Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Bilim > Biyoloji > Evrim

 
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
Prev önceki Mesaj   sonraki Mesaj Next
  #1  
Alt 25-07-2013, 14:08
hzcahil hzcahil isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 20 Jul 2013
Mesajlar: 23
Standart Tersinim denen saçmalık

AL SANA TERSİNİM

Okuduğu harun yahya eserlerine dayanarak (onları da bir takım evangelist hristiyanlar hazırlamıştır) bir yaşam teorisi ürettiğini zanneden Hüdai Çakmak bunun hiç üşenmeyerek kitabını bastırmıştır. Kitabını kimse almayınca internet sitelerinde reklamını yapmış o da işe yaramayınca bedava olarak dağıtmaya başlamıştır.

Sözüm ona tersinim teorisine göre bütün ırkların bir arı, saf, mükemmel başlangıcı var ve git gide bozularak şimdiki hallerini almışlar. Bu uyduruk teori için hiç bir doğru dürüst gözlem yoktur. Bu teoriye göre bundan 200 000 yıl önce yaşayan mağara adamları şimdiki insanlardan daha insan, şimdiki insanlar ise bu adamlara göre daha maymunsudur. Hüdai beyin bu iddiasını neye dayanarak yaptığını bilemiyoruz, belki aynaya bakmıştır ve kendini mağarada yaşayan ilk insanlardan daha tersinmiş bir halde görmüştür.

Kendisine sorulan bilimsel sorulara cevap veremediği için ve ezberlediği şeyleri tekrarladığı için daha önce sorduğum soruları ve diğer üyelerimizin sorularını bu başlık altında toplamaya karar verdim.

Sözüm ona tersinim teorisini dayandırdığı şey termodinamiğin ikinci kanunudur (Bir ısı kaynağından ısı çekip buna eşit miktarda iş yapan ve başka hiçbir sonucu olmayan bir döngü elde etmek imkânsızdır. ) Konu ile ne kadar alakalı olduğuna karar vermeniz elbette zor ama üzülmeyin hüdai de bilmiyor zaten. Her şey bozulmaya doğru gider der. Buna örnek olarak da yaşlanıp ölen insanı bile göstermişliği vardır. Uyduruk tersinim teorisine göre demek ki insanın en mükemmel olduğu an, sperm ile yumurtanın ateşli bir sevişme arkasından bulunduğu zigot halidir. Bu zigot tersinerek en mükemmel halden bozunarak başka başka hallere dönüşecektir. Bir de utanmadan kendisine düşünür ve yazar ünvanları veren Hüdai Çakmak'ın asıl hedefi nedir?

Hüdai Çakmak'ın asıl hedefi

Harun Yahya'nın (Adnan Oktar) yediği pastaya göz diken hüdai bey kolları sıvamış ve pastanın yarısı olmasa bile üç beş dilim bize de düşer belki diyerek bir teori uydurmuştur. Kendisine pastadan dilim düşmeyince hiç olmazsa bi kedi canını da ben götürürüm belki diyerek kendine verdiği ünvanlarla site site dolaşıp elindeki çürük teoriyi pazarlamaya koyulmuştur. Dini sitelerin çoğunda ciddiye alınmayan hüdai ateist sitelerde madara olmaya karar vermiş en azından "ateistlerle savaşıyorum birazcık pastadan pay alayım" sevdasına düşmüştür.

Bir müddet sonra hırs yapan ve elinde kaldıkça patlayan malına (teorisine) yönelik hiç bir soruyu cevaplayamadığı gibi kişisel sataşmalara ve hakaretlere vardırmıştır. Aslında kendimizi onun yerine koyduğumuzda durumumuz gayet acıdır.

