Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Bilim > Biyoloji > Evrim

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #11  
Alt 07-03-2012, 02:02
rastaman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
rastaman rastaman isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 06 May 2009
Bulunduğu yer: kocaeli
Mesajlar: 649
Standart

Albatros;

rastaman´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Böyle bir tipleme gerçekten vardır,
rastaman´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Yaygın,yada günümüzde etkisini yoğun olarak hissettiren bir seçme yöntemi olmadığı belli,
Yukarıdaki iki vurgu seksizmle ilgili eleştirini geçersiz kılıyor.Böyle bir feromon kombinasyonundan etkilenen bir ''tiplemeden'' bahsediliyor,genelleme yok.

AlbatrosS´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster

* Evli bir erkek ekseriyetle kariyerini belli bir konuma getirmiş, birtakım sorumlulukları üstlenmiştir.

* Evli bir erkek(yahut partneri olan bir erkek) partneri olmayan birine göre daha özgüvenlidir. Her halükarda sahip olduğu bir 'kadın' olduğunun bilincindedir.

* Erkeklerin 'olgunlaşma' düzeyleri(duygusal kimlik açısından) daha geçtir. 30'lu yaşlar erkeğin en donanımlı ve verimli evresidir. 40'sa potansiyelini gerçekleştirdiği ama fiziksel anlamda yavaşladığı bir dönem.Bir dişinin bu 'potansiyel'i beğenmesi normaldir.
Yukarıda yazdıklarınaysa tamamen katılıyorum;ama bu çok başka bir ''tipleme'';evli yada sevgilisi olan bir erkeğin statüsünün,yada medeni halinin bilincinde olan bu kadın bu başlığın konusu değil.Tüm yazdıkların,özellikle kadının eşini seçmede kullandığı ilk kriterlerden biri olduğuna inandığım özgüven kısmı kesinlikle çok önemli,ama dediğim gibi o başka bir inceleme konusu.
Tamamen kimyasal etkenlerle,söz konusu erkekten etkilenen,adamın evli-eşli olduğunu bile muhtemelen bilmeyen gruptan sözediyorum.

Şahsen çok tanık olduğum ''hangi adamdan hoşlansam evli çıkıyor'' dan muzdaripler benim ilgimi çeken.Ama;

Jolly Jocker´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Evli ya da sevgilisi olan erkek ise bu konularda geçer not aldığını gösteriyor. ''Yanındaki kadınla birlikte olduğuna, bu kadın onu tercih ettiğine göre demek ki bu herif serseri ya da sorumsuz değil, bana zarar vermez, belli bir kalitesi olan biri olmalı.'' diye düşünülüyor olabilir. Böyle düşünenleri pek suçlayamam da açıkçası... Kısacası, kadınların evli ya da sevgilisi olan erkeklere yönelimlerini güvenlik ihtiyacının koşulladığını düşünüyorum. Yalnız bir adama göre daha emin olabiliyorlar eşi olan bir erkek hakkında.
Freddie;Albatrosun ve senin burada paralel düşündüğünüz ortada;ikinizde oldukça tutarlı gerekçelerle yapılan bilinçli bir seçimden sözediyorsunuz.Aramızdaki temel düşünce farkı şurda;

Ben yüzbinlerce yıl tekrarlanan ve üremeyi doğrudan etkileyen sexososyal davranışların-ki bununla sınırlı değildir-,popüler anlatımla ''genlerimize işleyebileceğine'' inananlardanım.Başarılı sonuçlar veren,uygulayanların hayatta kalmasını sağlayan davranışlar yüzbinlerce yıl sonra -tıpkı evrimin temel mantığında olduğu gibi- yaygınlaşacaktır.

Bunun sadece sınırlı sayıda insan tarafından uygulanagelmesinin nedeniyse Sapiensin temel üreme taktiğinin tekeşlilik olmasıdır.

Jolly Jocker´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Bireysel davranışlara biyolojik köken arayan yönelimleri doğru bulmuyorum.
Zurnanın zırt dediği bu yerde tamamen farklı düşünüyoruz,insan davranışlarının önemli bir bölümüne doğal seçilimin doğrudan yada dolaylı etkilerini kabul etmek,kültürel,bireysel yada tarihsel faktörleri yok saymak anlamına gelmez.
Alıntı ile Cevapla
  #12  
Alt 07-03-2012, 03:11
rastaman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
rastaman rastaman isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 06 May 2009
Bulunduğu yer: kocaeli
Mesajlar: 649
Standart

Sandığımızdan çok daha fazla özelliğimizin,sosyal yeteneklerimizin genlerimize işlenmiş olduğuna ve doğuştan geldiğine dair birkaç örnek daha vereyim.Evrimin davranışlarımıza nasıl kazındığı,onları nasıl yönlendirdiği daha net anlaşılsın.

