer gerici-faşist devletler de TC'nin suç ortaklarıdır. Bugün TC, İran, Irak ve Suriye devletleri arasında bölgesel çıkarlar bakımında önemli derecede çelişkiler mevcuttur. Ve an itibariyle TC, Irak ve Suriye topraklarında işgalci bir konumdadır.
Bu işgalci politikalara karşı kimi dönem cılız da olsa bu devletlerin sözcüleri tarafında bazı itiraz sesleri yükselmektedir. Ama sorun, Kürtlerin demokratik hak ve özgürlük talepleri olunca, hepsi aynı masada inkarcı ve katliamcı politikalar sürdürme konusunda buluşmaktadır.
Bu kapsamlı saldırılara karşı gerillanın sergilemiş olduğu direnişi sahiplenmek, her fırsatta işgalci politikaları teşhir etmek güncel bir görevdir. Bu görev, diğer tüm devrimci görevlerimizin bir parçasıdır.
Baskoylu
20-12-2025, 19:35
Erdoğan ve cumhur ittifakı'nın hazırlıkları iç savaş odaklıdır!
İçinden geçilmekte olan sürecin bu ayırt edici özelliği, rejimin ne kadar da kırılgan bir durumda olduğunun, çıplak bir ifadesi olarak da okunabilir elbet.
Bu, bir bakıma; öz ile biçim arasında oluşan muazzam tezatlık halidir! Yani bir yanda adeta her şeye muktedir ve sistemin ihtiyacını duyacağı her türlü düzenlemeleri bir kararname veya bir buyruk ile anında yerine getirebilme pratikliği ve kudretini kendisinde toplamış "tek adam diktatörlüğü" var ve ama öte yanda da sistemin temel direğini oluşturan kural ve nizamlar sisteminin ortadan kaldırılmasıyla, sistemin içine sokulduğu güvencesizlik, hukuksuzluk, adaletsizlik, liyakatsizlik ve istikrarsızlık hallerinin oluşturduğu kaosun, sistemi kendi içinde adeta çökertme noktasına sürüklemiş olması hali var.
Bu olgu; hâkim sınıf klikleri arasında kıyasıya sürecek çok çetin bir kapışmaya da "özel bir saha" oluşturma karakterindedir. Nitekim hem Cumhur İttifakının kendi içinde ki ve hem de muhalefette olan klikler ile iktidardakiler arasında bu yönlü ciddi kapışma emareleri fazlasıyla oluşmuş durumda.
Keza bu olgu; çok aleni bir şekilde, yönetme yetkisini elinde bulundurmakta olan "muktedirin", kucağında, ciddi şekilde, artık bir, "yönetememe krizi" olduğunun da ifadesidir.
Yaşanan ekonomik krizden ötürü halkın genelinin, başta Kürt halkına uygulanan sömürge hukuku nedeniyle özelde Kürt halkının ve keza dinci yobazlığın her geçen gün tırmanarak artan yükselişi nedeniyle başta Aleviler olmak üzere, seküler yaşamdan yana halk kesimlerinin artan bu anti-demokratik uygulamalar nedeniyle artık bu şekildeki bir yaşama giderek artan öfke ve tepkileri de bu içinden geçilmekte olunan sürecin bir başka önemli ve ayırt edici özelliği olarak okunabilir.
Sürecin çok önemli bu iki özelliği, devrimci sol-sosyalist ve komünist güçlerin önüne, devrimci bir durumun oluşması için gerekli olan, malum o üçüncü koşulun da oluşabilmesini kolaylaştırıp, hızlandırma adına, devrimci siyasal mücadeleye var güçleriyle asılma ve devrimi örgütleme görev ve sorumluluğunu koymaktadır, demek, herhalde ki son derece isabetli olacaktır.
"Her birimizce ve kendisini bu sistemin ve iktidarın muhalifi addeden herkesçe sorulması ve tartışılması gereken soru şu: Bütün bunların anlamı nedir?
Neden ve hangi hesaplarla böylesi devasa boyutlara varan hazırlık ve organizasyonlara ihtiyaç duyuluyor?"
Yukarıya aktarılan, birbirini tamamlayan bu iki soru, hatırlanacağı gibi bir önceki makalenin son paragrafındaydı.
