Öncelikle orada yapılan faşizmdir. Ne adına yapıldığının hiç bir önemi yok, önce faşizmdir.. Nereden ve kimden gelmiş olursa olsun bu adi uygulama ve yaptırımları lanetlemek gerekir. Ama halkların özgürlük mücadelesinide çarpıtmamak gerekir.
Eğer insanlar bu gün hor görülen mücadeleleri vermese idi örneğin zenciler hala köle olacaklardı. İnsanların kanı pahasına kazandığı ve o sayede kazandığımız özgürlüklerimizi kapitalistlerin lütfu gibi göstermek alçaklıkdan başka bir şey değildir, bunlar lütuf değildir, etle, tırnakla, tırmalaya tırmalaya, bedeli ödene ödene kazanılmıştır, ortada bizim adımıza bir lütuf varsa oda bu insanların kanları ve canları pahasına yüzyıllardır verdiği mücadelelerden başka bir şey değildir..
Dünyanın son 200 yıllık geçmişine baktığımızda şiddet gerizekalılık ile, cehalet ile beslenmiş.
Bu başlıkla kapitalizmin savunulacak hiç bir tarafı yok, bu temelde ve benzer olaylarla sosyalizmde savunulamaz, onun adına yapılan hiç bir katliamda savunulamaz, sosyalizm olduğu bile şüpheli sistemler var, savunulacak bir şey de değildir zaten-neyin ne adına ne kadar yapıldığıda ayrı bir konudur tabi, ateş olmayan yerden duman mı çıkmıştır yoksa emperyalizm her zaman eli körüklü mü olmuştur-.
Tarihide tersden okumamak gerekir, örneğin Kamboçya halkı zulümle 1975 yılında tanışmıyor. Tarihine bakın orada göreceksiniz, bu tersden okumaları.
Birincisi uzun yıllar bastırılmış bir özgürlük mücadelesi var o coğrafyada. Kimden, neyden özgürlük -> önce feodal beyler ve egemenliklere karşı sonra ise emperyalizm... Tabi kapitalistler her zaman haklıdır inancına sahip olanlar var, doğrudur onların açısından bakıldığında her zaman haklı olurlar, bu nereden bakıldığına bağlıdır. Özgürlük mücadelelerini bastırmanın en ideal emperyalist yolu, tarihde görüyoruz ki istikrarsızlık ve dengeyi bozma üzerine kurulu, en etkin dağıtıcı yoldur.
Bilgi ile düşünce bu gün hem önemsizleştirilmiş ama her şeyin evvelinde olan felsefe(çocuğun ilk dillendiğinde baba bu ne? demesidir felsefe, bu kadar önemlidir ama düşüncelerle dolan bir beyin değil, felsefe bilgi ile öğrenmeyi hedefler) hatda bilim, tarihsel olgularda dahi bilgi ile düşünce aynı şey gibi birbirine boca edilip bize yutturulmaya çalışılıyor. Bilgi tüm subjektif düşüncelerden bağımsızdır, her türlü olgu ve olaya bakmak için ilk düşüncelerden arınmak gerekir.
Emperyalistler kaybettikleri hiç bir toprağı davullu, zurnalı kabullenmediler, sürekli askeri, politik oyunlar oynanıyor. Kimsede ülkesini karanfillerle, gülücüklerle teslim etmedi bu yağmacılara, kanları aka aka kaybettiler. Kapitalizmin, dünya ölçeğine yayılması yağma kültürüne bağlıdır. Bunun en güzel örneklerini, Afrikanın köleleştirilmesi, evet sadece toprak değil insanın köleleştirilmesine kadar, Meksikaya yapılanlar, dünyanın dört bir yerine hem ekonomik hemde politik egemenlik ve sömürü temelindeki bu yayılmacılığa gık diyen ülkelere, halklara yapılan harekatlar yada kalıcı istikrarsızlık için halkın birbirini kırdırılması gibi çok geniş yelpazede stratejik ve taktik yöntemler uygulandı. nedense özgürlüğü kısıtlayıp, esaret altına alanlar haklı, esaret altında olanların direnişi haksız lanse edilmeye çalışılıyor. Dünya paylaşılmış bir dünyadır ve sahipler birbirinin sınırlarını değiştirmek için uğraştığı gibi sahipliğin devamı içinde toplumlara ve insana düşman uygulamaların mimarı olmuşlardır.
