
09-03-2014, 10:57
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 03 Jan 2005
Mesajlar: 357
|
|
"Vardan yaratılış" ve sonsuz potansiyelin evrimi
|

09-03-2014, 14:21
|
|
Üyeliğini Sonlandırmış
|
|
Üyelik tarihi: 15 Aug 2013
Mesajlar: 2.836
|
|
Bu "yoktan var etme" üfürmesi beni çok meşgûl etmiş, iman/inanç hayatımı alt-üst ederek ruhumu sıkmaya başlamıştı. Çünki mantıksız görünüyordu. Çünki; kendini "peygamber/elçi" diye yutturan, yâhut elçilerin ağzından konuşan birileri - Bu her din için geçerli olabilir - Tanrı'yı ululama/yüceltme çabası sergilerken, aslında aşılamaz bir paradoksu ortaya koyduklarının farkında bile değillerdi.
Can alıcı soru şuydu:
Kime göre yokluk ?
Tanrı mutlaktır. O, bir "şey" için yok diyorsa, mutlak anlamda yoktur. Bu durumda o mutlaklığın içinden "var" etme çabasına giren bir "Tanrı"nın aklından zoru olmalı. Çünki kendi, kendisiyle güreşiyor demektir.
Şu hâlde hem Mûsevilerin, hem Hrsitiyanların - Pavlustiyan - hem de müslümanların iddia ettikleri "yoktan var etme" de neyin nesi idi ?
Tüm düşünsel yetilerimin alt-üst olduğu, beynimin âdeta dumûra uğradığı bir zamanda bu mevzûda sizden aldığım bir cevap Tanrı/iman kavramlarının bendeki izdüşümünde her şeyi yerli yerine oturttu. O cevap ise şu idi.
"Tanrı dışında mümkün olmama."
O zaman bu cevabınız için size teşekkür etmiştim. Hâlen size bir vefâ borcumun olduğunu düşünüyorum. Tekrar teşekkür ederim. Çünki bu cevap bir "sonsuz Tanrı" algısını da çöpe atıyor. Tanrı dışında mümkün olmama esas ise, Tanrının "sonlu-sonsuz gibi kavramlara ihtiyacı olamaz. Zâten bir diğer paradoks da "sonsuz" bir gücün/zekânın kendi kendini nasıl kontrol edebildiğidir.
Şu anda panteist ve panenteist yaklaşımlardan herhangi birini tam olarak kabul etmiş değilim. Böyle bir ön kabule mecbur/mahkûm olduğumu da düşünmüyorum. Şimdilik kaydıyla bu ikisinden uzak duruşum bendeki "kemâlât"ın doygunluğa ulaşmasından değil, aksine; gerekli bilgilere henüz tam anlamıyla vâkıf olamayışımdandır.
|

09-03-2014, 15:03
|
|
Yasaklandı
|
|
Üyelik tarihi: 02 Feb 2014
Mesajlar: 363
|
|
içerik olarak oldukça sığ yazılmış yazı,
zaten siyah arka fontun üzerine beyaz puntolarla da yazılması insanın gözünü okurken oldukça rahatsız ediyor, yazan kişi önce hangi kontrastların insan gözünü yormayacağını bilmesi, bilmiyorsa da öğrenmesi gerekiyordu.
ikincisi olarak okuyabildiğim kadarı ile bazı soruları "kader" kavramı çerçevesinde sormuş ve cevap istemiş. İslamın ruhunu kavrayamamış, neden insanı yaratmış da kulluk etmesini istemiş, evreni neden yaratmış vs. gibi biz müslümanların dahi bilmediği sadece fikir yürütebildiği şeyleri sormuş.
üzgünüm ama artık bu boş muhabbetlerle hiçbir din ve Yaratıcı red edilemiyor. Ortada ancak bir Allah'ın yaratabileceği bir evren ve kainat varken bunun üzerinden yoğunlaşılsa daha faydalı bir yazı olurdu.
Mesela Allah'ın yarattığı bu evreni inceleyerek zaman denen kavramın göreceli olduğunu görüyorum, ve zaman denen şeyin göreceli olması beni slamda belrtilen sonsuzluk kavramının da olacağını düşündürüyor. bunun gibi daha birçok çıkarımda bulunabilir.
işte yazar bunlar üzerinde yoğunlaşsa ve bunları düşünebilse İNSANLIK ADINA daha faydalı olur, bu işe de şu yazı ve arka fontu değiştirmekle başlasın, kendisine öncelikli tavsiyem budur.
Konu gordion tarafından (09-03-2014 Saat 15:10 ) değiştirilmiştir.
|