Özel olarak siyasal İslamcı Erdoğan iktidarının ve genel olarak da "Türk-İslam Sentezi" nin katı savunucularının bir kısmının katılımıyla oluşturulan Cumhur İttifakı'nın devasa bir maliyeti de olan böylesi ürkütücü boyutlara varan tüm bu hazırlıkları (gözden kaçırılmamalı ki bunlar sadece göz önünde olanları!), elbette ki asla öylesine, yani sadece bir nevi hobi olsun diye yaptıkları, söylenemez değil mi?
Söylenemez elbet! Genetikleri tamamen Osmanlı-Bizans ve Goebbels entrikaları ile kodlanmış bu karanlık dinci-ırkçı-faşist şer odaklarının bütün bunları "hobi" olsun veya sadece bir "blöf" enstrümanı olarak el altında bulunsun diye yapmadıkları, yapmayacakları; azıcık tarih bilincine sahip herkesin malumu olsa gerek.
O halde, kitlesel bir reflekse de dönüştürerek, haklı olarak sormak gerekmez mi: Neden ve hangi hesaplarla böylesi devasa boyutlara varan hazırlık ve organizasyonlara ihtiyaç duyuluyor?
Aslında çok açıktır ki bunca hazırlık, asla öylesine bir "ritüel" olmayıp; ille ki ama ille ki stratejik bir hesabın, çok olasılıklı bir kurgunun ve kendi ifadeleriyle de ifşa ettikleri o "kutsal/mübarek" beka sorununun gereğince yapılmaktadır.
Ancak bu hazırlıkların yekpare olmayıp, ikili-üçlü, sarmal özgün bir karaktere sahip olduğunun da mutlak surette tespit edilmesi gerekiyor: Bazı baskın enstrümanlarıyla, bu bütünlüklü hazırlıklar bir yönüyle, olası toplumsal kalkışmaları ezip bastırmak iken; diğer yönüyle de hem Erdoğan'ın kendi iktidarını diğer (örneğin "ulusalcı- laik Kemalist" veya "Avrasyacı" ve NATO'cu emperyalist bloklar arası yapacağı keskin tercihler sonucu, bir tarafın hedefi haline gelmesi gibi) burjuva kliklere karşı koruma ve ama aynı zamanda da Cumhur İttifakı'nı oluşturan AKP ve MHP kliklerinin bir birlerine düşmeleri halinde de (örneğin Fethullahçılarla olduğu gibi) ayrışarak bir birlerine karşı kullanacakları bir özelliğe de sahip olduğunu bilmek gerekiyor.
Yani bunlar, çok uzunca bir süreden beridir ki (kuvvetli olasılıkla hem Gezi İsyanı hem Fethullahçılar ve hem de Mısır'da Mursi iktidarı ve benzerlerinin akıbeti deneyimiyle de) "ne pahasına olursa olsun iktidarımızı-avantalarımızı ve istikbalimizi koruyacağız." anlayış ve tutumuyla hareket ediyor olduklarından; hazırlıklarını da tamamen bu stratejiye uyarlı olarak ele almaktalar.
Yani özetle bütün bu hazırlıklar, esasen ve de tamamen iç savaş odaklıdır!
Dolayısıyla da başta sol-sosyalist ve komünist güçler olmak üzere, toplumun ilerici-demokrat, laik kesimleri ve özel olarak da Kürtler, Aleviler ve kadınlar, her yönüyle çok aleni bir şekilde "göz önünde" olan bu ölümcül-vahim hazırlıklara karşı ses yükseltmekte, yerel ve küresel bazda her platformda etkin bir teşhir faaliyetini başlatmakta, artık daha fazla gecikilmemelidir.
Bir an önce şu lanet olası "deve kuşu" taklidi, oyalanıcı ve alttan alıcı tutum terk edilmeli. Aksi takdirde, birçok kereler yaşandığı gibi, maalesef ki tarihi tekerrür ettirircesine bir ‘büyük beceri' ile, benzeri ve aslında çok daha büyük bir vahşeti, toplum olarak yaşamaktan hiçbir ‘sihirli güç', (buna Alevilerin Xızır'ı, dini bütün saf ‘mümin'lerin Allah'ı da dahil) bizi kurtaramayacaktır.
Dolayısıyla da tamamen bilinçli ve iradi bir şekilde buna karşı hazırlanmayı, kaçınılamaz bir zorunluluk ve sorumluluk olarak ele almak gerekiyor.