Empati yapalım

Elimizde harun yahyalardan kalma bilgilerle yola çıkıp bir teori uydurduk. Tek derdimiz belki cebimize üç beş kuruş bağış girer hiç olmadı bi kedi canını götürürdük dedik. Ama olmayınca olmuyor, teoriler tersiniyor. Yıllarca da okuduk, bire bir geçirdik kopyaladık ondan sonra gelen vurdu giden vurdu. Yiğitliğe de yediremedik, ısrarla devam ettik. Ama ne para veren var ne de şan şöhret. Pop dünyasının ajdarı neyse, internetin şamar oğlanı olduk. Bu durum çok üzücü. Ben kendisi adına üzüldüğümü bildiriyorum.

Dip not:
Tersinimle ve Hüdai Çakmak'la ilgili düşüncelerinizi ve sorularınızı siz de bu başlık altında toplarsanız google da arandığında derli toplu bulabiliriz.

http://www.sonsuz.us/node/tersinim_teorisi_hudai_cakmak


GELELİM KONUYA YAPILAN YORUMLARA (siteden bakarsanız bazılarına cevap veremediğini bazılarına saçma sapan cevaplar verildiğini görürsünüz.)

A- bilimle bu kadar ilgili görünen bi teorinin (tersinim-miş sanırım) kurgulayıcısı olan Hüdai Çakmak, acaba yeryüzündeki canlılığın ve hayatın kökenlerine uzanmak istediğinde ne tür kanıtlarla karşılaşmaktadır ve tüm bu olup biteni nasıl açıklamaktadır, onu da paylaşabilir mi bizimle? (Lütfen bilimsel olsun dememe gerek yok sanırım)

B- 1) DNA düzeyinde olan her bozulum diğer nesillere aktarılmaz. Kalıtsal rahatsızlıklarla genetik rahatsızlıklar aynı şey değildir.
2) Önce tavuğun yaratılıp sonra DNA yumurtladığını öngörmek bilimsel bir argüman değildir, ama yine de ifade edilebilir. Lakin böyle bir kabulün (yaratılış) üzerine bir de mutasyon ve DNA hasarından filan bahsedilirse, biz de aynı şablonu kullanarak şunu iddaa ederiz; o zaman hiç de mükemmel değildir bu yaratım. (İkinci bir iddia da şöyle olabilir elbette, bu metnin sahibi de tıpkı o tavuk gibi önce olmuş ve daha sonra yumurtlamıştır tüm bunları, nasıl olsa yumurtlamak bedava.)
3) Yazarın mutasyon'un pratik kullanımı üzerine yaptığı tespit doğrudur. Yani bu kelimenin (mutasyon) anlamının tam olarak bilinmemesi ve olur olmaz kullanılması gerçekten de bazı yanlış anlamalara neden olmaktadır. Yukardaki yazı da bunun tipik bir örneğidir.
Son: Kaynak belirtilmesi gerekirdi, unutulmuş. Ama ben söyleyeyim, baba oğul kutsal ruh adına çalışan bilimum Amerikan Evangelist merkez ve yayınları.

C- Harun Yahya ve şürakasının bilimi çarpıtarak bahsettiklerinden başka bir şey yok bu yazılanlarda...coğu temel bilgi yalan yalnış aktarılmış...neresinden tutsam elimde kalıyor..

D- Haklısın marmaramus. Yalnız böyle söyleyince şöyle bir yanılsama da oluyor, gören duyan da Harun Yahya ve saz arkadaşlarının koca koca labaratuvarları, rasathaneleri vs. var da, gece gündüz çalışıp ürettiklerini filan zannediyorlar tüm bu dalyangoz tespitleri.
Lakin işin gerçeği şudur ki, bunların tamamı Muhammed'i peygamber olarak kabul etmeyen, hatta islamı semavi bir din olarak bile tanımayan ve sadece baba-oğul-kutsal ruh ve tanrının krallığı adına çalışan Amerikan Evangelist merkezli araklama yazılar ve metinlerdir. Hani okuyanlar bunu da bilsinler di mi?

