
14-02-2011, 21:31
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 22 Jul 2009
Mesajlar: 4.880
|
|
ahura mazda´isimli üyeden Alıntı
İdeolojik at gözlüklerini ben pek göremedim
|
Sovyet rerjiminin baskı ve zulümlerinin müsebbibi olarak Alman ajanlarını gösterme girişimi için, daha iyi niyetli bir ifade bulamıyorum doğrusu.
|

14-02-2011, 21:33
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 04 Apr 2008
Mesajlar: 1.500
|
|
Bomboş bir yazı.. Zaten noktalama işaretleri düzgün bir şekilde kullanılmadığı için, anlaşılması da zor.
Yok tek kutuplu dünya, yok Hollywood, yok bilmem ne.
Burada eleştirilen konu, bir rejimin kendi idaresi altındaki insanları katletmesi ve kırıma uğratmasıdır.. Çeşitli nedenlerle ortaya çıkan (orantılı veya orantısız) savaşlar bu konunun dışındadır.. Eğer bu konu açılırsa da, orada savaşa teşvik eden, katılan, insanların ölmesine neden olan ülkeleri, yönetimlerini, politikalarını eleştiririz.
Sorulması gereken doğru soru şudur; ABD yönetimi altında, devlet tarafından öldürülen 'vatandaş' sayısı kaçtır?
Ancak bu soruya yanıt vererek Pol Pot rejimiyle kıyaslayabiliriz.
Yine de Pol Pot hiçbir şey bence.. Sovyetlerin 73 yıllık rejiminde, 10 milyona yakını Ukrayna'daki Holodomor kıtlığında ölen insan olmak üzere, yaklaşık 62 milyon insan katledilmiştir.. Hala ABD bilmem ne diyorsanız, ben de bir şey demiyorum.
|

14-02-2011, 22:01
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 09 Sep 2010
Mesajlar: 438
|
|
Emperyal rejimlerde kapitalin toplandığı alanda kıtlık olmadığı için Sovyetler ile Amerika'yı bu yönde kıyaslamak abesle iştigal kaçar.
Amerika'yı ele alırken; Afrika'da ki kıtlıktan,Güney Amerika'da Amerika desteği ile oluşan muz cumhuriyetlerinden bahsetmemiz ve propaganda organlarına vurgu yapmamız kadar normal bir şey olamaz.
Müthiş bir argüman,gidiyorsun şirketler yardımı ile bir ülkenin mali kaynaklarını ele geçirip kapital'e yığıyorsun sonra bakın sovyetlerin açlıktan ağzı kokuyor diyip vakıfların vasıtası ile afrika'ya yardım ettiğini gösterip kendini misli misli aklıyorsun.Yönetimleri satın alıp kukla olarak kullanıyorsun,taşeronluk yaptırıyorsun onlar sorumlu biz değiliz diye aklanıyorsun.
Bizde bunları yiyoruz öyle mi ?
Kiralık katil i kiralayan suçlu değilse zaten bir şey deme.Taliban'a mali fon ayıran milyonlarca dolar hibe eden hangi devlet acaba ?
Sonra sorumuz ne oluyor ?
|
Sorulması gereken doğru soru şudur; ABD yönetimi altında, devlet tarafından öldürülen 'vatandaş' sayısı kaçtır?
|
|

15-02-2011, 03:01
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.675
|
|
ulpian´isimli üyeden Alıntı
Başta bizzat Marks ve Engels olmak üzere, marksist ideolojinin 'temel kaynaklarını' yazan kalemler, diğer birçok felsefi, siyasi akıma oranla, son derece dogmatik, apodiktik bir dil kullanmışlardır. Söylenen hemen herşey, şüphe etmenin dahi aptalca olacağı kesin hakikatler olarak söylenmiş, entelektüel tevazu, özeleştirel yaklaşım, makul bir şüphecilik vs. gibi erdemler neredeyse hiç yok.