09-03-2014, 16:39
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.671
|
|
gordion´isimli üyeden Alıntı
içerik olarak oldukça sığ yazılmış yazı,
zaten siyah arka fontun üzerine beyaz puntolarla da yazılması insanın gözünü okurken oldukça rahatsız ediyor, yazan kişi önce hangi kontrastların insan gözünü yormayacağını bilmesi, bilmiyorsa da öğrenmesi gerekiyordu.
ikincisi olarak okuyabildiğim kadarı ile bazı soruları "kader" kavramı çerçevesinde sormuş ve cevap istemiş. İslamın ruhunu kavrayamamış, neden insanı yaratmış da kulluk etmesini istemiş, evreni neden yaratmış vs. gibi biz müslümanların dahi bilmediği sadece fikir yürütebildiği şeyleri sormuş.
üzgünüm ama artık bu boş muhabbetlerle hiçbir din ve Yaratıcı red edilemiyor. Ortada ancak bir Allah'ın yaratabileceği bir evren ve kainat varken bunun üzerinden yoğunlaşılsa daha faydalı bir yazı olurdu.
Mesela Allah'ın yarattığı bu evreni inceleyerek zaman denen kavramın göreceli olduğunu görüyorum, ve zaman denen şeyin göreceli olması beni slamda belrtilen sonsuzluk kavramının da olacağını düşündürüyor. bunun gibi daha birçok çıkarımda bulunabilir.
işte yazar bunlar üzerinde yoğunlaşsa ve bunları düşünebilse İNSANLIK ADINA daha faydalı olur, bu işe de şu yazı ve arka fontu değiştirmekle başlasın, kendisine öncelikli tavsiyem budur.
|
Siyah font beyaz yazı, migrenlilerce okunamaz, başka denge sorunları yaşayanlar da okuyamaz. Buraya kadar tamamdır.
Yalnız
üzgünüm ama artık bu boş muhabbetlerle hiçbir din ve Yaratıcı red edilemiyor. Ortada ancak bir Allah'ın yaratabileceği bir evren ve kainat varken bunun üzerinden yoğunlaşılsa daha faydalı bir yazı olurdu.
Burası mantık dışı, zira ortada olan evren ortadadır, yaratılma gereği de neyin nesi?
Allah'ı kim yarattı? Bence asıl sizin eleştiriniz aşırı derecede sığ ve slogandan klişe bir söylemdenibaret bir değerlendirme olmuş.
Bende sizin gibi mantık yürütüp diyorum ki, Zeus yarattı. Ortada olan evren bunun kanıtı!
O kadar!
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
|

09-03-2014, 17:58
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 15 Mar 2006
Bulunduğu yer: Toronto
Mesajlar: 8.614
|
|
Bence thor yaratti, hem o cok guclu, sizin allahinizi yener.
Iman, ask gibidir,gozleri koreltir,beyni muhurler.
|

10-03-2014, 18:55
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
|
|
Güzel bir yazı olmuş elinize sağlık.
|
"O'nu göremezsin çünkü formsuzdur, O'nu dinleyemezsin çünkü sesi yoktur. O'na dokunamazsın çünkü gayrımaddidir…..O adeta hiçliğin kıyılarına aittir, güneş gibi yükselir fakat aydınlatmaz, güneş batması gibi batar fakat karartmaz başlangıcı ve sonu yoktur, hiçliğin içindeki varlıktır, çok büyük bir gizemdir, asla hiçbir şekilde tanımlanamaz". (Tao Te Ching 14)
|
Sesi soluğu olmayan, bir formu bulunmayan.
|
"Ben, gizli bir hazine idim bilinmek istedim ve beni tanısınlar diye mahlûkatı yarattım."
|
dese, ne kadar doğru olur veya inandırıcı olur?
Ben O na hiç inanmam.
O her zaman bir "bilinmeyen" olarak kalacaktır.
O yüzden Yok diyende Var diyende bir şekilde haklı olacaktır.
Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
|

