Deist_tr'nin Öyküsü
Merhaba arkadaşlar.
Nasıl deist olduğumun hikayesi şöyle;
Daha aklımın ermeye başladığı yaşlarda Tanrıyı reddetim. Ailem oruç tutar, sık olmasa da namazını kılardı ama dindar değillerdi. Ben aileme çok soru sorardım, "bu niye öldü", "bu niye fakir", "bu niye sakat", "bu niye deli", "bu niye böyle, şöyle olsa daha iyi olmaz mı?" diye. Bana Tanrının her şeye kadir olduğu anlatılmıştı oysaki. Ama bir çok adaletsizlik, haksızlık, zalimlik vardı ve Tanrı kılını kıpırdatmıyordu.
Gecekondu mahallesinde büyüdüm, bu yüzden yaşamdaki bir çok olumsuzluğu aldığım nefes kadar somut yaşadım. Yoksulluktan doktora gidemediği için doğumda ölen insanlar, sakat doğumlar, küçük yaşta dedesi yaşında azgın tekelerle evlendirlip intihar eden kız çocukları, yoksuluktan okula gidemeyen çocuklar, yobazlıktan okula gönderilmeyen çocuklar, okuldan alıp evlendirilen bir daha okula gelmeyen çocuklar, kavgalar küfürler, kan davaları, bitmek tükenmek bilmeyen olumsuzluklar, umutsuzluklar. İstanbulun orta yerinde bunlar yaşanıyorken Anadolunun şehirlerinde, köylerinde kimbilir neler yaşanıyordu. Benden daha kadersiz insanlar olduğunu bildiğim için kendimi şanslı sayarım.
Daha 12 yaşımdaydım, Bir arkadaşımın abisinden edindiğim Kapital (Karl Marx) ciltlerini okumaya başladım. Emeğin ve kapitalin çatışmasını büyüklerime sordum, anlattılar, daha çok okudum, daha çok sordum, daha çoğunu anlattılar. Anlamaya başlamıştım, "bütün kötülüklerin anasını" görmeye başlıyordum, kullandığı aygıtları tanımaya başlıyordum. Birileri daha iyi şartlarda yaşamak için diğerlerinin hakkını sistemli bir şeklide gasp ediyordu, kapitalizmdi bu. Daha çok okudum, okudukça anladım, anladıkça seçici olmayı öğrendim, seçerek okumaya devam ettim. Dinin kapitalizmin en önemli enstrümanı olduğunu, insanları uyuşturmak, manipüle etmek, sindirmek için kullandığını savunuyordu büyük düşünürler. "Nasıl olur ?" dedim.
Kuran'ı okumaya başladım. İlk düşündüğüm bir anı kitabı olduğuydu. Geçmişteki efsanelerin alıntıları, Peygamberin yaşam kesitinden bazı olaylar, hatta "özel kalması gereken" bazı olaylar, ahiret günü, cennet ve cehennem vaatleri vardı. "ilahi ne var bunda ?" dedim. Allah "inanmayanların gözüne biz perde indirdik" derken sanırım beni kastediyordu. Mesajı aldım.
Geçmişteki efsaneleri daha iyi açıklayabilir diye düşünerek Tavratı okudum. "Öeeh" dedim. İncili okudum derken, daha fazla bunlarla vakit kabetmeme kararı alıp (ara ara dur bakalım bu ne yumurtlamış diyebileceğim kişileri, kitapları okudum tabiiki.) din konusunu kapattım.
Bu arada lise çağında 1980 darbesi oldu, bir çok kitap toplatıldı, yakıldı, insanlar korkudan kitap yazmaz, çevirmez oldu. Bilen bilir o dönemi.
Bulduğum kitapları okuyarak yıllar geçti, bugünlere geldik, internet diye bir şey icat oldu. Geçmişin acısını çıkarırcasına saatlerimi kaynak arayarak ve okuyarak geçirdim.
Ufkum gecekondu mahallesinden şehre, oradan ülkeye, oradan dünyaya genişledi. Tüm insanlığın dramını tarafsız kaynaklardan inceleme şansı buldum. Doğayı daha iyi tanıdım. İnsanlar içinde eşitlik yoktu, kadın ile erkek arasında eşitlik yoktu, canlı varlıklar arasında eşitlik yoktu, doğada eşitlik hiç yoktu. Tanrı hala kılını kıpırdatmıyordu.
