Siz hiç akıl hastanesinde yatan bir holding sahibi gördünüz mü? Neden bir iş adamını akıl hastanesinde göremezsiniz? Neden hiç bir bakan, başbakan veya general ruh hastalıklarında yatmaz?
Kandırılmamış, tuzaklanmamış, komploya kurban gitmemiş hiç bir zengini, ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde yatağına bağlanmış bir şekilde göremezsiniz.
Psikiyatri, ırkçılığın ve kapitalizmin aynı zaman diliminde yükseldiği periyodun gizli silahı olmuştur. Topluma uygun olmayan, ağır muhalefet yapan, malına mülküne el konulacak olan kim varsa bir şekilde akıl hastanesine veya ilaç bağımlılığına sürüklenmiştir. Kapitalizmin insanlığa dayattığı ve hukuken engellerin kaldırıldığı andan itibaren insanlara zorla enjekte ettikleri ilaçların maliyeti insanlığa ne kadardır?
Psikiyatrinin, bilim veya tıp dalı olup olmadığı bir çok insan tarafından muamma olarak görülüyor.
Psikiyatri sadece günümüzde değil 1 ve 2. Dünya savaşları sürecinde de kapitalist sistemin korunmasında, geliştirilmesinde ve toplumu yöneten burjuva sınıfının çıkarları doğrultusunda da kullanılmıştır. Örneğin Hitler´in psikolojik savaş birimi psikologlardan, psikiyatristlerden, bilim insanlarından, oluşuyordu. Kendi fikirlerinde olmayanlardan hedef seçilen kişilere yönelik yalan ve iftira kampanyası başlatıyorlardı... Hitler'in fikirlerine muhalif olan kişileri akıl hastanesine koyup deli ilan ediyordu.
Nazi toplama kamplarına sakince göreve gittiğini zanneden Nazi subaylarının nasıl bir katliam makinasına dönüştüklerini hiç merak ettiniz mi? Adolf Hitler dünyanın gelmiş geçmiş en büyük savaşının kararını verdiğinde aklı neresindeydi? Her gün avuç avuç içmeye yönlendirildiği ilaçlara bu kararlar nasıl indirgenmişti? Hitler, argoda ki kullanımına bakarsak, bildiğimiz bir hapçıydı. Barbarossa Harekatı ve ardından aldığı bütün çılgın kararların arkasında ki deliliklerin sebebi de buydu. 2. Dünya Savaşı ve Adolf Hitler hakkında ki bir çok belgeselde bunu görürsünüz. Hitler'i ilaçlarla kontrol eden doktoru Hitler'in gittiği her yere beraberinde gitmiştir. Nazi ordusunun kullandığı hap miktarını herhalde kimse hesaplayamaz. Zaman geçince bu ilaçların yan etkilerine maruz kalan Nazi askerleri bütün cephelerde dökülmeye başladılar. Hitler'e rızasıyla dayatılan ilaçların maliyeti tecavüz edilmiş 2,5 milyon Alman kadını, dağılan 18 milyonluk Nazi ordusu ve dolayısıyla komple şehirleri yıkılmış, esir edilmiş kadim bir Alman ulusu olmuştu.
Bu hapçılığın insanlığın başına açtığı vahşet Bosna Savaşında da sahnelenmişti. Yüz binlerce kadın tecavüz edilirken, akla hayale gelmeyecek işkenceler yine Avrupa'da yaşanıyordu. Ta ki genç askerlerin bedenleri bu ilaçlara dayanamayacak hale gelene kadar. Amerika ve ortakları Sırp gençliğini bitirir bitirmez cezasızlık keyfiyetiyle dağılan Yugoslavya topraklarında hukuksuz bombardımanlar yaparak bu savaşın yoğunluğunu bitirmişti. Ve ardından Kosova olayları ve yine yeniden katliamlar ve işkenceler. Şunu da ekleyelim, Sırp parti lideri Karadziç psikiyatri doktorudur. Miloseviç'in babası 1962 annesi 1972 yılında intihar etmiş, büyük ihtimal kendisi de psikiyatri doktorlarının yönlendirmesiyle ele geçirilmiş bir generaldi. İnsan düşünmeden edemiyor, neden hep bu adamlar orduların başına geliyor, gelebiliyor? İlaçlar sayesinde yönlendirile bildikleri için mi?