Tarihde komüncü Bedreddinler suçlu, İsmaililer suçlu, mazdekler suçlu, Pir Sultanlar suçlu, ama nedense hep Emeviler haklı, Abbasiler haklı, Selçuklular haklı, Bizans haklı, Osmanlı haklı, zorda kalınca Moğollara(benzeşim ABD dir) gelin bu halkı katledin, bastırın diye yardım dilenenler ve işbirlikçileri haklı. Nasreddin hoca suçlu, ama arkasında işbirlikçiliği ile moğolları alıp o saray efendileri adına yerleşimleri zap edip, halkı kırandan geçirerek fethedenler haklı. Bu hak öyle bir hak ki, küçüçük bir elitin, o bireylerin çıkarları ile örtüşen bir hak anlayışı. Şimdi yine Bedreddinler suçlu, ABD haklı gösterilmeye çalışılıyor. Neden çünkü bu gün dünya sistemi ile ABD örtüşmüş durumda, her yazı her bakış her siyasal ölçüt ABD üzerinden kuruluyor. ABD eskiden Fransa, sonra Almanya gibi Her yere özgürlük(savaş) götürüyor. Özgürlük konusunda 200 yıldır sınıfda kalmış kapitalistler dünyanın her yerine milyonlarca insanı katlederek özgürlük götürdüler, esaret örgütlediler, özgürlükden sınıfda kalmış anlayışlar 10 üzerinden 10 puan alıyorlar oysa. Çünkü soru belli, kimin özgürlüğü, neyin özgürlüğü, neye göre özgürlük, hakim olan kim ise haklı olan odur mutlaklığı!.
Şu başlıkda konusu edilemeyecek en önemsiz özgürlük, bireysel özgürlüklerdir. Bu tarz yaklaşımlar insanların çatışmasının öncül kaynağıdırlar. Özgürlükler birey temelli ifade edilemezler, özgürlük ancak kullanım değeri ile örtüştüğünde anlamlı hale gelir, ölçütü "herkesdir". Birisinin özgürlüğü diğerinin özgürlüğünü kısıtlama üzerine kurulu ise orada özgürlükden bahsedilemez, ikiside özgür değildir ve kavga kaçınılmaz hal alır. Kimseyi kandırmanın lüzumu yok.
Sosyalizm'in kaynağı 19. yüzyıla dayanmaz, günümüzden bin yıl eskilere kadar gider. Özgürlüğün en genel temsili sosyalizmdedir, sorun Abbasiler'in Mazdekleri, İsmailileri tanımladığı gibi tanımlamalarla kavranamaz. yarın yanağından gayrı her yerde, her şeyde diyen bedreddin'e, kadınları ortak kullanıma açan sapkın düşüncelerdir demek ve bu tarz şeyleri bilgi ve gerçek kabullenebilmek sadece kafadan arızalı olmakla ifade edilebilir. laf ola beri gele değil, ciddi anlamda ortaya konan görüşler eleştirilmelidir. Örneğin tespitler eleştirilebilmelidir, bu lafla olmaz, dünyaya ve toplumsal sisteme bakarsınız, tespitler gerçek mi değil mi? Tahliller neye dayalı ona bakılır. Örneğin;
Abbasiler, Emeviler'e karşı iktidar mücadelesinde, özgürlük mücadelesi veren İran halklarını kullanmışlar, kandırmışlardır. O halkın içine girdikleri gibi hem destek vermişler, hem askeri, hem ekonomik destek verirken hemde sürekli çeşitli bölgelerde kışkırtıcı faaliyet yürütmüşlerdir. Savaşlarda en önemli taktiklerden bir tanesi, içeride yürütülen faaliyettir. Hasan Sabbah Alamut kalesini tek bir kılıç sallamadan, kale içerisinde yaptığı faaliyetlerle elde etmiştir. Bu stratejiyi anlatmaya burada sayfalar yetmez(eskide kalsada strateji için Shun Tzu okunabilir). Abbasiler ise iktidarı alınca ilk yaptığı iş, İran halklarını katletmek, özgürlüğün temsilcilerini öldürtmek olmuştur. Çünkü öyleya Abbasiler her zaman haklıdır, çünkü egemendir, diğerleri ise suçlu ve dağıtılması gerekir, bunun yoluda iç çatışma ve karışıklıktır.