|
spartacus´isimli üyeden Alıntı
Bir örnek vereyim;
Sovyetler Birliğinde ilk baskı dönemi Alman(kapitalizmin o zamanki dünya lideri) faaliyetlerinin içde başarılı olduğu dönemlerdir. Alman iç savaş yöntemi silahdan çok içsel faaliyetler örgütlemek şeklinde uzun yıllara yayılmış bir strateji ve taktik olarak gelişiyor. İçerdeki Alman ajanların (sanayi faaliyetlerine girmiyorum) faaliyetlerinden bir tanesi toprak ağalarının kendi adına ambarlarda tuttukları ürünleri, tarlada hasadı yapılmamış ürünleri yakmak olarak uç gösteriyor. Yaşanan kıtlıkda açlık ve bağıl hastalıklardan milyonlarca insan kırılıyor veya etkileniyor, iktidar ise askeri bir çözümle bu eylemleri yapanları şiddetli bir biçimde cezalandırıyor. bir avucun çıkarı için milyonlar telef olmuştur, ancak o bir avucu ele geçiren devlet, kendi insanından öç aldığı an kendi sonunu hazırlamış demektir, bundan sonrası için artık ipin ucu yoktur. Şiddetin hiç bir türlüsü tasvip edilemez ise, tersinden uygulanacak hiç bir şiddetinde diğerinden farkı yoktur. Şiddet bir kez meşruiyet kazanmaya görsün, artık önü alınamaz. Şiddetin bir değil her türlüsüne karşı olabilmemiz lazım, ama bu bir anda oldu bitti ile değil yüzyıllarca sürecek bir bilinçlenme ve aydınlanma ile kazanacağımız bir tavır.
Değişmez yasaları olan sosyalistler değildir, bu bakış açısı bilinçli bir çarpıtmadır, ortada işleyen ve değişebilirlik atfedeceğimiz ilk düzenlerin işleyişi olmalıdır, sosyalizm hala gelişmekde olan bir düşüncedir(kökü bedreddinlerden evvele kadar gider), yanlışlarından ders çıkartmayı bilmek gerekir hatda alternatif olarak terk bile edilebilir, yeterki hali hazır dünya düzenine alternatif ve insan merkezli, sömürü ve toplumsal adaletsizliğe dayanmayan bir anlayış olsun. Olgusal gerçekler dışında sarfedilen her söz geçicidir, bağlayıcı değildir, önemli olan olgulara bakmak ve olguların ne dediğidir, alternatifleri sunabilmektir. Objektif yaklaşımların değeri, hiç bir subjektif etkinin gölgesinde kalamaz. Soru şu; bu gün dünya düzeninde işleyiş nasıldır ve bu işleyiş değişebilir mi? İşte bu soruya verilecek yanıt dürüst olup olmadığımızı da gözler önüne sercektir. Bakalım kim ne kadar dürüst. Alternatif önerileriniz nedir? yine kapitalizm mi? yoksa hala Abbasiler, Emeviler, ABD güdümü gibi halkları ve insanı kötülemek gayesi mi? Kapitalizm değişebilir mi? Değişmeli mi? Emperyalist egemenliklere toplum ve insan yararımız için hayır demelimiyiz? Öyleya hiç bir şeyi değişmez görmekle itham edilenler aksine her şey değişebilir diyor, ya siz değişmezciler neyi savunuyorsunuz hala?
|
ulpian´isimli üyeden Alıntı
Öncelikle ''bilinçli çarpıtma'' ithamını aynen iade ederim Spartacus. Her olaya ideolojik atgözlükleriye bakmanın güzel ve uzun bir örneğini daha vermiş bulunuyorsun. Sovyetler'deki baskı ve zulmün kaynağında bile Alman ajanlarını arayabiliyorsun. Tebrikler...
|
Ben o yazdığın anlamsız, indirgemeci paragrafı ciddiye almadım. Üzerine alınmanı gerektiren bir durum yok orada, özelde sana karşıda, o yazdıklarına görede yazılmadı, anlamakdan uzaksan da üzerine alınma, o tarz subjektif söylemleri ben ciddiye almadım, bilseydim kapitalizmi değişmez sayıp, statükoyu savunanlara (bu anlamda alınabilirsin(paragrafın sonu itibariyle), tabi öyle isen) ve ayrıca sosyalizmi kült gibi gören anlayışlara karşı yazdığımı parantez içi belirtirdim... Yada ikisinide geçtik, alternatif ne ona bakalım, benim yazdığımda asli olan nokta burası...