Hazırlıklar kapsamında yapılması gerekenlerden biri, yukarıda ifade edilen yoğun bir teşhir faaliyetiyle bu alçakça planı deşifre edip, geniş kamuoyunu zihnen hazırlamak iken; bir diğeri ise "öz savunma" kapsamında, organize olup, ciddi şekilde hazırlanmaktır. Bu özel ve hassas konuda burada elbette teferruatlı bir anlatıma girmek gerekmiyor; ama bunun nasıl olabileceği konusunda hem özel olarak devrimci yapıların ve hem de toplumsal hafızamızda azımsanmayacak bilgi ve deneyim mevcuttur.
Bunlar, karşı cephenin sahip olduğu yeni savaş teknolojisi ve meskûn mahal savaş konusunda doğrudan ve dolaylı edindiği deneyimleri de hesaba katılarak güncellenmesi ve yeni enstrümanlarla takviye edilmesi halinde; halkın kahredici o örgütlü gücünün kudretine rahatlıkla kavuşturulabilir.
Bu konuda da elbette ki birilerinin "lokomotif" görevini üstlenmesi gerekiyor; çünkü sosyolajik bir gerçekliğimizdir ki maalesef toplumumuz hâlâ Nazım Hikmet'i önemli oranda haklı çıkaran bir özelliğe sahiptir. Dolayısıyla ve doğallığıyla da bu görev öncelikli olarak ve esasen devrimci sol-sosyalist ve komünist güçlerin omuzlarındadır. Varlık koşulları gereği, bu görev onların zaten asli görevidir de.
spartacus
21-12-2025, 00:23
Saygideger Spartacus,
Ilginc bir yorum yapmissiniz!! Dunyanin hangi ulkesinde EGEMEN GUCLER VE BUYUK BURJUVAZININ Kendi icindeki azinliklar veya farkli uluslarin hakkina ve hukukuna saygi duymus,
İfadelerinin geride kalanı haklı çıkma çabası olduğu ve alakasız örnekleme üzerinden bindirme amacı taşıdığı ve benim ifadelerimle veya kastımla alakası olmadığı için her birini ayrı ayrı, kendi özgülünde değerlendirmeyi gerekli görmüyorum(dil yasağının, ötekileştirmenin kaldırılması talebi veya bu yönde mücade edilmesi = ezilenlerin, sömürülenlerin, sömürülmemesi, sistemin değişmesi anlamına mı geliyor ki, boca ediyorsunuz? ne söylendiyse özgülünde ve temelde yatan bilinçle değerlendirmeniz gerekir.)... Daha bu ifaden dahi dahili olacağım türden tartışma anlayışı içermiyor(kült, klişeleştirme, tabu tabanı kendini gösteriyor)...Hiç bir ifademde, sermaye ve iktidarlarının ezilenlerin hak ve hukukuna saygı duyacağı, nihai kazanım sağlayacağı ya da böyle bir beklentide olduğumu söylemedim, o halde siz nereden çıkardınız? Sermayeden saygı duyma beklentisi dahi özünde teslimiyeti işaret eder, saygı duymaları kimin umurunda? Saygı duyması beklenemez ve bu alanda hak ve hukuk namına verilmeyen hiç bir mücadele de, mücadele olmaz ve mücadele Kasımpaşalı edayısıyla sadece bayrak sallamak olarak görülemez...