...kaptalizmin sömürü politikasında ise toplumun önceden dizayn edilen yapısında herkese birer rol verilmiştir. Psikiyatristler verilen rollerde toplumsal senaryonun baş aktörleridir. Bu yüzden psikiyatristleri, kapitalizmin medya, futbol, uyuşturucu ve fuhuş ile yönetmeye çalıştığı ezilenlerin gardiyanlarına benzetmek mümkündür.
Bir rapor veya hukuki kararla sizi akıl hastanesine kapatabilir zorla ilaçlar verebilirler. Sistem ceza evine atamadığını deli diye damgalarsa o kişinin hayatı biter, sosyal ölüdür artık o kişi. Ne bir özel hayatı kalır ne de bir iş imkanı, mahkemede ki ifadesi ve tanıklığı bile şüpheli hale gelir.
Son günlerde şahit olduğumuz bir olay bunun en geçerli örneği olabilir. Kızını evinin önünde can çekişirken bulan Şaban Vatan 1 yılı aşkın süredir kızının ölümünün bir intihar değil cinayet olduğunu insanlara anlatmaya çalışmakta. Geçen günlerde bu babayı akıl hastanesine yatırmaya kalktılar. Ancak talimatın verilmesine rağmen başarılı olamadılar ve Şaban Vatan hastaneye yatmadı.İşte üstünler hukuku ve akıl hastanesinin, akıl hastası raporlarının ne kadar kullanışlı hale getirildiğinin bariz bir örneği.
Eğer bir kişi suç işlemiş ancak üst katmana ait birisiyse, kurnaz nüfuzlular olaya el atar ve raporlarla oynayarak o kişiyi akıl hastası ilan edip sistemin bir diğer çarkı olan hukuğun elinden alabilirler. Bunun bir örneğini geçmiş yıllarda eşini öldüren polis memurunun akıl hastası ilan edilmesinde görmüştük. Ülkemizde bu olayların sık sık yaşandığını düşünüyorum.
Toplumlardaki mevcut psikolojik sorunların kapitalizm kaynaklı oldukların bilmelerine rağmen sorunların kaynağın kişiselleştirerek gerçegi gizlememektedirler. İnsandaki yıkıcılığın kaynağı olarak kapitalizm, psikolojik sorunları yaratırken diger yandan da bu sorunlar ı n tedavisi için ilaç tedavileri uygulamaya calışmaktadırlar. Bu süreç inandırıcı ve gerçekci degildir. K ı saca psikolojik sorunların sözde tedavileri aslında bir endüstriye dönüştügünü kanıtlamaktadır. Buna kısaca 'ölüm ve delilik endüstrisi de diyebiliriz.
Önce hasta et sonra iyileştir
Üsküdar Üniversitesi Rektörü Psikiyatrisi, Prof. Dr. Nevzat Tarhan ile modern dönemin yalnızlaşan bireyi ve bireyin şiddet eğilimini masaya yatırdık. Tarhan, gelişen sanayi ile kapitalizmin önce hasta sonra ise tedavi ettiğini söyledi.
Önce hasta et sonra iyileştirmek için ilaç sat. Sektör oluştur. ABD Sağlık Bakanlığı tarafından ürettiği ilacı sakıncalı bulununca ne yapmıştı baronlar? Bir Afrika ülkesinde sivil bir darbeyle sağlık bakanı atayıp önce insanları hasta etmiş sonrada ABD pazarında satamadığı ilaçları burada tüketmiştir. Nasıl olsa sağlık güvencesi adı altında alınacak para garantilenmiştir.
Az ilaç bol psikoterapi dedik ya, pratikte bunu uygulayanlar iyi hekimdirler, diye bir şey de söyleyemeyiz. Neden mi? Daha çok özel işyerlerinde görüldüğü üzere bu ilkeyi uygulayan pek çok psikiyatrın hitap ettiği hasta kitlesi zengin hastalardır.