E- Hızlıca bir göz attıktan sonra yazılara, şu iki maddenin etrafında dönülüp durulduğunu anladım.
"2)-Tersinim teorisine göre Varoluş, tüm evreni varsa diğerlerini kapsayan kompleks bir bütündür. Canlılık ve cansızlık olarak ayrılmaz.
5)-Canlılar evrim teorisi iddiasının aksine gelişim değil, tersinim gösterir. Canlılardaki tersinim, kompleks sistem ve düzenlerin zaman içinde bozuma uğraması, kimi özelliklerini zayıflatması ya da kaybetmesi demektir."
Evet bu teoriyi (tersinim teorisini) doğru kabul edersek, en tersinmiş, en berbat, en kötü durumda olan teori bilin bakalım hangisi? Tabi kiii en son uydurulan Tersinim Teorisi...
Şimdi bu teorinize göre, 50 bin yıl önce yaşayan insan bugünkü yaşayan insandan daha zeki, daha akıllı, daha bilgili, daha hızlı, daha güçlü, daha dayanıklı ve daha insan mıydı?

F- Kaç tane sitede yayınladığınızı bilmiyorum fakat yakında google aramalarında en başta sonsuz.us çıkacağından burada yazdıklarınız hayli önemli kariyeriniz bakımından.
Mesela her şeyin eskidiğini, yıprandığını söylemişsiniz. Bu katı nesneler için belki geçerli gibi görünebilir, zamanla bir taş, bir dağ, bir kaya parçalanıp yok olabilir. Peki biraz daha mikrolaştırırsak, mesela bir Hidrojen atomu eskir mi? Ömrü ne kadardır?
Veya su? Eskir mi, zamanla daha ilkel veya daha su olmayan bir hale gelir mi?
En basit örneklerinden, geçen yıl X ilacı ile ölen sivrisinekler bu yıl X ilacından ölmüyorlar, bağışıklık geliştirmişler. Bunlar "tersinmiş" mi oldular? Bu durumda sivrisinekler "ölme özelliklerini" mi kaybetmiş oldular?