10-03-2014, 20:18
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 03 Jan 2005
Mesajlar: 357
|
|
Felâsife´isimli üyeden Alıntı
Güzel bir yazı olmuş elinize sağlık.
Sesi soluğu olmayan, bir formu bulunmayan.
dese, ne kadar doğru olur veya inandırıcı olur?
Ben O na hiç inanmam.
O her zaman bir "bilinmeyen" olarak kalacaktır.
O yüzden Yok diyende Var diyende bir şekilde haklı olacaktır.
|
Teşekkür ederim.
O hadiste (Muhammed'e dayanan bir hadis değildir. Hint etkileriyle, bilge Sufiler tarafından oluşturulmuştur) bilinmekten kasıt, Tanrı'nın kendi "içine bakması"dır. Yani bir nevi kendi kendisini bilmesidir. ("Bilinmek, kendi içime bakmak istedim, bu nedenle nesne özne ikiliğine ve düaliteye dayalı evren benden tezahür etti" anlamında) En azından diğer mistik metinlerle (Plotinus'un Ennead ları, Gnostiklerin yazıları, Hint Upanişadları, Tao Te Ching, Budist Mahayana sutraları gibi) karşılaştırınca ben bu yorumu yapıyorum. Çeşitli müslümanlar daha farklı da yorumlayabilir tabi. Ancak o hadisi "Kulları tarafından bilinmek" diye yorumlarsak hadisin bence hiçbir anlamı, derinliği diğer mistik metinlerle bağlantısı kalmaz. Çünkü hakikat penceresine göre anladığımız manada "kul" diye bir şey yoktur. Daha doğrusu "kul" dan kasıt, Tanrı'nın kendi içine bakmakta "kullandığı" kendisinden ayrı olmayan "enstrüman"larıdır.
Tao Te ching'teki o metinde ise bahsedilen suje olan "ben"/ Tanrı'dır. İşte bu nedenle bilinemezdir. Yani bahsedilen şey, dünya hayatında "bilmeye çalışan" şeyin kendisidir zaten. Dolayısıyla bilinebilecek bir obje değil, suje olduğu için bilinemez. Tao Te Ching'teki o ifadeyi, Brihadaranyaka Upanishad daha açık bir şekilde anlatıyor:
“Görüleni göreni göremezsin, duyulanı duyanı duyamazsın, düşünüleni düşüneni düşünemezsin, bilineni bileni bilemezsin. İşte bu şey, senin benliğindir ve herkesin, her şeyin içindedir”Brihadaranyaka Upanishad 3.4.2
Konu anthemoessa tarafından (10-03-2014 Saat 20:30 ) değiştirilmiştir.
|

10-03-2014, 21:43
|
|
Yasaklandı
|
|
Üyelik tarihi: 02 Feb 2014
Mesajlar: 363
|
|
spartacus´isimli üyeden Alıntı
Siyah font beyaz yazı, migrenlilerce okunamaz, başka denge sorunları yaşayanlar da okuyamaz. Buraya kadar tamamdır.
Yalnız
üzgünüm ama artık bu boş muhabbetlerle hiçbir din ve Yaratıcı red edilemiyor. Ortada ancak bir Allah'ın yaratabileceği bir evren ve kainat varken bunun üzerinden yoğunlaşılsa daha faydalı bir yazı olurdu.
Burası mantık dışı, zira ortada olan evren ortadadır, yaratılma gereği de neyin nesi?
Allah'ı kim yarattı? Bence asıl sizin eleştiriniz aşırı derecede sığ ve slogandan klişe bir söylemdenibaret bir değerlendirme olmuş.
Bende sizin gibi mantık yürütüp diyorum ki, Zeus yarattı. Ortada olan evren bunun kanıtı!
O kadar! 
|
o zaman bu yazıyı milyonlarca migren ve benzer sorunları yaşayanlar okuyamaz.
bu durum yazarın en başta düşünmesi gereken bir durumdur, bu haklı bir eleştiridir, bu eleştiriden nem kapmanız çok saçma.
ben sizin için söylüyorum, fikirlerinizin okunması için daha mantıklı fontlar bulmalısınız ki okunasınız.
ortada duran evren sıradan bir evren değil, oluşumu, patlamanın şiddeti ve sonrasında olanlar bir "tesadüfe" bağlanamayacak kadar müthiştir. müthiş bir patlama ile bunca şeyin oluşması tesadüfle asla açıklayamazsınız.
senin de söylediğin gibi bu evrenin yaratıcısına sen zeus dersin, ben de Allah derim.
buradaki temel konu, evrenin bir Güç tarafından yaratılması, sen zeus'un yarattığına inanırsan zaten ateist olamazsın (ateist olduğunu varsayıyorum), deist isen de zeus yarattı demen benim açımdan sorun olmaz.
|