Solun da Talibanizmi, küçük burjuva sol tasfiye, "inanç-tarikat" anlayışı hayli mevcut ve bu anlayışlarda cehalet ve kült yaklaşımı bir yana(teolojik yüceltmeler, yüce ideolojiler, ayet ezberi, toplumu fabrikadan çıkma değişmez görme, kendini sınıfa, halka rağmen sınıfın, halkın yerine koyma ve yabancılaşma-aristokratlaşma, süreğen alakasız slogan atma, sitem, şikayet, her melanetin sebebi şu kişi(o kişiden sosyalizm beklentisi veya sosyalistmiş gibi davranması beklentisi, zaafı, hatası ve her fırsatta karalamanın yarar getirdiğini sanmak, psikolojik deşarj uğruna verdiği kayıp), eziklik, feda psikolojisini ajitasyon sanmak -özde yatan dini siyaset biçimi- vb. bilinçli olmak veya bilinçli davranıldığı anlamına gelmez), materyalizmle, Marksizmle, bilimle, sosyalizm bilinciyle de kökten çelişirler, zarar da verirler. Yani öz itibarıyla uyuşmazlar ve bu durum da, bilhassa feodal gelenek, siyaset biçimlerini aşamayan toplumlarda kaçınılmaz yaşanacak ve süreçle arınacak. İNANÇ, TABU faktörü hayli şeyleri sloganik biçimde söyletir ve bu sloganik söylemlerin, tabu edilenle, edilmemiş haliyle tezat oluşturması beklenemez. Tezat yolun sonundaki tabela kıyasında veya niyet de değil, yolda yürürken ve nasıl yüründüğü veya yürünemediği konusunda ortaya çıkar. Ne için mücadele ediliyor(doğru soru bu olmalı ve doğru cevap da sömürüsüz, hak ve hukuka dayalı dünya olmalı, öyleyse şimdi, şu an nasıl davranılması ve ne yapılması gerekiyorsa öyle olunmalı, yani hak, hukuk demeyi öğrenmeli, çünkü zaten özünde bunun için mücadele ediliyor. Teori de;;; ne oluyor da, olan nedir ki, sömürü vs. kısaca hak ve hukuskzuluk, adaletsizlik doğuruyor ve hakim oluyor, nasıl ve ne olursa adalet, hak ve hukuk mümkün olur üzerinden oluşuyor. Sömürü dediğimiz de klişe değil, temelde haksızlığa dayanır. Sömürünün nasıl sağlandığı ve hangi koşullarda gerçekleştiğini bilmek yetmez, hak ve hukuk, özgürlük mücadelesi üzerinden de pratiğe dökülmesi gerekir ve bu pratik, teoriyi dışlamaz, aksine sağlar)? Verili koşul ve nasıl davranması gerektiğini bilmeden, kendisine İsa vasfı yüklemek vs., tabulaştırma tarzı ve daim özel propaganda, ayet, klişecilik, kitabilik üzerinden, bir adım önü, burnunun ucu ve ucundakileri ve kendi varlığının neye tekabül ettiğini görmeden, süreğen şarampole yuvarlanıp durmak da, elbette niyet üzerinden değil durum ve neye yol açtığı üzerinden okunabilir(cehennemin yolu, iyi niyet, inanca dayanma, yaslanma taşlarıyla örülü).
Ulusal mücadeler = burjuva mücadelelerdir, illa nihai bir kurtuluş amacı yüklenemez, ancak mümkünse nihai mücadeleye entegre olması beklenebilir(Çaba sarfedilir. hangi sınıfın önderlik ettiği, taleplerine göre sistem içi, dışı sağlanıp, sağlanamaz olduğu vb. tümü de ayrıca ele alınabilir ve örneğin dil yasağının kaldırılması, toplumsal ötekileştirmenin giderilmesi veya en azından zayıflaması ve hukuki güvence talebi, sınıfsal bir talep değildir ve şu ya da bu partisi de bağlamaz ve mesele şu ya da buna AKP, MHP, PKK vb. indirgenemez). bunu 1 sayfa anlatmak zorunda değilim, ama lazımsa sonraya bırakabilirim.
HAK VE HUKUK da verili koşullar ve oradan hareketle ifade edilir, yani ey Kürtler diliniz yasaksa boşverin, tamam yasaklanmış, kabul edilmemiş veya toplum içinde Kürt, Türk, Alevi, Sünni diye sınıf, işçi, emekçiler, halk ayrıştırılmış, sermaye böyle daha güçlü olmuş, bırakın dağınık kalsın nasılsa -tasfiyecilik- sosyalizm geldiğinde(gaipten inecek, 3-5 peygamber çıkar sizi kurtarır) çözülür diyemeyiz... Huzur İslam'da tarzı siyaset, materyalizm, Marksizmle, özüyle çelişir ve bu tarz özünde feodal mücadele, iyi ile kötünün(dinsel), mün'in ile kafirin, doğru ile yanlışın, dost ile düşmanın savaşı, kan davası türünde yaklaşım, anlayışıdır...