G -EVRİM TEORİSİ VE TERSİNİM TEORİSİ
Doğruluğu defalarca kez kanıtlanmış bir teoriyi inkar etmeyi insan aklının bir zaferi gibi takdim etmek en hafif tabiriyle bilimsel tarafsızlığa görmezlikten gelmek, taraf tutmaktır. Evrim teorisinin temelinin "bir canlı hücresinin rastlantılarla oluştuğu" gibi bir saçmalık olduğunu iddia etmek ise, daha ötesinde alanen densizliktir. Bilimin, evrim teorisinin kapsamı dışında olan bu konuya verdiği cevaplar bilimin gerektirdiği deney ve gözlemlerle sınanarak ortaya konmuş olup tamamen güvenilir cevaplardır. Gerçektende evrim teorisinin kurgulanma yöntemi tamamen bilmseldir. Doğruluğu somut gözlemlere, canlıların açıkca gözlenen özelliklerine dayanır. Bir canlı hücresinin rastlantılarla meydana geldiği gibi bir fikri evrim teorisine yamamaya çalışmak ise embesilliktir.
Tersinim diye önümüze konan zırvalık ise, henüz doğruluğuna dair hiç bir emare görülmemiş olan, görülmesi ise imkansız olan bir hayali tanrı kavramında dayanır. Buı saçmalığa bir teoriymiş gibi sunmak, bilimselmiş gibi yutturmaya çıkmak en hafif tabiriyle şarlatanlık ve ahmaklıktır. Tersinim zrıvalığı bir canlı hücresinin yaratıcı denen masal kahramanı tarafından nasıl oluştuğu sorusuna bile hiç bir cevap verememektedir. Bu konudaki verdiği cevaplar bilimin gerektirdiği deney ve gözlemlerle sınanarak ortaya koyma yerine derin bir hayal gücüne dayanır.
Gerçektende tersinim denen zırvalığı kurgulanma yöntemi de hatalıdır. Doğruluğuna dair hiç bir emare olmayan; bir canlı hücresinin birinin yaratmasyıla meydana geldiği temel hayali iddiasına dayanır.
Temel varsayım dediğimiz bu hayali kavram en baştan doğru kabul edildiğinden ayrıntılar buna uygun yorumlanır. Gerektiğinde en bilinen ve tartışılmayan doğal kanun ve ilkeler bile görmezlikten, bilmezlikten gelinir. Hiç bir zaman temel varsayımın yanlış olabileceği düşünülmez. Bunun nedeni ise temel varsayımın doğru olduğunu kabul etme mecburiyetidir.
Bilimsel bulgular, düzen sahibi denen bir sistem olmadığını göstermektedir. Enerji girişleri ve zamanın düzen sahibi denen sistemlerde bozuma (tersinime) neden olması gibi bir olgu söz konusu değildir. Enerji girişi bozulmaya değil, onarmaaya vs. değil, değişime yol açar. Burada bahsedilen bozulma denen şeyin, entropi kanunları ve bozmanın kolay yapmanın zor olduğu ilkesiyle de zerre kadar ilgisi yoktur. Sadece entropinin ne olduğunu bilmeyen birinin sayıklaması vardır.
Mutasyonlar gen bilgilerini etkilesin veya etkilemesin diğer nesillere aktarılır. Mutasyonlar daima değişim yönündedir. Bu nedenle canlılarda sürekli bir tersinim, gelişim filan değil değişim söz konusu olur. Bu değişimlerden ortama daha iyi uyabilenler daha çok üreme şansına sahip olur ve diğerleri popülasyonda seyrekleşir. Buna da doğal seleksiyon denir.
Buna göre maymunlar insanların tersinimi sonucu hiç bir şekilde oluşamazlar. Çünkü elimizdeki fosiller maymunların insanlardan çok daha önce varolduğunu göstermektedir. Ama en önemlisi şudur:
Şempanzenin ayrık olan 2A ve 2B kromozomlarının birleşip insan kromozomu olmasının önünde bir engel yoktur. Bu bilinen kromozom kaynaması olayıdır. Ki buna uygun şekilde, insan 2. kromozomunun ortasında, normalde kromozomların uçlarında olan telomerler bulunur.
Fakat insan 2. kromozomunun ayrılıp iki parça olarak iki ayrı kromozoma dönmesi mümkün değildir. Bunu sağlayacak hiç bir mekanizma yoktur.
Görüldüğü gibi, eğer tersinim denen saçmalık geçerli olsaydı bile, arı ırkın şempanze, bozulmuş ırkında insan olması gerekirdi.
hayal aleminde yaşayan hüdai efendi, çıkıp bunun somut kanıtları olduğunu iddia ediyor ki, evlere şenliktir. Sabırsızlıklar bu soytarılığı bekliyoruz kendilerinden, neymiş bu somut kanıtlar?