Irak'da ABD Ambargosundan ölen insan sayısı kaçtır(1991 de başlattı, uzun yıllar sürdürdü ambargoyu. 1999 verileri ambargodan ölen insan sayısını 500.000 olarak veriyordu, sakat kalanlar, yetersiz beslenme, bağıl hastalıklar ise tam bilinmiyor, Saddam denen diktatör bile o dönemlerde ABD bombaları ile 200.000 kişiyi katletmişti, ABD diktatörü ise tek bir kurşun atmadan sırf ambargo ile 500.000-700.000 arası kişiyi katletti, şehirlere bomba yağdırdığı savaşlarda ise bir o kadara daha yakın katledildi(ilkinde 200.000-300.000 arası idi rakam))? Neden ambargo yapıyor? tüm diğer temel iç savaş stratejisindeki gibi toplumu yılgın düşürüp teslim alma amacıyla yapar ve mecal kalmayınca da askeri harekat yapar(tarihdeki sayısını, akılda tutmak zordur bu emperyalist harekatların). Buda savaş değilse ve en basit, belkide anlaşılması en kolay yöntem değilse, demek ki bildiğiniz hiç bir şey yok veya bilerek manüple etmeye çalışıyorsunuz. Zaten sömürgeciliği ve sonuçlarını savunmak için ya bir şey bilmiyor olmalı yada çok şey bildiğini sanmalı.
20 yıl öncelerde(şimdi bilmiyorum, incelemek lazım) yıllık 80.000.000.000 $ silah üretimi yapıp öncelikle ortadoğuya satan ABD idi, ne yapacak tekeller bu silahları, satmasın mı? Yazık değil mi onca maaliyete, paraya, o insanlık abidesi, emperyalistçiklere? 10-14 arası değişen firmalar bu kadarcık, böyle mini, minnacık tutarlarda silah üretebiliyorlar demek ki( böyle uçuk rakamlar için kaç milyon insan çalışıyordu o işletmelerde? yoksa binlerle mi ifade edilir çalışan sayısı-hani adaletli idi kapitalizm?- Türkiyeye oranlasak kişi başı 1142$ oluyor(70 milyona oranla), 100.000 çalışan desek-ki 14 şirket için abartı- kişi başı 800.000$ düşüyor, aylık ise 66.666 $ ? 100.000 kişiye aylık kişi başı 66.666$ düşerken, bu oranı tekelin başında 50 kişinin paylaştığını düşünelim;
1.600.000.000 $/4(maaliyet) = 400.000.000 $ yıllık / 12 = 33.333.333 $/50 = 666.666 kişi başı gelir... (50 kişiye göre)
50 kişi, kişi başı aylık 666.666 $ kazanıyor.
satış rakamı üzerinden maaliyeti 4 e böldük, 14 işletmede 50 kişi esas aldık üstelik.
işte kapitalizm diye zaten buna deniyor. O paralar için zaten kıtaları gözden çıkartıyorlar, işte at gözlükleride burada devreye giriyor.. (nasılki feodalitenin sonu geldi ve feodalite 500 yıl kara propaganda yaptı, felsefeyi, bilimi dahi yasakladı, ne kadar çabalarsak çabalayalım, aynı raya oturmuş bu düzeninde gelir, ne diyorduk her şey hareket halinde ve değişiyor, mutlak olan hiç bir şey yok(şey ayrık!, kelime, öznel, zihni şeyler değil)...)