Meseleye taktik olarak bile yaklaşsanız, toplumlar içerisinde çeşitli aidiyetler üzerinden ayrıcalık ve ötekileştirme empozunun, ulaşmak istediğiniz hedefe fayda değil zarar verdiğini de görürsünüz. Sonra demokrasi, hak, hukuk mücadelesi vermemenin sınıf, toplumları bir adım ileri taşımayacağını da bilmek gerekir. Neyse, bu mesele üzerine nasıl yaklaştığınızı gözden geçirin, AKP+MHP'nin kendini kurtarmak için istismarı üzerinden açıklama gayreti bile başlı başına dramatiktir...
Herhangi bir aidiyetin, kendi dili veya inancını yaşaması için sosyalizm şart değil(Türkiye'de Türkçe yasak mı? yani?) veya böyle bir hak talebinde bulunması için de hak iddiasında bulunamazsın, çünkü bu Sosyalizm ve nihai kurtuluşu sağlamaz denemez(insan dünyaya "sosyalizm" için gelmiştir ve kuludur gibi yaklaşılamaz). Ancak bunun koşulları veya demokratik hak ve talepler mücadelesi ve kazanımlar da toplumsal cehaletin aşınmasını, sınıf ve toplumların gerileşmesi değil, ilerlemesi ve olanaklar, araçlar sağlar. Sonuç olarak, hak-hukuk çerçevesinde bakılması en sağlıklısı iken, yine de meselenin politik, stratejik hattıyla da düşünülecekse, dilini konuşması ve kültürünü yaşama, ÖTEKİLEŞTİRİLMEME hakkı, talebi ve kendi üzerinden sermaye iktidarlarının ayrımcı, bölücülüğünü ve olumsuz sonuçlarını def etmek elzemdir. Sermaye ve baron iktidarları SAYGI DUYMAZMIŞ, bunlardan SAYGI MI BEKLİYORSUNUZ?.
Türkiyede ötekileştirme ve şovenizm, toplum ve sınıfı ötekileştirme, bölme ve dincilik, ırkçılıktan nemalanma meselesine karşı hak ve hukuk mücadelesi, şu ya da bu rejimin, şu ya da bunların kendi han-ı yağmasını kurtarma namına menivela veya günü kurtarma taktiğine de indirgenemez, meseleye de böyle bakmak ve buraya indirgemek cehalet örneği ve farkında olunmadan şovenizme, sermaye iktidarlarına hizmeti sergiler. Öyleyse kendi menfaatleri namına ürettikleri silah, koz, meseleyi alet, sınıf ve toplumu bölüp birbirine karşı hasım haline getirmeleri, istismar, hamaset üzerinden toplumsal cehaleti sağlama ve gütmelerine de engel olunmalı, mahrum bırakılmaları gerekir.
AKP+MHP kleptokratik faşizmi üzerinden değil, meseleleri kendi özgülünden okumak gerekir. AKP+MHP iflas etmiş durumdadır ve bunun farkındalar, ellerinde ise ya bir savaş veya iç savaş, olağanüstü hal veya gündemi etkili biçimde değiştirerek, arka planda kendilerine yer tayini, sağlamlaştırma veya yedekleme oyunlarından fazla seçenek kalmadı ve bu yedekleme illa DEM değil, İYİP üzerinden de yürüyor olabilir, pişirip pişirip masayı devirmelerine bakar.. Bu onların sorunu, politikası, biz tercihlerimizi bunların politikasına bağlamamalı veya bizim tercihlerimiz bunlara bağlı olmamalı öyle değil mi? Tabi hiç birimiz bir kaşık suda dünyalar kurup yıkmıyor veya Mars'ta yaşamıyorsak.
[edit: NOT]: Bir de konuya astığınız yazıların kaynağını ekleyin(böylece neresi sizin görüşünüz neresi kaynaktan bilebiliriz ve dileyen kaynağından okur) ve sizi ilgilendiren ve yorum getireceğiniz detaylar varsa ilgili bölümlerin alıntısını yapabilirsiniz(eğer yazı başlığın sağlayanı veya konu tartışmadan ziyade kaynak paylaşımına dayalı değilse veya öyle ilerlemiyor, teknik-özel bir sebebi yoksa, olduğu gibi paylaşmamalı).
Baskoylu
22-12-2025, 19:04
İfadelerinin geride kalanı haklı çıkma çabası olduğu ve alakasız örnekleme üzerinden bindirme amacı taşıdığı ve benim ifadelerimle veya kastımla alakası olmadığı için her birini ayrı ayrı, kendi özgülünde değerlendirmeyi gerekli görmüyorum
Sayin Spartacus.