H- Sayın misafir, elinize sağlık ama bence bu düzeyde bir değer vermeyin Hüdai hazretleri ve benzerlerine.
Çünkü bu zat-ı muhterem henüz "bilimsel" kelimesinin ne anlama geldiğini dahi bilmemektedir.Onun gözünde birşeyi bilimsel yapan şey "kesin doğruluk" , "kesin kanıtlar" veya "mutlak bilgidir". Sahip olduğu AYETÇİ zihniyetle birebir örtüşen, bu bakımdan soru işaretlerinden çok ünlem işareti kullanmayı seven, ve herşeyin hazırını tek bir cümle ve önerme içinde duymak ateşiyle yanıp tutuşan (örn; ol dedi ve oldu) bir bağımlılık modeli de zaten böyle bir duyarlılık gerektirir.
Oysa bilimsel olan şeyin "mutlaklık", bilimsel bir önermenin ise "mutlak doğru" olduğunu zannetmek zaten kendi başına devasa bir tersinmişliktir ve ne zaman ki herhangi bir bilimsel teorinin geçersizliği ortaya çıksa daha o an büyük bir iştahla düzenlenen pek çok enteresan şenliğin (bakın bilim yanıldı, hani diyordunuz ya bilim bilim diye, aha işte yanıldı, vallahi de yanıldı billahi de yanıldı, hem siz daha aldanın, tee, tee, teeevv ) bilinç arkasında yatan dürtü de aslında böyle bir ayet-el kürsi (yani "yanılmazlık") beklentisidir. Hatta bazıları daha da ileri gidip, "bilimin çaresizliği karşısında midelerinin bulandığını" dahi dile getirebilirler, sitemizde de örnekleri vardır, ben buna kendimce "ayet tipi bağımlılık zemininde gelişen yoksunluk sendromu diyorum. (Örn kişiye ayet verince klinik bir anda düzelir ve bulantı geçer, deney ve gözleme açıktır, çift kör plasebo çalışması bile yapılabilir. )
E ne yapalım yani, ellibin farklı atraksiyonla sahne alıp yıldızlardan tavuk yumurtasındaki DNA'ya kadar parmak atan bir şarlatana "bilimsel" kelimesinin aslen ne anlama geldiğini mi anlatalım? Peki değer mi? Ya da gerekli mi? Deney nedir, gözlem nedir, deney ve gözleme doğru veya dolaylı olarak açık olmak nedir, hipotez nedir, kurabilmek için nasıl parametreler ve olgu dizileri gerektirir, amca kime denir, babanın kız kardeşine ne denir, görümceyle kastedilen kimdir, falan, filan, fişman, pişman...
[[ Ne demiştik Circulus Vitiosus için; ispat edilmesi gereken şeyi bir kanıt olarak kabul etmek suretiyle muhakeme yürütülmesinden doğan mantık hataları.
Tanrı'nın varlığını ispat edeceğim derken, ispat edilmesi gereken şeyi (yani tanrıyı) bir kanıt olarak kabul ederek muhakeme yürütüldüğünde olan şey budur işte. Kısır döngü denilmesi boşuna değildir. ]]

I - Sen Darwin'in söylediklerini de bi ayet gibi anlayıp yorumlamaya devam et Hüdai aleyhissalam.

İ- Bilimsel yöntemin ruhunu, sürekli kendini yadsıyıp yenileyen dinamiklerini ve tarih içinde yükselttiği her basmağı bir "ayet" gibi görme ve değerlendirme noktasında sahip olduğunuz bu çarpık anlayış çok keyifli olmalı sizler için. "Bakın bakın, o da yanlış söylemiş, bakın gördünüz mü şu da yanlışmış, heüheüe, yaratıldık işte yaratıldık" hüsnü şenliğiyle özetlenebilecek olan bu sirk yeni Thomas'çılığın bir gereğidir şüphesiz. (Sen bilmezsin ama bi google yap istersen)

J- Doğa bilimlerinin ve pek çok bilimsel tespitin (bilimsel demek "doğru" demek değildir bu arada, sen daha bundan bile habersizsin) idealist zeminde tahrifi ile yol almaya çalışmanın sadece sana özgü olduğunu mu düşünüyorsun Hüdai? Ya da bişeyler yazıp içinde foton, siklon, uzay zaman, ışık hızı, ara form ya da Drake denklemi gibi terimler kullanmakla bilimsel olunabileceğini mi sanıyorsun yoksa?

K - Hem nedir bu acelen, hırsın ve sabırsızlığın? Yok tersinim bir anda önce yayılmalıymış da herkes öğrenmeliymiş saplantısı filan? Einstein genel göreliliği, Gamow'un arkadaşları ise büyük patlamayı yayınladıklarında bile böyle bi görgüsüzlük sergilemediydiler yahu, nedir sendeki bu heyecan ve "aman ha herkes bilmeli, duymayan kalmamalı, beş olmadı on, on olmadı onbeşerli desteler halinde ve bilmem kaç yüz gazete aracılığıyla hemen duyurulmalı" diyerekten kutsadığın binbir çeşit yarmalığın sebebi?