Tabi o silahları satacaklar, gerekli değilsede, gerekli kılarlar. Sömürge için kıtalar dolusu insanı gözden çıkartanlar küçük ülkeleri düşünecek değiller herhalde. ortada dönen rakamlar belli, tarihde insanlar bir hurmalık için dahi savaşıyorlardı, oysa şu rakamla milyon hurmalık alınabilir. Arabistan, petrol benimdir desin de görelim sonu ne oluyor? Kaç milyon insan ölüyor para babaları, saray eşkiyaları tekeller için ve bakalım ABD ve diğer ortakları elini sürecek mi yoksa toplum ABD markalı silahlarla kendi kendisini mi yok edecek? Dünyada sürekli sefalet ve savaş hali vardır ve sebebi toplumların sırtına yapışmış ve sökülmeye kalkılınca büyük belalar bırakan bu keneler ve bu paylaşımlarıdır, tümünden de ister direk, ister dolaylı-dolambaçlı yolları olsun, sorumludurlar.
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
|

15-02-2011, 03:08
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 22 Jul 2009
Mesajlar: 4.880
|
|
Bak bu sevindirici haber Spartacus, en iyisi bundan sonra karşılıklı olarak böyle yapalım. Bir şekilde aynı başlıklara da yazıyoruz diye, yazdıklarını zoraki de olsa okumaya çalışıyordum aylardır hep. Ama artık eziyet gibi geliyor.
Tam olarak hangi bağlamdan bahsettiğini, net olarak neyi savunduğunu, neye karşı çıktığını, bu savunu ve karşı çıkışların için tam olarak hangi gerekçeleri sunduğunu genelde anlayamıyorum zaten. Bunun sebebi, daha çok senin bulanık ve karışık düşünce veya yazış tarzından kaynaklanıyormuş gibi geliyor bana. Ama yanılıyor da olabilirim, yazdıklarındaki derin anlamları kavrayacak bilinç düzeyine sahip değilimdir belki de. Birbirimizin yazdıklarını ciddiye almayalım bundan böyle, ben de bu eziyetten kurtulayım artık.
|

15-02-2011, 03:30
|
|
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 14 Jul 2010
Mesajlar: 1.606
|
|
Sangre´isimli üyeden Alıntı
Neyse sen Marxist perspektiften bakmaya devam et.. Ben Sosyalist jargonu kullananlarla tartış(a)mıyorum.. Yukarıda fikrimi söyledim.. Bu konu için bu kadarı kafi zaten.
|
yeryüzünün kaynakları kimlere, hangi hak ve yetkilerle kimler tarafından bahşedilmiş?? verili sınır ve payları hatta sistemleri pratik gerekçelerle de olsa ''kıstas'' olarak kabullenip onun üstünden bir ''mülk özgürlüğü'' tartışmasına girmeden önce ''sahip oldukların daha önce başkasının sahip olduklarıydı; sana ait olduğu/olması gerektiği ilahi bir vecize mi'' diye düşünmek gerekmiyor mu?(doğal kaynakların kullanım hakkı bağlamında düşün öncelikle)
örneğin bu topraklarda geçmişi şu an yaşayan halklardan bile önce buralarda yaşayan onlarca farklı kültürün/toplumun hakları olmadığı/olamıyacağının kanıtı şu an mevcut olanların sahip olması mı??? pardon??? şuankilere kim bahşetmiş??
|

15-02-2011, 13:32
|
|
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Jan 2010
Mesajlar: 892
|
|
Yazılanları tek tek okudum, konu yok Abbasiler, Emeviler, Mazdekler şu bu, çok alakasız mecralara kaymış, Tek tek hepsini cevaplamak isterdim ama, şu an yeterli vakte sahip değilim, o yüzden birkaç noktanın altını kısaca çizmek isterim.
Birincisi Fredi Benim çamur attığımı iddia etmiş, Çamur atmak veya karalamak olmayan şeyleri iddia etmektir, eğer benim bu yazdıklarım arasında bu tarz bir çamur atma bulursa ben seve seve yanlışımı düzelteceğim.
Ayrıca, Ben Sosyalizm katliyamlara sebep olur demedim, Pratik uygulanışına baktığımızda bu ideolojinin doasında birtakım eksiklerin olup olamayacağını düşünülüp düşünülmediğini sordum.
