“Felsefede Evrim” ve “Evrim Teorisi” Karşılaştırması
İnsanlık, tarih boyunca nereden geldiğini, nereye gideceğini ve kim olduğunu sorguladı. Bu sorulara yanıtlar, normal öğreti içindeki bilgilerle kısırlaşmaya başladığında, düşünsel arayışlara gidildi. "Din" ve "panteist" düşünce sistemleri, bu arayışlarda en genel iki kaynaktır.
“İdeal insan” profilini oluşturma düşünceleri (evrim), “yaşam nereden geldi” sorusu karşısında, farklı fikirlerle çeşitlenmeye başladı. Bu görüşlerin, merkezi “Doğa” olan bir sistem içerisinde açıklama sürecine girmesiyle, mitolojiden bağımsız düşünce sisteminin gelişimi de sağlanmıştır.
Doğacılık (Natüralizm), doğanın kendinden var olduğunu ve eğer düzenleyici bir ilke varsa, bunun da doğa içerisinde olduğunu savunmaktadır. Maddeci ya da Panteist düşüncelerle çaşitlenen Doğacılık, ilk defa Tales’in, “canlılığın suda başaması” görüşüyle temellendirilmiştir. Tales’in yaşamın başlangıcına dair öne sürdüğü bu fikir, daha sonra öğrencisi Anaximendros tarafından, “bütün hayvanlar güneş ışığı etkisi ile denizdeki maddelerden ve insan da balıktan köken aldı” şeklinde genişletilmiştir.
Varlığın maddede arandığı bu dönemin, günümüzde yaradılışçılar tarafından, “evrimci düşüncenin temelinin atıldığı dönem” olarak adlandırılması, "Evrim" ve "Evrim Teorisi" farklılığındaki yanılgıların temelini oluşturmuştur. Bu ayrımın yapılmaması sonucu, yaşamın suda başladığına dair felseficilerin attığı görüşlerle, günümüz düşüncelerini bir tutan yaradılışçılar, yanlış argümanlar çerçevesinde çeşitli çıkarımlarda bulunmakta ve bunu karşıt bir tez olarak ileri sürmektedirler. Filozofların varoluşu çözümlemedeki sorgulayamalarıyla, bugünün evrim metodolojisi bir tutulup, şu anki görüşlerin aslında geçmişin birer kopyası olduğu yanılgısına düşülmüştür. Burada gözden kaçırdıkları nokta, “Evrim” ve “Evrim Teorisi”nin, aynı kavramsal olgular olarak değerlendirilmesidir.
“Evrim”, tek başına aşamalı ve gelişimci bir süreci ifade eder. “Evrim Teorisi”nden bağımsız olarak konusunu, insanlık tarihi, doğa, materyalist düşünce şekillerinde, çeşitli oluşumlardan alabilir. Tek başına bütün canlıların birbirinden oluşumunu kapsamaz. Bunu ileri süren kavram “Evrim Teorisi”dir.
Diyalektiğin iki büyük düşünürü Hegel ve Marks, düşünme, akıl yürütme ve araştırmalarla “Evrim”i tek başına, devinim ve değişimin merkezi olarak incelemişlerdir. Örneğin Hegel’in, türleşmeyi konu almak bir tarafa, idealist düşünce içerisinde Tanrısal olgularla evrimi açıklamaya çalışması, felsefedeki merkezi evrim kavramıyla, evrim teorisinin özleştirilemeyeceği gösterir. Marx’ın evrim anlayışı da, materyalist süreç içerisinde kapitalizm, sosyalizm ve komünizm gibi aşamalarda, insanların ekonomik ilişkileriyle bağlantılıdır.
Elbette “Evrim” ve “Evrim Teorisinin” tamamen birbiriyle ilişkisiz olduğunu söyleyemeyiz. Nitekim, Darwin’in Evrim Teori’sindeki temel yanılgısı olan, “değişim yavaş ve tedrici olur” görüşü, Stephen Jay Gould tarafından kesintili denge kuramıyla açıklanmış; evrimin ileriye ve gelişime dönük olmadığını söyleyerek, evrimin diyalektik temelini sağlamlaştırmıştır.
(Diyalektik boyutta söylenecek çok söz var, ancak noktayı şimdilik burada koyuyorum..)
Non Serviam!
|