L- Almışsın hedef tahtasının ortasına evrim diye birşeyi, işin gücün orası yanlış burası çirkin, efenim şurası da osuruktan teyyare zaten, e berisi aptal alim, kıçı açık başı kırık.. Nedir bu kardeşim, bu nası bir densizlik ve serbestidir böyle, ne bilimi ulan Hüdo, senin asıl derdin cihat etmek, Muhammet aşkına şeytanla savaşmak, hiç anlaşılmıyor mu sanıyorsun? Bilim insanları böyle mi eleştirip kurcalıyorlar zannediyorsun farklı teorem ve fikirleri, nesin ulan sen, bu ne estetiksizliktir? Bilim bilim diye çiçek açacak oranda buranda, eee, sonra? Bilmem kaç yüz milyon yıl önceydi ve ilk dinazor kafilesi gökten zembille yeryüzüne indirildi, bu mu yani?? Terbiyesiz adam, haddini bil önce, köy kahvesi mi burası?

M - Ben uzun makalaler içinde soruma cevap aramak istemiyorum. Basit sorular soruyorum basit cevaplar arıyorum. Evren oluştuğunda sadece H2 (Hidrojen) atomları vardı. Sonra yıldızlar sayesinde bunlar daha büyük atomlara dönüştüler. Gezegenlerde bu atomlar kimyasal reaksiyonlarla molekülleri oluşturdular. Bu moleküller zamanla daha büyük molekülleri hatta DNA gibi devasa organik molekülleri oluşturdular. Bunlar hiç te tersinir değil, basitten karmaşığa doğru ilerledi. Oysa sizin teoriniz, tam tersini iddia etme çabası içinde. Önce her şey karmaşık ve kompleks yaratıldı, git gide basite (sadeye) doğru gidiyor diyorsunuz.

N - Bu yorumları okuyup okumadığınızı bilmiyorum, sadece yazı ekleyip reklam derdinde olmadığınızı umarak bir kaç soru sormak istiyorum.

1- Atomlar eskir mi?
2- Tersinim teorisinin tıp alanında uygulamaları neler olabilir?
3- İnsan ve Maymun'un bir birine üstünlüklerini kıyaslarken baz aldıklarınız sadece akıl mı? (Mesela sizin teorinize göre insan, ağaçlarda zıplama özelliğini kaybetmiş veya onu soğuğa karşı koruyan kıllarını kaybetmiş maymun olabilir mi? (yani tersinmiş))
4- Teorinizi destekleyen deney yaptınız mı? Bunlar nelerdir?
5- Doğayı gözlemleyerek (evrim teorisi hakkında yazıları değil) elde ettiğiniz kanıtları yazabilir misiniz?
6- Sizce araform ne demektir?
7- Bakterilerin, virüslerin, böceklerin, memelilerin bağışıklık geliştirmesi hakkında tersinim teorisi ne der?

O - Araştırmacı gazetecelik yaparak fizik veya biyoloji uzmanı olunabilir mi? Ezberlenmiş metinleri tefrika tefrika yayınlamak dışında birşey yapılabilir mi? Şimdi soruyorum ben; mesela bu arkadaşın tıp fakültesi birinci sınıf dersi olan tıbbi biyoloji ve genetik finalinden, ya da ikinci sınıf mikrobiloji vizelerinden geçer not alabileceğini düşünen var mı? (Biyoloji fakültelerini ve moleküler biyoloji gibi branşları hiç saymıyorum bile)
Eee? Yani konu bağlamında en temel düzeyde bir yeterliliği dahi bulunmayan ve muhtemelen hiçbir labaratuvar deneyimi olmayan birisinin "bilimsel makale" şartlatanlığı karşısında ne beklenebilir ki, sen bi de cevap bekliyorsun?
Evrim üzerine konuşmak veya eleştirel bakış sahip olmak için akademik kariyer şart değildir elbette. (Örn. biz de burda fizik, kuantum, sosyal bilimler vs. gibi konularda uzman olmadığımız halde fikir beyan ediyoruz arasıra, ama böyle mi, yani böyle bir densizlik ve kesinlikte mi?.) Oysa Hüdai Çakmak hazretleri ne yapıyor? "Yazar" kimliği altında sakladığı şey her ne ise bunu sınır tanımaz bir buyurganlık ve son derece ideolojik/dogmatik bir bakış açısıyla birleştirip bi de üstüne uzman/bilirkişi/bilimadamı rolüne soyunuyor. Ve bunu da tıpkı Prof. Dr. İzzet Duyar'ın açıkca belirttiği gibi kendisi bilim yaparak değil, bilakis bilimin "kırıntıları" üzerinden yapıyor.
Tüm bu sirki ve içler acısı durumu açıklayacak şey sadece büyüklük kompleksi veya bir takım politik nedenler olabilir. Bence Hüdai çakmak daha fazla havuç yemeli.