Bütün dinler Tanrıyı adil, şefkatli, her şeyi bilen, her şeye muktedir, kusursuz bir varlık olarak tanımlıyordu. Ama dinler, ayrı ayrı incelendiğinde kitap olarak indiği, korunduğu şaibeli idi. Kutsal kitaplardaki efsanelerin kaynağı M.Ö 15000'de yazılmış Orhun yazıtlarıydı. Bakire anadan doğuş, ölüş, 3 gün sonra diriliş, yaratılış, cennet cehennem kavramları tüm kutsal kitaplardan önce en az 7 kez tekrarlanmış mitolojilerdi. Her şeyden önce bu kitaplar ve öğretiler "kusursuz bir Tanrının" elinden çıkmayacak denli kusurluydular. Dogmatiklerdi, ya inanırdın, ya da inanmazdın. İnanıyorsan uğrunda insan öldürmeye varan ağır yükümlülükleri üzerine alıyordun.
İnternette benim gibi düşünenleri buldum. Okudum, çoğunlukla hak verdim.
Evrim teorisini okudum, doğal seçilimi anladım. Richard Dawkins'in bir kitabına adını verdiği "The Root of All Evil" kötülüğün kökeni doğanın bizzat kendisiydi. Doğa, güçlü olana prim verecek şekilde bir kurguya sahipti. Rekabet doğanın karakterinde vardı. Güçlü olan, güçsüz olandan bir adım önde olmak zorundaydı. Akıllı varlık olarak insan, rakipleri olan diğer insanlardan ve doğadan bir adım önde olmak için yöntemler geliştirdi. Tiranlar, dinleri çağlar boyunca insanlar üzerinde dizginleme, yönlendirme aracı olarak kullandı. Fetva kurumları da besin zincirinin en üstünde kalmak için buna aracı oldu. Bu durum hala sürmektedir.
Dinlerin anlattığı Tanrı, benin algıladığım Tanrı ile aynı varlık değldi. Dinler çelişkiler içindeydi, efsaneleri birbirlerinden değiştirerek aşırmışlar, öncekini reddederek veya tahrif olduğunu iddia ederek kendi meşruiyetini öne sürmüşlerdi, yüzyıllarca bilimin önünü kesmeye çalışmışlardı, bilimin alın terini kendi amaçları için beceriksizce kullanmaya, türlü ayetlerde meşruiyet kanıtı olarak göstermeye çalıştılar, ayetlere karşı olan buluşları da körü körüne reddettiler.
Onları kendi haline bıraktım.
Entellektüel okuma yazma oranı yüksek olan ülkelerde bağnazlığın gerilediği, düşük olan ülkelerde de dramatik bir şekilde ilerlediği istatistiksel bir gerçektir. Cahil insan kolay kandırılır.
Ben nasıl deist oldum surusunun cevabı ile yazımı bitireyim. Tanrıyı insanlığın tarihsel geçmişinde hep gördüm. Özellikle sümer gibi geçmiş ileri medeniyetlerde (Gök Tanrı) derin saygıyla Tanrıdan bahsedilir. Tanrı kavramı bende bu derin saygıdan oluştu. Agnostik arkadaşlarla tartışırken "kanıtın nedir ?" diye sorarlar, net bir kanıtım yok, kendimce hissettiğim algıların oluşturduğu bir inançtır, farkındalıktır.
Tanrıyı çok bilgili, çok iyi niyetli, hoşgörülü, bilge bir bilim adamı olarak algıladım. Ondan hiç korkmadım çünkü korkacak bir şey yapmadım, onu çok sevdim, hayran oldum. Dinleri hiç bir zaman onun yüceliğine yakıştıramadım hatta küfür eden asıl dinlerdir diye düşündüm. Hiç dua etmedim, sadece teşekkür ettim. Yaşamımda fiziksel ve manevi tadları tattım, doydum. Eğer bir cenneti varsa onun yanında oturup ona hizmet etmeyi dilerdim.
Saygılar.
* Bir ben vardır bende, benden içeri. (Yunus Emre)
* Gören bizi sanır deli, usludan yeğdir delimiz. (Muhy-i)
* Kadınlar insan, biz insanoğlu. (Neşet Ertaş)
* Bu otobüs de benim Maserati'm, halkımla birlikte kullanıyoruz. (Tuncel Kurtiz)
* Rahat yaşamak uğruna gerçeği mezara mı götüreyim; halka gerçeği anlatmak uğruna ölümü mü göze alayım? (Turan Dursun)
* Beneath this mask there is more than flesh, beneath this mask there is an idea Mr Creedy, and ideas are bullet-proof. (V for vendetta)
* O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık. (Yaşar Kemal)
* Sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa. (Nazım Hikmet Ran)
* Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar her milli bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var. Dostlar ki; bir kere bile selamlaşmadık, aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz.. (Nazım Hikmet Ran)
* Bir insan size alın teriyle zengin olduğunu söylerse, ona şunu sorun; kimin alın teriyle?.. (Don Marquis)
|