Napolyon çözmüştü olayı, para para para.
Maalesef sisteme entegre olmuş ve gerçek doktorluğunu kendi menfaatine kullanan bir çok tıp adamı sistemde ilerleyebilmek için insanlığı ve hayatları hiçe saymaktadır.
Beyindeki ön lobların uçlarındaki prefrontal korteks bağlantıların kesilmesi sonucu uygulanır. İlk başlarda lökotomi denilen bu uygulama, yapılmaya başlandığı 1935 yılından beri tartışmalı bir işlemdir. Ciddi yan etkileri olmasına karşın yirmi yıldan uzun bir süre boyunca psikiyatrik rahatsızlıklar için kullanılmış bir yöntemdir.
Bu işkence için prestij gerekiyordu ve Nobel Ödülü verdilirdi. Bugün dünyamızda bu yöntem yasaklanmıştır. Kim bilir kimlerin canını yakmak içindi bu tedaviler.
Ticari tıp insanlık düşmanıdır. Psikiyatri sistemin gardiyanlığına kullanıldığında milyonları katlediyor ve en masum insanı bile delirtebiliyor. İnsanlığı önce hasta sonra köle yapan sistemin çarklarına karşı uyanık olmalı ve tıp dünyasınında paraya teslim edilebileceğini unutmamalıyız. Ticari Psikiyatri Batı dünyasının insanlığa attığı en büyük kazıklardan birisidir. Osmanlı döneminde psikolojik rahatsızlığı olan insanlar için deli ve veli terimleri kullanılırmış. Miskinler Tekkesinde bu kişiler saygıyla anılırmış. Bugün akıl hastanelerinden pek haber alamaz, haberdar olamayız. Çünkü egemenliği elinde tutanların bundan hoşnut olmayacağı ortadadır. Tecavüzler, dayak olayları, cinayetler.
Tarih
...Modern psikiatrinin büyük kurucularından psikiatr (İngilizce: psikiatrist) Dr.Kraft-Ebing şöyle yazıyor: "Hristiyanlık, akıl hastalarına ilgi göstermiyordu. Onları şeytan tarafından ele geçirilmiş yaratıklar şeklinde algılıyordu. Akıl hastalarını tedaviyi Avrupa, Türklerden öğrendi. Türkler, bizden çok önce, akıl hastalarına mahsus hastaneler kurdular (Traité Clinique de Psychiatrie, Paris 1897, s.53).
"Deliliğin hastalık olduğu 16. asır Avrupası'nda bilinmiyordu" (Jean Vinchon, Les Malades de I'Esprit, Paris 1930, s.24). "1818'de Fransa'da akıl hastaları, hayvanlardan ve canilerden daha kötü muamele görürdü" (Esquirol, Rapport, Paris 1874, s.2).
...
Osmanlı'nın mâl-i hulyâdediği mélancolie (melankoli), kara sevdâdediği hystérie (isteri), ateh-i kable'l-mîâd dediği schizophrénie (şizofreni), ayrı metodlarla tedavi gören akıl hastalıkları idi. İlâç, istirahat, gıda ve çiçek çeşitleri, musiki, tedavi yollarından bazıları idi. Besin ve çiçek çeşitleri koku, renk, şekil, tad bakımlarından dikkatle kullanılmıştır. Bu husus, Osmanlı tıbbına ve Türk medeniyetine şeref verir.
...
RUMLAR İŞKENCE YAPARDI
Ancak Türklerin akıl hastalarına şefkati, bizimle iç içe yaşayan Rumlara tesir bile edememişti. İstanbullu Rumlar, Türklerin delilere davranışları ile alay edercesine, kendi delilerine türlü işkenceler yaparak, vücutlarındaki şeytanı çıkarmaya çalışır, onları döver, aç ve susuz bırakırlardı ki, şeytan acıya, açlığa ve susuzluğa dayanamayıp def olsun (İnciciyan, s.120). Ancak Avrupa'daki gibi yakmıyor, öldüremiyorlardı. Zira bizde böyle bir davranışın cezası asılmaktı. #
Batı ve kapitalizm önce delirtiyor, sonra ilacını ve sistemini enjekte ediyor. Paranız varsa önce onu alıyor, paranız yoksa adeta işkencehane sayılacak akıl hastanesine postalıyor ve sosyal güvenceden soygunu devam ettiriyor.
