Tek Devlet, Tek Millet, Tek Vatan, Tek Din!
Başbakan gene coştu. TSK'nın, CHP çizgisindeki köşe yazarlarına müdahele etmesi karşısında, ''bana dokunmayan yılan bin yaşasın'' tutumu alıp bugüne dek taktığı demokrasi maskesini bir çırpıda atıverdi. Yetmedi, yaptığı konuşmada klasikleşmiş ''tek devlet, tek millet, tek vatan'' tekerlemesine ''tek din''i de ekleyiverdi. Tek din! Yani ya sünni müslümansın ya da cumhurbaşkanının Ermeni vatandaşlar için dediği gibi ''yabancısın!'' Tek din vurgusuyla, laikliğin son kırıntıları da tarihe karışmış oldu haliyle. İşin garibi, eskiden olsa kıyamet kopardı; şimdi ortamı nasıl düzledilerse kimseden, hiçbir kurumdan ses çıkmıyor.
Kemalizm başbakanın bile beklemediği kadar kolay yenildi. Gerçi Lenin yüz sene öncesinden bizi uyarmıştı, demişti ki emperyalizm çağındayız ve bu çağda demokratik devrimler de ancak proleteryanın öncülüğünde gerçekleşebilir, çünkü burjuvazi ilericiliğini yitirmiştir. Çok geç kalmış bir burjuva akım olan kemalizmin çuvallaması kaçınılmazdı. Ondan birşey bekleyenler ne beklemişlerdi ki zaten? Neyse, ''Allah rahmet eylesin'', biz sosyalizme daha sıkı tutunuruz olur biter.
Ne diyordum? Tek din diyordum. Daha doğrusu başbakan diyordu. Gerçi devletin bir makul vatandaş tanımı olduğunu ve bunun içinde sünni müslüman olmanın da yer aldığını zaten biliyorduk. Türk olacaksın, erkek olacaksın, heteroseksüel olacaksın, mülk sahibi olacaksın, sünni müslüman olacaksın. Eskiden bu son madde, yeri gelince rakısını içen başı açık bir sünni müslümanlık idi, şimdi bu değişti sadece. Artık pahalı başörtüleri makbul ve içki zinhar günah! İşte demokratikleşme dedikleri ikinci cumhuriyetin özcesi budur. Elbette temelinde emperyalizmin yeni yönelimleri yatıyor ama biçimsel olarak özcesinden bahsediyorum.
Bu topraklarda Bizans'tan beri devletin her zaman bir resmi dini vardı. Dersim katliamından cem evlerinin yasaklı olmasına, her inancın vergisiyle sadece sünnilik propogandası yapan Diyanet'ten birer asimilasyon dersi olan(yoksa ''ikna sınıfları'' mı desek?) zorunlu din derslerine dek bunu görüyorduk zaten. Cumhuriyetin ilk döneminde bile, güya inanç önemli değildi ama gayrimüslimler hep ''misafir'' görüldü özyurtlarında. Hatta nüfus mübadelesinde bu ''laik ülke'' Türk olan, Türkçe konuşan Karaman hıristiyanlarını sırf müslüman değiller diye sürdü Yunanistan'a. Zaten böyle acayip bir ''laikliğimiz'' vardı. Kısacası, laiklik falan yoktu ortada. Devletin geleneksel dinini yorumlayış tarzı biraz ''çağdaşlaşmıştı'' hepsi bu. Şimdi bundan vazgeçildiği başbakan eliyle ilan ediliyor.