Eşseçim sürcindeki kriterlerden devam edelim
Erkeklerin neden geniş kalçalı kadınlara ilgi duyduğu yaygın olarak bilinir;geniş kalçalı kadın anaçtır,sorunsuz ve sağlıklı bir doğum vaad eder.
Yapılan araştırmalar kadınların da kaslı kalçalara sahip erkeklerden hoşlandığını gösterir.Sebebini açıklayayım;

İlkel hayatta-özellikle erkeğin-en önemli sermayelerinden biri koşmaktır,hem avını yakalaması hem de av olmaması için koşma yeteneği hayati bir öneme sahiptir.Bu iyi koşabilen erkeği kaliteli bir baba adayı yapar.

Koşma eyleminde birçok kasımızı kullanırız,ama asıl yükü çeken gluteuslar kalçada bulunur.Koşarken sıklıkla kullandığımız gastrocnemius gibi diğer kasların bulunduğu bölgeler de cinsel çekim merkezidir,hiçbir kadın yada erkek çıta gibi baldırları çekici bulmaz.

Erkekte aranan geniş omuzlardan kadının kumsaati modeline kadar bu fiziksel örnekler çoğaltılabilir,ama doğuştan edindiğimiz eşseçme yetilerimiz fiziksel özelliklerle sınırlı değildir;

Yukarıda Albatrosun verdiği özgüven faktörü daha çok kadınların erkekte aradığı bir özelliktir.Oldukça kestirme ve sağlıklı sonuç veren bir eşseçim taktiğidir,kendine-fiziksel,parasal vb.-güveni olan erkek bunu ister istemez hareketlerine yansıtır.Kritik nokta şudur ki birçok kadın özgüven işareti olan beden dili sembollerini sonradan öğrenmemiştir,içgüdüsel olarak anlar.

Beden dilinin kurucusu Charles Darwindir.Darwin,tüm hayvan türlerinde varolan ve doğuştan gelen beden dilinin insan türünde de olması gerektiği düşüncesinden yola çıkarak bu disiplini kurmuştur.Temel davranış kalıplarının evrensel olması sonradan öğrenilmediğinin ve içgüdüsel olduğunun ispatıdır.Karşı tarafın bu kalıpları okuyabilmesi de doğuştan gelir,sadece temel 7 yüz ifadesi değil,birçok jest ve mimik karşımızdaki insanlar hakkında doğru yargılara varmamıza yolaçar.

Eğitim seviyesinin yüksek olduğu bir forumdayız,çoğumuz artık bu işaretleri biliyoruz,uzun uzun anlatmayalım.Okuma yazmayı bile bilmeyen bir ilkel toplum üyesi ona yalan söyleyeni anlar,bu doğuştan gelen bir özelliktir.O an ne karşısındakinin gözlerini kaçırması,nede mikro ifadeleri ilkel bireyin bilinçli farkındalığındadır.

Aynı ilkel klanda ondan hoşlanan karşı cinsi de kolaylıkla farkeder,oysa kimse ona insan türünün bu durumlarda gösterdiği davranışları öğretmemiştir.

devam edecek.sanırım.
etmeyebilir de.
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 08-03-2012, 01:44
taylan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
taylan taylan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 26 Jul 2009
Bulunduğu yer: Ankara
Mesajlar: 1.271
Standart

Ben de evli ve 38 yaşında düzgün fizikli (geniş omuz, karın kaslı bi mide vs) biri olarak hiç bana yaklaşan bir kadın görmedim. Bu teoriyi pek geçerli görmüyorum çünkü ben böyle bişeyi hiç yaşamadım. Uzun zamandır evliyim bi de

Ben de mi bi sorun var acaba ya

http://evrimteorisi.org
Hayat Değişimdir...
Alıntı ile Cevapla
  #14  
Alt 08-03-2012, 20:46
rastaman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
rastaman rastaman isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 06 May 2009
Bulunduğu yer: kocaeli
Mesajlar: 649
Standart

taylan´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Ben de evli ve 38 yaşında düzgün fizikli (geniş omuz, karın kaslı bi mide vs) biri olarak hiç bana yaklaşan bir kadın görmedim. Bu teoriyi pek geçerli görmüyorum çünkü ben böyle bişeyi hiç yaşamadım. Uzun zamandır evliyim bi de

Ben de mi bi sorun var acaba ya
Taylan sen de en az benim kadar iyi bilirsin ki insan türünün cinsel davranışlarını anlamak için birkaç teoriyle yola çıkmak yanlış tespitlere yol açar,yüzlerce-hatta bana göre belkide milyonlarca- faktör sözkonusudur.

Sadece biyolojik değil,sosyal,ekonomik,fiziksel,siyasal olgular da aynı şekildedir,değişkenleri sayılamak-sınırlamak evreni anlamak için tutulabilecek en yanlış yoldur.

Özgüven,fiziksel özellikler,mimikler,cinsel çekicilik,statü,maddi durum,prestij,bakışlar,jestler,bunları doğru ifade edebilmek,doğru okuyabilmek,feromonlar,organlarda açı benzerlikleri,genetik uzaklık-yakınlık...

