Vefik Sami´isimli üyeden Alıntı
Fethullah GÜLEN sıradan biri değil. Günümüz İslâm dünyasında, Kur'an'ı Muhammed'i ve nihâyet İslâm'ı onun kadar doğru anlayan biri daha yoktur. Hattâ ben daha da ileri gideyim. "Ashab" diye nitelenen insanları ayrı tutayım ve "İslâm tarihinde" diyeyim. Gerçi ashâbın hepsi Muhammed'i gereği gibi kavrayabilen insanlar değildi. Olsaydı; en azından Cemel vak'ası meydâna gelmez, birbirlerinin kanına girmezlerdi. İslâmi kaynaklar, bu olayda ölen müslüman sayısını 10-15.000 arası olarak verir.
Kur'an'ı ve Muhammed'i doğru anlamak için; Mekke ve Medine dönemlerindeki üslûp, yaklaşım ve strateji farkına dikkat etmek gerek. Her şeyden daha önemlisi Muhammed'in Hudeybiye barışı esnâsındaki tavırları iyi incelenmeli !...
Mekke ile yapılan anlaşma yazılı hâle getirilirken Muhammed ismi ile beraber zikredilen "Allah'ın elçisi" sıfatına, görüşmleri sürdüren Mekke heyeti başkanı Süheyl b. Amr itiraz eder ve
"Eğer senin Allah'ın Rasûlü olduğuna şahadet etseydim, seninle savaşmazdım. Ama sen kendi adını ve baba adını yaz." der.
Muhammed; Ali'den "Allah'ın elçisi" yazısını silmesini ister
Ali yanaşmayınca, kendi eliyle silerek Muhammed bin Abudullah yazar. Hac ibâdeti maksadıyla yola çıkmalarına rağmen, Mekkelilerin kabul etmmesi üzerine geri döner. Ömer, bu işe bozulup itiraz edecek olunca Muhammed;
"Ben size bu sene tavaf edeceğiz demedim."
diyerek durumu idâre etmye çalışır. Berâberinde bulunan insanlara Hudeybiye kuyusu yakınlarında kurbanlarını kesip geri döneceklerini söyler. Ama; bu çark edişe bozulan müslümanlar, Muhammed'in "Kurbanlarınızı kesin" emrin uymazlar. Mevcut durum karşısında sıkılan Muhammed, üzüntülü biçimde çadırına girer. Hanımı Ümmü Seleme; "Ey Allah'ın elçsi !. Sen dışarı çık ve kurbanını kes. Onlar seniz izler." der. Gerçekten de böyle olur. Muhammed'in kurban kestiğini gören müslümanlar da aynısını yapar.
Çok daha ilginç bir detay aktaracağım:
Mekkeliler ile görüşme yapılırken; Ebu Cendel b. Süheyl b. Amr isimli bir müslüman köle Muhammed'e güvenerek Mekkeden kaçar. Fakat Hudeybiye yakınlarında yine Mekkelilerce yakalanır. Ebu Cendel elleri bağlı biçimde getirilir. Mekke tarafı "Anlaşma imzalandı. Artık bu adamı size vermeyiz." der. Çünki; anlaşmanın bir maddesi, "Medineden kaçanlar rahatça Mekke'ye dönecek. Ama; Mekkeden kaçıp Medineye gelener geri verilecekti."
Ebû Cendel avaz avaz bağırır.
- Ey Müslümanlar topluluğu! Müşriklere geri mi verileceğim? On*lar beni dinimden saptırıyorlar.
Muhammed bu yakarışa pek ilgili görünmez.
- Ey Ebu Cendel, sabret ve sevabını Allah'tan iste. Çünkü Allah, sen ve seninle birlikte olan zayıf kimseler için bir kapı açar. Biz, Kureyşlilerle aramızda bir barış akdi yaptık ve onlara söz verdik. Onlar da bize Allah ahdi ile söz verdiler. Biz onlara hıyanet etmeyiz.
Yâni; yapılan anlaşmayı "gerekçe" göstererek vaziyeti idâre eder. Halbuki; anlaşma inzalanırken Ebu Cendel Mekkede değildi ve yoldaydı. Anlaşmaya tam uyması için Ebu Cendel'in anlaşma onaylandıktan sonra Mekkeden çıkması gerekirdi. Ama; Ebu Cendel bir köledir ve onun için durumu tehlikeye sokmanın bir anlamı yoktur. Nasıl olsa Allah Ebu Cendel'e sevap yazacaktır.
Eğer bu hadise şimdi olsa idi; Muhammed'in yanında bulunan çoğu insan kendisin terk ederdi. Vaktiyle Muhammed'in "Allah'ın elçisi" sifatını anlaşma metninden çıkardığını, o esnada kendisine sığınan Mekkeli bir müslüman köleyi Mekkelilere geri verdiğini kaç kişi bilir ?
Başka bir örnek;
Muhamed, amcası Ebû Talip'in koruması altında iken, "Allah'ın koruması" altındaki Ammar bin Yasir, anne ve babası Ebu Cehil'in işkencelerline mâruz kalıyordu. Bu işkenceler devam ederken oradan geçen Muhammed, bu gariplere "Sabredin ey Yasir ailesi. Allah size cennet vaad ediyor" diyecektir. Ammar'ın anne ve babası işkence edilirken öldüler. Ammar, ölmemek için dinini değiştirdiğini söylemek zorunda kalmıştı.
Ama; Medine döneminde askeri ve ekonomik güce sahip olduktan sonra, Arabistandaki bâzı kabile reislerini para ve tehdit kullanarak kendi yanına çekmeye çalışır. Mesela Huneyn savaşında yenilip kaçan Hevazin Kabilesi reisi Mâlik bin Avf'ın annesi ve yakınları esir edilince, Muhammed onları kendi evine alır. Malik bin Avf'a da bir haberci göndererek müslüman olduğu takdirde ailseini serbest bırakacağını ayrıca da kendisine 100 deve vereceğini duyurur. Mâlik, bunu duyunca bulunduğu Taif'ten kaçıp Muhammed'in yanına gelir.
Kur'anda "Müellefe-i Kulûb" 'âyet'i var.
"Zekatlar; Allah'tan bir farz olarak yoksullara, duskunlere, onu toplayan memurlara, kalbleri muslumanliga isindirilacaklara verilir; kolelerin, borclularin, Allah yolunda olanlarin ve yolda kalanlarin ugrunda sarfedilir. Allah bilendir, hakimdir." (Tevbe: 60)
Yâni; kâlpleri İslâm'a ısındırılacak "kefere" için onlara bir çeşit "iman rüşveti" vermek, Kur'an ve sünnetle sâbittir.
F. GÜLEN'in ne yaptığını anlamak için Muhammed'i iyi tanımak, Kur'an'ı iyi bilmek şarttır. Kulaktan dolma "İslâm" algısı ile ve sırf siyasi perspektiften bakarak GÜLEN'i eleştirmek, âfaki söylemden öte bir anlam taşımaz.
|
Konu video ,video ,
üzerine yazarsan katılım olur.
Hiç bir anlamı olmayan safsatalarla ortamı bulandırma.
Abd ajanımı değilmi ...İddialar ve kanıtlar bu yönde...