Tek vatan vurgusu da ilginçtir. Sermayenin 'globalleşmesi' ve yağma 'hürriyeti' söz konusu olunca vatan matan tanımayan egemenler, iş halkların kültürel haklarını ve kimliklerini tanımaya gelince birden vatansevici olurlar! Ya tek millet vurgusuna ne demeli? Kürt halkının ulusal hakları meselesinden de evvel, ben başka bir soru sormak istiyorum. Ne milleti yahu? Millet nedir? Dini-mezhebi farklı, ideolojisi farklı, sınıfı-çıkarları farklı, yaşam tarzları ve değer yargıları farklı insanlar neden sırf aynı dili konuştukları için millet çatısı altında birlik olsun ki? Zaten hepsi aynı dili de konuşmuyor. Örneğin başbakan, ateistleri veya Alevileri sırf onlar da Türk olduğu için çok mu seviyor sanıyorsunuz? Geçiniz...
Sonra ne dedi? Tek devlet dedi... Cısss, tehlikeli konu. O zaman soru soralım hemen. Hani devleti küçültüyordunuz? Burjuva çıkarlar söz konusu olunca kuşa çevirdiğiniz devlet, halklara hakkını vermek söz konusu olunca mı aklınıza geliyor? Liberal geçinenler bile Kürtleri karşılarında görünce birden devletçi olup ''Türkiye Türklerindir!'' diye höykürmeye başlıyorlar. Şovenizm, sen nelere kadirsin!
Başbakan konuşmasında, kendilerinin ''dinin milliyetçisi olmadıklarını'', her inancın ve inançsızların da haklarını korumakla mükellef hissettiklerini söylüyor. Acaba Alevilerin haklarını nasıl koruyacak? Sivas davasını düşürerek mi, yoksa Ebu Suud Efendi fetvalarıyla mı? Ya ateistler? ''Tinerci'' muamelesi yaptığı bu insaların hakkını nasıl savunacak acaba? Hıristiyanları nasıl savunacağını ise Hrant'ı koruyamamalarından biliyoruz.
Son bir söz de başbakanın bu sözlerini görüp şaşıran liberallere olsun. Jeton yeni mi düştü kardeşler? Devrimciler size çok önceden söylememişler miydi bugün olanları? Zaten ne bekliyordunuz ki? Kendi dogmalarını eleştiremeyenlerin resmi ideolojiyi eleştirmelerinden ne sonuç çıkacağını bekliyordunuz? Yıkımı iyi yaptınız da, kuruculuğu hiç yapmadınız. Sayenizde tek tipçilik, otoriteryanlık, tepedencilik, toplum mühendisliği v.s. el değiştirdi. Aman ne büyük değişim değil mi! Demokrasi geldi, çiçekler açtı! Ama biz demiştik, ileri demokrasi değil eski faşizmin biçim değiştirmesi demiştik. Sanki bunlar islamcılarda yoktu da bugün başbakanın söylemlerini görünce şaşırıyormuş gibi yapmayı kesiniz. Ve bu ülkeye daha fazla zarar vermeyiniz.
Sizin eleştirileriniz hep tek yönlü oldu. Kemalizm eleştirinizin onda birini zamanında AKP'ye yöneltebilseydiniz, şimdi tiyatroya bile ayar veren hükümeti görünce oturup ağlamazdınız. Demokratikleşmeyi sermaye ve emperyalizmin vesayetinden soyutlayıp sınıf ilişkilerini görmezden gelir ve işi sadece siviller ile askerler arasındaki çatışmaya indirgemeye devam ederseniz, bugün bu pek sivil hükümetin yaptığı icraatlere şaşırmaya da daha çoook devam edersiniz. Askeri vesayetin ardındaki emperyalist-kapitalist sistemi ve aynı sistemin dinciliği de nasıl kullanagelmiş olduğunu göz ardı etmek, bugün liberallerin şaşkınlığının temelini oluşturan yegane teorik hatadır. Başbakanın her lafı, liberallerin geçmiş tezlerini yerle bir ediyor. Bari özür dilemeyi bilseler...
Ne diyorduk? Tek devlet, tek millet, tek vatan, tek din... Aklıma şarkı geldi. ''Tek tek, ağardı bak saçlarım tek tek... Tek tek, bıraktılar beni tek...''
|