O kadar çok etken vardır ki.
Bu tüm o etkenler arasında sadece biridir.
Alıntı ile Cevapla
  #15  
Alt 11-03-2012, 00:12
Jolly Jocker - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Jolly Jocker Jolly Jocker isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 24 Aug 2008
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 1.323
Standart

rastaman´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Ben yüzbinlerce yıl tekrarlanan ve üremeyi doğrudan etkileyen sexososyal davranışların-ki bununla sınırlı değildir-,popüler anlatımla ''genlerimize işleyebileceğine'' inananlardanım.Başarılı sonuçlar veren,uygulayanların hayatta kalmasını sağlayan davranışlar yüzbinlerce yıl sonra -tıpkı evrimin temel mantığında olduğu gibi- yaygınlaşacaktır.
Popüler davranışlar genlerimize işler mi? Sanmıyorum. Zira tüm insanlar, aynı davranışlarda bulunmuyor ki. Eş seçiminde birbirinin zıttı davranışlarda bulunan kadınlar olabildiği gibi, aynı kadın hayatının farklı dönemlerinde farklı tutumlar alabiliyor. Hayvanlar, tam da zeka pek gelişmemiş ve bu yüzden aynı davranışları tekrar eder oldukları için genetik belirlenimleri fazla. Ama insanda zeka bu kadar gelişkin ve davranışlar bu kadar karmaşık iken genetik faktörün etkisinin minimum olması gerekir. Kültürden kültüre ne kadar büyük farklar olabildiğini biliyoruz. Bunları genetikle açıklasaydık insanlık tarihinde tutarlılık ve süreklilik olurdu. Kültürler arası büyük farklar olmazdı. Herşeyden evvel devrimler olmazdı. Zira tarihin tüm zamanlarında ve tüm toplumlarda, kültürlerde benzerlikler olurdu. Ama böyle olmadığını biliyoruz. Kadın-erkek ilişkilerini ele alırsak, örneğin sözünü ettiğin eş seçimi tek eşli evlilikler için geçerli. O da çekirdek aile ise. Oysa tarih boyunca çok farklı tipte aileler oldu. Komünal aileler vardı. Çok eşli toplumlar oldu. Kadınların yüzyıllarca seçme hakları bile yoktu. Seçme hakkın yoksa erkeğin kendine güvenli olup olmadığını anlasan ne olacak anlamasan ne olacak? Yüzyıllardır eşini seçme hakkı olmayan kadının eş seçerken genetiğine işleyecek denli güçlü bir takım dürtüler edinmiş olduğu fikri bana pek mantıklı görünmüyor.

Kadınların orgazmının yasak olduğu toplumlar var. Yani cinsellikten zevk alan kadınların fahişe olarak görüldüğü, kız çocuğun kendi cinselliğinden korkarak yetiştirildiği, hatta kadın sünnetinin uygulandığı toplumlar... Cinsellikleri bile sürekli bastırılıyor. Senin mantığınla bakarsak, bu durumdan ötürü yüzyıllardır çile çeken kadınların cinsel arzuyu bile unutmalarını beklememiz lazımdı. Ama öyle olmadığını biliyoruz. Neden? Çünkü en hakim davranış kalıplarında bile sınır aşımları, kurallara uymama hep olur. Bu yüzden insanlar her davranışı gösterir ama hiçbirine genetik olarak mecbur olmaz. İnsanda biyolojik belirlenim yok denecek denli azdır. Çok olsaydı insanlar hemen hemen aynı şeyi istiyor olurlardı. Oysa sado-mazoşist ilişkiler(sadece cinsel anlamda değil toplumsal ilişkiler bakımından da) çok yaygın. İnsan mazoşistçe şeyleri nasıl isteyebiliyor? Genetik kökenli olarak arzulasak ve davransaydık, toplumsal hayatta biyolojinin etkisi çok olsaydı kültürel farklılıklar olmazdı. Devrimler de olmazdı zira toplumlar yaşadıkları hayatı biyolojileri gereği yaşıyor olurdu. Yaşadığımız şey kaderimiz anlamına gelirdi bu.

Zurnanın zırt dediği bu yerde tamamen farklı düşünüyoruz,insan davranışlarının önemli bir bölümüne doğal seçilimin doğrudan yada dolaylı etkilerini kabul etmek,kültürel,bireysel yada tarihsel faktörleri yok saymak anlamına gelmez
Bence bu anlama gelir. Kültürün etkisiyle, namus için, şeref için ya da iman için kendini yakan ya da çok sevdiği birini öldürebilen insanlar var. Büyük fedakarlıklar var. Hal böyleyken genetik belirlenimin baskın olduğunu nasıl iddia edebiliriz? En temel güdü olan hayatta kalma güdüsü bile o kadar baskın değil ki savaşsız yıl geçmiyor.