Abbasi halifesinin tehdit dolu mektuplarına İran halkının verdiği yanıt, "sen sarayında tıksırana kadar içip, çengiler oynatıyorsun, bize sapkın görüşlüdürler deyip yalanlar atıyorsun ama sen sabahlara kadar kadınlarla eğlenip oğlanları kucağına alıyorsun. Biz sahteciliğe ve adaletsizliğe dayalı islamı yıkacağız, adalet sen ve senin gibilerin insanları islam ve cennet ile kandırıp cennet hayatı yaşaması değildir" vs gibi cevaplar veriyorlar. Tabi sürekli iç karışıklık, sürekli hile Abbasiler'in(ABD'nin) yaşam kaynağı haline geliyor. Ortak birliktelikleri parçalamanın en kolay yolu, ortaklar arasında bölünme yaratmaktır, en uç ve kolay yolu ise liderlerden birisini öldürmek veya topluluklarda toplu katliam yapıp, diğerinin üzerine suç atmak ve toplum içerisinde yeterli ikna faaliyetini yürütmüş olmaktır.
Bu güne kadar özgürlükçüler hep kaybetti, temelinde yatan ise cehalettir, inançtır, kolay aldanmadır, bilinçle değil düşünsel-duygusal yaklaşımdır, güçlü değil güçsüz tarafda kalmaktır, içdeki politika ve faaliyetlerin farkında olamamaktır, dağınık ve açık olamamaktır, sürekli kendisini koruma zaafına mahkum olmaktır ve eğitim ve öğrenimden yoksun kalmalarıdır(çünkü imkanları yoktur, yaşam standardı düştükçe birey değil toplumların eğitim ve öğretime olan yatırım ve istekleride düşer).
Kamboçya uzun yıllar sömürge olmuş, daha sonra Fransız sömürgesi olmuş, yüzyıl Fransız kolonisi olarak kullanılmış. Japon işgali sonrası Kamboçya'da boşluk doğuyor, o boşluğu ise ABD dolduruyor, 10 yıl ABD güdümünde ve ABD'ye borçlandırılmış, himaye altına alınmış, muhtaç kılınmış bir ülkeye dönüşüyor, karışıklıklarla sağlanmış ve örgütlenmiş sefaletler içinde balık tutamayan halka balık verip, elime bakacaksın denmiş. Bağımsızlığı savunanlara faşist yaptırımlar uygulanıp, baskı rejimi kuruluyor. Kamboçya bir türlü paylaşılamamış ülke...
bahtsız olan şu ki, Kamboçya tarihinin hatasını yapıyor ve ABD ile politik ilişkilerini durdurduğunu ilan ediyor(1965 sanırım). O süreçden sonra ise Kamboçya denge ve düzen geliştirmeyi başaramıyor ve cezasını 1970 yılında faşist darbe ile ödüyor. Faşist gelenek tek taraflı değil çift taraflı olarak sürüyor. Açılan atmosferde ABD Kamboçyaya girip yerleşim yerlerinde katliamlar yapıyor. ABD'nin burnunu sokmasından sonra yine insanlar ölüyor ve 1 milyonun üzerinde olduğu söyleniyor.
Ardından ABD'ye ve ibirlikçilere olan ve uzun zamanda bastırılmış olan direniş iktidarı alıyor onlarda aynı politik çerçevede milli baskı rejimi kuruyorlar. Faşizm uyguluyorlar, olan ise her zaman ki gibi halka oluyor. Bölünen halk fırsat buldukça birbirini katlediyor, katlettiriliyor, faşizm ve terör onlar için en ideal bastırma ve susturma yöntemi oluyor, her türlü iktidar veya işbirlikçiler buna çanak tutuyor. Sorun şu ki istikrarsızlık sürekli içten, içe çeşitli istihbarati faaliyetlerle örgütlenip, canlı tutuluyor.
Günümüzde, bir ülke ne zaman ki ABD vb himayesini kabul eder, ancak o zaman politik denge sağlanabiliyor, ama bu durumda da sırtına yapışan kene yüzünden toplum yoksullaşıyor, sefilleşiyor ve sabitliğe bağlanamaz bir iç hareketlilik sürekli diri hale geliyor, istikrar kalmıyor ve bozuluyor. Emperyalist ülkeler ise sürekli kendi çıkarlarını koruyacak istikrarsızlıkların bir tarafından tutup sürekli diri tutmaya çalışıyorlar, düşenin kalkmaması için çalışıyorlar. Düşen kalkarsa toplumsal karışıklıklarla, düzenini korumak için baskıya yönelmek zorunda bırakılıyor. Dünyada emperyalist dengenin bozulması demek milyonlarca insanın öleceği süreçlerin önünün açılması demektir, onun içinde sefalete evet, özgürlüğe hayır denmesi gerektiği savunuluyor.