Hakli Cikma Cabasi!!!
Alakasiz ornekleme uzerinden bindirme amaci tasidigi!!!!!
Algiladiginiz ve algilamak istediginiz sekillemeler, bazi rahatsizliklarin baslangici olabilir veya ben yanlis algilamis olabilirim.
Benim size yonelik tek bir elestirim oldu, bu da benim bakis acimdir, veya teorik olarak hem fikir olmadigim konu oldugundan dolayi elestirme geregi duydum.
Fikir ve dusuncelerimizi veya farkliliklarimizi paylasmak icin size yonelik yaptigim konu ile ilgili.
ilahi, tabulaştırma tarzı söylemlerin anlamı yok, ulusal sorunu da ancak sosyalizm çözer yönlü bir beklenti de doğru değil. Sorun özünde zaten burjuva bir meseledir
Burjuvazinin UKTH nin cozumunde basarili olamyacagini boyle bir derdinin olmadigini aksine kendisine zarar verceginin aciklamasini yapmaya calistim...
Sizinle bu konuda sohbete bulundugumdan ve kisacik bu degerlendirmenizi elestirdigim icin OZUR DILERIM.
Birbirimizi elestirmek, farkliliklarimizi yapici ve egitici bir yaklasimla paylasmak kadar guzel ne olabilir.
Burada Ticaret veya bir konuda yapilmis bir olumsuzluktan dolayi, Sen bunlari yaptin, bende mecburen bunu yaptim, sonuc bundan dolayi husran oldu, vs vs vs vs.
Sen hatalisin, ben hakliyim, Sen Yanlissin, Ben Dogruyum vs vs vs vs gibi olumsuzluklardan dolayi, Benlik ve bencilliklerle hakli cikma, uste cikma, vs vs vs gibi olumsuzluk yaratacak bir ortam oldugunu gorumuyorum.
Oylesi bir ortam icine kolay kolay girmeyi tercih etmem. Konu ve konulara farkli bakis acimiz olabilir. Farkliliklarimiz ve dusuncelerimiz zenginliklerimizdir dusuncesi ile SAYGI DUYARIM.
Bana gore, UKTH nin dogru cozumu Sosyalizmde gecerli olabilir. Size gore ise Sosyalizmin isi degil. Burjuvazinin isidir dusuncesi olabilir..
Saldiri olarak algilayip, farkli ortam yaratmanin bir cozum olmiyacagini aksine kirici ve yikici bir ortam olusturacagini dusunuyorum.
boca ediyorsunuz?
GEVEZELIK EDIYORSUNUZ DIYEREK!!!!!!!!
Elestiri ve Ozellestiriye acik olmiyan, Kisisel satasmalari kendisine amac edinenlerle Yikici, Kirici tartisma ortamina girmemenin dogru oludugunu dusunuyorum.
Saygi ve Insani Sevgilerimle.
spartacus
23-12-2025, 12:26
Sayin Spartacus.
Hakli Cikma Cabasi!!!
Alakasiz ornekleme uzerinden bindirme amaci tasidigi!!!!!
Algiladiginiz ve algilamak istediginiz sekillemeler, bazi rahatsizliklarin baslangici olabilir veya ben yanlis algilamis olabilirim.