Davranışların ve yönelimlerin biyolojik belirlenimli olduğunu iddia etmek çok tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Irkçılığa ve cinsiyetçiliğe kapı açar. Devrimleri bir ilerleme değil sapma olarak görmeye varır. Akıl gelişmediğinde güdü baskındır ama akıl gelişince davranışlar çaşitlenir, karmaşıklaşır, güdünün etkisi zayıflar, çevre ve tarihsellik ortaya çıkar.

Biyolojik indirgemeciliğin bir diğer zararı da insanı bitmiş birşey gibi görmeye kapı aralamasıdır. Dindeki fıtrata benzer bir ''insan tabiatı'' anlayışına kapı aralar. ''Uygun görülen davranışlar'' ''insan tabiatına uygun'', iktidarlarca uygun görülmeyen davranışlar ise sapkınlık olarak görülebilir. Dindeki günah zihniyeti sözde bilimsel bir ''temel'' edinir. Bu çok tehlikelidir. Genetiğimizi çözelim ve herkes biyolojik kaderini yaşasın türünden bir dayatmanın yolunu açar. Oysa insan toplumsallaştıkça doğadan koptu, aklı geliştikçe güdüleri geriledi.

Konu Jolly Jocker tarafından (11-03-2012 Saat 00:18 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #16  
Alt 11-03-2012, 02:08
rastaman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
rastaman rastaman isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 06 May 2009
Bulunduğu yer: kocaeli
Mesajlar: 649
Standart

Jolly Jocker´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Popüler davranışlar genlerimize işler mi? Sanmıyorum.
Yanlış okumuşsun;

Karıştırdığın yeri kırmızıyla,dikkate alman gereken yeriyse siyahla belirteyim;

rastaman´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Ben yüzbinlerce yıl tekrarlanan ve üremeyi doğrudan etkileyen sexososyal davranışların-ki bununla sınırlı değildir-,popüler anlatımla ''genlerimize işleyebileceğine'' inananlardanım.
Bu şekilde kurduğum cümleyi bir daha okursan hak vereceksin.

''Popüler davranışlar'' falan elbette genlerimize işlemez,böyle bir şeyden söz bile edilemez.


Ama üreme sürecini doğrudan etkileyen bir olay yüzbinlerce yıl boyunca tekrar ederse başarısız üreme taktiğine sahip olan bireylerin hayatta kalma şansı azalacak,meydan diğerlerine kalacaktır.

Evrimin temel mantığı da budur.
Evrimin üreme stratejilerinde bir belirleyici olamayacağını düşünmek bile imkansızdır.Aslında bu farkına varmadan evrimin kendisini reddetmektir.Bu tüm türler için geçerlidir.

Yüzyıllardır eşini seçme hakkı olmayan kadının eş seçerken genetiğine işleyecek denli güçlü bir takım dürtüler edinmiş olduğu fikri bana pek mantıklı görünmüyor.

Kadınların orgazmının yasak olduğu toplumlar var. Yani cinsellikten zevk alan kadınların fahişe olarak görüldüğü, kız çocuğun kendi cinselliğinden korkarak yetiştirildiği, hatta kadın sünnetinin uygulandığı toplumlar... Cinsellikleri bile sürekli bastırılıyor. Senin mantığınla bakarsak, bu durumdan ötürü yüzyıllardır çile çeken kadınların cinsel arzuyu bile unutmalarını beklememiz lazımdı. Ama öyle olmadığını biliyoruz. Neden? Çünkü en hakim davranış kalıplarında bile sınır aşımları, kurallara uymama hep olur. Bu yüzden insanlar her davranışı gösterir ama hiçbirine genetik olarak mecbur olmaz.
Dikkat edersen verdiğin bu örneklerin sadece son birkaç bin yıllık tarihimize denk düştüğünü görürsün,insan türü milyonlarca yıldır yeryüzünde,o yüzyılların hiçbir önemi yok.Kadın sünnetinden kadının cinselliğinin bastırılmasına kadar tüm örneklerin tarım sonrası döneme,erkeğin egemenliğine denk düşer.

Davranışların ve yönelimlerin biyolojik belirlenimli olduğunu iddia etmek çok tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Irkçılığa ve cinsiyetçiliğe kapı açar. Devrimleri bir ilerleme değil sapma olarak görmeye varır.
Senin bu eleştirilerin evrim teorisinin kendisi için de hep söylenegelmiştir,tüm ırkçılar,seksistler evrim teorisinden

yola çıkar,siyah Afrikalının unprogresive olduğundan,üstün uygarlıklar yaratan beyaz ırkın gelişmişliğinden dem vurur.

Ama birilerinin ırkçı sonuçlara varması evrim teorisinin tehlikeli olduğu anlamına gelmez.