Bir örnek vereyim;
Sovyetler Birliğinde ilk baskı dönemi Alman(kapitalizmin o zamanki dünya lideri) faaliyetlerinin içde başarılı olduğu dönemlerdir. Alman iç savaş yöntemi silahdan çok içsel faaliyetler örgütlemek şeklinde uzun yıllara yayılmış bir strateji ve taktik olarak gelişiyor. İçerdeki Alman ajanların (sanayi faaliyetlerine girmiyorum) faaliyetlerinden bir tanesi toprak ağalarının kendi adına ambarlarda tuttukları ürünleri, tarlada hasadı yapılmamış ürünleri yakmak olarak uç gösteriyor. Yaşanan kıtlıkda açlık ve bağıl hastalıklardan milyonlarca insan kırılıyor veya etkileniyor, iktidar ise askeri bir çözümle bu eylemleri yapanları şiddetli bir biçimde cezalandırıyor. bir avucun çıkarı için milyonlar telef olmuştur, ancak o bir avucu ele geçiren devlet, kendi insanından öç aldığı an kendi sonunu hazırlamış demektir, bundan sonrası için artık ipin ucu yoktur. Şiddetin hiç bir türlüsü tasvip edilemez ise, tersinden uygulanacak hiç bir şiddetinde diğerinden farkı yoktur. Şiddet bir kez meşruiyet kazanmaya görsün, artık önü alınamaz. Şiddetin bir değil her türlüsüne karşı olabilmemiz lazım, ama bu bir anda oldu bitti ile değil yüzyıllarca sürecek bir bilinçlenme ve aydınlanma ile kazanacağımız bir tavır.
ABD'nin tarihdeki katliamlarına bakıpda kimse kapitalizmi kötülemiyor, ama savunabiliyor. Ya meseleye bu temelden bakmak yeterli değildir ya da öncelikle kapitalizmin varlık nedenleri, neye dayandığı ve neyi, nasıl kaybetmek istemediği, yelpazenin ekonomik-politik yaptırımlardan, katliamlara, toplumsal şiddet ve terör ortamı yaratmaya, nasılda askeri uygulamalara kadar geniş bir yelpazeye yayıldığı görebilmektir. (100 yılda ABD kaç ülkeye askeri harekat yapmış bir secere çıkartan bu basit sözü anlayabilir, birde harekatları gerekçelendirmek ve başarılı kılmanında evveliyatında on yıllara dayalı istikrarsızlık-terör politikalarının sonuçlarının nelere mal olacağını yine bu başlıkda yeterince özetler nitelikdedir)
Değişmez yasaları olan sosyalistler değildir, bu bakış açısı bilinçli bir çarpıtmadır, ortada işleyen ve değişebilirlik atfedeceğimiz ilk düzenlerin işleyişi olmalıdır, sosyalizm hala gelişmekde olan bir düşüncedir(kökü bedreddinlerden evvele kadar gider), yanlışlarından ders çıkartmayı bilmek gerekir hatda alternatif olarak terk bile edilebilir, yeterki hali hazır dünya düzenine alternatif ve insan merkezli, sömürü ve toplumsal adaletsizliğe dayanmayan bir anlayış olsun. Olgusal gerçekler dışında sarfedilen her söz geçicidir, bağlayıcı değildir, önemli olan olgulara bakmak ve olguların ne dediğidir, alternatifleri sunabilmektir. Objektif yaklaşımların değeri, hiç bir subjektif etkinin gölgesinde kalamaz. Soru şu; bu gün dünya düzeninde işleyiş nasıldır ve bu işleyiş değişebilir mi? İşte bu soruya verilecek yanıt dürüst olup olmadığımızı da gözler önüne sercektir. Bakalım kim ne kadar dürüst. Alternatif önerileriniz nedir? yine kapitalizm mi? yoksa hala Abbasiler, Emeviler, ABD güdümü gibi halkları ve insanı kötülemek gayesi mi? Kapitalizm değişebilir mi? Değişmeli mi? Emperyalist egemenliklere toplum ve insan yararımız için hayır demelimiyiz? Öyleya hiç bir şeyi değişmez görmekle itham edilenler aksine her şey değişebilir diyor, ya siz değişmezciler neyi savunuyorsunuz hala?
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Konu spartacus tarafından (14-02-2011 Saat 14:39 ) değiştirilmiştir.
|