10-03-2014, 21:47
|
|
Yasaklandı
|
|
Üyelik tarihi: 02 Feb 2014
Mesajlar: 363
|
|
vartor´isimli üyeden Alıntı
Bence thor yaratti, hem o cok guclu, sizin allahinizi yener.
|
"bence thor yarattı" diyorsan, sende bu evreni bir Güç'ün yaratığını kabul ediyorsun, o Güç'e ister thor de, iste mhor de.
bu durumda sende ateist olamazsın.
|

10-03-2014, 21:50
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
|
|
firatb84´isimli üyeden Alıntı
.. bilinmekten kasıt, Tanrı'nın kendi "içine bakması"dır. Yani bir nevi kendi kendisini bilmesidir..
|
Aslında bende bu noktada çok farklı düşünmüyorum ama "kendi kendisini bilmesidir" gibi bir anlam olunca, Tanrı kendini bilmiyordu o yüzden herşeyi yarattı ve kendi içine baktı anlaşılır ki bu pek mantıklı değil.
Öte yandan "kendini kendisininden başkası bilemez" tamamda, hatta kendini kendi bile bilemez dersekte tuhaf olur.
Bilinmeyen bu noktada oldukça muğlaktır, artık bunun içini neyle doldurduğumuzunda pek önemi kalmıyor aslında, neticede bir "bilinmeyen" var ortada ve her ne kadar bilinmek istedim desede, ben anca latife yapıyor derim.
Öz-Türkçe sıkıyorsa bilin bakalım diye, adeta bir hodri medyan algılıyorum.
"kul" diye bir şey yoktur'a gelince malum bunun en ateşli taraftarı İbni Arabidir, Vahdet-i vücud ortada kul mul bırakmıyor, hatta bu yüzden enel hak'lar filanda çok söylenmiştir, yazılmıştır, çizilmiştir.
Aslında Vahdet-i vücud madalyonun bir yüzüdür, diğer yüzüyse Kesret-i vucüddur.
Kesrette tanrı yoktur, sanırım Arabi bu yokluğu es geçip, olanı tanrı olarak ele almıştır ve herşeyi tanrı olarak görmüştür, haliyle bunada Vahdet-i vücud demiştir.
Kul Rab'dır, Rab kuldur.
Bir bilebilsem mükellef kimdir.
Mükellef kuldur desem o yoktur.
Mükellef Rab'dır desem Rab Nasıl Mükellef Oluyor?
Herşeyi tek görünce bazı sıkıntılar oluşuyor, Arabinin meşhur beytidir.
Özetle "kul" kavramını yok etmek sıkıntı bir konudur, helede boş bir şey yaratmadım diyen için, kul da önemli bir kavramdır.
Sanırım bu konu uzarda uzar ama benim sizden bir isteğim olacak.
Bu eski metinler, dinler konusunda, elde olan, bilinen metinleri olan, en eskisi hangisidir?
Benim şöyle bir teorim varda.
En eskisi en sâfıdır. (en yeniye doğru geldikçe otomatikman kirlenmişlerdir.)
En sonu en kirlisidir.
Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 02:22 .
|