Gelelim Abd ile ilgili söylenenlere, gerek sömürgecilik, gerekse, Amerikanın gereksiz müdahale ve katliyamlarını arguman olarak sunmak ve bunu Kapitalizmin sebep olduğunu söylemek birtakım ezber retoriklerden öteye geçmiyor.
Bugün Dünyanın her yerinde birçok devlet hem kendi vatandaşlarını, hem de başka ülkelerin vatandaşlarını öldürüyor, malesef, bu acı gerçek önmüzde mücadele edilmesi gereken başlı başına bir sorun olarak duruyor, bunu çözümü de enine sonunda devlet mekanizmasını en tepeye oturtan bir ideoloji olamaz, bu tam aksine devlet mnekanizması ve hükümetin yetkilerini vatandaş lehine sınırlandırmakla mümkün olur.
Dünyanın hiç ama hiç bir yerinde, Aklı başında hiçbir özel girişim sahibi savaş istemez, Esasen Amerikanın gereksiz müdahaleleri olmasa, bugün birtek kurşun atmaya bile ihtiyaç yoktur.
Düşünelim, Ben IOrak'ta bir yatırım yapmak istesem Bağdat'ımı yoksa Erbil'imi tercih ederim?
Bugün savaşlar varsa, bunun arkasında açgözlü silah tüccarlarından tutun da, Sosyokültürel sebeplere kadar, birsürü etmen var.
Sömürgeciliğe ve savaşlara sunulacak doğru arguman Kapitalizm değil, Belki Merkantilizm'in bazı söylemleri olabilir, fakat, bu forumdaki kimsenin bunu savunduğunu düşünmüyorum.
Sangre ve Ulpian zaten söylenmesi gereken birçok şeyi söylemiş.
Saygıyla.
|

15-02-2011, 13:39
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 19 Sep 2008
Mesajlar: 2.804
|
|
AlbatrosS´isimli üyeden Alıntı
şuankilere kim bahşetmiş??
|
El Cevap: Allah...
Nisa 34: ...Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır...
Tevbe 28: ...Allah dilerse lütfuyla sizi zengin kılar...
İsra 21: Bak nasıl, onların kimini kiminden üstün kıldık. Elbette ahiretteki dereceler daha büyüktür üstünlükler daha büyüktür.
Rûm 37: Allah’ın, rızkı dilediğine bol verdiğini ve (dilediğine) kıstığını görmediler mi? Bunda inanan bir toplum için elbette ibretler vardır.
Bu mülkiyet (ayrıca miras ve para) konusu pek bir bilimsel ve pek bir doğaldır. Arkasında Allah'ın ilmi ve emri/tasarrufu var çünkü!
İktisat'ın konusu değişti artık. "Kıt kaynaklarla ne, kim için ve ne kadar üretilecek" sorusunun yerini, "Kıt kaynaklar hangi şekilde, hangi yasalarla kimlere peşkeş çekilecek ve kim kimi nasıl sömürmeye devam edecek, bu sayede dünyanın cılkı nasıl çıkarılacak" oldu.
Albatross, sana bu bilgisizliği yakıştıramadım dostum.
When You Kill A Man, You're A Murderer
Kill Many And You're A Conqueror
Kill Them All And You're A God!
----------------
war is over
(if you want it)
|

15-02-2011, 14:04
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.675
|
|
ulpian´isimli üyeden Alıntı
Bak bu sevindirici haber Spartacus, en iyisi bundan sonra karşılıklı olarak böyle yapalım. Bir şekilde aynı başlıklara da yazıyoruz diye, yazdıklarını zoraki de olsa okumaya çalışıyordum aylardır hep. Ama artık eziyet gibi geliyor.