P- Şimdi bu Hüdai Çakmak, evrim teorisinin neredeyse birebir aynısının tersini ortaya koyup evrim yoktur demesindeki salaklığı anında kenara atalım.

Düşünmeye bile gerek yok.

Beni meraklandıran böyle bir soytarının bunca salağı nasıl bir araya getirebildiği...

Biraz dolandım da bu konuda...bulduğum bir alay üfürüğün içinde şu dikkatimi çekti:

Darwin'e göre canlılar hayatları boyunca müthiş bir yaşam mücadelesi içindedirler. Güçlü olanlar yaşar, güçsüz olanlar ise elemine edilir, hayat sahnesinden silinirler.

Örneğin aslanlar tarafından tehdit edilen bir geyik sürüsünde zayıf ya da hastalıklı olanlar (hızlı kaçamayanlar) yakalanacak, daha hızlı koşabilen sağlıklı ve güçlü geyikler kurtulacak, dolaysıyla hayatta kalacaklardır. Böylece zayıflar elenecek, hızlı ve güçlü olanlar yaşamlarını devam edecek, geyik sürüsü hızlı, güçlü ve sağlıklı bireylerden oluşacak; bu bireyler hızlarını, güçlerini ve sağlıklarını diğer nesillere aktarma fırsatı bulduklarından daha gelişkin (evrimleşmiş) geyik sürüsü ortaya çıkacaktır.
Burada yakalama işi avcının geyik sürüsü içindeki zayıfları, güçsüzleri, sağlıklarını kaybedenleri diğerlerinden ayırabildiği şeklindedir. Diğer ifade ile avcılar zayıf ve hastalıklı olanları diğerlerinden ayırabilmekte, bunları avlayarak sürünün sağlıklı ve güçlü bireylerden oluşmasını sağlamakta, bu yolla doğal seleksiyonu gerçekleştirmektedirler.

Bir avcı av sürüsünün içindeki zayıf ya da hastalıklı olanları sağlıklı ve güçlü olanlardan ayırabilir mi? Bu soruya vereceğimiz cevap evettir ve doğal bir melekenin sonucudur. Bu meleke hızlı koşma, keskin dişler, sivri pençeler ve bunlara uygun vücut yapısı gibi avcılara verilmiş avını daha kolay yakalamasına sağlayan özelliklerden sadece birisidir.

Böyle bir özelliğin veriliş amacının nedeni de basittir. Böyle bir özellik sayesinde avcılar yaralı, hasta ya da zayıf bireyleri seçip üzerlerine odaklanarak daha kolay avlanmaktadırlar. Şüphesiz ki hızlı kaçamayanları hızlı kaçanlara göre avlamak daha kolaydır. Bu derece basit bir gerçeği allayıp pullayarak evrimin en güçlü mekanizmalarından biri olarak göstermek son derece ilginçtir.

Yukarıda verilen örneği göz önüne aldığımızda avcı tarafından avın seçilerek yani doğal seleksiyon sonucu yakalanmasından çok; hızlı kaçamayan hastalıklı ve zayıfların yakalanıyor olması daha mantıklı ve doğal değil midir?

Şimdi bu dediğine bakılırsa, olması gereken, büyük kedigiller geyikleri yakalayamaması lazım. Yakaladıkları ya hasta ya da sorunlu olanlar.