Zaten izah etmiştim. NİHAİ sömürü ve ezilenin nihai kurtuluşundan söz etmedim, elimden geldiği kadar basitçe izah etmeye çalışmıştım, daha nasıl basit izah edilir bilmiyorum... Dil, kültür gibi yasaklar ve getirdiği ötekileştirme, toplumun böylece birbirine karşı ayrıştırılıp, kişilere hamasi kimlik verilerek çatıştırılması kimin işine yarıyor? İnsanın hak ve özgürlük mücadelesi verili ve her an anlamlıdır, bunu kavramak gerekir. Ama götürüp, hak, hukuk mücadelesinin anlamı yok, sanki sermaye saygı mı duyacak gibi ele almak ne anlama gelir? Sömürü ve ezilmek, ötekileştirilmeye karşı verilen her türlü mücadele HAK mücadelesidir... İzah edemiyorum ya da anlaşılmak istenmiyor. Sosyalizm, İslami bir uhreviyat, hak hukuk mücadelesi de bir cihad türü değil. Hazır paket gaipten gelecek bir tabu da değiller, insanlar hak ve özgürlükleri uğruna mücadele ederek ve bu koşullar dahilinde ancak bilinçlenerek ve o bilinç de nesnel bir yapıya(örgütlenme) dönüşerek, basit ve kolay olmayan süreçler ve koşullardan geçerek ve elbette yön tayini ihtiyacının da zorunlu hal aldığı(hem koşullara uygun politika hem de stratejiye dayalı rehberlik, esas iş burada), diri koşullarda anlamlıdır,kazanılır. Ama çıkıp hak talep etseniz ne olacak sanki sermaye buna saygı mı duyacak tarzında küçümseyici yaklaşımlar sol sapma, geri dönüşü tasfiyedir. Bu,, insan, sınıf, toplum ve doğadan kopuk, insanlar, sınıf halka rağmen halk ve tanrılaşmış kutsal tabular adına cidahçı mücadele anlayışı, modelini aşmak zorundayız. Ne için mücadele ediliyor? Bu sorunun cevabı elzemdir. Hak(sömürülmemek, ezilmemek, hakkını almak), hukuk, özgürlük(koşul ve sağlayıcı olanaklarına sahip olabilmek) demokrasi(gerçek demokrasi), yaşanabilir ve sürdürülebilir dünya mı yoksa tabulaştırlmış sistem isim ve sembolleri, dava ve inanç mı? İşte bu belirleyici, zira sosyalizm de o haklar ve mücadelesi, sağlayıcı koşul olarak-namına doğar...
Burjuvazinin UKTH nin cozumunde basarili olamyacagini boyle bir derdinin olmadigini aksine kendisine zarar verceginin aciklamasini yapmaya calistim...
Sizinle bu konuda sohbete bulundugumdan ve kisacik bu degerlendirmenizi elestirdigim icin OZUR DILERIM.
Sermayenin, burjuvazinin DERDİ aksine SINIFI, toplumu bir çok sebep, faktörle BÖLMEKTİR(öyleyse?). Bunlar pespaye menfaatleri uğruna sınıfı, toplumu bölüyor, sahte demokrasilerini, oligarşiyi perde önü siyasette hakim kılmanın aracı haline getiriyor, toplumu hamasetle gerileştirip zulmetmiyor mu? Bu halde, bu durumda insanların ne yapması gerekir? Örneğin, cinsiyet ayrımına karşı kadınlar mücadele etmemeli, nasılsa sermaye saygı duymaz o sebeplede mücadelesi de, kazanımları da anlamsız diyebilir veya çözüm sosyalizmde demekle(sadece propaganda, oysa bu teorik, bilinç, farkındalık zeminlerinde ve konusu, yeri, dayanaklarıyla ve nasılı, nedeni üzerinden ortaya konması gerekir), ama sömürülen, ezilenlerin, kadının hak ver özgürlük ve adalet mücadelesi olmadan gökten ineceğini düşünebilir miyiz? Bu tutum ne anlam ifade eder? Dincilik, ırkçılık, şovenizm, cinsiyetçilik gibi unsurlara karşı hak, hukuk mücadelesi ve ayrıştırmaların olabildiğince önünü alacak toplumsal birliğin sağlanmasından söz etmiştim. SOMUT KOŞULLAR NEYİ GÖSTERİYOR? İnsanlığın mücadelesi, hak, hukuk, adalet, özgürlük, yaşanabilir dünya, doğa ve tüm canlılar için olmayacaksa ne için olacak, olmazsa neyi, nasıl sağlayacak?
GEVEZELIK EDIYORSUNUZ DIYEREK!!!!!!!!
Elestiri ve Ozellestiriye acik olmiyan, Kisisel satasmalari kendisine amac edinenlerle Yikici, Kirici tartisma ortamina girmemenin dogru oludugunu dusunuyorum.
Böyle bir ifadede de bulunduğumu hatırlamıyorum(öyle anlaşılıyorsa hata, yanlış yapmışımdır), ifadelerim de kişisel değil, kişilerin söylemlerini, kişinin konu edilmediği konularda hele hiç edemem. Yorumları analiz edebilirim ve sizin yorumunuz hem ifadelerimle ilgili değil hem de itirazınız ele aldığım içerik, açı, koşullarıyla ilgili değil bu sebeple de ELEŞTİRİ olarak değerlendirebileceğim bir yorum olmuyor(sermayeden hak ve özgürlüklere saygı duymasını ne bekledim ne de bu anlama gelecek imada dahi bulunmadım). Ancak itiraz olarak yaptığınız yorumu ve temel anlayışı analiz etmek zorundaydım...