Tam olarak hangi bağlamdan bahsettiğini, net olarak neyi savunduğunu, neye karşı çıktığını, bu savunu ve karşı çıkışların için tam olarak hangi gerekçeleri sunduğunu genelde anlayamıyorum zaten. Bunun sebebi, daha çok senin bulanık ve karışık düşünce veya yazış tarzından kaynaklanıyormuş gibi geliyor bana. Ama yanılıyor da olabilirim, yazdıklarındaki derin anlamları kavrayacak bilinç düzeyine sahip değilimdir belki de. Birbirimizin yazdıklarını ciddiye almayalım bundan böyle, ben de bu eziyetten kurtulayım artık.
|
Popper mantığına aşırı kaptırmışsın kendini(subjektif-indirgemeci-olgulara değil us'a dayalı, düşünsel metod), o yüzden karışık ve net olmayan ben değilim. Her yazıda subjektif değil önce objektif olgular, ve bütünsellik aranmalı. Örneğin benim üzerine alındığın paragraf net ve açık, kişisel değil, kimseyi hedef almıyor, tamda bu yüzden A,B gibi belirtimlerden uzak. kelimeler ayrıştırıldığında değil, bütünselliğe göre bakıldığında anlaşılabilir.
Ondan önceki paragraflar da, kapitalizm şunu yaptı bunu yaptı demek ve bunlara dayalı savunu mümkün ve yeterli değilse, demek ki bu tarz yaklaşımlardan ziyade biz olgulara bakmalıyız diyorum. Yani ABD Irak'da ambargo uyguladı? Ne için? Psikopat olduğu için mi? Sebebi ne? temelde yatan ne? hangi zorunsamalara dayalı?... Olgusal yana bakmak gerekir. Mantığı bu şekilde kuruyorum ve kimsenin düşünsel yöntemine göre yazamam. Bir yazının bütünselliği parçalandığı anda her tarafa çekmek, sündürmek, anlam değişikliği yaratmak, indirgemek ve sonu dir, dur, tur, tir diye biten sabitliklere indirgeyen, 2 satırda evreni terse çeviren veya anlamsız kılan düşünsel yöntemlerle çeşit, çeşit göreceli sonuçlar çıkartılabilir. Asıl kafa karışıklığı ve net olamamak bana göre budur. Önce tablonun köşesindeki bir benek değil tablo ortaya konmalı ki, neye bakıldığı ve neye göre yazıldığı, neyin, nerenin, hangi boyutdan esas alındığı herkesce görülebilsin, kimse müneccim veya herkes kurgusunu tasarlayan ressamın kendisi değil. metodolojimiz farklı ise ya subjektif kelime aranmadan okunmalı yada tabloya bakmak yerine kenarda benek arayan ideolojik açı ile zaten anlam bütünlüğü kalmaz, karışır.
Subjektif yaklaşımları yazmak, takım tutmayı dillendirmek gibi bir şey, 2 paragraf 1 özet yeterli(rahat ve zahmetsiz anlaşılır-anlatılır). İşte bir dolu örneği var, 2 kelime sözü ve kanısını, yargısını yazıp geçenler var. o kanılara objektif sebep ne?(işte netlik burada aranır, lafda değil)? İşte o yok, asıl karışıklık ve mistik zihin bulanıklığı budur, bir cehalettir, bilmeden yazdığını itiraf etmektir.
Örneğin kıtlıkdan bahsedildiği anda bu kıtlığın sebebi neymiş bu ortaya konmalıdır. Sırf Irak ambargosundan bahsettim, sebebi ve sonuçlarınca, hangi amaçla yapıldığına kadar(tek bir kurşun sıkmadan 700.000 insan 9 yıllık ambargo, kıtlık!). Küba kaç yıldır ambargo altındaymış(50 yıldır!), objektif yaklaşım bunu yapar ve sonuçları, etkisi bakımından Irak ile arasında bağ kurmaya çalışır. Ambargo ne peki, terör politikası! Sonrada 1. dünya savaşına kadar dünyanın ABD'si olan Alman ajanlarının(beşinci kol faaliyetleri) ettiğini, nesnel olgu olarak örnekledim diye beni hiçde konu etmediğim(etsemde evvelinde lanetlediğim) bir şekilde indirgeyip tebrik etmek için çok zorlamalı. verilen örnek başka, çıkarsama amacın başka bir şey. ABD dünyaya, ardında milyonlarca ölüm veya sefalet bırakarak özgürlük götürüyor diyen ben değilim ki, sizlersiniz, kendinizi tebrik edin! Özgürlük mü gidiyor, sömürgemi(esaret ve bağımlılık) yerleşiyor ilk buna bakmak gerekir, sonrada özgürlükden ne anladığını sorgulamak yine kendi işiniz olmalı. Onca karışıklıkların temelinde zaten sömürgecilik yatıyor, sömürgecilik anası bunların, katili ise değişken olabiliyor ve sömürgeciler çok zorda kalmadıkça maşayı elden bırakmıyorlar.