Psikiyatri, yazının girişinde belirttiğim gibi gerçek bir tıp dalı mı değil mi hâla tartışmalı olan, kimilerine göre sahte bir bilim dalıdır. Yükselişi kapitalizm ve faşizm üzerinden yaşanan siyasi gelişmelerle beraber Batı dünyasında olmuştur. Kar gütme, kendine müşteri hazırlama, yüksek makamda ki insanları yönlendirme, ağır muhalifleri temizleme gibi bir çok işlevsel yönde egemenler tarafından acımasızca kullanılmıştır. Bugün dahi, hiç bir ölçüm aleti ile tanı konulmayan insanlara elektrik şokları uygulanmakta ve ticari tıp kurnazlığıyla önce ilaç belirlenmekte sonra hasta üretilmektedir. Faşizm sembol psikolojisi ve üstü kapalı psikolojik teknikler maalesef ülkemizde de uygulanmıştır. Askerlere elektrik verilmiş, insanlar yanlış ilaç dayatmaları yüzünden gencecik yaşlarında ölüme gitmiştir.
Akıl Hastanelerinde Terapi Yok, İşkence Var.
Çoğumuz şuna şahit olmuşuzdur, akıl hastanelerinde tecavüzlerin ve işkencelerin hesabı sorulamaz. İnsanlar zorla yataklara bağlanır ve iradeleri dışında ilaç enjekte edilir.
Mercimek kadar bir hapın veya bir kaç damla enjekte edilecek ilacın insanları nasıl bir katliam makinasına ve vahşete sürüklediğine dünya hâla tanık olmaktadır. Bugünlerde DEAŞ örgütünün katliamlarına hâla şahit oluyoruz. Sistem bir bireyi her zaman deli ilan edebilir ve çarka ait bir hukuk bu bireyi kurtaramaz. İşini layıkıyla yapmak yerine menfaatine dalmış doktorlar ve hukuk adamları sayesinde, önlüklü ve cübbeli gardiyanlarıyla kapitalizm insanlığa savaş açmıştır. İlaçların yan etkisi yüzünden ölenler adına veya geriye dönüşü olmayan hasarlara yol açıldığında, hapis cezası veya yüksek miktarda tazminat ödeyen kaç ilaç firması ve doktor gördünüz?
Psikiyatri yalanlar üzerine kurduğu mesleki tahtını sürdürmeye, oluşturduğu hastalık algısıyla ve korkutmacasıyla zihinleri en tabii insanlık halleri üzerine kilitleyerek sorunların hızla yaygınlaşmasına hizmet etmeye devam etmektedir. Bu yüzden bu alandaki sorunlar bu branşın popülaritesindeki ve yaygınlığındaki artışla paralel bir biçimde artmaya devam etmektedir.
Hastalık üretiyorlar, akıl hastanesi tabelası altında insanları tecavüz ediyor ve işkenceden geçiriyorlar.
Psikiyatri nasıl hastalık üretti?
Akıl hastanesinde tecavüz.
Akıl hastanesinde şiddet ve tehdit
Akıl hastanesinde tedavi yöntemleri.
''Bir hile olarak psikiyatri ; Psikiyatri bir bilim veya TIP değildir, bir güçdür''. / Dr. Jeffrey Schaler
ALINTILAR:
https://www.academia.edu/5503112/Psi...diyanlar%C4%B1
https://www.bilimveutopya.com.tr/tic...sel-psikiyatri
https://tr.wikipedia.org/wiki/Lobotomi
https://m.bianet.org/bianet/saglik/1...ok-iskence-var
https://www.medimagazin.com.tr/eczac...668-28309.html
https://www.tavsiyeediyorum.com/makale_13374.htm