Kilometrelerce öteden koku alma, bir kaçının bunları çevirerek pusu kurması, sessizce yaklaşma kabiliyetleri ve sıfırdan belirli bir hıza varma konusunda üstünlüklerini saymaz isek bu adamın osuruktan teyyare zırvalarına inanmaktan başka çareniz olmayacaktır.

Doğal seleksiyon ile doğada varlık sürdürmeyi bu şekilde açıklayan birisi olsa olsa bir soytarıdır.

Yazık!

R - Hüdai amcanın protein ve aminoasitler hakkında yorumundan. (Ekşi sözlükten)
-----------------------

"gerçekten çok ilginç. bu yazıyı yazan aminoasitler, proteinler daha da önemli bakterileri bilmiyor anlaşılan [once yazilan bir yaziya elestiri girisi, kendisinin proteinler hakkinda ne bildigine bir bakalim].
izin verirse protein konusunda biraz bilgi verip ufkunu açalım [lutfen]
proteinlerin temel taşı aminoasitlerdir [heh en azindan bu dogru]. proteinlerde aminoasit sayıları farklıdır [cok iyi gidiyor]. normal bir proteinde beş yüze yakın aminoasit bulunur [ehh iste].
bir proteinin yapısı [burada bir proteinin kristal yapisinin resmi var orijinal yazida]

doğada bulunan üç yüz çeşit, her çeşidin sol ve sağ elli olmak üzere iki farklı yapılısı vardır [ohaa. dogada 300 cesit amino asit mi varmis, naptin hudai amca, nasil uydurdun 300 amino asiti, cok iyi gidiyordun halbuki]. aminoasitlerden yalnız yirmi beş çeşidinin sol ellileri proteinlerin oluşumunda kullanılır [sol elli diye ifade ettigi l-amino asitlerin 25 tane oldugunu iddia etmekte ama aslinda proteojenik olarak bilinen 22 tane l-amino asit vardir[1]]

bir proteinde yirmi beş çeşit aminoasitten (sol elli olma kaydıyla) yalnız biri kullanılır [cok fena batirdin ama simdi. proteinde 25 amino asitten yalniz biri mi kullanilir? bu ne anlamsiz bir ifade]. dizime yanlış bir aminoasit girmesi proteini bozar [bu da dunyanin gunesin yorungesinden bir milimetre kaymasi iklimleri acaip degistirir geyiginin uzantisi olsa gerek. olmuyor efendim merak etmeyin, tek bir aminoasitin degisikligi illa da yapiyi bozacak diye birsey yok. aktif bolge disinda kalan aminoasitleri degistirmeniz durumunda yapiyi bozmama olasiliginiz oldukca yuksek. yani oyle bir yanlis aminoasit proteini bozar diye birsey yok]
dizime giren aminoasitler peptid bağı denen özel bir bağla bağlanmak zorundadırlar aksi halde protein oluşmaz [ooo peptit bagini biliyormus].
bir protein oluşması için bütün bu seçim ve oluşumlar rastlantılarla meydana gelecektir.
içinizde logaritma bilen varsa rastlantılarla oluşum yüzdesini hesaplayıversin [logaritma ne alaka???? olasilik olmasin o sakin].
devam edeceğiz [lutfen devam ediniz, oldukca ufuk acici(!) ve eglendirici].

-----------

Koyu kısımlar Hüdai'nin değil elbette.
Alıntı ile Cevapla
 

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Bir Saçmalık Abidesi: Ülkücü Yemini Jolly Jocker Politika 6 14-04-2018 20:52
Diyanet İşleri. değiştirilemez denen Kur'an ı değiştiriyor mu? nebukadnezar İslam 36 27-08-2012 22:57
Saçmalık saroz Konu-dışı 30 19-09-2009 20:30
Linklerdeki Saçmalık ! MiNaRe Konu-dışı 4 17-09-2007 19:37

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 17:28 .