Örneğin şu silah tekelleri, orada kuşa çevirdiğim halde ortaya çıkan o korkunç rakamı, hiç kaynak karıştırmadan bile anlamak mümkün, ABD'de 1 CEO'nun aylık maaşı nedir? İşte bu bile korkunç karları, o katmanlaşmayı gözler önüne sermeye yeterlidir.
örneğin A bu şeyi, böyle tanımlamış dediğin kırpılmış pasajlar dahi öyle tanımlanmamış şeylere dayanabiliyor, bir yazının bütünselliğinde neyin, neye göre kullanıldığı gibi iç bağıntılar dıştalanırsa rahatlıkla çeşitli yönlere çekilip indirgemeler yapılabilir. örneğin herşey ile her şey' aynı argüman değildir, ilki düşünsel bir belirleme, öznel iken, ikincisi ise iradeden bağımsız(sırf bu yüzden belirlenimden kaçınılmış) ama sabitlenmemiş, nesnel olarak adlandırılabilecek veya zeminsel bağ içerecek ne varsa onları ifade eder. birde kendine has çıkarttığın anlamlarla yazıyorsun ve sonra indirgeyip çıkıyorsun aradan, okusamda, genç Kolomb'a zaman lazım deyip geçiyorum artık. kişilerin anlam bütünselliğinde hiçde iddia ettiğin gibi yazmadıkları objektif açıkca ortada olan yazılarda bile kendine göre anlamsız, yazarıda hiç konu etmediği biçimde parçalayıp, tekrar sunabiliyorsun ve bu metodolojik beceri gerektiriyor diye düşünüyorum. örneğin koca koca alıntılarda tek bir kez olsun zenginlik = liberalizm dememiş bana, sen bunu dedin diye iddia ediyorsun, tüm yazıyı döküyoruz ortaya ama gel gör ki ne bir söz var nede yazıda böyle bir açısallık ve amaç gözetilmiş, üstüne basa basa bu dini kesimler denmiş. (örneğin kanlı canlı tanık olduğum insanlar, az buz değil yıllık 150.000 TL F.G cemaatine yardım eden, servet sahipleri var, demek ki bu iş (senin isnadının aksine rol oynayan yazıma göre, kapitalist, liberal vs)kültür ile açıklanamazmış, ama Enstitülerle ifade ettiğim(ki liderlik onlarda bu konuda) ABD örneği ile birebir örtüşüyormuş, amaç ABD demek de değilmiş!.., insanlar o para ile ev almak için bir ömür çalışıyorlar, o paraları dökenler ise sömürdüğü insanlar için 1 TL nin hesabını yapıyorlar! Neyse olgusal yaklaşım başka bir şey tabi, suyu bulandıran subjektif algılardır, tekrar durulayacak olan ise bir kezde objektif yaklaşabilme ve metodolojisini özeleştiriye vurabilme becerisidir.)