Devrimleri bir ilerleme değil sapma olarak görmeye varır.
''Uygun görülen davranışlar'' ''insan tabiatına uygun'', iktidarlarca uygun görülmeyen davranışlar ise sapkınlık olarak görülebilir. Dindeki günah zihniyeti sözde bilimsel bir ''temel'' edinir. Bu çok tehlikelidir.
Tıpkı yukarıdaki ırkçı örneğindeki gibi bu anlattıklarında bizi farklı sonuçlara vardırabilir,bir başkası şöyle düşünebilir;

İnsan doğasında iktidar yoktur,türümüz milyonlarca yıl küçük klanlar halinde devlet ve iktidar gibi kavramlardan uzak yaşamıştır.Devrimlerin temel nedenleri bile aslında bizim milyonlarca yıllık evrim tarihimizde yatar.

İnsan yabancılaştığı iktidar olgusuna isyan eder,evrimle açıklanamayacağı varsayılan toplumcu ideolojiler bile tıpkı köpekler ve aslanlar gibi ''sürü halinde yaşayan sosyal memeli'' olmamızın sonucudur.

Sadece bizim gibi sosyal memeliler kendini toplumu-klanı için riske atar,bu doğamızda vardır.

Ama böyle olmadığını biliyoruz. Kadın-erkek ilişkilerini ele alırsak, örneğin sözünü ettiğin eş seçimi tek eşli evlilikler için geçerli. O da çekirdek aile ise. Oysa tarih boyunca çok farklı tipte aileler oldu. Komünal aileler vardı. Çok eşli toplumlar oldu.
İnsan türü yeryüzündeki en zeki varlıktır,bu da en çeşitli davranış biçimlerine sahip olmasına yol açar.

İnsanın üreme stratejisi bazen poligami ve aldatma eğilimleri gösterse de tekeşlilik üzerine kuruludur.

Zaten hem erkeğin hem de kadının ayrı ayrı neden aldatma eğilimleri taşıdığına,bunun hangi evrimsel avantajların yaşayan sonucu olduğuna,ve insanın cinsel davranışlarının,üreme taktiklerinin herbirine dair bu başlıkta zaman buldukça yazacağım,öğrenirsin.Bunlar sadece benim değil,hemen tüm antropologların hemfikir olduğu görüşler.

Komünal aileler vardı.
Böyle birşey yok,araştırılan binlerce ilkel toplum içinde bu örneğe sadece iki kez raslanmıştır ve net olmaktan uzaktır.Modern hayatta bile hiçbir cinsel komün varlığını sürdürememiştir.

Modern cinsel komünler üzerine yapılan tüm araştırmalar aynı sonuç vermiştir;bir süre sonra cinsel doygunluğa(aslında aldatma eğiliminin tatminine) ulaşan bireylerin karşı cinsten biriyle yakınlaştığı,eşleştiği ve komünden ayrıldığı gözlenmiştir.
Bu konuda netten yeteri kadar dökümana ulaşabilirsin.

Tüm bu anlattıklarımı nasıl insanın biyolojiden ibaret,ne kadar karmaşık bir yapı olduğunu görmezden gelen bir bakış açısı olarak algıladığına da anlam veremiyorum doğrusu.Gerçi birileri evrimden ırkçılığa varabiliyorsa bu da mümkün olmalı.


Bu arada sadece başlık konusuna değil,seks üzerine uzmanlaşan neredeyse tüm antropologların görüşlerine ters düştüğünü de söylemeden edemeyeceğim.


devam edecek.

Konu rastaman tarafından (11-03-2012 Saat 02:15 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #17  
Alt 12-03-2012, 14:31
rastaman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
rastaman rastaman isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 06 May 2009
Bulunduğu yer: kocaeli
Mesajlar: 649
Standart

Jolly Joker;

Sen evrim teorisini bilmiyorsun.

Darwin okumamışsın.

Bir kez olsun Richard Dawkins ne anlatır,dönüp bakmamışsın.

Buradaki gençleri yanlış bilgilendiriyor,daha ne olduğunu bile bilmediğin evrim teorisini insanlara yanlış tanıtıyorsun.

Bilmemek ayıp değil,ama bu tavrında ısrar ediyorsun.

Jolly Jocker´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Bireysel davranışlara biyolojik köken arayan yönelimleri doğru bulmuyorum.

Biyolojik indirgemeciliğe her zaman karşı çıktım. Zira çok vahim sonuçlara varabiliyor.


İnsan davranışlarının biyolojik kökenleri olduğunu,evrimsel sürecin sonucunda şekillendiğini Darwin’in kendisi ortaya atar,bunlar benim görüşlerim değil.


Bu bilime etoloji denir,kurucusu Charles Darwindir.Psikolojinin evrim temelli bir anlayış üzerine oturacağını da kendisi söyler.Bu görüş yıllar içinde evrim teorisinin önde gelen savunucularınca geliştirilmiş,çağımızdaysa Richard Dawkins gibi etologlar tarafından geniş kitlelere sunulmuştur.