Bir halkın dil ve kültürü, insanın cinsiyeti, mezhebi vb. üzerinden ayrıştırılıp, üzerinden siyasi hamasetle sınıfı ve toplumu bölmek ve elde edilen kolay gerici rejimlerle sınıfa geri bilincin ve cehaletin, toplumu bölmenin ve ayrıştırmanın, insanları alınlarına yapıştırılmış etiketlerle ayrıştırıp, kimliklendirmek(YABANCILAŞMA) ve üzerinden de baskı, ötekileştirme, hak ve hukuksuzluk üretmek, hukuksuzluğa da çoklu kılıf olarak kullanılması, hak ve özgürlükler mücadelesinin de bu vb. hamasetler üzerinden manipülasyon ve olanaksızlaştırılması, hatta insanaların bariz haksızlıklıkları geçtim, perişan ve mağdur hallerini dahi düşünmesine engel olacak düzeyde hamaset aracı yapılması, gündem belirlemesi vb. kimin işine yaramakta ve kim-ler-i güçlü kılmaktadır? Nasıl ele almıştım, Kürtlerin ötekileştirilmesine, dil ve kültürel yasakların kalkması(bu aksine kapitalizm koşullarında sağlanmalı çünkü bu bir avuç egemenin menfaatlerine hizmet eden ve onları güçlü kılan, pratikte de zulme dönüşen bir sorun ve, sosyalizmde zaten böyle bir sorun, mesele anlamını kaybeder. Sebeplerini yukarıda kısaca açıkladım. Kısaca aksine tam da kapitalizm koşullarında, aslında kapitalizmi de geçelim, her koşulda (doğada), insan olmanın ve olabilmenin de koşulu olarak verilmesi ve olabildiğince kazanılması gereken mücadeleler.)
Secimlerde AKP-MHP bol bol propaganda yapti; CHP basa gelirse yok efendim, Apo ile, HDP ile gorusecek, Apo'yu cikaracaklar, bunlar PKK ile gorusuyor dendi. Meydanlarda Kilicdaroglu'nu vatan hainligi ile suclayip yuhalattilar. Sehit cenazelerinde yumruklatip, tas attirdilar. 6'li masanin bir ayagi da HDP dendi hergun.
CHP icin soylenen HERSEYI suan AKP-MHP yapiyor. Guzelce alkis tutuyor musunuz ey AKP'liler? Padisahiniza kulluk yapiyor musunuz guzelce? PKK ile gorusmek sizi rahatlatti mi guzel kardeslerim? PKK hosuna gitti mi? Apo, Erdogan'in hizmetine girerse--ki girdi de ---Apo'yu disari cikarir ve hatta MECLIS'e sokar misiniz? Apo bizim milli degerimiz der misiniz, benim durust akp'li dostlarim?
Akp-mhp-hedp/dem-apo bir ittifak
Chp ve bir iki parti daha obur ittifak.
Secimelre boyle gireceksiniz. Cok guzel. Tam da bizim guzel akp'lilerimizin alkis tutacagi cinsten. Erdogan alkislayin der, bunlar alkislar. 3 saniye sonra kufur edin der, yine kufur ederler. Cunku padisajlarina kulluk etmeyi, kurban olmayi, usaklik yapmayi cok severler.
Yıldıztozu
09-01-2026, 19:03
Bu sorunun çözülememesinde kürtlerin bir bütün halinde hareket edememesi önemli rol oynuyor.
Abdullah öcalan Sdg'ye çağrıda bulundu, mutabakata uyması için. Ama Sdg kendi imzaladığı mutabakata uymadı.
Bu durumda Türkiye devleti barış için elinden geleni yapmıştır. Terör örgütü liderini kurucu önder olarak kabul etmiş, onu muhattab almış. Tavizler vermeye hazırlanmış. Ama gel gör ki kürt tarafından barış için bir çaba gelmiyor.
Kürtler kendi aralarında anlaşamadıkları gibi, imzaladıkları anlaşmalara da uymadılar.
Bunun sonucunda doğal olarak Halep'te çatışmalar başladığında faşist diyorlar. Hayır, malesef bu durumda faşist davranan kürt tarafı olmuştur.