Emperyalizm sömürgecilik mi değil mi? Neyi, nasıl sömürecek? İşte subjektif değil objektif bir soru. feodal dünyanın toprak savaşları, egemenliği ve entrikalarından farkı ne? Üretim tarzı ve ilişkileri, amaçsal açıdan ise hiç bir fark yok! Sonra yüz yılları aşkın sömürge edilmiş Kolombiyaya bakan onca karışıklığın ve katliamların, onca insanlık dışı, faşist uygulamalara biçilen meşruiyetin altında yatan olgunun ne olduğunu görür! Bu soru akılcılıkla, çok veya az akıllı olmakla cevaplanacak, kimin ne tarafda durduğu ile bakılamayacak, kelimelerin kara kaşı ve kara gözü ile belirlenebilir ve kişilere göre anlamladırılabilir, anlamsızlaştırılabilir bir soru değildir, bu tarz ayrımlar aramak asıl kafa karışıklığı yaratmış olmak ve bulanıklıktır veya yeterli kaynak-bilgiden, olgusal yaklaşıma dayalı metodolojiden uzak kalmışlıktır.
Dilediğini yazabilirsin, bu bahis benim adıma kapanmıştır, sürekli tek tek alıntılayıp, net olan ifadeleri, orada öyle değil bak böyle, bak orada hiç bir taraf belirtilmemiş, dediğin gibi bir sözüm bile yok, bak mevzu başka sen başka taraftan çekiştiriyorsun, anılan kesim, terim belli, (kerameti kendinden menkul kanılar) vb demektentense bir kez ve son kez olarak anlatmaya çalıştım. Tabloya bakmalı, anlatamamak suç değil, anlaşılmayınca sormakda ayıp değil, kimseden de bir şey eksiltmez, ama tabloda benek arayan yargılayıcılık ve buna bağlı değişmez mutlak indirgeme çok şeyi eksiltir, akvaryumda yaşamaya mahkum kılar insanı.
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
|

15-02-2011, 14:07
|
|
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Jan 2010
Mesajlar: 892
|
|
AhbAp´isimli üyeden Alıntı
El Cevap: Allah...
Nisa 34: ...Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır...
Tevbe 28: ...Allah dilerse lütfuyla sizi zengin kılar...
İsra 21: Bak nasıl, onların kimini kiminden üstün kıldık. Elbette ahiretteki dereceler daha büyüktür üstünlükler daha büyüktür.
Rûm 37: Allah’ın, rızkı dilediğine bol verdiğini ve (dilediğine) kıstığını görmediler mi? Bunda inanan bir toplum için elbette ibretler vardır.
Bu mülkiyet (ayrıca miras ve para) konusu pek bir bilimsel ve pek bir doğaldır. Arkasında Allah'ın ilmi ve emri/tasarrufu var çünkü!
İktisat'ın konusu değişti artık. "Kıt kaynaklarla ne, kim için ve ne kadar üretilecek" sorusunun yerini, "Kıt kaynaklar hangi şekilde, hangi yasalarla kimlere peşkeş çekilecek ve kim kimi nasıl sömürmeye devam edecek, bu sayede dünyanın cılkı nasıl çıkarılacak" oldu.
Albatross, sana bu bilgisizliği yakıştıramadım dostum.
|
Dinlerin insanları kullanmaya uygun bir araç olduğu doğrudur, fakat, Özel mülkiyetin temelini dine dayandırmak doğru bir yaklaşım olamaz.
Özel mülkiyetin tersine Mülkiyetin kamulaştırılması ile ilgili bakınız Bir arkadaşımızn Ön Komünist/Sosyalistlere örnek olarak gössterdiği mazdek Kamusal mülkiyeti nasıl TANRI'ya dayandırmıs:
"Tanrı topraktan yiyeceği ve tüm gereksinimleri, halk onları aralarında eşit bölüşsün diye yaratmıştır.
Hiçbir kimse diğerinin payından fazlasını alamaz. İnsanlar biribirleine karşı yanlış davranmış ve biri diğeri üzerinde egemenlik kurmuş. Kuvvetli zayıfı
ezmiş; hem malını hem de yaşama hakkını elinden almış…Herkesin varlık bakımından eşit olması için, kesinlikle birinin ortaya çıkıp zenginden alarak fakire
vermesi gerekiyor. Herkim olursa olsun, kimsenin bir başkasından daha fazla varlık, mal-mülk ve kadına sahip olmaya hakkı yoktur…"
Saygıyla.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 17:12 .
|