Evrimsel psikolojinin kurucusu da Charles Darwindir,beden dilinin de.Tüm bunlar evrim teorisinin bel kemiğini oluşturur,ayrı düşünülemez.



Biz evrimciler,evrimin sadece biyolojik varlığımızın değil,yarattığımız soyut değerlerin,kültürün,davranışlarımızın hatta inançlarımızın da oluşumunda ana etken olduğuna inanırız.Ama aynı evrimin bizi;insanı hayvandan ayıran,özvarlığını ve doğanın-toplumun yasalarını sorgulayan muhteşem bir noktaya getirdiğini de savunuruz.


Ateist forumlara binlerce ileti yollamış bir üyenin,Darwin yada Dawkins gibi biz ateistlerin saygı duyduğu isimlerin eserlerine gözatma zahmetinde bile bulunmadan,onların görüşlerini –hem de tüm evrim karşıtlarının önesüregeldiği argümanlarla-bilinçsizce eleştirdiğini görmek çok üzücü.

Sana tavsiyem;oku,öğren.

Ben bir Darwinistim,bundan sonra ne senin nede bir başkasının insanlara evrim diye başka şeyler kakalamasına,teoriyi yanlış tanıtmasına,saptırmasına,içini boşaltmasına müsamaha göstermeyeceğim.

Konu rastaman tarafından (12-03-2012 Saat 14:38 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #18  
Alt 06-04-2012, 21:49
Neva - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Neva Neva isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 03 Aug 2010
Mesajlar: 14.706

Başarı Ödülü 

Standart

Jolly Jocker´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Popüler davranışlar genlerimize işler mi? Sanmıyorum. Zira tüm insanlar, aynı davranışlarda bulunmuyor ki.

Eş seçiminde birbirinin zıttı davranışlarda bulunan kadınlar olabildiği gibi, aynı kadın hayatının farklı dönemlerinde farklı tutumlar alabiliyor. Hayvanlar, tam da zeka pek gelişmemiş ve bu yüzden aynı davranışları tekrar eder oldukları için genetik belirlenimleri fazla. Ama insanda zeka bu kadar gelişkin ve davranışlar bu kadar karmaşık iken genetik faktörün etkisinin minimum olması gerekir. Kültürden kültüre ne kadar büyük farklar olabildiğini biliyoruz. Bunları genetikle açıklasaydık insanlık tarihinde tutarlılık ve süreklilik olurdu. Kültürler arası büyük farklar olmazdı. Herşeyden evvel devrimler olmazdı. Zira tarihin tüm zamanlarında ve tüm toplumlarda, kültürlerde benzerlikler olurdu. Ama böyle olmadığını biliyoruz. Kadın-erkek ilişkilerini ele alırsak, örneğin sözünü ettiğin eş seçimi tek eşli evlilikler için geçerli. O da çekirdek aile ise. Oysa tarih boyunca çok farklı tipte aileler oldu. Komünal aileler vardı. Çok eşli toplumlar oldu. Kadınların yüzyıllarca seçme hakları bile yoktu. Seçme hakkın yoksa erkeğin kendine güvenli olup olmadığını anlasan ne olacak anlamasan ne olacak? Yüzyıllardır eşini seçme hakkı olmayan kadının eş seçerken genetiğine işleyecek denli güçlü bir takım dürtüler edinmiş olduğu fikri bana pek mantıklı görünmüyor.

Kadınların orgazmının yasak olduğu toplumlar var. Yani cinsellikten zevk alan kadınların fahişe olarak görüldüğü, kız çocuğun kendi cinselliğinden korkarak yetiştirildiği, hatta kadın sünnetinin uygulandığı toplumlar... Cinsellikleri bile sürekli bastırılıyor. Senin mantığınla bakarsak, bu durumdan ötürü yüzyıllardır çile çeken kadınların cinsel arzuyu bile unutmalarını beklememiz lazımdı. Ama öyle olmadığını biliyoruz. Neden? Çünkü en hakim davranış kalıplarında bile sınır aşımları, kurallara uymama hep olur. Bu yüzden insanlar her davranışı gösterir ama hiçbirine genetik olarak mecbur olmaz. İnsanda biyolojik belirlenim yok denecek denli azdır. Çok olsaydı insanlar hemen hemen aynı şeyi istiyor olurlardı. Oysa sado-mazoşist ilişkiler(sadece cinsel anlamda değil toplumsal ilişkiler bakımından da) çok yaygın. İnsan mazoşistçe şeyleri nasıl isteyebiliyor? Genetik kökenli olarak arzulasak ve davransaydık, toplumsal hayatta biyolojinin etkisi çok olsaydı kültürel farklılıklar olmazdı. Devrimler de olmazdı zira toplumlar yaşadıkları hayatı biyolojileri gereği yaşıyor olurdu. Yaşadığımız şey kaderimiz anlamına gelirdi bu.


Bence bu anlama gelir. Kültürün etkisiyle, namus için, şeref için ya da iman için kendini yakan ya da çok sevdiği birini öldürebilen insanlar var. Büyük fedakarlıklar var. Hal böyleyken genetik belirlenimin baskın olduğunu nasıl iddia edebiliriz? En temel güdü olan hayatta kalma güdüsü bile o kadar baskın değil ki savaşsız yıl geçmiyor.

Davranışların ve yönelimlerin biyolojik belirlenimli olduğunu iddia etmek çok tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Irkçılığa ve cinsiyetçiliğe kapı açar. Devrimleri bir ilerleme değil sapma olarak görmeye varır. Akıl gelişmediğinde güdü baskındır ama akıl gelişince davranışlar çaşitlenir, karmaşıklaşır, güdünün etkisi zayıflar, çevre ve tarihsellik ortaya çıkar.

Biyolojik indirgemeciliğin bir diğer zararı da insanı bitmiş birşey gibi görmeye kapı aralamasıdır. Dindeki fıtrata benzer bir ''insan tabiatı'' anlayışına kapı aralar. ''Uygun görülen davranışlar'' ''insan tabiatına uygun'', iktidarlarca uygun görülmeyen davranışlar ise sapkınlık olarak görülebilir. Dindeki günah zihniyeti sözde bilimsel bir ''temel'' edinir. Bu çok tehlikelidir. Genetiğimizi çözelim ve herkes biyolojik kaderini yaşasın türünden bir dayatmanın yolunu açar. Oysa insan toplumsallaştıkça doğadan koptu, aklı geliştikçe güdüleri geriledi.
Toplumdaki populer davranislar genlerimize islemez.

Ancak genlerimizde genetik olarak bulunan "modelleme/kopyalama" yetisi, insanlari populer davranislara, bu davranislarda bulunmaya iter.

Davranis bilimi, evrimin yerlesik olarak koklerinden biridir.

Es seciminde, elbetteki tum kadinlar veya erkekler tornadan cikmiscasina ayni degildir. Ancak bu, onlarin beyinlerinin uyarilmadigi(islevsellegini yapmadigi) ve uyarima cevap vermedikleri anlamina gelmez biyolojik olarak.

Cinselligin bastirildigi veya yasaklandigi toplumlarda da, kadin bir sekilde orgazm'i yasar eger yasamak istiyorsa. Aksi olsaydi recm edilecegini bile bile, kadin veya erkek birlikte olmazdi bazi ulkelerde.

Ancak psikolojik olarak(siddet, iskence vs.) tibbi bir soruna maruz kalmissa, biyolojik olarak tepki vermeyebilir.

Kaldi ki bu tip(siddet vs.) cinselligi yasamak isteyen kadinlar da, keza erkekler de olabilir.


Insan mazosistce davranislari, yine beyin uyarimi/tatmin sonucu ister. Cunku seks sadece zevkten ibaret bir davranis bicimi degildir. Zevk ve aci girift olarak yasanan kavramlardir.


En basit bir asik oldugumuzda, sevdigimizde dahi, yuzlerce aci yasariz, ama bunlar insana cok zaman zevk kokenli olarak yansir. Sikayet etmeyiz.

Secme hakkinin olmadigi zamanda da, kadin genellikle o toplulukta ozguven sahibi olan erkegi secer cok zaman. Bunun icin ille fiziki olarak seks yapmasina gerek yoktur.

Yani dolayli yoldan(modelleme/kopyalama) davranislar ve belirlenimler, direk olarak biyolojiktir.

rastaman´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster

Beden dilinin kurucusu Charles Darwindir.Darwin,tüm hayvan türlerinde varolan ve doğuştan gelen beden dilinin insan türünde de olması gerektiği düşüncesinden yola çıkarak bu disiplini kurmuştur.Temel davranış kalıplarının evrensel olması sonradan öğrenilmediğinin ve içgüdüsel olduğunun ispatıdır.Karşı tarafın bu kalıpları okuyabilmesi de doğuştan gelir,sadece temel 7 yüz ifadesi değil,birçok jest ve mimik karşımızdaki insanlar hakkında doğru yargılara varmamıza yolaçar.


devam edecek.sanırım.
etmeyebilir de.
Devam etmeli bence. Beden dili ve yasama uzantilari, davranis bilimindeki yeri ve onemi baslibasina bir konu.

Daha da detaylandirirsan cok faydali olur. Hatta baslibasina ayri bir baslikta incelersen daha da iyi olur, cok yonlu sekilde isleyebiliriz.
Alıntı ile Cevapla
  #19  
Alt 06-04-2012, 22:44
AlbatrosS AlbatrosS isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 14 Jul 2010
Mesajlar: 1.606
Standart

EVLİ ERKEKLERE İLGİ DUYAN KADINLAR... başlığı öncelikli olarak ''sorunlu'' bir başlıktır. Nedeni de şu: Elimizde, istatistiki olarak ''bağlayıcı'' veriler mevcut mudur? Ben bilmiyorum, bilen varsa paylaşsın lütfen.

İkincisi, ''evlilik'' yalnızca formel bir davranış metodudur. Konjonktüreldir. Başta verilen araştırmaya göre, kadının ''eş seçimini'' yaşamsal bir güdüyü yani ''güvenlik'' olgusunu bir biçimde içselleştirerek yaptığını ifade ediyor. Atletlerdeki ''kadın kokusu'', kadının o erkeğe güvenebileceği kodlarını veriyorsa, bu sosyal yaşam alanları içerisinde içselleşmiş bir bilgi sisteminin varlığına ve tecrübesine delalet eder. Ancak, toplumsal ilişkilerin oldukça gelişip ''sosyal güvenlik sisteminin'' geliştirildiği günümüz toplumlarında bu eğilimler ''yeni öğrenmelerle/koşullanmalarla'' yer değiştiremez mi? Genetik bilgi, en nihayetinde doğal koşullara pragmatist bir uyum temelinde işlenmiş ve öğrenilmiş bilgidir. Bu bilgi, süreç içinde yerini ''yeni öğrenmelere'' bırakabilir(mi)?

Milyarlarca insanın benimsediği yüzlerce alt-kültür-zevk vs var. Eş seçiminde ''evrimsel-güdüsel'' belirleyicilik kadar önemli olan bir başka şeye dikkati çekmek istiyorum: Bilişsel ve psiko-sosyal dinamikler. Freud'dan beridir biliyoruz ki, birey, bebeklik döneminden beri deneyimlediği süreçlerin neticesinde gelecekte birtakım olumlu-olumsuz kazanımlar ve eğilimlere sahip olmakta. Özellikle çocukluk evresinde ''güvenli-güvensiz'' bağlanma süreçleri ve ebeveynlerle kurulan kritik ilişkiler oldukça belirleyici. Birçok psikiyatrist, partner seçiminin temelinde bebeklik dönemi yaşantılamalarının belirleyici olduğunu ifade eder.

Örneğin birey, bebeklik döneminde anneyle ''güvenli bağlanma'' ilişkisi içerisinde bulunmuş ve bu ilişki çocukluk döneminde de sağlıklı bir biçimde gerçekleşmişse, çocuğun ''öz benlik saygısı''nın daha yüksek olup daha istikrarlı ilişkileri olduğu bilinmektedir.

Tam tersi, çocuk ''güvensiz bağlanma'' ilişkisi yaşamışsa, bireyin ''özsaygısının'' düşük; dolayısıyla ilişkilerinin de ciddi derecede ''istikrarsız'' olabildiği gözlemlenmiştir. Tam da bu bağlamda, örneğin kadın, ebeveynleri ve yakınları tarafından öz saygısını zedeleyecek davranışlara, baskılara ve travmalara ma'ruz kaldıysa yaşayacağı ''muhtemel'' davranışlardan biri de NEVROZ'lardır. Nevrotik bireylerin ciddi derecede bağlanma sorunları yaşayan bireyler olduğunu biliyoruz. Bazı nevroz türlerindeyse, kadın zedelenmiş özsaygısı neticesinde ''tekrarlayan davranışlar'' sergilemekte; örneğin, ''otoriteye kendini kanıtlama'' temelinde ilişkilere yönelmektedir. Buysa bir ''kısır döngü''dür. Kadın otoriteye ''ben değerliyim, sev beni'' der her seferinde. Her seferinde, kendini kanıtlayabileceği bir ilişki tarzını seçer. Bu tipler de genellikle ''yüksek egolu, narsisist'' tiplerdir. Eş seçimlerinde istikrarsız, empati yoksunu ve tavizsiz insanlardır(aynen kadının babası gibi). Ki poli-gami yaşayan birçok standart erkeğin(bizim toplumumuzda) yüksek egolu, bencil ve istikrarsız tipler olduğu ma'lum. Bu tipler genellikle evlilik tecrübesinin monotonluğunu yahut evliliğin kendilerine verdiği bıkkınlığı yaşayan, sorunun esasıyla yüzleşmekten zaten psiko-sosyal alt yapıları gereği yüzleşmekten kaçınan tipler.

Özetle;

Bokun boku hela da bulması, asla bir tesadüf değildir
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Yeter Artık! Erkeklere Zulmetmeyin! AhbAp Multimedya 18 30-12-2010 03:37
Ayda ezan sesi duyan astronot :D ´ Just!ce ` Konu-dışı 4 18-08-2010 16:42
İTÜ'de evrim paneline yoğun ilgi KızıL Evrim 38 03-05-2010 00:16
Hafıza, hızlı okuma vs'ye ilgi duyanlar... kompLeks Dil, Mantık & Zihin Felsefesi 14 04-02-2010 03:08
kuran erkeklere indirilmiştir... boy_17_06 İslam 25 28-09-2009 15:23

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:29 .